Sanat Tarihi Forum

Mitoloji & Efsaneler & Söylenceler => Türk mitolojisi => Konuyu başlatan: Wolfeye - 08 Aralık 2008, 10:23:33

Başlık: Türk mitolojisinde "Simurg" motifi
Gönderen: Wolfeye - 08 Aralık 2008, 10:23:33
İlgili diğer konular:
Türkülerde, sözlü kültür geleneğinde Hüma ve Anka (http://sanattarihi.net/forum/index.php?topic=573.msg848#msg848)
Simurg (http://sanattarihi.net/forum/index.php?topic=572.msg847#msg847)
Başlık: Ynt: Türk mitolojisinde "Simurg" motifi
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 14:43:11
Yard. Doç. Dr. Rıdvan CANIM*

Türk kavimlerinin tarihî geçmişinde, kültüründe destan ve masalların uzun bir epizodu olarak "Simurg" apayrı bir yere ve öneme sahiptir ve gerçekten incelenmeye, araştırılmaya değer bir "konu" olma özelliğini korumaktadır.

Arapların Anka, İranlıların Simurg adını verdikleri, Türkçe'de ise her iki şekliyle birlikte Zümrüdüanka (Simurg u Anka) olarak da adlandırılan Önasya efsanelerinin bu kuşu, pek çok kaynakta birlikte ele alındığı Batı'daki eski Mısır kökenli Phoenix ve İslam kültüründeki Hüma/Devlet kuşundan tamamen, Hind mitolojisindeki Garuda ile Altay mitolojisindeki çift başlı kartaldan ise kısmen farklı özelliklere sahiptir.[1] Konunun uzmanlarından Prof. Dr. Abdülkadir İnan, V. F. Büchner'in, İslam Ansiklopedisi'ne yazmış olduğu "Simurgh" maddesinde her ne kadar "Simurg" efsanesinin bir motif olarak İran kültür ve edebiyatından Türk edebiyatına geçtiğini söylüyorsa da; bu varsayıma bütünüyle katılmanın mümkün görünmediğini ileri sürmektedir. Gerekçe olarak da bu efsanenin İslamdan önce Türk kavimleri arasında -aynı isimle olmasa bile- yaygın olarak bulunmasını göstermektedir.[2] Türk kavimleri arasında Tuğrul, Toğrul, Alp Kara Kuş vb. isimlerle anılan ya da bilinen efsanevî kuşun müslüman İran edebiyatında ve kültüründe isminin "Simurg" olma ihtimali çok yüksektir. Zira Başkurt folklorunda "Semrük", iki başlı bir kuş olarak tasvir edilir. Bir başı kişi başı gibi olup kişi dilince konuşur. Çarın arması olan iki başlı kartal, sözkonusu "Semrük" kuşunun resmidir. "Mengü" yani "Bengü" suyu, ölümsüzlük suyunu içmiştir ve ona ölüm yoktur. Kaf dağının tepesinde yaşar. 0, göllerdeki ejderhaları kapıp Kaf dağının zirvelerine atacak kadar güçlüdür.

Aynı şekilde islam kültüründen olabildiğince az etkilenmiş olan müslüman Kırgızların "Er Töştük" destanında, bir epizod olarak Alp Kara Kuş masalı vardır. Radloff tarafından tesbit edilen bu destanın 1775.mısraından 1945.mısraına kadar olan kısmında, -esasen kaynakların tanımladığı Simurg'tan başka bir şey olmayan- Alp Kara Kuş'tan sözedilir. Efsaneye göre Er Töştük, bir seferinden yurduna dönerken Kaf dağına gelir. Tepesi göklere ulaşmış bir büyük çınar ağacının üzerinde Alp Kara Kuş'un yuvasını görür. Yuvada iki yavru ağlamaktadır. Çünkü bir ejderha bu yavruları yemek için ağaca tırmanmaktadır. Er Töştük ejderi öldürür, parçalar ve onu yavrulara yedirir. Alp Kara Kuş'un düşmanı olup, her yıl onun yavrularını yiyen ve neslini yok etmeye çalışan bu yaratığı ortadan kaldırdıktan bir süre sonra Alp Kara Kuş fırtınalar ve kasırgalar kopararak gürültülü bir şekilde yuvasına gelir. Olan biteni gördükten sonra Er Töştük'e iyiliklerde bulunur. (Radloff, Proben, V, metin s.578-585) Kuşkusuz burada üzerinde durulması gereken husus; Alp Kara Kuş ile Ejder düşmanlığı ve uçarken kuşun fırtına ve kasırgalar koparmasıdır. Müslüman olmayan şamanist Türklerin destanlarında yer alan Kaan Kerede, Kaan Kere veya Ulu Kara Kuş efsanelerinde de aynı unsurları görmek mümkündür. Örneğin Şamanist Altay Türklerinin "Kögütey" destanındaki Kaan Kerede masalı, Kırgız folklorundaki Alp Kara Kuş masalının en yakın varyantı olarak dikkati çekmektedir.

Abdülkadir İnan, konuyla ilgili olarak 3128 mısradan oluşan ve içinde yoğun mitolojik unsurlar barındıran Altaylıların Kögütey destanını, bu yönüyle Kırgızların Er Töştük destanı ile yakın tutar. Ve Er Töştük destanının, esasen tarihin eski bir devrinde büyük "Manas" destanının ancak bir epizodunu oluşturmuşken, sonraları ondan ayrılarak bir destan veya Kazaklarda olduğu gibi bir masal haline geldiğini ileri sürer.

"Kögütey Destanı" Altay Türklerinden M.Yutkanoğlu tarafından tesbit edilmiş ve bir başka Altaylı Tokmaşov tarafından Rusçaya çevrilerek 1953 yılında "Academia" nın Folklor serisinde yayınlanmıştır. Kögütey adı, Manas destanında da bir yoğ töreni vesilesiyle geçer.

Kögütey'deki masalda Simurg veya Alp Kara Kuş yerine Kaan Kerede vardır. Burada, müslüman Türklerin folkloruna "Simurg" adı nasıl İran'dan geçmişse, Şamanist Türklerin folkloruna da "Kerede" adı Hind mitolojisinden geçmiştir, denilebilir. Kerede, en eski Hind mitolojisindeki tanrı Vişnu'nun biniti olan mitolojik kuş Garuda'nın bu Türk kavimlerindeki karşılığı olmalıdır. Kögütey destanındaki Kaan Kerede efsanesi, yukarıda sözünü ettiğimiz Kırgız masalına çok benzer. Destanın kahramanı Kara Atlı Kuzgun Kara Batır'dır. Kaan Kerede bu kahramanın kayınbabası Kara Atlı Han'ın at sürüsünden alacalı taylarını çalıp götürmüştür. Kara Atlı Kuzgun Kara Batır bu tayları geri almak için Kaan Kerede ile savaşmaya gider. Ay gider, yıl gider, nihayet Altay dağlarının en yüksek noktasına çıkar. Burası gökle yerin birleştiği yerdir. İşte tam burada, olabildiğince kalın, gümüş bir kavak ağacının tepesinde Kaan Kerede'nin yuvasını ve iki yavrusunu görür. Yavrulardan biri; "Beni bugün yedi başlı ejder yiyecek" diyerek hıçkıra hıçkıra ağlarken, ikinci yavru; "Ben yarına kadar daha bir gün yaşayacağım" deyip güler. Kaan Kerede ile savaşmaya gelen Kuzgun Kara Batır bunların haline acır. Yavruyu yemek üzere denizden çıkan yedi başlı ejderi öldürür. Yavrular, analarının bir kötülük etmesinden korkarak Kuzgun Kara Batır'ı tıpkı Kırgız masalında olduğu gibi saklarlar. Bir müddet sonra fırtınalar kopararak Kaan Kerede gelir. Yavrularını sağ ve sağlam bulan ana çok sevinir. Yavrular olanları anlatınca Kuzgun Kara Batır ile Kaan Kerede dost olurlar. Aldığı tayları da Kuzgun Kara Batır'a geri verir. Yolda düşmanları tarafından öldürülünce de Kaan Kerede onu "Mengü Su" yani "Ölümsüzlük Suyu" ile tekrar diriltir.

