Gönderen Konu: Türk Sinemasında Sansür  (Okunma sayısı 995 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı grikurt

  • Genel Moderatör
  • *
  • İleti: 751
  • Teşekkür: 21
  • Cinsiyet: Bay
Türk Sinemasında Sansür
« : 11 Mart 2012, 19:00:36 »
Toplumsal birikimlerin bir ürünü olan sinema tarihte varolduğu günden bu yana içinde bulunduğu içinde bulunduğu toplumları etkilemiş ve onlardan etkilenmiştir. Gelişim süreci içinde büyük mesafeler kat eden bu Sanat bir toplumun her gruptan insanına hitap edebildiği ölçüde başarılı görülmüştür.

Bununla birlikte kitlelere ulaşmada önemli bir araç olan sinema, bu özelliğinden olsa gerek icat edilişinden bu yana pek çok kişi veya kurumların güdümünde varlık göstermiştir. Yıllar boyunca birçok gerekçe ile sinemanın önüne set çekilmiştir. İster insan güdümünde, isterse bir kurum güdümünde gerçekleşen bu sınırlandırma faaliyetlerine genel anlamda SANSÜR adı verilir. Sansür belirli bir düşünce veya sanat eserini, ilgili kurumların kendilerince gerekçelerle, kontrol altında tutması veya sınırlandırmasıdır. Bir bakıma, bir bebeği doğmadan öldürmek, bir çiçeği açmadan koparmak gibidir. Hangi gerekçelerle olursa olsun SANSÜR sanat eserinin celladıdır.

7. Sanat olarak bilinen sinema, daha önce de belirttiğim gibi, gücünün büyüklüğünden olsa gerek birçok kişinin korkulu rüyası olmuş ve defalarca SANSÜR'E maruz kalmıştır. Sinema ve sansür arasındaki yıllar süren ve sürecek olan bu izdivacı, sansürün tarihçesi hakkında bilgi vererek anlatalım. Öncelikle insanlığın varoluşundan bu yana sansür vardır. "Sansürün ilk çıkışı Adem ile Havva'ya dayanır. Kutsal kitaplarda çıplaklıklarından utanmayan insanlığın atasını oluşturan Adem ile Havva'nın yasak meyveyi yemeleri ve yedikten sonra da komplekse kapılıp ilk sansürcü Tanrı tarafından cennetten kovulmaları anlatılır. İlk insana sansürü, Tanrı koymuştur. " (Özkan Tikveşli, s.65).

Beraberinde ilk çağ döneminde Eski Yunanda, düşünce özgürlüğünün varolduğu bir ortam var iken Ortaçağ'da ortaya çıkan skolastik düşünce ve siyasal hesaplaşmalarının etkisi ile sansürün sanat ve düşünce üzerindeki etkisi güç kazanmıştır. "Fransa 24 Ağustos 1790 yılında ilk kez (Sansürün Atası) sayılabilecek bir yasayı yürürlüğe koyar. Yasaklanan ilk film sahnesi ise "4'lü bir idam" sahnesidir. Ardından LUMİERE kardeşlerin Paris'te göstermiş ve hemen arkasından da 1985Õde Amerika'da çevrilmiş olan "The Kiss " adlı 30 saniyelik bir kadınla bir erkeğin öpüşmesini gösteren filme yasaklama girişimlerinde bulunulmuştur. 2. Yasaklama ise 1896Õda E.S. PORTER'in çektiği "Dul bayan Jones " filmidir. Bu filmdeki bir öpüşme sahnesi içlerinde Ahlak duyguları taşıyanları galeyana getirmiştir." (Pervin Gündüz, s.5) 2. Dünya savaşı yılları ve sonrasında film yapımı ve filmle ilgili sansür, siyasal gayeyle kullanılmıştır.

Başlangıçta sansür kamu düzenini sağlamak için mahalli teşkilatlarca uygulanırken daha sonradan merkezi bir örgüte bağlanmıştır. En eski film sansür kanunu, çeşitli tarihlerde değiştirilmiş olmasına rağmen halen yürürlükte bulunan 1914 tarihli İsveç film kanunudur. Bununla birlikte Avrupa'da ilk kez merkezi bir sansür teşkilatı kurulmuştur. Bu ve bunu benzer düzenlemeler Sinema denilen bu faaliyetin özgürlüğü de sınırsız değildir tabii ki. Gerçekleşen faaliyetler bir başkasının gururunu ve kişisel mahremiyetini hedef almamalıdır. Peki öyleyse bu özgürlük nasıl olmalıdır? Sinematografik Hürriyet olarak adlandırabileceğimiz bu özgürlüğü şöyle tanımlamak mümkün olacaktır: "Genel olarak (Yapımcı, yönetici, senaryo yazarı, işletmeci ve gösterimci olarak) film sanayi mensupları ile sinema seyircilerinin haiz olduğu ve devlet vs resmi makamlarla özel kişi veya kurumların müdahalesinden azade olarak filmlerin yapımı, gösterimi ve eleştirilmesinin temin edilmesinden ibaret bulunan bir hürriyettir." (A.Ş . Onaran, 1968, s. 21) yani sinemanın baskı ve denetimden kurtulması anlamına gelir.

