Gönderen Konu: Hitit tarihi  (Okunma sayısı 8119 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Hatti Ülkesinin Bin Tanrısı
« Yanıtla #10 : 22 Aralık 2010, 22:06:26 »


Hititler pek çok dini birbirleriyle kaynaştırarak inanç dünyasını bir çeşit federatif anlayışla bütülüğe ulaştırmıştı. Hitit tabletlerinde sık sık "Hatti ülkesinin bin tanrısından" sözedilir. Metinlerdeki uzun tanrı listeleri göz önüne alındığında bu ifadenin pek abartılı olmadığı söylenebilir. Hitit egemenliğindeki her beylikte tanrıların değişik tanımlamaları ve çeşitlemeleri bulunuyordu. Hatti, Luvi, Pala, Hurri ve Mezopotamya’nın tanrıları başka başka adlar taşımalarına karşın, birbirlerine koşut tiplerden oluşuyorlardı. Nitekim, Hitit metinlerinde "bütün gök tanrıları", "bütün İştarlar" gibi ifadeler yer almaktadır. Yine Hitit metinlerinden, Hititlerin yerel tanrılara saygı duyduklarını ve bu hoşgörüyü krallık çıkarları doğrultusunda geliştirmiş olduklarını öğreniyoruz. III. Hattuşili (1275 – 1250) döneminde Hitit dininde Hurri etkisi iyice arttı. III. Hattuşili’nin oğlu IV. Tuthaliya döneminde kurulmuş olan Yazılıkaya Açıkhava Tapınağındaki Tanrılar tümüyle Hurri adları taşımaktadırlar.

Hititlerde baş tanrı Fırtına (Gök) Tanrısı idi. Fırtına Tanrısı, baş tanrıça ile birlikte federal Hitit Devletinin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları, hem de Anadolu'ya göçen Hint- Avrupalı Hititler tapıyorlardı. Hitit metinlerindeki "siu" sözcüğü Yunancadaki "zeus" ve Latincedeki "deus"un karşılığıdır. Ancak siu belirli bir tanrının adı olmayıp, Latincedeki gibi yalnızca tanrı anlamında kullanılıyordu. Fırtına Tanrısına Hattiler "Taru", Hurriler "Teşup" diyordu. Hitit hiyerogliflerindeki işaretler ise Prof. Dr. Sedat Alp'e göre "Tarhu", "Tarhuna" ya da "Tarhunt" diye okunuyordu.

Fırtına Tanrısı metinlerdeki tasvirlerde ve sanat eserlerinde dağlar üzerinde durmaktadır. Hititler dağları kutsal sayıyorlar ve onlara tapıyorlardı. Hatti kökenli Tuthaliya, Arnuvanda ve Ammuna kutsal dağların adlarıydı ve krallara ad olmuşlardı. Fırtına Tanrısının en önemli simgesi ise boğadır. Boğa, Orta Tunç Çağı'nda Anadolu'da gök tanrısının kendisiydi. Hatti dini ise, Eski Tunç çağının zoomorph denilen hayvan biçimli tanrı inanışı yerine, insan kılıklı inanca sahipti. Hititler Hattilerin etkisiyle anthropomorph, insan kılıklı tanrı inancına geçtiklerinde, hangi tanrıyı kastettiklerini anlatmak için her insan kılıklı tanrıyı, onun hayvan biçimli karşılığıyla tasvir ediyorlardı. Anadoluda Hititlere ait boğayla Fırtına Tanrısını ilişkilendiren çeşitli tasvirlere raslanmıştır.

Dişi tanrıya tapma geleneği Anadolu’da Yeni Taş Çağı boyunca egemendi. Hatta o dönemde kadın tanrı baş tanrıydı. Hattilerin "Vuruşemu", Hurrilerin "Hepat", Hititlerin "Arinna’nın güneş tanrıçası", Geç Hititlerin "Kupaba" ve Yunanların "Kybele" olarak adlandırdıkları tanrıçalar aynı geleneğin ürünleridir. Arinna'nın güneş tanrıçası ile Fırtına Tanrısı birbirlerinin eşi idiler ve tüm tasvirlerde koca sağda, karısı solda yeralmaktadır. Bir metinden öğrendiğimize göre Hititlerde de, modern protokolde olduğu gibi, sağ yön daha önemli idi. Zaten bu gelenek Roma'ya da Anadolu'dan gelmiştir [E. Akurgal].
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Hitit Mitolojisi
« Yanıtla #11 : 22 Aralık 2010, 22:08:07 »
Hitit dini gibi mitolojisi de büyük ölçüde Hatti ve Hurri etkisinde kalmış, ayrıca Mezopotamya kaynaklarından esinlenmiştir. Gök Tanrısı Telipinu'nun İlluyanka Ejderi ile savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Buna karşılık Gök Krallığı ve Ulikummi destanları Hurrilerden gelmiştir.

