Gönderen Konu: İstanbulun Sözlü tarihi  (Okunma sayısı 1456 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
İstanbulun Sözlü tarihi
« : 07 Haziran 2009, 17:27:18 »
İstanbul’un kuruluşuna ilişkin söylence
Megaralı Bizans,Kendi halkı için bir kent kurmaya niyetlenir.Delf bilicisine başvurarak yer sorar.Bilici şöyle der:"Bu kenti körler ülkesinin karşısına kur."

Bizans bilicisinin söylediği yeri bulmak için hazırlıklara girişir.göç başlar.Günün birinde Sarayburnu’na gelirler.Buradan çevreyi seyerderken,Kadıköy’de kurulmuş kenti görür."Bu kenti neden halşen benim bulunduğum yere değilde karşıki çorak yere kurmuşlar.Bu adamlar körmü"diye düşünür.Birden bilicinin sözlerini hatırlar.Aradığı yeri bulmuştur.Kentini bulunduğu kıyıdaki yemyeşil yedi tepeüzerine kuracaktır.Kısa sürede kurulan kente Bizans adı verilir.

İstanbul’un Fethine ilişkin söylence ll
İstanbul’un fethine ilişkin bir söylence de şudur:Fatih Padişah olunca İstanbul’un fethini görüşür devlet yetkilileriyle fakat kimse bu işe rıza göstermez.Hulefai Raşidin’e nasip olmayan fetih ancak Mehdi Hazretlerine nmasip olur derler fakat Ak Şemseddin "Konstantiniyyeyi Muhammed Han Fetheder,sonra Beni asfar alır."der.

Devlet ileri ileri gelenleri bu söze pek rağbet etmezlerse de Fatih inanır.adamlarını gönderip tekrara tekrar sordurur.sonunda da "Bu yılın Rebiülevvel ayının yirminci günü seher vakti ihlas ve gayretle falan falan tarafdan yürünür,o gün feth olunur,Konstantiniyye Ezan sesleriyle dolar" dedi.

Savaşa devam edildiği bir esnada Fatih bir ara Akşemseddin’i davet eder.Fakat Akşemseddin çadırına kimsenin alınmamasını talebelerine tembih ettiğinden kimse yanına varamaz.Gelmeyince Fatih hiddetlenir.Kendi gelir fakat bakar ki çadırı çadırı örtülmüş vaziyette kapalı.Kılıcını çekerek yarar ve içeri girer.Görür ki içeride hiç bir şey yok Akşemseddin sadece toprak üzerind esecdeye kapanmış,tacı mübarek başından yuvarlanmış,başının ak sacı ve sakalı parlamaka ..Ak sacını ve sakalını toprağa sürmüş toprak olmuş,gözlerinden boşanan yaşlar yeri ıslatmış.Allah’a yalvarmak’ta..

Fatih bu durumu görünce dönüp makmına gelir.Kaleye bir bakar ki :İslam askeri Hisara yürümüş ..önlerind e ak elbise ( aba) giymiş bir taife hisaar gelmektedir.Ardından islam askeri,derken İstanbul feth edilir.

fetihten sonra Akşemseddin’e fethi nasıl bildiğini sorunca o şöyle der:
-Kardeşim Hızır’la İlm-i ledünde Konstantiniyye’nin fethini istihrac etmiştik.Kale fetholunduğu gün hızır’ı gördüm,aba giymiş velielrle askerin önünde Hisara girmişti.Kalenin fethinden sonra da hızır kardeşim kale duvarının üzerine çıkmış ayaklarını sarmış oturyordu.cevabını verir.

Fetihten sonra da Fatih Akşemseddin’i aratır ,bulamazlar. Nihayet Edirnekapı’da bir eski oda da ibadet ederken bulurlar.

