Gönderen Konu: Nartlar - Adige Halk Destanları  (Okunma sayısı 957 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Nartlar - Adige Halk Destanları
« : 03 Şubat 2011, 09:31:26 »
Nart Destanları Kuzey Kafkasya otokton boylarından olan Adığeler'in diğer boylarla birlikte müşterek destanlarıdır. Adoğe deyimi içerisinde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan Çerkesler ve Adığe Özerk Bölgesinde yaşayan Adığe boyları girer. Adığe halkının ataları olan ve antik dünyaca çok iyi tanınan Meot-Sind-Zikh-Kerket-Press gibi Proto Çerkes boyları M.Ö.V.yy.da Sind Krallığını kurmuşlardır. Bu devlet bugünkü Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğ toprakları üzerinde kurulmuş olan ilk devlettir.

Daha bu devlet ortaya çıkmadan önce Grekler Karadeniz kıyılarında ticaret kolonilerini oluşturmaya başlamıştır. Grekler'in vu ticaret merkezleri daha sonra Antik Yunanistan'daki oluşumu aynen göstererek antiksite devletlerine dönüşmüşlerdir. Pantikapey (bugünkü Kerç), Hermonacca (bugünkü Tamam), Phanagoria (Taman yarımadasındaki Seneggo köyü yakınlarında) bu antik-site devletlerinin başlıcalarıdır.

Daha sonra geriye doğru gidildiğinde M.Ö.III. binin sonlarına rastlayan, Kuban Mezar Anıtları'ndan ve Maykop Kurganları'ndan anlaşılacağı üzere bir hayli gelişmiş bir Proto-Çerkes uygarlığına rastlanmaktadır. M.Ö. 2.bin'in sonlarına gelindiğinde, Kuzey Kafkasyada demir üretimine ve yüksek düzeyde bir keramik üretimine rastlanmaktadır. Ağıl ve yayla tipi hayvancılığın içinde koyun ve at yetiştiriciliği özel bir yer tutmaktadır. Bugün artık Kuzey Kafkasyada M.Ö. 1.binib ortalarında pulluk kullanıldığı, buğday-arpa-darı üretiminin olduğu bilinmektedir.

Bu uygarlığın gelişmesi Hunların Bosphor Krallığına yaptıkları akınlar, yağmalar ve katliamlar sonucu duraklamıştır. O çağlarda Sind-Meot boylarının yerleşme merkezi olan Don ağzı, Azak Denizi kıyıları ile aşağı Kuban bölgeleri arasında yerleşmiş olan köy ve kentler yakılıp yıkılmış, halkın önemli bir bölümü tutsak edilerek götürülmüştür. adiğe Halkının ataları bu talan edilen yerlerdenayrılmak zorunda kalınca, Kuban'ın sol kıyısı ile Karadenizin Kafkasya kıyılarına yerleşmeye başlamışlardır.

Güney Batı da akraba topluluklar olan Abhazların ataları ile, Güney Doğu da Alanlarla Kuzeyde Kuban'ın üst tarafında oturan Utugurlar, Bolgarlarla sınır komşusu olmuşlar ve bu sınırlar içerisinde Got saldırılarını göğüsleyebilmişlerdir. Bu Proto-Çerkes boyları Zikh boyu çevresinde birleşerek güçlü bir birlik oluşturmuşlarıdr. (M.S.4.yy.) 10.yy.başlarından itibaren Adiğeler Labe ırmağından Karadeniz kıyılarına kadar olan alanı işgal etmekteler ve genelde (Kosok) olarak adlandırılmaktadırlar. Rus Vakanüvisleri 11.yüzyılın ortalarına dek "Kosok" ismini kullanmışlardır.

Adiğe boylarının etnik konsültasyonları (pekiştirmeleri), oluşumları süreci içerisinde epik kültürleride gelişme göstermiştir. Bu süreç içerisinde Adiğe Halk öyküleri, Nart Destanları biçimini almıştır. Destanların oluşmasından önce sanatsal düşünce biçiminin oluştuğunu söylemek hiçte yanlış bir şey olmaz. Puta tapıcılık inancını koruyan ve bu inancı onure eden öykü ve şarkılardan günümüze dek korunabile emek ve iş şarkıları da bu özelliği taşır.

Çok sayoda dinsel ve oyunsal şarkılarla yakarışlar değişik puta tapıcılık dinlerine adanmışlardır. Örneğin, Şıble (gök gürültüsü ve yıldırım tanrısı) onuruna düzemlenen dinsel törene eşlik eden şarkı bunların en belirgin özelliğidir. Bu şarkının bir kaç dizesini alıyoruz.

