Gönderen Konu: Dram Türü  (Okunma sayısı 1147 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Dram Türü
« : 19 Ocak 2012, 14:17:01 »
Tiyatroda dram, geleneksel ağlatının zamanın gelişmesine uygun olarak gösterdiği evrimle ortaya çıkmıştır. Tiyatro gerçeğe yaklaştıkça, ister istemez ağlatının bazı özelliklerinden vazgeçmek zorunda kalmış, böylelikle yerine dram türü çıkmıştır. Ağlatı ile dram arasındaki en önemli başkalık, artık kahramanların kapalı, dar, dış dünyayla ilişkisiz çevrede yaşamaktan çıkıp, belli bir çevrenin, belli bir çağın somut koşulları içinde yer almasıdır. Kahramanlar, ağlatıdakinin tersine, dramda artık günlük yaşamın tam içindedirler; durumları, davranışları günlük yaşamın koşullarıyla belirlenir. Kısacası, geleneksel ağlatının ayağı yere basınca ortaya dram çıkmıştır. Dram kahramanını belli bir toplumsal durumu, bu durumdan ileri gelen davranışları vardır. Dramatik yapı, duygulardan, tutkulardan çok, kahramanın içinde yaşadığı toplumsal koşulların etkisiyle kurulur. Bundan dolayı dram sinema izleyicisine ağlatıdan daha yakındır, çünkü içinde yaşadığımız günlük gerçeğin ürünüdür.

Dramda da kahraman olağanüstü bir durumla karşı karşıyadır. Toplumsal yapısının, bilincinin, kendini çevreleyen koşulların elverdiği ölçüde bu olağanüstü durumu yenmeğe uğraşır. Bu, kahraman ile onu çevreleyen somut koşullar arasında bir güç denemesidir, bir sınavdır. Dram kahramanı bu güç denemesi sırasında kendi kendini daha iyi tanır, güçlü ya da güçsüz yönlerini öğrenir; elindeyse, güçsüz yönlerini güçlendirmeye çalışır. Dramın amacı da, ortaya böyle olağanüstü bir durum koyup, kahramanı bu olağanüstü durumla karşı karşıya getirmek, bu güç denemesini anlatmak, bu güç denemesinin sonunda kahramanın hangi noktaya, neden geldiğini açıklama Kahramanın, sonunda yenik düşmesi ya da üstün gelmesi önemli değildir. Dram türündeki filmlerin dramatik yapısını sağlam temellere oturtmak önem taşır. Genellikle ağlatıda önem kazanan bütün öğeler, dramda da önem taşır, ama sinemacı gerçeğe daha yakın bir yapıt ortaya koymak amacıyla, bu öğeleri daha ölçülü olarak kullanır. Dram türündeki filmlerin genel temposu da ağlatıdaki kadar yavaş değildir; birbirinden değişik nitelikteki görünçlüklere uygun, gerçek yaşamın akışına denk düşen dizem görülür.

Dram Filmleri ciddi konuları ele alır, gerçek karakterlere, gerçek yerlere, gerçek yaşam koşullarına ve gerçek hikayelere sahiptirler. Bir dram filmi bize bir insanın en iyi halini, en kötü halini ve bunlar arasında olan her şeyi gösterir. Dramatik filmler sinemadaki en geniş türe sahiptir. Melodramlar ve epik filmler de bu türün içine girerler.

Dramatik konular çoğunlukla içinde bulunulan durumu, sosyal yaraları, problemleri ya da adaletsizlikleri örneğin ırk ayrımı, dinsel hoşgörüsüzlüğü, uyuşturucu bağımlılığını, yoksulluğu, politik rahatsızlıkları, gücün etkisini, alkolizmi, cinsel ayrımı, akıl hastalıklarını, kadınlara karşı kullanılan şiddeti ya da zaman içinde meydana gelmiş diğer büyük olayları ele alabilir.