Türkiye'de ise pek çok film yine sansüre takılmış gösterime bile girememiştir. Girenler ise orijinalliğinden ödünler vererek gösterime girmiştir. Ülkemizde sansürün ilk çıkış yıllarından itibaren uygulanışı aşağıdaki gibidir:

1932 ÖNCESİ:
Birinci Dünya savaşının sonuna kadar sansür yoktur. İlk sansür 1919 yılında Malul Gaziler Cemiyeti tarafından çevrilen Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın aynı adlı eserinden çevrilen "Mürebbiye" adlı filmdir. Sansür İngilizler tarafından uygulanmıştır. Sebep ise filmde, bir Türk ailesine mürebbiye olarak giren ve ailenin bütün erkeklerini birbirine katan kötü ruhlu bir ecnebi kadının maceraları anlatılmaktadır. TBMM'den sonra sansür yetkisi Valiliklerce kullanılırken, 1932Õde "Merkez Sansür Teşkilatı kurulmuştur. (Özkan Tikveş, Yeni Sinema, s. 51).

1932-1939 ARASI:
Merkez Sansür Teşkilatı kurulduktan sonra 09. 06. 1932Õde film, 26.12.1933Õde de Ek Talimatname ile senaryo sansürü konmuştur. Film ve Senaryo sansürünü uygulamakla bir komisyon görevli tutulmuştur. Bu komisyonda, İçişleri ve Milli Savunma bakanlıkları ile Genel Kurmay Başkanlığından birer temsilci bulunacaktı. Ülke içinde yapılan yerli filmler ve senaryolar bu komisyonlarca denetleniyor ve gerekli görüldüğünde, sansür ediliyor, yurt dışından gelenler de yine gümrüklerde kontrol edilip sansüre tabii tutuluyordu.

1939’DAN GÜNÜMÜZE KADAR:
1934 yılında kabul edilen Polis Vazifece Salahiyet Kanununun 6. maddesinde yer alan hükümlere dayanılarak film ve senaryo sansürünü içeren bir tüzük hazırlandı. 1939 tarihli sansür tüzüğü yürürlüğe girdikten sonra 23 Eylül 1977 tarihinde yürürlüğe giren yeni Sansür Tüzüğüne kadar 38 yıl aralıksız bazı değişikler yapılarak uygulanmıştır. Daha sonra 1986Õda yürürlüğe giren yasa ile köklü değişikler yapılmıştır. (P.Gündüz, s. 11) Yapılan yeni tüzük eski tüzükteki bazı maddeleri içermemekle birlikte, öz itibariyle yasaklamalardan vazgeçilmemiştir.

Arkasından 1979 Tüzüğü ve 1983 Tüzüğü sansürcü sansürcü zihniyetin devam ettiğinin göstergesiydi. 1986 yıl sonunda FİYAP (Film Yapımcıları Derneği)ın girişimiyle "Sinema Video ve Müzik eserleri Kanunu " kabul edildi. Bu kanunla birlikte Türk Sineması ilk kez bir kanuna kavuşmuş oluyordu. Film sansüründe bugüne kadarki tüm yasal düzenlemelerin kaynağı olan "Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu " nun 6. maddesi yürürlükten kaldırılarak polis sansürüne son verildi. Sinema ile ilgili tüm konular İçişleri Bakanlığının yetkisine verilmiştir. Ayrıca senaryo sansürü de kaldırılmıştır.

YENİ SİNEMA SANSÜR DÜZENİ
1986 "Sinema Yasası " 1987’de bazı değişiklere uğradı. Bu değişikler daha çok sinema sanayiine yöneliktir. Buna göre; Sinema ve Müzik eserlerinin sahipliğini yapımcıya verilmektedir. Bunlardan film ve video kasetlerinin denetlenmesi ile ilgili maddeleri inceleyelim:

