Gönderen Konu: Kyzikos  (Okunma sayısı 1157 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Alper Demircan

  • facebook.com/alperdemircan
  • Yönetici
  • *
  • İleti: 210
  • Teşekkür: 5
  • Cinsiyet: Bay
    • alper demircan
Kyzikos
« : 16 Kasım 2008, 06:22:05 »
1989-1997 yılları arasında Prof. Dr. Abdullah YAYLALI başkanlığında kazılan ve 1998-2005 yılları arasında ara verilen kazı çalışmalarına, 2006 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Yrd.Doç.Dr. Nurettin KOÇHAN tarafından tekrar başlanıldı. Kazıya Yrd.Doç.Dr. Korkmaz MERAL, Doktora öğrencisi Hacer MOTOR, Arş.Gör. Fevziye Güneş, arkeolog M. Kemal ŞAHİN, Mehmet COŞKUN, A.Rıza GÖKÇE, Zehra YAĞCI ve Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri katılmıştır. Erdek Kaymakamlığı’nın tahsis ettiği, İlçe merkezindeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Başkanlığı’na ait Hâkim Halil Kalyoncu Erkek Öğrenci Yurdu kazı evi olarak kullanıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Erdek Belediyesi, Balıkesir İl Genel Sekreterliği (Özel İdare) ve Atatürk Üniversitesi’nin maddi katkılarıyla sürdürülen 2006 Yılı kazı çalışmaları esas olarak Hadrian Tapınağı’nda yoğunlaştırılmasına karşın, Thrakikos Limanı’nın hemen batısında da bazı açmalar açılmıştır. Hadrian Tapınağı’nın güneydoğu tarafında kazılara başlanmıştır.

2007 yılı kazılarında yine Tapınak alanında kazılar devam ettirilecek olup, ayrıca kentin limanlarında Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünden Prof. Dr Mustafa ŞAHİN başkanlığındaki bir su altı araştırma ekibiyle ortaklaşa araştırmalar yapılacaktır. Kapıdağı’nın girişindeki konumu ile Kyzikos antik kentinin bilimsel kazılarla tekrar derinlemesine incelenmesi büyük önem taşımaktadır. Antik dönemde bir kentin bünyesinde bulunması gereken bütün unsurlara sahip olan ve bir dönem Metropol olarak kabul edilen Kyzikos’un kazılması, kentin arkeoloji dünyasındaki yerinin belirlenmesi açısından da önemlidir. Ülkemizde her geçen gün eksikliği daha fazla hissedilen onarım ve restorasyonlarla kalıntıların yerlerinde yeniden ayağa kaldırılmasını amaçlanmaktadır. Bu durum turizm açısından da büyük girdiler sağlayabilecek ve bölge turizmine canlılık getirecektir


Kentin Tarihi
Kyzikos antik kenti, Balıkesir İli Erdek İlçesi sınırları içinde, antik dönemde Arktonnessos (Ayı Adası) ya da Arkton Oros (Ayılar Dağı) olarak anılan Kapıdağı Yarımadası’nın ana kara ile birleştiği kıstağın güney ucuna yakın kısımda, Erdek-Bandırma karayolu üzerinde, Erdek’ten 8 km. doğuda yer almaktadır. Kente ait kalıntılar kuzeyde Dindymos (Ayı Dağı), Hamamlı ve Belkıs (Yeniköy) köyleri, batıda Düzler köyü, güneyde Düzler köyü ve Marmara Denizi, doğuda Aşağıyapıcı köyü ve Bandırma Körfezi ile çevrilidir Propontis’de üç doğal limana sahip, stratejik açıdan hem anakara, hem de Kapıdağı’nı kontrol edebilecek konumda olması nedeniyle, Kyzikos yerleşme yerine Tunç