Gönderen Konu: Türk Sinemasının Kuruluşunda Ordunun Rolü  (Okunma sayısı 1383 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Türk Sinemasının Kuruluşunda Ordunun Rolü
« : 14 Mart 2012, 18:36:43 »
Türkiye'ye sinemayı Enver Paşa kurumlaştırmış. Alman ordusunda savaş propagandası ve acemi askerlerin eğitimi filmlerini gören Enver Paşa, 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi'ni (MOSD) kurarak, sinemanın kurumlaşmasının temellerini atmış.

İ.Ü. İletişim Fakültesi öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Battal Odabaş'ın ''Türk Sinemasının Kuruluşunda Ordunun Rolü'' adlı araştırması, Gazeteciler Cemiyeti'nin katkılarıyla İstanbul Üniversitesi tarafından hazırlanan ''Cumhuriyetimiz 80 Yaşında'' adlı kitapta yayınlandı.

Sinemanın Türkiye'de kurumlaşmasının, Merkez Ordu Sinema Dairesi'nin kurulmasıyla gerçekleştiğini belirten Odabaş, Enver Paşa'nın sinemayla, Osmanlı İmparatorluğu'nun Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırı görevini sürdürdüğü sırada Alman ordularında yaptığı inceleme sırasında tanıştığını ifade etti.

Odabaş, Alman ordusunda kurulan sinema kolunun çektiği görüntülerin savaş propagandası ve acemi askerlerin eğitimi için kullanıldığını gören Enver Paşa'nın, 1915 yılında Türkiye'ye döner dönmez Merkez Ordu Sinema Dairesi'ni (MOSD) kurarak, Türkiye'de sinemanın kurumlaşmasının ilk temellerini attığını bildirdi. MOSD'un ilk başta Padişah ve Enver Paşa'nın özel yaşamıyla ilgili filmler çektiğini kaydeden Odabaş, daha sonra yerli ve yabancı film arşivleri yaptığını, ayrıca kurmaca filmler de çektiğini anlattı.

MÜDAFAA-İ MİLLİYE CEMİYETİ DE FİLM ÇEKTİ

Odabaş'ın araştırmalarına göre, Müdafaa-i Milliye Cemiyeti de 1916 yılında aldığı bir kararlı sinema çalışmalarına başladı. Almanya'dan getirttiği aletlerle film çekimine başlayan cemiyet, savaştan görüntülerin de yer aldığı haber filmi niteliğinde filmler hazırladı. Kurmaca film alanına da el atan cemiyet, ''Pençe'' ve ''Casus'' adlı iki film yaptı.

Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, 1918 yılında Mondros Mütarekesi nedeniyle, elinde bulunan belgeleri düşmana teslim etmemek için bu işi malzemeleriyle birlikte Malül Gaziler Cemiyeti'ne devretti. Malül Gaziler Cemiyeti de 1919 yılında sinema çalışmalarına başladı. Cemiyetin ilk çektiği ''Mürebbiye'' adlı film ''Fransızları küçük düşürdüğü'' gerekçesiyle yasaklanınca, ''Sansüre uğrayan ilk Türk filmi'' oldu.

TBMM DE FİLM ÇEKTİRDİ

Savaş sırasında bir başka sinema kuruluşunu ise TBMM oluşturdu. TBMM Orduları bünyesinde kurulan Ordu Film Alma Dairesi, Malül Gaziler Cemiyeti'ne devredilen sinema araçlarını geri alarak film çekimi işini üstlendi. İşgal güçlerinin geri çekilirken köy ve kasabalarda yaptıkları vahşeti görüntüleyen Ordu Film Alma Dairesi, bu filmleri kurgulayarak 1922 yılında ''İstiklal'' adlı belgeseli yaptı. Dairenin Türk ordusunun İzmir'e girişini konu alan filmi ise tarihe geçti.

Ordu destekli bu kuruluşlardan sonra 1922 yılında ilk özel film yapımevi olan Kemal Film kuruldu. Kemal ve Şakir Seden kardeşlerin kurduğu şirket, kurmaca filmlerin yanı sıra Kurtuluş Savaşı'nı da belgeleyerek önemli bir görev üstlendi. Kemal Film, aralarında ''Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın İzmit Cephesini Teftişi'' de bulunan 47 haber filmi çekti.

Kaynak -



Sinemanın Türkiye’de ilk kurumlaşması Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin (MOSD) kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Alman ordusunda bir sinema kolunun kurulduğunu ve bu birimin, savaş sırasında çekilen görüntülerle belgeler oluşturduğunu gören Enver Paşa, Türkiye’ye döndüğünde, 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi’ni kurarak sinemanın gelişmesi için olumlu bir adım attı.

