Gönderen Konu: Arkeolojik Buluntuların Konservasyonu  (Okunma sayısı 2700 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı asenadag

  • Tecrübeli Üye
  • *
  • İleti: 59
  • Teşekkür: 6
  • Cinsiyet: Bayan
Arkeolojik Buluntuların Konservasyonu
« : 22 Aralık 2010, 12:50:08 »
Arkeolojik Eserlerin Arındırılması:
Bildiğimiz gibi deniz suyu içinde erimiş olarak bulunan bir çok kimyasal madde vardır.Deniz suyunun kimyasal yapısı içinde, büyük bir oranda bulunan ve bizi en çok ilgilendiren Sodyum Klorür(NaCl) tuzudur. Deniz suyu kuruduğu zaman içinde bulunan bu maddeler, özellikle tuz katılaşıp kristalleşir. Bu da eser üzerinde çatlamalara,kırılmalara ve eserin parça parça olup yok olmasına neden olabilir.Bu yüzden denizden çıkan eseri ilk aşama olarak tuzdan ve bu maddelerden arındırmamız gerekmektedir. Eserin laboratuvara gelene kadar kurumaması için arındırma ilk olarak kazı alanında başlar.
Eser denizden çıktıktan sonra ilk aşama olarak %75 deniz suyu %25 çeşme suyu içeren bir kaba konulur. Bu konulduğu kap eserin boyutuna uygun olmalıdır. İkinci aşama olarak deniz suyunun oranı düşürülerek % 50deniz suyu %50 çeşme suyu yapılır. Daha sonra sırasıyla %25 deniz suyu %75 çeşme suyu ve son olarakta %100 çeşme suyuna konulur. Bunların aşama aşama yapılmasının nedeni deniz suyunda ki kimyasal maddelerden ve mineralerden, özellikle tuzdan eserin birden bire değil yavaş yavaş arındırılmasıdır. Eser laboratuvara geldiğinde çoğunlukla bu aşamaları atlatmış ve çeşme suyu içine konulmuştur.

Kara kazılarından da çıkarılan eserlerin bünyesinde tuz vardır ancak bu oran sualtı kazılarında ki eserlere göre oldukça düşüktür. Bu yüzden kara kazılarından çıkan eserlerin  arındırılması genellikle yapılmaz sadece su içinde kısa bir süre bırakılarak esere zarar vermeyecek şekilde üzerinde ki topraklar temizlenir.
Laboratuvara getirilen eserin ilk olarak konservasyon formları ile arındırma formları doldururuz ve konservasyon öncesi fotoğraflarını çekeriz.Konservasyon formunda, eserin ne olduğu,materyeli, hangi kazının eseri olduğu, durumu ve eser üzerindeki çalışmaları kimin yaptığı yada başka bir deyişle o eserden kimin sorumlu olduğu gibi detaylar yazılmaktadır ve eser üzerinde bundan sonra yapılacak olan her işlem bu rapora ilave edilir.

Sualtı kazılarından çıkan eserleri sırasıyla çeşme suyu, daha sonra laboratuvarımızın terasında ki depolarda biriktirdiğimiz yağmur suyuna ve son olarak da saflık derecesi 0 ile 10 µs* arasında değişen saf suya koyarak arındırırız. Bu işlemleri her 2 veya 3 günde bir, conductivitymeter** dediğimiz suyun saflık derecesini ölçen bir aletle ölçerek yaparız ve arındırma formuna işleriz. Eserlerin tuzdan arınması ne kadar gerekli ise bazı eserlerin bünyelerinde ki mineral ve kimsayal maddeleri tamamen kaybetmemesi de o kadar önemlidir. Kurşun, ahşap gibi bazı eserlerin arınması için çeşme suyu yeterlidir. Saf suya konulmazlar.

