Gönderen Konu: Antik çağda kediler  (Okunma sayısı 4187 defa)

0 Üye ve 5 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Antik çağda kediler
« : 27 Kasım 2008, 00:10:06 »
Mısır kedileri
Kedilere sorulsa herhalde tekrar Eski Mısır günlerine geri dönmek isterlerdi. Pek de haksız sayılmazlar. Kedi öldürmenin cezasının ölüm olduğu Eski Mısır kedilerin bir anlamda altın çağı olsa gerek. Aslında kedileri bizlere kazandıranların Eski Mısırlılar... Tam tarihi bilinemese de, günümüzden 8000 yıl önce kedilerin Mısırlılar tarafından evcilleştirildiğine inanılıyor.



Peki Eski Mısır için kediler neden bu kadar önemliydi? Mısır için en önemli şeylerin başında temel gıda olan buğdayın korunması geliyordu. Tüm yaşam buğday ekimine göre düzenlenmişti. Aslında Eski Mısır'ın diğer kültürlere kıyasla daha gelişmiş bir kültür olmasında da buğday ekimi önemli bir yer tutuyordu.

Gökyüzü hareketlerinin izlenmesinin, iklim değişikliklerinin kaydedilmesinin, Nil'in hareketlerin gözlemlenmesinin altında hep aynı kaygı yatıyordu : ekim ve hasat dönemlerinin sorunsuz atlatılması. İşte bu noktada fare düşmanı kedilerin Eski Mısırlılar'a inanılmaz yardımları oldu. Din ve doğanın içiçe geçtiği Eski Mısır'da kediler kısa zamanda Tanrı konumuna ulaştılar ve bu onlara büyük bir koruma ve saygı kazandırdı.



Eski Mısır'a bakıldığında, kedi başlı Bast ve aslan başlı Sakhmet olmak üzere kedi kökenli Tanrıların Eski Mısır inancında önemli bir yer tuttuğu kolaylıkla görülür. Güneşin eksik olmadığı, en büyük tanrı sayılan Ra'nın Güneş'le özdeşleştiği ve firavunun Ra'nın oğlu olarak görüldüğü Eski Mısır'da kedi Tanrılar da güneşle ilişkilenmişlerdi. Bast Güneş Tanrısı Ra'nın kızıydı. Sakhmet de aynı şekilde Ra'nın kızı olarak kabul görürdü. Sakhmet'in aslan başı da basit bir tesadüf değildi. Hem kedigillerle olan ilişkisi hem de ana gezegeni Güneş olan Aslan Burcu ile ilintili idi. Aslında Bast ve Sakhmet birbirlerinin izdüşümü gibiydiler. Ama tarihi belgeler öncelikle Bast'tan söz etmekte.



Kediler, Tanrı konumunu kazandıktan sonra kısa zamanda günlük yaşamın da bir parçası oldular. Bir çok aile özellikle de kız çocuklarına kedi çağırma nidası olan Mit, Miut seslerini isim olarak koydu. Kadınlar makyajlarını yaparken yüzlerini kedilere benzetmeye çalıştı. Evlerde kedi başı heykeller evi kötülüklerden koruyan dinsel motifler olarak saygı görüyordu. Öyle ki eğer bir aile kedisini kaybederse büyük bir yasa giriyor ve yasta olduklarını anlatmak için de bütün aile üyeleri kaşlarını kesiyorlardı. Ölü kedi ise kent tapınağına törenle gömülüyordu. Böylesine değerli bir varlıktan sonsuza dek ayrı kalmayı kabul edemeyen Eski Mısırlılar, ölü kedilerini de reenkarnasyon kültürüne dahil etmişlerdi. Kısa bir süre sonra ölü kedilerinin tekrar dünyaya geri döneceğine inanılıyordu.

Çok tanrılı dinleri olan Eski Mısırlıların kedi tanrı kültürü daha çok Nil Deltası'nda yaygındı. Nil Deltası boyunca kedi tanrılar için tapınaklar yapılmıştı. Kediler bir çok tapınağın, bir çok piramitin duvarlarında kutsal varlık olarak resmediliyordu. Bunların başında da Mafdet isimli bir yılanı pençesi ile öldüren bir kedi tanrı motifi gelmekte idi.



