Gönderen Konu: Roma Dönemi Mimarisi  (Okunma sayısı 36276 defa)

0 Üye ve 36 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı asenadag

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • İleti: 59
  • Teşekkür: 6
  • Cinsiyet: Bayan
Roma Dönemi Mimarisi
« : 06 Aralık 2010, 12:30:10 »
"Roma sanatı büyük ölçüde mimarîde kendini gösterir. Çoğun­luğu Romalı olan mimarlar, kemerli, tonozlu ve kubbeli yapım tekniğini geliştirmişlerdir. Mekâna önem kazandırıp, amtsal yapı düzenini bunun üzerine kuran bir üslûp oluşturmuşlardır.Akdeniz ve çevresini içine alan Roma İmparatorluğu, üç kıtanın çeşitli mimarî biçimlerini benimsemekle beraber, yapısına Roma damgasını vurmayı başarmıştır.Romalıların hafif ahşap çatı örtüsü yerine, büyük açıklıkların üzerini örten kagir tonoz ve kubbeyi tercih etmeleri, ağır taşıyıcı duvarların önemini artırmıştır. Bu nedenle sütunlar daha çok dekoratif amaçlarla kullanılmıştır.Onların taş ya da tuğlaları bağlamada harç kullanmış olmaları, büyük yapı­ların gelişmesini sağlamıştır. Taş, tuğla kırıkları ve kireçle karışık sıvı harç­tan meydana getirdikleri bu betona horasan denilir.

TAPINAKLAR:
Etrüsk tapınaklarının etkisi altında yapılan Roma tapınakla­rının bazıları da Yunan tapınaklarına benzemektedir. Bunların yanı sıra, bir cephesi revaklı ve büyük bir merdivenle çıkılan yüksek bir kaide (podium) üzerine oturtulmuş olanlar da vardır. Roma tapınağını Yunan tapınağından farklı kılan husus da, Romalıların merdiven ve sütunları binanın ön cephe­sine yapmış olmalarıdır. Ayrıca, Yunan tapınakları bağımsız olarak yapılır­ken, Roma tapınakları, çoğunlukla kutsal mekânların bir ünitesi şeklinde inşa edilmişlerdir.Sütun başlıkları ve taşıdıkları saçaklar Korint düzenindedirRoma'nın imparatorluk düzeyine eriştikten sonraki zamanlarında değişik tiplerde tapınaklar yapılmıştır. Özel­likle daire plânlı ve kubbeyle örtülü yapılanlar karakteristik niteliktedirler. Roma'daki Pantheon, 43 m. çapındaki kubbesiyle, Antik dönemin kubbeli ve merkezî plânlı yapılarının en büyük ör­neğidir.Romalıların egemen olduğu dönem­de Anadolu'da yapılan tapınaklar, yine Yunan tarzında inşa edilmiş, Roma tar­zı benimsenmemiştir. Bunların içinde en iyi korunmuş olanı Çavdarhisar (Kütahya) Zeus Tapmağı 'dır. Bu yapı M.S. II. yy.'da Hadrianus tarafından yapılmıştır. Ayrıca Ankara'daki Augustııs (Ogüst) ve Ro­ma Tapınağı da Roma döneminden kal­mıştır.

Hadrian Tapınağı: İmparator Hadrianus adına, anıt tapınak olarak inşa ettirilmiştir. Korinth düzenlidir ve frizlerinde Efes'in kuruluş efsanesi işlenmiştir.

Domitian Tapınağı: Şehirdeki en büyük yapılardan biri olduğu düşünülen İmparator Domitianus adına yapılmış olan tapınak Traianus Çeşmesi'nin karşısında yer almaktadır. Günümüze yalnızca temelleri ulaşmış olan tapınağın yanlarında sütunların bulundu­ğu belirlenmiştir. Domitianus'un heykelinden kalanlar ise baş ve bir kol kısımlarıdır.

