Gönderen Konu: Sosrukonun Doğuşu  (Okunma sayısı 1147 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Sosrukonun Doğuşu
« : 17 Şubat 2011, 09:38:16 »
Bir gün, ince kaşlı Setenay dere kıyısında çamaşır yıkıyordu. Hep gelirdi buraya; gelir de yiğitlerin savaş zırhlarını temizlerdi. O gün, Nart köyünün çobanı derenin öbür kıyısında inekleri yaymış otlatıyordu. Çoban, Setenay'i gördü, donmuş gibi kalakaldı. Kendine gelince dere boyuna koştu.

Setenay yeni doğmuş ay kadar güzeldi. Beyazdı yüzü, yay kaşları incecikti. Çoban ''Ey güzeller güzeli Setenay. Kaldır gözlerini de bir bak bana'' diye seslendi. Ona büyük bir sevda ile tutulmuştu. Sevginin ateşi ile, kıyıdaki bir taşın üzerine çöküveren ince kaşlı Setenay'i de kara sevda almıştı.

Eli ayağı dolaşarak, çabucak ıslak çamaşırları toparladı, eve gitmek için ayağa kalktı. O vakit Nart köyünün çobanı ''Ey güzeller güzeli Setenay, senin kadın aklın, erkeklerin bilgeliğinden yücedir de niye bırakırsın bu taşı kıyıda? Al, onu da götür! '' Setenay onun bu öğüdünü tuttu. Sevdadan sarsılarak oturduğu o taşı aldı, evine götürdü. Kepek dolu bir sandığın içine koydu.

Zaman geçti, Setenay bir gün evinde bir gürültü duydu. Nereden gelebilir bu ses, diye düşündü, köşeye, bucağa baktı. Tuhaf şey; taşın olduğu yere yaklaşınca gürültü artıyor, uzaklaşınca azalıyordu. ''Hayret'' dedi Setenay, kulağını taşa koydu. Taşın içi uğul uğuldu. Demek, ses buradan geliyordu. Sesi boğsun diye taşın üzerine yün iplik sardı, yumak yaptı. Üç gün geçince bir de baksın ne görsün, iplikler kopu kopuvermişlerdi. Tekrar, tekrar sardı taşı, her defasında da aynı şey oldu. ''Hey, Yaşama Tanrısı Psatha, mutlu kılıyorsun sen beni! Taş büyüyüp duruyor boyuna'', diye Setenay sevinçle bağırdı, aldı taşı, sıcak ocağa koydu.

Taş, dokuz ay, dokuz gün ocakta kaldı, günden güne büyüdü, sıcaklaştı. Sonunda kıpkızıl kesildi. Alevler saçar oldu. O vakit Setenay, Demirciler Tanrısı Tlepş'e koştu. Ona, ''Bir sırrım var, açabilir miyim sana, Tanrım?'' diye sordu. ''Sanatımla, insanlara yardım ederim ben, fakat onlar da bana güvenmeli, şu benim balyozum, kıskaçlarım insanlara mutluluk vereyim diye değil mi? Balyozumun vuruşu, yaşamanın anlamı değil mi? İyilere yardım etmem mi ben?''

Tlepş de böyle sordu; güçlü sesinde alındığı seziliyordu. Setenay şüphesinden utandı, usulca ''Bir zorum var, saklamayı uygun bulmadım, insanlara anlatsam kimse inanmayacaktı. Ne edeyim ben şimdi'' dedi. Demirciler Tanrısı ''Çıkarını düşünmeden biri öğüt verirse, korkulacak bir şey yoktur. Aç bana, derdin neyse söyle'' diye karşılık verdi ''Söylemem, utanırım. Gel benimle, bir mucize göstereceğim sana''. ''Adam verdiği sözü tutar'' diye. Tlepş, gök gürültüsü gibi sesiyle konuştu ''İşi, sözü birdir er kişinin. Gel benimle, dedin. Haydi hazırım ben''.

