Sanat Tarihi Forum

Arkeoloji & Kazıbilim => Arkeolojik Kazılar => Konuyu başlatan: Wolfeye - 20 Kasım 2008, 00:38:02

Başlık: Patara kazıları
Gönderen: Wolfeye - 20 Kasım 2008, 00:38:02
Patara Kazıları 1988 yılından buyana T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Prof. Dr. Fahri IŞIK başkanlığında bilimsel bir ekip tarafından sürdürülmektedir.

Patara Antalya-Muğla il sınırını çizen Eşen Çayı’nın az doğusunda yer almaktadır. Patara; Antalya’nın Kaş İlçesi’ne bağlıdır ve Gelemiş Köyü’nün kendisidir. Kente benzer nitelikte üç devlet yoluyla ulaşılır: Yayla yolu, Antalya-Korkuteli-Söğüt-Fethiye/Kemer ile Antalya-Korkuteli-Elmalı-Sütleğen güzergahını izler; kıyı yolu ise, Antalya-Kemer-Finike-Kaş üzerindendir. Üçü de ortalama 220 km. uzunluğundadır.

KENT HAKKINDA
Patara’nın kentsel oluşumu ve gelişimi konusundaki bilgilerimiz salt yer dokusunda ve yüzeyde gözlemlenebilen mimari kalıntılarla sınırlıdır. Kent büyüktür; Doğucasarı akropol suru ile Alakür sırtındaki batı “suru” arası ve güneyde liman ağzında yükselen Kurşunlutepe ile kuzeyde kente giriş konumundaki Kısık Geçidi arası alan yaklaşık 100 hektar ölçülür. Doğuda Fırnaz Koyu ya da onun kuzey yukarısından geçen antik suyolu Delikkemer’le sonlanan geniş dağlık alandaki hemen her tepe düzlüğünde yapı kalıntıları vardır; Erentepe’deki en yüksek olanıdır, Ksanthos Vadisi’ne egemen konumuyla da gözetleme işlevli bir “karakol” olmalıdır. Gökdere, Makbara, Yalı, Tavas, Muarönü, Muarkürü, Gemicikönü, Gemicik, Kulaksız ve Gürlen’deki kalıntılar, kent merkezinden uzak olmayan çiftlik yerleşimlerinden kalmadır. Merkezi oluşturan geniş alan, sık bitki örtüsü, bataklık ve kum altındadır; bu doğal doku, kentsel dokuyu gizler.

Tepecik Akropolü’ndeki surlar, düzset sekileri ve -biri parçalanmış- iki semerdam lahitli oda mezar ile Doğucasarı surları ve dört kaya mezarı, belki Adatepe kule duvarı dışındaki diğer kalıntılar Roma ve Bizans Dönemi’ndendir; kent, genel mimari dokusuyla tam bir “Romalı” görüntü sergiler. Ve “Romalılık”, bir Likya Birliği ve Likya Eyaleti, olasılıkla da Likya-Pamphylia Eyaleti başkentinde tiyatrosunun Pompeius Tiyatrosu’na, tapınağının ve anıt mezarlarının Roma tapınaklarına, hamamlarının Pompei hamamlarına, Miliarium Lyciae’sinin Augustus’un Miliarium Aureum’una benzetilişine dek işlemiştir. Bu dokunun bir parçası olan kente girişin simgesi Mettius Modestus Onur Takı’nın, Hadrian Granariumu’nun, sütunlu ana caddenin “Romalılığı” da şaşırtmaz. Bu olgu özellikle, “yazı ve dil, kültür ve sanatın kimliğinde belirleyicidir” öngörüsünü de çürütür; çünkü bir “imparatorluk” olmanın gereği Roma, yazılan yazıya ve konuşulan dile karışmamıştır. Hellence ve Latince çiftdilli yazıtların varlığı, Patara’nın “eyalet başkenti” olmasının bir gereğidir.

Patara’yı, Ksanthos Irmağı’nın getirdiği alüvyonlarla 15000 yıl kadar öncesinden başlayarak oluşan ve giderek genişleyen delta düzlüğü biçimlendirir. E. Öner’in “günümüzden 3000-2000 yıl öncesinde” öngördüğü jeomorfolojik araştırma sonuçları; Likya’nın bereketi olan, yüreği olan Ksanthos Vadisi’nin en geç Tunççağ başlangıcında Letoon çizgisine genişlemesine engel sayılmamalıdır. Çünkü Patara, anılan zamanla örtüşen “Erken Demirçağ ve Romaçağı”nda artık doğudan karaya Fırnaz kıyısı üzerindeki dar bir sırtla bağlı, kuzeyi ve batısı bataklıklarla kuşatılmış, zor geçit veren dağlık bir yarımada ucunda bir koy olmamalıdır. Kuzeyini kuşatan eskinin “Eşen Körfezi” de, kentin doğal kapısı önemindeki Kısık Geçidi çevresine dek dolmuş, vadiyle organik bağ o zamanlar kurulmuş olmalıdır; çünkü bu oluşum, kent kuruluşunda da belirleyicidir.

TUNÇÇAĞ
Kentin doğal dokusundan, kapsadığı geniş alandan ve çok yüz yıl sürmesi beklenen bir kazının daha başlangıcında oluştan kaynaklanan olumsuzluklara karşın kent gelişimini yüzeyden okuyabilmek bir ölçüde olasıdır: Doğucasarı Akropolü’nün zamansal eskiliği, Hitit yazılı kaynaklarından bilinir. Büyük kral IV. Tuthaliya, Lukka seferinin anlatıldığı Yalburt Kaynak Tapınağı orthostatlarına kazılı Luvi hieroglifinde, “Patar Dağı’nın karşısında adaklar adadım, armağanlar verdim, steller diktim, tanrılara (evler) yaptım” derken, o dağın kente, denize ve Ksanthos Vadisi’ne egemen konumdaki Doğucasarı olduğu sanılır. Çünkü “Dağ’a karşı”durduğu yer, batı topuğundaki Patara Limanı’na çok uyar; ve çünkü Patara’da dağ tanrılığına kutsal olan mihraplar, hem de dört örneğiyle, salt orada oyulmuştur kayaya. Yerleşime değgin yoğun izler vermeyişi, buna karşın dar doruk düzlüğüne -belki bir pagan tapınağı üzerine- bir bazilikanın ve bir kilisenin sığdırılışı ancak o “Dağ”ın kutsallıkta gelenek sürüşüyle açıklanabilir. Patara geç zamanlarında o “Dağ”ın eteğinde ve topuğunda kentleşir ve  Hesychios, Patara’nın “hem dağ ve de kent olduğunu” yazar.
Tepecik Akropolü’nün zamansal eskiliği öncelikle konumundan bilinir; yerleşimin kentleşmesini borçlu olduğu Likya’nın ana limanı kıyısından bir “höyük” biçiminde yükselişinden. Çünkü halicin kuzeyden, batıda yarımada ve kuzey doğuda Tepecik topuğu arasına dar bir geçitle sokularak oluşturduğu İçliman, “liman içinde liman” korunaklığıyla hiç kuşkusuz ilk Pataralı’nın da sığınağı olmuştur. Tepe sırtının halice inen batı aşağısında az bir dilimiyle korunabilmiş olan savunma duvarının Hattuşa surlarına benzeyişi ve batı eteğinde bir denek kazısıyla kayalık taban üzerinde ele geçen birkaç çömlek parçasının Orta Tunççağ özellikleri içermesi de Tepecik’te “ilk yerleşimin” arkeolojik kanıtlarıdır; doğu etekte yapılan gömüt kazıları sırasında son kültür katmanından gelen bir taş balta ise, gene Demirçağ öncesi bir zamanın kanıtıdır. Likya kıyılarında seyreden her geminin kesin uğrak yeri olarak Patara, öngörülen Tepecik kazılarıyla bu çağda Ege ve Akdeniz’de yaşanan Doğu-Batı ilişkilerine ve Anadolu bağlamında tartışılan Lukka-Likya aynılığına, beklenen çift dilli yazıtlarla da Likçe’nin çözümüne değgin sorunları çözebilecek önemdedir.  

