Gönderen Konu: Arkeoloji kitapları  (Okunma sayısı 8707 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Doğu Anadolu Yayla Kültürleri
« Yanıtla #30 : 15 Ocak 2012, 12:57:04 »
Doğu Anadolu Yayla Kültürleri
Aynur Özfırat

Elinizdeki kitap Doğu Anadolu yüksek yaylasında tarıma dayalı yerleşik bir yaşam sürdürmüş olan M.Ö. 3.binyıl halkları ile binlerce yıldır silinemeyen izler bırakan Urartu Krallığı'nın M.Ö. 9.yüzyılda kuruluşundan birkaç yüzyıl öncesine kadar geçen süre içinde karşımıza çıkan karanlık dönemin bir değerlendirmesidir. Ovalar ve düzlükleri terkederek yaylalarda yaşamını sürdüren bu kültür, boyalı çanak çömleğiyle ve daha çok kurganları içeren büyük nekropolleriyle tanınır. Ekonomilerinin hayvancılığa dayalı olması nedeniyle yüksek yaylalardaki uçsuz bucaksız otlakları seçtikleri ve pastoral bir yaşam tarzı sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Transkafkasya ve İran Azerbaycanı kazılarından iyi bilinen bu kültürün ülkemiz sınırları içindeki varlığı, yayıldığı tüm coğrafyada olduğu gibi henüz çözülememiş birçok problemi bünyesinde taşımaktadır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Efes Arının Gizemi
« Yanıtla #31 : 15 Ocak 2012, 13:05:40 »
Efes Arının Gizemi
Sara Pardo

Maceramız, Anadolu’muzun batısında, Ege kıyılarının en güzel şehri olan İzmir’in Selçuk ilçesinde geçiyor. Ege kıyıları öyle güzel, toprakları öyle bereketli ki, binlerce yıl, doğudan batıdan, güneyden kuzeyden yüzlerce kavim buralara gelip yerleşmiş ve medeniyetler kurmuşlardır. İzmir ve civarının en az 8.500 yıllık tarihi vardır. İlk yerli halk, Lelegler ve Karlarmış. Aradan binlerce yıl geçmiş, M.Ö. 1200 yıllarından itibaren batıdan Aioller, İyonlar ve Dorlar gelip bir çok küçük kent kurmuşlar. Tüm antik kentler gibi bunların da birçok tanrı, tanrıça ve tapınakları varmış.

Zamanla, deprem, salgın hastalık gibi nedenlerden bu kentler terk edildi, geriye sadece harabeler kaldı. Birçoğu yeraltında tamamen kaybolurken, bir kısmı yıkık halde günümüze kadar ulaştı. İşte bizim hikayemiz böyle bir kentte başlıyor. Bugün, tüm dünyanın hayranlıkla gelip ziyaret ettiği muhteşem Efes ören yeri! Bir zamanlar, deniz kıyısında, Bülbül Dağı ve Panayır dağlarının vadisinde kurulmuş. İki limanı olan Efes şehrinin Küçük Menderes (Kaistros) nehri buradan denize dökülür ve taşıdığı topraklarla körfezi sürekli doldururmuş. Şehir, sekizinci yüzyılda tamamen boşalmış. Halk Ayasuluk’a taşınmış. 1869 yılında İngiliz James Turtle Wood, şehrin dışında bulunan ve bugün antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan “Artemis Mabedi”ni keşfetti. 1895’te Avusturyalı arkeologlar kazılara başladı ve birçok eseri kazarak buldular. Bugün hâlâ şehrin sadece 1/3’ü ortaya çıkarılabilmiştir.
Haydi gençler! Artık hikayemizi okumaya başlayalım ve biz de Efes’i gezelim.