Sagayların "Altın Pırkan" destanının kahramanı da Kaan Kerede ile savaşır. (W.Radloff, Proben, II, Metin s.98,122) Kaçların "Kır Atlıg Kartıga Mergen" destanında Kaan Kere ise bu kahramana hizmet eder. Yakut destanlarında Kaan Kerede, Yakut dilinin fonetiği gereğince "Harday" şeklini almıştır. Sergey Yastremski tarafından tesbit edilen "Kara Atlı Kulun Kulustur" masalında "Harday" şeytani bir kuş olarak geçer.

Hind kültüründeki "Garuda" efsanesinde de yukarıda sözü edilen "ejder" ve "âb-ı hayat"ın yani "Ölümsüzlük Suyu"nun bir motif olarak önemli yeri vardır. Gerek İran kültüründe ortaya çıkan "Simurg" ve "Anka"nın, gerek Kırgızlarda görülen Alp Kara Kuş'un ve gerekse Altayların Kerede'sinin en eski kaynağını Hind mitolojisinin mitolojik varlığı "Garuda"ya kadar götürmek mümkündür. Garuda, bir kartalın gagası, pençeleri ve başına sahiptir. Gövdesi, kol ve bacakları insan görünümündedir. Annesi Vinata, babası ise Kasyapa'dır. Hayat ağacının dallarındaki bir yuvada bulunan bir yumurtadan doğduğu söylenir. Aynı şekilde İran mitolojisinde gaokerena ağacının tepesinde yaşayan Saena kuşu da sonradan Senmurw veya Simurg, sireng olarak anılmıştır.[3] Zamanla İran etkisiyle Türk mitolojisinde de yer alan bu kuş, islamiyetten sonra özellikle tasavvufla ilgili mitsel özelliklerin sezildiği hikayelerde karşımıza çıkar. Öte yandan devlet kuşu olarak kabul edilen Hüma'nın Yakut Türklerinde Umay veya Imı şekliyle talih kuşu olarak geçtiği görülür. Aslında Anka, Zümrüdüanka veya Simurg için söylenenler bu kuş için de söylenir.[4] "Aynı şekilde KökTürkler, Hüma kuşunun gökyüzünde yaşadığına, dilediği her yere ulaştığına, cesaretin, gücün, kudretin, egemenliğin, bahtın, devletin bolluğun, bereketin, güvenin, mutluluğun ve huzurun sembolü olduğuna inandıkları için onu "ongun" olarak kullanmışlar; Köl Tigin'e ait heykel başında da bu onguna yer vermişlerdir. Hüma kuşunun sonraki dönemlerde boyların, hanların, katunların ongunu olarak kullanılmasının, Özbekistan Cumhuriyeti'nin devlet armasında yer alsanının temelinde de aynı inanış yatmaktadır."[5]

Hüma, Oğuz boylarından Çepniler ile Oğuz Hakanının hanımına da ongun olmuştur. Orta Asya Türkleri arasında iyi cins av kuşlarına da "Kumay" denmiştir. [6]

Prof.Dr.Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi adlı eserinde konuya dair şunları söylüyor : "Önasya mitolojisinde başlıca iki önemli efsanevi kuş vardır. Bunlardan birincisi Arapların "Anka" dedikleri kuştur ki, biz Türkler bu kuşun Farsça ve Arapça adlarını birleştirerek Zümrüd-ü-Anka deriz. Aynı kuşa İran mitolojisi ise Simurg veya Sireng adını verirdi. Yine bu kuşun Kaf veya Elburz dağlarında yaşadığı söylenirdi. Bu kuşun tüyünü ele geçirenlerin en büyük sırra ve ölümsüzlüğe erecekleri iddia ediliyor ve efsanelerde böyle yazılıyordu. Bu kuşun Kaf dağında bulunduğunu daha ziyade İslami gelenek içerisinde Arap mitolojisi söylüyordu. İranlıların kutsal dağı ise Elburz dağı idi. Bu sebeple de onlar Simurg kuşunun Elburz dağlarında bulunduğuna inanıyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki Türk mitolojisi, Ortaçağdaki İran mitolojisinden değil de, daha eski İran mitolojisinden tesirlerini almıştı. Bilindiği üzere İran mitolojisinin en eski kaynaklarından biri de Zend-Avesta'dır. Herşeyin üstünde bulunan bir ağaç ve bu ağacın üzerinde de bir kuş vardı.Yine aynı kaynağın bazı bölümlerine göre bu efsanevi kuş, Vouru -Kaşa, yani Hazar denizinin ortasında otururdu.

Bazı araştırmacılara göre Humay veya Türkçe Hüma kuşu ise daha başka bir yaratık olup, Peygamberin hadislerinde ve islami edebiyatta da geçen bu kuş, bir cennet kuşudur. Zümrüdüanka ve Hüma kuşu birbirine karıştırılmıştır."[7]

Kuşkusuz bu türden mitolojik kuşların varlığı, islam öncesi ve sonrasıyla sadece Hind, İran ve Türk kültürüne özgü bir olgu değildir. Bu efsanevî yaratıklar çeşitli mitolojilerde karşımıza çıkarlar. Örneğin Mezopotamya kültür ve sanatında farklı türlerde birçok kuş, ilahların birer simgesi olarak çıkar karşımıza.. Sümerlere kadar verilen sanat eserlerinde sıkça tasvir edilen aslan kafalı bir kuş, İmdugud veya Anzu'yu simgeler. Bu kuş, Ninurta veya Ningirsu ile de ilişkilendirilmiştir.[8] Esasen bu fantastik hayvanların farklı kültürlerde yer almakla birlikte özde birbirinden türemiş oldukları söylenebilir. Örneğin Phoenix esas itibariyle Mısır mitolojisinde görülür. Üzerinde durduğumuz Simurg daha çok İran mitolojisinde görülürken bunun Arap-İslam kültüründeki yansıması Anka ve Zümrüdüanka'dır. Bilindiği gibi Garuda ise Hind mitolojisinde yer alır. Bütün mitolojilerde yer alan Grifon ve gerçek hayvanlar olan Akbaba ve başka bazı hayvanlar, diğer yırtıcı kuşlar bile zaman zaman bu gruba girerler. Grifonlar göğü, tan ağarışını, ilim, irfan, kuvvet gibi kavramları simgelerler.Türk sanatında özellikle kartal başlı Grifonlar yaygın olarak görülür.

Sonuç olarak diyebiliriz ki hemen bütün Önasya kültürlerinde ve mitolojilerinde Simurg olarak isimlendirilen efsanevi kuş, Türk mitolojisi içerisinde de önemli bir yere sahiptir. Tıpkı kendileri gibi bu efsanevi kuşlar hakkında ortaya atılan söylenceler de ayrışmaz bir biçimde birbirine karışmış bulunmaktadır. Ama şurası da bir gerçektir ki bütün bu anlatımlarda esas itibariyle değişen sadece ve sadece isimlerdir.







* AtaTürk Üniversitesi, KKEF, Türkçe Eğitimi Bölümü, Erzurum.

[1] Sargon Erdem; TDV.İslam Ans. Anka Madd. C.1, s.199-200.

[2] Prof.Dr.Abdülkadir İnan; Türk Folklorunda Simurg ve Garuda. Türk Dili Dergisi. C. II, Sayı: 19, s.413-415. (Not: Tebliğ metninde bu yazıdan en geniş anlamda yararlanılmıştır.)

[3] Turan Karataş; Ansiklopedik Edebiyat Terimleri Sözlüğü. Yedigece Kitapları. İstanbul 2001, s.33

[4] Yaşar Çoruhlu; Türk Mitolojisinin ABC'si. Kabalcı Yay. İstanbul 1999, s.67,138.