Gerçekten de kediler Eski Mısır'ın simgeleyen varlıklar olmuştu. Doğal olarak komşuları bu özel yaratığın varlığından ve Eski Mısırlıların bu varlığa verdikleri değerden kısa sürede haberdar oldular. Ama kediler Eski Mısır'ındı ve korunmaları şarttı. Kedilerin Eski Mısır dışına çıkarılması yasaklandı. Ama işgüzar Yunanlı tacirler kedileri çalarak Akdeniz bölgesine yayılmalarını sağladılar. Eski Mısırlıların diğer komşusu olan Persliler ise Eski Mısır'ın kedilere verdiği önemi kendi çıkarı uğruna kullanmakta gecikmedi. Öyle ki, Persliler tarafından kuşatılan bir Eski Mısır kenti teslim olmakta direnince, Persliler Eski Mısırlılar'ı kent duvarlarının üzerine canlı kediler fırlatmakla tehdit ettiler. Kedilere olan dinsel saygılarından dolayı kent halkı bu kutsal varlığın incitilmesindense teslim olmayı seçti.



Güneş, Eski Mısır'ın yaşam kaynağıydı. Güneş ise kedilerin etrafında örgülenmişti. Kediler, bereket ve bolluğun habercisiydiler. Bir kişi rüyasında kedi görürse rahipler bu yıl büyük bir hasat elde edeceğine yorarlardı. Kedi tanrıça Bast için hasat öncesinde törenler yapılır ve Bast'ın yaşadığına inanılan Bubastis kentine giden Eski Mısırlılar bu ziyaret ile hacı olduklarına inanırlardı. Bir elinde sistrum denen bir çalgı ve diğer elinde bir sepet dolusu yavru kedi tutan Bast'ın uğruna hacı adayları şarkılar söyler ve sistrum çalarlardı. Bubastis'e ulaşıldığında ise dinsel çoşku büyük bir festivale dönüşür şarapla zenginleşen masalarda Bast'a olan saygı dile getirilirdi.

Kediler sevilmeliydi. Eski Mısırlılar için bunun aksi bile düşünülemezdi. Onlar her şeyin en iyisine layıktı. Öyle ki, bronzdan kedi heykelciklerinin kulaklarına altın küpeler takılır, gözleri kristal taşla süslenirdi. Çünkü kedi tanrıçalar Güneş Tanrısı Ra'nın gözleriydi. Ra onlar aracılığıyla iyiliği ve kötülüğü görürdü.

Eski Mısır'ın Roma İmparatorluğu ile gölgelenen gücü, Mısır Kültürü'nü de zaman içinde silikleştirdi ve unutturmaya yöneldi. Artık Roma her şeyin üzerindeydi. Aslında Mezopotamya'dan Eski Yunan'a oradan da Roma'ya ihraç edilmiş dinsel motifler Eski Mısır tanrılarını da Nil'in derinliklerine doğru itti. Bronz kedi tanrıçalar yerlerini mermer tanrı-insan heykellerine bıraktı. Kedilere olan saygı yıpranırken bir zamana damgasını vuran Bast ve Sakhmet, sadece ören yerlerinde duvar resimlerinde rastlanan motifler olarak kaldı.

Abartıya kaçmış da olsa Eski Mısır'ın kedilere vermiş olduğu değer takdiri hak ediyor. Özellikle günümüzde kedilere karşı bu kadar acımasız yaşam koşullarına sebep veren ya da bunları kolaylaştırmak için pek bir çaba göstermeyen bugünün insanoğlu için Eski Mısır'dan alınacak pek çok ders olsa gerek. Ne dersiniz ?

Alıntı: kedimveben.com
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Antik Mısır kedileri
« Yanıtla #1 : 27 Kasım 2008, 00:10:32 »
Muhtemelen “miyav” sesi ile benzer bir şekilde Eski Mısırlılar da kedilere “Mau” demişlerdir. Mısır Miyavı ya da İngilizce söylenişiyle Egyptian Mau, benekleri doğal olan (çaprazlama ile elde edilmemiş olan) tek cins kedidir. Muhteşem güzellikte bir kürkü vardır.