* Suyun iyoniksaflığı mikrosiemens/cm [µS/cm] biriminden elektriksel iletkenlik veya tersi olan megaohm-cm biriminden elektriksel direnç şeklinde de ifade edilebilmektedir.
** Conductivitymeter: Suyun saflık derecesini ölçer.

Arkeolojik Eserlerin Temizlenmesi:

Eserlerin Temizlenmesi

Eser çeşme suyunda arındırılırken eğer gerekli ise üzerinde mekanik veya kimyasal temizlik yaparız. Islak olan eserin temizliği kuru eserden daha kolay olduğu için çoğunlukla temizleme işlemi eser arındırmada iken yapılır. Mekanik temizlik yaparken bisturi, çekiç, keski veya drill dediğimiz dişçilerinde kullandığı bir alet kullanırız. Kimyasal temizliği genellikle %5 veya %10 oranlarında hazırladığımız nitrik asit ve formik asitle yapmaktayız.

Eserlerin Kurutulması:

Bir sonraki aşama eserin kurumaya alınmasıdır.Eseri kurumaya almadan önce ilk olarak “gümüş nitrat test” adını verdiğimiz testi yaparız.Daha sonra eserin bünyesinde tuz kalmadığına emin olduktan sonra kurumaya alırız. Kuruma aşaması eserin materyaline göre hızlı veya yavaş olur.Örneğin seramik eserleri yavaş, bronz eserleri ise hızlı olarak kurumaya alırız. Hiçbir eser direkt güneş altında çok hızlı bir şekilde kurutulmamalıdır.

Arkeolojik Eserlerin Konsolidasyonu:

Eserin konsolidasyonu (Sağlamlaştırılması)

Eser kuruduktan sonra eğer yüzeyinde herhangi bir aşınma, çatlama veya dökülmeler var ise esere konsolidasyon diye adlandırdığımız sağlamlaştırma işlemi yaparız. Konservasyonda en önemli şey eser üzerinde kullanılan maddelerin en kalıcı ve kesinlikle geri dönüşümlü olabilmesidir. Amerika’da konservasyonda kullanılan en kalıcı maddeyi bulmak için yapılan birçok testlerin sonucunda en iyi ve geridönüşümü olan sentetik maddenin Paraloid B72 olduğu saptanmıştır. Biz buradaki laboratuvarımızda bu sentetik polimeri çeşitli oranlarda aseton içinde eriterek kullanıyoruz Bu sağlamlaştırma işlemini %3, %5, %7.5 veya %10 oranında hazırladığımız Paraloid B72’le yaparız. Bu oranlar eserdeki bozulmanın durumuna göre ayarlanır. Mesela seramik üzerindeki küçük bir çatlaksa %3 olarak hazırladığımız Paraloid B72yi ince bir cam pipet yardımı ile çatlaktan içeriye akıtırız. Yüzeyde bozulmalar var ise bu işlemi küçük bir fırça ile de yapabiliriz. Ancak Paraloidi gereğinden fazla kullanırsak eserde parlamalar görülür ki bu da istenmeyen birşeydir çünkü daha sonra fazlasını asetonla temizlemek gerekir.

Arkeolojik Eserlerin Numaralandırılması:

Eserlerin Numaralandırılması

Eseri sağlamlaştırma aşamasını da bitirdikten sonra eseri numaralandırmamız gerekir. Kazıdan çıkan bütün eserlerin numaraları kovalarının üzerlerindeki etiketlerde yazar ama daha sonradan herhangi bir karışıklığa fırsat vermemek için eserin kurumasından ve konsolidasyonundan sonra mutlaka eserin üzerine numarası yazılmalıdır. Bunun için kalıcı siyah veya beyaz mürekkep, küçük bir fırça, %20 oranda hazırlanmış Paroloid B72 ve divit kalem gerekmektedir. Eserin üzerine numaranın yazılacağı yer doğru seçilmelidir; tam kaplarda kabın tabanına kulbu varsa kulbunun hemen altına, kırılmış parçaların ise iç yüzüne yazılmalıdır.
Eserin numarandırılma işlemide tamamlandıktan sonra bütün olan eserlerin fotoğrafları çekilerek asit içermeyen özel kağıtlara sarılarak naylon poşetlere hava alabilecek şekilde yerleştirir ve depoya kaldırırız.