“Sinema öyle bir keşiftir ki birgün gelecek, barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin veçhesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşelerinde oturan insanların birbirlerini sevmelerini, tanımalarını temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görüş, düşünüş farklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu ehemmiyeti vermeliyiz.”

M. Kemal Atatürk

Sinema, Fransız Lumières kardeşlerin 28 Aralık 1895’teki ilk film gösterilerinden hemen hemen bir yıl sonra Türkiye’ye girmiştir. O dönemin iletişim olanakları düşünüldüğünde, oldukça hızlı bir giriştir bu. Sinema, diğer Avrupa ülkelerine de neredeyse Türkiye ile aynı tarihte girmiştir. Sinemanın ilk yıllarında, Lumières kardeşlerin operatörlerini ve Fransız Pathé firmasını, her ülkede görmek olasıdır.

Türkiye açısından bakıldığında, 14 Kasım 1914’e kadar, Türkiye’de hep yabancıların çektiği filmler gösterilmiştir. Bunların büyük çoğunluğunu Lumières’lerin çektiği filmler oluşturmaktadır. Promio gibi operatörler Türkiye’de de bir çok belge film çekmişlerdir. Bu operatörler dışında, Osmanlı uyruğunda olan Manaki Kardeşler, Osmanlı sarayında ve ülkenin bir çok yerinde çekim yapmışlardır. Ancak Türk olmadıkları için çektikleri filmler ilk Türk filmi olarak kabul edilmemektedir.

11 Kasım 1914 tarihinde, Goeben (Yavuz) ve Breslau (Midilli) zırhlılarının, Odessa limanı da dahil olmak üzere, diğer Karadeniz kıyılarını bombalamaları sonucu resmen savaşa girmiş sayılan Osmanlı İmparatorluğu içerisinde, bu tarihten sonra bazı gösteri ve mitingler düzenlendi. İlan edilen Cihad-ı Ekber’den sonra, 14 Kasım 1915’te bir miting düzenlendi. Bu miting esnasında, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sırasında, Rusların geldikleri en uç noktayı simgelemek için dikilen Yeşilköy’deki Aya Stefanos Abidesi yıkıldı. Daha önceden düzenlenen bu miting sırasında bu anıtın yıkılması planlanmış ve bu yıkımı görüntülemek için Avusturya’dan bir film ekibi getirilmişti.• Halkın ulusal duyguları doruktaydı. Bu yüzden, bu yıkım olayının bir Türk tarafından filme alınması gündeme geldi. Seferberliğin ilanıyla silah altına alınan Yedeksubay Fuat Uzkınay bu iş için uygun görülmüştü. Daha önce film gösterimi yapmış olan Uzkınay hiç film çekmemişti ve bu konuda bilgisi yoktu. Hemen o esnada, Avusturyalı film ekibi tarafından Uzkınay’a filmin nasıl çekileceği anlatıldı. Böylece Türk sinema tarihinin ilk filmi kabul edilen “Ayastefanos Abidesinin Yıkılışı” adlı film gerçekleştirilmiş oldu. Bu filmin çekildiği hemen hemen her kaynakta bulunmasına karşın, sadece kutuları bulunabilmiştir.

Sinemanın Türkiye’de ilk kurumlaşması Merkez Ordu Sinema Dairesi’nin (MOSD) kurulmasıyla gerçekleşmiştir. Bu kurumu kuran Enver Paşa, Osmanlı İmparatorluğunun Başkumandan Vekili ve Harbiye Nazırıydı. Bu görevdeyken Almanya’ya yaptığı bir gezi sırasında, Alman ordusunda bir sinema kolunun kurulduğunu ve bu birimin, savaş sırasında çekilen görüntülerle belgeler oluşturduğunu gördü. Alman ordusu , sinema yoluyla savaş propagandası yapmakta ve aynı zamanda acemi erlerin eğitiminde bu yeni buluşu kullanmaktaydı.

Enver Paşa, Türkiye’ye döndüğünde, 1915 yılında Merkez Ordu Sinema Dairesi’ni kurarak sinemanın gelişmesi için olumlu bir adım attı. Bu kurumun başına, Türkiye’de halka açık ilk film gösterimini yapan Romen uyruklu Sigmund Weinberg getirildi. Bu birimde görev alanlardan bazıları şunlardı: Fuat Uzkınay (Weinberg’in yardımcısı), Mazhar Kınay ve Cemil Filmer.