Serapis Tapınağı:Efes'in en ilginç yapılarından biri olan Serapis Tapınağı, Celsus Kütüphanesi'nin hemen arkasındadır. Hıristiyanlık döneminde kiliseye dönüştürülen tapınağın Mısırlılarca yapıldı­ğı düşünülmektedir. Türkiye'deki Serapis Tapınağı olarak Hrsitiyanlık'taki Yedi Kilise arasında olması sebebi ile Bergama'daki diğer tapınak daha çok tanınmakadır.

Artemis Tapınağı: (Yunanca: Artemision; Latince: Artemisium) aynı zamanda Diana Tapınağı olarak da bilinir. Tanrıça Artemis'e ithaf edilmiş tapınak Efes'te milattan önce 550 yıllarında tamamlanmıştır. Tapınak tamamen mermerden inşa edilmiştir. Dünyanın yedi harikasından biri sayılan tapınaktan[1] geriye bugün sadece bir iki mermer parçası kalmıştır. Türkiye'deki antik kent Selçuk İzmir'de bulunmaktadır.

Tapınak Lydia Kralı Kroisos tarafından başlatılmış 120 senelik bir projenin eseridir.[2] Dünya'nın yedi harikasını derleyen Sidon'lu Antipader tapınağı şöyle tarif etmiştir.

Mağrur Babil'in üstünde savaş arabaları için yol olan duvarını ve Alpheus'daki Zeus heykelini ve asma bahçeleri gördüm ve Güneşin kolosusunu ve yüksek piramitlerin devasa işçiliğini ve Mausolos'un engin mezarını; ama Artemis'in bulutlar üzerine kurulmuş evini gördüğümde diğer tüm harikalar parlaklıklarını kaybetti ve dedim ki "İşte! Olimpus'un dışında, Güneş hiç bu kadar büyük bir şeye bakmadı. (Antipater, Yunan Antolojisi [IX.58])
Bizanslı Philon ise tapınak için şunları yazmıştır:

Kadim Babillilerin kudretli işçiliğini ve Mausoleus'in mezarını gördüm. Ama bulutlara doğru yükselen Efes'teki tapınağı gördüğümde, diğerlerinin tümü gölgede kalmıştı.