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Efeso El Misterio de la Abeja
« Yanıtla #32 : 15 Ocak 2012, 13:07:52 »
Efeso El Misterio de la Abeja
Sara Pardo

Maceramız, Anadolu’muzun batısında, Ege kıyılarının en güzel şehri olan İzmir’in Selçuk ilçesinde geçiyor. Ege kıyıları öyle güzel, toprakları öyle bereketli ki, binlerce yıl, doğudan batıdan, güneyden kuzeyden yüzlerce kavim buralara gelip yerleşmiş ve medeniyetler kurmuşlardır. İzmir ve civarının en az 8.500 yıllık tarihi vardır. İlk yerli halk, Lelegler ve Karlarmış. Aradan binlerce yıl geçmiş, M.Ö. 1200 yıllarından itibaren batıdan Aioller, İyonlar ve Dorlar gelip bir çok küçük kent kurmuşlar. Tüm antik kentler gibi bunların da birçok tanrı, tanrıça ve tapınakları varmış.

Zamanla, deprem, salgın hastalık gibi nedenlerden bu kentler terk edildi, geriye sadece harabeler kaldı. Birçoğu yeraltında tamamen kaybolurken, bir kısmı yıkık halde günümüze kadar ulaştı. İşte bizim hikayemiz böyle bir kentte başlıyor. Bugün, tüm dünyanın hayranlıkla gelip ziyaret ettiği muhteşem Efes ören yeri! Bir zamanlar, deniz kıyısında, Bülbül Dağı ve Panayır dağlarının vadisinde kurulmuş. İki limanı olan Efes şehrinin Küçük Menderes (Kaistros) nehri buradan denize dökülür ve taşıdığı topraklarla körfezi sürekli doldururmuş. Şehir, sekizinci yüzyılda tamamen boşalmış. Halk Ayasuluk’a taşınmış. 1869 yılında İngiliz James Turtle Wood, şehrin dışında bulunan ve bugün antik dünyanın yedi harikasından biri sayılan “Artemis Mabedi”ni keşfetti. 1895’te Avusturyalı arkeologlar kazılara başladı ve birçok eseri kazarak buldular. Bugün hâlâ şehrin sadece 1/3’ü ortaya çıkarılabilmiştir.

Haydi gençler! Artık hikayemizi okumaya başlayalım ve biz de Efes’i gezelim.

Efeso Il Mitero dell' Ape
The Mystery of the Bee
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Epi- Paleolitik Dönem Konar- Göçerlikten Yerleşik Yaşama Geçiş Türkiye'de Son Avcı- Toplayıcılar
Metin Kartal

Günümüzden yaklaşık 80 bin yıl önce başlayan son buzulaşaması (Würm), insanoğlunun doğaya karşı vermiş olduğu en çetin yaşam mücadelesine sahne olmuştur. Yaklaşık
22/20 bin yıl öncesine gelindiğinde, bu son buzul aşamasının iklimsel açıdan en soğuk olan doruk noktasına ulaşmıştır. Bu tarih, Yakındoğu coğrafyasında Epi-paleolitik dönemin
başlangıcıdır. M.Ö. 10 binlere gelindiğinde ise Würm buzulaşaması sona ermiş ve içinde bulunduğumuz buzularası (Holosen) döneme girilmiştir.

Avrupa kronolojisine göre buzularası ile başlayan bu yeni iklimsel, ekolojik, sosyolojik, ekonomik, kültürel ve teknolojik gelişmeler, batılı araştırıcılar tarafından Mezolitik Çağ olarak isimlendirilmiştir. Yakındoğu ve Anadolu’da zamanın şartlarına göre mutlak tarihlendirme çalışmalarının olmadığı ya da yetersiz olduğu 20. yüzyılın ikinci yarısının başlarında, sadece materyal kültür belgelerinden yola çıkılarak Avrupa ile yapılan karşılaştırmalar, Mezolitik teriminin yanlış bir biçimde Yakındoğu ve Anadolu’nun mikrolitikli endüstrileri için de kullanılmasına yol açmıştır. Oysa Yakındoğu ve Anadolu’nun
yoğun mikrolitikli endüstrilerinin ortaya çıkması M.Ö. 20 bin civarında gerçekleşmiştir.

