Gönderen Konu: Vubıhların Sonuncusu  (Okunma sayısı 818 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Vubıhların Sonuncusu
« : 17 Şubat 2011, 09:34:07 »
Vubıh Hatajuk üzüntülüydü.

Birkaç ay oluyordu ki , binlere varan soydaşlarıyla birlikte Karadeniz'e gelip yetişmişlerdi.

Yurtlarından sürülmüş zavallıların çektikleri acı sonsuzdu.

Yüzlerce insan ölüyordu...Hayvanlar açlıktan yok oluyorlardı...Geçtikleri yol denize kadar ölenlerin kemikleriyle örtülmüştü.

Kıyıya gelinceye dek Hatajuk babasıyla annesini toprağa vermişti.Soğuğa , açlığa ve pekçok yoksunluklara dayanamayan iki küçük kardeşiyle kız kardeşi de burada öldüler.

Hatajuk yetim kaldı.

Ünü bütün dağlara yayılmıs olan ailesi tamamen yok olup silinmişti.Ezilmiş , fakat eğilmek bilmeyen Hatajuk , düşman elinde kalmak istememişti.

Tasali geçitlerle alçakgönüllü kayalardan:

-İstanbul'a , İstanbul'a..

Sesleri yükseldiği zaman onun yüreği heyecanla çarpmaya başlamıştı.Bu ses onun bütün varlığını kaplamaya yetmişti.

Yaşlılara ve kadınlara bile acımayan acımasız saldırgandan uzaklaşmak , zaman varken gitmek , kutsal değerlerimizi aşağılamadan , kız ve erkek çocuklarımızı alıp götürmeden...Kendi yasa ve geleneklerini uygulamadan...Gitmek , uzaklaşmak...

Ve Hatajuk , onlarla , yüzlerle , binlerle soydaşlarına katılarak deniz kıyısına doğru yol aldı...

Kalbinin iniltisini boğarak , o doğma yuvasını , atalarının kutsal mezarlarını , evini , topraklarını , hayvanlarını , kanlı alın teriyle sulanmış ekinlerini , birkaç soyun emeklerinden alınmış ürünleri , hepsini oldugu gibi bırakarak , en gerekli şeylerini aldı ve kendi gibi soydaşlarından oluşan insan akımına karışarak denize doğru hareket etti.

Her tarafda gördüğü şey , ulusunun yok oluş izlerinden , yıkıntıdan yağmadan ve hiçlikten ibaretti.

İnsan seli hızla ilerliyordu.

Çabuk , çabuk uzaklaşmalı!..

Mandaların sesi , atların kişnemesi , koyunların melemesi , köpeklerin havlaması , kadın ve çocukların ağlaması , yurdundan uzaklaşan ulusun doğma dağlarından ayrılmasını anlatan acıklı şarkılar , lanet , öfke ve kin bütün bunlar sabahtan akşama değin havada uçuşup duruyordu...

Bütün bu ses ve kesmekesin dışında , derin bir anlam ile dolu , bütün umutları , istekleri , yasamı kendisinde toparlayan birşey egemendi , bunu herkes bilemiyordu , fakat gizemli , çekici insana yakın ve doğal birşeydi.

-İstanbul'a...İstanbul'a!...

İşte deniz.Mavi , sonsuz , sonu görünmeyen engin bir deniz...

Hatajuk kader arkadaşları ile birlikte belirtilen saati bekliyor.

Bekliyor ki , kendisinin de sırası gelsin...

Çevresi ise hastalık ,açlık , dert ile kaplı.

Başını boynu üzerine eğerek düşünüyor.

Genç iken babasının sürüsünden bu atı nasıl seçtiğini , okşadığını koruyup büyüttüğünü anımsıyor...

Ve at , güzel bir at olmuştu.

Düzgün ayaklı , uyumlu vücutlu , gururlu boynu üzerinde duran küçük başıyla bu ata yarışmalarda hiçbir at yetişemezdi.Rakipleri Hatajuk'u kıskanırlardı.

Atlılar arasında kazandıgı ünün Hatajuk'a mı , yoksa ata mı ait olduğunu kestirmek güçtü.