TİYATRO:
   Dinsel törenler, tragedya ve komedya türü oyunların sergilendiği tiyatroların ortaya çıkışları dinsel nedenlere dayanmaktadır. Orkestrada yer alan sunak (thymele) ve tiyatroların Dionysos tapınakları çevresinde oluşları ile tiyatro içindeki bezemelerde Dionysos tasvirlerinin varlığı bunu desteklemektedir.
   Tiyatrolar ilk olarak M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda ortaya çıkmaktadır. Tiyatrolarda gösteriler M.Ö. 4. yüzyıla kadar açık havada, daire biçimli zemini sıkıştırılmış topraktan olan orkestrada yapılmaktaydı. Seyirciler ise orkestrayı çevreleyecek biçimde bir yamaca dizilmekteydiler ya da yamaca kurulmuş ahşap sıralarda oturmaktaydılar. Yine bu dönemde sahne de ahşaptan yapılıyor olmalıydı. M.Ö. 4. yüzyıldan itibaren taştan yapılmış tiyatrolar görülmeye başlanır. Bunlara örnek olarak; Yunanistan’da Atina Dionysos Tiyatrosu, Epidauros Tiyatrosu (mimar Polykleitos, M.Ö. 4. yüzyıl), Delos Tiyatrosu (M.Ö. 3. yüzyıl), Anadolu’da Priene (M.Ö. 3. yüzyıl), Milet, Bergama, Efes, Magnesia, Iassos, Metropolis tiyatroları verilebilir.
    Romalılar ise geç dönemlere kadar tam anlamıyla taş tiyatrolara sahip olmadılar. Oyunlar sergileneceği zaman ahşap oturma sıraları ve sahne binası inşa ediliyor ve sonradan sökülüyordu. Geç Cumhuriyet Dönemi sonlarına kadar inşa edilen ahşap tiyatrolar çok gösterişli olabilmekteydiler. Roma’da ilk kalıcı tiyatronun yapımına M.Ö. 2. yüzyılın ortalarında girişilmiş, inşaata başlandıktan bir süre sonra Senato tarafından yapının yıkılmasına karar verilmiştir. Roma’daki ilk kalıcı tiyatro ise M.Ö. 58’de M. Aemilius Scaurus’un bayındırlık memurluğu sırasında inşa ettirdiğidir, ahşap tiyatrodur. Yaşlı Plinius’a göre sahne binası (scaenae frons) üç katlı idi ve alt kat mermer (muhtemelen kaplama), orta kat cam (muhtemelen mozaik), üst kat ise yaldızlı ahşaptan inşa edilmişti. Ayrıca aralarında 3000 tunç heykelin bulunduğu 360 sütundan ve 80 bin izleyici kapasitesinden bahsetmektedir. M.Ö. 55’te ise Pompeius tarafından Mitylene tiyatrosu örnek alınarak Roma’nın ilk taş tiyatrosu Campus Martius’da inşa edildi. Pompeius döneminden sonra diğer bir taş tiyatro, Caesar döneminde (M.Ö. 46-44) başlanıp, Augustus döneminde tamamlanan Marcellus Tiyatrosu’dur. Alt katı Dor orta katı İon ve üst katı Korinth düzeninde sütunlar ile bezenmiştir.
     Roma dışındaki şehirlerde taştan inşa edilmiş daimi tiyatrolar daha önce ortaya çıkmaya başlamıştır. M.Ö. 2. yüzyılın ortasına ait olan Gabii’deki gibi bazıları tapınak kompleksinin bir parçasıydılar ve ana işlevleri, tapınmayla ilgili müzikli ve danslı törenlerin sunum yeriydi. Bir diğeri ise Sulla döneminde (M.Ö. 82-79) inşa edilmiş Pompeii’deki Küçük Tiyatro’dur. Bu tiyatro herhangi dini bir işlev üstlenmeyen bir kamu yapısıydı. Dikdörtgen planlı bir yapıdır ve üzeri muhtemelen çatı ile kapatılmıştı. Plan olarak Milet ve Atina Bouleterion’unu hatırlatan bu yapının orchestrası ve scanae ile auditoriumun bir bütün oluşuyla Roma karakteri göstermektedir.

Roma tiyatrosunun bölümleri:
a. Cunei (Gradus): İki merdiven arasında kalan oturma sırası bloğu.

b. Moneian: Oturma sıralarını birbirinden ayıran yatay, geniş yol.

c. Orkestra: Seçkin kişiler için koltukların bulunduğu alan.

d. Pulpitum: Ön sahne. Oyunun oynandığı bölüm.

e. Skene Frons: Sahne binasının ön yüzü – ön duvarları.

f. Parados: Seyirci girişleri.

g. Paraskene: Yan odalar.

h. Postskene: Sahne arkasında kulis, aktör locaları ve dekor odalarının bulunduğu bölüm.

i. Auditorium: Seyircilerin oturma sıralarının bulunduğu kısım.

j. Skene: Sahne binası.

k. cavea : seyircilerin oturduğu bölümün tamamına verilen ad.

l. porto regia :ön sahneden arka sahneye açılan ana kapı.

m. porto hospıtalıa : ön sahneden arka sahneye açılan yan/yardımcı kapılar.

n. diazoma : cavea'yı yatay olarak ortadan bölen ana yürüyüş yolu.

o. summa cavea : diazomanın böldüğü cavea'nın yukarı kısmı.