İstanbul’da bulunduğu sürece Akşemseddin o evde oturur.Oraya bir mescit yapmıştır.Halen oraya Akşemseddin mahallesi denir.
Eyüp Sultan’a ait söylence

Söylenceye göre Peygamberimizin müjdesini duyan Emevi orduları İstanbul’u fethetmek için kuşatır fakat bir türlü fethedemez.Kuşatma orduları içinde Pegamberimizin sancaktarı Eyüp Sultan Hz.leri de vardır.Sefer sırasında ağır hastalanır.Çevresindekilere ölünce surlara en yakın yere gömülmesini vasiyyet eder.Ölünce de gerçekten de en yakın bir yere gömülür.Gece olduğunda kabrinden çıkan nur Bizans imparatoru’nun dikkatini çeker ve durumu araştırıp öğrenir ve buraya bir türbe yaptırarak dört kandil yakılmasını emreder.Böylece Eyüp Sultan’ın kabri Bizanslılar’ca da kutsal kabul edilir.

Eyüp Sultan’ın kabrinin bulunuşuna ilişkin birçok söylence vardır.Bunlardan biri de şöyledir.
Fatih İstanbul’u ferthettikten sonra Hocası Akşemseddin ile beraber Eyüp Sultan tarafına gider at üzerinde ki yolculuk bugünkü Eyüp Sultan’ın kabrinin bulunduğu yere gelince Akşemseddin:

-Hünkarım bugünkü yolculuğumuz buraya kadar olsun,der ve yere iki çınar dalı sokar.Gece fatih vezirini çağırıp çınar dallarının yerini değiştirmesini ve kimseye söylememesini emreder.

Sabahleyin yine aynı yere geldiklerinde Akşemseddin atından iner ve :

-Hünkarım bizim çınar dalları yerlerini değiştirdi der ve yerin kazılmasını ister.Bir müddet kazıldıktan sonra Eyüp Sultan’ın kabri bulunur.Yıkanıp temizlendikten sonra tekrar gömülür ve bugünkü cami ve türbe yapılır,buradaki çınar dalları bugünkü çınar ağaçları olduğu söylenir.

Ayasofya ya ilişkin Söylence
İmparator Justinianus bir gece düşünde bir aziz görür.Aziz ,çevresine bakmakta ve her köşede bir duraklamaktadır.Justinianus hemen yanına varır.Aziz’in elinde gümüş bir levha levhada da şimdiye değin eşi benzeri görülmemiş bir kilise resmi vardır.İmparator:" keşke bu resim bend olsaydı da bu topraklarda aynısını yaptırsaydım" diye düşünür.Aziz resmi imparatora uzatarak " Justinianus ,tam şuraya bir kilise yaptır,adını da Aaysofya koy ",der.

İmparator,ertesi dün çağırttığı mimarın elinde düşündeki yapı resmini görünce çok şaşırır.Aziz Mimarın da düşüne girmiştir.Uyandığında resmi kağıda döken mimar İmparatorun buyruğuyla Ayasofya’nın yapımına girişir.

Hz.Muhammet’in doğduğu gece İstanbul’da büyük bir zelzele olur.Ayasofya’nın büyük kubbesi yıkılır.bir türlü onarılamaz.Bunun üzerine Hızır’ın uyarısıyla Mekke’ye 300 keşiş gönderilir.Keşişler Henüz çocuk olan Hz.Muhammet’in tükrüğünden alır,biraz Kabe toprağı ve zemzem suyula İstanbul’a dönerler.Kubbenin onarımında kullanılan harca bunlar katılınca kubbe tutar.

İstanbul fethedildiğinde Fatih "Bu kubbe Peygamberimizin tükrüğüyle yapılmıştır."diyerek kubbenin ortasına paha biçilmez bir altın top astırmıştır.İnanışa göre bu Hızır’ın makamıdır.40 gün bunun altında namaz kılanlar mutlaka Hızır’ı görürler.

Ayasofya’nın büyük kubbesinin dört yanında birer melek resmi vardır.bunlardan Cebrail kanat açıp nara atınca ,tüm doğu mücevherlerle dolar.İsrafil nara atınca batıda kıtlık olur,Mikail seslenince Kuzeyde bir ermiş kişi ortaya çıkar.Azrail bağırınca da tüm evrende veba salgını başlar.Bir başka söylenceye göre de Cebrail ve İsrafil gelecekte olacakları ,Mikail düşman saldırısını ve kıtlığı Azrail’de hükümdarların ölümünü haber verir.Ayasofya’nın orta kapısı üzerinde pirinçten uzun bir sanduka vardır.İnnaışa göre içinde kraliçe Sofia’nı mumyası bulunmaktadır.Sanduka’ya el sürülürse korkunç bir gürültü çıkacak ve her yan sarsılacaktır.

