Gönderen Konu: Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)  (Okunma sayısı 2598 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
« : 28 Ağustos 2009, 12:42:27 »
İmparator Contantinus, kenti yeni baştan kurarken yaptırmış olduğu Constantinus Forumu’nun ortasına ismini taşıyan bir dikilitaş koydurmuştur. Bu meydanı 328’de yaptırırken orada bulunan daha önceki dönemlere ait nekropolü toprakla doldurmuş ve zemini 15 m. yükseltmiştir.

İstanbul’un 1919-1923 Yıllarındaki işgali sırasında burada kaçak bir kazı yapılmıştır. Bunun ardından C.Vett ile E.Mamboury tarafından yapılan araştırmada forumun döşemesi ile onun 5 m. altında nekropolle karşılaşılmıştır.



Dikilitaşın gövdesini oluşturan porfirden yontulmuş, silindirik, vişne çürüğü rengindeki taşlar Roma’dan getirilmiştir. Sütun parçalarının uçları kabartma çelenkler biçiminde işlenmiş ve ek yerleri gizlenmiştir. Yüksekliğinin 50 m.yi bulduğu iddia edilmişse de bugün 35x37 m. arasında olup dört basamaklı bir kaide üzerine oturtulmuştur. Bu sütunun Romalılar tarafından Frygia’dan getirilerek Roma’daki Apollon Mabedi önünde olduğu ve üzerinde de güneşi selamlar konumda Apollon’un heykelinin bulunduğu kaynaklarda yer almıştır. İmparator Constantinus, taşın üzerine Güneş tanrısı Helios’u anımsatan kendi heykelini koydurmuş, başının etrafına da yedi sembolik çivi yerleştirmiştir. Heykelin sol elinde üzerinde haç bulunan altın bir küre, sağ elinde de bir mızrak tutuyordu. Heykelin Hıristiyanlığı vurgulaması için daha geç devirlerde üzerine bir kitabe konulmuştur:

“İsa, sen ki, dünyanın yaratıcısı ve sahibisin, senin olan bu şehre onunla birlikte Roma’nın asasını ve gücünü de sundum. Onu bütün saldırılardan koru ve tehlikelerden kurtar.”

Bizans tarihçilerinden Kedrenos, bu heykelin Fidyas’ın Apollon heykeline benzediğini ileri sürmektedir. Th. Reinach ile R. Janin, Hz. İsa’nın heykelinde imparatorun halka hitap ettiği görüşündedir.

İstanbul’u sarsan deprem ve yangınlardan bu dikilitaş büyük ölçüde etkilenmiştir. Örneğin 418’de alttaki parçalardan biri yerinden düşmüş ve yıkılmasını önlemek amacıyla demir çemberler içerisine alınmıştır. Ardından peş peşe gelen yangınlar taşları yakmış, heykelin elindeki mızrak 542 depreminde, diğer parçaları ile kürre 869 depreminde düşmüştür. III. Nikeforos Botaniates döneminde (1078-1081) yıldırım düşmüş, I. Aleksios döneminde de (1081-1118) şiddetli bir fırtına heykel ile birlikte dikilitaşın üst bölümlerini devirmiş ve pek çok kişinin ölümüne neden olmuştur. İmparator I. Manuel Komnenos (1143-1180) anıtı yeniden tamir ettirmiş ve üzerine de korint üslubunda bir başlık ile tunçtan bir haç koydurmuştur. Üzerine de “Zamanın sakatladığı bu kutsal eseri, dindar İmparator Manuel ihya etti.” Kitabesini dikilitaşın çevresine çepeçevre yazdırmıştır. Bizans’ın son dönemlerinde “Haçlı Anıt” olarak tanınan bu anıt ile ilgili olarak Semavi Eyice bir de Bizans inanışından söz etmektedir:

“Halkın inanışına göre, Türkler şehre girdiklerinde gökten bir melek inecek, anıtın dibindeki aciz bir adama bir kılıç vererek ona, bu kılıcı al ve Kurtarıcı’nın halkının intikamını al diyecek. Bizanslılarda bunun üzerine Türkleri yalnız İstanbul önünden değil, tüm Anadolu’dan ta İran içlerine kadar püskürteceklerdi. Bu hurafe halkı o derece inandırmıştı ki, Haçlı Anıt’ın ötesine geçtiklerinde her tehlikeyi atlatmış olduklarını sanıyorlardı.”.

Osmanlı döneminde yangın ve depremlerden yine zarar görmüş ve çevresindeki demir çemberler yenilenmiştir. Ayrıca sütunun kaidesi kesme taşlarla örülerek, yüksekliği 11.m.yi bulan bir kılıf içerisine alınmıştır. Sultan II. Mustafa (1695-1703) yeni bir yangın geçiren taşı tamir ettirmişse de taşın kararmasından ötürü de halkın söylediği “Yanık Taş” tabiri kaynaklara geçmiştir. Bu nedenle günümüzde taş kaide üzerinde, silindirik porfir parçalarından yalnızca 6’sı ile korint başlığının bir parçası görülebilmektedir. Yakın tarihlerde kaide içerisinde kutsal eşyaların saklandığı küçük bir odadan söz edilmiş ve Hz.İsa’nın çarmıhının bir parçasının burada olduğu iddia edilmiştir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
« Yanıtla #1 : 30 Ocak 2013, 23:43:27 »
İstanbul'un simgelerinden biri olan Çemberlitaş'ta yapılan restorasyon çalışmaları, yıllardır saklı kalan bilgileri de gün ışığına çıkardı. Pek çok tarihi kaynakta, İmparator Konstantin'in annesi Helena tarafından Kudüs'ten getirilen çok sayıda kutsal emanetin ve Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği haçın Çemberlitaş'ın altında yer alan odaya koydurduğu belirtiliyordu.

Konuyla ilgili oluşturulan uzman bir heyet tarafından yapılan arkeolojik tetkikler ve radyo dalgaları sonucunda elde edilen grafikler sayesinde, çemberlitaş altında bulunan odaların resmi çizildi.

5 nolu Anıtlar Yüksek Kurulu Başkan Yardımcısı, 'İstanbul'un İlkleri ve Enleri' adlı kitabın yazarı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Faruk Göncüoğlu, 'Hristiyanlığa ait kutsal bazı eşyalar'ın Çemberlitaş'ın altında olduğuna inandığını söyledi.

