Gönderen Konu: Ateşe Konuş-Sosrukua  (Okunma sayısı 1348 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Ateşe Konuş-Sosrukua
« : 03 Şubat 2011, 09:28:56 »
"Ateşe Konuş Küle Ağla"

İnsan ateşi hangi itici güçle elde etti? Daha çok hangi gereksinimle baş vurdu ona? Önce soğuktan korunmak ve yaban hayvanlarının saldırısından kurtulmak için başvurdu ona insan. Ateşi, “aletlerin aleti” ve “silahların silahı” olarak kullandı.

Julius Lippert ateşin insanlık tarihinde iki yönünün olduğunu söylüyor:“Biri teknik, öbürü toplumsal.” Ve devamla “ah doğanın eşsiz parçası, sana yok edici mi yoksa yaratıcı mı demeli” diye soruyor.

İkisine de doğru demek lazım.

Ama ateşe konuş, küle ağla işte...

Ana klan dizgelerinden günümüze ulaşan söylencelerde, hem yaratmış hem de yok etmişti ateş.

Tarihte birazda ateşi ele geçirmekle insan, insan olmuştu.

Mitolojide ateşin saklanması korunması oradan oraya taşınması kadınlara aitti. Kadınlar bir iş, bir uğraş sonucu bulmuşlardı ateşi. Erkekler çalmış, vurmuş, kırmış zorla ele geçirmişti onu.

Kadın anaydı ve ateş mitolojide kadının parmak ve tırnak uçlarındaydı.

Adiyuf parmaklarıyla aydınlatmıştı gece karanlıkta eşinin yolunu.

Seri yerlilerinin dilinde “km-kaak”” hem kadın hem ateş anlamında kullanılmaktadır. Yine bu gün Dersim Dımıli dilinde kadın, ana ve ateş yani; Kle, Klam, Kalampo (ana, ateş, alev ) aynı anlamda kullanılmaktadır.

Meksika ata sözü “kadından iyi alev yoktur” der. Kadın, ateş, ışık ve alev aynı anlamda kullanılmıştır. Ve kadınlar ateşi, bir uğraşla elde etmişlerdir.Yeni Gine’de iki sopayı birbirine sürterek ateş çıkartma işlemine “ana ateş doğuruyor” denilir.

Ananın dille, sözle de bir bağı vardır.Anadil bağı. Dili güzelleştiren ve kavratan da anadır, kadındır.Sözle de ana dil anlatılmaktadır. Başlangıçta sözü, dili ve ateşi geliştiren kadındı. Sonra ateşin denetimi erkeklere geçti. Ve Sosrukua devlerden Promete tanrılardan çaldı ateşi. İkisi de erkekti ve onlar tarihte, zorla ya da çalarak ele almışlardı denetimini ateşin.

Sosrukua, yaşadığı dönemin tanığıydı. O ateşi devlerden çaldı. Bir saldırı ya da savunma aracı olarak Tlepş'in yaptığı kılıçla yendi devi. Bin yıllar önce köklü bir direniş geleneği bıraktı Kafkasyalılara. Onda egemen yön kararlılıktı. Ateş, kararlılık oldu elinde onun. Yeninin kültürü, bilincin ve direnişin ifadesi ateş oldu. Bilincin ve kişiliğin derinleşmesine döndü. Yetkinleşen ve derinleşen bilinç, kapılarını başarıya açtı. Sosrukua, başarılı oldu ateşle.

Kuzey Kafkasya köklü bir direniş geleneğini Sosruka’nın ateşiyle kazandı.
Üzerinde yükselen bir direnme kültürüne döndü Kuzeyde. Bu direnme kültürü yarının yeni kültürü oldu.

Yeni kültür köklüydü. Kökleri ateş ve Sosruka'ya dayanıyordu.

Damarlarına indiğimizde, uzak geçmişinde dayanabileceğimiz Adiyuf, Seteney, Tlepş gibi örnek alabileceğimiz kişilikler vardı. Ama Kuzey Kafkasya’nın külleri, korlarını örtmüştü. Bu gün korları örten küllerin ve ezilenlerin, tarihinin en bilinçli, en iyimser kültürüne sahibiz yinede.

Ateşe konuş, küle ağla...

Bu yüzden içimizde bir kültür devrimine ihtiyacımız var.

Diaspora edilen halkların düşmanlarından daha etkili düşmanı
karamsarlıktır. Maddi şiddetin yanında manevi şiddettir karamsarlık. Bazen manevi şiddet, maddi şiddetten daha etkili olur.

O kolektif olan değil, içimizdeki bendir. Ben yalandır, yalan ben.

Kimliksizdir ikisi de.

Yeni de yalan, yalanda yeni yoktur.

Sosruka ve ateş Kuzeyin yeni kültürüdür.

