Gönderen Konu: Dinler tarihinde animizm ve totemizm  (Okunma sayısı 3743 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« : 27 Kasım 2008, 23:28:19 »
Dinler tarihinde animizm ve totemizm birbirlerinden ayrılmayan ve birbirlerinin içinden dogmus ve gelismis düsünce ürünleridir . İnsan, totem olarak kabul ettigi varlıgın içinde zamanla, kutsal bir ruhun (anima) yasadıgına inanmıstır. Hayvan tapımı da bu totem anlayısından köken alan oldukça eski bir inanıstır. Birçok toplum hayvanları kutsal ya da bazı yörelerde ise dogrudan tanrı olarak kabul etmis ve özellikle Eski Mısır bu konuda çok zengin bir kaynak olusturmustur.

İlk insanlar, yasadıkları çevredeki hayvanların gücünden ve onların yırtıcılıklarından baslangıçta ürkmüsler, bu ürküntü bir süre sonra hayranlıga dönüsmüs ve sonuçta hayvanlara tapınma seklini almıstır. Bu dönem, insanoglu'nun hayvanın üstünlügünü kesin olarak kabul ettigi bir dönemdir ve "zoomorfik dönem" (hayvan biçimli tanrılar dönemi) olarak adlandırılır.

Bir hayvanın tanrı olarak algılanabilmesi, hayvanın gücü ve hayvanın sevimliligi seklinde iki temel ilkeye dayanır. Nitekim bu dönemde sadece güçlü ve yırtıcı hayvanlar degil, geyik gibi sevimli hayvanlar da tanrılıga yükseltilmislerdir. Ancak bunlar her zaman azınlıktadır . Bunu izleyen süreçte, gelisen ve büyüyen uygarlık ile toplumsal yasamdaki insan lehine olan farklılasmalar, zoomorf tanrı inancını geriletmis ve sonuçta yarı hayvan-yarı insan yeni tanrılar türemistir. Bu tanrılar, hayvanın gücü ve çevikligiyle insanın zeka ve ihtirasının birlestigi "sfenks" özellikte varlıklardır.

Bu evreden sonra ise tanrı tümüyle insan biçiminde düsünülür. Gerek gördükleri zaman bu tanrılar, hayvan biçimine dönüserek o hayvanın fiziksel yapısının geregi olan güç ve çevikligi kendi arzuları dogrultusunda kullanırlar. Ancak, ne olursa olsun artık bu evrede tanrı bir insandır ya da insan biçimlidir (antromorfik dönem) ve hayvanlara hükmeder .

Hintlilerin kutsal kitaplarından Upanisadlar'da bir öykü vardır :
"Ulu Tanrı açlık ve susuzluk verdi. O zaman tanrılar ona "bize yasayabilecegimiz ve beslenebilecegimiz bir yer ver " dediler. Tanrı bir boga yarattı. "Yeterli degil" dediler. Bir at yarattı. "Yeterli degil" dediler. Sonunda bir insan yarattı. "Simdi iyi yaptın" dediler. Tanrılar tatmin olduklarından dolayı, insan bütün diger yaratıkların efendisi olarak kabul edildi. Ulu Tanrı, diger tanrılara "Yerlerinizi alın" dedi..."

Burada da anlatıldıgı gibi, korku ve hayranlık dönemlerini geride bırakan insanoglu, zekası ve zekasının ürünü olan uygarlıgı aracılıgıyla hayvanlara hükmetmeye baslamıs ve baslangıçta tanrı olarak kabul ettigi hayvanın tanrısı artık kendisi olmustur.

Mitoloji; insanlık tarihinde uzun bir dönem tanrı olarak kabul edilmis hayvanların motifleri yönünden son derece zengin bir kaynaktır. Bu mitolojik öykülerde sıklıkla biçim degistirme, yani hayvan-insan ve insan-hayvan geçisleri ya da degisimleri vardır. Sonuçta her kültürün mitolojisinde, hayvanların degisik biçimlerde ve oranlarda da olsa mutlaka yer aldıgı görülür. Bu çalısmada, polyteist (çok tanrıcı) dinlerin mitolojilerinde önemli yer tutan memeli hayvan motifleri incelenerek, insan-hayvan iliskilerinin kökenleri ve gelisimleri ortaya konulmaya çalısılmıs ve tarihin en eski, karanlık devirlerinden baslayarak tek tanrıcı dinler asamasına degin, mitolojik boyutta insan-hayvan iliskileri degerlendirilmis ve günümüze ulasabilen olası etkileri yorumlanmıstır.

Arastırmanın materyalini mitoloji konulu Türkçe, çeviri ve yabancı dillerde yazılmıs yayınlar olusturmustur. Buradan elde edilen dogu ve batı mitolojilerine ait bilgiler, hayvan türlerine göre sınıflandırılmıs ve arastırmanın bu ilk bölümünde çogu, veteriner hekimligi uygulamaları yönünden de önem arz eden 19 tür memeli hayvana ait mitolojik bilgiye ve yoruma yer verilmistir.

At
Yunan mitolojisi de en az diger mitolojiler kadar at konusunda zengin motiflere sahiptir. Denizler tanrısı Poseidon, denizlerin dibindeki muhtesem sarayında yasar. Atinalılara büyük bir bagış yapmak istedigi bir gün, elindeki çatal asayı yere saplar ve yarılan topraktan kisneyerek ve sahlanarak bir at çıkar. Poseidon, arabasını dalgaların üzerinde çeken altın yeleli atlar besler .Ancak, ilk atın bir deniz tanrısı aracılıgıyla olusumu, zaman içerisinde tanrı Poseidon'a kayalıkların tepesinden denize atılmak suretiyle at kurban edilmesi geleneginin yerlesmesine neden olur .Yunan mitolojisinde çok önem verilen tanrı Poseidon'un at biçiminde insan ayaklı ve denizi simgeleyen mavi yeleleri olan Arione adında bir de oglu vardır (22,3. Yunan mitolojisinde konusabilen ve inanılmaz derecede hızlı kosabilen Areion adlı bir at vardır. Bu at, aygır kılıgındaki tanrı Poseidon’un, kısrak
biçiminde saklanan toprak tanrıçası Demeter ile çiftlesmesinden meydana gelmistir (14). Yunan mitolojisinin önemli bir motifi de kanatlı at "Pegasos"tur. Pegasos, Medusa adlı bir kadının kafası kesildikten sonra topraga akan kandan olusmustur. Tanrıça Athena onu dogar dogmaz, sanat perileri Musa'lara büyütmeleri için vermistir. Bu nedenle Pegasos, sanatçıların hayal gücünü simgeler ve ozanlarca ilham perisi olarak kabul edilir. Tanrılar tanrısı Zeus, sonunda Pegasos'u, gökte bir yıldız yapar..