Kutsal Kase'nin bir efsane olduğunu, ancak bu isim altında Hristiyanlığa ait kutsal sayılan bazı emanetlerin kastedildiğini belirten Göncüoğlu, "Hz. İsa'ya ait bazı eşyaların ve çarmıha gerildiği haçın Çemberlitaş'ın altında olduğu, sadece Osmanlı kaynaklarında değil, daha eskiye ait Roma ve Bizans kaynaklarında da var. Çemberlitaş, aslında bu özelliğiyle Hıristiyanlar için Vatikan'dan daha kutsal bir yapı. Çünkü Vatikan sadece Katolik mezhebinin saydığı bir yer ancak Çemberlitaş tüm Hıristiyanların peygamber kabul ettiği Hz. İsa'nın kutsal emanetlerinin saklı olduğu yer" dedi.

BOŞUNA DİKİLMEDİ
Çemberlitaş'ın altındaki odalarla ilgili pek çok efsane dinlediğini belirten Eminönü Belediye Başkanı Nevzat Er, bu tür büyük anıtların altında mutlaka kutsal bazı figürler saklandığını ifade etti. Nevzat Er, "İstanbullular çok fazla bilmese de, burası Hıristiyanlar için Kutsal Emanetlerin bulunduğu bir ziyaret yeri.

Çemberlitaş'ın tepesindeki Apollon heykelinin fırtınada yok olmasından sonra buraya haç yerleştirilmesi de anıtın dini yönden hayli önemli kabul edildiğini gösteriyor. Bu tür büyük anıtların altında mutlaka kutsal bazı figürler saklandığına tarihte çok tanık olunmuştur. Büyük bir ihtimalle Çekmberlitaş'ın altında da Kudüs'ten getirilen Hırıstiyanlığa ait emanetler bulunuyor.


Bu müthiş bir abide. Osmanlı tarihçisi Hezarfen Hüseyin Çelebi'nin yazdığı ve diğer tarihi kaynaklarda 17. asırda Hz. İsa'ya ait bazı şeylerin buraya getirildiğine dair önemli bilgiler var" dedi. Çemberlitaş'ın altında bazı kesimlere açılan sarnıçların bulunduğunu kaydeden Er, "1. Dünya Savaşı'ndan sonra hazine avcılarının, buranın altına girmek için tünel kazdıklarını biliyorum. Neyi aradıklarını bilemem, ama önemli bir şeyin peşinde oldukları kesin. Osmanlı da her yerden özel kabul edip buranın önemini kavramış, sahip çıkmış ve korumuştur" diye konuştu.

VATİKAN: KUTSAL KASE PALAVRA
Vatikan İstanbul Temsilcisi Georges Marovitch de konuyla ilgili daha önce verdiği demeçte: "Roma'da ve Kudüs'te de Kutsal Haç Kilisesi vardır ve bu haçın bazı parçaları da burada sergilenir. Haç'ın parçalarının İstanbul'a getirilip, Çemberlitaş'ın altına gömüldüğüne de inanırız. Ancak biz Kutsal Kase'ye inanmıyoruz. Bize göre Kutsal Kase palavradır" şeklinde konuşmuştu.

GİZLİ TÜNEL KAZDILAR
1919'da İstanbul'un işgal yılları sırasında, Çemberlitaş'ın altına girmek için yakındaki bir kahvehaneden yapılan kaçak kazı girişimi, Müslüman halkın müdahalesi ile önlendi. 1929'da Danimarkalı Teosof (Dini Hatıralar Araştırıcısı) C. Vett, İstanbul tarihi üzerine çalışan E. Mamboury'nin yardımıyla benzer bir girişimde bulundu. Bu çaba da Müslüman halkın infiali sonunda durdu.

Kudüs'ten oğlu için getirdi
Bazı kaynaklara göre Haçlılar'ın İstanbul'u kuşatma sebeplerinden biri de Çemberlitaş altında yer alan Kutsal emanetlerdir. Osmanlı tarihçisi Hezarfen Hüseyin Çelebi, 17. Asır'da yazdığı 'Tarih-i Devlet-i Rumiye' adlı eserinde konuyu şöyle anlatıyor:

" Validesi, Helena nam hatun Kudüs-i Şerif ziyaretine varıp Kamame nam kiliseyi bina eyledikte, Hristiyanların itikadınca Yahudilerin Hazreti İsa'yı üzerine gerdikleri salibi (haçı) ve eline ayağına vurdukları mıhları (çivileri) ve bazı mucizelere ait eserleri Yahudilerden alup, oğlu Konstantin'e hediye getürdü.

Ol dahi, tazim ile alup hazinesinde sakladı. Sonra zaman ile hatırına geldi ki, bizden sonra gelen melikler, caiz ki, bu mübarek eserlerin kadrini bilmeyüp saygıda kusur ideler, ya da saklamayup yabana atalar. Büyük günah ola. Emreyledi ki: Yerin altında taştan ve metin bir hücre bina edüp, ol hücrenin içine mezkur eserleri koyup saklayalar. Sonra üzerine halen mevcut olan kırmızı amudu alamet için koydu" Bizans tarihçisi A.A. Vasiliev ise 'Bizans İmparatorluğu Tarihi' adlı eserinde Konstantin'in annesi Helena'nın Filistin'e gittiğini ve orada Hz. İsa'nın gerildiği haçın parçalarını ve haç çivilerini alıp getirdiği yazmıştı.

Konstantin şerefine dikildi
M.S. 330'da Başkentin Roma'dan İstanbul'a nakledilen Çemberlitaş, şehrin ikinci tepesindeki büyük oval meydanın ortasına, Konstantin'in şerefine dikilmişti. Form Konstantin diye bilinen meydan sütunlu galerilerle çevriliydi. Çemberlitaş dönem dönem gördüğü zararlar yüzünden orijinalinden daha kısa olarak günümüze gelebilmiştir. İlk dikildiğinde üstünde Büyük Konstantin'in heykeli bulunurdu. Daha sonra doğal afetlerde zarar gören sütunu dönemin İmparatoru Manuel Kommennos onardı. Sütunun porfir blokları zamanla ve yangınlardan çatladığı için demir çemberlerle çevrilmiştir.

Kaynak: internet
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
« Yanıtla #2 : 31 Ocak 2013, 09:44:40 »
Çemberlitaş’ın sırrı - Soner Yalcin
İstanbul’daki Çemberlitaş restorasyonunu yürüten şirket yöneticisi, Çemberlitaş’ın altındaki odada Hz. İsa’ya ait kutsal eşyaların gömülü olduğunu açıkladı. Medya olaya geniş yer verdi. Çemberlitaş’ın sırrı Osmanlı’dan günümüze hep merak konusu oldu. Bu konuda ilk tarihsel çalışmamızı Hezarfen Hüseyin Çelebi yaptı. 1670 yılında kaleme aldığı "Kitabu tenkih-i tevarihu’l-müluk" adlı eserinde, bakın Çemberlitaş’ın sırrı hakkında ne yazdı?