Yelle, yelle! Toplumumuzu çarpma,
Yelle, yelle! Yaşamımızı koru,
Yelle, yelle! Nektar(Armut suyu) içmeyi nasip eyle,

Bu tür esli yapıtlarda insanoğlunun doğanın üstün güçlerine karşı duyduğu korku sezilmektedir. Bu şarkılarda ritm çok önemlidir. Ancak, melodi ve içerikte aynı oranda önem taşımaktadır. Tarihsel bir değeri olan koyun kırkma şarkısında çoban makasının çıkardığı sesler şarkının ritmini vermektedir (koyun kırkma, keçe dövme, harman) gibi iş şarkıları ile Huaholarla çok geniş bir alana yayılmış olan dinsel tören ve ayin şarkıları, şiirler, bitki ve hayvan dünyasının çeşitli tanrıları için söylenen yakarı ve şarkılar, ayrıca aile törenleri şarkıları halk destanlarında yer almıştır.

Adiğe halkının puta tapıcılık dönemi çok tanrılı bir dönemi içermektedir. Bu tanrıların başlıcaları;

Tlepş (demirciler, ateş ve demir sanatı tanrısı),
Amış (hayvanları koruyan tanrı),
Thağeleç (bereket, bolluk ve ürün tanrısı),
Mezitha (Orman ve avcılar tanrısı),
Psıthaguaşe (Denizciler, denizaltı dünyası ve balıkçılar tanrıçası) dır.

Bu tanrıların hemen hepsi, halkın düşüncesinde emeğin bir simgesidir. Üretim kaynaklarının koruyucularıdır.

Bu tanrıların her birine bir Huaho adanmıştır. Bu Huaholar günümüze aslını koruyarak ulaşmıştır. Orman ve avcılar tanrısı (Mezitha) onuruna söylenen Huahoda sanatsal bir zorlamayıda sezmekteyiz.

Senin adını anıyoruz Me-zi-tha...
Bıyıkların kızıl alev,
Yakarlarımızda senin için.
Kızıl içki (kan) akıtıyoruz,
Cömertçe, bolca...
Bu ancak sana yaraşır,
Al bir keçi kurban edildi senin için...
Genç ve doğurmamış bir kadın,
Önünde diz çökmüş...
Ak elli...
Senki herşeyi bilen!
Güçlü meşe uçlarını yere eğen!
Giysin ap-ak, kar misali,
Dağ keçisi derisinden,
Yatağına bir dev sığar,
Gövden son gümüş lakaplı,
Boynuzlarına som gümüşten kılıflar giydirilmiş...
Okun, sağlam kızılcık ağacı özündendir.
Yayın, akceviz ağacındandır,
Başını salladığında,
Ormanlar uğuldar...
Eyvah!.

O anda vahşi hayvanlar inlerinde titrerler
Bütün yakarılarımız
Mezitha içindir...

Aynı biçimde bereket tanrısı Thağeleç'in adına birkaç Huaho söylenmiştir. Yoksullukla boğuşan, yoksulluktan korkmayan bir emekçi gibi tanımlanmıştır Tanrı Thağeleç.

Puta tapıcılık döneminin kimi tanrıları güç bir gelişim yolu kat ederk çağ çağ Adiğe Nart Destanlarının kahramanları olmuşlardır. Özellikle bu durumu Tlepş tipinde izleyebiliriz. Tlepş puta tapıcılık yakarışlarında "Ateş Tanrısı" olarak tanımlanmıştır. Son çağlarda ise Ateş Tanrısı karakterleri giderek belirginliğini yitirmiştir. Tlepş'in kişilği çiftçilere saban, çapa, kazma, orak ve işçilere metal araçlar sağlayan bir anlam ve çizgiye ödnüşmüştür. Bu çizgi Tlepş'in destanlar içindeki gelişiminin ikinci aşamasıdır. Üçüncü aşamada Tlepş, demircilik sanatının koruyucusu olarak görülür. O artık Nartların demircisi, belli bir yaşam biçiminin sözcüsüdür. Giderek destanlarda zanaatkar bir tipe, insana özgü korku ve tutkuları olan bir kişilğe bürünür. İnsanlar için söylenen onun içinde söz konusudur artık. Örneğin Seteney Guaşe ile hakkında çıkartılan dedikodular, nerede ise çağdaş insana söylenebilen dedikodulara benzemiştir. Adiğe halkı giderek kendinden saydığı bu tipe artık Huaholar sunmaktadır. Tlepş iş aracı üreticisi olarak, demirin ortaya çıkmasıyla demircilerin piri, demirciliğin koruyucusu durumuna gelmiştir. Bu dönüşüm Adiğe Folklorunun en ilginç dönüşüm biçimlerinden biridir.