Çağı’nda yerleşildiğini kabul etmemize karşın, şimdilik bunu destekleyecek arkeolojik bulgulara sahip değiliz. Çünkü Tunç Çağı sonu-Demir Çağı başında Thrak kavimleri Batı Anadolu ve Marmara bölgesi sahillerine yerleşmişlerdir. Ancak bu kültüre ait “Bukelkeramik” henüz Kyzikos’ta bulunamamıştır. Yapılacak kazılarda bu seramiğin burada olup olmadığı ortaya konabilecek. Strabon, Amazonlar’ın Mysia, Karia ve Lydia arasına yerleştiğini, daha sonra Mysia bölgesine Aeoller ve Ionlar’ın geldiğini belirtir. Ayrıca Aeol kolonilerinin de Kyzikos’a bağlı yerlerden Kaikos Çayına kadar olan bölgeye yayıldığını, Thrakia savaşı sonrasında bu bölgeye yerleşen Pelasglar’ın da Aeol ve Ionlar’ın Anadolu’ya göçleri sırasında yok olduklarını ileri sürer. Ancak Hasluck, Pelasglı Dolionlar’ın Thesalia halkı olduğunu, Aeol baskısı sonucu Hellespontos’a göç ettiğini ve bunların bu gün kalıntılarını gördüğümüz Kyzikos’u kurduğunu savunur. Strabon da, Aisepos Çayı’ndan Rhyndakos Çayı ve Daskylitis Gölü’ne kadar uzanan bölge halkının “Dolionlar” olduğunu kabul eder. Kyzikos da bu sınırlar içine girmektedir. Bunun sonucunda Pelasglı Dolionlar’ın Thrakia’dan geldikleri söylenebilir. Mitolojiye göre kentin kurucusu olarak kabul edilen Kral Kyzikos’un Thrak Kralı Eusorsos’un soyundan geldiğinin kabul edilmesi de kent halkının Thrak kökenli olduğu görüşünü desteklemektedir. Kyzikos tarihi, araştırmacılar tarafından Miletos kolonisi olmasıyla başlatılır. Strabon, Lampsakos’lu Anaksimenes’den aktararak, Kyzikos’u Miletoslular’ın kolonize ettiğini bildirir. Eusebios’un kroniğinde de Miletos’un ilkin M.Ö. 756, ikinci olarak M.Ö. 679 da Kyzikos’u kolonize ettiği belirtilmektedir. M.Ö. 546 da Persler’in Lydia krallığını yıkmaları üzerine onların egemenliğindeki topraklar ve sömürgeci Miletos idaresindeki bölge, Persler’in lehine el değiştirir. Bu galibiyet sonrası, önceden Lydia devleti egemenliğinde olan topraklar Persler tarafından iki satraplığa bölündü. Güneydeki satraplığın başkenti Sardes, kuzeydekinin ise Daskyleion idi. Daskyleion satrabı Mitrobates kısa zamanda topraklarını genişletti ve Kyzikos da Daskyleion’a bağlandı. Lade savaşı sonrası M.Ö. 493 de Persler’in müttefiki Fenikeliler, isyan eden Ionialılar’a yardım eden Mysia kentlerine saldırır. Kapıdağı yarımadasında Prokonnesos ve Artake’yi yakıp yıkmaları üzerine, Kyzikoslular aynı durumun kendi başlarına da geleceğinden korktuğundan Daskyleion satrapı Megabazos ve oğlu Oibares’e giderek Pers yönetimini kabul ettiklerini belirttiler. M.Ö. 479 da Ion birliğinin Pers donanmasını Mykale’de yenmesinden sonra oluşturulan Attik-Delos Deniz Birliğine birçok Ion kenti gibi Kyzikos’da M.Ö. 478 de katıldı ve 9 talent vergi ödemeyi kabul etti. M.Ö. 364 yılında Kyzikos, Atina donanmasının amirali Timotheos’un da yardımıyla, Daskyleion satrapı Ariobarzanes’e isyan ederek bağımsızlığını ilan etti. Bu başarı üzerine Kyzikos, II. Attika-Delos Deniz Birliği’ne girdi, ancak bir yıl sonra bu birlikten ayrıldı. Bundan sonra Kyzikos, Asya’da önemli ticaret merkezi oldu. M.