ÖNCE yazarımızı tanıyalım: Hezarfen Hüseyin Çelebi, 1606 yılında İstanköy’de doğdu. Asıl adı, Hüseyin İbn-i Cafer İstanköyi Eşşehir bi Hezarfen idi.

İstanbul’da okudu. Bir süre Devlet-i Aliye-i Osmaniye’de memurluk yaptı. Devlet memurluğu sırasında tanıştığı bir kişi yaşamını değiştirdi. Bu kişi Osmanlı tarihinin en ilginç isimlerinden biriydi: Ali Ufki.

Ali Ufki bir dönmeydi.
Lehistanlı asil bir ailenin çocuğu olduğu da iddia edildi, Litvanyalı olduğu da.

30 yaşında Osmanlı tarafından esir alınınca hemen Müslüman oldu. Çok iyi eğitimliydi. Rivayetlere göre, on yedi dil biliyordu. Sultan IV. Mehmed’in danışmanlığına kadar yükseldi. Tıp ve musiki konularında uzmandı. Türk musiki eserlerini ilk kez Batı notasıyla káğıda o döktü. Dinler tarihine de meraklıydı. Tevrat ve İncil’den ilk çevirileri o yaptı. Bu çeviriler arasında, ilahi olarak okunan kutsal şiirler, mezamir de vardı.

Uzatmayayım; Hezarfen Hüseyin Çelebi, Ali Ufki’den çok etkilendi. Bugün hálá en önemli kaynak kitaplar arasında gösterilen eserler yazdı.

"Telhisü’l-Beyán fi Kavánin-i Ál-i Osmán" adlı kitabında Osmanlı kanunnamesini derledi. (Haz. Sevim İlgürel, TTK Yayınları, Ankara 1998.)

"Kitabu tenkih-i tevarihu’l-müluk" adlı eseri dünya tarihi üzerineydi. Tıp, tasavvuf ve coğrafya üzerine ansiklopedik kitaplar kaleme aldı. Bilinenin aksine, Osmanlı’da ilk uçma denemelerini yapan ilim adamı Hezarfen Hüseyin Çelebi’ydi.

Tarih konusunda kendisini o kadar yetiştirdi ki, Sultan IV. Mehmed’in tarih öğretmeni oldu.

Arapça, Farsça, Fransızca ve bir sözlük hazırlayacak kadar İbranice biliyordu.

Bu bilgilerden sonra gelelim bizim meseleye:

Hezarfen Hüseyin Çelebi meraklı biriydi. Konstantin’in neden Hıristiyan olduğu ve İstanbul’a niçin yerleştiği, Ayasofya’yı kimin ne zaman yaptırdığı, Fatih Sultan Mehmed’e kadar İstanbul’da oturan 90 Rum kayserinin kimler olduğu gibi, kafasındaki yüzlerce sorunun yanıtını merak ediyordu.

Bu nedenle baş tercüman Hıristiyan Panayot’tan kitaplar alıp okudu.

Yetmedi. Ali Ufki’den yardım istedi. Yunanca ve Latince kitapları Ali Ufki’ye okutturup notlar aldı.

İşte çıkardığı bu notları da, "Kitabu tenkih-i tevarihu’l-müluk" adlı eserinde kullandı. Şimdi sözü, Çemberlitaş’ın sırrını 337 yıl önce yazmış olan Hezarfen Hüseyin Çelebi’ye bırakalım. Bakalım bugün hálá konuşup tartıştığımız Çemberlitaş’ın sırrı konusunda neler yazmış.

ÖNCE HIRİSTİYAN OLDU
"İlk defa İstanbul’un temelini atıp taht şehri iden muzaffer Konstantin’dir. Rum, Yunan ve Latin tarihçiler, bunun menakibini anlatırken rivayet ederler ki Konstantin önce Portekiz, İspanya, Fransa ve İngiltere vilayetlerinin padişahı olan Konstantiyus nam putperest bir melikin oğlu idi. Babası ölünce, yirmi üç yaşında iken Milad-ı Hazret-i İsa Aleyhisselam’ın üç yüz dokuzuncu senesinde babasının yerine Portekiz’de saltanat tahtına cülus eyledi. Üçüncü seneden sonra Roma’da elli birinci kayser olan Maksentius nam kayser, gayet zalim ve habis bir adamdı.(...) Muzaffer Konstantin azim alaylar ile Roma’ya girüp Maksentius’ün tahtına cülus etti. Milad-ı Hazret-i İsa’nın üç yüz on ikisinde Rum Padişahı oldu.

Beşinci senesinde sonra vücudunda lekeler peyda eden bir hastalığa tutulmasıyla o şehrin hekimlerini çağırup, ’benim marazımın ilacını bulun’ deyu ferman eyledi. Anlar dahi ittifak idüp cevab verdiler ki, ’eğer bu şehrin meme emen çocuklarını toplayıp boğazladıktan sonra kanlarını büyük bir kazana doldurup kan ısıcak iken içine girüp oturmıyasınız, bu marazdan halas olamazsınız’ dediklerinde emreyledi ki, şehrin meme emen çocuklarını valideleriyle toplayalar.

Mezhur Konstantin anaların feryatlarını göricek çocuklara merhamet idüp, ’ben bu marazdan helak dahi olursam olayım. Nahak yere bu kadar günahsız çocuğun kanlarına girmeyeyim. Analarına ikişer altın vireler ve evlatlarıyla beraber azad idüp evlerine göndereler’ deyü buyurdu.

Ol gece rüyasında ’Ümmet-i İsa’dan gizli olan Silyostros nam üsküfe baş vurursan marazdan kurtulursun’ derler. Uyandıkda filhal mezhur hakimi isteyüp getirilmesini ferman eyledi. Varub getürdüler. Mezbur üsküf gördükte dedi ki, ’eğer putlarını terk idüp, bundan sonra Hazret-i İsa’yı hak peygamber bilüp şeriatını tasdik edersen ilaç eylerim’ dedikte, ol saat imana gelüp Hazret-i İsa’nın din ve milletini ve emrettiklerini ve nehyettiklerini tamamen kabul ve putlarını inkár etti ve hepsini kırdı. Bunun üzerine hakim ilac idüp marazdan kurtuldu."