MOSD, ilk başta belge filmler çekti ama bunlar Padişah’ın ve Enver Paşa’nın özel yaşamıyla ilgili filmlerdi. Weinberg ve Uzkınay, böyle filmler çekerek film çekimini öğrendiler ve deneyim kazandılar. Weinberg’in siyasal düşüncelerle bu görevden uzaklaştırılmasından sonra bu göreve Fuat Uzkınay getirildi.

Merkez Ordu Film Dairesi için bir de tüzük oluşturuldu. Üst düzey subaylardan oluşturulan bir kurulun hazırladığı bu tüzüğe göre MOSD,

1- Cephelerde savaşan birliklerin harekatıyla ilgili filmleri;
2- Önemli olaylarla ilgili filmleri;
3- Askeri fabrikalarla ilgili filmleri;
4- Müttefik ülkelerden gönderilen yeni silahların kullanılışıyla ilgili filmleri;
5- Manevralarla ilgili filmleri çekecek ve gösterecekti.

Askeri Müze’nin bir bölümüne taşınan MOSD, çektiği filmleri burada gösterdi. Yerli ve yabancı film arşivleri de yapan MOSD, kurmaca filmlere de el atmaya başladı.

MOSD’nden başka, ordu ve halk arasında ilişkileri sağlamak amacıyla 1913 yılında kurulan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, 1916 yılında aldığı bir kararla sinema çalışmalarına başladı. Kenan Erginsoy, bu cemiyetin sinema kolu başkanı oldu. Almanya’dan getirilen aygıtlarla film çekimine başlayan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, savaştan görüntüler çekmekle işe başladı. Bunlar, haber filmi niteliğinde belge filmlerdi.

Bu Cemiyet’in bir üyesi olan Sedat Simavi’nin girişimiyle, Cemiyet’in Divan Yolu’nda bulunan binasının alt katında bir stüdyo kurularak film çalışmalarına hız verildi. Burada, Weinberg’in yetiştirdiği Yorgo Efendi, film operatörü olarak çalıştı.

Müdafaa-i Milliye Cemiyeti, kurmaca film alanına da el attı ve iki film yaptı: “Pençe” ve “Casus”.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile MOSD’nin ve Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin elinde bulunan sinema araçları tehlikeye girmişti. Ordunun elinde bulunan malzemelerin düşmana devredilmesi gerekiyordu.Askeri bir kuruluş olan MOSD ve yarı askeri bir kuruluş olan Müdafaa-i Milliye Cemiyeti de elinde bulundurduğu malzemeleri vermek zorundaydı. Ama hemen bu duruma bir çözüm yolu bulundu. Bu kurumların elinde bulunan araç ve gereçler, Kasım 1919’da Malûlin-i Guzat-ı Askeriye Muavenet Heyeti’ne (Malül Gaziler Cemiyeti) devredildi. Malül Gaziler Cemiyeti, 1919 yılında sinema çalışmalarına başladı. Cemiyet ilk olarak “Mürebbiye” adlı bir filmin çekimine girişti. Filmin yönetmeni Ahmet Fehim Efendi, görüntü yönetmeni ise Mütareke’den sonra terhis olan Fuat Uzkınay idi.••• Bu film çekilirken İzmir işgal edildi. İstanbul’da mitingler düzenlendi ve gösteriler yapıldı. Filmin çekimini yarıda kesen ekip, bu mitingleri görüntülemeye başladı. Fatih ve Sultanahmet mitinglerinden alınan görüntüler, önemli belge filmleri olarak gelecek kuşaklara aktarıldı.

Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin elindeki araçların Malül Gaziler Cemiyeti’ne devrine ilişkin resmi karar ise, ancak 1919 yılının sonlarında, Takvim-i Vekai gazetesinin 3709 sayılı nüshasında yayınlanan “Mülga Müdafaa-i Milliye’den müdevver sinema alet ve edavatının meccanen Malülin-i Guzat-ı Askeriye Muavenet Heyeti’ne itasına dair” kararnameyle yürürlüğe girmiştir.

Savaş sırasında bir başka sinema kuruluşunu ise Türkiye Büyük Millet Meclisi oluşturdu. TBMM Orduları bünyesinde kurulan bu kuruluş Ordu Film Alma Dairesi’dir. Bu daire, Malül Gaziler Cemiyeti’ne devredilen sinema araçlarını geri alarak film çekme işini kendi üzerine aldı.. İşgal güçlerinin, geri çekilirken, köy ve kasabalarda yaptıkları vahşeti görüntüleyen Ordu Film Alma Dairesi (OFAD), bu filmleri kurgulayarak, 1922’de “İstiklâl” (İzmir Zaferi) adlı belgeseli yaptı.

