Gönderen Konu: Haseki Sultan Medresesi (Fatih)  (Okunma sayısı 5907 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Haseki Sultan Medresesi (Fatih)
« : 10 Haziran 2009, 08:20:59 »
İstanbul Fatih ilçesi, Haseki semtinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan’ın Mimar Sinan’a 1538–1551 yıllarında yaptırmış olduğu külliyesi, cami, medrese, imaret, darüşşifa ve sıbyan mektebinden meydana gelmektedir. Medresenin caminin kitabesine dayanılarak 1538–1540 yıllarında yapıldığı sanılmaktadır.

Caminin karşısında yer alan medrese, kare avluyu çeviren revakların arkasındaki odalardan meydana gelmiştir. Sokak cephesinin merkezindeki bir kapıdan içerisine girilen revaklı avlunun üç yanı medrese hücreleri ile çevrelenmiştir. Giriş ekseni üzerinde de üzeri büyük bir kubbe ile örtülü dershanesi bulunmaktadır. Böylece Klasik Osmanlı medrese plan şeması burada uygulanmıştır. Dershane giriş kapısının karşısında, revakların ortasında yer almaktadır. Medrese hücrelerinden dışarıya taşkın olan dershanenin üzeri 6.80 m. çapında bir kubbe ile örtülüdür. Dershanenin iki yanına üçerden altı, avlunun iki yanına da beşerden on oda yerleştirilmiştir. Bu hücrelerin üzerleri kubbe ile örtülü olup, içlerine ocak ve dolap nişleri yerleştirilmiştir.

Medresenin yan tarafındaki hücreler arasına karşılıklı iki dar mekân yerleştirilmiştir. Üzerleri beşik tonozla örtülü olan bu mekânlardan doğudaki dar ve karanlık hücre görünümündedir. Batıdaki bölüm ise sıbyan mektebi ile diğer yapılara geçit veren bir dehliz özelliğindedir.

Medresenin giriş tarafında hücreler bulunmamaktadır. Kesme taştan yapılmış olan medrese hücrelerinin üzeri kasnaklı kubbelerle örtülmüştür. Hücrelerin önündeki revak kemerleri kırmızı ve beyaz taştan almaşık düzende yapılmış olup, beyaz mermer ve somaki sütunlar tarafından taşınmaktadır. Bu sütunlardan dördü Nilüfer çiçeği biçiminde, diğerleri de baklava başlıklara sahiptir. Buradaki ana kapı ile dershane kapısı üzerinde bulunan renkli sır tekniğinde yapılmış 1539–1540 tarihli iki çini pano medresenin harap olduğu yıllarda korunma amacı ile Çinili Köşk’e götürülmüştür. Bunun dışında pencere alınlıklarında bulunduğu sanılan çinilerden günümüze hiçbir iz gelememiştir.

Haseki Külliyesi ile birlikte medrese de çeşitli yangın ve depremlerden zarar görmüş ve onarılmıştır. Son olarak 1963–1974 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü ile Club Mediterrane arasında yapılan anlaşma ile cami dışındaki binalar turistik amaçlı olmak üzere restore edilmiş, ancak semt sakinlerinin itirazı üzerine bundan vazgeçilmiştir. Günümüzde medrese Diyanet İşleri Başkanlığı’nın İstanbul Haseki Eğitim Merkezi olarak kullanılmaktadır.


Daha Büyük Görüntüle

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Aşkın Sırrı Hürrem Sultan
« Yanıtla #1 : 09 Şubat 2012, 21:36:17 »
Aşkın Sırrı Hürrem Sultan
Viorica B. Stircea

Saltanat sürdükleri dönemde diledikleri kadar kadın değiştiren ve buna adeta zorlanan Osmanlı Padişahları, tahta bir varis sağlamak amacıyla tek bir kadına da bağlanırlardı. Bu, şehzadenin annesiydi.

Zamanla Valide Sultan’ların değişmeyen tek istekleri Padişah gözdelerinin çıkarları ile çatışınca; entrikalar dönmeye, bazı sağlam kurumlar da sağlanmaya başlamıştır. Venedikli Safiye Sultan, Rum Kösem Sultan, Rus Turhan Sultan, Giritli Gülnuş Sultan hesaplı bir sinsilikle imparatorluğa ve saraya her türlü heveslerini kabul ettirmişlerdir. Fakat bunlardan hiçbiri doymak bilmez tutkularını tatmin için Kanuni Sultan Süleyman’ın gözdesi HÜRREM SULTAN kadar şeytanca bir çaba harcamamıştır.

“HÜRREM SULTAN”da Romanyalı kadın yazar VIORICA BOTENI STIRCEA, Türklere ve Türklüğe büyük sevgiyle bakmakta, öbür tarihi romanlarla kıyaslanmayacak ölçüde gerçeklerden yana çıkmaktadır.

AŞKIN SIRRI HÜRREM SULTAN en gerçekçi tarihi romanlardan biridir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Hürrem Sultan
« Yanıtla #2 : 09 Şubat 2012, 21:38:07 »
Hürrem Sultan
Turhan Tan

Yeni Sarayın buğulu ve ihtişamlı atmosferinde geçen, benzersiz bir iktidar savaşı...
Kırım Hanı’nın Osmanlı’ya gönderdiği hediyeler hem Sultan Süleyman’ı, hem de saray halkını etkilemişti. Değerli kumaşlar, mücevherler, takılarla beraber birbirinden alımlı cariyeler de Sultan Süleyman’a sunulmuştu. İçlerinden sadece biri padişahın gözlerine bakmaya cesaret edebildi. Çocuk yaşta esir düşmüş, kaderine boyun eğmeye razı olmayan, güzeller güzeli Aleksandra.

