Gönderen Konu: Kısa Film  (Okunma sayısı 1452 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Kısa Film
« : 19 Ocak 2012, 18:34:33 »
Türkiye'de Kısa Metrajlı Filmler
7. sanat olarak kabul edilen ve kitleleri etkileme anlamında en fazla güce sahip olan "sinema" tam bir tükenişin eşiğinde... Ortaya çıkışı itibariyle en genç sanat dalı olarak kabul edilmesine karşın; hastalıklı ve yaşlı bir bünyeyle karşı karşıyayız aslında. Hollywood sinemasını bu bünyeyi kemiren ve hızla yayılan bir kanser hücresi olarak görmek hiç de abartılı olmaz.

Hastalıklı bedenin en önemli direnç noktası kısa filmler belki de. Çünkü kendimize en rahat alan bulabileceğimiz ve devrimci sanat, devrimci sinema adına uğraşanların kendilerini en fazla var edebilecekleri yer de burası. Ülkemizde bu alandaki hareketlilik oldukça sınırlı ve bu konu ile ilgili yapılan çalışmalar Avrupa ülkelerinin konsolosluklarının kültür afişleri ya da İstanbul Kültür Merkezi, İtalyan Kültür Merkezi gibi İstanbul'da faaliyet gösteren kültür merkezlerinin düzenlediği festivaller, arada bir televizyon kanallarının açtığı kısa film yarışmalarından öteye geçmiyor ne yazık ki...

Son zamanlarda bu durumda bir değişim yaşanmaya başlandı. Egemen düzenin bize çizdiği kültür-sanat haritasının sınırlarını zorlamak adına Türsak'ın düzenlediği Sinema-Tarih buluşması, Uluslararası Film Gösterileri, BSB (Belgesel Sinemacılar Birliği)'nin gösterileri gibi. Ancak otobüs duraklarındaki, caddelerdeki, bildiğimiz gazetelerin kültür-sanat sayfalarındaki sisteme yararlı, bize zararlı filmlerin boy boy afiş ve ilanlarından fırsat kalırsa yer veriliyor. 80'li yıllara baktığımızda büyük bir canlılık görüyoruz.: Eski sosyalist ülkelerin daha ağırlıklı yer aldığı film haftaları düzenleniyor İstanbul'da. Macar filmleri, Polonya filmleri, Sovyet filmleri, Yunan, Alman filmleri gibi...

Reel sosyalist ülkelerde çözülüşle birlikte kültür alanında tam bir yıkım yaşanıyor ve bu yıkımın en çok yansıdığı alan da sinema oluyor. Tam da bu yıllarda Hollywood şirketleri teker teker ama büyük bir hızla kendi şirketlerini Türkiye'de açtılar. Şimdilerde ise malum, yapabildikleri en iyi şey "Amerikan Güzeli", "Dövüş Kulübü" gibi filmler çekip; "biz de biliyoruz, sistem işe yaramaz; aileyi çökertir, toplumu yoksullaştırır" deyip son kertede çözümü ya anarşizm ya da nihilizm olarak göstermek.

Tekrar kısa film konusuna dönüp, şunu özellikle belirtmek istiyorum: niyetim uzun metrajlı filmlerle kısa metrajlı filmleri karşılaştırıp; bir tercih önermek değil. Sadece maddi altyapının çok önemli olduğu böylesi bir çalışma alanında yapılabilecek en iyi şeyin kısa metrajlı filmlere yoğunlaşmak olduğunu düşünüyorum. Başlangıç aşamasında olanlar için ise tartışmasız biçim. Çünkü bugün uzun metrajlı bir film ile kısa metrajlı filmin çekim maliyetleri arasında ciddi anlamlarda fark var ve kısa filmler üzerinde denetim daha az olduğu için, bize kendimizi daha özgür ifade etme şansını veriyor. Üstelik bu, deneysel filmin olanaklarını sağlıyor.

Fakat birçoğumuz bu konuda ne yapmamız gerektiği veya bizden önce ne yapıldığından bihaberiz. İşte bu yüzden bu eksikliğin kapatılması ve bu alanda yapılacak çalışmalara temel olması amacıyla Türk kısa film tarihini ana hatlarıyla incelemeyi uygun görüyorum:

TÜRKİYE'DE KISA FİLMİN TARİHÇESİ
Resmi belgelere göre, 1914 diye belirtilen ilk filmin çekilişinin ardından, 87 yıl geçti. Ülkemizin sinema tarihinde ve neredeyse bu 100 yıllık zaman diliminde kısa film tarihi adına çok az şeye rastlıyoruz. Kısa film olarak çekilmiş ilk film, 1914'te Fuat Uzkınay'ın çektiği "Ayestefenos'ta bir Rus Abidesinin Yıkılışı" adlı filmdir. Fakat bu filmin tam olarak kısa film kategorisine girdiği söylenemez. Ayrıca 1914'ten 1930'lara kadar da bunun devamı niteliğinde kısa film çalışmalarına pek rastlamıyoruz.

İlk sesli belgesel kısa filmlere ise 1930'larda rastlıyoruz. Karşımıza çok tanıdık bir isim çıkıyor: Nazım Hikmet. Nazım Hikmet'le birlikte kısa film denemesine girişen bir diğer isim ise şehir Tiyatrosu'nun ve Muhsin Ertuğrul devri sinemasının gözde oyuncusu Hazım Körmükçü. Nazım Hikmet o dönemde İpek filmde senaryo yazarı ve yönetmen olarak çalışıyor, ilk denemesi Kavaklı Ali, Naşit Özcan, Fahri Gülünç, Zenne Necdet İnce gibi oyuncuları bir araya getiren bir orta oyunu filmidir. "Düğün Gecesi/ Kanlı Nigar (1933)"(1)

O dönemde uzun veya kısa metrajlı bir kaç film daha çekiliyor. Fakat bu yapımların resmi kuruluşların ve ticari yapımcıların tekelinde olması, Türk sinemasını sürekli bir belge film yapımcılığından mahrum bırakıyor.
1930'lardan 1950'lere kadar durgun bir dönem yaşanıyor. Gerek Ordu Foto-Film Merkezinin, gerekse çeşitli bakanlıkların çoğunlukla geniş seyirci kitlelerine ulaşmayan çalışmaları devam etmesine rağmen bu 20 yılda çok önemli bir değişiklik olmuyor. Asıl kıpırdanış 1950'lerde bağlıyor. Çoğunlukla haber-savaş-kurgu filmleri çekiliyor (Kore savaşı nedeniyle olacak herhalde) ve bu dönemden sonra resmi kurumların ve bakanlıkların desteği ile bu tür propaganda filmleri fazlasıyla çekiliyor.