Tanrı ile ejder İlluyanka'nın dövüşmesi, ilkbaharın başlangıcında kutlanan bir festivalde canlandırılırdı. Festival, kış aylarının durgunluğundan sonra dünyanın yeniden canlanışını kutlamaktadır. Dövüş ritüelinde ise, hayatın ölüm, iyiliğin de kötülük üzerindeki zaferi simgelenmiştir. İlluyanka mitosu bir anlatımda şöyledir: Ejder İlluyanka yaptığı savaşta Gök Tanrısını yener ve onun yüreği ile gözlerini alır. Gök Tanrısı ejderden öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızıyla evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğlu büyüyünce ejderin kızıyla evlenir ve babasının yüreği ve gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderle savaşmaya gider; ancak orada oğlu da vardır. Oğlu babasına "beni de öldür" diye bağırır. Bunun üzerine Gök Tanrısı ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu da öldürür.

Malatya, Aslantepe'de kent duvarı kabartmasından çizim. Fırtına Tanrısı ejder İlluyanka'yı öldürüyor, arkasındaki oğludur. Geç - Hitit devrinde Geleneksel Stil. (M.Ö. 1050 - 850)

İlluyanka Efsanesi Hititlerden Yunan mitolojisine geçmiştir. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka Efsanesinin ana ögeleri bulunmaktadır. Yunan anlatısında; Typhon, Tanrı Zeus'un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas liflerini alır. Ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken, Tanrı Hermes kas liflerini geri alır. Efsanenin Anadolu'dan geldiğini yer adları açığa vurmaktadır. Typhon'un oturduğu yer Mersin yakınlarındaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Casius dağı ise Antakya yakınlarındadır.

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Ölü Gömme Gelenekleri
« Yanıtla #12 : 22 Aralık 2010, 22:08:44 »
Hitit devrinde Anadolu halkı genelde ölülerini gömmekteydi. I. Hattuşili vasiyetinde şöyle yazmaktadır: "Cesedimi yıka, gerektiği gibi. Beni göğsüne bastır ve göğsünde tutarak beni toprağa göm…" Ancak imparatorluk döneminde Hitit kral ve kraliçelerinin öldüklerinde yakıldıklarına dair metinler de bulunmaktadır. Arkeolojik veriler Orta ve Güneydoğu Anadolu’da erken Tunç çağından başlayarak ölü gömme ve ölü yakmanın birlikte varolduğunu göstermektedir.

Eldeki metinler Hititlerin ölüleri yakma törenleriyle Homeros’un aktardığı Troyalı Hektor'un cenaze töreni arasında büyük benzerlikler ortaya koymaktadır. O. R. Gurney’in saptadığı bu benzerlikler şöyle özetlenebilir: 1) Cenaze yakılır, 2) ateş içeceklerin dökülmesiyle söndürülür, 3) kemikler yağa bandırılır ya da yağla kaplanır, 4) kemikler keten bezi ya da iyi bir giysiyle kaplanır, 5) küller taş bir odaya yerleştirilir, 6) şölen yapılır. Törenlerin bu denli benzeşmesi Troyalılarla Hititler arasında varolmuş olan güçlü bir kültürel bağa işaret etmektedir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Hitit Mimarisi
« Yanıtla #13 : 22 Aralık 2010, 22:09:54 »
Anadolu'da alt bölümleri kyklop (dev) biçimi iri taşlardan oluşan anıtsal mimarlık eserleri Hititlerin eski krallık döneminde başlamıştır. Hitit sur duvarları baskın, saldırı merdivenleri ve yeraltı tünelleriyle donatılmıştı. Hattuşa kent duvarı, hücum ve baskın olanakları ve sağlam örgüsüyle eski dünyada benzersizdi. İki yanı dik eğimli, uzun ve geniş bir yamaç üzerinde kurulmuş olan Hattuşa kenti, yedi büyük tapınağı, yirmiyi aşkın küçük tapınağı ve surlarıyla dünyanın en görkemli kentlerinden biriydi.

Hattuşa'da Sfenksli Kapı'nın altında yer alan 70 m. uzunluğundaki bu potern düşmana karşı baskın çıkartma yapmak için kullanılan bir tüneldir. Hattuşa'da Kyklop türü, çok iri taşlardan, bindirme yöntemiyle inşa edilmiş bu tür pek çok tünel bulunmaktadır. Bu yapı biçemi Hititler'den önce Anadolu'da bilinmiyordu.