ö. furnicatum : diazoma da bulunan beşik-tonoz yapıda inşa edilmiş galeri

Miletos Tiyatrosu:
M.Ö. 3. yüzyılın ikinci yarısının başlarında inşa edilmiştir. Bir yamaç üzerine oturmuştur. 3. yüzyılın başından itibaren eklemeler ve onarımlar yapılmıştır. Auditorium ve orkestra yarım daire biçimlidir. İmparatorluk döneminde skeneye bir kat daha eklenerek üç katlı hale getirilmiştir. Sahne sütunlar ve kabartmalarla süslenmiştir. Yine bu dönemde anıtsal giriş ve merdivenler ile auditorium üzerine sütunlu galeri eklenmiştir. Oturma sıralarının orkestradan daha yüksek bir seviyede başlaması burada venationes denilen gladyatör-vahşi hayvan dövüşleri düzenlenmiş olduğunu gösterir (aynı özellik Ksanthos Tiyatrosu’nda da görülmektedir). Ayrıca venationes sahnelerinin canlandırılmış olduğu friz parçaları ele geçmiştir. Bununla birlikte üzerinde bir üç ayaklı kazanın iki yanında duran iki antitetik grifonun betimlendiği bir Dionysos sunağı bulunmuştur. Yaklaşık 15.000 kişi kapasitelidir.

Ephesos Tiyatrosu:
İlk olarak M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında inşa edilmiştir. Cladius döneminde (41-54) eklemeler yapılmaya başlanmıştır. Sahne binasının ilk iki katı Nero döneminde (54-68), üçüncü kat ise Septimius Severus döneminde (193-211) inşa edilmiştir. Analemma duvarları 92-112 yılları arasında, velarium (tente) ve scaenae frons süslemeleri 140-144 yılları arasında, velarium yenilemesi ise 200-210 arasında yapılmıştır. Sahnenin ön yüzü nişler, sütunlar, kabartma ve heykellerle bezenmiştir. Auditorium üzerinde sütunlu bir galeri yer almaktadır. Orkestrası yarım daire biçimlidir. Paradoslar ise Grek özelliği gösterir. Auditoriumu iki diazoma ile üç bölüme ayrılmıştır ve en alt oturma sırasında orkestrayı çevreleyen korkuluklar yer almaktadır. Yamaca yaslanmış olması, auditoriumunun at nalı biçimli olması, ve paradosların çapraz olması Hellenistik özellikleridir, orkestra yarım daire biçimiyle ve sahnenin düzenlenişi Roma planındadır. Auditoriumun genişliği 145 metre, yüksekliği 30 metredir. Yaklaşık 24-25 bin kişi kapasitelidir. Sahne 25x40 metre ölçülerindedir.

Aphrodisias Tiyatrosu:
Auditoriumunun at nalı biçimli oluşu daha önce bir Hellenistik tiyatro olduğunun işaretidir. Caveanın alt kısmında 26, üst kısmında 16 oturma sırası bulunur. Proskenionu, imparatorluk döneminde yenilenmiştir. Skene ön cephesinde Dor düzeninde yarım sütunlar yer almaktadır. Skenenin arkasındaki koridorun iki ucundaki odaların kapıları üzerinde “Homerites”, “Olimpionikos”, “Asttonikos” gibi oyuncu isimleri bulunmaktadır. Paradoslar herhangi bir değişikliğe uğramamıştır. Güney paradosta yer alan yazıtta logeion ve proskenenin 10 kez üst üste stephanephores olmuş G. Iulios Zolios tarafından yaptırılıp tanrıça Aphrodite ve Demos’a ithaf edilmiş olduğunu bildirir. Bu yazıtta bahsedilen kişi M.Ö. 39 – 27 arasında yaşamış olmalıdır. Başka bir yazıtta ise cunei’de yapılan çalışmaların Aristocles Mosollos tarafından Artemis ve Sebastoi’ye ithaf edildiği görülmüştür. Bu yazıt da 1. yüzyıl tarihi vermektedir. Antonius Pius (138-161) dönemi’nde yaşamış T. Cladius Zoilos tarafından ve M. Aurelius (161-180) zamanında yaşamış M. Aurelius Menestheus Scopas orkestrada çalışmalar yaptırmışlardır. Yaklaşık 10.000 kişi kapasitelidir.