GEOMETRİK'TEN KLASİĞ'E DEMİRÇAĞ
Tepecik Akropolü’nde Erken Demirçağ, gene doğu nekropolünde açılan gömütlerin kaya tabanında ele geçen yamaçtan akma çömlek parçaları arasında birkaçının “Protogeometrik çember” örgeleriyle başlar. Onun zamansal sürekliliği, yüzeyden derleme pişmiştoprak malzemenin İÖ. 7. yüzyıldan başlayan biçim ve biçeminde tepenin güney topuğunda az bir yeriyle korunabilen çokgen biçimli düzgün taşlardan oluşan surun Geç Arkaik-Erken Klasik evreye, tepe düzlüğünün kuzey kenarını doğuya doğru sınırlayan dikdörtgen biçimli ve çerçeveli taşlardan oluşan surun da Geç-Klasik-Erken Hellenistik evreye özgü örgüsünde; kuzey yamaçtaki kaya gömütü ile güneydoğu topuktaki semerdam lahitli iki oda gömütün varlığında izlenir. Tepecik Akropolunun hemen ortasında yer alan yapı kompleksinin güneyinde konumlanan sarnıcın içerisinden gün ışığına çıkartılan seramiklerin, sarnıcın mimari formuyla çağdaş olarak Geç Klasik Döneme ait olmaları da bunu pekiştirir. Ayrıca bu tarz Klasik Dönem yapıların varlığı, Akropolün güney yamacından da bilinmektedir. Başkaları, Luvi-Lukka sanatının niceliği de dahil, artık başlamayı düşündüğümüz kazıları bekler. Bir başka beklenen, Klasikçağ yerleşiminin salt Tepecik’le sınırlı kalmış olamayacağıdır. Çünkü bu tepenin kuzey, özellikle de doğu yamaçları kayalık dokusuyla yerleşime olanak vermez, genelde gömütlere ayrılmıştır; güney ve batı yamaçlar ise Likya’da “ana liman” ve Ege’de “Apollon Önbilicilik Ocağı” önemindeki bir kent yerleşimi için çok dardır; oralara sığmaz. Varlığını Herodot’tan (I,182) bildiğimiz Apollon Tapınağı belki Tepecik’in kuzey topuğunda, Kaynak Kilisesi’nin altındadır. İç liman’ı her yandan kuşatan alanın bütününde, Tepecik’in batı ve güney topuğundan yarımada ucuna uzanan düzlük üzerinde de, salt limana ilişkin bir yapılaşma aranmamalıdır. Onun yay biçimli güney kıyısına kurulan Ortaçağ Kalesi içindeki “Kadın”- Kilisesi’nin üzerine oturduğu, tabanı mozaikli bir Romaçağı villası ve kale arkasında yüzeyden derlediğimiz Arkaikçağ çömlek parçaları bu öngörüyü belgeler; bunu Klasik bir surun sürekliliği içinde belgelemek ise şimdilik mümkün değildir.
Başlık: Ynt: Patara kazıları
Gönderen: Wolfeye - 21 Kasım 2008, 21:59:40
HELLENİSTİK DÖNEM
Klasik Patara için mümkün olmayan, görkemli bir surla Hellenistik kent için mümkündür. Doğucasarı doruğunda genişliği 3,50 m’yi bulabilen güçlü bir yapıdadır; nitelikli işçiliği ve örgü tekniğiyle Priene surlarını anımsatır, bu nedenle de Geç Klasik’ten önceye tarihlenemez. Patara’nın İÖ. 3. yüzyıl başlarında Ptolemaios’larla Likya’nın önder kenti konumuna geçmesiyle eşzaman olmalıdır; İskender öncesinde, özellikle de ara zamandaki kargaşa dönemi sırasında, örülmüş olması çok zordur. Çünkü kuzeyden bir yay çizerek Tak’ın oralarda Tepecik suruna birleşmesi; M. Kunze’nin saptamalarına göre güneyde, yer yer ve çok az korunabilmişlikle zor izlenebilen çapraz bir açılımla, belki tiyatronun arkasından Kurşunlutepe’yi aşması uzun bir yoldur. Simgelediği güce koşut bir büyük kral desteği gerekir ve Ptolemaios’un, karısı ve kızkardeşi Arsinoe’nin adını verdiği bu liman kentini nasıl önemsediği ve cömertçe imar ettiği, Strabon’dan (XIV, 666) bilinir. Geçmişte kazanılan bu ayrıcalığı gereğidir ki Livius (XXXVII, 15) Patara’yı, İÖ. 2. yüzyılın hemen başlarında, kentin Seleukos’lara el değiştirmesinden az zaman sonrasında, Likya’nın “caput gentis”i diye yüceltir. Ve geçmişten gelen bu önemi gereği Patara’nın, Likya’nın Rhodos’a karşı bağımsızlığını, Roma’ya karşı özerkliğini kazandığı İÖ. 167 yılıyla birlikte Likya Birliği’nin başkentliği onuruyla onurlandırılmış olması şaşırtmaz.

Güney-kuzey doğrultusunda Kurşunlutepe-Tepecik ile doğudan batıya Doğucasarı etekleri-haliç arası alana yayılan kent merkezinde Hellenistik Patara’dan özgün tek bir yapı yoktur. Tiyatronun Hellenistik kökeni, konumunda ve yalın girişleriyle biçiminde; doğu girişindeki analema duvarına kazılan Tiberius Dönemi yazıtın onarıma ilişkin içeriğinde okunur. Bouleuterion ise en geç, Patara’nın Likya Birliği başkentliğine getirildiği zamanda ve farklı bir biçimde orada olmalıdır. Kurşunlutepe doruğuna oyulan dev boyutlu bir kaya sarnıcının da, G. Bean’in öngördüğü gibi, Hellenistik kökenli olduğu düşünülür. Ptolemaios’ların yüz yıllık gözdesinden ve ardından gelen birlik başkentliğinden devlet anıtlarına değgin başkaları da olmalıdır. Onlar ya Roma kalıntıları altında ya da kum ve toprak altında, bataklık içinde günyüzüne çıkacak zamanı beklemektedirler. Doğucasarı’nın batı yamacında kent odağına ve halice bakan yamaç evler Hellenistik Dönem’de oradaydı ki tapulu tarla olarak kazılamayan, ekilerek ve sulanarak büyük tahrip gören o alanda rastlantıyla yüzeyden toplanabilen buluntular arasında, örneğin, mermerden küçük bir Ptolemaios başı da vardı. Ve bu “müstesna” buluntu tek başına, villalardan beklenenlerin niteliği ve niceliğinin bir habercisidir.