"... Çünkü bugünkü dünya şeraitine göre, sinemaya giden halk bir iki saat avunmak, hoş dekorlar ve yüksek konfor içinde geçen hayata bakmak suretiyle olsun fakirliklerini unutabilmektedirler. Sinema bu bakımdan fakir insanların ha-yatına bir iki saat rüya sokan ve onu afyon gibi uyuşturan bir vasıta oluyor. Acaba sinemadan beklediğimiz bu mudur?... Bu gibi propaganda filmlerini, sinema sahipleri ne diye günlerce halka gösteriyorlar?... Halka ucuz radyo lazım olduğu gibi ucuz sinema da lazımdır ... Fakat içinde yabancı milletlerin propagandasını yapmayan, din ve faşizm fikirlerini ifade etmeyen öyle bir sinema isterken" (2)

"Sinemanın eğlendirici, uyutucu, avutucu, uzun filmler dışında çeşitli türden kısa filmleri de kapsadığı bu dönemde anlaşılmıştı. Sinemanın iç ve dış politikada güçlü bir silah olduğu kadar, modern tekniklerin, sağlık ve yurttaşlık bilgilerinin öğretilmesi için de kullanılabileceği ortaya çıkmıştı. Özellikle Türkiye'nin kuzey komşusu Sovyetler Birliği'nde sinema filmlerinden, gerek devrimin ve yeni dünya görüşünün geniş yığınlara anlatılması, gerekse yeni kurumların yetişip benimsenmesi ve yeni yöntemlerin kullanımının öğretilmesi açısından bilinçli ve yoğun bir yaralanma söz konusuydu. Ve Türkiye hem siyasal kadroları hem de sanat çevreleriyle bu gelişmeden haberdardı. Gerçekten, bu dönemde her iki çevrede üzerinde önemle durulan konu sinemanın "terbiyevi" ve öğretici yönüdür. 1937 yılında çıkarılan öğretici ve Teknik Filmler hakkında Kanun bunun bir kanıtı olmaktadır. Nitekim yasanın 'esbab-ı mücibesi'nde amacın öncelikle çeşitli modern tekniklerin pazarlama gibi öğretilmesinde kısa filmlerden yararlanma olanağı anlaşılmaktadır."(3)

1950'lerden 1960'lara kadar film çalışmaları yukarıda anlatılan seyirde gelişiyor. 1960'lı yıllara gelindiğinde ise önemli bir oluşum gerçekleşiyor Türkiye'de: "Hisar Kısa Film Yarışmaları"

Robert Koleji'nde okumakta olan bir kaç genç insan, sinemaya alternatif anlamda el atmalarının ihtiyacını hissederek 20 Ocak 1963'te Robert Koleji Sinema Kulübü'nü kurarlar. Aralarında Özer Kabaş, Üner Biricikli, Ömer Bilgin, Faruk Seyrek, Hasan Gürdal, Kayahan Tolunay, Sezer Tansuğ, Ersan Pertan gibi isimlerin bulunduğu Sinema Kulübünün ilk işi bir yayın organı çıkarmak olur. 1966 tarihinde ilk sayısını çıkardıkları Görüntü'de devrimci sinema, kısa film ve örgütlenme üzerine teorik tartışma yazıları yayınlarlar. Amaçları: " Önce sinemayı tanıtmak ve bu yolla sinema seyircisi yetiştirmek, sonra da yeni sinemamızın kurulmasına film çalışmaları ile yardımcı, gereğinde de öncü olmaktır. Bu amaçla devam ettirdikleri çalışmalarına bir yenisini eklerler ve ilkini 18-21 Haziran 1967'de gerçekleştirdikleri "1. Hisar Kısa Film Yarışması"nı başlatırlar. Bu yarışmanın Robert Koleji'nde başlamasının nedenini de şöyle açıklarlar: "Yeşilçam içinde böyle bir hareketin başlaması kesinlikle beklenemez. Yeşilçam doğrultusunda olan Türk Film Arşivi, zaten Türk sineması için yarışmanın gereksizliğini belirtmekte, öte yandan Altın Kozalar düzenleyerek kendi kendine çelişkiye düşmektedir. Başka bir olumlu yöndeki Türk Sinematek Dergisi ise Yeşilçam'a laf yetiştirmekten, film gösterilerinin ötesine geçememektedir. Robert Koleji Sinema Kulübü'nün yarışmayı üzerine alması potansiyel gücünün ve kısa filmin gerekliliğine inanmasının bir sonucudur."(4)

Sinematekle ilgili söylenenlere daha doğrusu yukarıdaki alıntıda yer alan kısma katılmadığımı belirtmek isterim. "Hisar Film Festivali"nin ikincisi 1968'de, üçüncüsü ise 1969'da yapılır. 3. Hisar oldukça tartışmalı geçer. Tartışmaların kökenindeki neden, ön elemede elenen bazı filmlerin gösterilmek istenmesi; yarışmada ödül veren şirketlerin, filme göre ödüllerini geri çekmek istemesi, jürinin buna ses çıkarmaması ve en önemli neden de Türkiye'nin giderek sol politizasyonla tanışması dolayısıyla, yapılanların Türkiye devrimine hizmet edip etmemesi sorunları vardı. Genç Sinema Dergisi'nin 8. sayısı ise özel olarak Hisar'a ayrılmıştı ve genç sinemacılar yarışmaya katılmamış, katılmama gerekçelerini yazmışlar ve yarışma süresince bol bol bildiri yayınlamışlardı.

BAĞIMSIZ SİNEMA DEĞİL, MATERYALİST SİNEMA
"Yeşilçam elinden Türk sinemasını kurtarmak amacıyla yola çıkıp da, verilen tavizler sonucu, iş Kuyu'nun içine kadar saklanmaya vardırılmışsa da (Metin Erksan'ın Kuyu filmi yarışmanın açılış gecesinde özel olarak gösterilmişti) tıpkı emperyalizmin ağzıyla, yarışmanın yurt kalkınmasına hizmet için yapıldığı söyleniyorsa, yabancı sermaye ödül koyabiliyorsa; jüride film çekmiş bir kişi yoksa, hâlâ sokaktan adam toplanıyorsa; kolejin içinde burjuva aydınlar için yapılıyorsa, halktan uzak duruluyorsa Emperyalizm Robert Kolej kolonisinde misyonerlik oyunu oynuyor demektir."(5)
Sonuç olarak; Hisar yarışmalarına dair söylenecek daha çok şey bulunur elbet; onların bu çabası her koşulda takdire layık. Ancak "bağımsız sinema" teziyle ortaya çıkan bu öğrencilerin görmezden geldiği şey şuydu bence: "Bağımsız sinema" hiçbir ideolojik içeriği bulunmayan ve ekonomik düzeyde ticari sistem tarafından itilen, kabul edilmeyen ya da bu sitem dışında gelişen sinema eyleminin tümünü tanımlayan bir kavram olup, Amerikan underground sineması dahil, Hisar yarışmalarını da içermektedir. Oysa amaçları bağımsız bir sinema değil, "materyalist" bir sinema yapmak olmalıdır.

Hisar Kısa Film yarışmalarından sonra sinema adına en önemli oluşumlar, Sinematek Genç Sinemacılar ve Yeni Sinemacılardır. Hisar Film Festivali dışında, kısa film adına yapılan bir diğer önemli etkinlik 80'lerde başlayan ve 90'lı yıllarda uluslararası bir film festivaline dönüşen İFSAK ulusal kısa film yarışmasıdır. İFSAK ulusal kısa film yarışması, büyüyerek uluslararası İstanbul Kısa Film günlerine dönüştükten sonra, neredeyse İFSAK'tan bağımsız bir hal almıştır. Kısa Film Günleri'nde yer alan ülkelerin kısa filmleri veya uluslararası festivallerde izlenerek beğenilen ve gösterilmek istenen filmler, o ülkelerin büyükelçiliklerinin mali desteğiyle film günlerine ulaştırılıyor.

İFSAK dışında sayacağımız bir diğer festival de Ankara Film Festivali. Ankara Film Festivali de kısa filmlerin ağırlık taşıdığı bir festival olarak görmek mümkün. Evet çok kötü olmasa da sahiplendiğimiz bir kısa film geleneğimiz var. Niyetim "sinema rüyasını" ayaklarından tutup, bizim gerçeğimize oturtmaktı ve ikisinin kesişim noktası da yazının başında belirttiğim gibi kısa filmler olarak görünüyor.

DİPNOTLAR:
1- Kaynar, Tarkan Önce kısa film vardı Antrakt yayınları s.11-13
2- Abisel Nilgün(1994) Türk sineması üzerine yazılar İmge Kitapevi s.47
3- Abisel Nilgün a.g.e. s.47-48
4-"Görüntü" sayı 5
5- "Genç Sinema" sayı 8 Hisar günlüğü
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Film
« Yanıtla #1 : 19 Ocak 2012, 19:02:57 »
Kısa Film
Kısa Film, resmi bir konsept içerisinde tanımı bulunmasa da gösterdiği bazı karakteristik özellikleriyle şu şekilde yorumlanabilir;

Kısa süre içerisinde sinema kurallarına ve sanatına sadık kalarak, yönetmenin kendi tercihinde bir yöntemle anlaşılır eserler yaratmaktır. Kısa film, potansiyelinde derin bir özgünlük ve sınırsızlık barındırmaktadır. Belli kuralları olmadığı için (sinema izine sadık kalmak dışında) birbirinden bağımsız ve eşi olmayan bir çok kısa film bulunmaktadır.

Kısa Film türleri, Deneysel, İmgesel, Canlandırma, Kurmaca olarak bölümlere ayrılır. Bazı tanımlarda bu sıralamadan İmgesel ve ya Kurmaca türlerinin ayrı tutulduğu da görülmüştür. Kendine özgü yapısında yönetmenin en özgür olduğu ve belki de tamamen kendi tarzını yarattığı en belirgin tür, isminden de anlaşılabileceği gibi Deneysel kısa filmlerdir.

Kısa Film'de esas mantık kısa zamanda bir görsel eseri en iyi biçimde yaratmak olduğu için, ve bu da yönetmenin yaratıcılığı ve yeteneğine bırakıldığı için bir çok kısa filmde deneysel olsun yada olmasın, kendine has kurgu teknikleri, mantık ifadeleri, hikaye anlatımları bulunmaktadır.

Süresi hakkında da resmi bir açıklama olmasa da, genel kısa film konseptinde süre oranı 7-8dk, eğer daha büyük bir prodüksiyon ve amaç farklı ise tüm intro ve jenerikler dahil 15-17dk civarındadır.

Fakat genelde bu süreleri yarışma ve festivaller kendi olanakları içinde belirlerler, örneğin bir yarışma veya festivalin belirlediği en düşük süre 59sn'ye, en yüksek süre ise ortalama için 29dk'dır.

Bunun yanında, amaca göre değişen süre belirlemeleri de olabilir, örneğin sadece 10sn'lik eserlerin yarıştığı yarışmalar da bulunmaktadır.

Kısa film'deki bu özgünlüğün getirdiği bir dezavantaj, bu sınırsızlık içinde çekilen her görüntünün bazı insanlar tarafından tarafından kısa film olarak tanımlanmasıdır.

Son olarak, festival ve yarışmalardaki kısa filmleri izleyerek, aklınızda belli bir kısa film konsepti oluşturabilirsiniz. Buna rağmen bir yarışmada derece alan film diğerinde yarışmaya kabul dahi edilmeyebilir, bu nedenle aşırı örneklenmeden ziyade kendi özgün eserlerinizi ortaya koymanızda yarar var.


Bir Kısa Film'i yaratan öğeler

13.08.2003
Aşağıda okuyacağınız maddeler genel olarak bir eseri ortaya çıkan hemen hemen tüm bileşenleri ele almaktadır. Ön bilgi olması amacıyla hazırlanan listedeki maddeler ilerideki yazılarda ayrı ayrı ele alınacaktır...

Senaryo
Senaryo, hepimizin bildiği gibi bir film içinde neler geçeceğini - konuyu ifade eden, karakterleri - onların diyaloglarını içeren, olayların nerede ne zaman geçtiğini belirten, ortamı tasvir eden ve bazı durumlarda yönetmen yardımcı olması için kamera hareketlerini dahi içeren dokümanlardır.

Storyboard
Senaryoya sadık kalınarak hazırlanan filmde görülecek kamera açılarını ifade eden resimler dizisidir. Bunu bir bant karikatür gibi düşünebilirsiniz. Çekim sırasında kameranın hangi açıdan neleri göreceği konusunda en önemli referanslardan olan storyboard'ın sanatsal kalitede ciddi çizimler olması gerekmiyor. Genel bilgileri ve görüş ayrıntılarını içeren basit çizimler olması çoğu zaman yeterlidir.

Kamera
Aslında bu listelemede üzerinde durmaya gerek yok... Tabi ki "film" dediğimiz şeyin özüdür, varolan tüm görsellerin kayıt edileceği ve tüm bileşenleri bir araya getirecek görüntüleme aracıdır.

Oyuncu
Elbette senaryonuzdaki karakteri canlandıracak oyunlara ihtiyacınız olacak :) Tabi bu aşamada bir Cast (oyuncu dağılımı yapmanız gerecektir)

Mekan -Mekan Cast'ı
Filmdeki olayların nerede sahneleneceği konusunda bir plan yapmalısınız, senaryoda ifade edilene en yakın ve ya olaylara en uygun mekanı bulmanız veya yaratmanız gerecektir. Varolan mekanları keşfedip filminiz kullanmak üzere belirlemeniz tıpkı rollere göre oyuncu dağıtmanız gibi mekan cast'ı olarak ifade edilir.

Işık
İlk deneyimlerini yaşayan kısa filmci arkadaşların nedense ihmal ettiği hatta "pek de önemli değil" diye söylemlerle ifade ettiği, fakat aksine en önemli bileşenlerden biridir. Hareketli fotoğraf sanatı olan sinemanın özünde ışığın önemi tartışılmazdır. Filmlerde kullanılan renklerin bile önemi olduğu göz önüne alınırsa, istenen etkiyi yaratmakta ışığın etkisi ciddi derecede ön plandadır.

Ses
Teknik yetersizlik durumlarında kalitesini muhafaza etmek her zaman mümkün olmayan ve ilk deneyimlerde genelde kalitesi ikinci planda bırakılan bileşendir. Video sistemleri kullanarak bir Kısa Film çekiyorsanız, muhtemelen kamera üzerindeki mikrofonları kullanacaksınız fakat bu yukarıda da belirttiğimiz gibi kaliteyi ikinci plana götürecektir, sesteki gürültüler ve düşük netlik oranı filminizin genel kalitesini düşürecektir. Bu sebepten çekimlerinizde ileride bahsedeceğimiz Boom gibi harici ses yakalama aygıtları kullanmanız gerekecektir.

Kurgu - Montaj
Açıklama yapmadan önce genelde yanlış bilinen bir şeyi düzeltelim. Kurgu, sinema kurallarına sadık kalarak (önceden belirlenmiş akademik kurallara göre), çekilen sahnelerin nerelerde nasıl kesilip bir sonraki sahneye nerede nasıl bağlanacağı, sahnelerin nasıl sıralanacağı gibi bir filmi kuran sistemdir. Montaj ise kurguda belirlenen noktaların fiili olarak kullanılmasıdır.

Kurgu sinema sanatında başlı başına ciddi bir başlıktır, ona şimdilik girmeyeceğiz. Montaj konusu ise çektiğiniz kameraya bağlı olarak (amatör kısa film'cilere yönelik açıklama yaptığımız için Video kameralara bağlı kalıyoruz) lineer ve ya non-lineer adını verdiğimiz ve kabaca Analog ve ya Digital yöntemlerle çekilen görüntülerin, sıralanması bağlanması, gerekli görsel eklentilerin yapılmasıdır. Lineer (doğrusal) montaj analog montaj setlerinde, non-lineer (doğrusal olmayan montaj) ise bilgisayar sistemlerine bağlı ortamlarda yapılır. Bu arada bir çok montaj operatörünün aynı zamanda kurgu bilgisi olduğu ve / veya bir çok kurgucunun da montaj bilgisi olduğu açıktır.


Kısa Film Türleri

Kurmaca
En sık rastlanan kısa film türlerinden biri. Genel olarak konulu bir hikayenin sinema diliyle "kısa" yoldan anlatılması esasına dayanır. Bildiğimiz filmler gibi serim-düğüm-çözüm gibi noktaları bulunur. Fakat kısa filmin doğasında bulunan "özgün" yaklaşımdan dolayı, filmin yönetmeni kendi anlatım ve kurgulama dilini de kısa filmine katar/katabilir. Herhangi bir süre şartı olmamasına rağmen genel olarak 20 dakikayı aşmazlar.

Deneysel
En özgün kısa film türlerinden biridir. Tamamen yönetmenin kendi dilini deneme esasına dayanır. Bir hikaye, fikir ve hatta bir söylem, deneysel bir şekilde yaratılmış ve tamamen olabildiğince özgün bir şekilde anlatımı esasına dayanır. Örneğin, deneysel filmlerde yönetmen kendi ışık, kadraj, ses... v.b anlayışını savunur ve bu savunduğu özgün dili kullanarak filmini hazırlar. Kısacası standartların ötesinde ve birbirine en az benzeyen filmlerin çıktığı türlerden biridir. Fakat bu özgünlük bazı kişiler tarafından tamamen yanlış değerlendirilmekte, sinema kurallarına sağdık kalmak ve sinematografik tecrübeyi çok fazla gerektirmemesi gerektiğini, dolayısıyla hata payını en çok kaldıran tür olarak benimsenmesi gibi korkunç bir yanlış tutuma neden olmaktadır. Deneysel film, bu saptırmayla birlikte maalesef konuyla hiç bir ilgisi olmayan insanların bile, hazırladıkları bazı hareketli görselleri "kısa film" ilan edilmesine de sebep olmuştur.

Canlandırma
Bir dönem kurmaca kısa film ile kıyaslanmaya kalksa da, canlandırma kısa film dediğimiz tür, aslen animasyon temeline dayanmaktadır. Bilgisayar teknolojisi yada tamamen el işçiliğiyle hazırlanan, 2 yada 3 boyutlu anime edilmiş eserler olarak bilinir.


En çok merak edilen konulardan biri, Kısa film türleri ve bu türlerin anlamları. Bu yüzden kısa film türleri hakkında biraz bilgi vermek doğru bir karar olacak. Burada açıklanacak bilgiler herhangi bir akademik dayanağa bağlı değildir, tamamen tecrübe ve gözlemlere bağlı kalarak hazırlanmıştır.


Kisafilm.net
Türkiye'nin Kısa Film ve DV Portalı
12.01.2004

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Film Kurgusu
« Yanıtla #2 : 19 Ocak 2012, 19:04:51 »
"Sanat gerçeği, yansıyan bir ayna değil, gerçeğe şekil veren bir çekiçtir." (B.Brecht).

Kurgucu olarak her türlü hokkabazlık yapabilirsin, ancak çekiçle gerçeği yansıyan aynayı paramparça edip, ağaçlardan ormanı göremiyorsun. Kurgucu ağaçları tek ve hür yetiştirip, bir orman gibi kardeşçesine düzenine sokmalı.

Birkaç Öğüt

1. Kurallara göre kurgulama.
Kurguda kural yoktur, üslup vardır. Malzemenin içeriğine ve karakterine bakarak uygun bir üslup bulmalı. Her kurgu yeni bir keşfe doğru bir yolculuktur. Yolun açık olsun!

2. İlk seyirci gibi malzemeye yaklaş ve bu masumiyeti korumaya çalış.
Bazen malzeme ne olacağını çok belirgin bir biçimde ortaya koyar. İlk izlenimlerine ve tepkilerine güven ve unutma: iyi malzeme kendi kendini idare eder. Kurgusal müdahale yeni bir şeyi katamaz.

3. Kısa kesme!
Kısa film kurgusu, kısa kesme anlamına gelmez. Kesmek için her zaman bir neden olmalı ve kurgucu bu nedenin ne olduğunu bilmeli. İyi malzemenin doğal bir giriş ve çıkış noktası vardır. Malzemeyi kendi haline bırakıp bu noktaları bulursan, kurgu, görünmeyen kurgu olacak.

4. Kısa kes!
Az gösterip çok söylemek kısa filmin güçüdür. Görüntü ve ses gevezeliğine kapılma. Kötü ve tekrar sahneleri acımasızca çıkart. Senaryoları, işlemiyorsa, unut. Sevdiğin çocuğu öldür.

5. Filmi bir sessiz film olarak düşün!
Görünen köy kılavuz istemez! Hikayeyi görüntülerle yeterince anlatabilirsen, diyalogları ve metinleri bırak.

6. Filmi bir radyo programı gibi düşün.
Filmin yarısı sestir. Görüntü montaja kadar emek ister.

7. Daireyi dörtgen yapamazsın.
İmkansızı deneme! Kötü malzeme kurguda iyi bir malzeme olamaz. Senaryo veya yönetmenin planı çalışmazsa, vazgeç. Yanlış beklentileri uyandırma. Girişte bir kurgu ile bir söz verirsen, sonunda sözünde durmalısın. Yoksa büyük söz verme!

8. Oyunculara bir iyilik yap!
Her oyuncu ve her insan kendine öz bir "iyi görünüşü" ister. Bunu bulmalısın. Kötü oyunculuğu acımasızca çıkart ve yeni bir yol bul! Örneğin oyunculuk doğal değilse, kurgu ile de doğal olmaz, ama belki bir deneysel anlatım ile güzel olabilir.

9. Atari sineması yapma!
Fazla kısa kesmekle kurgusal müdahale çok belli ve film yapay olur. Efektleri, geçişleri hızlandırmak için kullanma. Örneğin bir karakterin oluşması, bir gerilim yaratması zaman ister. İyi görüntüleri hızlı kurguda harcayabilirsin.

10. Esleri ve alanları hissettir!
Kulağındaki ve gözün önündeki güçlü nesne ve duygular o büyük boş anı ister. Gerekirse planları uzun tutarak o alanı yarat.

11. Müziği boşu boşuna harcama!
Bir kısa film bir Migros satış mağazası değil. Fonda hep müzik gerekmez. Müzik de yönetmenin bakış açısını yansıtır. Kötü malzeme güçlendirmek için müziği kullanma! Bir müzik bir anda başlarsa, kolay kolay durduramazsın. Müziğe bir alan yarat!

