Gönderen Konu: Kürt Mitolojisi (siyabend u Xece)  (Okunma sayısı 1918 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Rame

  • Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Teşekkür: 0
  • Cinsiyet: Bay
Kürt Mitolojisi (siyabend u Xece)
« : 09 Ocak 2011, 02:54:00 »
Insanlarin Siyabendo olarak tanidiklari Siyadem, oksuz bir cocuktu. Babasini hic gormemis, hic bir kadina anne dememisti. O, geyiklerin kosustugu, kayadan kayaya atlayan kizil renkli kecilerin bulundugu, golleri bol olan bir dagda dunyaya gelmisti. Yurumeyi ogrendiginde, ormanlarin iclerinde kosup hayvanlarla oynar, gollerdeki sular hic gormedigi annesi gibi konusurdu onunla. O, kendisini koruyan, yediren, kis gunlerinde sicak bir oda da her zaman yerini ayiran insanlarin yanlarina donmediginde, tum kaynak sulari ona ninniler soyledi. Yirtici hayvanlar ise onun cevresinde dikkatli ve gizlice dolasirdi. Doga onun bir eviydi. Kendini dogada daha rahat hissediyor, kapali yerlerde nefes alamiyor, boguluyordu...

Uzaklara gitmeyi dusundu ve yollara dustu bir gun. Kisa zaman sonra bir cok yerde bilinir, taninir oldu. Cok akilliydi. Guclu ve cesurdu. Yardimseverligi ise dilden dile dolasir oldu. Baba evini tanimamasi, anne sevkatinden yoksun olmasi onu hic etkilemiyordu...

Bir gun oturdugu yerin hemen alt tarafindaki vadide yol alan bir kervan gordu. Genc olmasina ragmen ask onu ilgilendirmiyor, yasamini, kaynaklardan fiskiran berrak ve serin sulara benzetiyordu. Kervani selamlamak ve onlara iyi yolculuk dilemek icin hemen vadiye indi. Kervana yaklasti ve karsisinda tum guzel cicekleri kiskandiracak guzellikteki bir kiz gordu. O an sevda icin ne olmasi gerekiyorsa oldu. Hayatini mucevherini bulmus gibi yuregi sikisti, hizli hizli atmaya basladi. Baharin ilk berrak mavisi gibi zarif bir bicimde karsisinda buluvermisti onu. Gozlerini hic kirpmadan bakti ona. Bir sure oylece kalakaldi. Kendine geldiginde onun da kendine baktigini gordu. Birbirleriyle hic konusmadilar ama ikisi de ayni anda parmaklarindan yuzuklerini cikartip birbirlerine verdiler. Siyadem, kervan hizla uzaklasirken, kizin Hewraman'li oldugunu isminin de Perihan oldugunu kervandaki birinden ogrendi.

Bir sure uzaklasan kervanin arkasindan hareketsiz bir sekilde bakakaldi. Kendisine geldiginde ise cevresinin ne kadar issiz oldugunu, kervanin coktan gozden kaybolmus oldugunu farketti. Sessizlikten siyrilip tekrar kendine geldiginde gollere, hayvanlara dogru kosmaya basladi. 'Ruyada gibiydi sanki' diye kendi kendine dusundu. Yuregi oylesine doldu ki, mutluluktan ucuyordu. Hayvan ve cicekleri oylesine seviyordu ki, onlari hic bir zaman bu kadar sevmemisti, o gunlerde sevdigi kadar. Ama yuzukleri degistirdikleri an kendini yanliz hissetmisti nedense. O gun yasadigi, o yanlizligi hic bir zaman yasamamisti hayatinda.

Gercekten degistirdik mi yuzukleri?

Inanamiyordu buna. Aksam uykuya dalarken herseyin bir hayal oldugunu dusundu. Cani gibi korudugu sirrini hic bir insana acmadi uzun bir zaman. Uc yil sustu. Ama, bazen insanlarin kendisi hakkinda neler dusunduklerini bilmek icin de onlarla oturup konustu, onlari kendine gore sinavdan gecirip kendindeki degisikligi fark edip etmediklerini bilmek istiyordu. Gozlerinin icine kimsenin bakmasina musade etmedi. Yureginde gizledigi sevginin gozlerden irak olmasini istiyordu.