Hatajuk hiç unutmuyordu.Birgün az daha mahvoluyordu.Düşman dört bir yandan onu sarmak üzereydi.Öyle ki o tanrıya son duasını bile yapmıştı , at üzerinde uçuyor ve ölümün yaklaştıgını seziyordu.Birden bir uçurumla karşılaştı.Sadık arkadaşı yıldırım hızıyla uçtu.

Hatajuk gerisin geri bakti , ona erişmek üzere olan düşman uçuruma yuvarlanmıştı...

Hatajuk mutluydu.Bu sadık dost onu hangi savaştan , hangi çatısmadan , baskından kurtarmamıştı ki...Hatajuk'un bütün yaşamı atıyla içiçeydi.Bu çelik yiğidin kalbini üzen tatlı anılar hep atıyla birlikteydi.

Şimdi ise ayrılmak zamanıydı.Herşeyin yitirildiği en agır dakikada...

Hatajuk çok acılıydı , birden arkadaşının boynuna sarılarak boğuk bir sesle ağlamaya bailadı.

* * *

O sabah Hatajuk çok erkenden kalkmıştı.Atını uzun süre yıkadı , temizledi , tımar etti.Sonra at kuruyunca gidip en yeni çerkes giysilerini giyindi , belini bağladı , babadan kalma yaldızlı tüfeğini omuzuna astı ve yavaş yavaş yürüdü.

Denizin derinliklerine doğru bir burun uzanıyordu , burunun bir yanında Çerkesler , diger yanında da Rus askerleri karargah kurmuşlardı.Ortada yeşil bir alan vardi.

Hatajuk bu alana çıktı.

Çevik bir at üzerinde baştan aşağı silahlı olan Hatajuk herkesin dikkatini çekti.Atını dört nala koşturmaya ve sonra da tüfeğini çıkarıp ateş etmeye başladı.

İnsanlar yerlerinden fırlamış , ona bakıyorlardı.

Binicisi atı kızdırmıştı.At tam hızla koşarken , birden durdurdu , yana , geriye eğiliyor , ayağa kalkıyor , sıyırma kılıçla belirsiz düşmana saldırıyor , ona darbe üstüne darbe indiriyor , sağıi , solu kasıp kavuruyordu.Kalpağını havaya atıyor ve yürürken tutuyordu , yere atıyor , kaldırıyordu.Atın bir yanından , öbür yanına sıçrıyor , ileriye, geriye ve yana atlıyor , hızla koşarak silahını çıkarıp dolduruyordu.

Binici , bir yiğidin bütün beceri oyunlarını oluşturan herşeyi yapmıştı , onun bu başarısını herkes alkışladı.Başarılı hareketlerin ata mı yoksa Hatajuk'a mı ait olduğunu anlamak ise imkansızdı.

Sonra Hatajuk yavaş yavaş düşman karargahında toplanmış olan kalabalığa yanaştı.Selam verdi , kendi diliyle anlatmaya başladı.Sözlerinin çevirisini yaptılar.

O atını almalarını teklif ediyordu.At iyi cins bir attı.Bu ata asla değer biçilemezdi.O , atını asla satmak istemezdi.Böyle bir atı kimse satmazdı fakat ne yazık ki o , atını yanında götüremeyecekti.

Herkes gülmeye başlamıştı.Birisi bir gümüş ruble teklif etti.

Bu gülüş yiğidin kulağına ağır ve hak etmediği bir hakaret olarak çarptı.Hatajuk'a öyle geldi ki , bu adamlar onun yaşamında en kutsal olan değerleriyle alay ediyorlardı.Gülüyorlar , fakat o gururlu bir yiğit olduğundan bu aşağılamalara dayanacaktı.

Hatajuk hiçbirşey demeden oradan uzaklaştı.

Başını yukarı kaldırdı.Burun çok ilerlere kadar uzanıyordu...Uzaklarda ise mavilik , gök mavisi denizle birleşiyordu.

Sonsuz mavi bir alan...

Dizini , göze çarpmayan bir hareketle ata dokundurdu , atın başını burna dogru çevirdi.Yavaş yavaş yürüdü.Burnun ta ucuna kadar geldi.Kamçı harekete geçti.Siyah ve sevimli at eğrildi , denize atıldı ve yüzmeye başladı , üzerinde oturanla birlikte dalgaların özgürce hareket ettikleri yere doğru yüzdü , yüzdü...

...Ve sonra denizin koynunda sonsuza dek kayboldu..

Alıntı: www.circassiandiaspora.com