Gönderen Konu: hephaestus - Vulcan  (Okunma sayısı 1214 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
hephaestus - Vulcan
« : 27 Kasım 2008, 23:07:33 »
Ateş tanrısı, roma mitolojisinde Vulcan.
Tavırlarında, kararlarında ve cinsel tercihlerindeki istikrarsızlığı malum Zeus ile böyle bir tanrıdan koca olmayacağını anlamasına karşılık ailenin ve evliliğin tanrıçası olmanın verdiği sorumluluktan kaçamayarak bir krizden diğerine koşan Hera'nın çocuklarından. Daha sık karşılaştığımız bir versiyona göreyse, Zeus'un Athena'yı yardım almaksızın yaratmasına karşılık vermek isteyen Hera'nın, kendi el emeği, göz nuru ile yarattığı söylenir



Ama, doğar doğmaz beğenmez Hera çocuğunu. Neymiş, çirkinmiş! Evet, öyleymiş. Tanrıların en çirkini Hephaestus, her iki ayağı aksak doğmuş üstelik. Bunun bedeli de, Olimpos dağından aşağı "atılmak" şeklinde takdir edilmiş aile kurumunun koruyucusu Hera tarafından. Hephaestos, günler gecelerce süren "düşüş"ten sonra, Lemnos adasında bulmuş kendini kanlı canlı. İşte tam da orada bir demircinin yanına çırak olarak girmiş ve bizim çirkin, aksak Hephaestus, Cyclop ve nymph yardımıyla nalbantın, metal işçisinin, esnafın ve zanaatkarın, heykeltıraşın sanatçının tanrısı olmuş. Hephaestos'un görüntüsünün, sakatlığa ve deri kanserine yol açabilecek düşük seviyede arsenik zehirlenmesine işaret etmesi ve bronz çağında birçok demircinin de kronik işyeri zehirlenmesinden mustarip olmaları da ilginç bir ayrıntı

En yoğun hislerin adamlarından olması itibarıyla, Hephaestus annesi olacak Hera'ya kinini besledikçe besliyor, intikam planları yapıyor gece gündüz. Sonunda haşmetmeablarına enfes (baştan çıkarıcı) bir altın taht hazırlayıp gönderiyor. Eh Hera da ayıla bayıla oturuyor tabi, başına geleceklerden bihaber. Bi güzel sarıp sarmalıyor taht kraliçemizi, bırakmamacasına! Olimpos'ta kıyametler kopuyor tabi tanrılar anlıyor ki Hephaestus'tan başkası çözemez düğümü. Gün olur, Olimpos döner, değil mi! İkna turuna gezginlerin tanrısı haberci Hermes'i yolluyorlar önce, olmuyor. Bu sefer savaşçı kardeşi Ares'i yolluyorlar. Ne çare; onu da geri püskürtüyor Hephaestus, ateşiyle.



E ama onun da yumuşak karnını bulmak zor olmuyor: şarap! Dionysos kuruyor sofrayı Hephaestus'un yeraltındaki atölyesinde, güzel şarap, güzel muhabbet derken, ikna ediliyor Olimpos'a çıkmaya, katır üzerinde

Amaaa, bir şartla: "Aphrodite, benim olacak!". Çaresiz veriyorlar kızı tabi; başlık parası falan, mantık evliliği sonuçta.



Böyle anlatınca yok olmadığını zannettiğim trajik bir hikayedir bu, benim için. Bundan sonrasındaki en önemli (karısını Ares'in kolları arasında yakalaması da önem arz ediyor zira) unsur, Hephaestus'un sergilediği hünerler belki: Hermes'in kanatlı sandaletleri ve şapkasından, Achilles'in zırhına, Eros'un yayı ve oklarından, Helios'un atlı arabasından, Aphrodite'in meşhur kuşağına kadar türlü eser. Diğer tüm tanrılar yayılırken, entrikalar, manipülasyonlar peşinde koşarken, Hephaestus "çalışan tanrı" olarak bilinir. Tintoretto, Velazquez, Ruben ve van Dyck'in, sanayi çağının arefesinde bu tanrıdan etkilenmiş olmaları, bu anlamda şaşırtmıyor. Hephaestus, insanın, doğaya bağımlılığı ile "sınai doğası" arasında köprü kuran, bastırılamaz yaratıcılığının bir simgesi. Eserleri üstün ve rakipsiz. Ne var ki, tüm bu maharetin ötesinde, tıpkı kendini "işiyle" özdeşleştiren "modern insan" gibi, sosyal anlamda tam bir "kaybeden"! Çirkinliği ve bedensel özrü işinde mükemmelliğe engel olmasa da, o, baltasını / yaratıcılığını kullanamadığı mahremiyet / kişisellik dünyasında kaybolmuş bir tanrı.

Prometheus’un, Hephaestus’tan çaldığı ateşi insanlığa armağan ettiğini hatırlayalım.

KAynak: gezgin.com
midena pro tou telous makarize