Güney kapılarından soldan 10.sunun iç yanında dört köşe bir mermer sütun vardır.Buna "Terler Direk" denir.Sütun kış yaz nemlidir.Buna ilişkin olarak ta:Fatih İstanbul’u fethetmiş,Ayasofya’yı da cami yapmıştır.İş bittiğinde Hızır cami’yi gezer bakarki Mihrap Kabe’ye yönelik değil,Terler Direk’in kaideini parmağını sokarak binayı Kabe’ye çevirir.Terler Direk’te ki delik Hızır’ın parmağını soktuğu yer olarak kabul edilir.Burası bir çok hastalıkların çaresi ve dileklerin gerçekleşeceği yer olarak bilinir.

Büyük Kıble kapısının da Tufan’da Nuh’un kullandığı geminin tahtasında yapıldığı görülür.Deniz ticaretiyle uğraşanlar ,sefere çıkmadan önce buraya uğrar dualar eder Nuh A.S a dualar okur ve kendilerine iyi geleceğine sağsalim dönüp geleceklerine inanırlar.
ll.Bayezid Camii ne ilişkin söylence

Bayezid camisinin temelleri atıldığında ,Mimar Başı Bayezid’e Mihrabı nasıl yerleştirmeleri gerektiğini sorar.Bayezid:

-"Şu ayağıma bas" der Mimar başı denileni yaptığında Kabeyi görür ve Mihrabı ona göre yerleştirir.

Ahmed Paşa Camisine ilişkin söylence
Söylenceye göre Hafız Ahmet Paşa Fatih Camii nin yanına bir cami sebil medrese ve çeşme yaptırır.Cami bittikten sonra Paşa bir düş görür ve düşünde Fatih:"amimin yakınında cami yaptırıp neden cemaatimi aldın." diye onu azarlar ve başını vurdurtur.Ahmet Paşa heyecanla uykudan uyanır,düşünü yorumlatır.Yetmiş gün sonra paşa ölür.Cesedi gömülürken lahdin kenarından kopan bir taş başını kılıç gibi keser

Rahime Sultan ve Merkez Efendi söylencesi
Sümbül Efendi’nin Rahime adlı bi rkızı vardır.Müritlerden Merkez Efendi onunla evlenmek ister.Sümbül efendi kızı vermek istemediğinden ancak kırık deve yükü altın getirirse razı olacağını söyler.Merkez Efendi günümüzde gömütünün bulunduğu yerin arkasındankırık çuval toprak alır.Bunları develere yükleyerek Sümbül Efendi’ye götürür.Çuvallar açıldığında altınla dolu oldukları görülür.Sümbül Efendi onun kerametlerini görünce "Sen artık yetiştin kale dışına çık ve Hakkın sana verdiği görevi yerine getir."der.Bunun üzerine Merkez efendi şimdi bulunduğu yere yerleşir.

Günün birinde kızıyla damadını ziyarete giden Sümbül Efendi,kapıyı açık bulur.Kızı ayaklarını uzatmış,çıkan ateşle yemek pişirmektedir.Babası ne yaptığını sorar o da odunları olmadığından dervişlere ancak böyle yemek pişirebildiğini söyler.sümbül Efendi kızının da olgunluğa eriştiğini anlar,bir süre sonra ölür.

Yuşa Peygamber Söylencesi
Yuşa ,Hz.Musa’nın kızkardeşinin oğlu ve sancaktarıdır.Musa ölünce İsrailoğulları’nın başına geçmiş ve onları filistin’e ulaştırmıştır.bu arada yapılan savaşlarıon birind etam savaşı kazanmak üzere iken gün batmaya başlar.yuşa sol elini havaya kaldırarak güneşi durdurur.Güneş bir saat daha aydınlık kalrak savaşı kazanır.

söylenceye göre yuşa İstanbul’da da savaşmış ama Boğaziçi’nde Sütlüce köyü yakınlarında vurulmuş,bedeni ikiye ayrılmıştır.Belinden aşağısı Sütlüce köyü’nde kalmış üst bölümü ise şimdi gömütünün bulunduğu yere dek gelmiş ve burada ruhunu teslim etmiştir.Onyedi metre uzunluğudaki gömütünde,sadece belden yukarısının yattığına inanılırayaklarının kaldığı yerden fışkıran suyun da şifalı olduğuna inanılır.Ab-ı hayat suyu denir.

