Sanat Tarihi Forum

Arkeoloji & Kazıbilim => Antik Medeniyetler => Antik bölgeler => Konuyu başlatan: greyangell - 27 Temmuz 2016, 13:19:06

Başlık: Çanakkale boğazı (mitoloji)
Gönderen: greyangell - 27 Temmuz 2016, 13:19:06
Yunanca: Δαρδανέλλια / Dardanellia / Ελλήσποντος / Hellespontos)

    Boğazın antik isimleri Dardanelya (Dardanos'un Geçiti) ve Hellespontus (Helle'nin Denizi ) 'dur.
    Boğazın Avrupa yakasındaki antik kentler; Sestos, Gelibolu
    Asya Kıtasındaki antik kentler; Truva, Abidos, Dardanya, Lapseki
    Persler, antik Yunanistanı istila etmek için bu boğazı aşmıştır ve Dünya'nın ilk boğaz köprüsünü burda gemileri halatlar ile bağlayarak kurmuştur. Köprü yıkılıncada, Pers hükümdarı denizi adamlarına kılıç ve sopalar ile dövdürerek cezalandırır.
    Büyük İskender, Granikos Savaşını boğazı geçerek aynı isimli ırmak yakınlarında gerçekleştirmiştir.
    Büyük İskenderin kumandanlarından Lysimakhos, boğazın Saroz Körfezi kıyısında kendine bir başkent kurarak, Trakyaya hükmetmiştir.
    Gelibolu Yarımadasındaki Çimpe Kalesi Osmanlıların Avrupa ilk ele geçirdikleri toprak parçasıdır.
    Çanakkale Boğazı I. Dünya Savaşı'nda tarihte ender rastlanan bir savaşa ev sahipliği yapmış; bu savaş sonucunda toplam 500,000 kişi hayatını kaybetmiştir.

İsminin kökeni
Boğaz'ın en eski yerleşimcilerinden olan Bizanslılar, buraya Bosporos (Yunanca: Βόσπορος) adını veriyordu. Bu sözcük inek ya da öküz anlamına gelen βοῦς (bous) ve yol, geçit anlamlarına gelen πόρος (poros) adlarının birleştirilmesiyle türetilmişti. Öküz ya da inek geçidi anlamına gelen Bosporos adını taşıyan boğaza bu adın verilmesi Yunan mitolojisinde baştanrı Zeus'un, İo adında bir kıza âşık olması olayına dayanır. Hikâyeye göre İo nehirler tanrısı İnahos'un kızıdır. Tanrıların kralı olan Zeus bu güzel kızı görünce ona âşık olur ve eşi Hera'dan gizlice onunla birlikte olmaya başlar. Bir gün Hera'ya yakalanmak üzereyken kendini bir buluta, İo'yu ise bir ineğe çevirir. Aldanmayan Hera, ineği hediye olarak eşinden ister. Onu Zeus'tan uzak tutmak adına Argos Panoptis adlı canavarın gözetimine bırakır. Ancak Zeus, Hermes'i yollayıp Argos'u öldürtür. Bunun üzerine Hera, ineğe dönüşmüş İo'yu sürekli rahatsız etmesi için ona bir sinek musallat eder. Sinekten kurtulmak için var gücüyle koşan İo boğaza geldiğinde kendini boğazın sularına bırakır ve bu engeli yüzerek geçer. Kıyıya çıktığı yerde Keroessa adında bir kız çocuğu doğurur ve bu kız büyüdüğünde denizler tanrısı Poseidon ile evlenerek Byzas adında bir oğlan dünyaya getirir. Bu çocuk doğduğu yerde kendi adını verdiği Byzantion kentini kurar.[16] Bu mitolojik öyküler hem İstanbul şehrine hem de Boğaz'a adlarını vermelerinden dolayı önemlidir.