"Saltanatının on sekizinci senesinden sonra rüyasında gördü ki, bir münasip ve bir büyük şehir bina eyleye. Ol sebebten Roma’dan çıkup diyar diyar gezüp Selanik’e geldikte havasını beğenüp orada karar kıldı ve kiliseler ve hamamlar yaptırup sular getirdi.

HAZİNEDEN İLK BAHSEDEN TÜRK
İki seneden sonra büyük bir bulaşıcı hastalık çıkup askerlerinin yarısından ziyadesi helak oldu. Ol sebebden ve Şapur nam Acem şahı üzerine sefer iktizası ile Anadolu’ya geçerken, Halkedoyn dedikleri şehre ki, halen Kadıköyü denmekle maruftur, oraya konup, eskiden ol şehri Acemler harap etmiş görüp tamirine ferman eyledi.

Ol eyyamda Halkedoyn’da ekabirden bir üstad hakim var idi. Adına ihvayis derler idi. Hüsnü tabir ile ’Padişahım şehrin binasını Vizantio yerine yapsanız daha münasip görünür’ dedikte, Konstantin dahi hüsnü itikad ile İstanbul tarafına geçüp havası gayet ile latif yer ve şehir olmaya münasip görüp Milad-ı İsa’nın üç yüz yirmi dördüncü senesinde temelin atup binasına mübaşeret eyledi. Namını Konstantaniye kodu.

Bundan sonra Roma’dan vesair vilayetlerden ekabirler ve tüccarlar getirdüp mamur eyledi. Ve saltanat şehri yaptı.

Miladın üç yüz yirmi dokuz senesinde Tavuk Pazarı’ndan vaki olan kırmızı dikilitaşı (çemberlitaş) o oraya koydu. Bu amudun oraya konmasının sebebi şudur:

Validesinin namı ki Helena nam hatundur. Kudüs-ü Şerif ziyaretine varup Kamame nam kilisayı bina eyledikçe, Hıristiyanların itikadınca Yahudiler’in Hazret-i İsa’yı üzerine gerdikleri salibi ve eline ve ayağına vurdukları mıhları (çivileri) ve bazı mucizeyere ait eserleri Yahudilerden alup oğlu Konstantin’e hediye getürdü. Ol dahi, tazim ile alup, hazinesinde sakladı. Sonra zaman ile hatırına geldi ki, bizden sonra gelen melikler, caiz ki, bu mübarek eserlerin kadrini bilmeyüp saygıda kusur ideler, yahut saklamayup yabana atarlar. Büyük günah ola. Emreyledi ki: Yerin altında kargir ve metin bir hücre bina idüp, ol hücrenin içine mezkur asarı koyup saklayalar. Sonra üzerine halen mevcut olan kırmızı amudu alamet için kodu."

Okuduğunuz gibi, Çemberlitaş’ın altında olduğu iddia edilen odada, kutsal hazinelerin olduğunu ilk yazan Türk tarihçi Hezarfen Hüseyin Çelebi’ydi. Ama bugün olduğu gibi dün de Çemberlitaş’ın altındaki kutsal hazineler bu toprakların hep gündeminde oldu.

İddiaları sayfalarına taşıyanlardan biri de, "Mecmua-i Fünun" idi.

HIRİSTİYANLAR İÇİN KUTSALDI
Fardis Efendi, Mecmua-i Fünun dergisinde şöyle yazdı: "Çemberlitaş’ın kaidesi altında Hıristiyanlar için saygıya değer bazı eski eserler gömülüdür. Bu sebepten ilk devirlerde halk burasını çok kutsal bir yer olarak sayardı. Yılda bir defa büyük halk kitleleri etrafına giderek ziyaret ederdi."

OSMANLI’nın birkaç bilimsel kuruluşundan biri de Cemiyet-i İlmiye Osmaniye idi. Bu cemiyet her ay "Mecmua-i Fünun" (1862-1867) adında dergi çıkarırdı. Tarihimizde ansiklopedik içerik geleneğinin ilk örneği olan bu dergiyi Münif Paşa yönetti.

Babıáli Tercüme Odası kátiplerinden Fardis Efendi (No: 35, sayfa 45-49) Çemberlitaş hakkında bakın neler yazmıştı:

"Çemberlitaş’ın gerçek adı ’Konstantin Sütunu’dur. Etrafında çemberler bulunduğundan Türkler, Çemberlitaş demektedirler. Civarında birçok yangınlar meydana geldiğinden siyahlanmıştır. Bu yüzden Avrupalılar ’Yanık Sütun’ derler. Bizans döneminde ise ’Somaki Sütun’ adı ile anılırdı.

Bu sütun Dikilitaş gibi yekpare olmayıp 8 kızıl somaki taş parçasından mürekkeptir. Her taşın çevresi 33 ayak ve yüksekliği 10 ayak 9 parmaktır. Sütunun yüksekliği yaklaşık olarak 90 ayaktır. Her parçasının üst tarafından defne dalı şeklinde kabartma pervazlar vardır.

Sütunun üstüne Apollon’un heykeli konmuş ve bazı sembollerin ilavesiyle İmparator Konstantin’e benzetilmiştir.

Diğer taraftan şu kitabe oyulmuştur: ’Ey cihan mülkünün hükümdarı olan İsa, şu mahkumeni, saltanat asasını ve Roma devletini sana vakfü takdim ve himayene tevdi ettim. Bunları afetlerden koru.’

Adı geçen küre 407 yılında, asa 541’de vuku bulan depremden, heykel ise daha sonraki devirlerde şiddetli bir rüzgárdan yere düşerek parçalanmıştır. Çemberlitaş dikildiği vakit 8, bir rivayete göre ise 10 parçadan ibaretti. MS 1080 yılında isabet eden bir yıldırımdan sonra iki-üç parçası yere düşmüş, bu olaydan 70-80 yıl sonra imparator Manuel Comnenes, düşen taş parçalarının yerine, bugün dahi tepesinde görünen mermer başlığı yaptırmış, üzerine bir de haç diktirmiştir.

İstanbul fetholunduktan sonra Çemberlitaş’ın üstündeki haç, Fatih Sultan Mehmed’in emriyle indirilmiştir. Bazı rivayetlere göre Çemberlitaş’ın kaidesi altında Hıristiyanlar için saygıya değer bazı eski eserler gömülüdür. Bu sebepten ilk devirlerde halk burasını çok kutsal bir yer olarak sayardı. Yılda bir defa büyük halk kitleleri etrafına giderek ziyaret ederdi."

