Gönderen Konu: Prof. Dr. Tankut Öktem (1940 - 2007), Türk heykeltraş.  (Okunma sayısı 8100 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Prof. Dr. Tankut Öktem (1940 - 2007), Türk heykeltraş.
Anıtsal heykelleri ile tanınan sanatçının en tanınmış eserleri arasında Ankara Kara Harp Okulu'nda üzerinde 700 figürün bulunduğu Harbiyeli Şehitler Anıtı, Manisa'daki 63 metre yüksekliği ile dünyanın en yüksek anıtları arasında yer alan Kuva-i Milliyet Anıtı yer alır. Türkiye'deki pek çok il meydanındaki Cumhuriyet Anıtları, Tankut Öktem'in eserindir. 1999 yılında "Devlet Sanatçısı" ünvanını almıştır.



1940 yılında Konya’da doğdu. Çocukluğu Edirne ve Muş'ta geçti. Veteriner olan annesinin onu sanata teşvik etmesiyle 2 yaşında resim yapmaya, 3 yaşında heykele başladı. İlk ve orta öğrenimini Edirne'de tamamladı ve Orta kısmını bitirdiği Edirne Lisesi'nde öğrenimine devam etti. Ailesiyle beraber İstanbul'a yerleşerek Lise öğrenimini İstanbul'da tamamladı. Lise son sınıfa geçtiği sene Devlet Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'nun Seramik bölümüne kayıt yaptırdı. Hocası heykeltraş Hakkı Karayiğitoğlu'nun etkisi ile heykeltraşlığa yöneldi. Bu okulun 3. sınıfında iken Dünya Genç Heykeltraşlar yarışmasında birincilik ödülü aldı. 1962 yılında Almanya’da Shone Wald Porselen Fabrik’de stajlarını tamamladı. 1965 yılında bitirdiği İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (İDTGSYO) seramik bölümüne bir yıl sonra asistan seçildi ve 1970 yılında öğretim üyeliğine geçti.

1974-1975 yılları arasında seramik bölüm başkanlığı, 1980-1982 yılları arasında İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Müdürlüğü yaptı. 1983-1985 yılları arasında Tatbiki Güzel Sanatların Marmara Üniversitesi oluşundan sonra heykel bölümünü kurdu ve ilk başkanı oldu. 1986’dan bu yana profesör olarak öğretim üyeliğini sürdüren Prof. Dr. Tankut ÖKTEM, 1993-1996 yılları arasında seramik-cam bölümü başkanlığını, 1999’a kadar fakülte senatörlüğünü ve YÖK Sanat Milli Komitesi Marmara Üniversitesi Temsilciliğini yapmıştır. Pek çok eseri ve ödülü bulunan Prof. ÖKTEM 1999 yılında devlet sanatçısı seçilmiştir.




1973 yılına kadar modern heykeller yapan, yetmişli yıllarda para kazanmak amacıyla figüratif çalışmalara başlayan sanatçı, 1973 yılından itibaren çok figürlü anıtlar yapmaya yöneldi. Çok sayıda Atatürk anıtı yapan Öktem, eserlerinde Atatürk'ü bir kaidenin üzerinde yalnız göstermektense yarattığı toplumla göstermeyi tercih etmiştir.


Çanakkale'deki "Yaralı Asker" anıtı

Anıtlarında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve Milli Mücadele yıllarını konu edinen Prof. Öktem’in eserleri arasında, dünyanın en yüksek üçüncü anıtı olan Kuvayi Milliye ve Atatürk Anıtı, Atatürk ve Harbiyeli Anıtı, Çanakkale Şehitliği’nde yer alan Yaralı Asker Anıtı, Amasya Tamimi Anıtı, Zonguldak Maden İşçileri Anıtı, Kastamonu Türk Kadınları Anıtı, Balkan Savaşı Anıtı, Magosa Büyük Özgürlük Anıtı, Atatürk-İnönü-Fevzi Çakmak Anıtı, Nazım Hikmet Heykeli, Uğur Mumcu Anıtı, Deniz Kızı Heykeli, Piyade Atatürk Anıtı ve Seul’de bulunan Sevgi Anıtı da bulunuyor.