Uc yilin sonunda gelen kis gunleri Siyadem'i oldukca huzursuz kilmisti. Cevresindeki hersey onun icin anlamsiz ve renksizdi. 'Atlayip gidecegim buralardan' diye kendi kendine soyleniyordu. Bahari bekleyecek gucu kalmamisti artik. Kararliydi. Hemen kendine bir ok yapti. Oku, onun tek silahiydi. Okuyla kendini savunurken ayni zamanda agaclarin yuksek yerlerinde bulunan meyvalari vurup karnini doyuracakti. Su ana kadar hayvan oldurmemisti ama gerekirse bunu da yaparim diye dusundu.

Herseyin hazir oldugu gun geldi. Yillar once birisinin ona kisrak olarak verdigi atini hazirladi. Colak ismini koydugu kisragi buyutup bu gunlere kadar getirmisti. Colak, hem vahsi hem de simsek gibi hizliydi. Kendisinden baska kimse bu ata binmeye cesaret edemezdi. Kimse de su ana kadar buna kalkismamisti.

Son bir kere daglarin doruklarindan asagilara bakti. Golleri selamlarken, kaynak sularin onunde saygiyla egildi. Gidecegi yaban ellere kendi kaynaginin bereketini beraberinde goturmek icin buz gibi kaynak sulardan birer yudum icti. Sonra, kendisini ozlemlerine kavusturacak yola koyuldu. Nereye dogru gittigini bilmiyordu. Uzun ve genis vadilerden gecti. Daglari ikiye bolen bogazlari geride birakti. Yolunu kapatan iri yapili zumrutleri asti. Kopruleri olmayan nehirleri yuzerek karsi yakaya gecti. Surekli at uzerinde hic dinlenmeden yoluna devam etti. Yolunun uzerindeki koylere ulastiginda insanlarin sozlerine kulak kabartti. Kendisine dostca davranilmasi, sevecen sozler soylenmesi, yuregindeki yanan etesi sondurmeye yetmedi. Uzaklar, yollar cagiriyordu surrekli. Geceleri ise kendisine eslik eden yildizlara siginiyordu.

Tanimadigi yeni daglar cikiyordu karsisina. Atini akillica ucurumlarin kenarinda surup sarp bogazlar asiyordu. Atiyla yakin bir yoldasi gibi ilgilendi yol boyunca. Vadilere gurleyerek dusen cig yiginlari onu tehdit ederken, hunerli bir el onun uzerinde, basina bir sey gelmesini engelliyordu sanki. Hic bir yirtici hayvanin saldirisina maruz kalmadi. Her hangi bir hastaliga da yakalanmadi.

Amansiz bir bicimde suruklendi ileriye dogru. Geceler gunduzleri, haftalar aylari kovalarken, gunlerden bir gun dar bir vadiden gecerek bir yerlesim yerine geldi. Gordukleri karsisinda 'su ana kadar gordugum en guzel yerlerden biri burasi' diye dusundu. Orada yasayan insanlarin ses tonlariyla kendisine uc yil once 'Perihan' ismini soyleyenin ses tonu birbirlerine cok benziyordu. Kendisinin nerede oldugunu sordugunda Hewraman'a yakin bir yerde ogrendi. Sonunda ulasmak istedigi yere cok yaklastigini anladi. Bir sure daha yola devam etti. Tanimadigi insanlar ona sevgiyle bakarlarken, O onune cikan ve kendisini imrendiren seylere karsi durdu, kendisini kor eden yuregindeki resme sigindi. Yureginde tasidigi o resim surekli ve siddetli bir sekilde yanarken, her yabancinin gozlerine bakisi karsisinda yuregindeki kizil kor tekrar alevleniyordu.

Bir gece cok uzakta ciliz bir isik gordu. Isiga dogru atini surdugunde ufak bir kulubeye ulasti. Kulube, yerlesim yerlerinden uzak bir yerde tek basina duruyordu. Kulubenin kapisini calmasindan kisa bir sure sonra kapiyi acan yasli bir kadin lutufkar bir tonla:

"Ne istiyorsun oglum?" diye sordu.