Dram filmleri sosyal problemlerle gerçekçi ve samimi bir yolla başa çıkarlar. Çok farklı zamanlardan iki film akıl hastalıkları ve akıl hastalıkları ile olan kurumları ele almışlardır. Bunlardan biri Olivia de Havilland'ın yer aldığı The Snake Pit (1948) diğeri ise Jack Nicholson'ın yer aldığı One Flew Over the Cuckoo's Nest (Guguk Kuşu) (1975). Gençlikte yapılan hatalar, gençlik çeteleri ve gençlik ayaklanmaları ise Dead End (1937), The Wild One (1953), The Blackboard Jungle (1955) ve Rebel Without a Cause (Asi Gençlik) (1955)'un konuları arasındadır. Yahudiler'e karşı olanları konu alan filmler arasında ise Gentlemen's Agreement (1947) ve Crossfire (1947) yer alır.

Irkçılık ile ilgili filmler ise Hollywood'un ilk suçlayıcı filmleri ile başlar. Home of the Brave (1949), Bad Day At Black Rock (1955) (Japonlar ve Amerikalılar arasındaki ırkçılık konu alınır), The Defiant Ones (1958), Guess Who's Coming to Dinner (1967), In the Heat of the Night (1967) ve Spike Lee's Do the Right Thing (1989).

New York'un sert ve ulaşılmaz rıhtım işçilerini anlatan Amerikan filmi On the Waterfront (Rıhtımlar Üzerinde) (1954) ya da Martin Scorsese'un New York 'ta yaşayan ve hayatını ümitsiz bir şekilde yalnız olarak geçiren bir taksiciyi anlattığı Taxi Driver (1976). Japonların ünlü klasik filmi Rashomon (1951) ise 12. yüzyılda geçen şiddet, cinayet ve tecavüzü farklı dört kişinin gözlerinden izleyiciye yansıtır.


'Sanık Ayağa Kalksın' Filmleri

Mahkemelerde geçen dramlarda ise hakimler, avukatlar, suçlular ve tanıklar bulunur. Bu filmlerde süpriz kurbanlar, psikolojik çöküşler konu alınır. 12 Angry Men (12 Öfkeli Adam) (1957), Witness for the Prosecution (1957), Anatomy of a Murder (1959), Compulsion (1959), askeri mahkemeyi konu alan Herman Wouk'un aynı isimli oyunundan uyarlanan The Caine Mutiny (1954) (bu filmde Captain Queeg rolündeki Humphrey Bogart unutulmaz bir performans sergilemişti), Inherit the Wind (1960), Nazileri konu alan sosyal bir dram filmi Judgment at Nuremberg (Nuremberg Mahkemesi) (1961) ya da Pulitzer ödüllü Harper Lee'nin kitabından uyarlanan ve bir siyahın tecavüzden yargılanmasını anlatan To Kill a Mockingbird (Bülbülü Öldürmek) (1962) bu filmler arasındadır.

Kramer vs. Kramer (Kramer Kramer'e Karşı) (1979) ise bir babanın çocuğunun vasiyetini ele geçirmeye çalışmasını konu alır. Avusturya yapımı bir film olan Breaker Morant (1980) mahkemelerde geçen başka bir filmdir. Bu film Güney Afrika savaşında başkalarının suçlarını üstlenen askerlerin gerçek hayatlarını anlatır. Ödüllü dram The Verdict (1982)'in başrollerinde Paul Newman yer alır. Filmde alkolik bir avukatın tıbbi yolsuzlukları ortaya çıkarması anlatılır. A Soldier's Story (1984)'de 1940'larda yaşayan bir askerin mahkemesi konu alınır. A Few Good Men (Birkaç İyi Adam) (1992)'de bir albay ve iki genç avukat arasındaki adli mücadele anlatılır. Jonathan Demme'in 1993 yılındaki AIDS ile ilgili dramı Philadelphia'da ise AIDS'e karşı olan bir kuruluşa karşı açılan dava anlatılır.