Yunan mitolojisinde at, tanrıça Artemis'in sembolü olarak kabul edilir ve kutsal olarak kabul edilir (Folkways). Ayrıca, at kulaklı, at kuyruklu, at ayaklı yarı insanlar vardır ki, bunlara Satyr adı verilir. Yaslıları ise, Silen adını alır.

Bunların dısında yunan mitolojisinde özel öneme sahip, Centaur'lar (At-adam) vardır. Bunlar yarı insan-yarı at biçimli yaratıklardır. Basları, gögüsleri ve kolları, kimi zamanda ön bacakları insan gibidir. Karınlarından arkası at biçimindedir. Yeleleri ve kuyrukları vardır. Daglarda ve ormanlarda yasayan bu at-adamlar, çig et yerler ve çogunlukla yabani ve azgındırlar.. Binici ile atın birlesmesinden olusan bu yaratıklar, bir çok efsanede rol oynamıslar ve sürülerin koruyucusu küçük tanrılar olarak kabul edilmislerdir .

Özellikle bu at-adamlardan Kheiron (Chiron) adı ile anılanı hastaları iyilestirmekte büyük ün kazanır ve hekimligin kurucularından sayılır. At-adam Kheiron'un annesi Philyra'ya gönül veren tanrı Kronos, karısının kıskançlıgından korktugu için at kılıgına girer ve Philyra ile öyle birlesir. Bu nedenle tanrı Kheiron, yarı at-yarı insan olarak dogar. Baska bir anlatımla Philyra'nın tanrı Kronos'dan kaçmak için kısraga dönüstügü ve Kronos'unda bunun üzerine ona at biçiminde yaklastıgına inanılır .Kheiron, dogdugu Pelion daglarında annesi ile birlikte yasar ve annesi Philyra ogluna ögrencilerini yetistirmede yardımcı olur. Pelion daglarında yetisen sifalı otları toplar ve insanhayvan hekimi olarak, ögrencilerine bunların sifalı etkilerini ögretir. Hekimlige yönelik tüm bilgilerini daha dogmadan Tanrı Apollon'dan edinen Kheiron, çesitli el becerilerine de sahiptir ve Akhilleus'u
yetistirmis, tıp tanrısı Aesculap'a ise hekimligi ögretmistir. Akhilleus, Kheiron'dan ögrendigi hekimlik sanatını ve edindigi ilaç bilgisini Troya Savasında yaralılar üstünde kullanmıstır (24). Atları da çok seven Akhilleus'un, Pedasos, Balios ve Ksanthos adlı ölümsüz üç atı vardır. Akhilleus, tanrı Poseidon'un babasına armagan ettigi bu atlardan özellikle Ksanthos'a çok baglıdır. Savaslara Ksanthos ile katılır. Savaslarda Akhilleus'a hep yardım eden bu ölümsüz at, bir gün dile gelerek efendisine yakında ölecegini bildirir .

Trakya krallarından Diomedes, ülkesine gelen yabancıları, atlarına yem olarak yedirmektedir. Antik Yunan'ın ünlü kahramanı Herakles, Diomedes'i kendi atlarına yedirerek bu vahsi töreye son verir .Hintlilerin Ay tanrıçası olan Çandra'nın, hint mitolojisinde on at tarafından çekilen bir arabada oturduğu düsünülür .

Hititiler'in Anadolu'da atı ilk evcillestiren kavim oldugu bildirilmektedir. Ancak onların mitolojilerinde de at, Hintlilerde oldugu gibi tanrıların bir binek hayvanı olmaktan öteye gidememistir .

Orta Avrupa'daki kavimlerin birçogunda atlar, tanrı'nın gözde hayvanı olarak kabul edildiklerinden koruma altına alınmıslardır .

Asya Türkleri'nin destanlarında önemli bir yere sahip olan atların, bir totem olarak "12 Hayvanlı Türk takviminde" 7. yıla adını verdigi görülür .Samanlıgı kabul eden Türklerle Mogolların inanıslarına göre, at gökten inmistir. Yakut Türklerine göre de kahramanların atları "Günes

Alemi"nden gelir. Bazı Türk boylarında da atların "Apsatı" adında bir tanrısı oldugundan söz edilir. Bir de kanatlı ve kürekli atlar da vardır ki; bunların hem uçarak, hem de yüzerek Kaf dagının ardındaki "Süt Gölü"nde yasadıklarına inanılır. Hızır, ölüme çare ararken bu atları görür ama tutamaz. Nihayet "Süt Gölü"ne sarap dökerek atları sarhos eder ve bir çiftini yakalayıp kanatlarını koparır. Bunları çiftlestirir ve böylece bunlardan at nesli türer. Bir baska efsaneye göre cins atlar, tanrılar ile ejderhalardan türemistir. Bir baska efsaneye göre de, bir magarada tanrıların atı bulunmaktadır. Bazı kısraklar oraya gider, çiftlesir ve gebe kalırlar. Cins atlar iste bunlardan türer . Türkistan'da gökten inmis bakır bir at vardır. Bu at yarıya kadar topraga gömülüdür. Haziran ayında nehirden bir at çıkar ve bu gökten inmis bakır at ile çiftlesir.

Mogol kahinler, tanrılarla konusmak için, görünmezlerden gelen bir boz ata binerek göklere çıkarlar. Samanlar da göge çıkarken "Pura" adı verilen atları kullanırlar. At, görünmez alemlerden haber getiren, gelecek fenalıkları önceden sezen, dostu düsmanı tanıyan bir yaratıktır. Kahramanların yardımcısı ve silah arkadasıdır.Gerekirse konusur ve sahibine nasihatler verir. Bir Mogol inanısına göre de at uçarak, üzerindeki kahramanı cehenneme götürür ve sonra geri getirir.