[5] Yrd.Doç.Dr. Cengiz Alyılmaz; Özbekistan Cumhuriyetinin Devlet Armasındaki Hüma Kuşu Tasviri. Orkun. Türkçü Dergi.23.sayı, İstanbul 200, s.12-15.

[6] Cemal Kurnaz; TDV.İslam Ans. Hüma Madd. C.18, s.478.

[7] Bahaeddin Ögel; Türk Mitolojisi. Türk Tarih Kurumu Basımevi. Ankara 1993. C.ı, s.108,109.

[8]Jeremy Black-Anthony Green; Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü. "Tanrılar, İfritler, Semboller". Aram Yay. İst. 2003, s.136.
Başlık: Ynt: Türk mitolojisinde "Simurg" motifi
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 14:46:21
YER ALTINDA YAŞAYAN BÜYÜK KUŞ

....Masallarda kuşlar, insanları bir yerden bir yere nakletme[32] gizli sırları ve eski olayları bilme, tıbbi olarak insanlara yardım etme ve kılık değiştirme işlemleriyle kullanılır. Özellikle güvercinlerin olağanüstü güçlerle yakından ilgisi olduğuna inanılır. Kartal, güç sembolü; karga ve baykuş, uğursuzluk; şahin, av... Masalların en önemli kuşu ise yer altı kuşudur. Yer altında bir ağacın üzerinde yuvası olan, her yıl, çıkardığı yavruları, -belki de ağacın koruyucusu veya ruhu- yılan tarafından yenilen, içine düştüğü durumdan kendisini kurtaranlara karşı müteşekkir olan, üzerine kırk tulum su, kırk tulum et olan ve bir insan bindiği hâlde uçabilen, insan eti yemeyen kuş...

Kuşlar tanrıların sırlarını bilirler. Kendileri de zaten tanrıların aldıkları şekillerdir.[33] Konu ile ilgili olarak, özellikle yer altında yaşayan büyük kuş hususunda Abdulkadir İnan: �Gerek İran Simürgunun ve gerek Kırgız Alp Kara Kuş�u ile Altay Kerede�sinin ilk kaynağının Hind�in �Garuda�sı olduğu muhakkaktır. Bununla beraber Türklerin kendilerine mahsus bir büyük kuş (ihtimal �Tugrul� veya Songur�) efsanesi de bulunmuş olacaktır.�[34] diyerek, ihtiyatlı yaklaşmıştır. Bir başka yerde ise, açıkça olmasa bile bu kuşun milli özellikler taşıdığı vurgulanmıştır. �Türk kavimlerinin folklorunda, destan ve masallarında uzun bir epizod olarak önemli yer alan Simurğ efsanesi, yalnız İran edebiyatından geçmiş saymak pek de doğru olamaz. Bu efsanenin İslâmdan önce Türk kavimleri arasında yayılmış olduğunu tahmin etmek mümkündür. İslâm-İran edebiyatı eski Türk masalındaki kuşun adı (Tuğrul, Alp Kara Kuş vb. gibi) yerine Simurg�u sokmuş olsa gerektir.�[35] Bahaeddin Ögel ise konuya yaklaşımını �Hangi büyük milletin mitolojisi vardır da, böyle büyük, kutsal ve efsanevi bir kuşa sahip değildir�[36] diyerek belirtmektedir.

Bulgar Türklerinin destanı Şan Kızı�nda alp şahin tanrının biniti ve ölenlerin ruhlarını gök yüzüne taşıyıcı olarak gösterilmektedir:

Şahin ölenlerin ruhlarını

Taşımaya başlamış,

Yüce gökyüzüne,

Yaradan�ın hükmüne.

Derler ki, bazen
Şahin Yaradan�ı taşıyormuş.

Bunun için çeviriliyormuş

Ak atlara.[37]

Bahaeddin Ögel�e göre, Ön Asya mitolojisinde başlıca iki önemli efsanevî kuş vardır. Bunlardan birincisi Arapların �Anka� dedikleri kuştur ki biz Türkler bu kuşun Farsça ve Arapça adlarını birleştirerek kuşa Zümrüd-ü Anka deriz. Aynı kuşa İran mitolojisi ise Simurg veya Sireng adını verirdi (Mütercim Asım�a göre de bu kuş İran mitolojisinden Araplara geçmiştir.).[38] Olcas Süleyman da bu kuşun Hint-İranlıların folkloruna ait bir varlık olduğu yolunda görüşleri vardır.[39] �Türk Dünyası Kültüründe Bazı Mitolojik Hayvanlar� başlıklı makalesiyle Hayrettin İvgin, kuşlar bahsine girmiş ve daha önce bahsedilen yer altında yaşayan büyük kuşlar hakkında bilgi aktararak, Türk dünyasındaki benzer motifler üzerine durmuş, bu büyük kuşun, öncelikle Hint kökenli olduğu ve oradan Türk kültürüne geçtiği tezine kanaat getirmiştir.[40]

Türklerin ana yurdu meselesinde değişik görüşlerin olduğunu da ihmal etmemeliyiz ve buna yer altı diyarının kartalını da ilâve etmeliyiz.

Rus seyyahı Potanin�in, hayat ağacı üzerindeki ejderha ile Garuda kuşu arasında meydana gelen mücadeleler hakkında, Orta Asya masalları topladığı hakkında bilgimiz vardır ancak bu metinlere ulaşamadık. Ancak, Kazak Türklerinin altın işlemeciliğine ait ürünlerinde, kurgan kazılarından elde edilen buluntuları arasında hayat ağacı motifini bulabiliyoruz. Bu madenler üzerinde dağ, hayat ağacı ve kuş birlikte nakışlandırılmıştır.[41] Prof. W. Eberhard�ın Anadolu masalları hakkındaki kitabında da bu efsanenin paralellerini görüyoruz.[42] Yine Şan Kızı Destanı�nda , Türk masallarında olduğu gibi Alp Karga�nın iki yavrusu vardır.

Karganın eşi
Alp-biya Çak-Çak imiş.

Ondan Simbir�de doğmuş

Oğlanlar- Sak ve Sok.[43]

Karga ile ilgili olarak Anadolu�ya yakın zamanlarda gelerek yerleşen Kırgız ve Özbeklerde uğur ve uğursuzluk inançları yaşamaktadır. Bir evin önünde karga öterse iyi haber gelir, ala karga öterse uğursuzluktur.[44]

Daha sonraki İran mitolojisinde bu kuşun Kaf veya Elburz dağlarında oturduğu söyleniyordu. Bu kuşun tüyünü ele geçirenlerin en büyük sırra ve ölümsüzlüğe erecekleri iddia ediliyor ve efsanelerde böyle yazılıyordu. Bu kuşun Kaf dağında bulunduğunu, daha ziyade İslami ananelerle Arap mitolojisi söylüyordu. İranlıların kutsal dağı ise Elburz dağı idi. Bu sebeple onlar Simurg kuşunun Elburz dağlarında bulunduğuna inanıyorlardı. Öyle anlaşılıyor ki Türk mitolojisi, ortaçağdaki İran mitolojisinden değil de, daha eski İran mitolojisinden tesirlerini almıştı. Bilindiği üzere İran mitolojisinin en eski kaynaklarından biri de Zend-Avesta�dır. Her şeyin üstünde bulunan bir ağaç ve bu ağacın üzerinde de bir kuş vardı. Yine aynı kaynağın bazı bölümlerine göre bu efsanevi ve büyük kuş, Vouru-Kaşa, yani Hazar denizinin ortasında otururdu. Tahmuraf ve Zal�ın tılsımları da bu kuştan gelirdi.

