Gönderen Konu: Girit Uygarlığı  (Okunma sayısı 1674 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sserayy

  • Kıdemli Üye
  • *
  • İleti: 146
  • Teşekkür: 5
Girit Uygarlığı
« : 16 Kasım 2008, 06:21:50 »
Girit Uygarlığı ya da Minos Uygarlığı, Tunç Çağı'nda bugün Yunanistan'a bağlı olan, Ege Denizi içindeki Girit Adası'nda, İ.Ö. yaklaşık 3500'lerde doğmuş bir uygarlıktır. Minos Uygarlığı, İ.Ö. 2700 ile 1450 yılları arasında en parlak dönemlerini yaşadı ve yavaş yavaş eski gücünü yitimesinin ardından Girit üzerinde Miken kültürü baskınlaşmaya başladı.

Girit Uygarlığı'nın tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir adı olan Minos terimi, ülkenin mitolojik kralı Minos'tan esinlenerek İngiliz arkeologlar tarafından türetilmiş ve daha sonra köklü bir biçimde yerleşmiştir.  Ancak Giritlilerin bu dönemde kendilerini ne olarak adlandırdıkları bilinmemektedir. Eski Mısır kaynaklarında Keftiu, Sami dillerindeki Kaftar ve Suriye'deki Mari kentinde bulunan yazıtlarda Kaptara olarak geçen bir yer adının Girit Adası'na ait olduğunu sanılmaktadır. Girit Uygarlığı'nın dağılmasından sonra ortaya çıkan Odysseia destanında Homeros, Girit'in yerlilerini Eteokritiki (Yunanca: Ετεοκρητική, Gerçek Giritliler) olarak adlandırmıştır. Bunların, Girit Uygarlığı'nın yıkılması ile Miken Uygarlığı'nın oluşması arasındaki süreçte, önceden adada yaşayan Giritlilerin torunları olduğu sanılmaktadır.

Girit sarayları adadaki arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılmış en önemli en bilinen yapı türleridir. Bu saraylar, arkeologlar tarafından gün yüzüne çıkarılan pek çok belgenin söylediklerine göre yönetim işlerinin hâlledildiği noktalardı. Bugüne dek adada bulunan ve toprak altından çıkartılan her bir sarayın kendine özel bir özelliği vardır ve hiç biri birbirine benzememektedir. Ancak kendilerini diğer yapılardan ayıran ortak özelliklere de sahiplerdir. Her bir saray, iç ve dış merdivenler ile ulaşılabilecek çokkatlı yapılardır. Sarayları oluşturan ögeler arasında kuyular, çok büyük kolonlar, depo ve kilerler ile geniş avlular da vardır.
Kronoloji:
Girit Uygarlığı'nı araştıran arkeologlar bu dönemle ilgili zamanları açıklarken takvim tarihleri kullanmak yerine iki kronolojik yöntem kullanırlar. Bunlardan birincisi İngiliz arkeolog Arthur Evans tarafından ortaya konan ve daha sonraki dönemlerde başka arkeologlarca geliştirilen, çömlek yapım biçimlerine göre olan tarihlendirmedir. Bu görüş Minos Uygarlığı'nı üç ana çağa böler; Erken Minos (EM), Orta Minos (OM), Geç Minos (GM). Bu dönemler de kendi aralarında alt dönemlere ayrılır. Örneğin kendi içinde I, II, III gibi alt zaman dilimine ayrılan erken Minos Çağı; EMI, EMII, EMIII biçimlerinde gösterilir. Bir diğer tarihlendirme yöntemi ise Yunan arkeolog Nikolas Platon tarafından önerilmiştir. Bu yöntem ise Knossos, Malya, Zakron ve Festos kentlerinde bulunan ve saray olarak adlandırılan yapıların mimari gelişimine göre yapılır. Bu görüşe göre Girit, Minos Uygarlığı prepalatial, protopalatial, neopalatial ve postpalatial olmak üzere dört ana döneme ayırır. Her iki yöntem arasındaki ilişki aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Geç Minos IA dönemine denk düşen çağda Tera patlaması olarak bilinen, yazılı tarihin bahsettiği en büyük yanardağ patlaması yaşandı. Patlamanın tam tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak kabul edilen ortak görüşe göre son derece yıkıcı olan bu doğal felaket uygarlığın hızlı çöküş süreci içime girmesine neden oldu. Klasik Çağ'da Yunanların Atlantis olarak nitelendirdikleri yerin de burası olaması yüksek bir olasılıktır.
Tarih:Girit Adası'nda şimdiye dek Paleolitik döneme ait hiç bir arkeolojik bulguya rastlanmamıştır. Adadaki ilk insan izlerinin görülmesi bundan 9000 yıl öncesine Neolitik Çağ'a tarihlendirilmektedir. En erken bulgular da Neolitik Dönem'e aittir. Bu dönemden kalma seramik eserlerin Anadolu'da gün yüzüne çıkarılan çağdaşlarına bakıldığında aralarında görülen büyük benzerlikle, Girit'e ilk yerleşenlerin Anadolu'dan göç eden bir topluluk olduğu ortaya çıkmaktadır. Girit Adası'nda Neolitik döneme ait olarak gün yüzüne çıkarılan bulgular arasında yerleşik yaşam süren toplumun ilkel konutları, çeşitli araç - gereçler ve ana tanrıça idolleri de vardır. Çevre kültürlere bakıldığında Anadolu, Yunanistan, Mezopotamya ve Mısır kültürlerine ait şeylerin de Girit topraklarında bulunmuş olması Giritlilerin çevre kavimlerle ticarete bu dönemde başladığını ortaya koymaktadır.