Eşek
Yunanlılar ve Romalılar tanrı Priapos'a adarlar. Mısırlılar ise onu kötülük tanrısına benzettiklerinden sevmezler .Yalnızca Sümer tanrılarının esekleri vardır .Mitolojide at kadar önem verilmemistir.

Alıntı:
Altan ARMUTAK
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #1 : 27 Kasım 2008, 23:28:51 »
Sıgır
Asya ve Afrika kültürlerinde kutsal oldugu düsünülür. Bolluk ve güçlülük simgesi bogaya ilk olarak Sumer inançlarında ve mitolojisinde rastlanır.. Bu motifin daha sonraki tüm inançlarda yer aldıgı ve mitolojik yönden en önemli hayvanlardan biri oldugu görülür. Güç ve bolluk simgesi olusunun yanısıra boga, dölleme özelligi ve kuvvet yönünden de erkek gücünün simgesidir. Sumerlerde boga, erkek-insan baslı olarak da tasarlanmıstır.Sumer'de bir boga, gürleyip ayagını yere sürterse, fertilite gücünün yüksek olduguna karar verilir .

Eski İran'da ise, Geus-Urvan adlı bir bogaya mitolojide önemli bir yer ayrılmıstır. Zerdüst inançlarına göre, tanrı Ahura-Mazda tarafından yaratılan ve karanlıkların ruhu Ahriman tarafından öldürülen bu boganın, tüm hayvanların ruhunu kendisinde topladıgına ve tüm yararlı hayvanların ondan türedigine inanılır .

Yunan mitolojisinde tanrılar tanrısı Zeus'un diger hayvanlara dönüstügü gibi, Europa'yı elde edebilmek için bir bogaya dönüstügü de görülür. Yine eski Yunan'da Minos'un bogası denilen ve insan bedenli, boga baslı bir canavar da vardır .Girit kralı Minos, tanrı Poseidon’dan tanrıya kurban etmek üzere denizden bir boga çıkarmasını ister. Poseidon, krala essiz güzellikte bir boga gönderir. Ancak boga, kralın o denli hosuna gider ki; onu sürüsünün içine katar ve onun yerine daha az dikkat çeken bir sıgırı kurban eder. Poseidon, kızartılan sıgır etinin kokusunu alır almaz, onun kendi hayvanı olmadıgını anlar ve bogasının çılgınca bir öfkeye tutularak Girit’i yakıp yıkmasını saglar. Kralın esi kraliçe Pasiphae dısında tüm Girit’liler kuduran hayvandan dehsete düserlerken, kraliçe bogaya asık olur ve onunla bir araya gelir. Boga bundan sonra da vahsiligini sürdürür ve Yunanistan anakarasının yakıp yıkar. Sonunda Marathon yakınlarında öldürülür ve Girit Bogası ya da Marathon Bogası olarak adlandırılır .

Hitit öncesi Anadolu'da yasayan ulusların Seris ve Hurra adını tasıyan tanrı bogaları vardır. Ancak bu mitolojik inançlar arasında en ilgi çekicisi hiç süphesiz Eski Mısır'a aittir. "Apis Öküzü" adı verilen ve tanrının ruhunu tasıdıgına inanılan hayvan, bu yönde çok güzel bir örnek olusturur .Memphis'de kutsanan Apis Öküzü'nün, belirli bazı fiziksel özellikler tasıması gereklidir. Bu hayvanın, Memphis bölgesinin yöresel tanrısı olan Ptah'ın ruhunu tasıyıp tasımadıgına ancak rahipler karar verir. Gövdesinde beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, basında üçgen seklinde beyaz bir isaret vardır. Bu isaret dısında, sırtında da akbabaya benzeyen bir sekil, sag yanında hilal biçimli bir belirti ve dilinin üzerindeyse hamam böcegine benzer bir isaret bulunur. Aynı zamanda
kuyruk tüylerinin de çift olması gereklidir .

Üstte belirtilen bu özelliklere sahip olan Apis Öküzüne, yasadıgı sürece, Memphis'deki Ptah Mabedi'nin karsısına yapılmıs olan bir tapınakta çok büyük bir özen ve dikkatle rahiplerce bakılır. Gündüzleri belirli saatlerde hava alması için avluya çıkartılan kutsal öküzün her hareketinden, tapınaktaki rahipler bir anlam çıkartırlar. Bu hayvanın ölümü, Mısırlılar için büyük bir mateme neden olur. Ölen öküzle aynı fiziksel özelliklere sahip yeni bir öküz bulunmalıdır. Rahipler süratle kutsal isaretleri bedeninde tasıyan yeni öküzü ararlar. Yeni Apis Öküzü'nün bulunup meydana çıkarılması ise büyük sevinç gösterileriyle kutlanır .

Ölen Apis Öküzleri mumyalanır ve büyük bir cenaze töreniyle Sakkara'da bulunan yeraltı galerilerindeki lahitler içerisine konulur. Ölünce, tanrı İsis'den dolayı İsis-Apis olarak anılan bu hayvan için, "Serapeum" denilen tapınakta ayinler düzenlenir. Yeni bulunan Apis Öküzü, hemen ölenin yerine geçer ve bu sekilde eski totem gelenegi yasatılmıs olur . Ayrıca Eski Mısırlılar, gök tanrısını çok büyük bir inek olarak düsünürler ve ona "Hathor" adını verirler. Dünya onun ayakları altında durur ve karnında ise yıldızlar parlar . Hint mitolojisinde ise inek en kutsal hayvandır. Veda'lar çagında inege tapılmıs ve bunun yansıması günümüze degin ulasmıstır. Günümüz Hindistan'ında bir inegin öldürülmesi siddetle günahtır.

Kızılderili mitolojisi sıgır motifinden, özellikle boga motifinden yana çok zengindir. Dünyanın yaratılısı da dahil bir çok mitolojik olayda bogalar rol oynar . Ayrıca buffalolar, Kuzey Amerika yerlilerinin çok önem verdikleri bir totemdir. Afrikalı yerliler, ruhlarının buffaloların içine girip orada yeni bir hayat bulduguna inanırlar ve onu evrenin babası olarak kabul ederler . Letonyalılarca kabul edilen "Moschel" adında bir tanrı da vardır ki; bu tanrının hasta inekleri iyilestirdigine ve sütlerini çogalttıgına inanılır . Eski Türklerin 12 hayvanlı takviminde 2. yıl "Öküz Yılı" olarak anılır .