Durun bitmedi: Çemberlitaş’ın sırrı Cumhuriyet döneminde de devam etti.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
« Yanıtla #3 : 31 Ocak 2013, 09:46:51 »
ATATÜRK DE ÇEMBERLİTAŞ’LA İLGİLENDİ

Çemberlitaş’ın altındaki kutsal hazineyle ilgili haberler Cumhuriyet döneminde de sürdü. Atatürk yurtdışından arkeologlar getirtti. Tarih Mecmuası 1968 yılında üç sayısını bu konuya ayırdı. Ünlü tarihçiler bu konuda makaleler kaleme aldılar.

1918 yılında İstanbul işgal altında iken Vatikan’dan bir grup rahip, Çemberlitaş’ın yakınındaki Vezirhan’dan oda kiraladı. Buradan tünel kazıp Çemberlitaş’ın altına gitmek isterlerken yakalanıp sınır dışı edildiler.

Atatürk bile Çemberlitaş’ın sırrıyla ilgilendi. 1929 yılında yurtdışından arkeologlar getirtti ise de bir sonuç alamadı.

Çemberlitaş’ın sırrı 1960’lı yıllarda yine gündeme geldi. Gündeme getiren ise yine bir yayın organıydı: Tarih Mecmuası.

Bakın ünlü tarihçi Yılmaz Öztuna, 1 Haziran 1968’de neler yazmıştı:

"Hazret-i İsa’nın gerildiği hakiki Haç’ın İstanbul’da Çemberlitaş’ın altında olduğu hakkındaki görüşü kuvvetlendirecek deliller mevcuttur.

"Ludwig Völkl’in 1957’de Münih’te basılan ’Der Kaiser Konstantin’ adındaki ihtisas monografisinde bu fikri destekleyecek satırlar vardır. (Örneğin) Haç’a ait parçalarla beraber Hazret-i İsa’nın kanının bulaştığı topraklar da getirilmişti Bu kutsal eşya ile beraber, başka kutsal nesneler de bulundu. Bunlar, Hazret-i İsa’nın havarilerinden Andreas’ın ve İncil’i yazı diline geçiren havarilerden Lukas’ın mantoları idi. Anadolu’nun iki yerinde bulunan mantolar, inşası bitmek üzere olan Havariyun Kilisesi’ne konuldu. Haç’la beraber Çemberlitaş’ın altına nakledilip edilmediği hakkında Völkl bir şey söylemiyor.

Encyclopaedia Britannica’nın Cross maddesinde, gerçek Haç’ın 326 yılında İmparatoriçe Helena tarafından bulunmasının, Hıristiyan dininin inanışlarından olduğu belirtiliyor. Yani Helena’nın İstanbul’a bir Haç getirdiği muhakkaktır.

Haç’ın Helena tarafından İstanbul’a getirildiğini St. Ambroise, Rufinus, Sulpicius Severus gibi çağın en muteber Hıristiyan tarihçileri yazmaktadırlar."

HEYBELİADA RUHBAN OKULU
Tarih Mecmuası muhabiri Öz Dokuman, Heybeliada’daki Ruhban Okulu’na gitti ve okulun öğretim üyelerinden arkeoloji uzmanı Hristostomos Konstantinidis ile görüştü.

Konstantinidis okulun 40 bini aşkın kitabından, 24 ciltlik Büyük Yunan Ansiklopedisi, G.Jacquemet’in Katolizm, Eusebe’nin Vitta Konstantinis kitaplarını çıkarıp ilgili paragrafları gösterdi. Bu kaynaklar da iddiaları doğruluyordu. Okul müdürü Metropolit Maksimus Repanelis de iddianın doğru olduğuna inanıyordu. Çemberlitaş’ın altında kutsal hazinelerin olduğuna inanan bir diğer Hıristiyan din adamı ise, Vatikan’ın İstanbul temsilcisi Padre Carotenuto idi. "Haç’ın bir parçasının Kudüs, bir parçasının Roma’da ve üçüncü parçasının ise İstanbul’da olduğu doğrudur. Ama İstanbul’da nerede olduğundan emin değiliz" diyordu Tüm yazdıklarımızı toparlarsak, Çemberlitaş’ın sırrı 350 yılı aşkındır değişik zaman dilimlerinde gündemimize gelmektedir. Ve görünen o ki, daha çok zaman da gelecektir.

Çemberlitaş'ın altındaki sır...
Nevbahar Kabaklı

İstanbul’daki Roma dönemi eserlerinin başında gelen Çemberlitaş’ın altındaki bir odada, Hazreti İsa’ya ait eşyaların gömülü olduğu iddia ediliyor.

İddiaya göre, Çemberlitaş’ın altında olduğu ileri sürülen odada, imparator Konstantin döneminde Kudüs’ten getirilen "Hazreti İsa’nın mezarına ait kutsal toprak, orijinal haç parçaları, çiviler, kaymak taşından yapılan kase, ekmek kırıntıları ve Hazreti Musa’ya ait taş ile Hazreti Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hazreti Nuh’un baltası ve Hazreti Süleyman’a ait olduğuna inanılan 7 kollu şamdan" bulunuyor.

Çemberlitaş’ın restorasyon projesinin 1. kademesini yürüten Akpınar Mimarlık’ın Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Akpınar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çemberlitaş’ın altında 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde muhteşem bir blok ve porfir bir kaide bulunduğunu belirterek, "Kutsal emanetler onun içinde küçük bir alan içerisinde oyulmuş yerde" dedi.
Akpınar, beraberindeki ekiple Çemberlitaş üzerinde 2001 yılından başlayarak 1,5 yıl süren bir çalışma gerçekleştirdiklerini, yapı üzerinde tipoloji ile tarihsel çalışmaların da yapıldığını, anıtın yapıldığı tarihteki sosyolojik değerlerin araştırıldığını bildirdi.
Restorasyon projesi hazırlanırken dünyanın her tarafındaki onlarca yayını gözden geçirdiklerini, Bizans tarihiyle ilgili ulaşabildikleri tüm kaynakları incelediklerini ifade eden Akpınar, "Çemberlitaş, geçmişteki Zeus ve onlarca tanrıya tapınan Pagan Roma’nın yıkılması ve tek tanrılı, kitabi inanca sahip yeni Roma’nın kurulmasının ilk kutsal simgesidir diyebiliriz" dedi.

ODANIN YERİ
Akpınar, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından taşın, Tanrı’nın birliğini simgelemek üzere dikildiği yolunda bilgiler olduğunu belirterek, şunları anlattı:

"Tarihçilere göre, Konstantin M.S. 324 yılında annesi Helen’i Kudüs’e gönderir ve Kudüs’te Hz. İsa’nın olduğuna inanılan mezarı açtırır.