12. Yüzeyde görünene birçok boyut kat.
Kurmaca filmin problemi, kafadakini görüntü ve ses haline getirmektir, belgesel filmin problemi, yüzeyde görünene bir anlam vermek. Her sahnenin arkada kalan boyutlarını kurgu ile ortaya çıkartabilirsin. Film o zaman güçlü olur.

Thomas Balkenhol

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Filmi Tanımlarken
« Yanıtla #3 : 19 Ocak 2012, 19:08:58 »
Sayısal teknolojideki hızlı değişim nedeniyle kısa filmin kendine yeniden yön bulmaya çalıştığı şu sıralarda, sanal bir üretimle birlikte merkezde insan olmasından kaynaklanan bir üretim özgürlüğü de yaşıyoruz. Ancak bu üretim özgürlüğünün tam adını koymadığımız sürece nitelik olarak kısa filmin, niceliğin çok gerisinde kalacağı kesindir.

Çok önemli bir şeyi atlıyoruz; sonuçta ister analog olsun ister şimdiki gibi yaygın biçimde sayısal, teknolojiye hükmedecek biz olmalıyız. Tam aksine bir yaklaşım ve buna bağlı üretim sonunda bizi önce içerik, sonra da biçim olarak son derece yetersiz çalışmalara götürecektir.
Kameraların artan yonga sayısı, yükseltilen çözünürlükler, ışığa duyarlılıklarından ki hassasiyet, monte edilebilen lensler ve daha bir sürü özellikler bizi aldatmasın, çünkü bu özellikler sinemanın diline hizmet etmediği sürece yararı olmayan ayrıntılar olarak kalacaktır.

Son birkaç yıla hissedilir biçimde damgasını vuran sayısal teknoloji bir yandan çekim ve kurgu anlamında üretimi kolaylaştırırken kısa filmcileri her daim bekleyen başka bir tehlikeyle daha da fazla bir biçimde karşı karşıya bırakmış görünüyor; bu da ışık ve sesin yetki bir biçimde kullanımı.

Zaten bu konuda çeşitli nedenlerle ki bunlar gerekli donanım olmaması, ekip kurmadaki güçlükler ve bunları kullanma bilgi ve becerisine sahip olmama olarak sıralanabilir, isteksiz olan kısa film yönetmenleri sırtlarını artık neredeyse tamamıyla sayısal teknolojiye dayamış görünmektedirler. Ama nereye kadar?

Ancak buradan yola çıkıp kısa filmi sadece teknoloji yeterliliği boyutunda ele almak, eleştirdiğimiz şeyi kendimizin yapması demek olur ki sonuçta teknoloji üretimin gerçekleşip sunulmasında bir araçtır sadece; yalnız şunu unutmayalım ki son derece de önemlidir ve üstünde bu yüzden sıklıkla durulmaktadır. Tüm sinemacılar bilir ki hiçbir sanat dalı sinema kadar teknoloji ile bu denli iç içe değildir.

Yakın zamandaki sayısal gelişmenin kısa filme olan etkilerini ve bizi bekleyen tehlikeye kısaca değindikten sonra önce kısa filmin ne olduğu üstüne biraz konuşalım ve ondan sonra kısa filmin üretim aşamalarına kısaca değinelim. Özellikle üretim aşamalarını bilmek ve uygulamak kısa filmin ne olduğu konusunda bizi daha net bir tanıma ulaştıracaktır.

KISA FİLM NEDİR?

Kimi yerlerde yazıldığının aksine kısa filmin ilk örnekleri, sinemanın ortaya çıktığı dönemdeki çalışmalar değildir. Bu nedense yaygın bir kanıdır ve kısa filmi Lumiere kardeşlerin 1878 yılında yaptıkları ilk gösterimde sunulan filmlere kadar götürme eğilimi vardır. Buna, kısa filmin süresini göz önüne alarak varılıyorsa bile bu son derece yanlıştır çünkü sonuçta kısa filmin temel belirleyicilerinden biri süre olsa bile bunun zorunluluktan değil bir tercih olması nedeniyle yapılmasıdır. Evet genellikle kısa filmler 30 dakikanın altındadırlar ama bunun ne “Bahçeyi Sulayan Adam” ne de “Fabrikadan çıkan İşçiler” adlı manyetik partiküller üzerine yazılmış görüntülerle ilgisi vardır. Zaten olamaz da çünkü daha sinemanın tanımı bile yapılmamıştı. ta ki 1920’li yıllara kadar.

Kısa filmi belirleyen en önemli özellik süre olmakla birlikte bunu 1 ile 30 dakika arasında ele almak başka bir yanılgıyı beraberinde getirecektir; bu da doldurulmak veya kaçınılmak istenen bir zaman dilimi. Bunu düşünmek bile yaratıcının üzerinde bir baskı demektir. Bu baskı “biraz daha kısa olsaydı” veya “çok uzun olmuş” düşüncesi olarak bilinç altına sessizce yerleşir. Oysa sorun filminizin ne uzun ne de kısa olmasındadır; sorun öykülemenin ne kadar başarılı olduğudur. Sonuçta süre teknik bir durumdur ve siz kısa film yaptığınızı düşünerek yola çıkıp diyelim 40 dakikalık bir film gerçekleştirdiğinizde, eğer başarılı bir çalışma yaptığınız söyleniyorsa kimse size bunun kısa film olmadığını söylemeyecektir. Tabi peki ala bunun tersi de söz konusu olabilir.

Sürenin teknik bir durum olduğunu artı bir olarak kenara koyarsak kısa filmin tanımı ile ilgili ilk önermeyi yapmış oluruz.

Bundan sonrası içerik üstüne yapılacak bir dizi tartışmadır ki sonuca ulaşma konusunda kuşkular yaratacak olan nokta sanki buymuş gibi görünmektedir.

Evet gerçekten kısa film nasıl olmalının bir yanıtı var mıdır? Ve eğer evrenin bir yerinde böyle bir yanıt varsa bu nedir? Kendi adıma her ne kadar felsefik bir düzlemde bunu ele almaya yeltenen bir giriş yapmış gibi görünsem de, bu sorunun yanıtının çok da güç olmadığını düşünmekteyim.

Buradan yola çıktığımız zaman kısa filmi bir biçim, iki içerik olarak ele almak gerekecektir. Bu da kısa film tanımına ulaşmamızı sağlayacak unsurları içeren etkenler olup; bir konunun nasıl ele alındığından bu konunun perdeye nasıl bir teknikle aktarıldığını ifade etmektedir.

Bu yazı dizisi kısa filmin ne olduğunu tanımlamayı bu nedenle sona bırakarak adım adım teorik ve pratik olarak bir kısa filmin öğelerini oluşturan şu ana başlıklar etrafında okuru genel düzeyde bilgilendirecektir.

- Yapım Öncesi
- Konu
- Film Öyküsü / Sinopsis / Tretman /Senaryo / Çekim Senaryosu
- Ekip oluşturma
- Bütçe oluşturma
- Yapım Aşaması
- Kamera kullanımı
- Işık kullanımı
- Sesin kullanımı
- Sanat yönetimi
- Makyaj
- Kostüm
- Devamlılık
- Yönetmenlik
- Yapım Sonrası
- Kurgu
- Müzik / Efektler
- Animasyonlar

Yukarıda belirtilen maddelerden özellikle ikincisi yani yapım aşamasına eklenecek başka görev tanımları olmakla birlikte, kısa filmin yapımcı-yönetmen ilişkisi göz önüne alındığında bu bölümün dar tutulma nedeni daha anlam kazanmış olacaktır.