Aspendos Tiyatrosu:
Sahne binası ile auditoriumun uyumlu bileşimi burada görülmektedir. Tiyatro dış dünyadan ayrılmış, kendi içinde mimari çerçeveli kapalı bir mekandır. Küçük bir bölümü yamaca dayanmış olan Aspendos Tiyatrosu’nun üst kesimi tonozlu üzerine inşa edilmiştir ve auditoriumu at nalı biçimlidir. Böyle bir biçim Hellenistik geleneğe bağlılık ya da mimari zorunluluk olarak ortaya çıkmış olabilir. Paradoslar paraleldir ve tonozludur, bunların üzerinde localar yer alır. Auditorium bir diazoma ile iki kısma ayrılmış ve üstteki bölümün en üst sırası 50 sütunlu bir revak ile örtülmüştür. Sahne binası, scaenae frons ve proskeneden oluşmaktadır ve iki katlıdır. Scaenae fronsun proskeneye açılan 5 kapısı vardır. Bunlardan ortada yer alan büyük kapı “porta regia”, küçük olanlar ise “porta hospitales” olarak adlandırılıyordu. Skene frons günümüze ulaşmayan zengin bir sütun mimarisi ile bezenmişti, sütunlar dönüşümlü olarak yuvarlak ve üçgen alınlıklar taşıyorlardı. Sahne dış duvarı iç düzenleme ile uyumludur. Dış duvarın en üst sırasındaki 17 pencere, auditoriumdaki kemerli bölüme karşılık gelmektedir. Dış yüzdeki basit bir silme ile yapının iki katlılığı vurgulanmıştır. Ele geçen bir yazıttan öğrenildiğine göre M. Aurelius (161-180) döneminde mimar Theodoros’un oğlu Zenon tarafından tasarlanmıştır. Sahne binasının her iki yanındaki giriş bölümleri üzerine işlenmiş olan Grekçe ve Latince yazıtlar Curtius Crispinus ile Curtius Auspicatus’un tiyatroyu “ülkenin tanrılarına ve imparatorluk evine” sunduklarını belirtmektedir.

Perge Tiyatrosu:
Perge tiyatrosunda Roma ve Grek mimari özellikleri bir arada görülmektedir. Tonozlarla taşınan diazoma, auditoriumun üst kesimini çeviren sütunlu galeri ve yüksek sahne binası Roma mimari özellikleri gösterir. Buna karşın bir yamaç üzerine inşa edilmiş olması, üstü açık paradoslar ve at nalı biçimli auditorium ve orkestra ise Grek özelliğidir. Yaklaşık 15.000 kişi kapasiteli olan tiyatroya diazomanın iki yanında bulunan kapılar ve paradoslardan geçilerek girilebilmekteydi. 2. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş olan sahne iki katlıydı ve oldukça zengin biçimde bezeliydi. Gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri yapılıyor olması nedeniyle auditoriumun en alt sırasına orkestrayı çevreleyen korkuluklar eklenmiştir. Bir arşitrav yazıtında Marcus Plancius Rutlius Varus isimli Pergeli bir senatörün tiyatro inşaatında finansör olduğu bilgileri vardır. Başka bir yazıtta Tacitus döneminde (272-276) orkestra ve sahnedeki değişikliklere işaret eder. Sahne binasının Dionysos ile ilgili frizi Antoninler (117-193), Kentauromakhia ve Gigantomakhia frizleri Gallienus (260-268) dönemi özellikleri göstermektedirler. Yapının son şeklini alması Nero döneminden (54-68) Tacitus dönemine kadar devam eden süreç içinde gerçekleşmiştir.