Ordu destekli bu kuruluşlardan sonra, 1922’de, ilk özel film yapımevi olan Kemal Film kuruldu. Kemal ve Şakir Seden kardeşlerin kurduğu bu şirket, kurmaca filmlerin yanı sıra, Kurtuluş Savaşı’nı da belgeleyerek önemli bir görev üstlendi. Kemal Film 47 adet haber filmi yaptı. Sinema yazarı Erman Şener’in de vurguladığı gibi, bunların en önemlisi “Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın İzmit Cephesini Teftişi” adlı filmidir. Bu filmi, Fuat Uzkınay’ın yerine Kemal Film’de kameramanlık yapan Cezmi Ar çekmiştir.

Ordu Film Alma Dairesi’nin yaptığı belgeleme çalışmaları da kayda değerdir. Bu dairenin çektiği önemli belge filmlerden birisi de ordunun İzmir’e girişidir. Günümüze kadar ulaşan bu görüntüler hala bir çok belgesel çalışmasında kaynak olarak kullanılmaktadır.

Önemli bir belgesel ise, Fuat Uzkınay tarafından 1922’de başlanıp 1942’de bitirilen ve ilk adı “Zafer Yollarında” olan “İstiklal” filmidir. Fuat Uzkınay’ın Kemal Film adına yaptığı “Zafer Yollarında” filminin yanı sıra Ordu Film Alma Dairesi’nin şu çalışmalarını da saymak gerekmektedir: “İzmir Zaferi, Dumlupınar Vekayii”, “İzmir Nasıl İstirdat Edildi”, “İzmir’in İşgali”, “İzmir’deki Yunan Fecayii”, “İzmir Yanıyor”, “Gazi’nin İzmir’e Gelişi ve Karşılanışı”. Bunlardan başka, işgal orduları İstanbul’u terk ederken, Cezmi Ar tarafından, savaş içinde çekilen son belge filmi olan, “İşgal Ordularının İstanbul’u Terki” adlı belge filmi vardır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün de sinemaya önem vermesi ve desteklemesiyle belgeleme çalışmalarına ve kurmaca filmlere hız verildi.

Türk yönetmenlerden başka, özellikle Sovyetler Birliği’nden yönetmenler çağrılarak belgeseller yaptırıldı. Bunlardan en önemlisi, 1970 yılında TRT televizyonunda gösterilirken yasaklanan, 1933 yapımı, Sergey Yutkeviç’in “Ankara Türkiye’nin Kalbi” adlı belgeseldir. Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamalarından da görüntüler bulunan filme Yutkeviç’in yanısıra Oskaroviç Arnştam, Fikret Adil ve Reşat Nuri Güntekin de katkıda bulundu.

Yabancı yönetmenlerden bir diğeri ise, Ha-Ka Film’in (Halil Kamil’in şirketi) tarafından getirilen Ester Şub’dur. Şub, 1937 tarihli “Türk İnkılabının Terakki Hamleleri” belgeselini gerçekleştirdi. Bu belgeselin yapım aşamasında Necati Çakuş ile birlikte üç yıl çalışmıştır. Ester Şub, Dziga Vertov ile de çalışmış ve onun sinema-göz kuramından yola çıkarak kendine özgü bir kuram oluşturmuştur: Compilation films (Derleme Filmleri, Kurgu Filmleri)

Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki belge filmler ve belgesel filmlerin ele alındığı bu çalışmada, yine Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan kurmaca filmlere de kısaca değinmek gerekir. Kurtuluş Savaşı’nı anlatan İlk önemli kurmaca film, Kurtuluş Savaşı’nda onbaşı rütbesiyle savaşa katılan Halide Edip Adıvar’ın romanından uyarlanan 1923 tarihli “Ateşten Gömlek” filmidir. Muhsin Ertuğrul’un yönettiği bu film, yine Ertuğrul’un ilklerinden birisidir.

Bu filmden altı yıl sonra, ikinci bir kurmaca film çekildi. Kurtuluş Savaşı’nı anlatan bu filmin yönetmeni yine Muhsin Ertuğrul, film ise “Ankara Postası” filmidir. François de Currel’in La Terre Inhumain (Acımasız Dünya) adlı yapıtından Reşat Nuri Güntekin’in Bir Gece Faciası adıyla tiyatroya uyarladığı yapıtın sinemaya uyarlanmış halidir. Kurtuluş Savaşı’nda Kuva-i Milliyeci bir subayı anlatmaktadır.