Domuz
Mitolojiler için domuz zengin bir motiftir. Özellikle Yunan mitolojisinde domuzla ilgili çesitli inanıslar ve söylenceler vardır. Kral Teuthras, Bakırçay civarındaki topraklarda avlanırken karsısına ansızın bir yaban domuzu çıkar ve hayvan kendisini öldürmemesi için insan sesi çıkararak Kral'a yalvarmaya baslar. Ancak yine de Teuthras onu vurur. Vurulan domuz ölmeden önce Artemis tapınagına sıgınır. Yunan mitolojisinde doga, tamamiyle Artemis'in etkisindedir ve tanrıça Artemis, hayvanların yasamını denetler, yabanıl olanları evcillestirir. Homeros ondan; "Yabanıl Hayvanların Tanrıçası" diye söz eder. Artemis ayrıca, türlerin yok olmasını da önlemektedir. Kutsal domuzu öldürmesinden dolayı Kral Teuthras cüzzam hastalıgı ve çılgınlık nöbetleriyle cezalandırılır ancak iyilesir .

Peleponnesos'taki Erymanthos Dagları'nda barınan ve çevresine korkunç zararlar veren bir domuzu yakalamak üzere Herakles yola çıkar. Krala'a domuzu canlı olarak getirmesi gereken Herakles, karlarla kaplı bir arazide bitkin düsen domuzu kıstırır ve yakalar. Kral Eurysteus, domuzu karsısında görünce, korkudan büyük bir tahıl kabının içine saklanır. Bu gülünç sahne, vazo ressamları ve heykeltraslarca çok sevilir ve yüzyıllar boyunca islenir . Ayrıca, Tanrı Apollon, oglunun öcünü almak için kendisini yaban domuzu haline getirir. Efes sehrinin kurulacagı yeri bir yaban domuzunun gösterdigine inanılır . Kalydon kralı Oineus, bir hasat sükranı bayramında tanrıça Artemis’e kurban vermeyi unutunca, Artemis krala ceza olarak dev bir domuz gönderir. Kalydon
domuzu adı verilen bu hayvanı çok sayıda kahraman yere serinceye kadar, domuz dört bir yandaki tarlaları tahrip eder .

Yaban domuzlarının çok oldugu Erymanthos daglarında tanrıça Artemis de avlanmayı çok sever. Çok güzel bir tanrı olan Adonis'in Afrodit'e besledigi askı çekemeyen tanrıça Artemis, Adonis'in üstüne bir yaban domuzu saldırtır ve kasıgından yaralanan Adonis, yarasından kanlar akarken ölür . Bu olayın söylencesi Sumerlerden Hititlere degin uzanmıs ve bütün Anadolu'ya yayılmıstır. Bir tanrıyı öldüren domuz, zamanla tüm yöre halklarının da nefret ve ilencine ugrayacaktır .

Domuzla ilgili söylenceler Roma'da da vardır. Romalılara göre yaban domuzu saldırgan olusu nedeniyle kötü bir yaratıktır. Adonis'i, bir yaban domuzunun öldürdügü söylentisinden yola çıkılırsa, Eski Yunan'dan Roma'ya geçen bu inancın Anadolu kökenli olabilecegi bildirilmektedir . Eski Mısır mitolojisinde domuza yer verilmez. Domuz, Mısır'da temiz olmayan bir hayvan olarak kabul edilir. Bir domuzun yanından geçerken biri ona sürtünürse, temizlenmek için üstündekilerle beraber kendisini Nil nehrine atmalıdır. Domuz çobanları hiçbir tapınaga sokulmazlar. Hiç kimse bunlardan kız alıp vermez. Yalnızca kendi aralarında evlenebilirler. Mısırlılar, yanızca yılda iki kez tanrılara domuz kurban ederler ve sadece bu günlerde domuz eti yerler. Bunun dısında kalan diger dönemlerde kesinlikle domuz eti yemezler .

Hint mitolojisinde tanrı Visnu, "Yaban Domuzu Visnu" (Varaha) olarak cisimlenir. Visnu bir kez de, dünyayı içine düstügü sulardan kurtarmak için yaban domuzu kılıgında yeryüzüne gelmistir. Ayrıca Veda'lardaki fırtına tanrısı Ruda'nın, göklerin domuzu oldugu düsünülür. Eski Çin'de ise domuzlar, ormanların zenginligini sembolize eder .

Hawaii Adası yerlileri, Keoro-Eva adını verdikleri bir tanrıya, domuz kurban ederler. Anadolu'da da tanrıça Kybele'ye dogurgan olusları nedeniyle disi domuzlar kurban edilir. Bu olayda kurbanın bütünü tanrıya adanır ve kurban edilen domuz yakılır. Tanrıya ait olan bu kurbandan yemek yasaklanmıs olup, yendiginde günahı çok büyüktür. Belki bu yaklasım, bir noktada domuz eti yenmesiyle ilgili yasagı açıklayıcı olabilir .

Antik Anadolu toplumlarının çogunun inançlarında disi domuz, insanların ve ekinlerin dogurganlıklarını ve üretkenliklerini simgeler. Erkek domuz ise, bazen erkek tanrıların sembolü olarak belirir. Hititlerde, domuza mitolojik bir anlam yüklenmemis ve domuza nazaran sıgır, at, koyun gibi hayvanlara daha çok önem verilmistir. Ancak Sumer'lerde, domuz çok yaygın olarak bakılmıs, beslenmis ve etleri tüketilmistir .