ROMA DÖNEMİ
Miliarum Lyciae, özgür Likya’nın İS. 43 yılında Claudius’la bir Roma eyaletine dönüştürüldüğünü ve yeni yönetsel yapılanmayla görevli ilk Genel Vali’nin Quintus Veranius olduğunu yazar. Likya’nın üçbir yanına dağılan yollar Patara’dan başlar. Anıt, İçliman’ın güneydoğusunda ve devşirildiği yere yakın, limanı gören bir meydana dikilmiş olmalıydı; ve burada varlığıyla artık kesindir ki, Patara birlik başkentliği yanısıra yeni eyaletin de başkentidir; büyük olasılıkla İS. 74 yılında Vespasian’la Likya ile Pamphylia birleştirildiğinde, çifte eyaletin de başkenti olmuştur.

Ve halicin doğu yakasında Hellenistik Dönem’den “miras kalan” bir alan, Doğuyaka, yerleşime dar gelmiş; kent, Batıyaka’ya genişlemiştir. Hadrian ve Sabina’nın adlarını taşıyan granarium tek başına, buranın ticaret amaçlı kuruluşuna ışık tutarken; bu işlev “granariumun gerisinde büyük bir alanı çevreleyen ve etrafı dükkan şeklinde bölmeleri seçilebilen yapı kalıntılarıyla”, C. Bayburtluoğlu’na göre, “kuvvetle muhtemeldir ki ortada büyük bir meydan oluşturan agora kalıntısıyla”, belgelenmiştir. Patara’nın Roma tapınağı benzeri on kadar tapınak gömüt arasında en görkemlisinin pseudoperipteros planıyla granariumun hemen kuzey yanında konumlanabilmesi, Batıyaka’nın diriler ve ölüler dünyası için ortak öneminin de bir ölçütüdür. Arkalarda küçük boyutlu başka anıt gömütler de vardır ve nekropol, biçimde farklı zengin mezar tiplemeleriyle kıyı boyu Gelemiş’e doğru uzar, halici kuzeyden dolanarak doğuda Köklük ve Günlük’dekilere birleşir. Alakür sırtındaki, çoğu Aslanlı Tapınak Gömütü gibi 1986 yılında kooperatifler için açılan “kumsal yolu !” uğruna temelden yok edilen, yoğun yapı kalıntıları ile haliç arasında nasıl bir mimari doku vardı, doğal örtüsü içinde izleyebilmek olası değildir. Bütünlenebilir duvar dizgileri az olsa da, taşlık dokusu ve tatlı bir eğimle yükselen yamaçta sıkça oluşan düzlükler, burada Roma zamanında -seyrek de olsa- bir yerleşim beklentisini güçlendirir. Batıyaka’da doğuda liman kıyısı ile batıda Alakür sırtı yoğun bir yapılaşma gösterirken; arada kalan, yapılaşmaya uygun geniş bir alanın “boş” bırakılmış olmasını düşünebilmek zordur. Çünkü bu alan ayrıca, sırtta salt kuzey-güney yönünde gözlemlenebilen “1,50 m. kalınlığındaki bir sur döşemiyle” sanki koruma altındadır. Alakür sırtının Ksanthos Vadisi’ne açılan batı kenarında ve “sur”un dışında, düzset duvarları ve üzerindeki geniş düzlüğüyle somut izler veren kalıntı, Doğucasarı’nın güney yamacındakine benzer dokusuyla da bir yoldur; batı yakayı doğrudan Ksanthos Vadisi’ne bağlayan, arabalar için yapılmış bir “ticaret yolu” olmalıdır.

Roma kentinin sınırını doğu yakada Hellenistikçağ suru çizer ve Romaçağı kent dokusu Hellenistik dokuyla örtüşür; erken dönem yapılarından iz bulunmaması belli ki bundandır da. Devlet yapılarının çoğunlukla konumlandığı kent merkezine ve korunaklı İçliman’a sahiplikle burası hiç kuşkusuz Hellenistik zamandan miras kalan kent yaşamında belirleyici önemini sürdürmektedir. Batıda tiyatro ve Likya Meclisi, kuzeyde Vespasian Hamamı ile sınırlanan ve de hamamın batısındaki Güney Kapı’yla limandan gelen ana caddeye açılan geniş düzlük, Devlet Agorası olmaya çok uyar; çünkü Güney Kapı’nın konumu Efes Agora Kapısı’nı çağrıştırır. Dört hamam, üç stoa, antik kaynaklarca bildirilen sekizden günümüze kalabilen tek tapınak, Hurmalık caddeleri, Miliarium Lyciae, Marciana ve Anassa tapınak mezarları, Mettius Modestus Onur Takı, belki “Leto Hurmalığı” kent merkezinde ayakta kalabilen ya da kazıyla günyüzüne çıkarılan ya da yazıtlarıyla bilinen diğer önemli Romaçağı kalıntılarıdır. Ortaçağ Suru arkasındaki alanda, Korinth Tapınağı’nın güneyinde, büyük orthostatlar ve mimari bezeklerle göze çarpan büyük kalıntının bir tapınak olma olasılığı çoktur; surun batı ucunun güneyinde halice uzanan burun üzerinde  de, sonradan bir kiliseye dönüştürülmüş olan bir tapınağın varlığı kesindir. Ortaçağ suru içindeki “Kadın”-Kilisesi’nin Roma zamanından nitelikli bir mozaik taban üzerine oturması, ele geçen yüzey buluntularıyla bir arada, bu alanın en geç Klasik Dönem’den beri yerleşim amaçlı olarak kullanıldığını düşündürür; çünkü Roma’nın Doğucasarı eteğindeki yamaç evleri de erkenleriyle örtüşmektedir. Tepecik’in batı topuğundaki Liman Bazilikası ile kuzey topuğundaki Kaynak Kilisesi, biri büyük olasılıkla önbilicilik işlevli, erken tapınaklar üzerine oturmuşlardır. İzlenebilir korunmuşlukta olan ve onarılarak yeniden kullanılan Hellenistik kökenli Doğucasarı kuzey suru, beylerinden kopmama geleneğinin bir gereği olarak iki tapınak gömütle bir sunak gömüt dışında, Roma Dönemi’nden her türden gömüt yapısını da dışarıda bırakır.

Patara, Roma Dönemi’nde salt batıya değil, kuzeyde de genişler; adı şimdilerde “Bodrum” olan tepe düzlüğüne. Karşılıklı duran ve güneydeki ev biçimli olan iki tapınak gömüt ve üzeri yanyana çift lahitli bir oda gömütle görselleşen bu düzlükte yerleşim de olmalıdır; değilse düzlüğün batıda kalın bir surla korunma gerekliliğini anlayabilmek zorlaşır. Tapınak mezarın kuzey ilerisinde büyük oranda sağlam kalabilen bir zeytinyağı işliği, alanın çiftlik yerleşimini usa getirir. Doğusunda, İbri Köprüsü’nün de konumlandığı su yolu vardır. Özellikle güney ve batı yamaçlarda yoğunlaşan, kullanımı uzun süreli yer altı oda gömütler, Geç Hellenistik aileleri Erken Roma nesliyle birleştirir. Tepenin halice inen batı yamacında iki kaya gömütü ve topuğunda Roma tapınağı benzeri anıtsal üç tapınak gömüt bulunur. Kent merkezini güneyde sınırlayan Kurşunlutepe üzerinde de muhteşem konumu ve mimarisiyle bir tapınak gömüt daha ayaktadır; tepenin liman ağzına bakan batı yamacı da nekropoldür.
 