"Ben burada konaklamak istiyorum" diye mahcup bir tavirla cevapladi yasli kadini. Su ana kadar duymadigi 'oglum' kelimesinin tum vucudunda bir sicaklik yarattigini ve basinin dondugunu hissetti. 'Bir anne cocuguyla boyle konusmali' diye dusundu bir an. Evet aynen boyle; annesi de kendisiyle boyle konusmus muydu acaba? Yasli kadin, kendisi icin yabanci olan ve daha once hic gormedigi kendisine 'oglum' diye hitap etmisti.

"Kal oglum" diye seslendi yasli kadin.

"Benim evim senin evin sayilir!" diye de ekledi.

"Kocaana, ama benim sana verebilecegim bu torbamdan baska hic bir seyim yok" diye karsilik verdi Siyadem. Yasli kadin, titreyen elleriyle Siyadem'in iceriye aldi. Bohcasindaki kuru uzum, badem ve findik dolu torbayi kocaanaya uzatti Siyadem. Kocaana torbayi bir koseye birakti ve "Sanslisin oglum, bugun koyumuzde bir dugun var, sana dugun yemegi ikram edecegim. Ulkemizin biricik guzeli, guzeller guzeli kizimiz Perihan evleniyor..." diye soyledi Siyadem'e.

Parcalanmaz mi insanin yuregi?

Hangi insan dayanabilir buna?

Hangi yurek sarsilmaz bu haberi duyunca?

Beti benzi ativerdi Siyadem'in. Kendinden gecti, elini gogsunun uzerine koydu.

"Neden yemiyorsun?" diye sordu iyi yurekli kocaana.

"Yoksa kizi taniyor muydun?"

"Hayir." diye cevapladi Siyadem. "Onu tanimiyorum. Ama ben, beni ta buralara surukleyen kerameti merak ediyorum!" dedi.

"Gel, otur bakalim sofraya, afiyetle yiyelim birlikte!î diye usteledi kocaana.

Siyadem, yemeklerden bir lokma almadan sofradaki yemeklere bakakaldi. Tum cabalarina ragmen agzina bir lokma koymadi. Agzina bir lokma koysa tikanacagindan korktu, lokmalarin bogazindan gecmiyecegini dusundu.

Yuregi sefkatle dolu olan kocaana ise, bir anne sicakligi ve sefkatiyle Siyadem'i teselli etmeye calisti. Siyadem, alismadigi bir sekilde, kendisiyle boylesine sevecen konusan bu insana karsi, uzun bir sure suskun kalamazdi ve tum acilarina karsi, yuregi yanarak: "Nasil yiyebibilirim ki ben bu yemegi?"

"Bu yemek benim icin bir olum yemegi!"

"Senin bahsettigin kizi ben cok seviyorum. Onu bulmak icin bir kac aydan beri de yollardayim" dedi. Birkac cumleyle, kisa kisa anlatti tum basindan gecenleri. Kocaana, onu dinlerken tereddutle bakti bir an, kizin ismini karistirip karistirmadigini sordu.

Siyadem'in agzindan dort kelime cikti yanlizca. Sonra elini gostererek: "Bakin iste bu onun yuzugu" dedi.

Kocaana, biraz dusundukten sonra konusmaya basladi: "Senin icin ne yapabilirim bilmiyorum, ama elimden geldigi kadariyla, sana yardim etmeye calisayim oglum" dedi.

Oturdugu yerden kocaana kosede duran torbadaki kuru uzumu, bademi ve findigi bir bakir tabaga doldurdu ve Siyadem'e donerek parmagindaki yuzugu vermesini istedi.

Siyadem, kocaanaya uc yildan beri gozu gibi sakladigi yuzugu parmagindan cikartip verdi. Yuzugu bakir tabagin icindeki yemislerin arasina koyan kocaana: "Bunlari, bugun sozlenecek ve uc gun sonra da evlenecek olan Perihan'a vermeye gidiyorum" dedi.

Uc saate yakin olmustu kocaana gideli. Siyadem, sabirsizlikla bekledi kocaananin geri donmesini. Umut ve umutsuzluga dair binlerce resim gozlerinin onunden gecip gittti birer birer.