Humay veya Türkçe Hüma kuşu ise daha başkadır. Peygamberin hadislerinde ve İslamî edebiyatta da geçen bu kuş, bir �cennet kuşu�dur. İslâmiyet�te ve Ön Asya masallarında Zümrüd-ü Anka ile Hüma kuşu birbirlerine karıştırılmıştır. Kaf ve Elburz dağlarında değil de; cennette oturan bu kuş, zaman zaman uçarak, yedi kat göğün üzerindeki felekler ve burçlar arasında dolaşır ve hatta Tanrı�ya kadar gidip gelen bir kuştu... Türk halk edebiyatında da Hüma, erişilemeyecek yüksekliklerin bir sembolü idi.[45]

Yunan mitolojisinde Pheniks (Phoiniks): Habeş diyarında yaşadığı tahayyül edilen efsanevî bir kuştur. Çok uzun ömürlü olduğu söylenen bu kuş, bir kartal büyüklüğündedir. Başında parlak bir sorguç vardır. Boynunun tüyleri yaldızlı, diğer tarafları kırmızı renklidir. Gözleri yıldızlar gibi parlaktır. Ömrünün sona erdiğini hissedince, kuru dalları zamkla sıvar, kendine yuva yapar, üstüne oturarak kızgın güneşle yuvayı tutuşturur ve kendini cayır cayır yakar. Onun kül olmuş kemiklerinden bir yumurta meydana gelir, ondan da yeni bir Pheniks çıkar.[46]

Zümrüdüanka: Çeşitli dinsel ve büyüsel etkileri bulunulduğuna inanılan mitolojik kuş... Kaynağı eski Mısır inançlarında bulunmakla beraber Çin�den İran mitolojisine ve Müslümanlıktan Hıristiyanlığa kadar geniş bir inanç alanında yer alan bu kuş altın renkli uzun tüylü, kocaman, güzel sesli bir kuşmuş. Erkekmiş. Her zaman dünyada tek olarak bulunurmuş. Öleceği zaman yuvasını ateşe verip kendisini yakarmış, o yanarken yeni ve genç bir Anka kuşu meydana gelirmiş. Genç kuş babasının küllerini Heliopolis�te güneş tapınağına götürüp bırakırmış. Kimin başına konarsa ona büyük zenginlik ve mevki getirirmiş. Yüzü insana benzermiş, vücudu her hayvandan bir parça alınarak yapılmış, boynu çok uzun ve ak bir halkayla sarılıymış, Kaf dağında yaşarmış. Adı, uzun boyunlu dev ve boğmak (çocukları kapıp boğduğuna da inanılmıştır) anlamlarına gelen İbranice anak sözünden türetilmiştir. Çeşitli adlarla anılır: Anka, Semender, Devlet kuşu, Phoenix, Tuğrul, Hüma, Simurg, Anka-yi Mugrib, Sireng, Zümrüt ve Zümrüdüanka. Hıristiyanlar Phoenix adını verdikleri bu kuş mitinin en doğru yorumunu yapmışlar ve onu öldükten sonra tekrar dirilmenin simgesi saymışlardır. Temmuz, Osiris ve Adonis efsanelerinin kuşsal bir yinelenmesidir. Çinliler onu raks ve müziğin icatçısı sayarlar. Çeşitli masallarda da, uçağın bulunmadığı çağlarda, onun geniş kanatları üstünde ülkelerden ülkelere uçutuğu tasarlanmıştır. Hıristiyan inançlarına göre vaktiyle insanlar arasında yaşayan bu kuş bir yeni gelini kapıp göğe kaçırdığından ötürü Peygamber Hanzele�nin bedduasına uğramış, bu yüzden Ekvator�da ıssız bir adaya sürülmüş, o günden beri çok yükseklerde uçar ve ancak talih getireceği insanların omuzlarına konmak için yeryüzüne inermiş. Yahudi inançlarına göre de çocukları kapıp boğduğu için Peygamber Musa�nın bedduasıyla yok edilmiş ve soyu kurutulmuş, o günden beri gökyüzünde görünmüyormuş. İslam tasavvufçusu Feridüddin Attar Mantık�ut- Tayr adlı yapıtında onu şöyle anlatır: Kuşlar kendilerine bir kral seçmek isterler. Krallığa Kaf dağında oturan Simürg (Anka kuşu)�ü uygun bulurlar. Hep birden ona gidip önünde yere kapanmak (biat etmek) için yola koyulurlar. Kaf dağı çok uzakta olduğundan yolda kuşların yarısı yorgunluktan ölür. Amaçlarına ulaşmak için yedi alanı geçmeye çalışırken bir hayli kuş daha ölür, sonunda milyarlarca kuştan ancak otuz kuş kalır. Onlar da bitkinlikten can çekişmektedirler. Güçlükle Kaf dağına varınca bir de bakarlar ki buldukları Simürg kendilerinden başka bir şey değilmiş (simürg sözcüğü Farsça otuz kuş demektir. Attar bununla �Tanrıyı arayan kendisini bulur� demek ister. Zümrüdüanka kuşunun Firdevsi�nin Şehname�sinde ve Mevlana�nın Mesnevi�sinde de ilginç öyküleri vardır. Dinsel nitelikleri anlatılan bu kuşun çoğunlukla insanların gözlerine görünmediğine inanılır.[47]

Hemen bütün inançlarda insan ruhunun ölüm sırasında bir kuş biçiminde vücuttan ayrıldığı ve uçup gittiği düşünülmüştür:[48]

Kızılderililer törenlerinde kartal veya şahin kanadından yapılmış yelpazeleri kullanmaktadır. Bu yelpazelerin sap ve gövdeleri geyik derisindendir. Tüylerin üzerine ise �dua yolu� kazınır.[49] Çift başlı kartal, gökleri koruyan Tanrının büyük ve güçlü bir bekçisi idi...

Yakut Türkleri için kartal çok önemlidir. Konu ile ilgili olarak Bahaeddin Ögel ve A. İnan çok önemli bilgiler aktarmaktadır. Türk ırkına ait Şamanistlerde çok yaygın olarak kullanılan tözlerden biri de Bürküt (kartal)�tür.[50] Bürküt aynı zamanda Kazaklar tarafından milli bir arma olarak da kullanılmakta, ayrıca her yıl bürküt adına düzenlenen av merasimleri tertip edilmektedir.

Şaman davuluna vurmakta ve manzum dualar okumakta devam eder; bildiği bütün ruhları adlarıyla çağırır. Bunlar arasında bürküt (kartal) de vardır. Kartalı �tanrı kuşu kartal, bakır tırnaklı müthiş kuş, sağ kanadı güneş kaplar, sol kanadı ayı kaplar� diye tavsif eder.[51]

Yakut, Altay, Kazak-Kırgız ve Başkurt folklorundan öğrenildiğine göre, eski Şaman ayinlerinde kartal (hotoy, bürküt, karakuş) çok önemli bir unsur olmuştur. Yakutlarda son yıllara kadar kartal kültünün yaşadığı V. M. İonov tarafından tespit edilmiştir. (135. V.M. İonov, L�aigle les croyances des Yakutes. Le Culte de l�aigle chez les Yakoutes (Sbornik MAE, 1913, t. XVI. adlı kaynaktan alınmıştır.)

Yakut inançlarına göre, karların ve buzların erimesi, ilkbaharın gelmesi kartalın kanatlarını sallamasına bağlıdır. �İlkbahar yılın gelişi� adını verdikleri bahar türküsü, eski devirlerde kartal namına söylenen ilahilerin kalıntısı olduğuna şüphe yoktur. Bazı Yakut ana soyları kartalı koruyucu ruh (hotoy tengereleh ije usa) sayarlar.

Yakutlar�a göre en korkunç and kartal adıyla içilen anddır. Kartal adıyla yalan yere and içenlerin �ocağı söner�, yani nesli, tohumu kesilir.