Side Tiyatrosu:
2. yüzyıla tarihlenen tiyatro tonozlu temeller üzerine oturtulmuştur. Bu biçimdeki inşa sistemiyle Doğu Akdeniz’deki tek örnektir. Skene arkasındaki yer alan agora ile birlikte auditoriumun yerleştirildiği tonuzlu ve iki katlı konstrüksiyonun Side’nin kuzey-güney yönlü caddesine dayanması, halkın rahatlıkla ve kısa zamanda yapıya girip çıkmasını sağlamıştı. Ancak auditoriumun yarım daireyi aşan şekli Hellenistik geleneğe uygundur. Sahne binası üç katlı ve auditorium ile aynı yükseklikte olmalıydı. Sahne binasının ön yüzü sütunlar, heykeller ve nişler ile zengin bir biçimde süslenmiştir. Proskenionun arkasında, skenenin alt bölümü mitolojik olayları tasvir eden kabartmalarla bezelidir. Paradoslar tonozlarla kapatılmıştır ve auditoriuma çapraz şekildedir. Auditoriumun her iki ucundaki iki küçük şapel ile auditorium sıralarında rahiplerin oturacağı yerler yazıtlarla gösterilmiştir ki bu da tiyatronun 5.-6. yüzyıllarda kilise olarak kullanıldığı göstermektedir.

ANFİTİYATRO(Anfiteatr):
Gladyatör oyunları, yarışlar, hayvan ve insan mücadeleleri için kullanılan bir alanın etrafım çevreleyen basamaklı oturma bölümlerinden meydana gelmiş, büyük boyutlu tiyatrolardır. En büyüğü Ro­ma'daki Colesseum (Kolezyum)'dur.

HAMAM:
Roma hamamları, halkın ortak olarak kullandığı gimnazyum, kütüphane gibi yapıların da birleştirilmesiyle anıtsal bir bütünlük içinde inşa edilmişlerdir.Roma hamamlarının fonksi­yonel açıdan özel hacimleri vardır: Soyunma yerleri, so­yunduktan   sonra girilen ılık hacim sıcak hamam kısmı ve yıkandıktan sonra soğuk suyla yıkanılan yer.Sıcak kısımda bazen havuz bulunurdu. Hamamların kadınlar ve erkekler için ayrı bölümler şeklinde yapıldığı da görülmektedir.Roma hamamlarının döşeme altındaki boşluklardan ve duvar içlerindeki borularda dolaşan sıcak hava ile ısıtma tekniği, sonradan Bizans ve Türkler tarafından da kullanılmıştır.Roma şehrindeki Carakalla ve Diyokletianus hamamları, bu güne erişebilen en büyük Roma hamamlarıdır.Anadolu'da Milet'teki Fanstina Hamamı M.S. II. yy.'da yapılmıştır. An­kara Çankırıkapı’ da ve Efes'te de Roma hamam kalıntıları bulunmaktadır.

Roma Hamamının Yapı Bölümleri

Alt Yapı Bölümleri
Hypokaust(Külhan): Isınmış gazın döşeme altında oluşturulmuş bir
alt yapıda dolaşımını sağlayarak, hamam içinde ısıtmayı sağlayan
sistemdir. Külhan bir ocak olarak yapılmakta ve hamamın büyüklüğüne
göre sayısı ve boyutları değişmekteydi.
Praefurnium: Külhanda ısınan baca gazının hamam altındaki
bölümlere ulaşmasını sağlayan, genelde kemer mimarisi ile yapılmasına
karşın farklı uygulamaları da görülen kanal sistemine ise 'praefurnium‘
denir. Boyutlu kazanlara ise 'ahena' adı verilir.

Üst Yapı Bölümleri
1- Apodyterium(Soyunma yeri) : Girişe yakın olan insanların soyunup-giyinmeleri için kullanılan nişler bulunan alanlardı.
2- Tepidairum (İlk girilen Ilık Alan): Hamamın ılık salonudur, soğuk ve sıcak alanın ortasında olması önerilirdi. Çoğunlukla zeminden ısıtılmaktaydı.
3- Caldarium (Sıcak Alan):  Hamamın en önemli mekanıdır. Bazı hamamlarda , soğuk havalarda kullanılmak üzere asıl Caldarium yanında küçükleri de bulunurdu.
4- Firigidarium (Soğuk Alan): Mekanın ortasında veya duvar kenarlarında havuzlar bulunabilen soğuk alandır.
5- Palestra : Çeşitli spor ve eğlenme amaçlı kullanılan alandır.
6- Sudatorium(Terleme Salonu): Terleme salonu olduğundan dolayı sıcaklığı yüksek tutabilmek için, ocağa yakın inşaa edilir ve iç ortam nemi düşük tutulmaktaydı.

