Gönderen Konu: italya nın takı verdiği önem  (Okunma sayısı 3267 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı doğubey

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 95
  • Teşekkür: 11
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat Tarihi
italya nın takı verdiği önem
« : 25 Kasım 2008, 21:44:27 »
Eski Romada takı sanatı
Romalılar , takı ve aksesuar yapımında Avrupa kıtasındaki zengin kaynalardan faydalanabiliyorlardı . Altın kullanakları gibi , bazen bronz ve daha eski zamanlarda da cam boncuklar ve inci kullandıkları da görülmektedir . Yaklaşık 2000  yıl kadar önce Sri Lankadan safir ve Hindistan elmas ithal ettiler . Romalıların yönetiminde İngiltere de , fosilleşmiş ağaç kabukları mücevher parçalarına dönüştürülüyorlardı.

Eski Yunanda oldugu gibi eski Romalılarda da takının nazardan korunma amaçlı kullanıldığı görülmekteydi. Hem erkekler hem kadınlar yontulmuş taştan yüzük takabiliyorlar ve bunları önemli belgelerde mühür olarak kullanıyorlardı . Bu gelenek Orta Çağ kral ve asilleri tarafından da devam ettirildi.
Klasik Mücevher

Paris için Cartier, New York için Tiffany & Co., Londra için Asprey’s ne ise, Roma için de Bulgari odur. Mağazanın içinden gelip geçenler bu ünlü uluslararası mağazanın vitrinlerindeki iri taşlara bakmaktan kendilerini alamazlar. Bu “vitrinler” duvara yerleştirilmiş, bir iki parça mücevher içeren küçük odacıklar halindedir; bir müzenin nadide parçalarını izliyormuş duygusu yaratır. Bulgari’nin (özellikle erkek) saatleri pek gözde ve çok zariftir, tıpkı ünlü örgü kolyeleri gibi. Bulgari Yüksek Rönesans tarzında işlenmiş iri ve renkli taşlarda uzmanlaşmıştır, ama modaya uygun örnekler de üretir. Via Condotti’nin en gösterişli mağazası olan Bulgari, Andy Warhol’un da en beğendiği mağazalardan biriydi. İçeride, mağazanın atmosferi dinsel bir huşu yaratır.

Buccellati 1920’lerde Mario Buccellati ile başlayan ve şair Gabriele D’Annunzio’nun himayesinde büyüyen ünlü Floransa hanedanının bir dalıdır. İnce işlenmiş tasarımları, İtalyan Rönesans tarzının izlerini taşır; bunlar, usta bir işçilik sergileyen gerçek klasiklerdir. Ansuini’nin tasarımları klasik tarzda olmakla birlikte, yeni koleksiyona katılan güçlü ve yenilikçi temalarıyla modaya uygundur. 1790 yılında kurulan Massoni Roma’nın en eski mücevhercilerinden biridir ve birbirinden yaratıcı tasarımlarıyla ziyaret edilmeyi hak eder. Zarif broşları ve tek taşları göz alıcıdır. Moroni Gioielli’de de yüksek kalite el işçiliğinin yaratıcı ve eşsiz örneklerini bulabilirsiniz. Eskiden İtalyan monarşisinin (1861-1946) mücevhercisi olan Petochi hem geleneksel hem modaya uygun koleksiyonlara sahiptir. Peroso 1891 yılından bu yana faaliyet gösteren eski tarz bir mağazadır; uzmanlık alanı antika mücevherler ve gümüş ürünlerdir. Boncompagni Sturni kaliteli ve el yapımı geleneksel tasarımlarıyla tanınır. Bu iki mağaza çok pahalıdır; içeri girebilmek için kapıdaki zili çalmanız gerekir.

İncik Boncuk        
Daha az geleneksel ürünler arıyorsanız, yarı değerli taşlardan ve madenlerden yapılma yenilikçi, avangard parçalar satan pek çok mağaza vardır. Bunların en zenginlerinden biri olan ve ilgi çekici koleksiyonlar sunan Via dei Coronari 193’e bir göz atmanızda fayda var. Tempi Moderni Art Deco ve Liberty dönemi mücevherlerinden oluşan güzel bir koleksiyona sahiptir. Cose Così’de 1920 ve 1930’lardan kalma güzel parçalar bulabilirsiniz. Bozart modaya uygun, gösterişli incik boncuklar satar. Siragusa Piazza di Spagna’nın hemen dışında yer alır ve müzeyi andıran bir mağazadır; el yapımı altın zincirleri İÖ 3.-4. yüzyıl tarihli nefis boncuklar ve sikkelerle süslenmiştir.
 