Tatlı bir sesle konuşan, son derece zeki ve ailesine aşırı bağlı olan Mısır Miyavı, görünüş olarak Afrika Vahşi Kedisi’nden esintiler taşır. Yeşil gözlerinin etrafında sanki rimel sürülmüş gibi siyah bir çizgi vardır. Gümüşümsü, bronz, duman, siyah ve mavi renkler, Mısır Miyav’ının kürkünün ana renklerindedir.



Atalarının Eski Mısır’a kadar uzandığı düşünülen Mısır Miyavı, Eski Mısır’ın asilleri ile de dizdize yaşamıştır. Modern zamanlara gelindiğinde dünya çapında bir üne kavuşmuştur. Üne kavuşmasında yine bir asilin parmağı vardır. Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla Rusya’dan kaçan Prenses Nathalie Troubetskoy Mısır Miyavı kedisini ABD’de götürmüş ve Kuzey Amerika Prenses’le birlikte ilk kez Mısır Miyavı’yla tanışma şerefine erişmişlerdir.

Kutsal kedi tanrı Bast’ın soyundan geldiğine inanılan Mısır Miyavı muhteşem görüntüsü ile taşıdığı asaleti ilk görüşte belli eder.



Alıntı: kedimveben.com
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Eski Mısır'da Kedi
« Yanıtla #2 : 27 Kasım 2008, 00:11:11 »
Kedi ailesinin tarihine baktığımızda 20 milyon yıllık uzun bir ömürleri olduğunu görüyoruz. İlk kedilerin oligacene döneminde Afrika'da ortaya çıktığı sanılıyor. Keskin dişli kaplan (Halaphoneus) ve günümüzün modern kedisi (Dimictisti) olmak üzere iki tür... Evcil kedilerin nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı tam olarak bilinmiyor ancak en eski kayıtlar, evcil kedilerin 5 bin yıldır var olduklarını ve Mısır'dan geldiğini gösteriyor.



İnsanoğlu, ilk olarak 20 bin yıl önce köpeği evcilleştirdi. Bundan ancak 15 bin yıl sonra vahşi kediyi evcilleştirebildi. Yani, 5 bin yıl önce Nil vadisinde tarım yaparak yaşayan insanlar, ürünlerini depoladıkları ambarları haşare ve fare basınca kedilerin fareleri yakaladığını fark ettiler. İşte, kedilerin mısırda kutsallaşmaya başlaması bu tarihlerde oldu. Ambarlar doldukça fare nüfusu da arttı. Bunun üzerine firavun devreye girdi ve kedileri korunması için üstün yaratıklar ilan etti.