Boğaz'ın antik dönemde kullanılan adlarından olan Bosporus'un kökenine ilişkin ortaya atılan bir başka görüş de sözcüğün Fosforos (Yunanca: Φωσφόρος - fosforlu, ışık saçan)'dan geldiği yönündedir. İstanbul Boğazı batı dillerinde hâlâ bu ad ya da bu adın değişik biçimleriyle bilinmektedir. Eski Türk kaynaklarında ise İstanbul Boğazı'nın Halîc-i bahr-i rûm (Marmara Denizi Boğazı) , Halîc-i bahr-i siyâh (Karadeniz Boğazı), Halîc-i konstantiniyye (Konstantiniye Boğazı), Merecü'l bahreyn / Mecma'ül bahreyn (İki denizin birleştiği yer) ve İslâmbol Boğazı gibi adlarla anıldığı görülmektedir.[18]


Bizans dönemi ve öncesi
İstanbul Boğazı kıyılarında ilk yerleşim yeri MÖ 685 yılında Megara'dan gelen Yunanların günümüzde tarihî yarımada olarak adlandırılan bölgeye gelmesiyle kurulmuştur. Bu yerleşim yeri günümüze pek çok kez el ve ad değiştirerek gelmiştir. Bunu, yine yakın dönemlerde Dorların Anadolu Yakası'nda günümüzde yerini Kadıköy ilçe merkezinin aldığı Kalkedon kentini kurması izlemiştir. Günümüzde yerinde Üsküdar ilçesinin bulunduğu alanda kurulmuş olan Skutari şehri de Boğaziçi'nin en eski yerleşim birimlerinden biridir. Boğaz, ilk çağda Karadeniz kıyısında kurulmuş olan kolonilere ulaşma açısından önemli bir suyoluydu. MÖ 493'te İskit seferine çıkan Pers imparatoru I. Darius İstanbul Boğazı'nı yüzlerce gemiyi yan yana sıralayıp yüzer bir köprü oluşturarak geçmişti.

Doğu Roma İmparatorluğu kurulduğunda Boğaz kıyısında bu üç şehir dışında önemli bir yerleşme yoktu ve küçük kıyı köylerinde insanlar balıkçılıkla uğraşırlardı. Boğaz çevresinde nüfus arttıkça ve şehirler büyüdükçe Boğaz önem kazanmaya başladı. Özellikle Marmara Denizi, İstanbul Boğazı ve Haliç ile çevrili olan ve güçlü surlarla korunan Konstantinopolis şehri bölgede önemli bir güçtü. Doğu'da Müslümanların ilerlemeleriyle birlikte Boğaz ve kıyıları dönemin çok kutuplu dünyasında kilit bir önem kazandı. Bu dönemde Katolik Avrupa, kutsal sayılan Kudüs şehrini ele geçirmek için Müslümanlar üzerine seferler düzenliyordu. 1204 yılında Konstantinopolis üzerinden gerçekleştirilen dördüncü seferde Katolikler Ortodoksluğun merkezi olan bu şehri ve çevresini de ele geçirdiler ve burada Katolik Latin İmparatorluğu'nu kurdular. Bu olayın ardından Konstantinopolis ve Boğaz, 57 yıl boyunca Latin İmparatorluğu yönetiminde kaldı. Bölgenin egemenliği 1261 yılında Bizans imparatoru VIII. Mikhail Palaiologos'un şehri ele geçirmesiyle yeniden Ortodokslara geçti.

Dönem dönem Arapların ve Bulgarların da Boğaz üzerinden akınlar düzenlediği Konstantinopolis'e 15. yüzyıldan itibaren ise Türkler saldırıda bulunmaya başladı. Bu saldırılardan kapsamlı olarak yürütülen ilki, II. Murad komutasındaki Osmanlı ordusunun, 1422 yılında II. Manuel Palaiologos yönetimindeki Bizans İmparatorluğu üzerine yaptığı akındır. Şehri ele geçirmek amacıyla yapılan bu kuşatma Osmanlı Devleti'ndeki iç karışıklıklar nedeniyle Türkler adına başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Konstantinopolis'in düşüşü ancak 1453 yılında II. Mehmed'in kuşatmasıyla gerçekleştirilebilmiştir. II. Mehmed, şehri ele geçirebilmek için önce Boğaz çevresindeki bölgeleri ele geçirmiş, sonra da buradaki mevcut kaleleri güçlendirmiştir. Boğaz'ın en dar noktasına Anadolu Yakası'nda I. Bayezid tarafından yaptırılan hisarın karşısına ise yeni bir kale yaptırmıştır. Rumeli Hisarı ve Anadolu Hisarı olarak adlandırılan bu yapılar günümüzde hâlâ ayaktadır.

