Gönderen Konu: Türk seramik sanatı  (Okunma sayısı 6021 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Türk seramik sanatı
« : 25 Kasım 2008, 21:18:35 »

Hammaddesi, toprak... Yaşamın sarp kayalar üstüne incecik yeşil parmaklarıyla tutunmasını sağlayan, ekinleri göverten, kutsal, doğurgan toprak. Bu kez dünyanın bereketini içinde saklamak, yere saçılıp israf edilmesini önlemek için suyla buluşuyor. Derken eli insan eline değiyor; kıvamınca yoğrulup biçimleniyor ekmek gibi. Ve ateşte pişiriliyor...

   İnsanlık tarihini araştıran bilim dalları için topraktan yapılma çanak-çömlek gibi buluntular büyük önem taşıyor. Ellerin toprakla olan bu yoğurma-biçimlendirme serüveni, Anadolu'da, Cilalı Taş Dönemi'nde başlıyor. Tahılın beslenmede ağırlık kazanmasıyla insanoğlu sulu malzemesini koyabileceği çömleği, kap kacağı yaratıyor. Yaşam kaynağı topraktan yapılma çanak çömleğin içine, bir başka yaşam kaynağı, besinler konuluyor.Ve sonradan su sızdırmaması için testiler, küpler, tabaklar erimiş kumla kaplanıyor, yani sırlanıyor.
 
   Uygarlık tarihinde ekmek kadar kutsal, sıcacık toprağı elinde yoğurup biçimlendiremeyen bir ulusun varlığından söz edilemez. Anadolu toprakları ise çok eski devirlerden beri toprak sanatları konusunda önemli bir mekezdi. Seramik işleri, Türkler'in Orta Asya'dan beri ulusal sanatları arasında yer alıyordu.Bozkırlarda yeşil renge duyulan hasret, Anadolu'da çini ve seramiğin firuze yeşilinde ölümsüzleşti.Toprak sanatları, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında Anadolu'ya özgü malzeme ve tekniklerin kullanımıyla daha da gelişti ve buradan tüm dünyaya yayıldı. XII. ve XIII. yüzyıllarda Selçuklu egemenliği sınırları içindeki Anadolu'da, toprak sanatlarının merkezi Konya idi.

   Anadolu'da Türk çini ve seramik sanatı, özellikle XIII. ve XIX. yüzyıllar arasında büyük gelişmeler göstermiş ve çeşitli teknikler, zengin renk ve desenlerle dünyada beğeni kazanmıştır. Mimariye bağlı olarak gelişen çini sanatı, Anadolu'ya Selçuklular'la girmiş, çeşitli tekniklerle en güzel ve başarılı örneklerini vermiştir. Osmanlı Sanatı'nda çinicilik desen ve renklerdeki daimi atılımlarla sürekli gelişmiştir.

   XV. yüzyıl sonu ve XVI. yüzyıl başlarında yapılan mavi-beyaz seramikler, porseleni hatırlatan sert ve pürüzsüz hamurları, mavi-beyaz renkleri, ustalıklı desenleri ile üstün seramiklerdir. Sert ve kaliteli şeffaf sır altında mavi tonları ile işlenen desenlerde Çin tarzı şakayıklar, krizantemler, rumîler ve hatayîler, bulutlar, stilize ejder hatta çintemani motifleri hakimdir. Bunların yanı sıra lâle, karanfil, bahar dalları gibiçeşitli natüralist çiçekler, asma dalları, kuş, geyik, tavşan, balık, hayvan mücadele sahneleri, nesih ve kufî yazılar daha önce görünmeyen zenginlikte ve incelikte bir desen programıyla XVI. yüzyılda gelişen sıraltı seramiklere öncü olurlar.

   Erken örneklerde mavi tonları koyudur, sonradan daha açık ve tatlı bir maviye döner, biraz firuze de kullanılır.Bazen desenler mavi zemin üzerinde beyazla yer alır. Erken dönem örneklerindeki ağır ve sıkışık motifler sonradan hafifler. Lale, karanfil,sümbül, çiçek demeti kompozisyonlarının işlendiği örneklerde mavi tonları arasında firuzenin de yer alışı dikkat çeker. Firuzeli seramikler 1530-1540 arasına tarihlenir.