Kelt'lerde, yaban domuzu bir tanrıdır ve ancak kahramanlar tarafından yenilen bir kutlama yiyecegidir. İskit'lerde ise her hayvan, insan bile kurban edilebilir ancak domuz asla kurban edilemez. Eski Türklerin "tonguz" adını verdikleri domuz, kötülenen ve yerilen bir hayvan degildir. Tam tersine önem verilen bir hayvandır. Hatta domuz, 12 Hayvanlı Türk Takvimi'nde 12. yılı simgelemektedir .
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #2 : 27 Kasım 2008, 23:29:13 »
Koyun
Yunan mitolojisinde altın olduguna inanılan tüylü bir koyun postu ile ilgili bir olay anlatılır. Thebai kentinde kıtlık olmus ve kral Athamas'ın ikinci karısı, kahinleri kandırıp onlara bu kıtlıgın giderilebilmesi için üvey çocuklarının kurban edilmesi gerektigini söyletmistir. Kral Athamas'ın ilk karısı Nebhele'den olan çocukları Phriksos ile Helle tam kurban edileceklerken annesi imdatlarına yetiserek, çocuklarını altın postlu ve kanatlı bir koçun üstüne bindirir ve Karadeniz'e dogru gönderir. Yolda giderlerken Helle, koyunun üzerinden kayıp denize düser ve orada ölür. O günden sonra, Helle'nin denize düserek öldügü yer "Helles Pontos" (Çanakkale Bogazı) olarak anılır. Helle'nin kardesi Phriksos ise koçla birlikte tanrılar tanrısı Zeus'a giderek koçu ona kurban eder ve altın postu da Zeus bir koru içerisinde saklamaya baslar. Eski Türklerde 12 hayvanlı takvimin 8. yılı koyuna ayrılmıstır. Koyun, sevilen ve kutsal kabul edilen bir hayvandır. Koyunu totem olarak kabul eden Türk boylarının varlıgı bildirilmistir. Bir efsaneye göre; topraga koyun kemigi ekilecek olursa, oradan kuzular çıkar. Bu kuzuların, göbeginin topraktan kopması için ürkütülmeleri gereklidir .

Keçi
Tanrılar tanrısı Zeus'u çocukken Girit Adası'nda Amaltheia adlı bir keçi sütüyle besler. Sonraki efsaneler onun bir keçi degil, bir peri oldugu yolundadır. Çok güçlü bir çocuk olan Zeus bir gün sütü ile beslendigi maltheia'nın bir boynuzunu kırar. Bu olay üzerine Zeus, elinde kalan boynuz parçasına her zaman için çesitli nimetlerle doldurulmak veya dolu bulunmak gücünü bagıslar. Daha sonra bu boynuz Romalılarda "Cornu Capiae" adını alır ve keçilerin boynuzu bereket sembolü halini alır. Tanrılar tanrısı Zeus, oglu Dionysos'u, karısının, Kıskançlıgından koruyabilmek için, bir dönem keçi kılıgına sokar ve onu su perileri arasında büyütür. Yine Yunanistan'ın daglık Arkadia bölgesinde sürülerin özellikle küçükbas hayvanların ve çobanların tanrısı olan keçi ayaklı Pan yasar. Dogdugunda keçi kafalı olan, alnında iki boynuz tasıyan, keçi ayaklı ve keçi kuyruklu Pan'ın sadece boynuzları ve keçi sakalı kalarak yüzü bir insan yüzüne dönüsür. Diger dinlerdeki Seytan motifinin keçi sakalını ve boynuzlarını Pan'dan aldıgı ileri sürülür. Daglarda otlayan koyun sürülerini uzun uzun izleyen Pan, aniden ormanların karanlıgına dalar ve vahsi hayvanları kıvılcım saçan gözleriyle bulup öldürür.

İskandinav mitolojisnde tanrı Thor'un arabasını iki keçi çeker. Tanrı acıktıkça bu keçileri kesip yemektedir. Sonra onları yeniden canlandırıp arabasına kosmaktadır. Keçilerin yeniden canlanabilmeleri için, deri ve kemiklerine el sürülmemesi gerekmektedir. Tanrı Thor yine bir aksam vakti, bir köylünün evinde konaklarken, evin oglu bu durumu bilmedigi için ölü keçi kemiklerinden birinin iligini emer. Tanrı, keçisi sakat kaldı diye bu olaya çok öfkelenir ve keçilerini köylüye bırakıp, köylünün ogullarına arabasını çektirmeye baslar.

Eski Türklerde bazı boyların totemi ve tabusu keçidir.Hitit mitolojisinde de keçi motifi vardır. Kırgızlarda keçileri koruyan bir varlıga inanılır ve bu varlık "Çıçan Ata" olarak anılır. Altay Türklerinde de tufan olacagını ilk kez demir boynuzlu, gök yeleli bir keçi haber verir.

Tavsan
Hititlerde totem olarak kabul edilir; kutsal olduguna inanılır ve eti yenmez . Eski Türklerde de totem olarak kabul edilir ve "12 Hayvanlı Türk Takvimi"nde 4. yıla adını vermistir . Çin'de ay ile iliskili oldugu düsünülerek, agustos aylarının dolunaylarında adına festivaller düzenlenir. Tavsan, Antik Britanya'da da kutsal olarak kabul edilir. Antik Roma'da ise düzenlenen dini törenlerde çok önemli rolleri vardır ve halk tarafından eti yenilmez .

Kedi
Özellikle Eski Mısır'da çok kutsal bir hayvandır. Mısır'da, "Pahet" adında bir kedi-tanrıça vardır. Tapınagı bir kedi mezarlıgı içindedir . Ayrıca bir de "Bastet" adı verilen kedi baslı bir Mısır bereket tanrıçası bulunmaktadır. Kendisi mutlulugun da tanrısıdır. Eski Mısır'da eger bir evdeki kedi dogal olarak ölürse, o evde oturanların hepsi yaslarını belli etmek için kaslarını kazıtırlar. Ölen kedi özel bir mezarlıga gömülür. Kedilerin mumyalandıkları ya da tunç tabutlar içerisinde topraga verildikleri bildirilmistir. Bir evde yangın çıktıgında Mısırlılar, kendilerinden önce kedilerini yanmaktan kurtarmak amacıyla çevrelerinde bir çember olustururlar. Bu sekilde, alevlerden korkan ve çılgına dönen panik içerisindeki kedilerin, alevlerin üzerine atlamalarına engel olurlar. Mısır ülkesinde tapılan bir tanrı ve bir totem olan kedilere gösterilen bu büyük ilgi ve derin sevgi, Hitit'lere ve Urartu'lara da yansımıstır . Eski Mısırlılar bazen, dogan günes tanrısı Ra'yı, yılana saldıran bir kedi seklinde düsünürler ve bu sekilde seytana karsı iyiligin gücünü kedi ile sembolize ederler .