Sosruka'yı Sosruka yapan içindeki bireysel ben çatışmalarından çıkıp toplumsal olana yönelip; fırtınalı, karlı, tipili, günlerde donmakta olan Nartlara sunmasıydı ateşi. Bu Sosruka'nın iradı çabasıydı. Ateşi iradeyle elde etmişti o. Yaşadığı çağın ve yaşadığı coğrafyanın ürünüydü. Ona ilham veren yaşadığı coğrafyaydı. Sosruka bir alt-üst oluş yaşamıştı karlı, tipili Kuzey Kafkasya’da.

Tüm ünlü kişilikler alt-üst oluşlarla doğar.

İnsan yaşadığı coğrafyanın ürünüdür. Sosruka Afrika çöllerinde yaşasaydı alt-üst olmazdı ve ateşi çalmazdı. Ateş lazım olmazdı orada ona. Soğukta ödül, sıcakta cezaya dönüşmüş bir alt-üst oluş ateşi çaldırtmıştı ona. Çöl ve ılıman bölgede öncelikli değildi, tipi ve buzda öncelikliydi o. Öyleyse, ılıman bölge Yunanistan'daki Promete'ye değil, buzlu Kafkas dağlarındaki Nartlara gerekliydi ateş. Ve Promete değil Nart Sosruka elde etti ilk ateşi. Soğuk ve tipiyle alt-üst olmuş geçmiş Nart kültürünü, Nart yaşamıyla birleştirdi.

Ünlü bir kişilik olan Nart Sosruka ateşle, ateşten doğdu. Nartların sanatı, dili ve yeni kültürü oldu.

Zaten ateşin kendisi bir sanattı. Onu elde eden Sosruka, Nartların damarlarını sanatla yakaladı. Tarihini bilince çıkarttı. Yöresel olanı evrensel olana dönüştürdü Kuzeyin tarzını açığa çıkarttı.

Sosruka Kuzeyin, ateş insanlığın oldu.

Tarih açısından büyük öneme sahipti Sosruka ve ateş!

Ateşi ve Sosruka'yı bilmek yetmiyor. Hangi nedenlerle, hangi zamanda ve hangi sebeple çaldı ateşi, bunu anlamak gerekli.

İnsan sanata çanak ve çömlekle, çanak ve çömleğe ateşle başlamıştı.
Sanatta büyük ve önemli yapıtlar toplumların alt-üst oluşlarıyla ortaya çıkmıştı. Tarihte büyük yapıtlara damgasını vuran büyük sanatçılar bu büyük alt-üst oluşlarla doğdu. Nartlar ve onların kültürü de buzun, soğuğun ve tipinin verdiği alt-üst oluşla ulaştı ateşe. İnsanın elinde bir meşale oldu. Yeni kültüre dönüştü.

Yeni insan ve onun kültürünün yarattığı yeni sanatçılar, aynı zamanda önemli birer düşün ve eylem insanları oldular.

Devlere karşı ilk eylem adamı Nart Sosruka ateşi ele geçirme eylemiyle yeninin sanatı oldu, sanatta ise onun ardılları dünden geldiler bu güne.
Leonardo da Vinci, Albert Dürer, Voltaire, Rousseau, Diderot, Picasso ve daha niceleri...

Hepsi de sanatta birer düşün ve eylem insanlarıydılar.

Leonardo da Vinci, çağının en önemli ressamı, matematikçisi ve mühendisiydi. Voltaire, Rousseau, Diderot gibi tarihsel kişilikler sanatçı, yazar, filozof gibi kimlikler toplumların alt-üst oluşlarında ortaya çıkan ünlü aydınlanmacılardı. Albert Dürer, çok iyi bir heykeltıraş, mimar ve gravürcüydü. Tarih açısından bu önemli kişilikler, toplumsal pratik mücadelelerle bir alt -üst oluş eylemlikleri yaşamıştılar.

Picasso'da, önemli bir yazar, şair, heykeltraş, seramikçi, grafikçi, ressamdı. Sanatın her alanında ölümsüz olanlara imza atmıştı. Picasso'ya göre "sanat bir tür ayaklanmadır".

Ve öyleyse sanat, var olan düzene karşı, onun kullanılması için insanın özgürleşmesidir. Sosruka'da devlerin var olan düzenine karşı ateşi sanatla -savaş sanatıyla- elde etti ve devlere karşı ayaklanarak Nartları soğuğa karşı özgürleştirdi. Picasso'ya göre yine sanat "bir yıkma ve yaratma edimidir." Ateş yaktığı için yıktı ve yok etti. Onun için Julius Lippert “ah doğanın eşsiz parçası sana yok edici mi yoksa yaratıcı mı” demeli demişti. Yeni bu yıkıntının içinden çıktı.

Ve Sosruka:
“Ey ateş, ey aydınlık ve ışık!
Nasılda güçlendi seninle insan!” dedi.
Ve insan sorunlarına kayıtsız kalmadı. Etkin çözüm yöntemleri buldu onunla.
Ateşe konuş küle ağla ama...

Alıntı: http://www.circassiandiaspora.com