Yuşa gömütünün başı Kudüs’e doğru iken İslamiyet’in doğuşuyla kendiliğinden Kabe’ye yönelmiştir.Beykozlular Yuşa’yı koruyucuları ve kurtarıcıları sayar."Beykozlular’ı önc Allah sonra Yuşa korur" diye söyleniş yaygındır.

Yuşa’nın İsrailoğuları’nın başına geçişi,savaşımı ve güneşi durdurması olayı Kitab-ı Mukaddes’te anlatılmaktadır.

Şeyh Yahya Söylencesi
Kanuni’nin süt kardeşi olan Yahya döneminin en tanınmış müderrsilerindendir.Fatih sultan Mehmet Medresesi’ndeki görevinden ayrıldıktan sonra Ortaköy’de günümüzde kendi adıyla anılan toprakları alır.Burada bir ev,medrese,mescit ve çeşme yaptırır.söylenceye göre en yakın arkadaşı Hızır’dır.Hatta bahçesindeki asmayı da beraber dikmişlerdir.

Kanuni onunla hızıe arasındaki yakınlığı bildiğinden bir gün kendisini de Hızır’la görüştürmesini ister.Günün birinde Padişah’ın saltanat kayığı ortaköy önlerine gelir.Haberciler Şeyh Yahya’ya hünkarın kendisini çağırdığın bildirince o hızırla gelip kayığa biner.arkadaşını Kanuni’ye tanıtmaz.Padişah’ta sormaz.Biraz ilerlediklerinde Hızır,Parmağındaki yüzüğü işaret ederek "Kerem eder verirmisiniz?"der.Padişah uzatır.Hızır yüzüğü suya atıverir.Kanuni birşey demez ama çok öfkelenmirtir.Hızır Kurçeşme’de elini suya uzatıp yüzüğü çıkarır:"Buyur Hünkarım çok üzüldün çok ta öfkelendin" der.

Kıyıya çıktıklarında Yahya ,Padişah’a yanınadakinin kim olduğunu söyler.Padişah daha önce söylemediği için Yahya’ya çıkışır,Hemen ardına dönüp onu arar.Ortada kimseler yoktur."o sana kimliğini söyledi ama sen anlamadın der".

Baba Haydar’a ilişkin söylence
Şeyh Haydar ünlü bir Rufai şeyhidir.Üsküdar’daki dergahında yaşar.Yoksuldur,ama gönlü zengindir.Eline geçeni Üsküdar’ın yoksullarıyla paylaşır.

Bir ramazan günü dergahında toplantı vardır.İstanbul’un her yerinden gelen yoksullar yiyip içeçek,dua edecektir. Ama dergahta yiyeceğin kırıntısı bile yoktur.Haydar’ın kardeşi Ethem Bey bunu görüp endişelenmektedir.Baba Haydar ise hiç aldırış etmez."şimdi her şey gelecek yolda" diyerek kardeşini paylar.Ramazan topunun patlamasına beş dakika kala Padişah’ın adamları tepsiler dolusu yiyeceklerle çıka gelir.

Yeni Kapı Söylencesi
lV.Murat tebdili kıyafet halk arasında dolşamaktadır.Bir gün yine kıyafet değiştirerek Üsküdar’dan kayığa biner.Yanında bir kiş daha vardır.Boğaz’a doğru yol alırken yanındakine adını sorar O da "bana Üsküdarlı Remmal Ağa derler " der.Neiş yaptığını sorunca Remmil atıp gaipten haber verdiğini söyler.l.V.Murat Remmil atıp Padişah’ın yerini söylemesini ister.Adam Remil atar ve 1Padişah deniz üstünde görünür der. yeniden bakınca "Sultan Murat bizimle beraber,Sultan sizsiniz " diye nara atar. Padişah :"Aferin hüner sahibiymişsin" der.Şimdi bir remil daha at bakalım "ben İstanbul’a hangi kapıdan gireceğim,bilirsen seni ödüllendiririm bilemezsen gerisini sen düşün "der.Adam remilini atmadan önce "padişahım bunu yazıp vereyim siz İstanbul’a girdikten sonra okuyun"der.Padişah kabul eder.Kıyıya gelince lV.Murat adamlarına kayığı kıyıya çekip sur kapısını kırıp İstanbul’a girer.Remil’i açıp okur "Padişahım Yeni Kapınız hayırlı olsun!.." kapının açıldığı semte "Yeni Kapı" adı verilir.