Kaynak: wikipedia
Başlık: Ynt: Çanakkale boğazı (mitoloji)
Gönderen: greyangell - 28 Temmuz 2016, 13:17:47
Efsaneye göre Denizlerin efendisi olan Poseidon, Çanakkale Boğazı'nı karaların arasına girerek ve toprakları ikiye bölerek açmıştı.

Yunanistan'ın Thebai kentinin kralı Anthamas ile güzel karısı Nephele'nin Phriksos adında bir erkek ve Helle adında bir kız çocuğu vardı. Ancak kral bir süre sonra karısından bıkarak ikinci bir kadınla evlenir. Anthamas'ın ilk karısını ve çocuklarını kıskanan eki eş kahinleri etkileyerek, O sırada sürmekte olan kıtlığın giderilmesi için iki çocuğun kurban edilmesi gerektiğini söyletir. Kurban töreni sırasında Nephele (kelime anlamı bulut) ikisini de bir buluta sararak kaçırır. Çocukları kanatlı altın bir posta bindirerek Karadeniz'e yollar. Ancak Çanakkale Boğazı'nı geçerlerken büyük bir fırtına kopar ve Helle denize düşerek boğulur. Ondan sonra da buraya Helle'nin denizi anlamına gelen Hellespontos adı verilir. Herodot tarihinde Helle'nin mezarının Kardiya (Bolayır)'da olduğu belirtilmektedir. Phriksos Karadeniz'de Kolktis'e (Gürcistan) vardıktan sonra koçu Zeus'a kurban eder.

Dardanel Boğazı'nın efsanesi ise şöyledir; Okeanos'la Tethy'in evlenmelerinden Elektra adlı güzel bir kız doğmuştur. Kıza aşık olan Zeus, Elektra'yla zorla sevişir ve Elektra Dardonos adında bir erkek çocuk doğurur. Daha sonra Çanakkale'ye gelen Dardanos kralın kızıyla evlenerek Dardania adlı bir kent kurar. Çanakkale Boğazı'nın adı da Dardanos'tan Dardanel olur.

Dardanos'un oğlu Tros, bu bölgeye Troad, halkına da Troyalı adını verir. Onun oğlu İlus da kente kenti adını koyar ve kent ondan sonra İlium olarak tanınır.

Hera, Zeus'un diğer sevgilileri gibi Elektra'nın da farkına varmış, Elektra'dan doğacak Zeus soyunu lanetlemiştir. Gerçekten de bu lanet tutar ve Troya yerle bir olur.

Çanakkale ile ilgili bir başka efsane de Hero ile Leandros öyküsüdür. Bir zamanlar Çanakkale'nin Anadolu kıyısında, Nara kıyısında Abydos olarak anılan çok eski bir kent varmış. Abydos'un karşı kıyısında, Trakya tarafında Miletoslular tarafından kurulan Sestos adında bir kent daha varmış. Bu iki kent arası Boğaz'ın en dar yeriymiş. Sestos'ta Aphrodite'nin ölen sevgilisi Adonis için her yıl şenlikler düzenlenirmiş.Bu törenlerden biri sırasında Abydos kralının oğlu Leandros, Aphrodite'nin rahibesi Sestoslu güzel Hero'ya aşık olmuş.Ancak nevar ki Hero da ona aşık olmasına rağmen rahibe olduğu için evlenmemişler. Bu iki sevgilinin birbirlerini görmelerini engelleyemiş. Leandros her gece Marmara'nın bembeyaz köpükleri üzerine binerek karşı kıyıya, sevglisini görmeye gidermiş. Efsaneye göre Hero da her gece bir kuleye çıkarak, elinde tuttuğu meşaleyle, denizde yüzmekte olduğu sevgilisine yol gösterirmiş. Hero zaman zaman çok korkmasına rağmen ona gelme diyemez, en azgın fırtınalarda bile meşaleyi yanına çağırırmış. Bir gece denizde korkunç bir fırtına patlamış ve Hero'nun meşalesini söndürmüştü. Yolun yarısındayken ışık sönünce nereye yüzeceğini bilemeyen Leandros sonunda dalgalara yenik düşüp boğuldu. Cesedi sabahleyin Sestos kıyılarına vurdu. Hero da sevgilisinin ölüsünü görünce kendisini kuleden atarak canına kıydı.