Bu esnada kocaana Perihan'in yanina gitmis ve bakir tabagi Perihan'in eline tutusturmustu. Misafirlerin ortasinda oturan Perihan, dalgin bir sekilde kocaananin kendisine verdigi kuru yemislerle oynarken tabagin icindeki yuzuk eline geldi. Yuzugu hemen taniyan Perihan kocaana donup: “Kocaana...Kocaana, Siyadem ile konus. O'na deki; Perihan, ertesi gun kocasinin yanina gitmeden annesinin mezarini ziyaret etmek istiyor. O'na soyle gunes dogmadan mezarlikta olsun!î

Kocaana, buyuk bir sevincle kendisini beklemekte olan Siyadem'in yanina dondu hemen. Duyduklarini birer birer anlatti. Siyadem, mutluluktan bulutlarin uzerinde ucar gibiydi. Sanki hic bir zaman huznun golgesi uzerine dusmemis tavirlar icersinde sabirsiz biri oluverdi bir an.

"Hemen gitmek istiyorum oraya" diye kocaanayi sikistirmaya basladi.

"Ne olursun soyle bana, hangi mezarin basinda bekleyecegim" diye yalvardi.. Siyadem, kocaananin mezari tarif etmesiyle, oradan ayrilmasi bir oldu.

Siyadem, sabaha kadar mezarlikta beklemekte kararliydi ama elinde olmadan da bir ara uykuya daldi. Sabahleyin kendisini isitan, isil isil parlayan bir gunesle uyandi. Uyandiginda, uyuyakaldigini anladiginda bir panige kapildi. Hemen yerinden firladi, saga sola bakindi. Ayaga kalkarken cebinde birseylerin oldugunu farketti. Saskin bir sekilde elini cebine attiginda iki tane altindan yapilmis bir zar buldu. Bir anlam veremedi buna!

Gunese baktiginda gunesin oldukca yukselmis oldugunu gordu. Herseyin bittigi dusundu bir an. Saskin ve kendisine kizgin bir sekilde kocaanaya dogru yola koyuldu. Kocaana kendisini bekliyordu. Basindan gecenleri birer birer anlatti....

"Ah...oglum, yavrum!" diye yakindi kocaana: "Perihan koymustur onlari senin cebine, senin daha cocuk oldugunu, oynamak icin oyuncaklara ihtiyacin oldugunu soyluyor baksana... Ne yapsin kizcagiz. Insan sevdigini bekliyorsa uyur mu hic?"

"Kocaana, kocaana... sen benim koruyucu melegimsin. Kocaana ne olursun tekrar konus Perihanla"

Siyadem'i kiramayan kocaana, Perihan'in yanina gidip olanlari birer birer anlatti. Kizgin olan Perihan, kocaanaya ertesi gun oglen uzeri kocasinin evine gidecegini, eger Siyadem bir cocuk degil de gercek bir yigitse, kendisine yolda eslik edecek olan yedi kardesin arasindan kendisini kacirmasini istedi.

Haberleri alan Siyadem, o gunu sessiz, kendi icine kapanarak gecirdi. Ertesi gun ise atini timarlayip atin tirnaklarini kontrol etti ve sonra yemini verdi.

Islerini bitirdikten sonra yasli kadinin yanina gidip “Hoscakal kocaana, seni hic bir zaman unutmayacagim.î deyip veda etti.

Kocaananin yanindan ayrilip kervanin gececegi yola dogru atini suren Siyadem, oraya ulastiginda atindan inip beklemeye basladi. Gelisinden kisa bir sure kalabik arasinda yedi kardes tarafindan korunan beyaz gelinlik icindeki Perihan'i gordu.

Kalabaliga karismak isteyen biri gibi atini yaklasan kervana dogru surmeye basladi. Kivrak atiyla birlikte kalabaligin arasina ite kaka karisan Siyaben, Perihan'i ince belinden kavrazip kendisine dogru cekebilecegi bir sekilde yanina yaklasti. Ve cok hizli bir hareketle Perihan'i kendine cekti. Colak ile birlikte oradan son suratle uzaklasmaya basladi. Daglara dogru yoneldi. Geride biraktigi bagirmalara, cagirmalara aldirmadan hizla yoluna devam etti. Kisa bir sure sonra yedi kardesin kendilerini takip ettigini gordu. Colagin kulagina birseyler fisildamasiyla Colak oyle bir hizli kostu ki, arkalarindaki toz duman birbirine karisti. Sipan Dagi'na ulasincaya kadar surdu atini. Yedi kardes kendilerini takip ediyordu ama aradaki mesafeyi acmislardi. Kendilerini koruyacak olan daga ulastiklarinda dagin ilk dik yokusu coktan geride kalmisti.