Ertuğrul’un Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı üçüncü filmi 1932 tarihli “Bir Millet Uyanıyor” filmidir. Senaryo Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu’na aittir.

Daha sonra yapılan kurmaca filmler:

     1- İstiklal Madalyası (1948) – Ferdi Tayfur
     2- Unutulan Sır (1948) – Şakir Sırmalı
     3- Vurun Kahpeye (1949) – Lütfi Akad
     4- Ateşten Gömlek (1950) – Vedat Örfi Bengü
     5- Vatan İçin (1951) – Aydın Arakon
     6- Sürgün (1951) – Orhan Murat Arıburnu
     7- Yüzbaşı Tahsin (1951) - Orhan Murat Arıburnu
     8- İstanbul Kan Ağlarken (1951) – Kâni Kıpçak
     9- Fato-Ya İstiklal Ya Ölüm (1951) – Turgut Demirağ
     10- Ankara Ekspresi (1952) – Aydın Arakon
     11- İngiliz Kemal (1952) – Lütfi Akad
     12- İki Süngü Arasında (1952) – Şadan Kamil
     13- Meçhul Kahramanlar (1958) – Agah Hün
     14- Bu Vatan Bizimdir (1958) – Nejat Saydam
     15- Şahinler Diyarı (1958) – Rahmi Kafadar
     16- Beklenen Bomba (1958) – Muharrem Gürses
     17- Düşman Yolları Kesti (1959) – Osman Seden
     18- Bu Vatanın Çocukları (1959) – Atıf Yılmaz
     19- İzmir Ateşler İçinde (1959) – Osman N. Ergün
     20- O’nun Süvarisi (1959) – Nusret Eraslan (Albay)
     21- Ateşten Damla (1960) – Memduh Ün
     22- Kalpaklılar (1960) – Nejat Saydam (Samim Kocagöz’ün romanından)
     23- Ankara Ekspresi (1970) – Muzaffer Aslan
     24- Yorgun Savaşçı (1979) – Halit Refiğ (TV Dizisi)
     25- Küçük Ağa (1983) – Yücel Çakmaklı (TV Dizisi)
     26- Ateşten Günler (1991) – Ziya Öztan
     27- Kurtuluş (1994) – Ziya Öztan
     28- Yaban (1996) – Nihat Durak
     29- Atatürk (1999) – Tolga Örnek
     30- Esir Şehrin İnsanları (2003) – Cafer Özgül (TV Dizisi)
     31- Cephane Yolu (Proje Aşamasında) – Yücel Çakmaklı

Görüldüğü gibi, ilk özel film yapım şirketi Kemal Film’in kuruluşuna kadar, Türkiye’de sinema, ordunun kurduğu sinema kuruluşlarıyla ayakta durmakta ve tutunmaya çalışmaktadır. Bu kuruluşlar anımsanırsa şunlardı:

     1- Merkez Ordu Sinema Dairesi
     2- Müdafaa-i Milliye Cemiyeti
     3- Malül Gaziler Cemiyeti
     4- Osmanlı Donanma Cemiyeti
     5- Ordu Film Alma Dairesi

Kurtuluş Savaşı sırasında TBMM Orduları tarafından kurulan sonuncusu da bu kategoriye konulabilir.

Cumhuriyet’ten önce Enver Paşa’nın, Cumhuriyet’ten sonra ise Mustafa Kemal Atatürk’ün çabalarıyla sinema gelişme göstermeye çalışmış, ancak fazla bir ilerleme kaydedememiştir. Yukarıda sayılan kuruluşların çektiği belge filmler ve daha sonra bu belgelerin kurgulanmasıyla oluşturulmuş belgesellerden bir çoğu günümüze kadar gelmiştir. Bu belge filmler, özellikle savaş sırasında çekilen görüntülerden oluşmaktadır. Türkiye’de Kara Kuvvetleri Foto Film Merkezi’nde bulunmaktadır. Diğer bir belge film kaynağı da Sovyet Film Arşivi’dir.

Türkiye ile aynı yıllarda film çalışmalarına başlayan Sovyetler Birliği’nde, Lenin’in “sinema bizim için sanatların en önemlisidir” sözleriyle desteklediği sinema çalışmaları, Sovyet Sinema Okulu VGIK’in kurulmasıyla sonuçlanmış ve bu okuldan çok sayıda sinemacı yetişmiştir. Sovyet sinemasının temeli o dönemde atılmıştır.