Beşiktaş’a ilişkin söylence
Beşiktaş bölgesi ormanlıkken Yaşka adlı bir papaz bir kilise yaptırır.Hz.İsa’nın Taş Beşiği’ni de Kudüs’ten getirterek buraya yerleştirir.Bu beşik konulunca kilseye Taş Beşik Kilisesi denmeye başladı.Papaz ölünce beşik Ayasofya’ya götürülür.ama semtin adı Taşbeşik’tir.zamanla bu ad Beşiktaş olarak değişir.

Başak bir söylenceye göre Barbaros Hayrettin Paşa , Akdeniz’e çıkacağı zaman gemileri burada demir atınca ,halatları bağlamak için ,kıyıya taştan beş direk diktirir.Bu nedenle buralara Beşiktaş denilir
Cibali’ye ilişkin söylence

İstanbul’un fethinde önsaflarda çarpışan yiğitlerden biri olan Cebe Ali Mısır sultanının şeyhidir.İstanbul’un fethinde bulunmak istemektedir.Bu amaçla Anadoluya gelir.At çulundan bir cebe giydiği için bu adla anılır.

Cebe ali orduyla İstanbul önlerine geldiğinde kendisine ekmekçibaşılığı görevi verilir.Binlerce kişilk ordunun ekmeğini hiçbir aksaklığa meydan vermeden pişirir ama sırrını kimsecikler bilemez.

Fatih gemileri karadan denize indirdiğinde Cebe Ali bu gemilere binmez Üç yüz Zeyni Fakiriyle Postlarını denize yayar,def ve küdüm eşliğinde denize açılır.Bunu gören Bizanslılar korkuyla kaçışırlar.Bu günün cibali kapısı denilen yere geldiklerinde surlara saldırır ve kente girerler.Cebe Ali açıkça keramet gösterdiğinden şehit olur ve kente girdiği yere onun adı verilir.bu ad zamanla Cibali olur.
Unkapanı’na ilişkin söylence

Sefer Dede adlı şahıs bir gün Unkapanı’nda ki bir fırına girer ve uyur.fırının en harlızamanıdır.Bir süre sonra dışarı çıkıp tanıdıklarıyla vedalaşır.;Unkapanından kendini denize atarak yiter.Yedi yıl sonra Cezayir’den gelen bir gemi ile yine Unkapanı’na döner.Ama dili tutulmuştur.Onu getiren gemiciler Sefere Dede’yi Septe Boğazı’nda bir timsahın üstünde ardlarından gelirken görüp gemiye almışlar.kıyıya ulaşana değin timsah kendilerini izlemiştir.Kıyıya ulaştıklarında timsah ölmüş.Sefer Dede’nin ricasıyla orada gömülmüştür.

İSTANBUL
Dünyada güzeldir yeri
İstanbul bir cennet şehir
Mescitleri, camileri
İstanbul bir cennet şehir

Yedi tepe üzerinde
Eyüp Sultan yatır onda
Sevgisi yürekte, canda
İstanbul bir cennet şehir

Ayasofya, Sultan Ahmet
Fatih Sultan çekmiş zahmet
Allah ona vermiş rahmet
İstanbul bir cennet şehir

Beyazıt'ta gezin şöyle
Tarih, kültür seyir eyle
Gören kişi doğru söyle
İstanbul bir cennet şehir

Beşiktaş'ı, Eminönü
Topkapı, Üsküdar yönü
Çamlıca'dan görün onu
İstanbul bir cennet şehir

Sahabeler dolu bir yer
Yatır veliler, şehitler
Bağrında Yûşa Peygamber
İstanbul bir cennet şehir

Çobanoğlu elde kalem
Peygamber'den almış selâm
Hadis ile olmuş kelâm
İstanbul bir cennet şehir