Kendilerini takip eden yedi kardes, dagin eteklerine ulasmadan korkunc bir ugultuyla asagiya dogru yuvarlanmaya baslayan cigdan kurtulmak icin geri donduler.

Siyadem, atini ulu bir agacin yanina gelince durdurdu. Kendisinin onceden tanidigi ulu agacin icinde bulunan oluga dinlenmek icin Perihanla birlikte yerlesti. Yorgunluktan bitkin bir halde olan Siyadem basini Perihan'in dizinin ustune koyarak uyumaya basladi.

Yuzune gelen iki yagmur damlasi ile derin uykusundan uyanan Siyadem, basini kaldirdiginda sevgilisinin agladigini gordu ve: "Neden agliyorsun?" diye sordu.

Perihan: "Geyikleri goruyor musun?" diye eliyle bir yerleri isaret ediyordu. Siyadem, karlarin uzerinde ufukta duran butun cizgileri belirgin yedi geyigin yani sira yaninda yana dogru yatmis disi bir geyik gordu. Siyadem, bunu sanki yedi kardesin ve Perihan'in yansimasi gibi algiladi.

"Goruyorum" dedi ve konusmaya devam etti: "Sen sakin korkma, tahmin ediyorum karnin ac. Yemen icin hemen bir geyik oldurecegim. Bu, benim oldurecegim ilk hayvan olacak."

Yattigi yerden kalkan Siyadem, okunu alarak Perihan'in yanindan ayrildi. Siyadem, "Lutfen yapma, onlari oldurme!" diye arkasindan bagiran Perihan'i duymadi. Kisa sure icersinde bir geyigi okuyla vurdu.

Okuyla vurdugu geyigin basini bedeninden ayirmak icin hanceri geyigin bogazina dogru uzatti ama yarali geyik son bir cirpinmayla bogazini kesmeye calisan Siyadem'i bir boynuz darbesiyle ucurumdan asagiya yuvarladi.

Tum bunlar Perihan'in gozleri onunde olurken ne yapacagini bilemeyen Perihan, yerinden ok gibi firladi ve hemen ucuruma bakti. Ucurumun sonunda bulunan bir agacin dallarinda asili Siyademi görünce köye gidip yedi verisi (halat) birleştirip uzatmış ama gene Siyaben’de uzanmamış oda saçlarını kesip halata bağlamış ve siyabend güçsüz kalıp uçurumdan düşünce. O an Perihan'in tum hayelleri, camdan yapilmiscasina param parca kirilip yok oluverdi... Olanlar karsisinda aglamadi, yakinmadi. Yanlizca uzaklara bakindi bir sure. Sanki uzaklarda Siyadem'in canli halini gormeye calisiyordu. Gunesin piril piril parladigi bir sirada aci dolu sozlerle agit yakmaya basladi. Sipan Dagi'nda yankilanmaya baslayan aci dolu sozleriyle birlikte sevgilisi Siyadem'e ulasmak icin kendini bosluga birakti...

Bu olaydan sonra mezarlarin basinda iki kizil gulun actigi ve iki kelebegin birbirlerine yaklasmadan gulun etrafinda ucustuklari bir efsane olup soylenir oldu kusaktan kusaga...

_________________

Saçlarındaki aklar tel tel...
Rüzgar "Bémal" şarkısını söylüyor senin için...
Bu dünyaya gelişin farklıydı,duruşun farklı...
Gidişin de öyle mi olmalıydı Bémal!



Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Kürt Mitolojisi (siyabend u Xece)
« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2011, 13:05:46 »
paylaşım için teşekkürler

Çevrimdışı Rame

  • Üye
  • *
  • İleti: 3
  • Teşekkür: 0
  • Cinsiyet: Bay
Ynt: Kürt Mitolojisi (siyabend u Xece)
« Yanıtla #2 : 18 Ocak 2011, 01:16:57 »
rica edeerim ..