Politik Dramalar Politik dramların içine Frank Capra'nın iki politik filmi Tracy/Hepburn çiftinin yer aldığı State of the Union (1948) ve bir senatörün politik bozulmaya karşı verdiği mücadeleyi anlatan Mr. Smith Goes to Washington (1939) da giriyor. Bozulmuş bir senatörü anlatan All the King's Men (Kralın Adamları) (1949) ve tartışmalı bir film olan The Manchurian Candidate (1962) yine politik dramlardandı. Robert Redford'ün başrollerinde oynadığı The Candidate (1972) politik kampanyaların güçlüğünü anlatırken, Oliver Stone'un suikastçi etrafında dönen dramı JFK (1991) Başkan Kennedy'nin ölümüne ait gerçekleri anlatır.

Dramatik filmler gazetecilik etrafında da döner. Gerçek hayatta Watergate skandalı ile büyük bir işe imza atan Bernstein ve Woodward'ın araştırması All the President's Men (Başkanın Adamları) (1976), Network (Şebeke) (1976), Absence of Malice (1982) ve Broadcast News (1987)'e konu olmuştur.



Alkol ve Savaş

Alkolizm The Lost Weekend (1945) ve Days of Wine and Roses (1962)'un konusu olurken, fakir insanların problemleri The Good Earth (1937) ve The Grapes of Wrath (Gazap Üzümleri) (1940)'da yerini almıştır. Dramatik filmlerde savaş zamanı ve barış zamanındaki zorluklar da konu alındı. Mrs. Miniver (1942), The Human Comedy (1943), Since You Went Away (1944) ve The Best Years of Our Lives (1946) bu filmlerdendir. Sosyal dramalar ve mesaj taşıyan filmler, güçlü dersler vermeyi de ihmal etmezler. Güney bölgesindeki hapishanelerin kötü şartlarını anlatan I Am a Fugitive From a Chain Gang (1932) ya da çetelerin kanunsuzluğunu konu alan Fritz Lang's Fury (1936) bu filmlerdendir. Amerika'nın geçmiş günlerini dramatize eden San Francisco (1936), Drums Along the Mohawk (1939), Sergeant York (1941), götik tarzda aile hayatını anlatan The Magnificent Ambersons (1942) ve Gone With The Wind (Rüzgar Gibi Geçti) (1939) gibi.


Aileler ve Spor Kahramanları

Bir de nostaljik aile filmleri vardır. Bu filmler arasında How Green Was My Valley (Vadim O Kadar Yeşildi ki) (1941) ve I Remember Mama (1948) bulunur.

Bir de Amerikalı spor kahramanlarını anlatan biyografik tarzda dramlar vardır. Bu filmler arasında Notre Dame futbol takımının koçu Knute Rockne' nin hayatını anlatan All-American (1940) ve Gary Cooper'ın başarısını anlatan The Pride of the Yankees (1942) bulunur. Başrollerinde Robert Redford'un bulunduğu Downhill Racer (1969)'da bir kayakçının şampiyon olmaya çalışması konu alınır. Paul Newman, The Hustler (1961)'da bir bilardocu canlandırır. Bugüne kadar sporcularla ilgili yapılan en iyi film ise
futboldaki kaba şiddeti konu alan North Dallas Forty (1979)'dır.

Chariots of Fire (Ateş Arabaları) (1981) iki İngiliz koşucunun birbirlerine paralel hayatlarını konu alır. Bu koşular 1924 Paris Olimpiyatları'nda yarışırlar. Yönetmen Barry Levinson'ın beysbolu konu alan filmi The Natural (1984)'da Robert Redford yer aldı. Komedi/dram türündeki Bull Durham (1988) ise lig beysbolunu ve fantazi/dram türündeki Field of Dreams (1989) de elmastan yapılan bir topu konu alıyordu. Aksiyon/dram türündeki Days of Thunder (1990)'da araba yarışları anlatılıyordu.

Özellikle de boksu konu alan filmler belki de bu tür içinde hakkında en çok çekilmiş filmlerdir. Boksla ilgili bugüne kadar çekilen filmlerin en iyisi John Garfield'in başrollerinde oynadığı Body and Soul (1947)'du. Diğer filmler arasında King Vidor'un klasikleri arasında yer alan The Champ (Şampiyon)(1931) bir dövüşçü ve onun küçük oğlunu konu alıyordu. Champion (1949)'da Kirk Douglas genç bir dövüşçü rolünde yer alırken, The Harder They Fall (1956) unutulmaz boks dramalarından biriydi. Amerika'da bir efsane haline gelen Rocky Balboa'nun anlatıldığı Oscar ödüllü Rocky (1976) ve Martin Scorsese'ın yönettiği Robert DeNiro'nun çok başarılı bir performans sergilediği bir böksörün yükselişini ve çöküşünü anlatan Raging Bull (Azgın Boğa) (1980) yine bu filmler arasındadır.