   XVI. yüzyıl başlarında Çin'den ipekyolu ile saraya gelen ve daha sonra da varlıklı kişilere satılan porselenler İznikli ustaları çok etkilemiş, saraydan bunların kopyalarının yapılması için siparişler gelmeye başladığında atölyeler birbirleriyle yarışa girmişlerdir.

   İznik ve Kütahya dışında, Çanakkale XVIII. asrın ortasından XX. asrın başına kadar önemli bir se-ramik merkezi olmuştur. Çanakkale isminin burada yapılan çanak, çömlekten geldiği kanısı yaygındır.

   Çini ve seramik aynı malzemeden yapılmaktadır. Mimaride kullanılanlara çini, kap ve kacaklarda kullanılanlara ise batı dilerinde seramik denilmektedir. Anadolu Türkçesi'nde ve Osmanlılar'da sırlı seramiklere daha çok “sırça”, çinilere ise,Asya'daki çinicilik merkezi Kâş kentine atfen, “kâşi” deniliyor-du.Türk çini-seramik ustalarına ise önceleri “kâşiger” daha sonra da “çinici”, “sırçacı” adları verilmişti.

   Çini ve seramiğin ana maddesi iyi cins kildir. Kil, yabancı maddelerden arındırılıp havuzlarda çamur haline getirilir. Bu çamur yan yana sıralanmış üç havuzda dinlendirilir. Üçüncü havuzda çamur dibe çöker. Üstündeki sulu kısım akıtılır ve buradan alınan hamur, çanak-çömlek yapılacaksa çarkta, çini yapılacaksa kalıplarda şekillendirilip kurutulur. Üzerindeki pürüzler zımpara ile temizlenip fırınlanır. Çini, Selçuklular'da 700-800˚ C civarında, Osmanlılar'da ise 900-1000˚ C civarında pişirilirdi.

   Sertleşen malzeme yavaş yavaş soğutulan fırından alınır ve boyamaya geçilir. Eğer ürün desenlendirilecekse, şeffaf kâğıtlara çizilen ve ince iğnelerle delinen motifler, çini ve seramiğin üzerine konur; üzerinden kömür tozu geçirilerek beliren şekle göre boyanır. Boyanan çini ve seramiğin üzerine pişince şeffaflaşan renkli veya renksiz sır çekilir. Sırlamadan sonra malzeme tekrar fırınlanır. “Sıraltı” denen bu teknik, çeşitli devirlerde bazı farklılıklar göstermiş olmakla beraber Anadolu'da esas olmuş ve özellikle Osmanlı Dönemi'nde olağanüstü bir mükemmelliğe ulaşmıştır.

   Türk çini ve seramiklerinde kullanılan sırlama ve renklendirme yöntemlerinden bir diğeri olan”sırüstü” tekniğinde pişmiş toprak önce şeffaf olmayan bir sırla kaplanır. Fırında piştikten sonra üzerine boya ile resim yapılarak ikinci defa fırına sokulur. Bu aşama, perdahlama adını alır. Kullanılan boyaya bağlı olarak, perdahlamadan sonra obje bazen madenî bir parlaklık kazanmaktadır. Sırüstü tekniği daha çok Selçuklu Çağı'nda uygulanmıştır. Bunlardan başka tek renkli, şeffaf olmayan, sırlı ve desensiz çiniler de Anadolu'da çok kullanılmıştır.

   Sıraltı ve sırüstü tekniklerini bir arada kullanarak çok renkli bir yüzey elde etmek mümkündür. “Minaî” adı verilen bu yöntem, İran Selçukluları'nın yarattığı ve o dönemde günlük kullanıma mahsus seramikte çok gelişmiş bir tekniktir.Farsça'da “minâ” emaye demektir. Minaî tekniğinde yedi renk kulanılabilir. Renklerden bir kısmı sıraltına, bir kısmı da sırüstüne tatbik edilir.