Mısırlılar, Yunanlılar gibi doğa güçleriyle özdeşleşen tanrı ve tanrıçalar sisteminden geldiler. Tanrıları arkalarına alan kralların her zaman kral olmaktan öte bir ayrıcalıkları vardı. Bu üstünlükleri krallara, önce yarı-tanrı, daha sonra da tanrı kral -firavun- olma özelliğini de getirdi. Kedilerin firavunla ilgisi ise; kedilerin tarihe ve mitolojiye konu olmalarının tek nedeni fare ve haşare yakalamalarındaki hünerleri değil. Bütün kediler firavunun olduğu için kediyi incitmek ya da öldürmek çok büyük suç sayılırdı. Kedi öldürenlerse idam edilirdi. Ev yansa önce kedi kurtarılırdı; çünkü insanlar sadece insandı, ama kediler firavunlar gibi yarı-tanrıydılar. Kedi eceliyle öldüğünde öteki dünyada birlikte olabilmek için hemen mumyalanırdı. Öykülere, efsanelere konu olan kediler, Tanrılık katına çıkartıldı. Nil vadisinin insanları kediyi, neşe ve müziğin, güzel şarkıların, kıvrak dansların temsilcisi kedi kafalı tanrıça Bastet (Bast) ile özdeşleştirdiler. İnanışa göre, kedi miyavladıkça evin içi tanrıçanın insanlara hediyesi sayılan neşeyle dolarmış. Mısır mitolojisine göre Bastet, tanrılar tanrısı Ra'nın ve İsis'in kızıydı. Efsaneye göre, Bastet bir gün babası Ra'ya kızarak Mısır'ın güneyindeki Nubia çölünde inzivaya çekilmiş ve bir aslana dönüşmüş. Bir süre sonra Ra kızını affedip Mısır'a geri çağırmış. Bunun üzerine aslan görüntülü Bastet, Assuan yakınlarında Nil'in suyunda yıkanmış ve hemen orda bir kediye dönüşerek, üzerine bindiği kayıkla Bubastis'e gitmiş ve bu bölgede tanrısal yaşamına devam etmiş. Babasına kırgın olan Bastet, bu neşe dağıtan, uysal, sevimli yaratık kedinin simgelendiği güzel bir tanrıça oluvermiş. Bastet'in tanrısal özellikleri bununla bitmemiş. Başta cinsellik ve doğurganlık tanrıçasıyken, daha sonra ölüleri koruma, yağmur yağdırma, hastalara ve çocuklara şifa verme, müzik ve dans, ay, analık ve aşk tanrıçası haline de gelmiş. Mısırda kedinin tanrılaştırılmasının nedeni, fare yakalaması dışında, kedinin avlanma yeteneğine duyulan saygı, güzelliğine duyulan sevgi, ve gizemli kişiliğine duyulan korkuyla karışık hayranlıktı. Bir başka efsaneye göre, M.Ö. 525 yılında Pers kralı 2. Kambis, askerleriyle Mısır' ın kapılarına dayandığında Peluz' da bekleyen Mısır ordularının direnişiyle karşılaştı. Ancak kurnaz Pers kralı, Mısırlıların hassasiyetini göz önüne alarak çevrede ne kadar kedi varsa, askerlerine toplattırıp onları birer kalkan olarak kullanmış. Mısırlılar da tanrıça Bastet' in temsilcisi kedilere zarar gelmesin diye silahlarını bırakarak teslim olmuşlar. Kimi zaman tanrıça kimi zaman şeytan sayılan kediler zaman erkeğe oranla kadına daha yakın olmuştur. Kedi tanrıça Bastet, dişiliğin simgesiydi. Bir tarihçi, "kedi tanrıça, garip bakışı, çekik gözleri, kıvrak beli, soylu duruşu ve hayvani hayasızlığıyla, her mısırlı kadının aklını karıştıran ve benzemek istediği bir yaratıktı,"diye yazıyor. Bir başka tarihçi de, "kadınlar günümüzün vamp kadını gibi, kedinin yürüyüşüyle salınarak yürüyebilmek için çok uğraşırlardı" demektedir


Kaynak: wikimedia

Kediyi kutsallaştıran Mısırlılar, yaşamdan sonraki hayatta tekrar beraber olabilmek için kedileri de mumyalamışlar. Yapılan kazılarda birçok kedi mumyasına rastlandı. Ayrıca, kedilerin hayranlık uyandıracak güzellikte heykelleri bulundu. Bu heykellerin dışında Vatikan'ın eski Yunan ve Roma salonlarında bronz ve mermer, Napoli müzesinde mozaik kedi heykelleri sergilenmektedir.

M.Ö 5.yy da ticaretin başlamasıyla kedi, dünya ile tanıştı. Deniz yoluyla Akdeniz üzerinden Avrupa‘ ya ve oradan kuzeye daha sonra Amerika‘ ya kara yoluyla İran ve Çin' e ulaştı. Böylece kedi türleri çoğaldı.



Bunlar kedilerin günlük hayatın vazgeçilmez birer parçaları oldukları altın günleriydi. Avrupa'da hiristiyanlık öncesinde kedi kafalı tanrıça Freya, için törenler düzenlenirdi. Freya' nın günü Friday Cuma, o dönemde kutsal gündü. Tek tanrılı bir din olan Hıristiyanlığın kabulüyle tanrıça Freya şeytan ilan edildi, kedi lanetlendi ve Freya'nın günü olan (Friday) Cuma günleri de 'Black Sabbath' oldu. Bu dönemde, özellikle hıristiyanlığın yayılmaya çalışıldığı ortaçağda, kediler, cadı ayinleri bahane edilerek öldürüldü, yakıldı, diri diri gömüldü. Bunun için uzak doğuda kedi türleri çoğaldı. Belki bunun yüzünden Avrupalılar, yüzyıllar süren kedi katliamlarından utanarak insan eliyle kedi üretmeye kalkıştılar. Ancak, başarısız oldular çünkü, genetik olarak bozuk türler elde ettiler.