(http://www.didimli.com/mitoloji/images/hero_leandros.jpg)

Kaynak: mitolojikefsaneler.blogspot.com.tr
Başlık: Dardaneller ile ilgili mitler ve “Troyalilar Yahudi miydi" iddiası
Gönderen: greyangell - 12 Ağustos 2016, 13:05:11
Troyalılar’ın da atası olan Dardaneller’in ortaya çıkışı ile ilgili olarak mitolojide şu bilgiler verilmektedir. Zeus, Okeanos ile Tethy’nin evlenmelerinden doğan Elektra’ya âşık olur ve onu zorla elde eder. Bu birliktelikten Dardanos adında bir erkek çocuk doğar. Dardanos daha sonra Ege Denizi'ndeki Semadirek (Samothrace) adasından Çanakkale’ye gelerek, bu bölgenin yöneticisi Hitit Kralı Teucer’in kızı Batea ile evlenir ve kral da ona hediye olarak İda Dağı (Kazdağı) eteklerinde toprak verir. Dardanos burada kendi adıyla anılacak şehri kurar. Teucer’in ölümünden sonra, onun yerine kral olur ve tüm bölgeyi Dardania olarak adlandırır.  Zamanla boğaza da Dardanelles denilmeye başlanır. Bu isim daha sonra Yeniçağın başlarında kurulan Çanakkale şehri için de kullanılmaya başlanır.

Mitte verilen bilgilere göre Troya hanedanının soy ağacı şu şekildedir: Cronus, Zeus, Dardanus, Erictanus, Tros, İllus, Laemond ve Priamus’dur. Bu soy ağacının başındaki kişinin gerçekte kim olabileceği ile ilgili olarak yukarıdaki iddiayı savunanlar tarafından şöyle bir açıklama getirilmektedir: Pagan dinlerinde kişilere tanrısal özellikler yüklendiği bilindiği için, mitolojide tanrısal özelliklere sahip kişilerin gerçek kişiler olabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Mitteki olaylar, yazılı kaynaklardaki verilerle karşılaştırılarak daha net ortaya çıkarılabilir. Bylloslu Filo’nun aktardığına göre, Fenikeli Tarihçi Sanchuniahon, (MÖ. 1200) Cronus’la ilgili olan Fenike mitleri ve inançları hakkında bilgi vermektedir. Buna göre Cronus Yahudilerin atası olan Yakup (İsrail) peygamberdir.  Zeus ise, adı "Judah" gibi çeşitli şekillerde söylenen Yakup’un oğlu Yahuda’dır. Etimolojik olarak, Zeus ya da Zhe-ut kelimesi Yehud’dan türetilmiş olabileceği iddia edilmektedir. Ayrıca Zeus’un Roma versiyonu olan Jupiter ise Yunanca Zheut-pater'dan alınmıştır.

Bugünkü Çanakkale Bölgesi’ne (Dardanelles) ismini verdiği iddia edilen Dardanus ise, Yahuda’nın soyundan gelen Darda’dır. Tevrat’ta Dara olarak geçen bu isim Darda olarak da okunabilmektedir.  Yahudi tarihi hakkında bilgi veren Yahudi tarihçi Josephus, eserlerinde Darda ismini kullanmıştır. Tevrat’a bakıldığı zaman Darda kelimesinin iki yerde (1 Chronicles 2:6; 1 King 4:31) geçtiği görülür: Bunlardan birisinde Darda Yahudilerin atası olan ve İsrail lakabıyla da anılan Hz. Yakup’un en büyük 12 oğlundan birisi olan Yahuda’nın (Judah) torunudur. İkincisinde ise Mahol’un oğlu olarak geçmektedir. 1. Ayette Zerah’ın oğlu ikinci ayette ise Mahol’un oğlu olarak tarif "oğlu" kelimesi her zaman doğrudan oğlu anlamına gelmeyip, bazen soyu anlamında da kullanılabileceği şeklinde yorumlanır. Ayrıca, ikinci ayette Darda’nın diğer beş kişi ile birlikte Hz. Süleyman’la karşılaştırılmaları, bu kişilerin önemli olduklarına birer işaret olarak görülebilir.