Ö. 362 de ise Kyzikos, Artake’yi (Erdek) ele geçirdi. Makedonyalı Büyük İskender’in M.Ö. 334 de Hellespontos’u aştıktan sonra Dasklyleion’u ele geçirdi, Zeleia’yı Kyzikos’a bağladı. Philetairos’un M.Ö. 280-275 yılları arasında yaptığı yardımlarla Kyzikos ile Pergamon arasında başlayan dostluk ilişkileri I. Attalos’un (M.Ö. 241-197) Kyzikoslu Apollonis ile evlenmesi üzerine daha da güçlenmiştir. Kyzikos’un parlak dönemi M.Ö. 133 de Pergamon krallığının III. Attalos’un (M.Ö. 138-133) vasiyeti ile Roma İmparatorluğu’na bağlanması sonrasında da devam etti. Kyzikos bu dönemde Roma ile iyi ilişkiler kurmaya çalışmıştır. Ancak bu durum I. Mithridates savaşı ile büyük ölçüde kesintiye uğramıştır. Caeser’in M.Ö. 15 Mart 44 tarihinde öldürülmesi ile Kyzikos’un da kaderi değişmiştir. M.S. 37 yılında Tiberius’un ölümü üzerine İmparatorluk ile Kyzikos kenti arasındaki ilişkilerin de düzelmeye başladığını görüyoruz. İmparator Galigula’dan (M.S. 37-41) İmparator Hadrian (M.S. 117-138) dönemine kadar Kyzikos tarihi hakkında pek fazla bilgimiz yok. Ancak bu dönemde Kyzikos, Roma için önemli bir kent haline gelmiş olmalı ki, M.S. 10.11.117 de meydana gelen 7 şiddetindeki depremle büyük ölçüde tahrip olunca, İmparator Hadrian’ın cömertçe yaptığı yardımlarla yeniden onarılmıştır ve M.S. 124 de, Asya gezisine çıkmış olan İmparator Hadrian da Kyzikos’a uğrar. Antoninler dönemini, diğer pek çok kent gibi Kyzikos da barış ve huzur içinde geçirmiştir. Severuslar döneminde Roma’da başlayan iç çekişmeler Anadolu kentlerine de yansımıştır. Ancak Kyzikos’un, Septimus Severus ile Pescenius Niger arasındaki çekişmede, Septimus Severus’u desteklemesi nedeniyle fazla zarar görmeden bu dönemi geride bırakmıştır. Roma İmparatoru M. Aurelius Quintillus M.S. 270 de Kyzikos’da sikke bastırmıştır. Bu da Kyzikos’un önemini vurgulamaktadır. M.S. 297 de İmparator Diokletianus’un, İmparatorluğun vilayet teşkilatlarında yaptığı düzenlemeler sonucu Asya eyaletleri de yeniden düzenlenmiştir. Bunun sonucunda Kyzikos, Troas ve Küçük Frygia’nın bir bölümü ile 33 kentti içine alan Hellespontos Eyaletinin merkezi oldu. Bu durum M.S. 324 de Bizans’ın Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti olmasına kadar devam etmiştir. M.S. 672-678 yılları arasında Emevi halifesi Muaviye’nin Byzans’a yaptığı seferde kışın Kyzikos’da kaldığı biliniyor. Ancak kent bu dönemde büyük ölçüde tahrip edilmiştir. 1063 depreminden sonra kent tamamen terk edilmiştir. 1078 de Vali Nikephoros, Bizans’a isyan etmiş, Kyzikos’da topladığı ordusu Selçuklu Beyler’inin yardımı ile Bizans ordusu tarafından yenilgiye uğratılmıştır. 1085 yılında Kyzikos ile çevresi Selçuklular’ın egemenliğine girmesine karşın, bu bölge sık sık el değiştirmiş ve 1336 yılında Osmanlı yönetimine girmiştir.