Almanya’da Enver Paşa’nın örnek aldığı Ordu Film Dairesi’nden UFA şirketi doğmuş ve Alman sinemasının temelini oluşturmuştur. İtalya’da, Mussolini döneminde kurulan Cinecitta stüdyoları İtalyan sinemasının gelişmesini sağlamıştır.

Türkiye’de bu işe erken başlanmasına karşın, uzun bir süre önemli bir gelişme olmamış, sinema tiyatro etkisinde kalmıştır. Kurtuluş Savaşı ile ilgili ilk üç film bile aynı yönetmenin elinden çıkmıştır. Lenin’in Sovyet devrimi için sinemayı kullanması Türkiye’ye uyarlanamamış, bu yüzden Cumhuriyet Devrimlerini ve Kurtuluş Savaşı’nı anlatan filmler yapılamamıştır. Sovyetler Birliği işi sıkı tutmuş, propaganda trenleri düzenleyerek ülkeyi bir baştan bir başa gezmiş ve bu trenlerde belge filmler gösterilerek devrimin propagandası yapılmıştır. Gidilen bu yerlerde çekimler de yapılmış ve bu çekimlerden de bir film ortaya çıkmıştır. Sinemanın görsel gücü fark edilmişse de, bundan yeterince yararlanılmamıştır. Uzun süre tek yönetmen egemenliğinde kalan sinema gelişememiştir. Sadece Sovyetler Birliğinde değil Almanya’da da sinemanın önemi kavranmış ve Goebels’in desteğiyle Leni Riefenstahl’a “İradenin Zaferi” filmi yaptırılarak Nazi propagandası yaptırılmıştır. Türkiye’nin bu iki ülkeyle ilişkileri, Cumhuriyet’in ilk yıllarında da gelişmiş durumdaydı. Ancak Türk sineması bu ülke sinemaları kadar etkili kullanılamamıştır.

Kaynaklar
1- Atilla Dorsay, Sinema ve Çağımız-1, Hil Yayın, İstanbul, Nisan 1984.
2- Salih Gökmen, Bugünkü Türk Sineması, Fetih Yayınları, İstanbul, 1973.
3- Şükaran Kuyucak Esen, Şükran, Türk Sinemasının Kilometre Taşları, Naos Yayınları, İstanbul, Ekim 2002.
4- Alim Şerif Onaran, Türk Sineması (I. Cilt), Kitle Yayınları, Ankara, Şubat 1994.
5- Alim Şerif Onaran, Türk Sineması (II. Cilt), Kitle Yayınları, Ankara, Mart 1995.
6- Nijat Özön, İlk Türk Sinemacısı Fuat Uzkınay, aktaran Erman Şener, a.g.e., s. 15.
7- Nijat Özön, Karagöz’den Sinemaya – Türk Sineması ve Sorunları, 1. Cilt, Kitle Yayınları, Ankara, Mart 1995.
8- Nijat Özön, Karagöz’den Sinemaya – Türk Sineması ve Sorunları, 2. Cilt, Kitle Yayınları, Ankara, Mart 1995.
9- Erman Şener, Kurtuluş Savaşı ve Sinemamız, Dizi Yayınları-Sinema Dizisi-1, İstanbul, Ocak 1971.
10- Nebahat Akgün Çomak, Türk Sinemasında Ordu-Merkezli Sinema Dairesi’nin Önemi ve Yeri-Sinemanın Doğuşu ve Ülkemize Girişi, İletişim Fakültesi Dergisi, Sayı 7, İstanbul, 1998.
11- Esra Biryıldız, Atatürk ve Sinema, Marmara İletişim Dergisi, Sayı 7, İstanbul, Temmuz 1994.
12- Şükran Kuyucak Esen, Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Filmleri, Marmara’nın Sesi Dergisi, Sayı 14, 1985.
13- İ. Altuğ Işığan, Yeşilçam’dan Önce Türkiye’de Sinema Sektörü, Yeni Film, Sayı 1, İstanbul, Nisan-Haziran 2003.
14- Giovanni Scognamillo, Türk Sinemasının Ekonomik Tarihine Giriş, Yeni İnsan Yeni Sinema, Sayı 9, İstanbul, Bahar 2001.


Yrd. Doç. Dr. Battal Odabaş
İ.Ü. İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon Sinema Bölümü
midena pro tou telous makarize