GİMNAZYUM:
Bu yapı tipi, Anadolu'da Yunan geleneğinin etkisiyle orta­ya çıkmıştır. Örneğin Bergama'daki Üst Gimnazyum adı verilen yapı; hama­mı, stadyumu ve diğer öğelerle birlikte Hellenistik ve Roma döneminde oluş­muş özgün bir yapı örneğidir. Yine Efes'teki Vedius Gimnazyumu (M.Ö. II. yy.) bu yapıların en güzelleri arasındadır.

BAZİKLİKA:
Uzunlamasına gelişmiş, dik dörtgen hacim düzenine sahip, sü­tun dizilerince taşınan bir yapı türüdür. İlk bazilikalar Romalılar tarafından yapılmıştır. Din dışı bazı kamu işleri için kullanılırlardı. Daha sonradan Ki­lise görevi gören Hristiyan bazilikaları bunları örnek alarak yapılmıştır.

FORUM:
Roma kentlerinin merkezinde yer alan ve çevresi bazilika gibi önemli kamu binalarıyla kuşatılan büyük sivil yapı topluluklarıdır. ForumlarYunan çağındaki ago­raların işlevini yerine getirmişlerdir. Roma çağında yapılan Anado­lu forumları, Yunanlılar zamanındaki agora ka­rakterini devam ettir­miştir. Anadolu'daki bü­tün antik kentlerde, düzgün plânlı arkadlar­la çevrili alanlar olarak çok sayıda örnekleri vardır (Örn. Efes gibi.)

STADYUM:
Atletik oyunların ve yarışmaların yapıldığı uzun anfıtiyatro biçimindeki yapılardır.Batı Anadolu'da Afrodias ve Antalya çevresinde bulunan Perge (M.Ö. II. yy.) en iyi korunabilen örnekler arasındadır.Yukarıdaki yapı tipleri dışında mausoleum (mozole) denen mezar yapıla­rı, nimfeum adı verilen anıtsal çeşmeler, castrum denen askerî kamp merkez­leri, kütüphaneler, zafer takları ve şehir kapıları sayılabilir.İtalya'daki kadar olmamakla beraber, Anadolu'da da benzer şehir kapıla­rı gelişmiştir. Antalya'daki Hadriyanus (117-138) döneminde yapılan şehir kapısı iyi korunabilen örneklerdendir.

KONUT(EV):
Romalılarda saray, villa, yüksek katlı ya da tek kat ev tipleri geniş kentlerin ana dokusunu meydana getirirler. Vezüv yanardağının kül ve lavları altında kalan Pompei ile Herkulanum şehrindeki evler. Roma evleri hakkında bilgi edinilmesini sağlamıştır.Anadolu'daki Roma evleri Yunan-Hellenistik çağın etkisindedir. Evler sütunlu bir iç avlu çevresinde olacak biçimde yapılmışlardır. İtalyan evlerinde de buna benzer şekilde; atrium denilen, çoğu kez sütunlu, küçük bir avlu bulunurdu. Sonraları bu atrium ev tipinin gerisine sütunlu avlular, daireler ve bir de bahçe katılmıştır.M.S. 1. yy.'dan başlayarak apartman tipi evler yapılmaya başlanmıştır.