5 Aralık 2007'de İstanbul'da geçirdiği trafik kazasında hayata veda etti.

Tankut Öktem, kostüm tasarımcısı ve manken Oylum Öktem Işözen'in babasıdır. Bursa'nın Gemlik İlçesi'ne bağlı Küçük Kumla Beldesi'ndeki atölyesinde çalışmalarını sürdürmekteydi. Tankut Öktem, yine kendisi gibi bir trafik kazasında ölen Rockçı ve dizi yıldızı Barış Akarsu'nun heykelini yapmaktaydı. Bu heykel, Amasra halkının sembolü olan Barış Akarsu'nun elinde gitarla boydan boya şekli olacaktı.

Saygıyla anıyoruz...

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Ynt: Prof. Dr. Tankut Öktem (1940 - 2007), Türk heykeltraş.
« Yanıtla #1 : 25 Kasım 2008, 21:15:13 »
Aslında mimar olacaktı
Öktem, 1940 yılında Konya'da, Türkiye'nin ilk kadın veterineri olan bir annenin oğlu olarak doğdu. Mimarlık Fakültesi'ne kaydolmak için bindikleri otobüs, şimdi Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi olan, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu önünde bozulunca, okul kapısında gençleri gördü ve etkilenerek sınavlara girdi, kazandı. Önce seramikçiydi, daha sonra heykele yöneldi. Üçüncü sınıfta 'Dünya Genç Heykeltıraşlar Yarışması'nda birinci oldu. 1966'da asistan, dört yıl sonra öğretim üyesiydi. Okul, Marmara Üniversitesi'ne dönüşünce 'heykel' bölümünü kurdu. 1999'da 'Devlet Sanatçılığı'na seçildi.



Öktem'i bu ödüle taşıyan geçmişi, anıtsal heykellere ağırlık verdiği 1973'ten sonrasına dayanıyor. Ökten, bu tarihten sonra 'kahramanlıklar sonucunda kurulan Cumhuriyet'in öykülerini gelecek nesillere aktarma' yolunda yürüdü. Böylece dünyada belki de en çok heykel yapan sanatçılardan biri oldu. Çalışmaları, ünlü haber dergisi TIME'ın kapağına da taşındı. Silahlı Kuvvetler'e, okullara ve hastanelere ücretsiz heykel yaptı. 18'e yakın ilin meydanındaki Cumhuriyet anıtlarına imza attı. Manisa'da 63 metrelik, dünyanın en yüksek üçüncü anıtı olan 'Kuvayi Milliye' kendisine aitti. Kara Harp Okulu'na yaptığı, üzerinde 700 figürün bulunduğu 'Harbiyeli Şehitler' anıtı üniversitelerde ders olarak gösteriliyor. Türkiye'deki 100'e yakın şehitliğin yaklaşık 90'ı da Öktem imzasını taşıyordu. Libya ve Kore'de de anıt dikti.


Ankara, Milli Eğitim Bakanlığı Başöğretmen Atatürk Anıtı (Tankut Öktem)

Öktem'in üç projesi vardı ki, bitirmeye ömrü yetmedi. Son günlerinde Çanakkale Eceabat için 'Tarihe Saygı Heykeli'ne yoğunlaştı. Heykel, 18 Mart 2008'e yetişecekti. Burhaniye'ye yapılacak üç bölümlük 'Anıtlar Topluluğu' üzerinde de çalışıyordu. Türklerle Rumların KKTC'de birlikte yaşadığı Dipkarpaz'a 'Atlı Atatürk' adlı anıtı yaptı. Anıtı, hava muhalefeti nedeniyle feribot gelmeyince teslim edilemedi.

Öktem 29 Haziran'da trafik kazasında ölen müzisyen Barış Akarsu'nun heykelini de bitirmek üzereydi. Atölyesinde, bir süre ara verdiği heykel, bu yaz Amasra'ya konulacaktı.