Bu çalışlma, yukarıdaki paradoksun detaylarını incelemek ve sorgulamakla birlikte, insanlığın avcılık ve toplayıcılık aşamasının Neolitik yaşam öncesindeki sürecini de geniş bir biçimde yansıtmaktadır. Çalışmanın diğer bir etabı, Anadolu’nun (Trakya dahil) Epi-paleolitik dönemine ait yerleşim yerleri ve buluntu toplulukları üzerine yoğunlaşmıştır. Son olarak, Anadolu Epi-paleolitiğinin anahtarı konumunda olan Öküzini Mağarası, tüm detaylarıyla açıklanmaya çalışılmış, ayrıca, kültürel açıdan Anadolu ile diğer komşu coğrafyalar arasındaki ayrılan ve benzeşen taraflar dile getirilmiştir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Eskiçağ'da İstanbul'da Balık ve Balıkçılık
« Yanıtla #34 : 15 Ocak 2012, 13:25:46 »
Eskiçağ'da İstanbul'da Balık ve Balıkçılık
Oğuz Tekin

Eskiçağ’da Byzantion adını taşıyan İstanbul’un tarihinde balıkların ve balıkçılığın çok önemli bir yeri vardır. Boğaz (Bosporos) üzerinde kurulmuş olması nedeniyle, Byzantion, ton, palamut ve uskumru gibi göç eden balıkların avlanmasında, gıda olarak tüketilmesinde ve ihracında Eskiçağ’ın en önemli merkezlerinden biriydi. “Ton balığı yurdu” olarak ün yapan bu koloni kentinin salamura (tuzlama) balığı hemen her yerde tavsiye ediliyordu. Ne yazık ki, yunus balığı avının da en yoğun yapıldığı yer Byzantion’du. Nitekim kaynaklarda bir yandan Byzantionluların zalimce yaptıkları yunus avı anlatılırken, öte yandan Byzantionlularla yunuslar arasında geçen sevgi dolu karşılıklı duygusal öykülere de yer verilmiştir. İstanbul’un en büyük koyu olan Haliç’in “Altın Boynuz” olarak tanınmasının nedeni ise palamut balıklarıydı. Bu kitapta, Byzantion’da avlanan ve tüketilen balıklar, balık avı, balık pazarları ve balıkçılar loncası gibi konular Antik Çağ yazarlarının eserlerinden aktarılan ilginç bilgiler ışığında ayrıntılı bir şekilde sunuluyor.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Eskiçağ Rehberi
« Yanıtla #35 : 15 Ocak 2012, 23:59:40 »
Eskiçağ Rehberi
Alper Can

Eser zaman olarak MÖ 4. bin yılın sonlarında yazının bulunuşundan MS 313’te yayınlanan Milano Fermanı’na kadar geçen süreyi kapsar. Bu sürenin dışında kalmasına rağmen Anadolu’daki bazı önemli tarih öncesi yerleşimler esere dahil edilmiştir. Kapsama giren coğrafik bölgeleri bir çırpıda söylemek gerekirse Akdeniz Dünyası denebilir. Ancak antik çağdaki Akdeniz dünyasının ırmaklar vasıtasıyla erişilebilen karaların iç kısımlarını da kapsadığını akılda tutmak gerek. Böylelikle sınırlarımız Akdeniz kıyılarından güneyde ve kuzeyde biraz daha içerilere uzanır. Ayrıca ilk kentlerin, ilk devletlerin kurulduğu bölge olan Mezopotamya’nın böyle bir eserde kapsam dışı kalması düşünülemez. Böylelikle İber Yarımadası ile Hazar Denizi arasında kalan bölgeyi Kuzey Afrika’yı da dahil edecek şekilde çizilecek elips coğrafik kapsamımızı oluşturmaktadır. Doğu sınırımızı Hazar Denizi ile Basra Körfezi arasına çizilen çizgi oluşturuyor. Bu yüzden Part Krallığı ve Baktria ile ilgili maddeler kapsam dışında bırakıldı. Konuyla ilgili bazı coğrafi adlar (nehir, dağ, göl) da esere dahil edilmiştir.