Kedi Yunan mitolojisinde pek yer almaz. Sadece tanrıça Artemis'in bazen kedi sekline dönüstügü görülür . Kedi, ilk önce evcillestirildigi Mısır'daki dokunulmazlıgını ve ayrıcalıklı konumunu diger uygarlıklarda çogunlukla bulamamıstır. Öyle ki; Eski Mısır'da bir kediyi yanlıslıkla öldüren bir Romalı, Mısırlılarca evinde linç edilmistir .
Karanlıkta, gözleri parlayıp bedenleri gözükmedigi için kediler, daha sonraki dönemlerde kötü bir üne sahip olmus ve tekin olmadıkları düsünülmüstür .

Köpek
Yunan mitolojisinde köpekler tanrıça Artemis'in arkadasıdır. Artemis yanında hep bir köpekle beraber betimlenir. Homeros'un destanlarında insanların en yakın dostu ve koruyucusu olarak tanımlanır. Bu destanlardaki köpeklerin en ünlüsü Argos’dur. Unutulmustur ve bakımsız bir pislik içinde yasar. Argos kendisini gencecik bir köpek olarak bırakıp giden Odysseus’u beklemektedir. Uzun yıllar sonra Odysseus’u geri döndügünde bir tek Argos tanır ama ayaga kalkamayacak kadar bitkindir ve gücü ancak kulaklarını ve kuyruklarını oynatmaya yeter ve biraz sonra da köpek ölür. Ayrıca, "Kerberos" adı verilen ve cehenneme bekçilik yapan yüz baslı bir köpek vardır. Onu yalnızca Herakles alt eder. Ölüsü olanlar Kerberos için mezarlıklara yiyecekler bırakırlar. Kerberos’un soyundan gelen köpeklerin günümüz Yunanistan’ında yasadıgı ileri sürülmektedir . Ancak yine de Eski Yunan'da köpekle ilgili anlatılar çok degildir .

Eski Türklerde köpek 12 hayvanlı takvimde 11. yılı simgeler . "Barak" adı verilen ve tüyleri çok uzun olan bir köpek Sumer'lerde oldugu gibi, Türklerde de kutsaldır. Samanlar, Barak'a binerek göklere çıkarlar. Eski Türkler ayrıca, köpek baslı, sıgır ayaklı bir ulusun varlıgına inanırlar. Samanlar boyunlarına köpek resim ve heykelleri takarlar. Kazak mitolojisinde "Kurmay" adlı bir kusun yumurtasından, köpek yavruları çıktıgı anlatılır. Büyük tanrı Ülgen, cansız olarak yarattıgı ilk insanları kötülük tanrısı kardesi Erlik'in serrinden korumak için, köpege bekçilik görevi verir ancak Erlik köpegi kandıracaktır .
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #3 : 27 Kasım 2008, 23:29:31 »
Arslan
Birçok mitolojide hayvanların en güçlüsü ve bundan ötürü de kralı sayılan arslan, güçlülük, yüreklilik ve günesin simgesi olarak tanrılık özelligi de kazanmıstır . Mısır mitolojisinde tanrıça Tefnut (Tefnet); nemlilik/rutubet tanrıçası olarak bilinir ve arslan baslıdır . Mısır'da savas tanrıçası kutsal bir hayvan olarak kabul edilen disi arslan ilke temsil edilir .Ayrıca, kapıları kükreyen arslan motifleriyle süsleyen Mısır'lılar, tapınaklarına da arslan imajları yerlestirmisler ve bu sekilde arslanın koruyuculuk özelliginden yararlanmıslardır .

Eski İran'da ise ileriki süreçlerde, sfenks özelliginde insan baslı arslanlar belirecektir . Babil ve Asur'da arslanlar
avcılık için de egitilmislerdir. Babil'de savas ve ask tanrıçası İshtar'ın yanında hep bir arslan vardır. Sumer günes tanrısı Marduk ise, gücünü sembolize eden bir arslana sahiptir .

Hint mitolojisinde tanrı Visnu, dokuz kez yeryüzüne inmis ve her birinde de baska bir kisilikte görünmüstür. Tanrı Visnu, yeryüzüne dördüncü inisinde arslan olarak belirmistir . Arslan hint mitolojisinde kuzeyin koruyucusudur. Ayrıca Budizm'de yasaları arslan korur . Çin mitolojisinde ise arslan genellikle, bir küre ya da bir top ile birlikte düsünülür. Bu topun, yumurtayı belki de dünyayı temsil ettigine inanılır. Ayrıca, erkek arslanların pençelerinden süt salgıladıkları belirtilmistir.

Arslan, Yunan mitolojisinde de kullanılmıs bir güçlülük simgesidir. İnsanlastırılan tanrılara karsı, tanrılastırılan bir insan olan Herakles, zaman içerisinde bir masal kahramanına dönüsmüs ve Yunan kahramanlıgının ve cesaretinin simgesi sayılmıstır .Herakles, bir çok mitolojik öyküye sahne olan Kitharion daglarının ormanlarına korku salan Kitharion arslanını öldürmüstür. Herakles ayrıca, Nemea bölgesini kasıp kavuran ve canavarlardan dogmus Nemea arslanını okları ve topuzu ile alt edemeyince, kolları arasına almıs ve elleriyle bogarak öldürmüstür. Binbir güçlükle yüzdügü postunu da kendisine zırh edinmistir .

Yine Yunan mitolojisinde ogullarından biri, bir arslan tarafından parçalanan kral Megareus, kızını, oglunu öldüren arslanın hakıından gelecek adama verecegini bildirir. Bu ise, tanrılar tanrısı Zeus'un torunlarından Alkathoos talip olur ve arslanı öldürüp kızla birlikte krallıga da sahip olur (9). Afrika kıtasının bazı bölgelerinde hayvan-insan miti çok yaygındır. Bu inanca göre bazı insanların ruhlarını hayvanlara göç ederler. Bu olgunun en sık rastlanan örneklerinden biri de arslaninsanlardır. Eger ruhun içine girdigi hayvan vurulup öldürülürse, ruhun gerçek sahibi olan insanın da hemen ölecegine inanılır .