Atlasjet uçağı Isparta'da düşünce bölgeye yapılması düşünülen anıt için vasiyet gibi bir tarif vermişti: "Ben olsam o tepeye çok uzaklardan görülebilecek bir uçak kanadı diker, ucuna ışık koyar, üzerine de ölen insanlarımızın yüzlerini resmederim."

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Ynt: Prof. Dr. Tankut Öktem (1940 - 2007), Türk heykeltraş.
« Yanıtla #2 : 25 Kasım 2008, 21:15:34 »

Bazı Eserleri

    * Atatürk ve Harbiyeli Anıtı. Ankara’da Harp Okulu önündeki anıttır. 1981-1988 yılları arasında yapılmıştır. 6 metre genişliğinde, 24 metre yüksekliğindedir. Yapıldığı dönemde Türkiye’nin en büyük, dünyanın 5. büyük anıtı olmuştur.





    * Harbiyeli Şehitler Anıtı. Ankara’da, Kara Harp Okulu Şehitliği’nde yer alır. 1995-1997 yılları arasında yapılmıştır. Kara Harp Okulu’ndan mezun şehit subayların anısına dikilmiştir. Time Dergisine kapak olmuş bir yapıttır.

    * Kuvay-ı Milliye ve Atatürk Anıtı . Manisa’da yer alır. Manisa Valiliği tarafından yaptırılmıştır. Türkiye’nin en büyük, dünyanın 3. büyük anıtıdır (Sıralamadaki yeri, Rio’daki İsa heykeli ve New York’taki Özgürlük Anıtı’ndan sonradır). 3 yılda tamamlanan heykel 65 metre yüksekliğinde bir kaide üzerindedir. Atatürk’ün 7 metreden yapılan yüzü ile ellerinde zeytin dalı tutan biri zeybek kıyafetli, diğeri çağdaş Türk kadınını temsil eden iki genç var. Uzaktan bakıldığında fonda Türk bayrağı görülür.

    * Amasya Tamimi Anıtı. 1981 yılında yaptırıldı. Atatürk’ün sağında ve solunda Vaiz Abdurrahman Kamil Efendi ile Müftü Hacı Hafız Efendi yer alır.

    * Zonguldak Maden İşçileri Anıtı,. Zonguldak şehir merkezinde yer alır. 1986 yılında Genel Maden İşçileri Sendikası tarafından yaptırılmıştır.

    * Kastamonu Türk Kadınları Anıtı. Kastamonu Cumhuriyet Meydanı’nda yer alır. 1990 yılında yaptırılmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundaki mücadeleyi tanımlayan heykel grubu ile Kurtuluş Savaşı sırasında Kastamonulu kadınların İnebolu’dan Ankara’ya kağnılarla silah ve malzeme taşımalarını simgeleyen anıt bulunmaktadır.

    * Balkan Savaşı Anıtı. 2005 yılında Tekirdağ’ın Çorlu ilçesine dikilmiştir.. 4 metre yüksekliğinde 24 metre genişliğindeki anıt Türk ulusunun Başkan Savaşı sırasında ve sonrasında yaşadıklarını anlatan 5 bloktan oluşur.

    * Magosa Büyük Özgürlük Anıtı. Kıbrıs’ın Gazimagosa şehrinin girişinde yer alır. 1980 yılında tamamlanmıştır. En üstte Atatürk başı yer alır. Rauf Denktaş, Dr. Fazıl Küçük ve Barış Harekatı sırasında hayatını kaybeden askerleri simgeleyen bir anıttır.

    * Atatürk – İnönü – Fevzi Çakmak Anıtı. Dumlupınar’da Kurtuluş Savaşı Şehitliği’nde yer alır.

    * Nazım Hikmet Heykeli. İzmir Kültürpark’a dikilmiş bronz heykeldir. 2002 yılında yaptırılmıştır. Kaidesiyle birlikte 6,5 metre yüksekliğindeki bronz heykel, şairi ünlü paltosuyla yürürken tasvir eder.