Önemli Mimari Yapılar 
Hadrian Tapınağı:

Tapınak, Bandırma-Erdek karayolu üzerindeki Düzler köyünün girişinde, yolun hemen kuzeyinde yer almaktadır. Zemin katını oluşturan galerilerin bir bölümü günümüze gelen Kyzikos Hadrian tapınağı, kenti ziyaret eden antik araştırmacıların en fazla dikkatini çeken yapılardan biridir. 120x180 m ölçülerinde, yaklaşık 6-8 m yüksekliğinde tepe görünümündeki tapınak alanı, bodur çalı ve defne ağaçları ile kaplıdır. Yapılan kazı çalışmaları ile tapınağın güneydoğu kısmı büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. M.S. 1. yüzyılda inşasına başlanan tapınak ile ilgili ilk bilgileri M.S. 2. yüzyıl yazarlarından Skolast Lucianus’dan elde ediyoruz. Mali sıkıntılar nedeniyle Didyma Apollon tapınağı gibi inşası uzun zaman devam eden tapınağın, İmparator Hadrian’ın yaptığı yardımlarla tamamlandığını Lucianus’dan öğreniyoruz. Ancak burada daha önce bir tapınağın olduğunu bildiren başka kaynağa sahip olmadığımız gibi kazılarda da bunu gösteren kalıntı henüz ele geçmiş değildir. Araştırmacılar M.S. 123 yılında meydana gelen deprem üzerine İmparator Hadrian’ın M.S. 124 yılında Kyzikos’a geldiğini, kentin ve tapınağın tahrip olduğunu görerek maddi yardımda bulunması üzerine kentin onarıldığını ve tapınağın da inşasına başlandığını kabul ederler. Olasılıkla ilkin Jupiter (Zeus) adına yapılan tapınak, parasal desteği nedeniyle İmparator Hadrian’a adanmış olmalıdır. Kyzikos’u 1431 yılında ziyaret eden Cyriacus 33 sütunlu, sellasında tanrı heykeli olan üçgen alınlıklı tapınaktan söz ederken, 1444 yılında ise sütunların ve duvarların büyük ölçüde tahrip olduğunu belirtir. 18. yüzyılda Paul Lucas burayı ziyaret eder. Kyzikos’a gelen A. de Mottrage ile J. F. Michaud tapınağı tanımlayamamışlardır. Bu da tapınağın büyük ölçüde tahrip olduğunu gösterir. Th. Texier tapınağı ayrıntılı tanımlamasına karşın G. Perrot tapınak kalıntılarını ilk kendisinin tanımladığını belirtir. Mimar Aristainetos’un denetiminde yapılan, 8x15 sütunlu, pseudodipteros planlı, korinth düzenindeki bu tapınak doğu-batı yönünde uzanan yedi galeri üzerine inşa edilmiştir. Ancak A. Yaylalı başkanlığında kazısı yapılan tapınağın üst yapısından herhangi bir mimari bölümünün ayakta kalmamış olduğu ve galerilerin de büyük ölçüde tahrip edilmiş oldukları belirlenmiştir. Bunun da nedeni tapınağın bir dönem kireç ocağı olarak kullanılmış olmasıdır. Bu gün yalnız üç galeri görülebilmektedir. Sokrates, tapınağın sellasında yer alan Hadrian heykelini Olympos’un 13. Tanrısı olarak anar. Aristeides’in Hadrian tapınağının kuzeyindeki Agora’da M.S.167 de yaptığı bir konuşmada tapınağın alınlığında yapının Hadrian’a ithaf edildiğini belirten yazıtın olduğunu bildirmektedir.