Geleneksel Kuyumcular ve Gümüşçüler
Roma’nın başarılı mücevher endüstrisinin temelinde, hâlâ küçük atölyelerinde sipariş usulü çalışan geleneksel altın ve gümüş zanaatkârları vardır. Bunlar, ağırlıklı olarak, eski Yahudi Gettosu civarında, Campo de’ Şori’de, Via Giulia yakınındaki Ponte Sisto’da ve tefecilerin mekânı olan Montepieta’da yoğunlaşmışlardır. El yapımı kuyumculuk örneklerine Via dei Coronari, Via dell’Orso ve Via del Pellegrino’da da rastlayabilirsiniz. Her kuyumcu kendine özgü eşsiz tasarımlar yaratır; kuyumculuk pek çoğunun baba mesleğidir. Bunların hemen hepsi ayrıca tamirat yapar, eski altın eşyalarınızı alır, eritir ve isteğinize uygun yeni bir ürüne çevirir. Oddi e Seghetti kimi geleneksel el yapımı parçalar üretir ve her zaman müşterilerinin istekleri doğrultusunda hizmet verir. 

Manastırların X.,XI. ve XII.yy'larda refah içinde olması, masraflı olan bazı sanatların gelişmesine yol açmıştır.
Mücevhercilik (Kiliselerdeki altından heykeller), fildişi işçiliği, tunç bakır işlemeciliği dokuma sanatıyla ilgili ve günümüze kadar gelebilmiş olan az sayıdaki baş yapıtlar, roman sanatındaki çeşitlilik ve süsleme gücünü, üstelik masraflı bir biçimde göz önüne sermiş ürünlerdir.
     
İtalya
18. yüzyıl Avrupa’ sına bakıldığında işlerin renklendiği, taşların daha çok kullanıldığı ve bu kadar renkli ve bol taş kullanmak için bir yandan da başka yollar bulunduğu görülür. 17. ve 18. yüzyıllarda, Avrupa’ nın merkezi olma özelliğini İtalya’ dan devralan Versailles Sarayı modayı yönlendirir artık ve sarayda müthiş davetler verilir. Mum ışığında verilen bu davetlerde, bu ışıkta parlayacak çok kesimli ve çok renkli mücevherlere ihtiyaç duyulur. Böylece taşları, arkasını foyalayarak renklendirme işi ortaya çıkar.

...
Altın kullanımının Akdeniz’e ulaştığı dönemde, Eski Yunan medeniyetlerinde çarpıcı tasarımlar üretilmiştir. Örneğin, milattan önce yedinci yüzyılda, İtalya civarlarında sembolik motiflerin altınla kullanılması dikkat çekicidir. Roma ve Bizans kadınının siluetinde ise zümrüt, safir ve incinin dantel gibi işlenmiş altın kolyelerle süslendiğini görürüz.

...
araştırdığım kadarıyla karolenj sanatıyla biraz yakın bir konu bu sanat üslubu çevresinde bir kuyumculuk başyapıtı olan Vuolvinius'un altından mihrabı istalyada ortaya çıkar.

...
Erken İtalyan Rönesans heykelcilerinden olan Lorenzo Ghiberti (1378–1455),  Antik dönemden kendi dönemine kadar olan sanat gelişmesini araştırmış, eserinde bunları sistematik olarak ele almıştır.1477 yılında tamamladığı “Commentari” (yorumlar) isimli üç ciltlik kitabının birincisinde eskiçağ mimarlığını, ikinci cildinde yakın geçmişin sanatını, Sienalı ressamları ve resim üsluplarını anlatır. Üçüncü cilt ise,  günümüze bazı bölümleri ulaşmış olup kuramsal yazılardan oluşmaktadır.
                                           
16. yüzyıl sanat tarihi açısından önemli gelişmelerin yaşandığı dönemdir. İtalyan maniyerist ressam, mimar ve yazar olan Giorgio Vasari (1511–1574), Rönesans’ın tarihi üzerine önemli çalışmalar yapmıştır. 1550 yılında “Le Vite dé peù eccelenti architetti pittorie scultori İtaliani” (Ünlü İtalyan Mimar, Ressam ve Heykelcilerin Yaşamları) isimli iki ciltlik eserini yayınlamıştır. Eski Yunan, Roma ve Etrüsklerdeki sanatçılardan, o dönem yaşayan, Michelangelo’ ya kadar olan sanatçıları sanat tarihçiliği tutumu ile ele alır. Vasari 1563 yılında Floransa’daki sanatçıları toplayarak Acedemia del Disegno’yu kurar ve burada teorik dersler verir. Bu yüzyılda Roma, başta olmak üzere İtalya’nın diğer kentlerinde eğitim kurumları yaygınlaşır...
       
Etrüsk mezarlarında her türden eşyaya da rastlanır: Vazolar (kulplu çanaklar, maşrapalar,askos'lar); Etrüskler mermeri tanımadıklarından, taş, alçı, tüf, volkanik topraktan, özellikle de tunçtan yapılmış heykeller, mücevherler ve çok ince bir zevki, değerli maddelere (altın, gümüş, fildişi) duyulan çok belirgin bir ilgiyi ve Etrüsklerin kuşkusuz Doğu'yla bağlantılarından öğrenmiş olacakları çok ileri bir tekniği (mine, telkari, vb.) ortaya koyar.