Proto-Çerkes Halkı ve bu halkın bir boyu olan Proto-Adiğeler; suya ateşe, bitkilere, giz dolu ormanlara, kayalara, gök gürültüsüne ve yıldırıma tapmışlardır. Adiğelerin eski tapınma biçimleri "Thale'u" tanrıya yalvarış, belirli bir tanrı onuruna kurban kesme törenleri ve Huaho okuma biçiminde bir ayini kapsardı. Her türlü yakarış ve ağıta müzikal recitatitivelerle veya Huaholarla ve bir dizi anlamı olmayan sözlerle eşlik ederlerdi. Yakarış ve ağıtlarla veba, çiçek, humma ve benzeri hastalıklardan korunömayı, yeni doğan bebekleri kem gözlerden saklamayı amaçlarlardı. Kuraklık yıllarında Thağeleç'e yapılan yakarışlarla "Hantso Guaşe" şarkısı ile yağmur getirmeye uğraşırlardı. Bu şarkının diğer Kafkas boylarında değişik veryantlarla, değişik sözlerle bugün bile yaşadığını çoğu kişi bilmektedir. Örneğin abazince söylenen (Dzivara) şarkısının bugün uzunyaylanın Abazin köylerinde, Hantsa Guaşe şarkısının Kabartay varyantınında Kabartey köylerinde bilindiği görülmektedir. Kaybolan hayvanların kurtlar tarafından parçalanmaması için özel sihirli sözler, "Hapeşcıpkhe" kurt ağzı bağlamaya çalışırlardı. Bugün bu gelenekler ve yağmur dualalrı islami inançla birleştirilmiş olup, kimi arapça dualar okunark hala uygulanmaktadır.

Başka bir dramatize edilmiş tören ise "Çapşakue"dir. Yaralının veya hastanın uyuması halinde canının onu terk edeceğine inanırlardı. Bu törenle ilgili olark F.Torneau şöyle der; "Çerkesler ölümü, ağır yaralının veya hastanın yanından kovamak için odada bulunan değerli eşyaları çıkartırlar, odanın girişinde her gelenin birkaç kez çarpacağı bir biçimde saban demirleri yerleştirilir, ziyaretçiler topluca gelip hastanın yanına girdiklerinde hep birlikte yüksek sesle gürültü yaparlardı. Genç kızlarda töre elbiselerini giyip törene katılırlar, çeşitli dans ve şarkılarla hastanın uyumaması sağlanırdı." Bu gün bu gelenek daha insancıl, daha sevecen bir değişime uğrayarak uygulanagelmektedir. Bilindiği gibi geceleri hastanın sıkıntıları daha çok artar. Hele kırık çıkık içinde yatan bir hastanın sıkıntısı ile kırık kemiklerini oynatamamasının, uyuyup olumsuz ve zaralı yapmasının önlenmesi düşünüldüğünde, hastanın yanında düzenlenen eğlencelerin önemi ve anlamı daha iyi anlaşılmaktadır.

Eski Adiğe ayinleri ve sembolik törenleri arasında dramatize edilmiş bir temsil olan "Ajağafe" keçi dansının önemli bir yeri vardı. Hayvancılık ve tarım takvimine bağlı Adığe ürün ve hasat bayramları totemizm tasavvufuna dayanan Ajağafe oyunları ile süslenirdi.

Şarkı ve huaho'ların başka bir bölümü ise düğün ve evlenme törenleri ile ilgilidir. Bu huaho'ların genellikle gelinler üzerine söğlendiği görülmektedir.

Eski folklora genelde animizm ve sihir-büyü bağlıdır. Dünyadaki eski folklor değerleri aynıdır. Bu nedenlehayvan tipleri, canavar kahramanlar çok ilginç ve çok boldur. Huaho ve şarkılar herzaman yapısal bir gelişme, düzenli bir kompozisyon göstermezler. Ozanca bir işlemde yoktur. İnsan ve hayvan karşılaştırılmaları sonucunda bu şiirlerde ozanca bir usluba rastlanmaz. Ayrıca bu şiirlerde insan unsuru henüz pasiftir. Gücünün farkında değildir. Daha başka bir değimle olaylarda insanoğlu henüz bir eğlem içinde değildir.

Nartlar'la ilgili Adığe Destanları belli bir düzen ve ozanca bir usluba bağlanırken mitoloji ve masal süjelerine ayrılırlar. Bu suje ve motifler destanlarda yeni kahramanlık biçimleri kazanır. Kahramanlık eülemleri insanın emri altına girerler.