Tunç Çağı'nın başlangıcı Girit Adası'nda İ.Ö. 2600'lere rastlar. Bu dönemde adada ilk kez metal kullanılmıştır. Arthur Evans'a göre ilk metal adaya sığınan Mısırlılar tarafından getirilmişti. Ancak ilerleyen arkeoloji çalışmalarının yardımıyla ortaya çıkan yeni bulgular ışığında bu görüş bırakıldı ve adaya ilk metalin Anadolu'dan geçtiği anlaşıldı. Bu dönemde Girit Adası komşu adalar ile de ticarte ilişkilerini geliştirdi. Çevre uygarlıklar ile karşılaştırıldığında denizcilikte çok daha ileri olan Girit'in en önemli kenti Knossos da bu dönemde ön plana çıkmaya başladı.

OMI (Orta Minos 1) döneminde yani İ.Ö 2000'lerde Girit Uygarlığı'nda hızlı bir gelişme ve kalkınma yaşandı. Anadolu ile olan yoğun kültürel ve ticari alışveriş zamanla Mısır'a yöneldi. Mısır ile ticareti oldukça ilerleten Festos, Knossos ile birlikte Girit'in en büyük iki gücünden biri oldu. Zaman zaman aralarında çekişmeler de yaşanan bu iki şehir arasında Knossos her zaman daha ileriydi. [4] Bu dönemde büyük bir ilerleme olduğu açıksa da OM döneminin sonlarına doğru Girit'te büyük bir yıkım ve gerileme söz konusudur. Bir deprem ya da Anadolu'dan gelen istilacı bir kavim olduğu düşünülen bu yıkıcı etkinin sonucunda Knossos, Festos, Malya ve Kato Zakros'taki tüm sarayları yıkılmıştı. Ancak neopalatial dönemin başlangıcıyla nüfus yeniden arttı ve yıkılan yerler yeniden inşa edildi. Adanın başka yerlerinde de yeni ve daha geniş ölçekli yerleşim birimleri kuruldu. İ.Ö. 17. ve 16. yüzyıllar arasında yani OMIII - Neopalatial dönemlerde Girit Uygarlığı en parlak dönemlerini yaşadı.