Herhangi bir Yakut, evinin yanında bir kartal görürse ona et ziyafeti vermeyi kendine borç sayar. Hazır eti bulunmazsa bir hayvan kesmekten de çekinmez. Şamanizm geleneklerine karşı kayıtsız ve yeni fikirleri benimsemiş olan bir Yakut�un buzağı keserek kartala ziyafet verdiğini İonov hayretle müşahede etmiştir.

Yakutlar�dan biri yanlışlıkla kartal öldürürse, Şaman çağırarak törenle bu kartalı kaldırtırdı. (gömdürürdü.) Anadolu�da yaşayan Kazaklarda güvercin, kartal, kumru, kırlangıç, leylek vurmak günahtır. Yine Anadolu�ya yakın zamanlarda gelerek yerleşen Kırgızlarda güvercin, atmaca, baykuş, kartal öldürmek günahtır; kartalı öldürmek bir insanı öldürmekle eş değerdir; bilmeden kartal öldüren birisi bir günlük oruç tutar.[52]

Kısır kadınlar çocuk vermesi için kartala baş vurup yalvarırlardı. Bundan sonra dünyaya gelen çocuğa �Hotoy Törüteh� yani (kartaldan türemiş) denirdi.

Hastaya çağırılan şaman, hastanın kartal öldürdüğü için hastalandığını ruhlarından öğrenirse, çürük ağaçtan bir kartal sureti yapar, güneydoğuya açılan pencereye karşı döner. Kartal adına, kürek kemikleri üzerinde beyaz leke bulunan yağız at kurban kesilir. Şaman hazırladığı suret üzerine kurbanın yürek kanıyla göz, ağız gibi resimler çizer. Dualarında hastanın kartala saygı göstereceğine dair söz verir. Şaman tarafından yapılan kartal sureti, içine hastanın öldürdüğü kartalın ruhu (sür) konulup, evin bir köşesine asılır. Ayin tamam olduktan sonra bu suret ormana götürülüp bırakılır.[53]

Esasen Yakut Türkleri bu ulu kartala fazla özellik vermiyorlardı. Kutsallığı meydanda idi. Fakat Hindistan�ın Daruga�sı ile İran�daki Hüma ve Anka kuşlarından da kesin çizgilerle ayrılıyordu. Bu sebeple, Orta Asya mitolojisinde görülen her büyük kartalı, Daruga, Hüma veya Anka kuşları ile birleştirmek doğru değildir.[54] Başkurt folklorunda �Semrük� iki başlı bir kuş olarak tasvir edilir. Bir başı kişi başı gibi olup kişi dilince konuşur. Çar�ın arması olan iki başlı kartal işte bu �Semrük� kuşunun resmidir. �Mengü Suyu�nu içmiş, ölmez. Kaf dağının tepesinde yaşar. Göllerde bulunan ejderhaları kapıp Kaf Dağı�na atar.[55] Selçuklu kartalı ile Bizans kartalı da çift başlıdır.

Türk halk anlatımlarından Kırgızlardaki Er Töştük masalında büyük kuşa rastlıyoruz. İslam kültüründen az müteessir olan Müslüman Kırgızların Er Töştük destanında, bir epizod olarak, Alp Kara Kuş masalı vardır.[56] Er Töştük bir seferinden yurduna dönerken �yer ortası� Kaf dağına geliyor. Tepesi göklere ulaşmış, büyük çınar ağacının üzerinde Alp Kara Kuş�un yuvasını görüyor. Yuvada iki yavru ağlıyor : çünkü bir ejder bu yavruları yemek için ağaca çıkmaktadır. Er Töştük ejderi öldürüyor. Bu ejder Alp Kara Kuş�un düşmanı imiş; neslini imha etmeye çalışır, her yıl yavrularını yermiş. Er Töştük ejderi parçalayıp yavrulara yediriyor, onlarla konuşuyor... Bir müddet sonra Alp Kara Kuş fırtına, kasırga koparıp yuvasına geldi ve Er Töştük�e iyilikler yaptı.[57] Bu masalın benzeri Er Tostik adıyla Kazak masalları içerisinde yer almaktadır. [58]

Müslüman olamayan (Şamanist) Türklerin destanlarına sokulan Kaan Kerede, Kaan Kere yahut Ulu Kara Kuş efsanesinde de aynı unsurlar bulunuyor. Şamanist Altaylıların �Kögütey� destanındaki Kaan Kerede masalı Kırgız Folklorundaki Alp Kara Kuş masalının en yakın varyantıdır.[59]

Özetle, Müslüman Türklerin folkloruna Simurg adı İran�dan geldiği gibi, şamanist Türklerin Folkloruna Kerede adı Hint mitolojisinden geçmiştir. Kerede en eski Hind mitolojisindeki Tanrı Vişnu�nun biniti olan ilahi kuş Garuda�nın Türkleştirilmiş şeklidir.

Oğuz Türklerinin ongunları Şahin, Kartal, Tavşancıl, Uc ve Çakır�dır ve gerek Yazıcıoğlu, gerekse Reşideddin�e göre bu avcı kuşlardan Kartal; Bozoklar kolundan Ay-Han Oğullarının Yazır, Döğer, Dodurga, Yaparlı boylarının ongunudur.[60]

Yakutlarda tespit edilen bir masala göre �Kara Atlı Kulun Kulustur masalında Harday şeytani bir kuş olarak tasvir edilmektedir�[61]

Bir Azeri halk masalında Simürg kuşunun bir kızı vardır ve yuvada beklemektedir. Kahraman çok yüksek olan bu yuvaya hile ile çıkar. Yuvadan ayrılan Simürg kızı ile bu oğlanın bir arada yaşadıklarını bilmez. Bu birliktelikten bir çocukları da olmuştur. Süleyman Peygamber aracılığıyla bunların evlenmesine Simürg kuşu razı olur.[62]

Azerbaycan halk masallarından �Melik Memmed�de de böyle bir epizoda rastlarız: Melik Memmed�in garanlıg dünyaya düşmesi ile sihrler aleminin ikinci merhelesi başlayır. ..... O garanlıg dünyada ajdahalarla garşılaşır. Maraglıdır ki, burada divlere tesadüf olunmur. Lakin ajdahalar da divler kimi şer guvvelerdir. Onlar da insanlara bedbahtlık ve felaket getirirler. Suyun garşısını kesip, insanları susuz goyur, hemişe heyirhah olan, insanlara kömek eden Zümrüd guşunun balalarını yeyirler. Melik Memmed Zümrüd guşunun balalarını yeyen ajdahanı öldürür. Bununla o, gelecek mübarizelerini başa çattırmah üçün möhkem bir kömekçi, heyirhah bir sehirli guvveyle dost olur.[63]

Yakut epopelerinde bile Hind-Buda dini metinlerde geçen şeytani kuş Geruda�ya �Harday� şeklinde rastlanmaktadır. Bu �garuda� Altay destanlarında�Kerede� şekline girmiştir. Altay destanlarında bu efsanevî kuş �Kuşlar Padişahı Kan Kerede� şeklinde tesmiye olunuyor. Altaylıların Şaman ilâhilerinde şamanı göklere götüren Han Kara kuş adıyla geçer.