Kısa filmde teori ile uygulamanın birlikteliğinin önemini göz önünde tutanlar için bir sonraki yazımızda buluşmak üzere diyorum.

Sağlıcakla kalın.
Enver ÖZÜSTÜN
kameraarkasi.org

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Neden Bağımsız Film Yapımı?
« Yanıtla #4 : 19 Ocak 2012, 19:09:46 »
Bağımsız film yapımı (independet film making), Hollywood stüdyoları tekelindeki Amerikan sinema endüstrisinin, içinde var olması, projenin satışa yönelik kaygılarından yada proje sahiplerinin işi kotarmalarından duyulan kuşkulardan ötürü taşıdığı riskler yüzünden zor yada imkansız gözüken film projelerinin hayata geçirilmesi için icat edilmiş bir oluşumun adı. Satmaz yada kar ettirmez olarak düşünülen yada bu şekilde ciddi kaygılar taşıyan binlerce proje, stüdyo yapımcıları tarafından reddedilirken, hırslı ve idealist yapımcılar sayesinde hayata geçirilmiş ve pek çoğu ciddi başarılar kazanmıştır. Başka bir deyişle büyük stüdyolarda yapım imkanı bulamayan projelerin mütevazi bütçelerle hayata geçmesi bu yöntemle sağlanmış olmaktadır.

Avrupa ve Türkiye'de durum çap değiştirerek benzerlikler gösterir. Bir film projesine gişe kaygısı ile para yatıran yada parasını riske atmaktan kaçınan yapım evleri veya yapımcılar ile onların beklentilerini karşılamakta güçlük çeken proje sahipleri vardır. Bu kişiler projelerini "makul" bütçelere indirdikten sonra kendi imkanlarıyla yahut bu tarz projelerin yapımları için kurulmuş küçük çaplı yapım şirketleri ile yapım öncesi çalışmaya başlarlar. İlk iş kaynak bulmaktır.
Eğer elinizde sansasyonel bir proje yada star oyuncunuz yoksa işiniz oldukça zordur. Bağımsız film yapımcıları genelde paraları parça parça toplarlar. Kimi kurum ve şirketlerden kültürel destek yada gizli reklam karşılığı sponsorluk anlaşmalarıyla, farklı yapım evleri ortaklıklarıyla, kültürel fonlardan yada kişilerden bir araya getirmeye yada denkleştirmeye çalıştıkları bütçeleri bir tür yamalı bohça gibidir genelde. Bazen de sektördeki ilişkilerin avantajı, kimi nüfuslu kişilerin desteğiyle olur. Ancak en sağlıklısı bu tarz film yapımını profesyonel olarak düşünen ve bunu bir alternatif üretim alanı gibi gören yapımcı ve yapım evlerinin sistemli çalışmasıyla olandır.

Gerçektende bir filmin başarısı seyirciyle buluştuğu oranda olacaktır. Gişe yadsınamaz bir gerçektir. Ancak hiç bir projenin vizyona girene kadar başarısı garanti değildir. Bu işi ince eleyip sık dokuyan, star sistemine bağlı ve korkunç promosyonların sistemi olan Hollywood bile pek çok filmde milyonlarca dolar batırmıştır.

Ancak onların sisteminde risk faktörü oldukça düşük düzeydedir. Pazar araştırmaları, star kullanımı, proje seçimi, yapım ve yapım sonrası uygulamaları ile oldukça sağlam bir metot geliştirmişlerdir.

Peki tüm bunlardan(imkanlar) yoksun bir film projesi nasıl hayata geçirilebilir? Geçirilse bile, bir dağıtıcı, gösterileceği bir sinema ve en önemlisi seyircisini bulabilir mi?
Bağımsız bir film yapımcısı tüm bunları objektif olarak değerlendirebilmeli ve bunun yanına içgüdülerini koymalıdır. Çünkü bu profesyonel bir iş olduğu kadar aynı zamanda bir inanç meselesidir. İyi bir satıcı kendi yalanına inanan satıcıdır. Ama bağımsız film yapımcısı bir satıcı değil, bir sunucudur. Elindeki malzemeyi iyi bilen ve onu doğru sunan kişidir. Sorulacak sorulara cevaplarının hazır olması ve bu cevaplarında doğru ve mantıklı olması gerekir. İşte bu doğru bir sunuştur.

Fikirler ve senaryolar her yerde vardır, üstelik hepsi aynıdır, bir başı bir ortası ve bir sonu vardır, peki sizin fikriniz gerçekten kimin umurunda olsun insanlar niçin sizin filminizi görmek için sinemaya gitsin ve para ödesin?
Çünkü, sinemaların her zaman gösterilecek bir filme, seyirciye ve alaska firigo satmaya ihtiyacı vardır. Seyircilerinde tüketecek bir şeyler arasında yeni fikirlere, yada eski fikirlerin yeniden sunuşuna…

Siz yapmasanız da birileri iyi yada kötü bir şeyler yapacak ve bu arz talep dengesi korunacaktır. Ayrıca bir filmin iyi yada kötü olması apayrı bir tartışmadır ve büyük ölçüde görecedir. Yazılmış fikirlerin her zaman bir değeri vardır. Senaryonun yapısı projenin en önemli parçasıdır ve sağlam yapılı bir senaryo rahat sunulur. Bunun için tekst'in mükemmel olana kadar tekrar tekrar yazılması gerekir(?).




Adım Adım Bağımsız bir film yapımı...

Bağımsız film yapımı uygulamasında önemli noktalar ve farklar;

1. Kural: Bankalar asla bir film projesine(özellikle bağımsız olanlara) yatırım yapmaz.

2. Potansiyel Executive Yapımcıların bir listesi çıkarılmalıdır.

3. Dernek ve kültürel kurumlarında ayrı bir listesi hazırlanılmalıdır.

4. Hukuki bir anlaşma hazırlatılmalıdır.

5. Dağıtım şirketlerinin yıllık raporları incelenmeli ve sunuş için notlar alınmalıdır.

6. Film formatına karar verilmelidir. Unutulmamalıdır ki 35mm formatı 16 mm kadar ucuzdur. Hesaplamalarda Blow-up işlemi atlanmamalıdır.

7. Gerçek bir bütçe çıkarılmalıdır. Abartılı yada eksik bütçeler sadece yapıma zarar vermekle kalmaz ciddi bir itibar kaybına sebep olur.

8. Diğer taraftan kulaktan kulağa yada yazılı olarak öğrenilen diğer bütçelere asla inanmayın.

9. Tüm prodüksiyon akışı ve öncesi için muhakkak bir ofisiniz olsun.

10. Burası için çalışan üç yada dört kişi gereklidir.

11. Sektörden tavsiye edilenleri değerlendirin. Güven çok önemlidir. Size inan ve sizin inanıp güvenebileceğiniz kişileri tercih edin.

12. Ekibin başında bir yapım sorumlusu olmalıdır (production meneger), bu kişi bütçeden, senaryodan ve programlamadan iyi anlamalı ve konuya hakim olmalıdır. Bu konuların birinci takipçisidir.