Mezardaki kutsal toprak, orijinal haç parçaları, kutsal çiviler, kaymak taşından yapılan kutsal kase, kutsal ekmek kırıntıları ile Hz. Musa’ya ait kutsal taş, Hz. Lut’a ait olduğuna inanılan asa, Hz. Nuh’un baltası ve Hz. Süleyman’a ait olduğuna inanılan som altından 7 kollu şamdan gibi kutsal emanetler İstanbul’a getirilir. Bu olayı çok açık ve belli bir şekilde tarihi belgelerde görmekteyiz. M.S. 325 yılında da imparator Konstantin Roma’yı alır ve Roma’daki Pagan Roma imparatorluğuna son verir. Roma’daki Apollon tapınağını yıktırır ve oradan getirdiği taşları Çemberlitaş’ın yapımında kullanır. Yaklaşık 11x11 metre ebadında ve 2,5 metre yüksekliğinde 4 parçadan oluşan bir ana kaide oluşturulur. Bu ana kaidenin içerisinde 1x2 metre ebadında küçük bir hücre oluşturulur.
Kutsal emanetlerin bu hücre içerisine bizzat İmparator Konstantin’in annesi Helen tarafından yerleştirildiği M.Ö. 340-400’lü yıllarda yazılan belgelerde de ifade edilmektedir." "Kutsal emanetlerin orada bulunduğu konusunda benim hiçbir şüphem yok" diyen Akpınar, kutsal emanetlerin 11x11 metre ebadında ve 2,5 m.

yüksekliğinde porfir bir blok kaidenin içerisine oyulan küçük bir alan içinde olduğunu, bu kaidenin üzerinde 8x8 metre ebadında ve yine yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde bir kaide daha olduğunu, bunların üzerinde de 6 metre yüksekliğinde 4x4 metre ebadında sütunun kaidesinin yer aldığını bildirdi.

ÇEMBERLİTAŞ’IN ÖZELLİĞİ
Abdülkadir Akpınar, kaidenin üzerinde her biri yaklaşık 3 ton ağırlığında ve 3 metre çapında, bileziklerle birbirine oturtulmuş, 9 adet sütun olduğunu vurgulayarak, "Kurşunla birbirine bağlanmış tam terazisinde bir yapı. Her biri 100 ton ağırlığında birbirleri üzerine en ufak bir kırılma olmadan yerleştirilmiş. Piramitlerdeki sır gibi muhteşem bir işçilik" diye konuştu.
Apollon tapınağından getirilen taşların hikayesinin de orijinal olduğunu ifade eden Akpınar, "Kızıl porfir olan bu taşlar, o zaman işlenmesi çok zor olduğu için ’kutsal taş’ olarak kabul ediliyor. Granitin başka bir türü. Zeus’a inanan o zamanın kadınları, porfirden oluşan küçücük odalarda doğum yaparlarsa, tanrılar tarafından kutsandıklarına inanırlardı" dedi.
Abdülkadir Akpınar, İstanbul’un fethinden sonra Çemberlitaş’ın ilk kez Yavuz Sultan Selim döneminde yenilendiğini, yapının spiral şekilde demirlerle çepeçevre kuşatıldığını, 1706 yılında ilk tahkimin yapıldığını anlatarak, yapının yeni kaidesindeki taşın yaklaşık 20 cm.

içerisinde 7x7 cm kalınlığında dökme demir bileziklerle her 1,5 metrede bir kuşaklar atılarak güçlendirildiğini bildirdi.

ODAYA ULAŞMA GİRİŞİMLERİ
İstanbul’un 1918 yılında işgali sırasında da Vatikan’dan bir grup rahibin geldiğini ve kutsal emanetlere ulaşmak için Çemberlitaş’ın hemen yakınındaki Vezirhan’da bir oda kiralayarak tünel kazdıklarını kaydeden Akpınar, "Yer altındaki ana kaideye kadar ulaşırlar. Tünelden çıkan toprağın şüphe uyandırması üzerine yakalanırlar ve sınır dışı edilirler.
1929 yılında Mustafa Kemal Atatürk, ne olduğunun tespiti için Avrupa
ülkelerinden arkeologlar getirtir" dedi.

Çıkarılan bu ilk zemin rölövesinde taşın altında muhteşem bir ana kaide, onun üzerinde ikinci ve üçüncü birer kaide olduğunun görüldüğünü dile getiren Akpınar, "Kıyamet kopmadıkça, savaş hali olmadıkça veya böyle bir yıkım olmadıkça, o emanetlere ulaşmak asla söz konusu olamaz" görüşünü savundu.

RESTORASYON ÇALIŞMALARI
Çemberlitaş’ta hiçbir tarihi esere ilişkin yapılmadığı kadar bir çalışma gerçekleştirildiğini dile getiren Akpınar, 3 metre çapındaki taşın bütün gövdesinin özel asetatlarla çevrilerek taşın bütün yüzeyindeki çatlakların, bozulmaların ve kırılmaların bire bir ölçekli bir çalışmayla çıkarıldığını, daha sonra üzerinde fiziki ve kimyevi anlamda diğer çalışmaların yapıldığını bildirdi.
Abdülkadir Akpınar, Çemberlitaş’ın çevresinde jeo-radarla çalışmalar yapıldığını ve söz konusu 1x2 metre ebadındaki hücrenin tespit edildiğini, deprem emniyeti için zemin tabakalarında incelemeler gerçekleştirildiğini, ayrıca tarihsel çalışmalarla Çemberlitaş’ın değerini ortaya koyan çalışmalar yapıldığını kaydetti.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Constantinus Sütunu (Çemberlitaş) (Eminönü)
« Yanıtla #4 : 31 Ocak 2013, 09:47:41 »
HRISTİYANLIĞIN BÜYÜK SIRRI: HZ. İSA'NIN ÇİVİLERİ ÇEMBERLİTAŞ'TA!..
Söylentilere göre Hz. İsa'nın çarmıha çakıldığı çiviler, çarmıhın yani kutsal haçın bir parçası ve hatta İsa'nın meşhur "Kutsal Kâse"si İstanbul Çemberlitaş'ın altında olduğuna inanılan bir odada bulunuyor.
Katolik dünyası, özellikle de Avrupa, Hazreti İsa ile ilgili hemen her türlü eşyaya, hatta İsa'nın kanı yahut kemiği gibisinden bedenine ait objelere ve İncil'in Vatikan tarafından reddedilen versiyonlarına gayet meraklıdır. İsa ile çok yakın ilişkisi olduğuna inanılan ve Hristiyan inancında büyük önemi olan bir diğer obje de, İsa'nın gerildiği çarmıhın parçaları ve Hazreti İsa'nın elleriyle ayaklarına çakılan çivilerdir. Çarmıh parçalarıyla çivilerin İstanbul'da, Çemberlitaş'ın altında bulunduğu söylenir..