    * Uğur Mumcu Anıtı. İstanbul’un Şişli ilçesinde yer alır. 1996 yılında Cumhuriyetçi Halk partisi, Şişli İlçe başkanlığı ve dönemin Beşiktaş Belediye Başkanı tarafından yaptırılmıştır. Tasarımı Mimar Erhan İşözen’e aittir. Üç yüzlü kaide üzerinde üç yöne bakan bronz Uğur Mumcu'nun bir yüzünde karakteristik şapkalı büstü diğer yüzünde ise Ugur Mumcu'nun değişik portre büstleri vardır.

    * Yaralı Asker Anıtı.Çanakkale Şehitliği’nde yer alır.



    * Piyade Atatürk Anıtı. İstanbul’un Tuzla ilçesindeki Piyade Okulu’nda yer alır.Kasım 2006’da açılışı yapılmıştır.

    * Kırkpınar Heykeli.Edirne Belediyesi'nin 1973 yılında açtığı yarışmada birincilik kazanan ve dört pehlivanın güç gösterisini anlatan heykel Edirne Bedesten Çarşısının önünde bulunan parkta sergilenmektedir.

    * Denizkızı Heykeli. Muğla’nın Gökova ilçesinde Okluk Koyu’nda yer alır. Gezgin Sadun Boro tarafından yaptırılmıştır.

    * Kangal Köpeği Heykeli. 2004 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi girişine dikilmiştir.

    * Atatürk heykeli (Bodrum). Bodrum Belediyesi tarafından yaptırılan ve 23 Nisan 2007’de açılışı gerçekleşen heykelde şaha kalkmış bir at üzerinde zeytin dalı tutan Atatürk tasvir edilir.

    * Sevgi Anıtı (Seul). Seul kentinde Kore Açık Hava Kültür Merkezi önünde bulunur. 1988 yılında Seul Olimpiyatları sırasında düzenlenen sanat olimpiyatına sırasında yapılmış ve başarılı bulunarak şehre dikilmiştir. Öktem bu eseri ile para ödülü ve devlet şeref madalyası aldığı gibi Kore’de vatandaşlık statüsü kazanmıştır.

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Ynt: Prof. Dr. Tankut Öktem (1940 - 2007), Türk heykeltraş.
« Yanıtla #3 : 25 Kasım 2008, 21:15:57 »
Haber: Gizem Şıvka Pideci
Heykellerin Üstadı
Tankut Öktem


İzmir’e araba ile gidenler Manisa çıkışındaki Kuvayi Milliye Anıtı’nı mutlaka görmüşlerdir. Kastamonu Şerife Bacı Heykeli, Çanakkale Şehitlikleri ama en önemlisi Time’a kapak olan Ankara Kara Harp Okulu Harbiyeli Anıtı...

Yolunuz düşerse Afyon Kocatepe Şehitliği’ndeki Atatürk’ün gözlerine bir bakın, bakabilirseniz tabii! Çünkü o kaygılı gözler savaşın tam ortasındaki düşünceleri yansıtmış. Bunların hepsi Prof. Dr. Tankut Öktem’in heykellerinden bazıları.



‘Ya bize öğretilen sanatçı kimliğine bürünecektim ya da kendimi sanata verecektim’ diyecek kadar sanatına saygılı. 2050 yılına kadar dolu olduğunu saklamayacak kadar da diğer heykeltıraşlardan farklı olduğunun farkında. Atölyesine gelenleri, ekibinin yanı sıra İsmet İnönü, Atatürk, Nazım Hikmet Ran gibi ‘ünlü’ heykeller karşılıyor. Dünyaya, Türkiye’ye, sanata bakışını; insana huzur veren evinin yemyeşil bahçesinde gerçekleştirdik.

Röportaj: Gizem Şıvka Pideci

Gizem: Heykeltıraş olana kadar nasıl nasıl bir ömür geçirdiniz?