Araçlarını topladı, demirhaneden çıktı. Setenay onu eve götürdü. Demirciler Tanrısı, kor gibi yanan taşı görünce şaşırıp kaldı. ''Aman Göklerin Tanrısı Uaşha. Ne acayip şey bu böyle? Çok şey gördüm ömrümde, çok şey işittim, böylesini hiç görmedim'' dedi. Alev saçan taşı demirhanesine götürdü. Yüreciği çarparak Setenay’de gelmişti peşinden. Güçlü Tlepş hemen şevkle, taşa balyozla vurmaya başladı. Yedi gün, yedi gece durmadan çalıştı. Setenay, balyozun her inişini sanki yüreğinde duyuyor, ağrılar içinde kıvranıyordu.

Sonunda taş parçalandı, parçaları dört bir yana dağıldı. İçinden bir küçük oğlan çocuğu çıktı. Yavrucuğun kızgın vücudundan kıvılcımlar sıçrıyor, duman yükseliyordu. Setenay her ananın yaptığı gibi yeni doğmuş çocuğu göğsüne bastırmak istedi. Bir çığlık attı birden bire, eli yanmıştı. Çocuk kucağına kaydı, eteğini yakarak bir delik açıp oradan yere düştü. Tlepş koca bir kıskaçla çocuğu boş böğründen tuttu, suya daldırdı, su cızıldadı, buharlar yükseldi. Demirciler Tanrısı, yedi kez suya daldırdı kızgın çocuğu, su yedisinde de fokurdadı durdu. Böylece Tlepş, çocuğa, vücudu çelikleşinceye kadar su verdi. Sadece kıskaçla tuttuğu boş böğürler sertleşmeden kaldı. Demirciler Tanrısı, mutlu Setenay'e ''al bakalım, çelik çocuğunu'' dedi gülerek.

Küçük çocuk, o günden sonra Setenay'in evinde, bir gün içinde öteki çocukların bir ayda büyüyemeyecekleri kadar çabucak gelişiyordu. Bir mucizeydi bu. Bilinen şey mucizeler rivayetlerin kaynağıdır. Nart köyünde çok kötü dedikodular dolaşmaya haşladı. Haber yaşlı Barimbuch’ya da ulaştı. Çok kızdı yaşlı kadın, öyle kızdı ki, hemen eteklerini toplayıp Setenay 'e yollandı. Evine girince ocakta oturan, korlarla oynayan çocuğu gördü. Çocuk yanan kömür parçalarını ağzına atıyor, sonra sönmüş olarak tükürüyordu.

Barimbuch, Setenay'e açtı ağzını, yumdu gözünü ''kötü kadınsın sen, kocan yok da nasıl oldu bu çocuğun? İlk önüne çıkanla ha?'' diye tehdit etti. ''Senin böyle bir çocuğun olsa sövmezdin'' diye sakin sakin cevap verdi Setenay. ''Evlatlığım o benim''. ''Evlatlığınsa, anası kim, peki'' diye bağırdı kocamış Barimbuch Setenay 'in sükuneti onu çıldırtıyordu. ''Öteki çocuklar gibi doğmadı o'' diye karşılık verdi.


Setenay ''Bir taştan doğdu. Adı bu yüzden Sosruko'dur yani yanan taşın oğlu''. O vakit Barimbuch öfkeden titreyerek ''Şeytan doğurdu onu, bütün Nart soyunun kökünü kurutacak. Mavi Göğün Tanrısı, Waşho'nun adına yemin ederim ki, onun hayatının başlangıcı, bir çok hayatın sonu olacak (*) kocakarı, Setenay 'in evinden çıkarken hala mırıldanıyordu. ''Cehennem dölü, keşke doğmasaydın! Madem doğdun, bari hiç büyümesen.''

Halkın dediğine göre Taşın Oğlu Sosruko adlı çocuk, işte böyle gelmiş Setenay 'in evine.

Alıntı: www.circassiandiaspora.com