İngiltere Krallıgının "Lyonesse" (Disi Arslan) adına kuruldugu yolunda söylenceler vardır. Efsanevi Kral Arthur dönemi kraliçelerinden birinin adı Lyonos'dur. Oysa arslan, Britanya adasının dogal hayvanlarından biri degildir. Arslan simgesi ve olgusunu _ngiltere'ye Romalılar götürmüs olabilir. Romalı'lar da arslan simgesini, tanrıça Kybele ile beraber Anadolu'daki uygarlıklardan almıs olabilirler . Bir çok kahramanın arslanlar tarafından büyütüldügü, bir çok ulusun da arslanlar tarafından emzirilen, büyütülen ve egitilen bir atanın soyundan türedigi (Mogollar gibi) ileri sürülmüstür . Anadolu mitolojisinde genellikle yigitligi ve koruyuculugu simgeleyen arslanların; sehirlerin, konakların ve tapınakların giris kapılarında kabartmalarına ya da heykellerine rastlanır . Ana tanrıça Kybele, otururken ve hatta dogum yaparken, her iki yanında bulunan disi ve erkek arslanlara
dayanır. Tüm hayvanların kraliçesi (Potnia theron) 'de olan Kybele, doga üstüne var olan sonsuz egemenliginin bir simgesi olarak arslanlarını yanından ayırmaz. Hitit'li tanrıların arabalarını ise arslanların çektigine inanılır .

Kaplan
Özellikle, Asya halklarının mitolojilerinde önemli bir yer tutar. Kaplan, atesin yeraltı ya da gökyüzünden çalınarak insana getirilmesinde önemli rol üstlenmistir . Çin mitolojisi kaplan motifinden yana çok zengindir .
Eski Türklerde bazen bir ruh, bazen bir tanrı olduguna inanılan kaplan, 12 hayvanlı takvimde üçüncü yıla adını vermistir . Erken dönemde Türkler tarafından bir tabu olarak kabul edilmis, saygı gösterilmis ve öldürülmemistir.Tibet'lilerde ise kaplanın koruyucu bir ruh oldugu inancı yaygındır . Aynı sekilde pars ve vasak'da tabu olarak kabul edilmis ve öldürülmemislerdir. Jaguar'ın ise Güney Amerika'da çok önemli bir yeri vardır. Çünkü bu hayvan, onun ruhuna sahip olan samanlar için bir güç kaynagıdır. Samanların öldükten sonra, jaguar'ların içinde yasadıgına inanılır.

Kurt
Türk mitolojisinin ilahıdır. Türkler, atalarının boz renkli bir kurt olduguna, bazı Mogol boyları ise erkek bir kurtla disi bir geyigin birlesmesinden türediklerine inanırlar .Kurt bir totemdir. O bir hayvan-ata veya hayvan-ana sembolüdür. Ayrıca bir türeme sembolüdür. Bazı Türk boyları, alacalı renkli ve kurt seklindeki bir ilahın, bir hükümdar kızı ile birlesmesinden dogduklarına inanırlar. Kurtlarla evlenip yeni boylar olusturma ve kurtlardan gebe kalma öyküleri Türkler arasında çok yaygındır. Kurttan türeme efsanesi Göktürk'lerde de vardır .
Orta Asya Türk'lerindeki boz renkli kurt inancı, ilkel totemciligin bir kalıntısıdır. Hemen tüm Türk boyları, bir bozkurtun varlıgına inanırlar. Türklerin ünlü Bozkurt ve Ergenekon destanlarında kurt motifi hep öndedir . Türklerde genellikle kurt öldürmek iyi sayılmaz. Ugurlu, hayırlı ve sifa verici bir hayvan olduguna yönelik düsünceler yogunluktadır . Bazı Mogol boyları ise, Borte-Çine adını verdikleri erkek bozkurtun, disi akgeyik Goa-Maral ile çiftlesmesi sonucu dogan "Bataçihan"ın ataları olduguna inanırlar . Anadolu mitolojilerinde kurt motifi; Hitit'lerle ortaya çıkar. Hitit'lerde kurt tanrının yoldasıdır. Orman tanrıları kurtları çok severler ve onları yanlarından ayırmazlar. Ancak Hitit'lerde kurt kesinlikle bir totem degildir .

Roma İmparatorlugunun kurucuları olarak kabul edilen Romus ve Romulus'un öyküleri de kurt motifinin kullanıldıgı ilginç bir öyküdür. Savas tanrısı Mars'ın ogulları olan Romus ve Romulus'u Tiber nehri kıyılarında bulup emziren yine bir disi kurttur . İskandinav mitolojisinde Fenris adı verilen son derece yırtıcı bir kurt vardır. Bu vahsi kurt, savas tanrısı Odin'i yok eder . Ancak tanrı Odin, her zaman yanında iki kurtla betimlenecektir.
Ayrıca İskandinav'lar, günes ile ay'ın pesine iki tane vahsi kurtun takıldıgını düsünürler. Bu nedenle ay
ve günes sürekli hareket halindedir .

Tilki
Özellikle Japon mitolojisinde çok kutsaldır. Tilki, Pirinç tanrısı ile es tutulacak derecede kutsaldır. Bu adet, Japonların çok eski dönemlerinden kalmıstır. Tüm tapınaklarda tilki resimleri ve kabartmaları göze çarpar. Bir inanca göre de; tilki insanın içine et ile tırnak arasından girer ve insanın içinde bagımsız olarak yasayarak "tilki hastalıgı " adı verilen bir akıl hastalıgına neden olur. Bu hastalıga yakalananlara "tilki basmıs" denir . Tilki'lerin diger dogu kültürleri ve Amerikan yerlilerince sekil degistirdiklerine ve dogaüstü güçlerle dolu olduklarına inanılır.

Eski Yunan mitolojisinde, Teumessos daglarında yasayan ve Teumessos tilkisi olarak adlandırılan bir tilki vardır. Thebai ülkesine tanrı Dyonysos'un bela ettigi bu yırtıcı ve insan yiyen canavarı kimse yakalayamaz. Sonunda Kephalos ev köpegi Prokris ile gelir ve köpek ganimetini kovalar. Tanrılar, ikisi de son derece hızlı kosan bu hayvanların berabere biten kosu yarısmasını onları tasa çevirerek bitirirler .
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #4 : 27 Kasım 2008, 23:29:53 »
Ayı
Dünyanın bir çok yerinde insanların atası sayılması ve içinde kutsal bir yaratıgın daha dogrusu tanrı'nın ruhunun yasadıgı inancı, ayı kültünün dogmasına yol açmıstır . Ayı'yı öldürmekle, içinde tasıdıgı kutsal varlıgın da özgürlügüne kavusacagı inancı yaygındır. Böylece, dünyaya ait bedeninin tutsaklıgından kurtulan kutsal varlık, kendisini kurtaranlara da mutluluk getirecektir. Ayı ile ilgili inanç ve törenler, tas devrine degin uzanır. En çok Kuzey Asya ve Kuzey Amerika yerlilerinin mitolojilerinde yer alır. Ayı ile ilgili rütüeller, uzun süreli bir ugraslar bütünüdür. Burada, tanrı ya da tanrılar için kurban verilmesi farklı bir boyutta degerlendirilerek, zaman içerisinde tanrının kendisinin kurban edilmesi seklinde bir uygulamaya dönüsmüstür . Bu yörelerde samanlar, ölümün bir ayının sırtında yolculuk ettigine inanırlar .