Kediler putlaştırılma özelliklerini hiç kaybetmediler. Her bakımdan dünyanın en karanlık dönemi olan ortaçağda , her şeyi avucunun içinde oynatan kilise, gücüne güç katmak için çeşitli oyunlar oynuyordu. Bunlardan en bilineni cadıcılık oyunu. Toplum erkek egemenliğinde olduğu için bu oyunu en çok onlar sevdi. O günlerde yaşlanan erkekler 'bilge' olurken, kadınlar, çocuk doğuramayacakları ve odun taşıyamayacakları için işe yaramaz oluyorlardı. Erkeklere göre yapabilecekleri tek şey, gün boyu ateşin karşısında oturup kucaklarındaki kediyi sevmekti. Zamanla yaşlı ve (kozmetik ürünleri olmadığından) çirkinleşen kadınlar ve onların yalnızlıkları yüzünden yanlarından ayırmadıkları kedileri, cadı ilan edildiler. Kilise için cahil insanları tanrı adını kullanarak kandırmak çok kolaydı.-öyle de oldu. Ortaçağda, kilise, çevresine bir sürü erkek kedi toplayan dişi kedinin 'şehvetli 'cinsel davranışları tanrıya uygun olmayan davranışlar olarak yorumlandı. Şeytana yakışır biçimde çiftleşen (?) kediler ve kedi besleyen kadınlar cezalandırılıp acımasızca yakıldılar. Kilise, insanları, kedilerin şeytan tarafından cadılara cin olarak verildiği ve büyü işlerinde yardım ettiğine inandırdı. Cadıların, kedileri kendi kanlarıyla emzirdiklerine inanılırdı ve kedili bir kadın yaklaştığında kadında üçüncü bir meme aranırdı. Çoğunlukla sıradan bir et beni kadınları cadı yapmaya yetiyordu. Ortaçağda birçok masum kadın ve kedi bu yüzden öldürüldü. Haçlı seferinden dönenler, yanlarında siyah fareleri de getirdiler. Cadı kıyımı sırasında kedi nüfusunun azalmasıyla farelerin hızlı üremesi engellenemedi. Kedilerin insan işkencesinden kurtulmaları yine farelerin sayesinde oldu. Hastalık bulaştıran, ambarlardaki yiyecekleri bitiren kara fareler, kedilerin tarafından yok edildi ve insanlar kedileri öldürmekten vazgeçtiler. Rönesans döneminde kediler toplumda yine saygın bir yere sahip oldular. Viktorya dönemi, kediyi sadece yararlı bir ev hayvanı olarak değil, güzellik sembolü olarak da yüceltti. Kilisenin etkili olamadığı bazı bölgelerde, yerlilerin yaşadığı yerler gibi, kediler, mistik özelliklerini hiç kaybetmediler. Kazalardan sonra da hayatta kalabilme yeteneği nedeniyle kedinin 9 canlı olduğuna inanılırdı.

Alıntı: girgin.org
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Uzak Doğu 'da Kedi:
« Yanıtla #3 : 27 Kasım 2008, 00:11:47 »
Uzakdoğulular da Mısırlılar gibi kediye tarih boyu çok önem verdiler. Japonya' da kediler kraliyete aitti. 14. yy da büyüyen ipek endüstrisi fareler tarafından tehdit edilince kedinin değeri arttı ve sayıları zaten az olan kediler hemen koruma altına alındı. Fareler ülkeyi istila edince kraliyet, kedileri serbest bırakmak zorunda kaldı. Japonlar, kedi öldüren katilin ailesinin 7 kuşak boyunca lanetlendiğine inanırlar.

Evcil kedilerin Çin'e M.Ö. 210 yıllarında geldiği ve kısa sürede yerleştiği tahmin ediliyor. Çinliler, kedilerin belli bir yaşa gelince başka bir canlıya dönüştüklerine inanırlar. Hintlilere göre ise, insan öldükten sonra dünyaya yeniden kedi olarak gelir. Eski adı siyam olan Tayland'da en çok kedi besleyenler rahipler oldu. Tayland (Siyam) kedilerinin başındaki ve kuyruğundaki renk değişimi kutsal sayılırdı
midena pro tou telous makarize