Yahudilerin dünyanın çeşitli bölgeleri ile ilişkilendirilmesinde çeşitli göç teorileri ortaya atılmaktadır. Yahuda’nın oğulları Exodus’tan sonra çeşitli nedenlerle dünyanın farklı bölgelerine göç etmişlerdir. Bu bölgelerden birisi de Girit’tir. Buna göre Hz. Yakup’un torunu olan Darda,  Yahudilerin kölelik dönemlerinde Mısır'da yaşamıştır. Çıkış (Exodus, MÖ 1314–1313)’dan 34 yıl önce grubuyla beraber Mısır’dan deniz yolu ile ayrılmıştır. Önce Girit’e yerleşir. Daha sonra Girit’ten Semadirek adasına doğru yol alırken fırtınaya yakalanmıştır. Yunan mitlerinde önemli olduğu gibi Yahudi tarihinde de fırtına önemlidir. Yahudiler’in Mısır’dan çıkışı esnasında Akdeniz’de yıkıcı tsunamiler oluşur ve Darda bugünkü Çanakkale kıyılarına sürüklenir. Burada Hitit kralının kızı ile evlenerek, Dardanos şehrini kurar.

Troya’ya yerleşen kişilerin Girit’ten geldiklerini ispatlamak için çeşitli deliller ortaya koyulmaktadır. Buna göre Troya’nın eteklerinde kurulduğu İda Dağı Yahudi (Judah) kelimesinden gelmektedir ve benzer adla bu dönemde Yahudilerin yaşadığı Girit’te de bulunmaktadır. Ayrıca benzer isimli dağın Milet’te bulunması ve bu bölgede İbranice yazıtların bulunması Çıkış zamanından sonra Küçük Asya’daki Yahudi varlığının izleri olarak değerlendirilmektedir.

Strabon’a göre, Dardanos’un kızıyla evlendiği ve toprak verdiği Teucer ve Teucrianlar Girit kökenlidir. Bunlar Cnossus’un düşmesinden sonra bu bölgeye yerleşmiş olabilirler.

Yahudilerin Mısır’dan çıkışından sonra, Yunan kralının bu bölgedeki müttefiki Mısır’dan kurtulan Yahudileri, Yahudi hizmetçisi ile ziyaret ederek onlardan, şehir kurmalarını ve düşmanlarına karşı sağlamlaştırmalarını istediği ve bunun üzerine de Troya’nın da kurulduğu da bazı kaynaklarda aktarılmaktadır.
Mısır papirüslerinde ise de Kadeş Antlaşması’nda (MÖ 1287) Hititlerle müttefik olan Darenui’lerden bahsedilmektedir.  Bu kişilerin bu bölgeye daha sonra gidenlerin atası ve Homeros’un Troyalılar yerine kullandığı Dardenoilerin atası olabileceği iddia edilmektedir.

Ayrıca, Troyalıların Yahuda’nın da sembolü aslan ve kartallardan oluşan heraldik işaretlere sahip olmaları bu konuda delil olarak gösterilmektedir; çünkü bu işaretlerden aslan Yahuda’nın kartal ise Dan’ın işaretidir. Bu iddiayı ortaya atanlar, Spartalılar’ın da İsrail’in oğlu Dan’in soyundan geldiğini ve benzer işaretleri taşıdıklarını söyleyerek, bu savaşı benzer kavimlerin savaşı olarak kabul etmektedirler.

Zeus’un düşmanı olan Hera, Elektra’dan doğacak Zeus soyunu lânetlediği için, daha sonra Dardanos’un torunu olan Tros’un kurduğu Troya’nın yok olması ile bu lânetin tuttuğuna inanılır. Troya’nın yok olmasına giden olayların sebebi mitolojiye şu şekilde yansır: Mitolojik tanrılar bir şölen düzenler, bu şölene davet edilmeyen fesatlık tanrısı Eris, şölenin huzurunu bozmak için şölenin ortasında yere üzerinde "en güzele" yazılı bir altın elma atar, şölende atmosfer bir anda gerilir, herkes bu elmaya sahip olmak ister. Bunun üzerine orada bulunanlar arabuluculuk etmesi için tanrıların tanrısı Zeus’a gider,  Zeus da bu elmayı Troya prenslerinden olan; ama talihsiz bir şekilde dağlarda çobanlık yapan Paris’e verir. Bu elmayı Paris'ten almak için gök tanrısı Hera, Paris’e Asya’nın en güçlü krallığını vaat ederken, zekâ tanrısı Athena, en bilge kişi olmayı, güzellik tanrısı Afrodit ise dünyanın en büyük güzelliğini vaat eder. Troyalı Paris gel zaman git zaman Sparta kralının karısına âşık olur  ve Afrodit’in yardımı ile Helen’i kaçırır.  Bunun üzerine ise Spartalılar, yaklaşık MÖ.1200’lerde Troya’ya saldırırlar ve Troya’yı yıkarlar.