Yasanın getirdikleri : Yasanın en önemli özelliği, sansürün, Turizm ve Kültür Bakanlığı'na verilmesidir. Maddelerin içerikleri aşağıdaki gibidir:
1. Madde : Kanunun amacı, kültürle yakın münasebetli sinemanın fonksiyonları ve işlerliğine devam kazandırmakla ilgili esasları içerir.
2. Madde : Yasanın kapsamını içerir.
3. Madde : Yasa ile ilgili terimlerinin tanımlanması ile birlikte, yapılan eserlerin denetlenmesi ile ilgili bilgileri kapsar.
4. Madde : Üretim ve İthalatla ilgili esaslar içerir.
5. Madde : Üretim ve ithalata konu teşkil eden eserlerin toptan dağıtım ve gösterime sunulmadan önce, Bakanlıkça kayıt ve tescili yapılarak işletme belgesi verilir. (Onaran, s. 140
6. Madde : "İsteyen yapımcılar, çekime konu olacak senaryoların Bakanlıkça incelenmesini isteyebilirler. Bu inceleme alt komisyonlarca yapılır. Eserlerin denetim sonuçları ile senaryoların inceleme sonuçları en geç 15 gün içinde ilgililere bildirilir. " (Onaran, s. 141).
7. Madde : Dağıtım ve gösterimle ilgili esasları içerir.
8. Madde : Telif hakkı ile ilgili esasları içerir. Buna göre bu haklar (Çoğaltma, yayma ve gösterim hakkı) İşletme belgesi sahibine aittir.
9. Madde : İdarenin yetkisi hakkında bilgi veren esasları içerir.
10. Madde : Sinema sanayini ve Müzik sanatını destekleyici bir kurum olan "Sinema ve Müzik sanatını destekleme Fonu" ile ilgili esasları içerir.

Bu ve bunun devamı olan maddeleri ayrıntılı bir biçimde ayrı bir araştırma konusu olarak incelemek mümkündür. Şimdi Anayasa ve Sansür ile ilgili esasları inceleyelim:

Anayasa ve Sansür :
Türkiye'de Sansür devlet tarafından uygulanmaktadır. "Gelişen ve Aydınlanma dönemine giren bir toplumda hala ortaçağ kalıntısı yasalarla çıkabilecek sanat eserlerini engellemek mümkün görünmemektedir ve sansür gelişen toplumun gereçlerine uymadığı için can çekişmekte olan bir kurumdur. "(Altan Yalçın, A.G.E., s. 64) 1962 Anayasası "Polis Vazife ve Salahiyet" Kanunun 6. maddesi kabul edilmiş ve buna göre; "Hariçten gelen filmlerin çekilmesi ve dahilden yapılacak filmlerin çekilmesi polisin iznine bağlıdır." ilkesi kabul edilmiştir. Bu sinemayı kelepçelemekten farksız bir düzenlemedir. Bu Anayasanın 21. maddesindeki "Hak ve Hürriyetler" ilkesine aykırıdır. Bu ve buna benzer sınırlayıcı kanunların iptali için Anayasa mahkemesine başvurulmuş lakin bu itirazlar reddedilmiştir.

"Bir filmin sansürden çıkması sinemacı için bir kurtuluş sayılmıyordu. Türk Ceza Kanununun 426. Maddesi uyarınca sansürden çıkış izni olan bir film, suç unsuru bulunduğu taktirde savcıların kovuşturmasına yol açabiliyordu. Elbetteki yürürlükteki yasalar böyle bir işlevi gerektirecekti. Böylece de sansürün hukuki açıdan sinemacıya herhangi bir güvence getirmediği, açık seçik ortaya çıkıyordu" (Agah Özgüç, a.g.e., s. 20).

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE'DE YASAKLANAN FİLMLER
Türkiye'de hem yerli hem de yabancı filmler sansür edilmiştir. Ancak sansür edilen yabancı filmler daha çoktur. Çünkü onların karşılaştığı engel onlardan çok daha fazladır. Gümrükte zaten direk olarak sansür kuruluna götürülür, Yerli filmler ise yabancı filmlerden daha az sansüre maruz kalmıştır. Bunda sansür kurulunun yumuşak yaklaşımı da etkilidir.

Ülkemizde ilk sansür edilen film, 1919 yılında işgal kuvvetlerinin, Malün Geziler Cemiyeti tarafından çevrilen "Mürebbiye" adlı filmdir. Bu film H. R. Gürpınar'ın aynı adlı romanından adapte edilmiştir. İngiliz birliklerince sansür edilen filmde "Ecnebi bir kadının bir Türk ailesinin yanında çalışması ve o ailenin erkeklerini birbirine katması veyaptığı iki yüzlülükler anlatılır."Film işgal ve işgale karşı direnme sinemasıdır." (Nijat Özen, Türk Sineması kronolojisi, s. 50)

Beraberinde sansür edilen filmler şunlardır :