Bu �Kerede-Garuda� eski İran esaretinden Müslüman Türk göçebelerinin hikâyelerine Simürg adıyla geçmiştir. �Kögütey� adını taşıyan Altay destanının kahramanı �kuzgun kara batır� dağlar, denizler aşarak �Hankerede�nin yuvasına vasıl oluyor. Bu destanın 2197. mısraından 2489. mısraına kadar olan kısmı bütün teferruatıyla Müslüman Türklerde �Simürg hikâyesi� adıyla maruf eski İran hikâyesinin aşağı yukarı aynıdır. Aynı hikâyenin diğer bir varyatını biz �Manas�ın ilâvesi olan �Er Töştük� destanında buluyoruz. �Er Töştük�de bu kuşun adı �Alp Kara Kuş�tur (Proben V metin s. 378-83).[64]

Er Töştük�ü alarak yer yüzüne çıkaran kuş, Anadolu masallarındaki Zümrüd-ü Anka kuşundan başka bir şey değildir. Gerçekte ise bu efsanevî kuş, Hint efsanesindeki Garuda kuşuyla aynı görev ve paralellikte olan bir kuştur. Herhalde Hint Tanrıları yer altında yaşamıyordu ve Türk mitolojisinde izleri görüldüğü gibi iki yansımalı bir dünya (yer-gök) anlayışı da yoktu. Bu motifin kökü, Hindistan�da olabilir ama Hindistan eski haliyle düşünülürse bir inançlar ve kavimler cennetidir. Hindistan kıta büyüklüğünde ve yaklaşık olarak bir milyar nüfuslu bir bölgedir. Masala giriş ve anlatılış şekli ise, Hint masallarında başka türlü, Türk masallarında ise başka türlü olmuştur. Er-Töştük masalında, bu kuşa �Kara-Kuş� yani kartal denmektedir. Tünediği ağaç ise Hayat-ağacıdır. Yine Orta Asya inanışlarına göre, ağacın altında bekçi olarak bir yılan bulunurdu. Buryatlar bu yılana �Abırğa� derler. Bu yılan hayat ağacını beklerdi. Bu masalda ise bu yılana �Acırğa�, yani ejderha denmektedir.[65]......

Yard. Doç. Dr. Erdoğan ALTINKAYNAK
Başlık: Ynt: Türk mitolojisinde "Simurg" motifi
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 14:46:55
ANADOLU VE BALKAN TÜRKLERİNİN HALK ANLATMALARINDA
MİTOLOJİK BİR KUŞ : ZÜMRÜDÜ ANKA



Öz
Bütün milletlerin mitolojisinde olağanüstü ve büyük bir kuş dikkati çeker.Yunanlılarda Phoneix, Hintlilerde Garuda, Araplarda Anka, İranlılarda Simurg bukuşlardan ilk hatıra gelenlerdir. Türk mitolojisinde de tuğrul, karakuş, kartal gibi isimlerle: anılan ve diğer rmlletlerinkilerle kısmen benzerlik, kısmen de farklılık gösteren bir kuş vardır. Bu kuş etrafında cereyan eden olayların tarihî seyri içinde bugünkü halk anlatmalarına nasıl geldiğini, özelliklerini, masallardaki yennı bu
yazımıza konu edindik. İncelemede Anadolu ve Balkan halk anlatmalarını esas almaya, diğer ülkeleri de yen geldikçe mukayeseye dahil ermeye çalıştık. Zümrüdü Anka kuşunun mitolojideki şeklinden başlayarak masallarımıza nasıl aksettiğini, yayımlanmış metinleri takip ederek göstermek istedik.


Yapıları, kaynaklan ve motifleriyle çeşitli incelemelere konu olan halk anlatmaları ile mitoloji arasında varlığı ileri sürülen ilgi geçen yüzyıldan bu yana tartışılmaktadır. Grimm Kardeşler, Max Lüthi, Arnold Van Gennep, Vesselskı gibi pek çok araştırıcı; özellikle masallar ile mitoloji arasında motif ilişkisi bulunduğunu iddia etmişlerdir. Konuyla ilgili bir görüş ise "motiflerin içinde bulundukları masallardan daha eski olduğu" şeklindedir. (Lüthi; 9,17). Tamamıyla katılmasak bile önemli bir gerçek payrnrn bulunduğuna şüphe edemeyeceğimiz bu görüşler çerçevesinde halk anlatmalarına mitolojiden geçtiğine inandığımız "Zümrüdü Anka" kuşunun Anadolu ve Balkan Türkleri arasında yaşayan halk anlatmalarmdaki şeklini ve mahiyetini bu yazımızda incelemeye çalışacağız.

Öncelikle elimizdeki malzemeden bahsetmek istiyoruz. "Olağanüstü kuş"motifinin en belirgin şekilde yer aldığı metinler, EB'da 38 anlatması incelenen 72 nolu masal tipidir. Bu masallardan yayımlanmış olanlara yeni yayımlanan bazı varyantları da ekleyerek Anadolu varyantlarını tespit etmiş olduk. (AJangu, Arseven, Buluz, Caferoğlul, Caferoğlu 2, Demiray, Güney, Kunos 1, Kunos 2,Tunara, Walker-Uysal 1, Walker-Uysal 2). Kıbrıs'tan derlenmiş bir metni de incelemeye dahil ettik (Sakaoğlu 1). Ayrıca "olağanüstü kuş" motifinin yer aldığı diğer masal tiplerini de (EB 36, 136, 140, 206, 226, 239) göz önünde bulundurduk.Balkan ülkelerinde yaşayan Türk toplulukları arasında derlenen metinleri de mukayeseye esas aldık (Piliçkova, Hafız 1, Hafız 2, Sağlam, Boev-Memova). Ayrıca Anadolu'da masal ve halk hikâyesi olarak anlatılan Hâtem-i Tây hikâyesinde de "olağanüstü kuş" motifinin yer aldığını gördük (Sakaoğlu 2; Walker-Uysal 2, 94-138). Bütün bu varyantların incelenmesi sonunda "olağanüstü kuş"un şu özellikleri belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Bu özelliklerin varyantlara göre dağılımı ve mitolojik kaynaklarıyla mukayeseli şekli şöyledir:

a) "Olağanüstü kuş"un adı, varyantların genelinde (Alangu, Kunos 1,Kunos 2, Güney, Demiray / Sivas, Caferoğlu 2 / Kayseri, Tunara / İstanbul,Sakaoğlu 1 / Kıbrıs, Sağlam / Batı Trakya) Zümrüdü Anka, Zümrüt Anka, Zümrüt Halka gibi benzer şekildedir. Buluz (Sivas) ve Boratav (İmren-Ceyhan / Adana) varyantlarında kartal; Güney varyantında ise ikinci bir adıyla "Devlet Kuşu" olarak dikkati çeken kuş adı, Bulgaristan (Hafız 2) varyantında ise "Boba Kuş" şeklindedir. Diğer varyantlarda kuşa ait özel bir ad yer almamaktadır.

Bu kuşun adı mitolojilere göre ise daha farklıdır. Yunan mitolojisinde Phonix, İran'da Srmurg, Araplarda Anka, Hint'te Garuda gibi. Türk mitolojisinde
ise bu gibi kuşların genel olarak Alp Kara Kuş (kartal) ve tuğrul adlarını aldığı görülmektedir (İnan, Ögel). Bu noktada Anadolu'dan derlenen iki varyant ile Türk
mitolojisi isim konusunda uyuşmaktadır. Zümrüdü Anka adının ise Araplardaki Anka adına, kuşa renginden dolayı izafe edilen Zümrüt adının eklenmesiyle
oluştuğu dikkati çekmektedir.

b) Olağanüstü kuşla ilgiliilgili önemli bir husus, bulunduğu yer ve bu yerm özellikleridir. Varyantların genelinde kahramanın uyuyakaldığı büyük bir ağacın üzerinde kuşun yuvası ve yavruları vardır. Bu ağacın bazı varyantlarda bir su kenarmda bulunduğu da dikkati çeker (Sakaoğlu 1, 100-112). Hemen bütün masallarda bir yılan veya ejderha, ağacın üzerindeki yavruları her yıl gelip yemektedir. Bu defa yavruların sesini duyan kahraman, yılanı öldürüp yavruları kurtararak kuşun dostluğunu kazanır. Böylece kuş ona yardımcı olmaya karar verir. Sivas (Buluz) varyantında ise kahraman, kimsenin iyileştıremediği yaralı kartalı iyileştirdiği için yardıma hak kazanır.
Bu masallarda gördüğümüz özelliklerin mitolojilerde de benzerlerine rastlamaklayız. Ivîeseiâ Sümer mitolojisinde Fırat nehn kenarında büyüyüp daha sonra kutsal bahçeye ekilen huluppu (bir çeşit söğüt) ağacının dibinde bir yılan, üzerinde ise İmdigud (Anzu) kuşunun yuvası bulunmaktadu (Kramer, 169).Avesta'ya göre Simurg da Vaorukaşa denizinin ortasındaki ağaç üzerinde yaşamaktaymış (Ögel, 108). Ancak bu benzerlik en çok Türk mitolojisinde ortaya çıkmaktadır. Türk mitolojisine göre yer alfanda dokuz dallı büyük hayat ağacı vardır ve bu ağacm altında bekçi yılan, üzerinde ise Alp Kara Kuş bulunmaktadır (Ögel,111-112,541).