Troya’nın bu hazin sonu, tarihte önemli izler bırakmıştır. Troya, ulusların kendi tarihleri olarak sahiplenmek istedikleri ender tarihi gelişmelerdendir. Türk tarihinde de Troya Savaşları batı medeniyeti ile doğu medeniyetinin savaşı olarak algılandığı için, Troyalıların doğuyu temsil ettikleri düşünülerek sahiplenilmektedir: Fatih Sultan Mehmet, kimi kaynaklar, bugün Çanakkale şehrinin etrafında kurulduğu Çimenlik Kalesi’ni inşa ettirmekle Troya ordusunun komutanı Yunanlılar’dan Hektor’un intikamını aldığı İmrozlu Kritopulos tarafından iddia edilmektedir. Benzer şekilde, Sabahattin Eyüboğlu Mavi ve Kara adlı kitabında Atatürk’ün Dumlupınar’da Yunanlıları yenince, yanındaki bir subaya "Dumlupınar'da Troyalıların öcünü aldık" dediğini aktarmaktadır.
Batı tarihinde ise Roma devletinin kurucusu K, Troya yıkıldıktan sonra İtalya’ya sığınan Aeneas’ın torunu olarak kabûl edilmektedir. Bu sebeple, Roma nezdinde ve dolayısı ile Avrupa tarihinde Troya önemlidir. Daha sonra birçok, Avrupa kralı Roma İmparatorluğu’nun devamı olmayı Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun tekelinden kurtarmak için, kendilerini Troya savaşının kahramanlarına bağlayarak devletlerini siyasi olarak Troya’nın devamı gibi göstermek istemişlerdir.

Troyalıların Yahudiliği savı, tarihte bazı devlet adamlarının kendilerini Troyalılar’a bağlamaları ve devletlerini de siyasi mânâda Troya’nın devamı gibi göstermeleriyle birleşince kanıtlanması olanaksız bağlantılar ortaya çıkmaktadır. Buna göre Avrupa’daki bazı hanedanlıkların orijinlerinin Yahudi olabileceği iddia edilmektedir. Örneğin, bu kişiler İngiltere devletinin kurucusu Brütüs’ün ve hanedanın Yahudi olduğunu söylemektedirler. Delil olarak da tarihçi Geoffrey, Kral Edward I’in (1272) Roma’daki Papa’ya gönderdiği mektupta İngiltere devletinin kurucusu olan Brütüs’ü "Brütüs Troya" olarak adlandırdığını, ki bunun Geoffrey’den 300 yıl önce yaşayan Nennius tarafında bile aktarıldığını yazarak kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Troya ile Londra’nın Scamnenderia (Karamenderes) ve Thames gibi nehir kenarına kurulmasını Londra ile Troya arasındaki benzerliklerden birisi olarak göstermektedirler.

Bu yazıda kısaca Çanakkale ile ilgili mitlere değinerek, "Troyalılar Yahudi miydi?"  savları hakkında kısaca bilgi vermeye çalıştık. Konu ile ilgili araştırma yapmak isteyenler kaynakçada verilen makalelerden yola çıkarak daha geniş bilgiye ulaşabilirler.

Kaynakça:
John D. Keyser, "The Trojan Origins Of European Royalty!"
<http://www.hope-of-israel.org/i000109a.htm>   (16/03/2005)
Tom Robinson, "Bible Reading Program- Supplementary Material" <http://cgca.net/ucg/brp/materials/throne.pdf>

Alıntı: arsiv.salom.com.tr