1) ****** (ADOLF KÖRNER 1942)
2) Aşık VeyselÕin Hayatı (METİN ERKSAN 1952)
3) Ceylan Emine (MUHARREM GÜRSES 1956)
4) Sokak şarkıcısı (O.M. ARIBURNU 1959)
5) Mukadderat (MUHARREM GÜRSES 1960)
6) Bir gelin gitti. (MUHTEŞEM DURUKAN 1960)
7) Kabadayılar Kralı (NEJAT SAYDAM 1961)
8) Bağ bozumu "Rahmetler Yağarken " (1962)
9) Harmandalı Mahmut Efem geliyor. Harmandalının intikamı (ÇETİN KARAMANBEY 1962)
10) Yılanların öcü (METİN ERKSAN 1962)
11) Susuz yaz (METİN ERKSAN 1964)
12) Karanlıkta uyananlar (ERTEM GÖREÇ 1965)
13) Babasına bak oğlunu al (TÜRKER İNANOĞLU 1968)
14) Beleş Osman (KEMAL İNCİ 1965)
15) Bitmeyen yol (DUYGU SAĞIROĞLU 1966)
16) Beyoğlu esrarı (TÜRKER İNANOĞLU 1966)
7) Soluk gecenin aşk hikayeleri (ALP ZEKİ HEPER 1966)
8) Kelepçeli Bilekler (YÜCEL HEKİMOĞLU 1966)
19) Hudutlar Kanunu ( LÜTFÜ ÖMER AKAD 1966)
20) Yiğitler Ölmezmiş (N. KURTAN 1966)
21) Kartal Yavrusu ( ÜMİT UTKU 1966)
22) Bombacı Emine (NURİ AKICI 1966)
23) Kanunsuz Dağlar (N. AKINCI 1967)
24) Kanlı Takip (YAVUZ FİGENLİ 1967)
25) Gecekondu Peşinde (FEVZİ TUNA 1967)
26) Çeşmeydanlı Ali (HASAN KAZANKAYA 1967)
27) Fedailer (KAYAHAN ARIKAN 1967)
28) Kanlı Hayat (E.GÖREÇ 1967)
29) Allaha Adanan Toprak (Y. FİGENLİ 1967)
30) AnadoluÕyu Türkleştirenler (FİKRET UÇAK 1967)
31) Kelepçeli Melek (MEHMET DİNLER 1967)
32) Şaşkın Hafiye Klinğime Karşı (NATUT BAYTON 1967)
33) Kocadağlı (KEMAL KAN 1967)
34) Büyük Kin (TUNÇ BAŞARAN 1969)
35) Umut (YILMAZ GÜNEY 1970)

1972 SEKS FİLMLERİ FURYASI DÖNEMİ VE SANSÜRDEN KURTULANLAR
Bu filmler önce sansüre uğramış, sonra üstünde yapılan bazı değişiklerle sansürden kurtulmayı başarmışlardır. Bunlar bazıları şöyledir:

1) Beş tavuk bir horuz (OKSAL PEKMEZOĞLU 1974)
2) Ah deme oh de (NAZMİ ÖZER)
3) Atını seven Kovboy (ARAM GÜLYÜZ)
4) Ne hakem (OKSAL PEKMEZOĞLU)
5) Ayıkla beni hüsnü (ARİF KESKİNER)
6) Seferim var (YAVUZ FİGENLİ)
7) Kokla ama koparma (TEMEL GÜRSU)
8) Kara çarşaflı gelin (SÜREYYA DURU 1976)
9) Darbe (ŞERİF GÖREN)
10) Çukurlata tarlası (GÜNAY KOSAVA 1979)
11) Bedel (MELİH GÜLGEN 1983)
12) Güneşin tutulduğu gün (ŞERİF GÖREN 1984)
13) Dul bir kadın (1985)
14) Adı Vasfiye ( ATIF YILMAZ 1986)
15) Bir avuç gökyüzü (ÜMİT ELÇİ 1987)
16) Med cezir manzaraları (MAHİNUR ERGUN 1987)
17) Berlin in Berlin (SİNAN ÇETİN 1992)
18) Cazibe hanımın gündüz düşleri (İRFAN TÖZÜM - 1992)
19) Sarı tebessüm (SEÇKİN YAŞAR) v.s

Bütün bu filmler bu güne kadar sansüre maruz kalmış olanların sadece bazılarıdır. Sözün kısası sansür, sinemanın ilk varoluşundan bu yana hep sinemaya musallat olmuş bir ayak bağıdır. Lakin sansürün ne kaldırılmasına ne de devamlılığına dair bir hem fikir oluşturulamamıştır. Bilinen bir şey vardır ki, o da insanın üretmeye devam ettiği müddetçe birilerinin onu kontrol altında tutma ve sınırlandırma isteğinin hep varolacağıdır.


Sibel TEZCAN
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi