Gönderen Konu: Hayalden Gerçeğe Çizgi Filmler  (Okunma sayısı 831 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı greyangell

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 297
  • Teşekkür: 2
  • Cinsiyet: Bay
Hayalden Gerçeğe Çizgi Filmler
« : 19 Ocak 2012, 19:07:57 »
Norveç’te Ninja kaplumbağalar filminden etkilenen iki çocuk arkadaşlarını tekmeleyerek öldürdü. ABD’de 13 yaşındaki Mitchel Jackson, Westside Ortaokulunda önce yangın alarmı çaldı, ardından da gizlendiği çalılıkların arasından dışarıya çıkan öğrenci ve öğretmenlerin üzerine ateş açtı. ABD ‘de 18 yaşındaki bir genç kız üyesi olduğu bir çete ile üç kişilik bir aileyi hunharca öldürdü.

Örnekleri uzatmak mümkün ama devam etmenin anlamsızlığı da ortada. Böyle bir başlangıçtan sonra bu yazının klişeleşmiş tenkit yazılarından ileriye gitmeyeceğini düşünebilirsiniz; fakat anlatacağımız konu aslında yukarıda anlatılanların temelinde yatan gerçekler her gün görüp de farkında olmadığımız çok önemli bir unsuru içeriyor. Resimler ve hayal aleminin bir araya gelmesiyle meydana gelen çizgi filmler aslında farkında olmadığımız bir sürü öğeyi içinde barındıran gizli bir dünya olarak adlandırılıyor. Bizde çocukların yetişmesinde artık çok önemli bir role sahip olan çizgi filmlerin ne gibi gizli mesajlar verdiğini sizler için araştırdık ve oldukça ilginç sonuçlar elde ettik.

DÜNDEN BUGÜNE...
Ülkemizde çizgi film konusunda yapılan ilk çalışmanın Cemal Nadir Güler tarafından yapıldığı biliniyor. Bununla beraber Cemal Nadir Güler ‘in ‘ Amca Bey’ isimli karakteri hayal perdesine yansımadan yarım kalmıştı.

Disney karakterinde şu özellikleri düşlemiştir: “Filmlerde öyle bir baş
kişi yer almalıdır ki, seyirci bütün özelliklerini onda gerçekleştirsin, kendinde arayıp da bulamadığı her şeyi onda bulsun!”

Ancak bu yöndeki çalışmalar devam etmiş ve 1948-49 yılları arasında Yüksel Ünsal’ ın ‘ Evvel zaman içinde’ isimli çalışması beyaz perdede yer almayı başarmıştı. Sonradan uzun metrajlı olarak çekilen bu çizgi film laboratuar çalışmaları için ABD’ye gönderilmiş ancak bu ülkede kaybolmuştur. Böylece Türk Çizgi filmciliği başlamadan sona ermiştir. Ülkemizde bu gelişmeler yaşanırken ABD de bu alanda büyük gelişmeler yaşandı. Dünyada çizgi film denince akla gelen ilk isim olan Walt Disney bu dönemde Kansas City’de kiraladığı garajında çalışmalarına başlamış ve bu arada gördüğü bir fareyi dikkatlice izleyerek efsanevi Miki Fare karakterini yaratmıştır. Disney karakterinde şu özellikleri düşlemiştir: “ Filmlerde öyle bir baş kişi yer almalıdır ki, seyirci tam özelliklerini onda gerçekleştirsin, kendinde arayıp da bulamadığı her şeyi onda bulsun!” Ancak, bu kahraman kesinlikle insan olmamalıydı. Seyirci insanda bağışlamadığı tüm güçsüzlükleri, yanlışlıkları, korkuları, yenilgileri, o sevimli yaratığa bağışlayabilsin. Bu düşünceler ile Miki fare 1928’de doğdu ve Disney’in düşü gerçek oldu. Walt Disney öldü ama oluşturduğu karakter hala yaşıyor ve uzun süre de yaşayacağa benzer. Disney'in kahramanları bugün sıkça, son yüzyılın en büyük icadı olan televizyonda gösterilmekte; bunun yanında sinemada hatırı sayılır bir yer edinmiş durumdadır.

SİHİRLİ KUTU VE MARİFETLERİ
Sihirli kutu televizyon, ülkemizde her eve girmiş ve kendini o ailenin bir ferdi durumuna getirmiştir. Son yıllarda yayın dünyasına yeni kanallarında katılmasıyla çocuklar ve de yetişkin insanlar eskisine oranla daha fazla televizyon izler duruma geldiler. Özel kanallar bilimsel bir mantıkla hedef kitlelerini tespit edip izleyicisine farklı programlar sundular. Tespit edilen hedef kitlelere içersinde en iyi ulaşılan ve etkilenen ise grup ise çocuklar oldu.
Çocuklar bir yaşından itibaren bu büyülü gücü fark etmektedir; üç yaşına gelen bir çocuk ise artık televizyonu kendisi açıp kapamaya başlamaktadır. Böylece televizyon, çocuk üzerindeki anne baba egemenliğine son vermiş olur. Anne ve baba egemenliğinden kurtulan çocuğa televizyon sansürsüz bir dünya sunar. Bu sansürsüz dünya içerisinde savaş, şiddet, cinsellik ve ölüm vardır. Çocuk için dünya tanımı karmaşa haline gelmektedir. Bu dönem içerisinde hayal ile gerçek kavramını birbirinden ayıramayan çocuk için en iyi yöntem taklittir. Taklit, çevresini tanımak isteyen bir çocuk için öğrenmeyi de kolaylaştıran en büyük faktördür. Çocuk çevresinde en çok gördüğü karakteri taklit eder. Çocuklar düşmanca duygular taşımasalar dahi örnek aldığı karakterin saldırganca davranışlarını uygulamaya çalışırlar. Bu noktada çizgi film yapımcılarına büyük işler düşmekte. Yapımcılar bu zamana kadar çizgi filmlerde çocukları eğlendirme adına bombalama, ateş etme, kesici aletleri kullanma gibi olaylara yer verdiler; çocuklar bu olaylara güldüler ve inandılar. Gazeteci yazar Mustafa Ruhi Şirin şunları söylemekte: çocukların şiddet duygularını kamçılamadan büyüyebilecekleri, şiddetten uzak ortamları hazırlamak ilk görevimiz olmalıdır. İkinci görevimiz ise çocuklara iletişimin bütün olumsuz yanlarını ve yararlarını fark ettirecek medya okul yazarlığını öğretmektir. Hangi yaşta, neleri ve nasıl izlemesi gerektiğini ve onlarla sağlıklı iletişim kurarak, medya kullanma şifrelerini öğrenen çocuğun neyin kendisi için yararlı ve zararlı olduğunu içselleştirmesi böylece kolaylaşacaktır.

"Anne ve baba egemenliğinden kurtulan çocuğa televizyon sansürsüz bir dünya sunar. Bu sansürsüz dünya içerisinde savaş, şiddet, cinsellik ve ölüm vardır. Çocuk için dünya tanımı karmaşa haline gelmektedir. "

M.R. Şirin’in dediği gibi çocuklara medya okur yazarlığını öğretmek gerekir. Bu noktada aileye büyük görevler düşer. Kimi aileler çocuklarının daha çok televizyon seyrederek daha fazla bilgi birikimine sahip olacağını düşünmektedirler. Bazı aileler için ise televizyon çocuk avutucusu niteliğindedir. Bu durumu düzeltmek için aileler çocukları üzerinde belirli bir denetim mekanizması kurmalıdırlar. Bu denetim çizgi film için de geçerlidir. Çocuklara zararlı çizgi film ve diğer zararlı programların etkisinden kurtarmak için tiyatro, kitap okuma, spor gibi farklı alanlara yönlendirilmelidirler.

EVRENSEL ÇİZGİLER
Olumlu yada olumsuz yanlarıyla televizyon seyretmek çocukların ayrılmaz bir parçasıdır. Şu ana kadar yazılanlardan dolayı çizgi filmlerin sürekli olarak kötü mesajlar verdiği sanılmasın; çevreyi tanımak isteyen bir çocuk için bu alanda birçok iyi örnek bulunmakta: Şirinler, Şeker Kız, Arı Maya, Susam Sokağı bunlardan birkaçı. Bu gibi çizgi filmler çocuklarda sevgi, yardım severlik duygularının gelişmesini sağlar. Farklı bir örnek vermek gerekirse Finlandiya’daki 6 yaşındaki Mike Jahnen nehire düşen arkadaşı Tukka Klaus’u, çizgi filmlerde gördüklerini kurtarması nedeniyle madalya alarak ülkesinde milli kahraman ilan edildi. Bu alanda dünyaca başarı göstermiş bir diğer örnek Susam Sokağı. Günümüzde yetişkin insanlar arasında bile lafı geçtiği zaman herkesin mutlaka birkaç söz söylediği Susam Sokağı ‘Sev dünyayı, açılır her kapı işte susam sokağı ’ parolasıyla çocukları ekran başına çekmeyi başarmıştı.

Çizgi filmler son yıllarda sinema sektöründe de hatırı sayılır ilerlemeler kaydetti. Yapımcılar birbiri ardına birçok çizgi sinema yapıtı gerçekleştirdiler. Bu yapıtlar sinemanın en prestijli ödülü olan ‘Oscar’ ödüllerini bir çok defa alma başarısını gösterdiler. Bu şirketler arasında en başarılısı Warner Bross ‘Lion King’ ile büyün dünyada başarısını ispatladı ve film tüm dünyada izlenme rekorları kırdı. Bir diğer şirket ise Walt Disney. Disney Pazar payı en büyük olan bir şirket. Bu başarısı ise tanıtım alanındaki çalışmalarıyla paralel gitmekte.

ÇİZGİDEN TİCARET
Yapımcı firmalar bir çizgi film oluşturulurken bu kahramanı ticari amaçlar doğrultusunda da kullanmaktadırlar. Televizyon kanallarının çokluğu ve bu kanallarını 24 saat kesintisiz yayın yapması çocukların televizyon izleme oranlarını etkilemektedir. Ülkemizde 4 – 12 yaş arasındaki çocukların en çok izlediği programlarsa çizgi filmler. Çocuklar ilgiyle izledikleri çizgi film karakterlerini başka mekanlarda da görmeleri onların ilgisini çekmekte. Yapımcı firmalar bir çizgi film oluşturulurken bu kahramanı ticari amaçlar doğrultusunda da kullanmaktadırlar. Büyük firmalar bu çizgi film kahramanlarının ürünleri sürekli olarak gördüğü bir çizgi film karakterini gören çocuk resmini o ürünü kendine yakın hissetmekte ve olma eğilimi göstermektedir. Çizgi kahramanlarının kullanıldığı ürünleri ise şu şekilde sıralayabiliriz: çikolatalar, şekerler, patates cipsleri, çorap, pantolon, t-shirt, defter, silgi, okul çantası, sulu boyalar... Yapımcılar çizgi film sektörünün kazançlı bir sektör olmadığının düşüncesindeler. Çok zahmetli bir yapım olan çizgi filmlerde asıl kazancı yukarıda bahsedildiği gibi oluşturulan kahramanların oyuncakları, giyim eşyaları, gıda sektörü gibi yerlerde kullanılmasından elde edildiği söylenmektedir.


İYİ KÖTÜNÜN SAVAŞI
Çizgi filmlerin temel sorunu iç yapılarından kaynaklanmakta. İç yapıdaki karmaşa çizgi film yapımcılarının Amerika’yla Japonya arasında sınırlı kalmasından kaynaklanıyor. Bu iki ülke ve bu ülkedeki yapımcılar ister istemez kendi iç yapılarını filmlere de yansıtıyor. Böyle bir durum bu çizgi filmleri izlemeyen çocuklar belli bir şaşkınlık dönemini izlemek zorunda kalıyorlar. Buna ek olarak yapıdan kaynaklanan diğer bir sorun, çizgi filmlerdeki olayların hep iyi ve kötünün çatışması üzerine kurulması. Bu filmlerde iki keskin hat var. Ya iyi yada kötü: yani grinin olmadığı bir dünya. İyi çizgi kahramanlarının kötülere karşı mücadelesinden sürekli kazanması ve bu başarıyı sağlarken bir takım olağanüstü güçleri kullanması çocukları bilinç altına şu düşüncenin yer edinmesine sebep olur: ‘gerçek hayatta kötülerle başa çıkmak imkansızdır; çünkü benim olağanüstü güçlerim yok.’ Böyle bir bilinç altına sahip çocuk için hayat baştan kaybedilmiştir.

Bu filmlerde iki keskin hat var. Ya iyi ya da kötü: yani grinin olmadığı bir dünya.

BASİTE KAÇMADAN BİR SONUÇ
Bir bitiş olarak düşünülecekse; basite kaçarak kitle iletişim araçlarını günah keçisi ilan etmenin bu sorunları çözmede hiçbir yararı yok. Önemli olan kalıcı bir denetim mekanizmasının kurulmasını sağlamak olacaktır. Avrupa’da ve Amerika’da böyle bir denetim mekanizması bulunmakta. Ülkemizde de bu alanda kıpırdanmalar oluyor. Geçtiğimiz yıllarda RTÜK Show TV’yi ilk defa bir çizgi filmde şiddet unsuru olduğu için kapattı. Böyle gelişmeler umut verici ve çözüm adına bir başlangıç. Dediğimiz gibi denetim mekanizması ilke olarak aile içinde kurulmalıdır ve de kurumsallaşmalıdır. Çizgilerin çizdikleri ile sevgiyi ve dostluğu anlatması insanların da anlaması temennisi ile.....

Mehmet DEMİRCİ
kameraarkasi.org