13. Oyuncu seçimi düşük bütçeli bir filmin en önemli kararlarından biridir. Öncelikle rol için kimlerin uygun olduğu ve alternatifleri çıkartılmalı, bu kişilerle görüşülmeli, yapım ve rol hakkında bilgilendirilip fikirleri alınmalı, pozitif yaklaşımlarda ücret konuşulmalıdır. Unutulmaması gereken bir durumda bunun profesyonel bir iş olduğu ve herkesin hakkının verilmesi zorunluluğudur. Zaten projeyi beğenen ve iyi niyetli kişiler size gerekli kolaylığı gösterecektir. Bunun yanında profesyonel olmayıp ta uygun görülen rollere uyan kişileri projeye dahil etmek heyecanlı sonuçlar verebilir(vermeyebilirde). Ancak bunu ön provalar sonrası anlamak ve sinema disiplinin bu kişilerle uygun çalışma imkanı yaratıp yaratmayacağını sınamak sizi çok büyük zararlardan kurtaracaktır. Bunun yanında amatör oyuncular bu iki seçim arasında yer alan ve belki de düşük bütçeli bir filim için en uygun seçim olacaktır.

Çekim önce çokça provalar yapılmalı bunlar videoya kaydedilmeli ve topluca seyredilmelidir. Bu uygulama çekimde ciddi bir zaman kazandırıcı faktör olup, oyuncuların ve yönetmeninde birbirlerine ısınmalarını sağlar. Ayrıca, özellikle diyaloglarda yapılacak değişikliklere burada karar verilip çekimde doğaçlamadan kaçınılmalıdır. Böylece zaman ve para kaybı en aza indirilmiş olur.

Ayrıca, yan roller ve figürasyonda oyuncuların tavsiyelerini ve önerilerini dikkate almak işinizi kolaylaştıracaktır. Oyuncuların genellikle kendilerine ait geniş bir çevreleri vardır. Bundan yararlanmak akıllıca olur.

14. Mekan, bir düşük bütçeli filmin anahtar sözcüğüdür. Düşük bütçeli film projesinde mekan tasarrufu para tasarrufudur. Birbirine yakın doğal mekanlar ve düşük kiralarla kiralanabilir yerler bulmak gerekir. Bir stüdyoya günlük 200-300 milyon(500-750$) ödemeniz gerekirken, aynı fiyata bir aylığına bir ev yada depo benzeri bir mekan kiralamak mümkündür. Ayrıca tek mekanda geçen bir film projesi tasarlamakta mümkündür. Böylesi bir seçimin prodüksiyonu nasıl rahatlatacağını söylemeye gerek yok herhalde. Önemli olan buradaki mantalitedir. Unutulmamalıdır ki her konuda doğru seçimlerin yapılması sinemanın altın kuralıdır.

15. Doğru sanat yönetmeni seçimi de bunlardan biridir. Sanat yönetmeni ciddi maliyetler tutan, dekor, kostüm, mekan tasarımı ve aksesuar gibi konularda yaratıcı ve ekonomik çözümlerle bütçeyi istenilen düzeyde tutmanıza yardımcı olacaktır. Sanat okullarından yeni mezun yetenekli ve birazda tecrübe sahibi genç insanlarla başarılı olunabilir.

Unutulmaması gereken bir noktada düşük bütçeli bir film de heyecanın ve isteğin paradan önce geleceğidir.

16. Teknik ekibin yönetmeden sonra en önemli kişisi Görüntü yönetmenidir ve uygun görüntü yönetmenleri ile görüşülmelidir.

17. Film stok için Kodak, Fuji ve Agfa Dağıtıcılarından fiyatlar alınır ve elinde mal fazlası olan yada kapatma durumundaki bayiler araştırılır.

18. Film laboratuarları sahipleri sektörde tanınan insanlardır. Çevrenizdeki insanların bu tür ilişkilerinden yararlanır yada kendiniz bir ilişkiyi başlatabilirsiniz. Ancak, bu şirketlerin liste fiyatlarından ciddi indirimler yapmanız mümkündür. Aynı sektör içinde çeşitlilik ve yoğunluk bu şirketlerin yararınadır ve bu iyiliği bir tür yatırım olarak görürler. Ama görmeye de bilirler. O zaman komşu ülkelerden cazip fiyatlar alabileceğiniz laboratuarlar araştırın. Şaşırtıcı fiyatlarla karşılaşacaksınız.

19. Kamera kirası ve seçiminde görüntü yönetmenizle birlikte karar verir ve yukarıdaki yöntemle cazip şartlarda kamera kiralayabilirsiniz.

20. Işık ve ekipmanları seçiminde görüntü yönetmeni ile en uygun kararı verip uygun anlaşmalar yapmanız mümkündür. Zira bu konuda ciddi bir ekipman enflasyonu yaşanmaktadır. Özellikle Işık şeflerine ait ekip ve ekipmanlardan seçmeye ve bu kişilerle anlaşmaya çalışmak çok ekonomik olacaktır.

21. Ekibin diğer ekip ve ekipmanlarını da bu şekilde oluşturmaya çalışmak bütçenizi rahatlatır. Ancak seçimlerde her zaman ucuzu tercih etmek doğru bir yaklaşım değildir.
Burada kastedilen uygun olanı uygun şartlarda bir araya getirecek bir sistemdir.

22. Bütçeyi daraltacağım diye birtakım elzem elamanlardan fedakarlık etmekle bağımsız-düşük bütçeli bir film yapmak arasında hiçbir bağlantı yoktur. Bu elemanlardan biride makyöz'dür. Bu tamamen teknik bir gereksinmedir ve nasıl ışık malzemesi vazgeçilmezse makyöz de öyledir. Burada seçim yaparken yine yukarıdaki kıstasları göz önüne almak ve mümkünse saçtan da (Hair dreasing) anlayan birini bulmakta yarar vardır. Tabii, bu özel bir makyaj ve saç yapımı gerektirmeyen projeler için geçerlidir. Böyle bir durumda bunun gerçek bir ekip çalışması gerektirdiğini söylemeye gerek yoktur. Ayrıca iyi bir makyöz saç ve makyaj devamlılığını da takip ederek çalışma hızınızı artıracaktır.

23. Setçide olmazsa olmazlardandır. İyi bir set ekibi(en azında biri) çekim süresini %15 kısaltabilir. Tecrübeli ve iyi ekipmana sahip olanları tercih etmek gereklidir. Çekimlerde her zaman sorun vardır. Her çekim bir sorunlar yumağıdır aslında, ancak pek çok sorun iyi bir setçinin yaratıcı çözümler alanına girer. Setçiler genelde bağımsız çalışan profesyonellerdir ve daha çok günübirlik işler alırlar. Düşük bütçeli bir filmin otuz gün ortalama çekim süresi olduğu düşünüldüğünde total zaman üzerinden yapılacak bir anlaşma her iki tarafı da memnun edecektir. Bu insanlar genellikle sinema kökenli olduklarından bu işi severek yaparlar ve sorun çıkarmazlar.

Her zaman karşılıklı iyi niyet ilişkisi düşük bütçeli bir yapımda hayati önem taşır ve bu sebepten uygun ve uyumlu bir ekip kurulması, para bulmak kadar zor ve önemlidir.

24. Bütçe tasarruflarında yapılan büyük hatalardan biride yiyecek ve içecek harcamalarında yapılan kısıtlamalardır. Lüks yerine sağlıklı ve lezzetli menüler prodüksiyonu rahatlatacağı gibi verimi de arttıracaktır. Prodüksiyon ekibinin, pek çok farklı yapıda insandan meydana gelen ekibin tek tek yemek tercihlerini sorması ve özellikle tercih edilen ve edilmeyenlerin belirlenmesi prodüksiyonu gereksiz harcamalardan kurtaracağı gibi çalışanları memnun edecek nazik bir uygulama olacaktır. İnsan memnuniyeti genellikle göz ardı edilen bir konudur ve bu psikolojik faktör çalışmaya etki eden önemli bir unsurdur. Unutmayın filminiz ekibe sunduğunuz yemek servisi kadar başarılı olacaktır.