BİZANS (DOĞU ROMA) DÖNEMİ
Kentin, başkentliği sürdürdüğü  İS. 4. yüzyılda Hıristiyanlığın başlangıcındaki önemi üç büyük din adamının kimliğinde okunur: 325’teki İznik Konzili’nde Likya’nın tek imza yetkilisi olan Piskopos Eudemos’un, 381’deki Konstantinopel Konsüli’ne katılan II. Eudemos’un ve de erdemli öğretisiyle 1700 yıl boyu tüm insanlığı “baba” sevecenliğiyle kucaklayan, onlara umut olan Aziz Nikolaus’un kimliğinde. Şimdilik yüzeyden bilinen dört bazilika ve sekiz kilise, İS. 500 dolaylarından 15. yüzyıl içlerine dek uzanan bir zamanda Patara’nın yeni bir dine inanıldığında da limanıyla süren öneminin somut bir resmini çizer. Doğu kentte Kısık’tan denize ve Doğucasarı’dan halice, basılan ve kazılan her bucakta Bizans izine rastlanması bu nedenle de şaşırtmaz; acıdır ki “Altınçağ”ın uğradığı çok büyük tahribat da şaşırtmaz. Tapınakların üzerine bazilika ve kiliselerin yapılmış olması, kutsallığın gelenekselleşmesi nedeniyle beklenir; belki stoa dükkanlarının konuta dönüşmesi de beklenir. Beklenmeyen, Tepecik Doğu Nekropolü’nün bile sanki yerleşime açılmasıdır ve kendi ölüsünü kentin her yerine gömmesidir. Batıyaka’da Bizans Çağı tahribatı yoktur, çünkü halicin ötesine geçilmemiştir. Binlerce kamyon dolusu kumun altından günışığına çıkartılan deniz fenerinin deprem sonucu yıkıldığı şekilde ele geçmesi, bu durumun en güzel kanıtlarındandır.  
      
Çünkü Patara’da asıl yıkım, ilk zorunlu küçültme eyleminde kent merkezinin ortasından geçirilen sur ile başlar; Erken Bizans Suru’yla: Batıda haliç surundan çıkar, oturma sıralarını bile kullandığı Likya Meclisi’yle bütünleşerek ve tiyatroyu dışta bırakarak kuzeye iner ve gene bloklarıyla örüldüğü Güney Kapı’yaaz kala doğuya döner, az ileride Vespasian Hamamı’nın güney ve doğu duvarlarıyla birleşir tekrar kuzeye yönelir; Marcia Tapınak Gömütü, Miliarium Lyciae gibi çevresinde bulunan tüm anıtların devşirme malzemesiyle örüldükten sonra Hurmalık’a az kala batıya dirseklenir, Korinth Tapınağı’nın az ötesinde İçliman’ı Opramoas Stoası ile birlikte güneyden ve yarımada kıyısında batıdan dolanarak tekrar haliç suruna karışır. İçerdiği her türden sayısız nitelikli malzeme; sütunlar, yontular, sunaklar, steller, arşitrav ve friz parçaları, bu duvarın Patara’ya ödettiği bedelin ağır blançosunu verir. “İS. geç 5. yüzyıl ya da 6. yüzyılın 2. çeyreğinde yapılan iki bazilika, sur kuşağının dışında konumlandığına göre” bu yıkım eyleminin İS. 6. yüzyıldan önce gerçekleşmiş olması zordur. Limanı ve başkentliğiyle benzer dokuda ve önemdeki bir Efes yerleşiminde yaşandığı gibi, savunma zorluğu nedeniyle kenti küçültme zorunluluğu Arap akınlarının acımasızlığından ve sürekliliğinden kaynaklanmış olmalıdır ve duvar İS. 7. yüzyıl içinde örülmüş olmalıdır. Çünkü Likya Araplar’ın özellikle gereksindikleri sedir ormanlarının yurdu olarak ve Patara Likya’nın ana limanı olarak, bu kent, olayın tam da odağındadır. Tepecik’i güney yamaçta ve Bodrum’u tepe düzlüğünde doğu-batı olarak ikiye bölen kalın surlar da ilkel yapılarıyla bu geç zamanı düşündürür. 

Ve Patara daha geç bir zamanda, Ortaçağ’da, ikinci ve son kez küçülerek İçliman’ın güney kıyısında çokgen biçimli dar bir alana çekilir. Kuzey suru içine açılan büyükçe bir kapıyla da, İçliman’ı batıda sınırlayan ve bir dil gibi uzandığı haliç içindeki konumu nedeniyle her dönemde bir surla korunmuş olan yarımada ile bu Geç Bizans kalesi arasında organik bir bağ kurulduğu sanılır. Yarımadayla genişlemiş olsa bile, bir zamanların başkentini sıradan bir “kent” olarak nitelemek bile mümkün değildir; bir liman kasabasıdır artık. Erken Bizans Suru’ndaki gibi nitelikli olmasa da, kullanılan örgü malzemesi gene devşirmedir. Güneydoğu köşesine bir burç gibi Likya’nın en iyi korunmuş dinsel yapısı önemindeki Korinth Tapınağı’nı alan bu Ortaçağ yerleşimi, M. Kunze ve ekibinin kazı ve araştırma sonuçlarına göre, İS. 12. yüzyılda kurulmuş olmalıdır. Küçülme nedeni bu kez salt Arap akınlarından bezginlikle kenti terkediş değil, kentin varlık nedeni olan limanın işlevini giderek yitirmeye başlamasıdır da. Ksanthos Irmağı’nın oluşturduğu kum, halicin ağzını büyük gemilerin geçebilemeyeceği boyutlarda tıkamış olmalıdır. Çünkü sur içindeki en geç buluntular İS. 15. yüzyılı verir ki, bunun anlamı kuruluştan 300 yıl kadar sonra halicin denizle bağlantısının tümden kesildiği ve ”limansız” bir Patara’nın 16. yüzyılda artık yalnızlığa gömüldüğüdür. Olasılıkla İÖ. 3. binyılda liman için kurulan, onunla zenginleşen ve onunla 500 yılı aşkın bir süre Likyalı’ya başkent olma onurunu taşıyan bir kentin, varoluş nedeni ortadan kalkınca yok oluşu da doğaldır.

Ortaçağ hisarı kendi içine kapalı bütünlüğü içinde kendine yetebilecek bir yaşam ortamı oluşturmuştur. Güneyde İçliman’a inen bir kızak yeri, doğuda tapınak önünde üç gözlü ve tonoz örtülü büyük bir sarnıç ve de biri büyük boyutta üç kilise, yüzeyden seçilebilenler arasındadır; Suriçi Büyük Kilise çevresinde olduğu gibi Korinth Tapınağı’nın önü de bir nekropol görüntüsü sergiler. Kunze’nin sözlü deyişine göre kuzeybatıda konumlanan anıtsal kalıntı, M. Kunze’nin yayınlanmayan gözlemlerine göre, bir nympheum olmalıdır. Yarımada gibi burası da bir taş yığıntısı görüntüsü sergiler ki, nicelikleri belirlenemeyenler arasında konutlardan başka yapıların da bulunduğu kesindir. Yarımada’da da, çevresini kuşatan ve İçliman-haliç arasında onu ortadan ikiye bölen, surlardan başka bir sarnıç ve bir de küçük kilise kalıntısı ayırt edilebilmektedir. Yarımada ucundaki burca yaklaşık 10 m uzaklıkta duran ve “sur” gücünde olan duvar kalıntıları, İç liman girişini koruma amaçlı olmalıdır. Çünkü duvarın ötesi, bir tapınağın üzerine oturan Liman Bazilikası ile Tepecik’e birleşir ve bu “sur” kalıntısı, İçliman’ın halice her dönemde salt dar ve korunaklı bir girişle bağlandığını tanıtlar.

Ve belki çok az kent Patara gibi bir Tepecik Akropolü’yle Tunççağ ve Erken Demirçağ’a girer, Doğucasarı surlarıyla Hellenistik ve Roma çağlarına genişler, kentiçi surlarıyla ilkin Erken Bizans’ta, ardından Ortaçağ’da iki kez küçülür; ve çağları yoğunlukla farklı alanlarda ve değişik kalelerde yaşar...
Başlık: Ynt: Patara kazıları
Gönderen: Wolfeye - 21 Kasım 2008, 22:02:13


Tiyatro
Tiyatro, güney uçta denizi perdeleyen Kurşunlutepe’nin rüzgara kapalı kuzey eteğine yaslanmıştır; görkemli görünüşüyle, kent merkezine girenleri uzaktan karşılayan, kendine çeken bir konumdadır. Anadolu’nun büyük tiyatroları arasında sayılabilir; seyirci sayısı beşbinden az değildir; çünkü oturulan geniş yarım yuvarlakta (kavea) görülebilen toplam oturma sırası sayısı 34’tür. 20 sıra, oturma yerini bölen ara geçeneğin (diazoma) alt bölümünde, 14 sıra ise üst kısmında uzanır: Buraya, üst geçenek altında 8 ve üstünde 14 ışınsal merdiven (kerkides) ile çıkılır. İç bölümlerin iyi korunmuşluğunu, oturma yerlerini üst sıralara dek dolduran kum örtüsüne borçludur; özellikle doğu duvarını etkileyen yıkımlar, genelde tepe kayalığına dayanmayan ya da oturmayan yerlerde olmuştur. Avusturyalı araştırmacılar O. Benndorf ve G. Niemann’ın, sahne binasını (scaenae) batı yanakta alınlığıyla ve kuzeye boşluğa uzanan bezemeli bir baştabanla birlikte gösteren 1884 baskılı görüntüleri, yapının bu tarihten sonra büyük bir deprem geçirdiğinin de resmidir.

(http://img530.imageshack.us/my.php?image=tiyatro2031pl4.jpg)


Sahne binası üç katlıdır. 41.50 m uzunluğunda olan ve genişliği 6.50 m ölçülen bu bina, cavea'dan bağımsızdır; zemin kata (hyposcaenae) iki yan kapıyla girilir. İç duvarın önünde uzanan oyunların sergilendiği sahnenin (scaenae frons) altına da yanlardan birer özel kapıyla girilmektedir. Sahne binası ile oturma yeri arasında konumlanan odaktaki yarım yuvarlak tabana (orkestra) ise giriş, sahne yan duvarlarının uzantısı ile oturma yeri ön duvarları (analemma) arasına yapının İS. 147 evresinde sonradan yerleştirilen iki yan kapıdandır; girişlerin üzeri açıktır. Roma tiyatrolarından beklenenin tersine, girşlerde tonoz örtüsü yoktur. Sahne binasının zemin katına tam ortadan bir giriş bulunmaktadır ve bu özelliğiyle Anadolu'daki tektir.

Bu imparatorluk başkenti tiyatrosunun Lykia başkenti Patara için örnekliği, oturma yerinin üst basamağı düzlüğünde eksene oturtulan küçük bir Tiyatro Tapınağı ile de vardır. Korinth Tapınağı’nda olduğu gibi, tek kült odasından oluşur; genişliği 7.60 m, derinliği 9.00 m’dir ve önü dört sütunla vurgulanmıştır. Kazıyla ele geçen kol ve el parçaları, mermer kült yontusunun bir erkeği betimlediğini gösterir. Tapınağın kime adanmış olduğu tam olarak bilinmeketedir (Dionysos, ya da tanrılaşmış bir imparator?)

Tiyatro beş evrelidir. İlk yapılışı Hellenistik Dönem’in bilinmeyen bir zamanından olmalıdır; çünkü mimarisinde Hellenistik ve Roma özellikleri içiçe kaynaşmıştır. Bir tepeye yaslı olması, oturma yeriyle sahne binasının birbirlerinden bağımsız konumlanışı ve odaktaki yarım yuvarlağa girişin tonoz örtüyle örtülmeyişi özellikleriyle Hellenistik geleneği yansıtır. İÖ. 3. yüzyılda Ptolemaioslar Dönemi’nde “Arsinoe” adıyla yaşadığı “Altın Çağ”da yapılmış olması akla yakındır. Sone evresi ise İ.S. 4. yüzyılda, bu, gladyatör oyunları için orkestranın yeniden şeklillendirilişinde kendisini gösterir.

Literatür:
1] F. Işık, Patara. The History and Ruins of the Capital City of Lycian League (2000).

2] H. Engelmann, “Tiberius Claudius Flavianus Eudemus und das Theater von Patara”, bkz.: Anadolu’da Doğdu. Festschrift F. Işık zum 60. Geburtstag, 2004, 293-296.

3] H. S. Alanyalı, "Patara Tiyatrosu": F. Işık, Likya'nın Can Damarı, Bilim ve Gelecek 20, 2005, 64-66.

4] H. S. Alanyalı, "Patara Tiyatrosu 2004 Çalışmaları" Anadolu/Anatolia 29, 2005, 1-12. [/center] [/b]
Başlık: Ynt: Patara kazıları
Gönderen: Wolfeye - 21 Kasım 2008, 22:03:26
Meclis (Bouleuterion)
Yakınçağ tarihçileri ve araştırmacıları tarafından yapısı ve anayasası çağdaş batı yönetimlerine örnek gösterilen Likya Birliği, antik dünyada tektir. Hatta örnek alındığı kabul edilen Akha Birliği yapısından daha demokratik ve moderndir. Bu tezin ilk savunucularından olan Montesquieu, birlik anayasasını “antik dünyanın en mükemmeli” sözleriyle övmüştür. Birliğin antik çağlardaki bu özel konumu, Amerika Birleşik Devletler Anayasası’nın biçimlenişinde Likya Anayasası’nın Hamilton ve Madison tarafından çağdaş bir model olarak algılanmasıyla da pekiştirilmiştir.

Romalı tarihçi Livius, Patara’yı Likya Birliği’nin başkenti ve merkezi olarak tanımlamıştır. Modern tarihçiler tarafından, Patara’nın başkent oluşuyla Likya Birliği’nin kuruluş tarihi kabul edilen İ.Ö. 168/67 yılları, genelde ortak kabul edilir. Bugünkü arkeolojik veriler ışığında, Likya Birliği’nin kuruluşunun daha önceki bir dönemde gerçekleştiği de bilinen bir gerçektir. Patara’da bir meclis binasının olmadığı sanısıyla antik çağ aktarımları, eskiçağ bilimcilerini tam olarak inandıramamıştır. Ancak, 1988’de başlayan Patara kazılarının daha ilk yıllarında, Tiyatro’nun hemen kuzey karşısında ve yönü doğudaki Agora’ya dönük görkemli kalıntının, bir meclis binası olabileceği düşünülmüştür. İlk kez 1996 yılında başlanan kazı çalışmalarıyla ortaya çıkartılan yapı ve önündeki stoada ele geçen çok sayıdaki yazıtlı kaide bu görüşü doğrulamıştır.

Patara Meclis Binası’nda 1996-2006 yılları arasından gerçekleştirilen kazılar amaçlarına yönelik olarak iki farklı grup altında özetlenebilir. 1996-2000 yılları arasında yürütülen çalışmalarla daha çok, yapının güney ve doğu duvarlarının günışığına çıkarılması amaçlanmıştır. Bu esnada güncel yöntemlerle kalıntının mimari planının oluşturulması işlemleri de gerçekleştirilmiştir.
 
2001-2006 yılları arasında ise, yapının iç kısmı dolgu ve akıntı topraktan tamamen temizlenmiştir. Ayrıca yapının duvarlarına ait olan ve depremler nedeniyle içe doğru çöken binlerce taş bloğun çizimi yapılmış ve bunlar numaralandırılarak oluşturulan taş tarlasına taşınmıştır. Meclis Binası’nın iç kısmının tamamen günışığına çıkarılması çalışmaları 2005 yılı kazı sezonu sonunda tamamlanmıştır. Aynı zamanda yapının mimari planı bakımından geçmişini aydınlatan teknik çizimleri de bitirilmiştir. 2006 yılı yazında ise, daha önce yapılan tüm ölçüm ve çizimler yerinde tekrar kontrol edilmiştir. Bu sezonda yapının dış duvarlarının da tamamen ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Ancak bu amacın gerçekleşmesi güney, doğu ve batı yönde mümkün olmuştur. Çünkü yıkılma tehlikesinden dolayı kuzey duvarın kazısının sadece yarısı tamamlanabilmiştir.               

Kazı çalışmaları sonunda yapının dikdörtgen bir temel üzerinde yükseldiği ve batı yönden doğal bir kayayla sınırlandığı anlaşılmıştır. Euthynterie üzerinde yapılan ölçümler esnasında, kuzeydoğu köşe ile güneybatı köşe arasında 39 cm lik bir seviye farkının olduğu tespit edilmiştir. Yapının değişik noktalarında uygulanan ölçüm çalışmaları, euthynterie üzerindeki kod farkının inşa esnasında bilindiği ve bu durumun yapıda kullanılan farklı taş yükseklikleriyle giderildiği gözlemlenmiştir. Batı yönde apsidial bir formla sonlanan Meclis Binası’nın ölçüleri, 42,80 m x 30,60 m dir. Günümüze kadar ulaşan duvarlar içerisinde, kuzeybatı köşe en yüksek olanıdır. Duvarın hemen önünde bulunan ve üst yapıya ait olduğu bilinen iki sıra taş blok yardımıyla, duvarın çatı başlangıcına kadar olan yüksekliği yaklaşık 17 m olarak ölçülür. Yapının inşasında yerel kireçtaşı kullanılmıştır.

Meclis Binası’nın kapasitesi yaklaşık 1400 kişidir. Ana girişleri kuzey ve güney yönlerdedir. Üst oturma sıralarına rahatlıkla ulaşabilmek için, ana girişlerin hemen yanında merdiven çıkışları da bulunur. Doğu yüzden açılan iki küçük giriş kapısı ise, olasılıkla yönetim kadrosu veya özel durumlar için tasarlanmıştır. Yapının tam merkezinde mermer döşeli küçük bir orchestra ve onun hemen önünde bir sahne binası konumlanmıştır.

Sahne binasının önünde, konuşmaların yapıldığı veya oyunların oynandığı ahşap bir platform -pulpitum- bulunur. Oturma sıraları da yerel kireç taşından yapılmış olup yarım daireyi aşan şekilde yerleştirilmiştir. Caveanın merkezi, büyük olasılıkla Meclis Başkanı’nın oturduğu eksedra formlu bir tahtla vurgulanmıştır. uvarlatılmış biçimiyle farklı olan tahtın düzeyi, diğer oturma sıralarından daha yüksek tutulmuştur. Doğu cephe duvarının her iki köşesinde, kuzey ve güney yönlerde bulunan kemerlerden, Meclis Binası’nın agoraya bakan yüzünde bir stoanın varlığı anlaşılır. Yapının aydınlatması, doğu cepheye açılan iki sıra ve kuzey-güney duvarlarda bulunan tek sıra pencerelerle sağlanmıştır. Batı yönde herhangi bir pencere açıklığının varlığı tespit edilememiştir.

Meclis Binası’nın ilk inşa ediliş tarihinin kesin olarak bilinmemesine rağmen, yapının ilk evresini Patara’nın Likya Birliği Başkenti olduğu bir döneme tarihlemek mümkündür. Her ne kadar Meclis Binası’nda ele geçen yazıtlar Roma Dönemi’ne işaret etse de, Patara’nın Hellenistik Dönemde birlik merkezi olduğu yine Patara’da ele geçen diğer yazıtlarla belgelenmiştir.
 
Tarihsel verilerin dışında yapının ilk evresinin, Hellenistik Dönem tarihi konusunda arkeolojik veriler de tespit edilmiştir. Bu veriler arasında kuzey ve batı cephelerde gözlemlenen erken dönem duvar tekniği, yarım daireyi aşan cavea formu ve profil detayları, hem giriş amaçlı kullanılan hem de taşıyıcı özelliği olan kilit taşlı tonoz yapısı örnek gösterilebilir.             

Bunlardan başka batı yönde ve güneybatı köşede yapılan kazılar sonucunda önemli verilere de ulaşılmıştır. Meclis Binası’na güneybatı köşeden birleşen ve batıya doğru ilerleyen geç antik dönem suru, zeminden yaklaşık 1 m yukarıda, harç ve küçük taş parçalarından oluşturulan sıkıştırılmış bir zemin üzerinde yükselmektedir. Bunun hemen altında ise, doğal bir ana kaya bulunmaktadır. Yapının inşası esnasında doğal kayanın doğu yüzü tıraşlanmış ve onun hemen önünde, sağlam bir temel üstünde oluşturulan euthynterie üzerine yapının ilk taş sırası oturtulmuştur. Arada kalan boşluk ise, doğal kayanın yontulması esnasında ortaya çıkan yongalarla doldurulmuştur. Benzer bir durumun varlığı, batı duvarı önünde yapılan kazılarda gözlemlenmiştir. Söz konusu ara dolgu içinde ele geçen ve İ.Ö. 2. yüzyıla tarihli seramik parçaları ve küçük bir terrakotta figür, bu dolgu işleminin ve aynı zamanda Meclis Binası’nın erken evresinin tarihi hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir.

Zaman içerisinde yaşanan politik gelişmelere bağlı olarak yapının mimari biçiminde de zorunlu değişikliklere gidildiği saptanmıştır. Bu değişiklikler ışığında yapıda toplam dört farklı mimari evre tespit edilmiştir. Batı yöndeki apsidial çıkıntıyla bütünleşmiş bugünkü dikdörtgen mimari planın, ilk evrede tasarlandığı ve uygulandığı anlaşılır. Özellikle kuzey ve batı yüzlerde rahatlıkla gözlemlenebilen tek sıralı taş duvar örgüsü bu evrenin karakteristik özelliğidir. Kuzey ve güney ana girişlerde simetrik olarak kullanılan kilit taşlı tonozlar yine yapının ilk evresinde tasarlanmıştı. Bu tonozlardan birer kapıyla doğu cephede yer alan ön odalara girilebildiği gibi, batı yöne doğru uzanan diğer yan tonozlar yardımıyla caveanın üst kısmına kadar da ulaşılabiliyordu. Merkezinin eksedral formlu bir tahtla vurgulandığı caveanın bugünkü formunun, yine birinci evrede planlandığı belgelenmiştir. Kuzeybatı duvarda in situ tespit edilen ve yine yapının erken safhasına ait olduğu bilinen pencere yardımıyla, binanın ilk evreden itibaren bir çatıyla örtüldüğü de anlaşılır.

Patara Meclis Binası (arkada) ve Tiyatro (önde)
İkinci evrede yapının esas planı aynı kalmasına rağmen, mimari formunda büyük değişikliğe gidilmiştir. Bu evrede öncelikle yapının doğusunda yer alan ön odalar kaldırılmış ve bu alana sahne binası ve onun önüne bir pulpitum yerleştirilmiştir. Bununla yapının ilk kez, aynı zamanda Odeion olarak kullanılmaya başlandığı da anlaşılmıştır. Bu amaçla batı yöndeki apsidial yapı uzatılarak kuzey ve güney duvarlarla birleştirilmiş ve böylece cavea yukarı doğru genişletilmiştir. Bu esnada, ilk evrede kullanılan merdivenli yan tonoz çıkışları kaldırılmış, yapının kuzeydoğu ve güneydoğu köşeleri ise yeni merdivenli mekanlara dönüştürülmüştür. Ayrıca doğu duvarına açılan iki kapı ile agoraya yönlendirilen stoa da bu evrede inşa edilmiştir. Yapıda gözlemlenen bu işlevsel yeniliğin ne zaman gerçekleştiği tam olarak bilinmemektedir. Ancak bu evrede kullanılan iki sıralı taş işçiliği tekniğinden bu değişimin en erken, Claudius Dönemi’nde Likya’nın Roma Eyaleti olmasıyla bağlantılı olabileceği anlaşılır. Çünkü bu dönemde, tüm Likya’da olduğu gibi, Patara’da da pek çok yapı restore edilmiş veya yeni binaların inşası tasarlanmıştır.

Yapılan detaylı incelemeler sonucunda üçüncü evrede yapının genel mimari planında herhangi bir değişikliğe gidilmediği anlaşılmıştır. Bu evrede gözlemlenen yenilikler daha çok basit onarım işlerinden ibarettir. Bu esnada sadece büyük hasar gören kuzey orta tonoz yenilenmiş olup opus caementitium duvar tekniğinde yeniden inşa edilmiştir. Özellikle sahne binasında kullanılan bitkisel motifli süslemelerin stilistik özelliklerinden bu onarım çalışmalarının, İ.S. 140-143 yılları arasında tüm Likya’da yıkıma yol açan büyük bir depremin ardından gerçekleştiği anlaşılır. Yine aynı döneme tarihlenen bir yazıttan anlaşıldığı üzere, yapının çatısının da üçüncü evrede yenilendiği bilinmektedir.

Justinian Dönemi’nde yaşanan kentsel küçülmeye paralel olarak inşa edilen yeni şehir suru, kuzey ve batıdan olmak üzere, Meclis Binası’yla birleştirilmiştir. Böylece yapı dördüncü evreden itibaren Bouleuterion ve Odeion özelliğini kaybeder ve artık sur köşesi olarak kullanılır. Bu esnada yapının tüm giriş ve çıkışları kapatılmıştır. Duvarlarının büyük bir kısmının değiştirilmeden sur olarak kullanılmasına rağmen, güney duvarın yarısı batıya doğru devşirme malzeme kullanılarak yenilenmiştir. Doğu duvarı ise hiçbir değişikliğe gidilmeden, sadece içten dolgu yapılarak desteklenmiştir.

Sonuç olarak, ilk bakışta mimari tarzından dolayı sadece bir Odeion gibi algılanan yapının etraflıca incelenmesiyle erken evresinin, Likya Birliği Başkenti’nin Patara’ya taşındığı Geç Hellenistik Dönem’de, Bouleuterion amaçlı inşa edildiği anlaşılmıştır. Roma Dönemi’yle birlikte yapılan ilavelerle işlevsel bir çeşitliliğe gidilmiş ve Odeion olarak ta kullanılmaya başlanmıştır. Kazılar esnasında ortaya çıkartılan pek çok yazıtın deşifre edilmesiyle yapının, Likya Birliği’nin Meclis Binası olarak, İ.S. 4. yüzyıla kadar hizmet verdiği de belgelenmiştir.


Literatür:
1] T. Korkut - G. Groshce, Das Bouleuterion von Patara. Versammlungsgebäude des lykischen Bundes, Patara II.1, 2007.

2] T. Korkut – G. Grosche, “Das Bouleuterion von Patara. Ein vorläufiger Bericht über die bisherigen Grabungen”, bkz.: Anadolu’da Doğdu. Festschrift für Fahri Işık zum 60. Geburtstag, 2004, 439-460.

3] T. Korkut, “The Parliament Building of Patara. A Preliminary Report”, 16. International Congress of Classical Archaeology, Boston 23-26 August 2003, (2006), 93-97.

4] F. Işık, Patara. The History and Ruins of the Capital City of Lycian League (2000). [/center]
Başlık: Ynt: Patara kazıları
Gönderen: Wolfeye - 21 Kasım 2008, 22:05:41
Hurmalık (Liman) Hamamı
Hamam Tepecik’in güney topuğunda konumlanır. Leto Hurmalığı’nın kuzeydoğu çaprazındaki yakın konumuyla bu ad verilir; diğer hamamlara göre, batısındaki Liman’a en yakın olması nedeniyle bir ara “Liman Hamamı”  da denilmiştir. Kavşağın doğu-batı ve güney-kuzey uzantıları dibinden geçer ve güneybatı köşesinde birleşir. Doğu-batı yönünde uzanır ve etkileyici mimarisiyle kentin en alımlı yapılarından birini oluşturur. Yanyana dizili dikdörtgen üç mekanıyla, Lykia hamamlarına özgü geleneği bozmaz. Tümüyle çökmüş olan doğudaki eklenti, içinde bir yüzme havuzunu da içermesi olası palaestradır.
Tuğla örgülü ve tonoz örtülü dükkanlar hamamın güneyinde konumlanmıştır. Bu dükkanların önünde ortalama 4 metre genişliğinde ve 75 metre uzunluğunda bir cadde bulunmaktadır. Bbu yol, hamamın güney duvarı boyunca uzanır; doğu uçta mozaikli bir alanla kesilir, batıda ise kavşağa birleşir. Caddenin taş döşemesi niteliklidir, üzerinde tekerlek izi yoktur; altından geçen kanalizasyona işliklerden açılan atıksu ağızları, ilkel bir geç evre işçiliği sergiler. Ortaya yakın yerde döşemeler sökülerek açılan 3.50 m çapında ve 1.50 m derinliğinde  bir çukur belli ki hamamı süsleyen heykelleri ve iç duvarları kaplayan mermer levhaları Hristiyanlık zamanında kirece dönüştürmek içindir. Hamamı köşeleyen kavşak nedeniyle cadde, onunla birlikte tasarlanmış ve eşzamanda yapılmış olmalıdır.   

Literatür:
1] F. Işık, Patara. The History and Ruins of the Capital City of Lycian League (2000).

2]F. Soykal-Alanyalı, "Patara Hurmalık Hamamı": F. Işık, Likya'nın Can Damarı: Patara, Bilim ve Gelecek 20, 2005

3] F. F. Gülşen, "Wall Heating Systems in the Roman Period Lycian Baths-The Examples at Patara and Tlos", Adalya X, 2007, 223-259.

4] F. F. Gülşen, "Patara'daki Roma Dönemi Hamamlarında Planlama ve Mimari", Atatürk Üniversitesinin Kuruluşunn 50. Yıl Anı Kitabı, Işık Doğudan Yükselir. (2007 Baskıda).