Tankut Öktem: 1940’ta Konya’da doğdum. 7 yaşına kadar çocukluğum Muş’ta birçok damızlık hayvanın bakıldığı bir merkezde geçti. Bir çocuğu ilk defa üç yaşındayken gördüm. Muş’taki çocukluk dönemimde tüm arkadaşlarımın hayvan olduğunu düşünürsek, gerçek bir hayvan dostu ve doğa aşığı oldum. Bu nedenle hâlâ yüzlerce hayvanımla birlikte yaşadığım Gemlik-Küçük Kumla’daki atölyemde sanat hayatımı sürdürmekteyim.

Lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladım. Sanatçı olma tutkumdan bir süre vazgeçmek zorunda kaldım. Çünkü babamın ‘sanatçı olduğun taktirde aç kalırsın’ telkini vardı. 

Peki sonra sanat tutkunuzun peşinden nasıl gitmeye karar verdiniz?

Tankut Öktem: Esasen iki yaşında resme, üç yaşında heykel yapmaya başladım. Sanata yönelmem, sanatçı olmak istemesine karşın Atatürk idealleri adına ilk Türk veterineri olmayı yeğleyen annemin sayesinde olmuştur.



60 ihtilali öncesinde gençleri iktidara karşı eyleme sürükleyen olayların sonucu üst üste sınıfta kaldım. Lise 2’den son sınıfa geçenleri alan ve Bahaus ekolüne* uygun olarak eğitim veren Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu (DTGSYO) Seramik Bölümü’ne yazıldım. Seramik sanat eğitimi aldım. Babama rağmen sanat hayatıma böylelikle adım atmış oldum. Öğrencilik yıllarımda birçok yarışmada birincilikler ve dereceler almam beni cesaretlendirdi. Heykeltıraş olan hocam Hakkı Karayiğitoğlu’ndan aldığım eğitim ve verdiği cesaret ile seramikçilik yanısıra heykel çalışmalarını sürdürdüm.

Seramik ile heykelin mesleki anlamında farkı nedir?       

Tankut Öktem: Özünde heykelle aynı endişeleri taşıyan seramik ile heykel arasındaki tek fark, seramiğin zaman zaman dekoratif unsurlara yer vermesidir.

 Heykeltıraşlığa modern eserlerle başlamışken şu anda daha çok figüratif çalışıyorsunuz? Bu değişikliğe ne sebep oldu?

Tankut Öktem: 1973’e kadar çağdaş modern heykeller yaptım. Hâlâ zaman zaman aynı çizgideki çalışmalarımı sürdürmekteyim. Figüratif çalışmalarıma ise 1970’li yıllarda para kazanmak amacıyla başlamıştım.


1973’ten sonra ise Atatürk Devrimciliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş öyküleri, Balkanlar, Çanakkale ve Milli Mücadele içerisinde yaşananlar beni gerçek bir yurtsever olarak çok etkiledi. 1973’ten sonra ifadeyi ön planda tutan çağdaş kompozisyonlar içinde çok figürlü anıtlar yapmayı kişiliğime daha uygun buldum. Figüratif anlamda Türk heykelciliğine değişik bir boyut kazandırdığımı zannediyorum. 

Birçok eserinizin olduğunu biliyorum ama bazı heykeller var ki çok aşina olmama rağmen yaratıcısının siz olduğunu bilmiyordum. Bu durum sizin tercihiniz mi? Sanatçıya verilmeyen önem mi yoksa bizim ilgisizliğimiz mi?

Tankut Öktem: Gelecekte herkesi şaşırtacak sayıda eseri gerçekleştirdim. Time’a kapak olan Ankara Kara Harp Okulu anıtımda 700’den fazla figür yer almaktadır. Bini aşkın sayıda heykel yaptım ve yapmaya devam ediyorum.             

Tanınma meselesine gelirsek. Hakkettiğim kadar tanınmamamın birinci nedeni, basının gerçek sanata yeterince ilgi duymaması. İkinci nedeni ise benim mütevazı yaşamımdır. Yurtiçinde birçok önemli eseri olan biri olmama karşın yurtdışında daha çok tanınıyorum.