SARAYLAR:
Roma İmparatorluğu'nun sarayları Palatin tepesindeydiler. Bu saraylar tören daireleri, oturma daireleri ve bahçe olmak üzere üç temel unsurdan meydana gelmektedirler. Bir de Adriyatik kıyısında bulunan Spalato'da yapılmış bir saray bulunmaktadır. M.S. III. yy.'da inşa edilen bu saray, ıssız bir yerde ve etrafı surlarla çevrilidir. Spalato Sarayı, Roma ordugâhlarında kullanılan plânın saray mimarlığına dönüşümüne örnektir.

-Roma kentleri kuzey-güney ve doğu-batı önünde uzayan iki ana cadde üzerinde plânlanmıştır. Bu caddeler forum dediğimiz pazar yerlerinde birbir­lerini dik açıyla keserlerdi. Fakat bu plâmn Roma ve Atina gibi büyük kent­lerde uygulanması doğal olarak mümkün olmamıştır. Ancak yeni kurulan kentlerde ve kışlalarda çoğunlukla bu şema uygulanmıştır.Anadolu'daki Roma şehirlerinin caddeleri boyunca direkler bulunurdu. Direkli caddelerin orta kısmında kaldırım, onun sağında ve solunda portikler, onların da gerisinde dükkânlar olurdu. Tapınak, sunak ve heykellerle süslü agoralar, İtalya'daki forumların yerini alırdı. Buna Milet Agorası örnek ve­rilebilir. Perge'de görüldüğü gibi, kentin girişlerinde anıtsal kapılar bulunurdu. Bu kapıların önlerindeki meydandan iki tarafı revaklı yollarla limana, akropole ya da şehrin önemli noktalarına gidilebilirdi. Milet ve Perge dışında Side ve Efes gibi kentler, yukarıda bahsedilen yapı türlerinin hemen hepsini içine alan yerleşme merkezleridir. 

-Çok katlı kemerler hâlinde yapılan su köprüleri, Roma kentlerinin ihtiya­cı olan suyu taşırlardı. Roma çevresinde bulunan köprü ve su köprülerinin kalıntıları hâlâ dikkati çekecek kadar devasa yapılardır. Antalya yöresindeki Aspendos (Belkıs) kentine su getiren köp­rünün iki ucu kule biçiminde yükselmek­tedir. Bu yapı, Romalıların suyun daha kolay akmasını sağlayan su terazisi yön­temini bilmiş olduklarım da ispatlamak­tadır. İstanbul'da İmparator Valens zama­nında yapılan Bozdoğan Kemeri de bu tip yapıların örnekleri arasındadır."





Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Roma Sanatı ve Mimarlığı
« Yanıtla #1 : 16 Ocak 2012, 00:36:26 »
Roma Sanatı ve Mimarlığı
Mortimer Wheeler

"Sir Mortimer Wheeler, Roma Sanatı'nı incelediği bu kapsamlı eserinde; dönemin mimarlığını, şehir planlamasını, heykel, resim, gümüş işleme, cam, çanak-çömlek ve diğer sanatsal başarılarını tasvir etmektedir. Mümkün olduğunca geniş bir perspektiften bakan bir inceleme... Roma'nın bir dizi olağanüstü sanatsal başarılarını, isabetle seçilmiş resimlerle canlandırabilmemizi sağlamakta... okumayı haketmekte ve kuşkusuz geniş halk kitleleri tarafından okunmaya ve takdir edilmeye devam edilecek.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Yepherts

  • Üye
  • *
  • İleti: 1
  • Teşekkür: 0
Ynt: Roma Dönemi Mimarisi
« Yanıtla #2 : 14 Ocak 2015, 12:48:16 »
I'd like Where can I find it?

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Roma Dönemi Mimarisi
« Yanıtla #3 : 15 Ocak 2015, 14:12:28 »
Click on the picture
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı endarn

  • Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Teşekkür: 0
Ynt: Roma Dönemi Mimarisi
« Yanıtla #4 : 23 Ocak 2015, 08:17:39 »
I began to doubt the story of your first publication.



ทางเข้า sbobet คาสิโนออนไลน์