Hitit mimarlığında sütun tanınmıyordu, sütun yerine dört köşe direkler kullanılıyordu. Kentin büyük tapınağının dış yüzünde bütün duvar boyunca yükselen büyük pencereler bulunmaktaydı.

Hitit mimarlığının en belirgin özelliği bakışımsız (asimetrik) oluşudur. Dinsel ve sivil binalarda olduğu gibi kent planında da bu tutum egemendir. Başka bir deyişle yapılar herhangi bir sıralamaya, hizalamaya bağlı olmayıp, eski Troia VI, Atina ve Bergama akropollerinde olduğu gibi doğal bir oluşum içindeydi. Bazı eserlerdeki bakışımlı kapılar ise Hurri etkisiyle yapılmıştı.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Heykelcilik - Kabartma Sanatı
« Yanıtla #14 : 22 Aralık 2010, 22:11:07 »
Hitit sanatında heykelin önemi büyüktü, çünkü tanrı heykelleri yurtlarının kutsal simgeleri olarak görülüyordu. Tanrılar tasvirlerde genellikle sağ elde bir silah ya da başka bir araç tutmalarıyla, kutsal bir hayvanın üzerinde durmalarıyla ya da kanat gibi ek organlar taşımalarıyla ayırt edilirler. Kral Muvatalli Hitit başkentini Hattuşa'dan güneydeki Tarhuntaşşa'ya taşıdığı zaman, tanrı heykellerini de götürmüştü. Kral, kendisi Mısır’la uğraşırken, Kaşkaların başkete girip heykelleri ele geçirmesinden korkuyordu.

Hitit figüratif sanatı başlangıçta büyük ölçüde Doğu örneklerinden esinlenmiştir. Tanrıların boynuzlu başlıkları, giysiler ve özellikle dinsel ve mitolojik konular Doğu etkisi sergilerler. Ancak Büyük krallık döneminde kişiliğini bulan Hitit figüratif sanatı tüm Anadolu'ya egemen olmuş ve etkisini Suriye – Filistin’e dek yaymıştır.

Babil sanatından esinlenerek geliştirilmiş boynuzlarla süslü sivri külahlar Hitit sanatında yeni bir anlam kazanmıştır. Boynuzlar bir tür rütbe işareti olmuştur. Küçük tanrıların sivri külahlarında boynuz sayısı az, büyük tanrılarda ise çoktur. Örneğin İştar'da bir boynuz, Hattuşa'nın Fırtına Tanrısında yalnız ön cephede olmak üzere altı, Hatti ülkesinin Fırtına Tanrısında ise önde altı, arka yüzünde beş tane olmak üzere onbir boynuz bulunmaktadır. Baş tanrının külahı ayrıca elips biçimli baş tanrı hiyeroglifi ile süslüdür.

Hititler çağdaşları Mısır ve Mezopotamya’da olduğu gibi insan figürlerini gördükleri gibi değil, tasarladıkları gibi betimliyorlardı. Yunanların MÖ 5. yüzyılda natüralist sanat anlayışını geliştirine dek insan tasvirleri gerçek değil 'ideal' biçimleri ile yaratılırdı. Bu düşünceye göre yüz her zaman profilden, buna karşılık profilden olan yüzde göz tam cepheden, göğüs ve vücudun üstü önden, bacaklar ise yandan betimleniyordu.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Kutsal Evlilik ve Bitik Vazosu
« Yanıtla #15 : 22 Aralık 2010, 22:12:20 »
Bitik Vazosu’nda görülen baş sahne, kutsal evlenme tasvirinin dünya tarihindeki en eski örneğidir. Damat, yüzgörümü sırasında gelinin duvağını açıyor ve ona bir kadeh içki sunuyor. Vazodaki kutsal şölen büyük olasılıkla soylu bir çifte, sözgelimi bir prens ve prensese aittir. Ancak Hitit dininde kutsal evlenme özünde erkek Fırtına Tanrısı ile ana tanrıça arasındaki evliliği simgeler. E. Akurgal'a göre bu olay, Hititlerin erkek baş tanrısıyla, Hatti – Hurri ana tanrıçasının evliliğini simgelemektedir. Bu evlilikle birlikte Hatti – Hurri halkları Hitit egemenliği altına girmişler ve Hititlerden önce baş tanrı olan ana tanrıça evlenerek konumunu kocasına terketmiştir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hitit tarihi - Hititler ve Türkiye
« Yanıtla #16 : 22 Aralık 2010, 22:14:03 »
Hitit imparatorluğunun egemenlik ve etki alanının büyük bölümü Türkiye Cumhuriyeti toprakları içinde kalmaktadır. Hitit eserleri Anadolu topraklarının çeşitli yerlerine dağılmıştır. Günümüze dek gelen Hitit eserlerinin çoğu İstanbul'daki Eski Şark Eserleri Müzesinde ve Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri müzesinde sergilenmektedir. Hattuşa (Boğazköy), Alacahöyük, Acemhöyük, Kargamış, Zincirli gibi ören yerleri büyük ölçüde kazılmış ve kazılmaya devam etmektedir. Türkiye'nin başkenti Ankara'nın simgesi Hitit güneş kursudur.