Time’dan başka yurtdışında ses getiren diğer çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Tankut Öktem: 1988’de Kore’deki Seul Olimpiyatları nedeniyle Kore Hükümeti’nin isteği ile sanat olimpiyatı içinde yarıştırmak için seçtiği 160 heykeltıraştan biri oldum.  Eserim başarılı buldu ve diğer başarılı 10 heykelle birlikte Kore’ye dikildi.



1991’de Stuttgart’ta Ortak Pazar ülkelerinden gelen heykeltıraşlar ve Almanya’dan katılan sanatçıların arasında eserim en başarılı eser seçilerek Stuttgart-Böblingen’e dikildi.

Libya’ya yaptığım bir eser, kurulmakta bulunan bir şehrin meydanına dikildi. Şehrin yapımı halen sürmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çok sayıda anıt ve eserim bulunmaktadır.

Sizinle ilgili haberlere baktığım zaman genelde siyaset ve askeri alanda heykellerinize rastlıyorum. Bunun özel bir sebebi var mı?

Tankut Öktem: Benim derin saygı duyduğum bazı kavramlar vardır; yurdu ve halkı için yaşamını feda edenler, milli mücadelede fedakarlıkları anlatılamayacak kadar çok olan Türk kadınları, halkın mutluluğu için el ele verebilen işçi - köylü ve aydınlar!

Gelecek nesiller için yaptığım anıtlarda benim askeri ve siyasi mesajlar veren biri olduğum zannedilmektedir. Esasen ben gerçek bir yurtsever ve iyi bir sanatçı olarak geleceğe kalmak istemekteyim.

 Peki son günlerde haberi çıkan Amasra'ya Barış Akarsu heykeli armağan etmeniz konusu?

Tankut Öktem: Son yıllarda sanatçı tanımına giren insanlar yerine bu tanıma hiç uymayan kişileri bizlere sanatçı diye yutturmaya çalışıyorlar. Barış Akarsu; görünümü, ahlaki nitelikleri ile örnek oluşturan ve yorumlarıyla çok önemli iki sanatçımızı bizlere tekrar yaşatan birisiydi. Dolayısıyla bir anlamda doğru sanatçıları ödüllendirmek adına sevgiyi ve dürüstlüğü anıtlaştırmak için doğduğu yere Amasra’ya heykelini yapıyorum.



Atölyenizdeki heykellerinizin modellerine baktığım zaman bir tezatlık gözüme çarptı. Necip Fazıl Kısakürek ve Nazım Hikmet Ran'ın yanyana olması. Eminim bu fikirde anlatmak istediğiniz birşey vardır.

Tankut Öktem: Nazım Hikmet te, Necip Fazıl da benim için olağan üstü iki şairdir. Biri yurtsever ve toplumcu diğeri ise inancı adına eserler vermiştir. Onların başarısını hepimizin takdir etmesi gerektiğini anlatmak için yan yana sergiledim.

Devlet Sanatçısı Prof Dr. Heykeltıraş Tankut Öktem. Sizin için hangi sıfat daha anlamlı?

Tankut Öktem: Benim kullandığım tek sıfat Heykeltıraş Tankut Öktem’dir.

Gelelim mesleğiniz ile sormak istediklerime.. Size en çok kimin heykelini yapmak haz veriyor?

Tankut Öktem: Atatürk’ün! O’nu çok iyi ifade eden bir heykelini yapmayı çok arzu ediyorum. Atatürk heykellerini çok iyi yaptığım söyleniyor ancak en mükemmeline ulaşamadım. Uğraşıyorum!

Şahsi olarak veya fikren sevmediğiniz birisinin heykelini yapmak nasıl bir his? Kendimi düşünüyorum da sevmediğim bir kişinin resmine bakmak, gozü kaşı ile uğraşmak stres yaratan bir unsur olabilirdi.