Belgesel kanallarının meraklıları gayet iyi bilirler: Katolik dünyası, özellikle de Avrupa, İncil'in Vatikan tarafından reddedilen versiyonlarına ve Hazreti İsa ile ilgili hemen her türlü eşyaya, hatta İsa'nın kanı yahut kemiği gibisinden bedenine ait olduğu söylenen objelere gayet meraklıdır. Bazı İspanyol ve Fransız kiliselerinde, asırlardan buyana muhafaza edilen ve içerisinde "İsa'nın kanı" olduğu söylenen siyahlaşmış koyu bir mayi ile dolu küçük şişeler vardır. İnanışa göre, Hazreti İsa'yı gerildiği çarmıhtan indiren ilk Hristiyanlardan olan Arimatealı Yusuf, çarmıhtan damlayan kanları İsa'nın 12 havari ile beraber yediği son yemekte kullandığı kaba koymuş, daha sonra şişelere aktarılan ve Hristiyanlar tarafından asırlarca saklanan bu kutsal kan, kiliselerde muhafaza altına alınmıştır. Simsiyah olmuş koyu mayiler, bulundukları kiliselerde senenin belli günlerinde tantanalı ayinlerle Katolikler mü'minlerin ziyaretine açılır. İsa'nın kanı, bugün, bu kana sahip olduklarını söyleyen kiliseler arasında bir cemaat kapma yarışının vasıtasıdır.

HEYKELE GİZLEDİLER
Katolik dünyası, bugünlerde bir başka işle uğraşıyor, yepyeni İnciller keşfediyor. İznik'te dördüncü asırda toplanan Konsil, Hazreti İsa'dan sonra yazılan yüz küsur İncil'in dördünü kilisenin resmi kitabı olarak seçmiş, diğerleri imha edilmişlerdi ama öteki İnciller ile ilgili tartışmalar hep varolmuştu. Konsil'in üzerinden 1400 sene geçtikten sonra, Avusturya'da Barnabas'a ait olduğu söylenen bir İncil ortaya çıktı ve İspanya'da 1970'lerde aynı İncil'in bir başka kopyası bulundu.
Barnabas İncili'ni, 1945'te Mısır'ın Nag Hammadi bölgesinde ortaya çıkan bir başka İncil, Thomas İncil'i; bunu da son senelerde bulunan ve İsa'yı Romalılar'a ihbar ederek idamına sebep olan Yahuda İskaryot'a ait bir diğer İncil takip etti. Bulunan belgeler sadece İncil parçaları değildi. 1946 sonbaharında Ölüdeniz civarındaki Kumran köyünde, Romalılar'dan kalma el değmemiş küplerin içerisinde, Hristiyanlığın ilk yılları hakkında o zamana kadar duyulmamış çok önemli bilgiler veren ama son derece netameli olan tomarlara rastlandı. Tomarlar netameli idi, zira üzerlerinde yazılı olanlar, Katolikler'in resmi inancını zedeler mahiyetteydi ve bu konuda başlayan tartışmalar hala devam ediyor. İsa ile çok yakın ilişkisi olduğuna inanılan ve Hristiyan inancında büyük önemi olan bir diğer obje ise, peygamberin gerildiği çarmıhın parçaları ve çarmıha germe sırasında kullanılan, yani Hazreti İsa'nın ellerine ve ayaklarına çakılan çivilerdir.

Konunun bizim için önemli tarafı ise, çarmıh parçalarıyla çivilerin İstanbul'da bulunduğuna inanılması ama çok az kişi dışındaki İstanbullu'nun bu söylentiden pek haberdar olmamasıdır. İşte, İstanbul, İsa ve çiviler üçgeninin kısa öyküsü: Hazreti İsa'nın ellerine ve ayaklarına çakıldığı söylenen çivilerle gerçek haçın bir parçasının İstanbul'da saklandığı söylenen yer bildiğimiz meşhur Çemberlitaş, daha doğrusu Çemberlitaş'ın hemen altında olduğuna inanılan gizli bir odadır. Çemberlitaş, İstanbul'u 330 yılında kendisine başkent yapan Doğu Roma İmparatoru Konstantin tarafından dikilmiş ve Konstantin, Bizans tarihçilerine göre, taşın üzerine kendisinin bir heykelini oturtmuştu.

Heykelin baş kısmı Roma'nın tanrılarından Apollon'u andırıyordu ve imparatorun gayet dindar olan annesi Helen de, o zamana kadar Kudüs'te muhafaza edilen çivilerle haç parçasını İstanbul'a getirtip oğlunun heykelinin içerisine koydurmuştu. Hatta, bazı tarihçilere göre, Kudüs'ten gelen kutsal eşya sadece haç parçasıyla çivilerden ibaret değildi; İsa'nın son yemeğini yediği meşhur "kutsal kase" ile Hazreti Musa'nın asası da heykelin içerisindeydi.

BURNUMUZUN DİBİNDE
Heykel, 700 sene boyunca o zamanki adı "Forum Constantinus" yani "Konstantin Meydanı" olan alanın ortasındaki taşın tepesinden şehri seyredip durdu ama 11. yüzyılın ilk senelerinde çıkan şiddetli bir fırtınada devrilip parça parça oldu.
Bizanslılar, heykelsiz kalan sütunun tepesine bu defa som altından bir haç yerleştirdiler, sonra taşın altını kazıp buraya bir hücre yaptılar ve heykelin içerisinde bulunan çivilerle haçın parçasını da bu hücreye sakladılar. Emanetler, bugüne kadar Çemberlitaş'ın, yahut tarihteki asıl ismiyle "Konstantin Sütunu"nun altındaki hücrede kaldı. Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'u almasından sonra sütunun üzerindeki haçı indirtti ama Hristiyanlar'ın kutsal emanetlerinin konuldukları yerde kalmasını istedi ve zeminin kazılıp hücrenin ortaya çıkartılmasına izin vermedi.

İşte, Da Vinci Şifresi'nin çok önemli ayağı: Söylentiler doğruysa Hazreti İsa'nın çarmıha çakıldığı çiviler, çarmıhın yani kutsal haçın parçası ve hatta İsa'nın meşhur kasesi, hala Çemberlitaş'ın altında bulunuyor... Bu yazdıklarımı okuyup da sakın ola ki "Haydi, gidip Çemberlitaş'ın altını iyice kazalım ve işin aslını öğrenelim" demek istediğimi zannetmeyin. Sadece Da Vinci Şifresi'nin gündemden inmediği ve sık aralıklarla yepyeni İnciller'in bulunduğu bugünlerde Hristiyan dünyası için çok önemli olan bazı kutsal eşyanın burnumuzun dibinde bulunma ihtimalini hatırlatmak istedim, o kadar..