GMIB (Geç Minos 1-B) döneminde Minos saray kültürü bütünüyle çöktü. Yine büyük bir afetin neden olduğu sanılan bu yıkım sonucunda yalnızca Knossos yeniden inşa edildi. Diğer saraylar GMIIIA döneminde türemeye başladı. (Örneğin Hanya'da) Gücünü son hızıyla toparlayan Knossos çevredeki adalara da sözünü geçirmeye başladı. Mısır'da 18. sülale de son derece iyi ilişkiler içinde bulundukları ve Keftiu olarak adlandırdıkları Girit'e armağanlar gönderdi.

İ.Ö. 1420'lere gelindiğinde Girit şehirlerinde büyük yangın belirtilerine rastlanmaktadır. Girit Adası'nın dışından gelen kavimlerce tahrip edildiği ya da iç bir ayaklanmanın yaşandığı sanılmakla birlikte bunun nedeni bilinmemektedir. Bu karışıklık içinde adayı Mikenler ele geçirmiş ve Giritlilerin kullandığı Linear A tipi yazı stilini, Antik Yunanca'nın temelleri olan kendi Miken dillerinin eksik ve gereksinimlerine uygun olarak, daha önce kullanıyor oldukları Linear B tipi yazıya uyarlamışlardır. Bu yazı tipine ait ilk kalıtlar GMII dönemine kadar tarihlenmektedir.

Bölge coğrafyası:
Girit büyük çoğunluğu dağlarla kaplı olan bir adadır ve pek çok doğal limana sahiptir. Girit'te tektonik hareketlenmeler sonucu meydana gelen depremler nedeniyle yükselen yer bölümleri ve deniz altına gömülen kıyı kesimlerinin varlığına ilişkin pek çok kanıt bulunmaktadır.

Homeros'un yazdıklarında belirttiğine göre Girit'in doksan kenti vardı. Minos kültür ve uygarlığının yükselmeye başlamasından sonra ada büyük olasılıkla beş politik bölüme ayrılmıştı. Bu bölümlerin aralarında Tunç Çağı'na gelindiğinde farklar da oluşmaya başladı. Adanın kuzeyinin Knossos'tan, güneyin Festos'tan, orta kesimlerim Malya'dan, doğu ucunun Kato Zakros'tan ve batı ucunun da Hanya'dan yönetildiği düşünülmektedir.

Toplum ve kültür:
Giritliler, deniz aşırı ülkelerle alım-satım işlemleri yapan, işlerinde ileri tüccarlardı. Giritlilerin kültürleri İ.Ö. 1700'lerden başlayarak yüksek derecede bir ilerleme göstermektedir. Birçok tarihçi ve arkeolog adalıların bu dönemde Tunç Çağı'nın en önemli varlıklarından kalayın ticaretini yaptığına inanmaktadır. Büyük olasılıkla Kıbrıs'tan getirilen bakır, kalay ile karıştırılır ve tunç elde edilirdi. Girit Uygarlığı'nın ve buna bağlı olarak bakırdan yapılma gereçlerin kullanımının düşüşe geçişi ile demirin kullanımının yaygınlaşması arasında bir ilişki olduğu sanılmaktadır.

Girit ticareti safran alım-satımında da ileriydi. Ege kıyılarında bolca bulunabilen safran ile ilgili olarak Santorini'de bulunan safran-toplayıcıları freski dünyaca üne sahiptir. Bunun yanında arkeoloji araştırmaları Giritlilerin bu dönemde seramik, bakır ve çok daha lüks mallar olan altın ve gümüş ticareti de yaptığını belirtmektedirler.

Giritlilerin üretip pazarlamış oldukları mallara bakıldığında Yunanistan ile (Özellikle de Mikenler ile) Kıbrıs ile, Anadolu ile, Mısır ile, Mezopotamya ile ve batıda İspanya kıyılarında kadar olan kentler ile oluşturmuş oldukları geniş bir ticaret ağları vardı.