Tankut Öktem: Sanatsal açıdan heykelini yaptığım kişinin kim olduğunu düşünmeden yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışırım. Şimdiye kadar ülkemin ve halkımın düşmanı sayabileceğim bir kişinin heykelini yapma teklifi gelmedi.

Bir kişinin yüzünü şekillendirmek için fotoğrafı yeterli oluyor mu? Örnek vermek gerekirsek vesikalık resmi olan birisinin kahkaha atan bir heykelini yapabilir misiniz?

Tankut Öktem: Yapabilirim, ancak mükemmele ulaşmak için canlı modele ihtiyaç vardır.

Her yerde Atatürk büstleri görmekteyiz. Bazılarının Atatürk olduğunu anlamak bile zor. Bu Atatürk büstü yoğunluğu sizce gerekli mi?

Tankut Öktem: Hitler, Mussolini, Stalin, Mao, Franko gibi otoriter liderlerin yanısıra Gandi, Cinnah gibi birçok önemli liderin neredeyse unutulduğu dünyamızda, Atatürk; ülkemizde her vesile ile her gün daha iyi anlaşılan ve büyüyen bir liderdir. Atatürk, ulus olarak çağdaş uluslar düzeyine ulaşabilmemiz için devrimleriyle bize yol gösterici niteliğini koruyan, içimizde yaşayan ve demokratik laik cumhuriyetimizin tek simgesi olan birisidir. O’nun heykellerini insanlar mecburiyetten değil, isteyerek yaptırmaktadırlar. Temsil edemeyecek, niteliksiz, benzemeyen ve sanat eseri sayılmayacak heykel ve büstlerinin yaptırılmaması gerektiğini savunanlardanım.

Atatürk'e ait birçok heykeliniz var. “Artık Atatürk'ün yüzünü çok iyi biliyorum, gözü kapalı yapabilirim” diyebilir misiniz?

Tankut Öktem: Hala yaptığım heykellerde birçok eksiğimi ve hatamı gören ve bunu düzeltme gayreti içerisinde olan bir sanatçıyım. Tüm sanat hayatım kendimi aşmaya çalışmakla geçmektedir.

Samimi cevap vereceğinize inanarak soruyorum. Kendinizin heykelini yapabilir misiniz? Kendi resmini yapan ünlü ressamlar gibi.

Tankut Öktem: Yüzümü birçok eserimde zaman zaman kullandım. Heykelimi; kendimi heykeli yapılacak kadar değerli bulduğum zaman yapacağım. Kendi heykelini yapan çok sanatçı vardır. Mikelangelo, Rafael, Rambrandt gibi...

Salvador Dali'nin müzesine gitmiştim. Ressam, müzenin yapımında bizzat çalışmış hatta kendisinin gömüleceği yeri bile ayarlamış. Yatacağı yerden görebileceği kendi eserlerinden oluşan resimleri bile seçmiş. Heykeliniz yapılacak olsaydı nasıl bir heykel olmasını isterdiniz? Nereye konmasını istersiniz?



Tankut Öktem: Bu soruyu ben de bir ara kendime sormuştum. Yaşamakta olan veya olmayan, görmekten her an mutluluk duyabileceğim ve özlediğim tüm yakınlarım, akrabalarım, arkadaşlarım, çalışanlarım ve takdir ettiğim herkesin portrelerinin yer aldığı ve benim de içinde büstümün olduğu gerçek bir sanat sanat eserinin altında gömülmek isterdim. Böylelikle kendimle beraber sevdiğim herkesi yaşatmış olurdum.

* Bauhaus: Mimaride olduğu kadar endüstriyel tasarım ve şehir planlama gibi konularda yenilikler getirmiş, yeni bir mimari akım yaratarak, sanatın tüm dallarını etkilemiş eğitim sistemi. Bauhaus'a göre mimarlık, ressamlık, heykeltraşlık ve zanaatkarlık içiçe olmalıydı. Mimar Walter Gropius; sanatçıyı, zanaatkârın yücesi olarak görürdü.

kaynak: indigo dergisi