25. Sigorta önemlidir. Aynı zamanda da ucuzdur. Ancak neyin sigorta edileceğine doğru karar verilmelidir. Bunun çok riskli bir iş olduğu yatırılan paranın ve kullanılan ekipmanların küçümsenemeyecek rakamlar olduğu unutulmamalıdır.

26. Programlama düşük bütçeli bir filmin en önemli aşamasıdır. Doğru yapılan bir programlama size zaman ve para kazandırır. Prodüksiyon amirinin sorumluluğundaki bu iş ofis ekibi tarafından en ince ayrıntısına kadar incelenmeli ve zaman kazandırıcı formüller aranmalıdır.

27. Çekimlerin plana uygun gitmesi hiç de zor değildir. Günlük çekim oranlarınızı bilmeniz ve buna uygun davranmanız gerekir ve birde hayır demeyi bilmek. Çekim esnasında herkesin pek çok iyi niyetli fikri ve önerisi olacaktır. Ancak, "kesinlikle haklısınız ve fikrinizi benle paylaştığınız için teşekkür ederim, ama programa uymak zorundayım, zaman bizim için çok önemli" diyerek işinize devam etmek zorundasınız.
Programdan çıkış sizi zincirleme bir takım sorunla karşı karşıya bırakacaktır.

28. Hiç bir film planlandığı gibi çekilemez.

29. Sonrası, montajı hızlandırmak ve yaratıcılığı artırmak için off-line editing ve hızlı bir operatör.
Non-linear sistemlerin çeşitlenmesi ve dolayısı ile ucuzlamasından faydalanarak iyi bir anlaşma yapmak mümkündür. Bu sizi ekonomik olarak rahatlatır. Ayrıca buradan alacağınız filmin montajı ile dağıtıcı veya TV'lerle bir anlaşma yapıp, baskı maliyetlerini sıfırlamanız yada onlarla paylaşmanızda mümkündür.

30. Müzik composer olmazsa olmazlardandır. Home stüdyosu olan pek çok genç yetenekten uygun koşullarda başarılı sonuçlar almak mümkün, yada işi daha az riske atarak bir üstatla çalışmak uygun olur. Müzik composer filmin telif hak sahiplerindendir. Bu tür bir ortaklıkla kardan pay usulünce bir anlaşma yapılabileceği gibi, iddialı bir çalışmada filmin bir soundtrack çalışması yapılmak şartıyla bir müzik yapım şirketiyle anlaşılarak bu maliyet oradan çıkarılabilir.

31. Her halde bir satış politikanız vardır. Yoksa olmalıdır. Bir marketing uzmanından yararlanın, festivallere katılın festivallere katılmak filmi pazarlamaktan kolaydır. Film marketlere katılın, festivaller ödül, film marketler para kazanmak içindir. Dış pazara açılmaktan korkmayın, yurt dışı Amerika ve Avrupa değildir. Dışarıda koca bir dünya var. Ayrıca Türkiye İstanbul değildir. Anadolu'ya film pazarlayabilirsiniz. Sinema sahipleriyle ve yerel kanallarla bağlantı kurun. Özel gösterimler ayarlayın. Yerel basına reklam verin (gerçekden ucuzdur). Filminizin afişlerini ve el ilanlarını ucuza getirin. Örneğin boyutları küçültün ve Siyah Beyaz baskı alın. Filminizin bir Web sayfasında yapmayı ihmal etmeyin. Bu etkili bir tanıtım olacaktır.
Küçük bir salonda bir gala organize edin. Kokteyl'i salon sahibine bırakın. Davete akıllı ve genç insanları çağırın. Bu sıkışık ortamdan hoşlanacaklardır. Filmin birkaç tişört baskısını hediye edin gelenlere. Herkes hediyeyi sever. Filmin videosunu çıkarmaya çalışın bu olmazsa VCD formatı deneyin. Radyolardan yardım alın, tanıtımın ucuz ve iyi bir yoludur. Ünlü köşe yazarlarının peşinden koşup boş yere zaman harcamayın. Televizyona dikkat edin. Ama film parçalarından oluşan bir müzik video hem ucuz hem etkilidir. Pek çok kanal bunları ücretsiz yayınlar. İlişkilerinizi bu yönde kullanın yada ilişkiler kurun. Eğer büyük TV kanalları sizle ilgilenmiyorsa kablolu TV kanallarını zorlayın.

32. Çok kimse ilk filminden para kazanamaz. Siz yinede bir deneyin.

33. Tüm bunları düşünerek bir daha bütçe yapın ve %1 - %5 arası bir görünmeyen gider ekleyin.
Yapın yada yapabileceğinize inanıyorsanız en azından bir kere deneyin ama sakın, kuru gürültü çıkaranlardan ve bilinçsiz eleştirmenlerden olmayın.

Unutmayın bu bir sanat disiplinidir ve eleştirilerin bir temel kıstaslar dayanağı olmalıdır. Duyulara dayanan sübjektif değerlendirmeler, bu yöntemi kullananları bağlar.

kameraarkasi.org

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Kısa Filmi Tanımlarken
« Yanıtla #5 : 19 Ocak 2012, 19:12:01 »
Hepimizin bildiği gibi ilk anlatı filmleri kısa metrajlı filmin sınırlarını aşmıyordu. 1910'lu yıllarla birlikte uzun metrajlı filmler yapılmaya başlandı. Film sürelerinin uzaması ile sinemanın endüstrileşmesi arasında paralellik söz konusudur. Buna karşılık önce deneysel sinemacılar ardından da sinemaya gönül verenler tarafından üretilen kısa film, alt yapısında iki önemli kavramı barındırmaktadır. Sinema endüstrisi dışında olma ve sinemanın sanat olduğunu vurgulama.

Ancak tüm dünyadaki toplumsal deşişimler elbette ki kısa filme de yansıdı.Bu gün hala kısa filmin ruhuna sadık kalan sinemacılar olsa da, maalesef bu olgunun protest ve sanatsal vurgulamasıyla oluşan yan anlamın epeyce törpülendiği söylenebilir.

Bu gün gelinen noktada artık dünyanın hemen her yerinde kısa film çekiliyor. Ancak genel yanılgı kısa filmlerin gençlere sinemayı öğrendiği bir alan olarak değerlendirilmesidir. Oysa kısa film asla - tüm dünyadaki kısa film yarışma şartnamelerinde genel olarak kabul edilen ölçüye göre (30 dakikayı geçmeyen) film tanımlamasına sığacak kadar basite indirgenemez.

Kısa film çekmek her şeyden önce anlatılmak isteneni kısa sürede anlatabilecek yoğunlukta içsel birikim ve sinema diline hâkimiyet gerektirir.
Süreyya AHISKALIOĞLU

Kurşun kalemle dünyanın en güzel romanını yazabilir, Elinizdeki kamera ile de dünyanın en güzel filmini çekebilirsiniz.
Nuri Bilge CEYLAN

Kısa film sokakta atılamayan çığlıktır.
Ümit ÜNAL
kameraarkasi.org