Arkeolojik Eserlerin Restorasyonu:

Eserlerin Restorasyonu

Ancak eser birkaç yada bir çok parçadan oluşuyorsa bu eseri tümlememiz gerekmektedir. Bunun için yapılacak olan işlem ilk olarak eserin birbiri ile yapışacak olan kenarlarını %5 Paraloid ile bir kaç kez konsolide etmektir, bunu yapmamızdaki amaçlardan birisi eser yanlış yapışıp ayrılacak olursa kenarlarının hasar görmemesi içindir. Daha sonra birleşen parçalar %50 paraloid B72 ile yapıştırılır.
Bütün bu işlemler yapılırken eserin tekrar konservasyon sırasındaki durumunu bilmek için fotoğrafını çekeriz.
Yapıştırma işleminden sonra eğer eser sergiye çıkacaksa veye yeteri kadar sağlam değilse eserde kalan boşlukların alçı ile doldurulması gerekmektedir. Öncelikle eserin üzerine, eseri koruma amaçlı ve alçının kolay temizlenmesi için metil selüloz denilen suda çözünen organik bir polimer süreriz. Daha sonra dişçilerinde kalıp almada kullandıkları dişçi mumu denilen bir madde ile boşlukların kalıbını alırız ve bu boşlukları alçı ile doldururuz.Eğer eser sergiye çıkacaksa alçı aslına uygun renklerde akrilik boyalarla boyanır, ancak depoya kaldırılacaksa boyamaya gerek duymayız.
Arkeolojik Eserlerin Kalıbının Alınması:
Bazen, herhangi bir hırsızlık olayına karşı önlem olarak, eserin sergiye çıkmasını uygun görmeyiz veya eserin sergileme sırasında zarar göreceğini düşünürüz. Bu durumlarda eserin kalıbını alarak replikasını yaparız ve sergide eserin replikasını kullanırız.
Kalıp alma işleminde öncelikle eseri Paraloid B72 veya metil selüloz ile izole ederiz.Daha sonra plastisin ile eserin çift taraflı kalıbını alırız., her iki kalıbı da silikonla kaplarız.Silikon kuruduktan sonra alçıdan destek  yaparız. Her iki silikon kalıba açtığımız kanallardan epoksi dökerek kurumaya bırakırız. Genellikle epoksiyi toz boya ile renklendirerek kullanırız. Son olarak kurumuş olan epoxye rötüş yapılarak replikayı son haline getiririz.

Arkeolojik Eserlerin Depolanması:

Artık son aşamaya gelinmiştir, eser üzerinde tüm çalışmalar tamamlanmış, yapılan tüm işlemler rapora yazılmış, çizimleri yapılmış ve eserin son halinin fotoğrafı da çekilmiştir. Bundan sonra eserin depodaki veya sergide ki yerini alması gerekir.

Eserler depoya kaldırılmadan önce çok iyi paketlenmelidir. Öncelikle eser bünyesinde asit bulundurmayan özel kağıtlara sarılır, üzerine delikler açtığımız naylon poşetlerin içine eserler koyulur. Eserin üzerinde numarasının yazılı olmasına rağmen paketi açma gereği duymadan görülebilecek bir etiket de poşetin ağzına bağlarız.
Depolama da en önemli olan eserin orada uzun yıllar kalacağı ve bu süre içinde eserin en iyi şekilde korunmasıdır. Rutubet, toz ve haşaratlar bir eser için olabilecek en zararlı şeylerdir. Bu yüzden rutubetsiz ve tozsuz ortamlarda depolar inşaa edilmelidir. Eserlerin üzerine konulduğu rafların sağlam ve emniyetli olduğundan emin olmalıyız.