c) Kuşun fizikî özellikleriyle ilgilic) bazı bilgilere de masallarda rastlamaktayız. Bunlardan en önemlisi kanatlarıyla ilgili olan hususlardır. Varyantların pek çoğunda kuş, uyumakta olan kahramana kanatlarıyla gölge yapmaktadır. Olumlu manadaki bu özelliğin yanı sıra bir masalda ise Anka,kanatlarmı yayıp güneş ışığına engel olarak bir ülkeyi karanlıkta bırakabilmektedir (Walker-Uysal 2, 138-154). Diğer bir varyantta ise her bir kanadıyla bir fili kaldııabildiği belirtilmektedir (Güney). Kuşun bu kanat özelliği onun büyüklüğü hakkında bir fikir vermek içindir. Bu bilgilerin paralelini İran'ın Simurg'unda bulabiliyoruz. Simurg, yeryüzüne yaklaşmca yağmur bulutu gelmiş gibi hava
kararumış. İki yavrusu ise kanatlarını açtıklarında büyük bir gölge meydana getirirlermiş (Buchner, 653). Buna karşılık Binbir Gece Masalları'nda geçen El-Simurg'un ise kanatsız ve çok iri bir varlık olduğu anlatılmaktadır (BGM 15, 7-74).Kuşun büyüklüğüyle ilgili bir diğer husus ise kuşun yapacağı yolculukta gerekli yiyeceklerin ölçüsüdür. Bir iki varyant dışında bütün varyantlarda 40 tulum et, 40 tulum su şeklinde belirtilen bu yiyecek de kuşun büyüklüğünü düşündürmektedir. "Gak" deyince et, "guk" deyince su verilen kuşa yine de yiyeceği yetmez, yolun sonlarına doğru kahraman bacağmdan kestiği bir parça eti kuşa vererek durumu idare eder. Motif Index'te de B322.1. "Kahraman Yardımcı Hayvana Kendi Etini Yiyecek Olarak Verir" şeklinde yer alan bu motif, hemen bütün varyantlarda ortaktır. Anadolu ve Balkan masallarında 40 formulistik sayısı ile ifade edilen yiyecek-içecek miktarı; Binbir Gece Masallarında ise yedi yaban eşeği kavurması, yedi tulum kaynak suyu şeklinde ortaya çıkmaktadır (BGM 15).

ç) Gerek masallarda, gerekse mitolojik kaynaklarda görülen bir diğer motif ise yılan-kuş mücadelesidir. Masallarımızın genelinde gördüğümüz, her yıl doğan
kuş yavrularını bir yılanın sürekli olarak yemesi bunun göstergesidir. Bu mücadele motifi; Hint ve Sümer mitolojilerinde olduğu gibi Türk mitolojisinde de görülmektedir. Sümer mitolojisinde yılan ile Anzu (İmdıgud) kuşu arasında açık bır mücadele sezilmiyor, ancak kahraman Gılgamış'ın da yılanı öldürdüğü belirtiliyor
(Kramer, 169). Hint mitolojisinde de Garuda yılanların amansız düşmanıdır ve yılan zehirine karşı sihirli bir güce sahiptir (FW, 441-42).

d) Gerek mitolojide, gerekse pek çok varyantta "olağanüstü kuş"un en önemli özelliği kahramanın binek aracı ya da taşıtı olmasıdır. Kuş, hemen bütün varyantlarda kahramanı yer altmdan (ya da yerin yedi kat dibinden, kara dünyadan veya karanlıklar dünyasından) yeryüzüne (ya da ak dünyaya, ışık dünyasına) çıkarıcı özelliğiyle ön plana çıkmaktadır. Motif Index'te de F101.3. "Kartal Üzerinde Alt Dünyadan Dönüş" sekimde gördüğümüz bu özellik masallarımıza en akrn şekilde Hint mitolojisinde görülmektedir. Hint mitolojisine göre Garuda, Tanrı Vıshnu'nun taşıtıdır ve bu özelliğinden dolayı Vishnu onu ölümsüz ve seçkin hâle getirir (FW, 441-442). Benzer bir olayı da Bınbir Gece Masalları'nda görmekteyiz. Şehzade Elmas, Kaf Dağı'nuı ortasındaki Vâkâk şehrine gidebilmek içm El-Sımurg'un üzerinde yedi okyanusu aşar (BGM 15, 7-74).Kuşun benzer özellikler taşıdığı bazı anlatmalar daha vardır. Meselâ İstanbul (Tımara) varyantında kuş, kahramanı âb-ı hayata bulmaya götürmektedir. İskenderun (Walker-Uysal 2, 174-180) varyantında kahramanı aradığı Sultan Fedlıfa'nm ülkesine götüren bir taşıt gibidir. Hâtem-ı Tây hikâyesinde ise kahraman, sihirli bir kuşun ayaklarına tutunarak değişik seyahatler yapar (Sakaoğlu 2; Walker-Uysal 2, 94-138). EB'dekı 36 nolu masalın Ankara varyantında ise prenses, penceresinden bakarken Anka tarafmdan kapılır. :
.
e) Masalların bazı varyantlarında (Kunos 1, Kunos 2, Tünara, Walker- Uysal 2, 174-180) olağanüstü kuş, yanından ayrılan kahramana tüylerinden, vererek tehlike veya ihtiyaç anında bunları yakmasını ya da birbirine sürtmesini tavsiye eder. Bu şekilde yardıma geleceğini belirtir. Bu motifin kaynağı İran mitolojisinde ortaya çıkmaktadır. Şehnâme'ye göre Simurg tarafından bulunan Zâl, ayrılacağı sırada kuş ona sıhıriı tüylerinden vererek daralrnca yakmasını söyler. Böylece Simurg defalarca Zâl'a yardımcı olur (Buchner, 653). Bu motifi Binbrr Gece Masalları'nda da görmekteyiz. El-sirnurg, Şehzade Elmas'a bir tutam rüyvererek sıkıştığında bunlardan birini yakmasını tavsiye eder (BGM 15, 7-74). Bütün bu özellikleri yanı sıra pek çok özelliği daha anlatılan "olağanüstü kuş", gerek Anadolu, gerekse Balkan varyantlarında ortak ve benzer bir mahiyet göstermektedir. Ayrıca kuşun mitolojik mahiyeti ve kaynaklan da ortadadır. Ancak Kazak, Kırgrz ve Tatarlarda çeşitli varyantları derlenen ve XIV. yüzyılda teşekkül
ettiği tahmin edilen Er Töstük Masalı'nı da gözden uzak tutmamalıyız. Manas Destanı'nrn bir epizodu olarak ortaya çıkan bu masal, Anadolu ve Balkan Türkleri
arasında "Zümrüdü Anka" adıyla bilinen EB 72 nolu masalla tamamen aynıdır (Bkz. Ögel, 111-112, 541; İnan).Çeşitli adlarla ve özellikleriyle anılan bu "olağanüstü kuş" ve içinde yeraldığı masallar; öncelikle Hint ve İran mitolojisi ile Türk mitolojisinin karşılıklı etkileşimi ile teşekkül etmiş, daha sonra Arap kaynakîarmın da tesınne girmiştir.
Ancak Er Töstük Masalı'm da düşünürsek bugün zevkle dmlediğimiz masallar önce Orta Asya'da teşekkül etmiş ve oradan Anadolu'ya, daha sonra da Balkanlara
yayılmıştır diyebiliriz.