Ana Cadde
Bir kentin omurgasını oluşturan Anacadde, kuzeybatıdaki limanı güneydeki Devlet Agorası’na bağlar. Bataklık suyu nedeniyle Agora Kapısı’ndan kuzeye doğru yüz metresi açılabilmiştir. 12.60 m’lik ölçüsüyle Anadolu’nun en geniş ve iyi korunmuş caddelerindendir. Doğu kenarına 1.50 m genişliğinde bir kaldırım döşenmiştir, tekerlek izi yoktur ve altından kanalizasyon geçmektedir. Her iki yanı sütunlarla sınırlanmıştır; bunların oluşturduğu üzeri örtülü görkemli geçeneklerin arkasında dükkanlar bulunur. Sütunlu yan caddelerden birinin, Korinth Tapınağı’nın az kuzeyinden ayrılarak limanın güney kenarı boyunca batıya uzandığı anlaşılır. Varlığına ilişkin en erken yazıt İÖ. 1. yüzyıldan, en geçi ise İS. 3. yüzyıl ortalarındandır. Limanın doğusunda ve Hurmalık Hamamı’nın güneybatı köşesinde günyüzüne çıkan dörtyol kavşağı, görsel bir resim çizer. 

Leto Hurmalığı’nın her iki yanından 15 m’lik bir arayla yanyana güneye yönelen iki sokaktan doğudaki 2.50 m, batıdaki 3.75 m genişliğindedir. İkisi de taş döşelidir, kenarlarında kaldırımlar içerir ve doğudakinin altında geniş ve derin bir kanalizasyon bulunur. Kavşağın, benzer dokuda hamamı çevreleyen kuzey ve doğu uzantıları ile batıya inen dar bir sokağın başlangıcı da kazılmıştır. Anacadde’nin yarım kalmasındaki neden, taban suyu, bunların da uzantılarını görebilmeyi engellemiştir. Bir biçimde, belki doğu-batı yönünde uzanan bir cadde aracılığıyla, batıda kalan Anacadde’ye bağlanmış oldukları düşünülür. Çünkü Lykia’nın kentlerine yön veren Yol Kılavuz Anıtı (Miliarium Lyciae), liman çıkışında çakışan anacaddelerin kavşağında dikilmiş olmalıdır; anıt bloklarının Geç Roma suru içinde topluca konumlandıkları yer de Leto Hurmalığı’na güneybatıda az bir uzaklıktadır. Yol anıtının kılavuzluğunda Lykia’ya dağılmak için Ksanthos’a giden anayol kent içinden Kısık Geçiti’ne nasıl bir güzergahla ulaşır, şimdilik tam bilinmez. Olasılıkla Haliç kenarında Akdam Tapınak Mezarı ile köy içindeki Gelemiş Sunak Mezarı önünden geçerek gider.

Literatür:
1] F. Işık, Patara. The History and Ruins of the Capital City of Lycian League (2000).

2] Ş. Aktaş, “Patara 1992”, XV. KST 2 (1995) 279-301; “Patara 1993”, XVI KST 2 (1995) 253-282; “Patara 1994”, XVII. KST 2 (1996) 159-184; “Patara 1995”, XVIII. KST 2 (1997) 191-217; “Patara 1996”, XIX. KST 2 (1998) 53-79; “Patara 2000”, XXIII. KST 1 (2002) 397-412; “Patara 2001”, XXIV. KST 1 (2003) 1-10; “Patara 2002”, XXV: KST 1 (2004) 87-102; “Patara 2003”, ANMED 2 (2004) 37-44; “Patara 2004”, ANMED 3 (2005) 57-65.

3] Ş. Aktaş, "Patara Ana Cadde ": F. Işık, Likya'nın Can Damarı: Patara, Bilim ve Gelecek 20, 2005.
 
Seramik Fırınları
Çömlekçi fırınları, Patara kentinin kuzey doğusunda, Kaynak Tapınağı ile Günlük Kaya Mezarı arasında, sahile kadar inen asfalt yolun hemen doğu kenarında yer alır. “U” formunda üç tarafı taş örgü duvarla çevrelenmiş 21 m. x 12 m. ebatlarındaki alan içerisine beş adet fırın yerleştirilmiştir. Alanın, bugün modern asfalt altında kalan batı cephesi açık olmalıdır. Kazı çalışmaları sonucunda beş katman ve iki kullanım evresi tespit edilmiştir. Ele geçen seramik ve diğer buluntular üzerinde yapılan ilk incelemeler sonucunda alanın yaklaşık İ. S. 3.-6. yüzyıllar arasında faal olduğu tespit edilmiştir. II. kullanım evresinde alan üç ara duvar örülerek bölünmüş ve bu odalar içinde kalan fırınlar işlevini kaybetmiştir. Bu evrede kuzey yan duvarın dışına dikdörtgen formlu yeni bir fırın eklenmiş ve amphora gibi büyük kaplar, çatı kiremidi ve tuğla üretimline devam edilmiştir. I. kullanım evresinde ise, farklı boyutlarından anlaşılacağı üzere, her fırın seri olarak pişirilecek değişik formda çömleklere göre tasarlanmıştır. Buna karşın fırınların planları ve yapım malzemeleri aynıdır. Fırınlar, yuvarlak ya da armudi formlu, kubbe biçiminde örtülmüş ocak kısmı; dikdörtgen bir koridor biçimindeki fırın ağzı; ocak ortasında yer alan ve pişirilecek kapların istiflendiği tablayı taşıyan yuvarlak bir destekten teşekküldür.
 
Ocak ve fırın ağzı tabanı tuğla plakalarla döşenmiştir. Kentte böylesine bir üretim kompleksinin ortaya çıkarılmış olması, hem Patara hem de Lykia Bölgesi için çok önemlidir. Zira, Lykia Bölgesi’nde devam eden diğer kazı çalışmalarında, yerel seramik üretimine dair bir iz henüz kayda geçmemiştir. Seramik Fırınları alanı, kentin Roma İmparatorluk ve Erken Doğu Roma Dönemi ekonomik yapısı, zanaat faaliyetleri yanı sıra, özellikle Hıristiyanlığın kabulüyle meydana gelen sosyal değişimlerine de ışık tutacak niteliktedir.

Literatür:
1. Ş. Özüdoğru - E. Dökü, "Patara Seramik Fırınları", SERES IV, 2007, 399-411.

Ortaçağ Hamamı
Korinth Tapınağı’nın antik limana bakan kuzey önünü bulunan Ortaçağ Hamamının doğudaki arka duvarı Ortaçağ Suru’na yaslanmıştır. Batıdan Ortaçağ yerleşimine açılan, kuzey-güney doğrultusunda yanyana dizili olan ve herbiri tonozla örtülü ana iki bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerin her biri bir ön odayla ikiye bölünmüştür; bu ana bölüme güneyde bağlanan, yine iki kısımlı bir bölüm daha vardır.

Kırma taş ve harç karışımı duvarların kalınlığı genelde 0.65 m’dir ve de kapalı alanı ortalama 12.00 x 8.00 m ölçülen bir tabana oturur. Mimari tasarımının yanı sıra, güney duvarı dibinde, eksende konumlanan külhanıyla da bir hamam yapısıdır.

Hamam, zamansal olarak da, doğu kenarında konumlandığı Ortaçağ yerleşiminden ayrılmamaktadır ve onun kuruluş tarihinden önceye verilemez. Çünkü dayandığı duvar, Patara yerleşimini İS. 12. yüzyılda çevreleyen son kent surudur ve her durumda ondan geç bir dönemin eseridir. Ve bu geç tarihiyle de antik kentlerde ender görülebilen bir önemdedir. Önemlidir, çünkü bu mütevazı Ortaçağ hamamıyla Roma Çağı’nın görkemli hamam yapılarının mimari geleneği nasıl sürer, bunu gözler önüne sermektedir.