 
Girit'te Minos kültürünün egemen olduğu dönemlerde erkekler omuzlarını örten peştamallar ve bellerinden aşağıyı örten eteklik benzeri örtüler giyerlerdi. Kadınlar boydan elbiseler ile örtünürdü, bu giysilerin yakaları göbek deliklerine kadar açık olur ve göğüs bölgeleri dışarıda kalırdı. Bunların kolları kısa etekleri ise fırfırlı biçimde dikilirdi. Bunun yanında yakasız, vücudu sıkıca saran üstlükler de kadınlar tarafından giyilebilirdi. Bu tip giysiler tarihte bilinenler içinde en erken örneklerdir. Ayrıca bazen desenlerin de kullanıldığı kumaşların üzerindeki şekiller genelde geometrik biçimli olurdu.

Girit Uygarlığı'nda bayan din görevlilerinin olması ve gün yüzüne çıkarılan fresklerde kadın ve erkeklerin birlikte aynı işleri yaparken betimlenmeleri tarihçi ve arkeologları, bu dönemde, sonraki Yunan yaşam biçimlerinden farklı olmak üzere, erkek ve kadınların toplumda eşit haklara sahip olduğu düşüncesine yöneltmektedir. Miras işlerinin evlenme yoluyla el değiştirdiği sanılmaktadır. Girit dini bir tanrıçaya yapılan ibadetler üzerine kuruluydu. Kadınlar dinsel törenleri yöneten kişiler olarak belirtilirdi. Bu bilgiyi adanın pek çok noktasında bulunan, üzerine renkler ile ayırt edilmiş erkek ve kadın betimlemeleri olan freskler doğrulamaktadır. Minos fresk kültüründe kızıl-kahve tonları erkekleri, beyaz kadınları simgelemektedir.

 Dil ve yazı
 Festos DiskiGiritlilerin bu dönemde kullandıkları konuşma ve yazı diline ilişkin bilinenler, bugüne dek bulunan yazılı eserlerin azlığı nedeniyle çok yetersiz durumdadır. Homeros'un eserlerinde belirttiği Eteokriti dilinin Minos dilinin devamı olduğu sanılsa da bu kanıyı doğrulayabilecek yeterli kanıt yine bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra Girit'te bulunan hiyeroglif biçimli yazılı eserlerin de Minos dili olup olmadığı kesin değildir. Linear A yazım sistemi gibi Minos dili de henüz çözülememiştir ve dilin ses değerlerine ilişkin herhangi bir bulgu yoktur.

Bugüne dek Minos kültüründe üzerinde yazı taşıyan yaklaşık 3.000 tablet bulunmuştur. Minoslulara ait olup olmadığı kesin olarak bilinmemekle birlikte, onların olduğu kabul edilen bu eserlerden büyük bir çoğunluğu Linear B tipinde yazılmıştır. Bunların, ticareti yapılan malların ya da kaynakların envanteri olduğu sanılmaktadır. Bunların bir bölümü yazıtlar üzerinde olduğu gibi bir bölümü de dinî nesneler üzerine yazılmıştır. Yazım için kullanılan hiyeroglifler OMI döneminde ortaya çıkmış, İ.Ö. 18. yüzyılda (OMII) Linear A tipi yazımla eşzamanlı kullanılmış ve İ.Ö. 17. (OMIII) yüzyılda ortadan kalkmışlardır.

Mikenlerin egemen olduğu dönemde Linear A, Linear B tipi yazım sistemiyle yer değiştirdi. Bu dönemde Yunan dilinin kaynağı olan en eski kayıtlar verilmeye başlandı. Linear B tipi yazı 1950'lerde Michale Ventris tarafından yavaş yavaş çözülmeye başlandıysa da Linear A ve hiyeroglifler günümüze dek çözülemeden geldi. Eteokriti dilinin Minos dilinin devamı olmadığını varsayarsak Minos dilinin Yunan Karanlık Çağları'nda, ekonomik, toplumsal ve politik yönden tam bir çöküşün yaşandığı dönemde yok olduğu söylenebilir.
   Moderatöre Bildir   Logged