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Felsefeden Ekonomiye Antik Yunan Dünyası
« Yanıtla #36 : 16 Ocak 2012, 00:02:07 »
Felsefeden Ekonomiye Antik Yunan Dünyası
Nahit Bilgin

- Antik Yunan'da ekonimi ne durumda idi?
- Devlet nasıl yönetiliyordu.
- Adalet mekanizması olan mahkemeler nasıl çalışıyor ve oluşuyordu?
- Yasama, yürütme kurumları nasıl görev yapıyordu?
- Parlamento, hükümet ve mahkeme görevlileri nasıl işbaşına geliyordu?
- Dinsel inançların ve tapınakların toplumdaki yeri ne idi?
- Nasıl bir eğitim sistemi vardı?
- Günlük yaşantı ve insan ilişkileri nasıldı?
- Ailenin durumu nasıldı?
- Kölelik kurumu nasıl oluşmuştur?
- Kölelerin toplumdaki yeri ve ödevi ne idi?
- Demokrasi var mıydı?
- İnsanlar düşüncelerini özğürce söyleyebiliyorlar muydu?
- Demokrasi anlayışı kölelik ile nasıl bağdaştırılıyordu?
- Demokratik haklardan herkes yararlanabiliyorlar muydu?
- Askerliğe bakış açısı nasıldı ?
- Tragedya ve komedyaların konuları ne idi?
- Bu konularda dönemin filozofları neler düşünüyorlardı?
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Galaterra - Galya'dan Galatya'ya
« Yanıtla #37 : 16 Ocak 2012, 00:03:30 »
Galaterra - Galya'dan Galatya'ya
F. Tansu Salman

Büyük İskender'in ani ölümüyle başlayan savaşlar, imparatorluğu yok olmaya doğru götürmekteydi. Orta Avrupa'da yaşamakta olan Kelt asıllı Galyalılar bu savaşları çok yakından takip ediyorlardı. Druidlerin kehanetleri doğu ışığını göstermişti. İskender'in son iki generalinin de ölmesinden sonra, Makedonya ve Anadolu'da beliren otorite boşluğ undan yararlanan Galyalılar doğuya doğru büyük bir göç hareketine başladılar.

Makedonya ve Trakya'yı işgal ettikten sonra, M.Ö. 277 yılında boğazları geçerek Küçük Asya'ya geldiler. Galyalılara burada Galatlar denildi. Anadolu'da imparatorluğun yıkılmasından sonra ortaya çıkan yeni krallıklarla hem savaştılar, hem de anlaştılar. Sonunda Orta Anadolu'da, Galatya adını verdikleri bir bölge onların yeni yurtları oldu. Pessinus'da yeni bir Drunemeton kurdular. Anadolu'da ana tanrıçayla tanıştılar ve onun koruyuculuğunu üstlendiler.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Geç Antikçağ'da Hıristiyanlık
« Yanıtla #38 : 16 Ocak 2012, 00:04:54 »
Geç Antikçağ'da Hıristiyanlık
Turhan Kaçar

M.S. II. yüzyıl Hıristiyanlığı içerisinde Hz. İsa’nın tabiatı üzerine başlayan entellektüel tartışmalar özellikle IV.-VI. yüzyıllar arasında Akdeniz dünyasını derinden sarsmıştır. Bu tartışmaların çoğunun İznik, Efes, Kadıköy, Antakya gibi Anadolu kentlerinde yapılmış olması dolayısıyla bu kitap Eskiçağ Anadolusu’nun çok önemli fakat akademik çevrelerimizce hayli ihmal edilmiş bir dönemine, Geç Antikçağ’a ışık tutmayı amaçlamaktadır. Diğer yandan, Avrupa Birliği’ne girme planları yapılan ülkemizde, Birliğin kültür katmanları arasında özel bir konuma sahip olan Hıristiyanlığın tarihi gereğince bilinmemektedir. Elinizdeki eserin bu bağlamda ülkemiz aydınlarını Hıristiyanlık tarihiyle buluşturarak, günümüzde gittikçe yoğunluk kazanan dinler ve medeniyetler arası diyalog söylemlerine akademik bir boyut kazandıracağı inancındayız.
midena pro tou telous makarize