Hititler ve M. Kemal Atatürk
Türkiye'de Hitit dilinin ve sanatının incelenmesinde bilimadamları kadar Modern Türkiye'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün de büyük katkıları vardır. Atatürk, 1930'ların başında Türk Tarih Kurumu'nu kurarak Türkiye'de Hititlerin ve Anadolu'da yaşamış eski uygarlıkların araştırılmasının önünü açtı. Atatürk 1930 – 1933'lerde Anadolu'nun eski tarihi ve arkeolojisi konularında yetişmeleri için Avrupa ve Amerika'ya öğrenci gönderilmesini sağladı. Ünlü hititolog Sedat Alp ve ünlü arkeolog Ekrem Akurgal bu dönemde yurtdışına gönderilen öğrencilerden ikisidir. Atatürk 1935 yılında Alacahöyük kazılarının başlamasına da ön ayak oldu. Nazi rejimi altındaki Almanya'dan Sümer, Asur ve Hitit dili uzmanlarının Türkiye'ye davet edilmeleri yine Atatürk zamanında oldu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi 1936 yılında Atatürk tarafından açıldı.

Ekrem Akurgal
Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal, 1911 yılında İstanbul'da doğdu. 1931 yılında devlet sınavını kazanarak Almanya'da arkeoloji öğrenimi gördü. 1957 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesinde ordinaryüs profesör oldu.

Ege'de Foça, Çandarlı, Erytrai ve İzmir antik kentlerini ortaya çıkarmıştır. Eski Yunan, Hitit –Hatti ve eski Anadolu uygarlıkları üzerine çeşitli dillerde sayısız eseri yayınlanmıştır. Akurgal, Avrupa'da yedi akademiye üyedir ve dünyadaki pek çok bilim kuruluşunun şeref üyesidir. Bordeaux Üniversitesi (1961), Atina Üniversitesi (1988), Lecce Üniversitesi (1990), Anadolu Üniversitesi (1990) kendisine şeref Doktoru sanını vermişlerdir.

Akurgal, Federal Almanya Büyük Liyakat Nişanı Yıldızlı Rütbesi (1979), Goethe Madalyası (1979), Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü (1981), İtalyan Commandatore Nişanı (1987) ve Fransız Légion d'Honneuer Officier rütbesi (1990) sahibidir.

 Sedat Alp
Ord. Prof. Dr. Sedat Alp, 1913 yılında Selanik'te doğdu. 1932 yılında devlet sınavını kazanarak Almanya'da Eskiçağ tarihi, Hititoloji ve Sümeroloji öğrenimi gördü. 1949 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesinde ordinaryüs profesör oldu.

Sedat Alp'in Hititolojinin çeşitli dallarında pek çok keşif ve buluşları bulunmaktadır. Hititoloji üzerine çeşitli dillerde sayısız eseri yayınlanmıştır. Dünyanın çeşitli üniversitelerinde  konuk profesör olarak çalışmış ve konferanslar vermiştir. Alp, 1953 yılından bu yana Konya – Karahöyük kazılarının başkanlığını yapmaktadır.

Alp, 1946 yılında Türk Tarih Kurumu üyesi olmuş, 1983 yılına dek kurumda çeşitli görevlerde bulunmuş ve kapatılmadan önce kurumun son başkanlığını yapmıştır.

Alp, İtalyan Cumhurbaşkanı'nın Commendatore nişanı (1957), Federal Almanya Cumhurbaşkanı'nın liyakat nişanı (1972), Paris College de France madalyası (1980), Federal Almanya Cumhurbaşkanı'nın yıldızlı liyakat nişanı (1991), İtalyan Cumhurbaşkanı'nın Grande Ufficiale nişanı (1991) sahibidir.
midena pro tou telous makarize