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
Ynt: Türk seramik sanatı
« Yanıtla #1 : 25 Kasım 2008, 21:18:45 »
Seramik, uygarlık tarihinde çok önemli yer tutan bir sanat dalıdır. Öyle ki, bir uygarlığın, uygarlıktan sayılması için ilk aranan kalıntı, seramik kalıntılardır. Mağaralarda yerleşen ilk insanlar, büyü amaçlı da olsa resim sanatının ilk örneklerini mağara duvarlarında sergilediler. Aynı amaçla yapılan küçük tanrı ve tanrıça heykelleriyle de heykel sanatının başladığını söyleyebiliriz. Ancak seramik sanatının başlangıcı için insanlık yerleşik düzene geçmeyi beklemiştir.

Yerleşik düzenin belirleyici özelliği tarımdır. Tarım yapan bir topluluk ise, mahsullerini korumak zorundadır. Bu amaçla ilk öğrenmeleri gereken şey az da olsa kalıcı yapılan yapmak, ve ikincisi ise seramik kaplar üretebilmektir. Böylece mahsullerini saklayabilmişlerdir.

İlk kap kacak ürünleri ile seramik sanatı da başlamıştır. İÖ 4 binlerde doğu Akdeniz havzasında, seramik unsurlar mimaride kullanılmaya başlanmış ve seramik günlük hayatın vazgeçilmez bir hammaddesi halini almıştır. Mısır piramitlerinin inşasında da turkuvaz seramik tuğlalar kullanıldığı bilinmektedir. Eski Mısır’da kumun ısıtılmasıyla elde edilen sıvının kullanımı, bilinen ilk sırlı kullanımlardan biridir.

İlk pişirilmiş ve sırlanmış toprak ürün olan tuğla, Orta Asya’da bir antik yerleşim yeri olan Karakoça’da bulunmuştur. Tahminlere göre İÖ 8. yüzyılda Uygur Türkleri tarafından yapılmıştır. Bu sır tekniklerinin ilk uygulamasıdır. Pişirilmiş toprak seramik örneklerine ise her arkeolojik açmada rastlanmaktadır.
Toprağı sırlamak, Uygurlardan sonra 11. yüzyılda Karahanlılarda karşımıza çıkmaktadır. Artık bir sanat halini almış olan seramik, Semerkant, Buhara gibi önemli merkezlerde ustadan çırağa aktarılmaktadır.

Büyük kavimler göçü süresince, doğunun seramik birikimi de Anadolu topraklarına ulaşmıştır. Beraberinde getirdiği büyük bir step kültürü, yolda geçen uzun süreler boyu, coğrafyaların özelliklerini bünyesine katarak yol almıştır.

14. yüzyıldan itibaren, Anadolu’da büyük bir seramik atılımı olmuştur. Özellikle İznik yöresinde yerleşen Horasanlı ve Tebrizli ustaların katkıları ve bilgisiyle, İznik bir çinicilik merkezi halini aldı. İstanbul’da Nakkaşhane’de çizilen desenler, İznikli ustalar elinde nefes alıyordu.

Seramik, bir güzel sanatlar dalı olarak Osmanlı döneminden beri büyük bir ihmale uğramıştır. Bu sanatı ayakta tutan şey, her dönemde özel girişimci atölyelerdi. III.Selim döneminden itibaren görülmeye başlanan yenileşme hareketleri, heykeli olduğu gibi seramik sanatını da kapsamamıştır. Cumhuriyet döneminde ise en büyük seramik sanatçıları, Akademi bünyesinden olsalar da özel kuruluşların eğitici ortamı çok daha etkindi. Yıldız seramik, Gorbon Işıl gibi büyük atölyeler, günümüz sanatçılarının dahi adını anarken bir eğitim kurumu edasıyla saygı gösterdikleri kurumlardır.