M.Ö. I. binin başlarında Meot boylarının sosyo-ekonomik yaşamında ilginç değişimler olmuştur. Artık yeni bir çağa gelinmiştir. Demir kılıç, demir saban, demir balta çağıdır bu çağ. Ekmek üretimi yalnız gereksinme için değil, bunda böyle satmak için de yapılmaktadır. Yayla besiciliği, yılkı atçılığı ve koyunculukta yeni boyutlara ulaşmıştır. Demircilik ve keramik sanatı belli özellikler gösteren ekoller haline gelmiştir. Zanaat gelişmiş, ticaret yeni sahalara yayılmıştır. Bu arada Sind-Meot boylarında etnik konsültasyon (pekişme) oluşmuştur. Bu yeni çağ halk şiirinde ve sanatta yeni bir anlatım biçimi zorlamıştır. Nart destanlarının giderek daha derli toplu bir biçimde söylenmesi için ileriye yönelik ilk atılımları getirmiştir.

Bu toplumsal yaşam biçiminde diğerine geçilirken bu geçitin halk sanatının gelişmesinde önemli bir rol oynadığı bilinen bir gerçektir. Nart destanlarının doğuşu böyle bir geçiş dönemine rastlamaktadır. Destanlar halkın anonim yapısıdır. A. Maxim Gorki'nin de belirttiği gibi ilk çağların sözlü edebiyatında emekçilerin deneyimleri, düşünce sistemlerinin canlandırılması üslüpları kollektif gücün uyarısıdır. Nart destanları toplumsal gücün uyarısı biçiminde oluşmuştur. Öte yandan bu destanlar halkın kahramanlığıdır. Toplum ilkel kabile yapısı kabuğunu değiştirirken Nartlarla ilgili olarak anlatılanlar evrensel düşünce ve görüşleride yansıtmıştır. Destanlarda halk kendi amacını ve idealini yansıtırken, kendinide betimlemiştir. Sanatsal yansımadaki bulguların, Nart destanlarının çeşitli aşamalarının yansıması olduğu konusunda hemen tüm destan araştırmacılar birleşmektedir. V.I.Abaev, V.P. Semenova, E.I. Kurpanov, Prof. Yinalipa Şalva, Hadağatle Asker, Meremkul Vlademir, Şortan Askerby, vd. araştırmacıların ısrarla belirttikleri bir özellik vardır. "Nart Destanları" nın anlatımlarının temeli net bir biçimde kendi çağının özünü yansıtmaktadır.

Nartlarla ilgili anlatımlarda (Matriarkal) temelden başlayarak, feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönemde kalma izleri ve akraba ilişkilerinin anlatılması gibi çeşitli toplumsal biçimler işlenmektedir. Özellikle ataerkil kabile organizasyonu, kendisinden sonraki köleci toplum elementleri ile ve hatta feodalite ile katmerleşiş olarak açıkça canlandırılmıştır. Kabile sisteminde feodalizmin ortaya çıkmasına dek geçen dönem destanlarda açıkça izlenebilir. Destanlarda ne denli anaerkil yaşam izleri görülüyorsada anlatılanlardan çoğu ataerkil (patriarkal) aşama ile ilgilidir. İlkel toplum sisteminin asker yada savaş demokrasisi adını verebileceğimiz ayrışma dönemi net bir biçimde destan textlerinden izlenebilmektedir.

Adiğe halk destanları artık sözlü anlatım çağlarını çok gerilerde bırakmıştır. Bugün artık hiçbir halk anonim destan üretmemektedir. Üretilen bütün halk destanları yazılı edebiyata katılmıştır. Adiğe halk destanlarında Hadağtle Asker, Şortan Askerby, Kardenğwc Zeramuk gibi yetenekli ve özverili araştırmacıların paha biçilmez çalışmaları ile yazılı Kuzey Kafkasya edebiyatının temeli olacak biçimde arşivlere ve kitaplıklara maledilerek yok olmaktan kurtarılmıştır. Bu konuda Karaçay-Çerkesli araştırmacı Meremkul Vladimir'in bir tanımlamasını aktarmadan geçemeyeceğim. "İnsanoğlunun ısınma, aydınlanma için Sosrikuaya borçlu olduğu ateş varyantı, binlerce yılın ötesinde, Abazin halk destanları içindeki Sosrikuanın kişiliğini aydınlatmakta ve tarinin karanlıklarından günümüze getirmektedir". Ben bu tanımlamayı daha da genişleterek şöyle diyorum: "Nart destanları, binlerce yılın katmanları ve karanlıkları ardında kalan Kuzey Kafkasya sözlü edebiyatını, sanatını, folklorunu, geleneğini, kısacası, Kuzey Kafkasyalıların kökleri binlerce yıla uzanan yaşam felsefesini aydınlatarak Sosrikua'nın insanlığa ateş sunması gibi evrensel kültüre ve çağdaş insana sunmaktadır.


Alıntı: http://www.circassiandiaspora.com