O, Saraydaki yüzlerce kadının cesaret edemediğini yapmış ve Sultanın içinde bir kıpırtı yaratmayı başarmıştı. Bu kıpırtı ileride Osmanlı Sarayı’nda yaşanacak büyük sarsıntıların, mücadelelerin, aşkların ve ölümlerin habercisiydi. Ama o an bunu kim bilebilirdi ki?

Köle olarak saraya gelen genç cariye, aklını ve güzelliğini kullanarak saraydaki yerini ilk günden sağlamlaştıracak, Valide ve Haseki Sultanların hükmünü sarsacaktı. Süleyman’ın gönlünü saran ateş bir imparatorluğun tarihini değiştirecek, dünyalar padişahına dönemin en büyük şiirlerini yazdıracaktı.

Dört kıtaya egemen padişahın ve koca Osmanoğlu’nun kaderi Aleksandra’nın, Süleyman’ın verdiği adıyla Hürrem’in, iki dudağının arasındaydı artık.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Hürrem Sultan Belgelere Göre Yazılmış Cumhuriyet Döneminin İlk Hürrem Romanı
Mehmet Samih Fethi

Yavuz Sultan Selim’in hayatta kalan tek oğlu olarak genç yaşında koca bir imparatorluğun başına geçen Sultan Süleyman… Hükümdarın tahtına ortak olmak için çırpınan nedimi, İbrahim… Sultan’ın gönlünü fethetmeyi başarmış Rus esir, Roxelana…

Tarihi belgeler esas alınarak kurgulanan bu romanda Muhteşem Süleyman namıyla tarihe geçen, büyük bir savaşçı olduğu kadar duygusal bir şair de olan Süleyman’ın, saltanatı boyunca aşkı, dostu ve devleti arasında kurmaya çalıştığı dengeyi, içeriden, Harem’den bakan bir gözle okuyoruz. Onu bir sultan, bir evlat, bir baba, bir şair ve karısına delice âşık bir eş olarak zamanın ve mekanın ötesine uzanan soluksuz bir serüvenin içinde tanıyoruz.

“Sarayında üç yüz kadın bulunduran ve binlercesini daha bulundurmaya da kadir olan genç Hükümdarın, Rusya’dan getirilmiş esir bir kıza ilk görüşte bu kadar bağlanması, başkalarını hayrete düşürse bile Hasodabaşı İbrahim’e şaşkınlık vermezdi. Zira o, Padişahın hudutsuz bir kudretten, her dilediğine ermekten, her istediğini yapmaktan, her aradığını bulmaktan bıkarak acze, ıstıraba susuz kaldığını, kolaylıklardan usanıp güçlükler aradığını çoktan sezmişti. Zeki gencin kanaatine göre, Padişahın Hürrem’e yanıp yakılması ve hele onu hemen kendine mal etmeyerek uzakta bulundurmak suretiyle ortaya suni bir ayrılık acısı koyması hep o ruhi sebepten, acı duymak ve güçlüklerle pençeleşmek ihtiyacından ileri geliyordu. Şu halde kendisine düşen vazife, Padişahın bu ruhi durumunu okşamak, hayali acılarını körüklemek, şimdilik uydurma olan aşkını beslemekti.”
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Hürrem Sultan'ın Gözünden Muhteşem Süleyman Devri
« Yanıtla #4 : 09 Şubat 2012, 21:40:17 »
Hürrem Sultan'ın Gözünden Muhteşem Süleyman Devri
Adnan Nur Baykal

Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman Devri’nin en zeki ve en hassas tanığı. Zeki olduğunu hem yazdıklarından, hem de kendisi ile ilgili olayları istediği gibi yönlendirmesinden anlıyoruz. Hassas çünkü her olay Osmanlı İmparatorluğu’nun kaderini etkilediği gibi, kendi geleceğini de şekillendiriyor.
46 yıl süren Kanuni Sultan Süleyman Devri, ‘Muhteşem Bir Yarım Yüzyıl mı?’ Hürrem Sultan, Osmanlı İmparatorluğu’nun gerilemesine sebep oldu mu? Yoksa o sadece bir günah keçisi mi?

Düşsel bir söyleşi olarak yazılan bu kitapta, bu soruların cevaplarını bulacak ve insan ruhunun derinliklerine bir yolculuğa çıkacaksınız.

“Benim Sultanım, şehir hakkında soracak olursanız; şimdilik henüz hastalık devam etmektedir. Ancak evvelki gibi değildir... Benim Sultanım, sık sık mübarek mektubunuzu gönderirsiniz diye yalvarırım. Zira ki, billah yalan değil, bir iki hafta geçip de ulak gelmezse alem gulguleye gelir. Türlü türlü sözler söylenir. Yoksa sadece kendi nefsim için istediğimi sanmayınız.”

Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’a yazdığı bir mektuptan
midena pro tou telous makarize