Amphitheater:
Kentin kuzeyindeki sur duvarlarının kuzeybatı dışında, Belkıs ve Hamamlı köyleri arasından akan eski adı Kleite olan derenin yatağında yer almaktadır. Halkın “Kaleler mevkii” olarak isimlendirdiği bu yapının birkaç tonozuna ait bazı ayaklar dışında diğer bölümleri tahrip olmuştur. Kyzikos Amphitheater dik dere yatağına inşa edildiği için oturma basamaklarının doğu ve batı kısımları toprak zemine oturtulmuştur. Anadolu’da inşa edilen üç amphitheater’dan, günümüze oldukça sağlam ulaşan örneklerden biri olmasına karşın büyük ölçüde çalılarla kaplı olması nedeniyle ayrıntılı inceleme yapmak olanaksızdır. Dıştan dışa 155 x 180 m ölçülerinde, elips şeklinde olan yapının doğu ve batı yöndeki oturma basamaklarının alt kısımları toprağa, dere yatağından dolayı güney ve kuzey yönlerdekiler ise güçlü ayakların taşıdığı tonozlar üzerine oturtulmuştu. Amphitheater’ın doğu kısmında az kalıntı olmasına karşın 4.50 m genişliğinde tonozun parçası belirlenebilmiştir. Zeminden 2.25 m yüksekliğinde olan tonozun 4.50 m kadar içe doğru devam ettiği tespit edilmiştir. Amphitheater’ın oturma basamaklarının nasıl bir düzenleme gösterdiğini, yeterli kalıntı ele geçmediğinden bilemiyoruz. Bu gün tamamen tahrip olmuş ve çalılarla kaplı olan kavea kısmında oturma basamağına ait üç blok in situ olarak görülebiliyor. Antik dönemin önemli kentlerinden biri olan Kyzikos’da, büyük ölçüde kalıntılarının ayakta olması nedeniyle, erken dönemden itibaren kente gelen seyyahların ilk dikkatini çeken yapılardan biri Amphitheater olmuştur. Kyzikos Amphitheater’ının inşasına da M.S. 124 depreminden sonra başlanmış olmalıdır. Olasılıkla bu depremden önce aynı yerde bulunan ve yıkılan yapının yerine inşa edilmeye başlandı ve M.S. 155 de meydana gelen Bandırma ve çevresini etkileyen depremden sonra onarılmış veya tamamlanmış olmalıdır.


Tiyatro:
Kentin kuzeye doğru yükselen alanından yararlanılarak, sahne binası güneyde yer alacak şekilde, akropolün güneydoğusuna inşa edilmiştir. Günümüze gelen kalıntılardan ancak tiyatronun sınırları belirlenebilmektedir. Buna göre yarım daireyi aşacak şekilde planlanan orkestranın önünde sahne binasının kalıntıları yer almaktadır. Tiyatro kent içinde, konumu en uygun yere inşa edilmiştir. Kyzikos Tiyatrosu doğal araziye oturtulmuş olması ve orkestranın yarım daireyi biraz geçmiş olması ile tamamen Hellenistik özellikler göstermektedir. Burada kullanılan granit taşlar kent içinde bulunan taş ocaklarından temin edilmiştir. Yaklaşık 10000-15000 kişi kapasiteli olduğunu sandığımız, dıştan dışa kaveası 145 m, orkestrası 55 m çapında olan tiyatronun orkestradan kaveanın en yüksek noktasına yüksekliği ise yaklaşık 20 m’dir. Tiyatro tamamen defne ağaçları ve bodur çalılarla kaplı olduğundan ayrıntılı inceleme yapılamamıştır. Bu nedenle de tiyatronun ilk inşa evresine ait yazıt, duvar kalıntısı veya bezeme bulunmadığından, konumu nedeniyle Hellenistik dönemde ilk olarak inşa edildiği söylenebilse de tarihi kesin olarak belirlemek olanaksızdır. Sahne binasının bulunduğu kısımdaki kalıntıların fazlalığı bunun iki veya üç katlı olabileceğini göstermektedir. Tespit edilen bezeme parçaları tiyatronun, en azından sahne binasının özenle yapılmış görkemli bir yapı olduğunu kanıtlamaktadır. Tiyatronun orkestra kısmında, küçük parçalar halinde, Roma dönemine ait mimari bezeme parçaları bulundu.