Kaynak: Sabah Gazetesi
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Çemberlitaş'ın sırrı çözülsün
« Yanıtla #5 : 31 Ocak 2013, 09:49:29 »
Hz. İsa'ya ait kutsal emanetlerin Çemberlitaş'ın altındaki odalarda gizli olduğu iddiası tartışmaya yol açtı. Rum Patrikhanesi "Kutsal eşyalar yerinde mi, alınmış mı kazı yapılarak ortaya çıkarılmalı" açıklamasını yaparken Prof. Eyice "Haçlı şövalyeleri orayı da yağmalamış olabilir" dedi

Restorasyon sırasında, radyo dalgalarıyla çizimi yapılan Çemberlitaş'ın altındaki odalarda, Hz. İsa'ya ait kutsal eşyaların saklanıyor olabileceğine ilişkin haberimiz yeni bir tartışmayı başlattı. İddiaya göre, M.S. 330'da, Doğu Roma İmparatorluğu'nun ayrı bir devlet olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, İmparator Konstantin'in kendi adını verdiği 'Konstantinopolis' başkent olmuş, Çemberlitaş, şehrin ikinci tepesindeki büyük oval meydanın ortasına Konstantin'in şerefine dikilen ilk anıtlardan biri olmuştu. Üzerinde İmparator'un heykeli bulunan Çemberlitaş, Konstantin'in annesi Helena'nın, Kudüs'ten getirdiği Hz. İsa'ya ait kutsal eşyaların konulduğu odaların üzerine dikilmişti.

ONLARCA KUTSAL EŞYA VAR
Araştırmacılar yaptıkları açıklamalarda Çemberlitaş'ın altında çizimi yapılan odalarda Hıristiyan dünyası için kutsal sayılan onlarca eşyanın olabilme ihtimalini doğruladı. Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Peder Dositheos Anagnostopulos, Yeni Şafak'ta yayı nlanan çizim ve grafikleri ilginç bulduğunu belirterek, eğer iddia edildiği gibi böyle bir oda var ise gerekli kazıların bir an önce yapılıp kutsal emanetler olup olmadığı konusunun aydınlığa kavuşturulması gerektiğini söyledi. Arkeolog ve sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice ise eğer odalarda böyle bir hazine var ise Haçlı seferleri sırasında yağmalanmış olabilme ihtimalinin yüksek olduğunu söyledi. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Bizans Sanatı Bölümü'nden Doç. Dr. Asu Bilban Yalçın da, Çemberlitaş restorasyonu sürecinde, varsa odalara girmek ve gözlemlemek istediklerini ama gerekli resmi izni alamadıklarını açıkladı.

UNESCO'NUN KORUMASI ALTINDA
Çemberlitaş, UNESCO tarafından 1985'te Dünya Kültür Mirası listesine alındı. Çemberlitaş'taki restorasyon çalışmalarına, 2001'de başlandı. Bu sürede sadece üst mermer başlığı temizlenen ve kı lcal çatlakların enjeksiyonu tamamlanan tarihi sütundaki restore çalışmaları hala tamamlanamadı.

Anıtın altında odalar ve mezarlar bulunuyor
Arkeolog ve sanat tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice:
Çemberlitaş anıtının kaidesinin bir odası vardır. Ayrıca anıtın altında eski bir mezarlık vardı. Yine anıtın 7 - 8 metre altında mezarlıklar var. İstanbul'un ilk surları bu civarda olduğu için mezarlık ve çeşitli bina kalıntı larına rastlamak mümkün. Yine o anıtın altında oval biçimli bir meydan olduğu da biliniyor. 1203 - 1204 yıllarında Haçlı Seferleri zamanında şövalyeler İstanbul'a girerek yağmalayıp, şehri tahrip etti. Eğer odalar var ise o zaman eşyalar yağmalanmış olabilir.

12 oturak olduğu rivayet ediliyor
Araştırmacı - yazar Aytunç Altundal:
Türkler için bir "Kızıl elma" ya da "Turan" ideali ne ise "kutsal kase" de Hıristiyanlar için odur. Kutsal kase yoksa da Sultanahmet'ten Balat'a kadar, yeraltında dehlizler, odalar olduğu biliniyor. Hatta bu bölgede yeraltında bir su akarı var. Bu akarın sonunda da bir oda ve odada 12 oturak olduğu rivayet ediliyor. Ancak Çemberlitaş'ın altındaki odalarda, Helena'ya ait olduğu iddia edilen "Kutsal haç" parçasının olduğu iddiası var. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Bizans Sanatı Bölümü'nden Doç. Dr. Asu Bilban Yalçın: Çemberlitaş restorasyonu sürecinde, varsa odalara girmek ve gözlemlemek istedik ama izin alamadık. Çemberlitaş sütununun yakın çevresinde şapel (kilise) olduğunu biliyoruz. Bu şapelin, ibadetten çok, 'rölif'lerin (kutsal emanetler) adlarının ve hatıralarının sembolik olarak orada yaşatılması için yapılmıştır.

Gerekli kazılar hemen yapılsın
Fener Rum Ortadoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Peder Dositheos Anagnostopulos:Kutsal kase, batıdan gelme bir efsanedir. İsa efendimizin son gece içtiği varsayılan kadehin Çemberlitaş'ın altında bulunduğu iddialarına, Ortadoks kiliseleri inanmaz. Eğer iddia edildiği gibi böyle bir oda var ise gerekli kazıların bir an önce yapılıp araştı rılması ve kutsal emanetler olup olmadığı aydınlığa kavuşturulmalı. Bu çalışmanın yapılımasının sakıncası olmadığını düşünüyorum. 1204 yılında 4'üncü Haçlı seferi sırasında İstanbul talan edilmiş. Eğer bu sırada bu eşyalar alınmamışsa yerinde duruyordur. Çünkü 1453'te Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethedince, şehre zarar vermemek için orada kazı yapılmamıştır. İTÜ'den Doç. Dr. Faruk Göncüoğlu: Roma İmparatoru Konstantin'in annesi Helena'nın Kudüs'ten İstanbul'a getirerek Çemberlitaş'ın altındaki odalarda Hz. İsa'ya ait onlarca kutsal eşyayı sakladığına inanılıyor.
midena pro tou telous makarize