Din ve Hollywood

Dini dramalar kader ve ruhani konuları ele alır. The Song of Bernadette (1943) 19. yüzyılda yaşayan köylü bir kızı konu alırken, Friendly Persuasion (1956) Kuveykır mezhebinden bir ailenin yaşadıkları anlatılır. Audrey Hepburn'ün hemşire rolünde olduğu The Nun's Story (1959) ve Burt Lancaster' ın unutulmaz filmi Elmer Gantry (1960)'da bu filmlerdendir.

Hollywood kendi yaptığı işleri de beyazperdeye aktarmıştır. Birçok drama gösteri dünyası ardında olanları gözler önüne sermiştir. Bu filmlerden ilki sessiz döneme ait Sherlock, Jr. (1924)'dı. Buster Keaton'ın bu filmi hayalperest bir ışıkçının kendini çektiği filmdeki dedektif rolünde bulmasını konu alıyordu. Kamera arkasını konu alan filmlerden biri de All About Eve (1950)'di. Billy Wilder'ın Sunset Boulevard (1950), Kirk Douglas'ın bir prodüktörü canlandırdığı The Bad and the Beautiful (1952), Robert Altman'ın Nashville (1975) ve yine Altman'ın kara komedi türündeki filmi The Player (1992) film dünyasını eleştiriyordu.

Prodüktör/yönetmen Richard Rush'ın The Stunt Man (1980) isimli filmi becerikli, güç düşkünü, megaloman bir yönetmeni anlatıyordu. Coen Kardeşlerin karanlık, sürreal ve orjinal filmi Barton Fink (1991) de bu filmlerdendir. Yönetmen Tom DiCillo'nun düşük bütçeli filmi Living in Oblivion (Manik Depresif)(1995) ise düşük bütçeli filmlerin çekimleri sırasında geçen olayları konu almıştı.


Edebi Dramalar

Edebi eserler, oyunlar ya da romanlar da birçok filme adapte edildi. Bu filmler arasında oldukça başarılı olanlar oldu. W. Somerset Maugham'ın klasik romanından adapte edilen Of Human Bondage (1934), John Steinbeck'in trajedisi Of Mice and Men (Fareler ve İnsanlar) (1939 ve 1992), Theodore Dreiser'in An American Tragedy'sinden uyarlanan A Place in the Sun (1951), Carson McCullers'ın romanı The Heart is a Lonely Hunter, Tennessee Williams'ın çalışmalarından adapte edilen A Streetcar Named Desire (İhtiras Tramvayı) (1951), Baby Doll (1956), Cat on a Hot Tin Roof (Kızgın Damdaki Kedi)(1958) ve Suddenly, Last Summer (Geçen Yaz Birdenbire)(1959) ve Paddy Chayefsky'den uyarlanan Marty (1955) bu filmlerdendir.

Savaş karşıtı dramalar ise Erich Maria Remarque'ın kitabından uyarlanan All Quiet on the Western Front (Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok) (1930), James Joyce'un kısa hikayesinden adapte edilen The Dead (Ölüler)(1987). Yeniyetmeler Okul mezunlarını ele alan filmler arasında Charles Webb'in romanından uyarlanan The Graduate (1967), Kazuo Ishiguro'nun romanından adapte edilen The Remains of the Day (1993) ve Tom Wolfe'un Merkür astronotlarını anlatan romanından sinemaya uyarlanan The Right Stuff (1983) dönemin ünlü romanlarından sinemaya uyarlandı.


Kaynak
Nijat Özön
100 Soruda Sinema Sanatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, Nisan 1984, s: 139
midena pro tou telous makarize