Sur Duvarları:
Antik dönemde bir kentin ilk bakışta insanları etkileyip etkilemediği, içindeki yapılar kadar, sur duvarlarına da bağlı idi. Kente saldıranların ilk anda moralini bozacak olan ve savunmanın güçlü olduğu izlenimini uyandıracak yine sur duvarlarıydı. Kyzikos kentinin de güçlü sur duvarlarına sahip olduğunu günümüze gelen sur kalıntıları kanıtlamaktadır. Kentin üçte ikisi ova kısmında yer aldığı için kentin savunması amacıyla güçlü sur duvarları inşa edilmiştir. Sur duvarlarının yalnız kara kısmında değil deniz ile bağlantılı güney, güneydoğu ve güneybatı kısımlarda da güçlü şekilde inşa edildikleri, yapı özelliklerinin nedeniyle farklı dönemlerde yapıldıkları ve birçok kez onarıldıklarını, günümüze gelen kalıntılardan anlayabiliyoruz. M.S. 4. yüzyılda ise sağlam sur duvarlarına sahip olduğu kabul edilir. Hasluck, kentin güneydoğu ve güneybatı köşelerinde iki küçük kapının yer aldığını bildirmektedir. Bunlar olasılıkla Güney Agora’nın doğusunda, güney sur duvarının ortalarında yer alan kapılar olmalı. Ayrıca Hasluck, Panormos ile Thrakikos limanları arasında ki Thrakia (Demir) kapısı ile Stochove ve Cyriacus’un önem vermediği Kleite deresindeki güney kapıdan bahseder. Sur duvarlarının büyük ölçüde tahrip edilmiş olmasından dolayı kapıların tümünü kesin olarak belirlemek olanaksızdır diyebiliriz. Ancak günümüze ulaşan kalıntılara göre aşağıda adları geçen kapılar kullanılmış olmalıdır. Bu kapılardan Güney Agora’nın doğusunda yer alan ve Thrakia kapısı kentin ana kara ile bağlantısını sağlıyordu. Akropol kapısı daha çok Kapıdağı’nın içlerine ve Amfiteatr’a, Hytos kapısı ise ticari amaçla kullanılmış ve limana açılmaktaydı. Hadrian Tapınağı’nın doğusundaki kapı ise tarım alanlarına açılıyordu.


Akropol:
Günümüze gelen kalıntılara göre akropol, kentin kuzeyinde, en düşük seviyesi denizden ortalama 50 m. yüksekte olan kısımda yer almış olmalıydı. Kuzey, doğu ve batısı kent surları ile çevrilmiş olan bu kısım kentin en yüksek bölümünü oluşturmaktadır. Akropol olarak tanımladığımız bu bölümün doğusunda küçük parçalar halinde, batısında ise yaklaşık 35 m uzunluğunda, üzerinde kapının yer aldığı bölüm ile bunun kuzeye doğru uzantısında surun yalnız dış kısmı tespit edilmiştir. Bu duvar üzerinde yer alan 1.22 m genişliğinde ve 2.64 m yüksekliğinde, üzeri kemerli kapı (Akropol Kapısı) hemen kuzeybatısında bulunan Amfiteatr’a açılmaktadır.

Limanlar:
Strabon, kentin iki limanının iki yüzden fazla gemiyi barındırdığını bildiriyor. Ancak Kyzikos kentinin antik dönemde iki değil, üç limana sahip ender kentlerden biri olduğunu biliyoruz. Bunlardan özellikle Hytos ve Panormos limanları, rüzgârlara karşı oldukça korunaklı idi.