Gönderen Konu: D Grubu Ressamları  (Okunma sayısı 2921 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı asenadag

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • İleti: 59
  • Teşekkür: 6
  • Cinsiyet: Bayan
D Grubu Ressamları
« : 29 Kasım 2010, 15:36:13 »
"Fikret Adil 1933 yılı Eylülünde Cihangir’deki Yavuz apartmanının beşinci katında ressam Zeki Faik İzer’in evinde beş ressam ve bir heykeltraşın toplanarak bir sanat topluluğu oluşturduklarından ve adını “D” Grubu koyduklarından bahseder. Zeki Faik İzer’den başka Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve heykeltraş Zühtü Müridoğlu’ndan oluşan gruba “D” Grubu isminin verilmesinin nedeni Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Sanayii Nefise Birliği ve Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği’nden sonra kurulan 4.birlik olması nedeniyle alfabenin 4.harfi olan D harfini isim olarak seçmesidir. Onlara göre Türkiye’deki resim ve heykel anlayışı en azından elli yıllık bir gecikme gösteriyordu ve empresyonist eğilimleri reddeden grup kübist ve konstrüktivist akımlardan yola çıkarak sağlam bir desen ve inşa temeline oturtulmuş bir sanatsal anlayışı ilke edinmişti. Böylece yalnız desenlerden oluşan ilk sergisini 3 Ekim 1933’de Beyoğlu’nda Narmanlı hanının altındaki Mimoza şapka mağazasında açtı. Adı geçen beş sanatçıyla açılan bu ilk sergiden sonra 1934 yılında Turgut Zaim ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1935 yılındaki 7. “D” Grubu sergisinde Halil Dikmen, Eşref Üren, Eren Eyüboğlu, Arif Kaptan ve Salih Urallı 1941 yılındaki 9.Sergide ise Hakkı Anlı, Sabri Berkel, Fahrunnisa Zeid ve heykeltraş Nusret Suman gruba katılmış böylece gruptaki sanatçıların sayısı on altıya yükselmiştir.
Paris’te Kübist tavırla hareket eden, resim tekniğini yapısal temellerle sağlamlaştırmış olan Andre Lhote, Fernand Leger, Marchel Gromaire gibi sanatçıların özel atölyelerinde ders almış sanatçıların da içinde bulunduğu “D” Grubu müstakiller hareketine göre daha entellektüel seçkinci bir eğilim içinde olmuş, onlara göre daha sıkı bir dayanışma göstermişlerdir. Bu sebeple müstakillerden daha uzun süre varlığını sürdürmüş, yurt içi ve yurt dışı sergileriyle 1951 deki on altıncı sergiye kadar grup özelliğini korumuştur.
Tekniğinde de paletindeki rengi değişimle Türk sanatında önemli bir yere sahip olan “müstakiller”in etkinliğini sürdürdüğü bir dönemde yenilikçi anlayış D grubu ile varlığını pekiştirmiştir. Fikret Adil’le birlikte grubun sözcülüğünü üstlenen Nurullah Berk’in sonraki dönemlerde bir dergiye isim olarak seçtiği “yaşayan sanat” sloganını benimsemiş olmalarıyla da yeni eğilim ve anlayışa sahip sanat fikrini kendilerine ne denli ilke seçtiklerini anlamak mümkündür.
NURULLAH BERK
1923 yılında Paris’ten yurda dönüşünde Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar birliğinin kuruluşuna katılan Nurullah Berk bu birliğin bir çeşit dayanışma isteğinden öte herhangi bir akım felsefesi ortaya atamamasından dolayı birlikten ayrılmıştı. 1932 yılında tekrar Paris’e öğrenim görmek için gitmiş ve orada Andre Lhote ve Fernand Leger gibi kübist – konstrüktivist tarzda çalışan sanatçıların atölyelerinde çalışmış ve bu sanatçıların anlayışlarında ilk kübist – konstrüktivist resimleri ülkesine taşımıştır.

CEMAL TOLLU
Grubun yaşça en büyüğü olan Cemal Tollu sanatta devrimci kişiliğiyle yaşamında ağırbaşlı, prensiplere bağlı, değerli bir hoca iyi bir sanat yazarı olarak önemli bir sanatçı portresi çizmiştir. O dönemin çalkantılı dönemi içinde İstanbul’da çalışmalarını daha fazla sürdürememiş İstiklal savaşına katılmıştır. 2.dünya savaşına yakın yıllarda Münich’de Hoffman atölyesindeki çalışmalarından sonra Paris’te ilk olarak Nurullah Berk gibi Andre Lhote sonra Fernand Leger’le çalışmıştır. Bir süre Charies Despiau’nın atelyesinde heykel çalışmıştır.
Önceleri Gromaire’nin etkisinde resimler yapan Tollu’nun sanatında sonraları önemli değişmeler olmuş. Eti ve Çivi yazısından etkilenmiştir. Akademi Müdürü Burhan Toprak’ın çağrısıyla Türkiye’ye gelen sanatçı yapılan kazılar sonucunda Ankara’da toplanan arkeolojik eserlerden. Eti heykel ve alçak kabartmaları kunt biçimler ve anıtsal çizgiler olarak eserlerine yansıtmıştır.
ZEKİ FAİK İZER
 Zeki Faik İzer resimlerinde dinamik, sinirli, bir bakıma romantik bir karakteri yansıtır. Sanatçı Fransa’daki öğrenim yıllarında, Lhote atölyesinde çalışmış olmanın verdiği yönelişle kübist denemelere girişmiş olduğu halde, bu anlayışın, geometrize edilmiş tarzın, fazla entellektüel ve ölçülü tekniğine kendini uydurmakta zorlandığı için yapısına daha uygun bulduğu Othan Friezs’in yanında çalışmayı yeğlemiştir.