Doç. Dr. Alı DUYMAZ
Başlık: Simurg'un Gözyaşları
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 14:59:02
(http://www.kitapyurdu.com/getimageV3.asp?resimkod=592603&boyut=85&sayfa=275&en=13,5&set=0)
Simurg'un Gözyaşları
Erkan Sarıyıldız

“Simurg Kuşu derler benim adıma
Cümle cihan hayran benim gözüme.”

Sıra dışı dört insanın, efsanelerin yazıldığı zamanlardan başlayıp günümüze ulaşan ve Simurg Kuşu’nda kesişen hikâyeleri.

Hem de öyle hikâyeler ki, her kahraman kendi destanını, canıyla, kanıyla sayfalara yazıyor.

Her basamakta kendinizi sorgulayabileceğiniz, ölmeden ölmenin, amacına ulaşmak için her şeyi ardına alabilmenin, cesaretin ve affetmenin kitabı…
Başlık: Simurg'un Kanat Sesi Attar'ın Hayatı, Düşünceleri ve Eserleri
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 15:00:55
Simurg'un Kanat Sesi Attar'ın Hayatı, Düşünceleri ve Eserleri
Prof. Dr. Hüseyin Zerrinkub

Aziz Attâr, bu hal üzerine dünyanın ruhtan, Simurg'dan ve Allah'tan uzaklaşmasına rağmen senin ülkün ölmeyecektir. Manevi tekamül ve maddi tekamül arasında bir dengenin bulunmasının zorunluluğu, senin ülkünü yeniden diriltecektir. Geleceğin dünyası, eğer yeniden Simurg'un kanat sesine gönül bağlamazsa, durağanlık lağımında yok olup gidecektir. Bırak; petrole, kana ve dolara gömülmüş olanlar, ilerleme hakkında istediklerini söylesinler. Gerçekte dünya ne senin ruhani asrınla son buldu, ne de bizim ruhsuz asrımızla son bulacak. Gören göze sahip olanlar, uzak ufuklarda ruhani bir sabahın doğmakta olduğunu müşahade etmektedir. Simurg'un kanat sesi de, uzaklardan yankılanmaktadır.
Başlık: Zümrüd- ü Anka
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 15:13:41
Zümrüd- ü Anka
Taki Akkuş

Doğu ülkelerinin masallarında sıkça rastla-dığımız bu efsanevi kuş, yeniden yapılan-manın bir sembolü olarak hala aramızda bulunmaktadır. Bizlerin ninelerimizden, an-nelerimizden dinlediğimiz, kimimizin çocuk-larına anlattığı tadına doyum olmayan ma-sallardaki güzel kuş, gerçekten yaşadı mı bilemiyoruz. Bildiğimiz şudur ki binlerce yıldır hakkında anlatılanlar, onun bilmediği-miz bir tarihte insanlara en zor anlarda yar-dım etmesinde bir gerçeklik payı olduğu-dur. Ondan medet umulur, kahramanlar islerinin en zor anında onu karsılarında bu-lur, asla hayır! yanıtı almazlar.

Güneşin sembolü olarak her gece ölür, her sabah yeniden doğar, ölümsüzdür, daima yenilenir ve güçlenir. Hazinelerin malda ve mülkte olmadığını, insanın kendisinin her gün yeniden doğmakta olan güneşle birlik-te dogması, kendini yenilemesi, özündeki güçle her türlü zorluğun üstesinden gelme-sinde olduğunu öğretir bize. Her sonun bir başlangıcı olduğunu, yeniden daha da güçlü doğma olanağının olduğunu anlatan bu kuşun enfes şarkısını dinleyip, onu örnek alacak olursak, hayat bize mucize-lerin sadece masallarda olmadığını gös-terecektir.

Kaldı ki, hayatın kendisi tamamıyla bir mucizedir, eskinin kaynaklarından yeniyi yaratmak gerçek bir mucizedir. İnsanın en ümitsiz anında toparlanıp dimdik aya-ğa kalkması için, olanaksız görünen ko-şullarda bile, eğer yenilenme ve büyüme gücü kullanılırsa yeniden Anka Kuşu gibi doğmak olanaklıdır, yeter ki umut, inanç, özveri ve çaba olsun. Çalışma olmadan ayağa kalkmak, küllerinden silkinmek ola-naklı değildir.


Başlık: Zümrüdü Anka
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 15:14:53
Zümrüdü Anka
Medine Balcı

Zümrüd-ü Anka dev bir kuştur, hayallerimizi ve çocukluğumuzu süsleyen..."İlim avdır, yazmak onun bağıdır" buyurulur.Zümrüdü Anka'nın kanatları şimdi sayfa olarak elinizde, sayfalarla bağladık, satırlarla ve yazıyla kayda geçirdik.Zümrüd-ü Anka'nın kanatlarından tutalım, Kaf Dağı'ndan aşalım.Okumak, sonsuz ufuklara bilgi kanatlarıyla yol almaktır.

Başlık: Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 15:17:20
Anka'nın Yükselişi ve Düşüşü
Oral Sander

Phoenix, Grek ve Mısır mitolojisinde beş yüz yıl yaşadıktan sonra kendini ateşe atan ve külleri arasından yeniden doğup sonsuza dek var olan bir kuştur. O kadar yaşadıktan sonra bu intiharı neden kendisine layık gördüğü pek belirli değilse de, aynı kalıp içinde uzun süre yaşamanın yaratabileceği sıkıntı bir neden olarak düşünülebilir. Hele külleri arasından başka bir kuş olarak yeniden yeryüzüne dönmesi ve sonsuza dek yaşama isteği dikkate alınırsa, bu açıklama akla yakın görünmektedir.

Phoenix’in Türkçede tam karşılığı yok. Her türlü doğaüstü yeteneğe sahip ve çoğumuzun yakından tanıdığı "Anka Kuşu"nun Phoenix yerine kullanılması yanlış olmasa gerek.
Başlık: Zümrüd- ü Anka'yı Ararken
Gönderen: Wolfeye - 27 Ocak 2012, 15:19:43
Zümrüd- ü Anka'yı Ararken / In Seach Of The Phoenix Kuş Fotoğrafları Albümü / A Photographic Album Of The Birds
KİŞİSEL YAYINLAR

Zümrüd-ü Anka'yı Ararken (1) isimli albüm kuş fotoğraflarından oluşan ve ülkemizde ilk kez hazırlanan bir fotograf yapıtıdır. Albüm, dünyanın çeşitli yerlerindeki vahşi ve oluşturulmuş yaşam ortamlarda çekilen kuş fotograflarından oluşmaktadır. Her fotografın arkasında fotograftaki kuşu tanıtıcı bilgiler (Türkçe ve İngilizce) ve illüstrasyonlar bulunmaktadır. Ayrıca, fotoğraf severlerin beğendiği fotografı çerçeveleterek duvara asılabilmesi için sayfalar perforajlanmıştır; bu şekliyle de albüm Türkiye'de bir diğer ilk olma özelliği taşımaktadır.

Fotoğraf ve doğaseverler için hazırlanmış olan bu albümün, aynı zamanda çoçuklar için de, doğa sevgisinin aşılanmasına yardımcı olacak eşi bulunmaz bir kaynak olduğu düşünülmektedir. Çocuklardan ve ailelerinden alınan olumlu eleştiriler bu görüşü doğrulamaktadır. Albümün, arkasında, iki yıllık bir çalışma sonucunda, (DHKD, AKGT, Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü, M.Serhan Oksay, Can Bilgin, Sancar Barış, Asaf Ertan ve Güven Eken tarafından) hazırlanan ilk Türkçe kuş isimleri listesi de yer almaktadır.