Herhangi bir ön çalışma olmadan yaptığı resimlerde daha özgür olduğunu hissetmiş, rastlantılara da önemli bir yer vermiştir. Böylece herhangi bir kurala ya da ilkesel bağıntıya zorunlu olmadığını göstermiştir. Rahat fırça vuruşlarıyla oluşturduğu biçimler Taşizm – Lekecilik adıyla modern sanatın en önemli çalışmalarındandır.
ABİDİN DİNO
“D” Grubunun kurucularından olan sanatçı sonradan “Yeniler”e katılmış, ilk resimlerinde daha çok çizgisel desenlerle dikkat çeken sanatçı daha ilerki dönemlerde toplumsal gerçekçi resimler yapmıştır. Pariste Çalışmalarını sürdürmüş olan Abidin Dino’nun ideolojik eğilimli resimleri yanında erotik havaya da büründüğü resimler yapmıştır.
ELİF NACİ
Bir ev içi ressamı olan Elif Naci de “D” Grubu kurucuları arasındadır. Ressamlığının yanında yazarlık, müzecilik ve organizatörlük yapan sanatçı çok yönlü bir kişiliktir. Akademide Çallı’nın öğrencisi olmuş, zamanla eski Türk sanatlarına yönelmiştir. Özellikle soyut müzikal karakterlerinden faydalanarak eski yazıları tablolarına birer plastik eleman olarak yansıttı. Batı hayranlığını bir kenara iterek Türk resminin yaratılmasında önemli payı olmuştur.
BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
“D” grubuna 1934’te katılmıştır. Çok yönlü bir sanatçı portresi çizmiş olan Bedri Rahmi Eyüboğlu sadece ressam olarak değil, dekoratör, yazar ve şair olarak da başarılı bir kişiliktir.
Paris’te Andre Lhote akademisinde çalışmış fakat ilk dönemler daha çok Raoul Dufy’nin etkisinde kaldığı anlaşılan resimler yapmıştır, ileriki dönemlerde de kendine özgü bir üsluba kavuşmuştur.
Folklor sanatının zengin motiflerini keşfeden Bedri Rahmi, Türk halı, kilim, çini, yazma hat sanatını kendine kaynak olarak almış, bunların çizgi, biçim ve renklerini kullanarak batı ve yerel estetiğin bir sentezini oluşturmuştur.
EREN EYÜBOĞLU
Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi olan sanatçı büyük ölçüde Bedri Rahmi’den etkilenmiş. Paris yıllarıyla birlikte başlayan ve küçük bir arayla Bedri Rahmi’nin ölümüne dek süren bu beraberlik resim sanatımız açısından verimli bir birlikteliktir.
SABRİ BERKEL
Türkiye’de soyut resmin oluşumunda çok önemli olan sanatçılarımızdandır. Zamanla geometrik soyuttan kaligrafik ve lekesel soyuta doğru bir eğilim gösteren sanatçı resim çalışmalarını Zagrep Akademesinde yürüttükten sonra İtalya’ya gitmiş Floransa Akademesinde Felice Carena ile çalışmalarını sürdürdü. İtalya’da oradaki klasik kültürün sağlamlığı onu etkilemiş Türkiye’ye döndüğünde sanatının en dikkat çekici yönü olmuştur.
farklı konumlarda kesen eğrilerin ve düz çizgilerin kendi aralarında oluşturdukları bir uyum göze çarpar. Daire, elips, yarım daire, üçgen gibi geometrik unsurlar kullanılarak biçimlendirilmiş yoğurtçu figürü daha çok düz çizgilerin bulunduğu bir fonda yer almıştır.
SALİH URALLI
Picasso’dan etkilendiği anlaşılan oldukça etkileyici resimleri olan sanatçı daha çok figürlü kompozisyonlar yapmıştır. İleriki dönemlerde sergilerde yer almamıştır.
HALİL DİKMEN
Sanatçı İtalyan Rönesansından etkilenmiş, gerçekleştirdiği birkaç soyut çalışmalarının yanında Rönesans ilkelerine bağlı resimler yapmıştır. Kübist deformasyon tarzında soyutlamalar yapmış, Türk soyut resmine önemli katkılarda bulunmuştur.
D Grubu bu sanat anlayışındaki ilericiliği, devrimci görüşleri doğal olarak, klasik, akademik resmi, savunanlar tarafından tepkiyle karşılanıyordu.Hareketsiz donuk bir sanat yerine Batıda yaygın olan, daha dinamik olan çağın sanatını yansıtmak istiyorlardı.Fakat çağın sanatı bazı çevrelerin anlayabileceği bir aşamada değildi.Mesela o dönemin tanınmış gazetecisi olan Selami İzzet Sedes kimi sanatçıların yazı yazmalarına, konferans vermelerine, sırasında bilgiçlik taslamalarına değinerek,”Grup sanatçıları her şeyi biliyorlar ama resim yapmasını bilmiyorlar” gibi aşırı bir sataşmada bulunmuştu.Bunu yanında Refik Cevat Ulunay ı Ercüment Ekrem Talu ise daha olumlu eleştiriler getiriyorlar.Ercüment Ekrem Talu <Beş ressam ve heykeltraştan oluşan bir grup sanatçının yurtlarına modern ve entelektüel bir sanat zevki aşılamak istediklerini yazıyordu.Suut Kemal Yetkin, genç sanatçıların “alışılmamış şeyleri getiren yeni yolları açmanın kendilerine düştüğünü” yazarken, Mazhar Şevket İpşiroğlu gençlerin kendi içlerine kapanık çalıştıklarını, topluma açık olmadıklarını savunuyordu.Grubun güzel sanatlar akademisinde açtığı bir sergiden Şevket Rado övgüyle bahseder."