Ayılara tapma, yalnızca Asya ve Amerika ile Afrika ülkelerine özgü olmayıp, Kelt'ler ve Cermen'ler arasında da yaygın bir inançtır. Bugün Bern, Berlin gibi kentlerin sembollerinin ayı olusu, Artio adındaki Kelt ayı-tanrıçasından köken alan bir uygulamadır . Güç ve korumanın simgesi olan ayıların kıs uykularına yatmaları ve bu uykunun bir çok topluluk tarafından ölüm olarak degerlendirilmesi nedeniyle, kıs uykusundan kalkan ayıların ruhlarının yeniden dogduguna inanılır. Yine Amerikan yerlileri, kıs uykuları nedeniyle ayıların dogaüstü güçlerle iliski içerisinde olduklarına ve siyah ayıların ise batının koruyucusu olduguna inanırlar . Sumer mitolojisinde yer almayan ayı motifine, Hint mitolojisinde kral ya da lider konumunda rastlanılır .

Yunan mitolojisinde tanrıça Artemis'in yanındaki perilerden biri olan Kallisto, tanrılar tanrısı Zeus'tan hamile kalınca, bakire Artemis onu disi bir ayı haline getirir ve Zeus'da onu gökyüzünde "Büyükayı Takımyılıdızı"nın arasına yerlestirir. Ayrıca, Yunanlı bir avcı kız olan Atalante'yi, bir dönem ayıların emzirerek büyütmeleri dısında, antik Yunan'da ayıyı konu edinen mitolojik bir motife rastlanmaz .

Çin'in kuzey kavimlerinden Gavli'lerin hükümdar ailesinin, bir sihirbaz ile bir ayının evliliginden olustuguna inanılır.

Eski Türklerin samanlık inançlarında da, ayı kutsal bir hayvandır. Ayı, orman ruhlarının temsilcisi ve ormanın tanrısıdır. Ayı-tanrı'ya Kıpçak Türkleri "Baba" derler ve bir tabu olarak ormana girdiklerinde ayının adını anmazlar. Bazı Türk boyları gibi Baskurt'lar da, atalarının ayı olduguna ve ondan türediklerine inanırlar.
Kızılderililer ise ayının, gökyüzündeki "Büyükayı Takımyıldızı"nı olusturduguna inanırlar.

Çakal
Eski Mısır'da ölülerin ve mezarlıkların tanrısı olan Anubis'in, çakal baslı ve insan gövdeli oldugu düsünülür. Ölülere öte dünyanın yolunu gösteren, onları oraya ulastıran çakal baslı Anubis'in, mumyalama tekniginin de kurucusu olduguna inanılır .

Geyik
Yunan mitolojisinde altın boynuzlu, tunç ayaklı bir geyik vardır. Kyrenia geyigi adı verilen bu hayvan, tanrı Apollon, tanrıça Artemis ve tanrıça Afrodit'in korudugu sihirli bir hayvandır. Herakles onu bir yıl kovalar ve sonunda okla yaralayarak yakalar . Antik Yunan'da yaman bir avcı olan Aktaion, bununla çok fazla övününce, tanrıça Artemis onu bir geyik haline dönüstürür ve 50 köpegini üzerine saldırtarak onu parçalatır . Tanrıça Artemis, bazen geyik kılıgına girer. Yine böyle bir gün, Nakses adasında avlanan iki kardesin karsısına çıkar ve onları pesine düsürerek bir uçurumdan asagıya yuvarlanmalarına neden olur .

Eskimolar tarafından Ren geyigi-tanrıça olarak kabul edilen ve "Pinga" adı verilen geyik, bütün hayvanların koruyucusudur. Nerede bulundugu ve ne biçimde oldugu, hiç kimse tarafından bilinemez çünkü, kendisi kimseye gözükmez . Amerikan yerlilerince geyik, tanrılar yolunun rehberi olarak kabul edilir. _rlanda ve Galya'da geyiklerin ruhları, bir sonraki yasama aktardıklarına inanılır. Kelt efsanelerinde beyaz geyik motifine çok sık olarak rastlanılır. Hint Veda'larında da geyigin, rüzgar tanrısını temsil ettigi anlatılır.

Eski Anadolu mitolojisinde, insanların alın yazılarına egemen olan Hitit kader tanrısı Runda, yanında hep bir geyikle dolastıgından, geyik Hitit'lerce kutsal olarak algılanmıstır . Runda, ayrıca bir av tanrısı niteligi de tasımaktadır. Onun bir kartalı, bir degnegi ve bir geyigi bulunmaktadır. Runda, daha sonraki çaglarda Avrupa'nın çesitli mitolojilerine de girerek oradaki tanrılar ile kaynasacaktır .

Eski Türk'lerde geyik, kutsal bir hayvan ve bir totem olarak degerlendirilir. Oguz Kagan destanında Oguz Kaan, ormandaki canavarı yakalammak için yemlik olarak bir geyigi agaca baglar. Mogol ve Tatar'larda da geyik, yol gösterici ve kurtarıcıdır .

Fil
Hint ve Afrika mitolojilerinde, bu agır ve barısçıl hayvan degisik biçimlerde izlenir. Hint mitolojisinde Buddha, dünyaya besyüzelli gelisinden birinde de fil kılıgına bürünür. Himalaya daglarında fillerin kralı olur ve iki fil karısı vardır.

Afrika'da ise bazı kabileler, fil avı sırasında filin üzerine mızrak atarken, bir yandan da file; kendilerini öldürmemesini ve kendisinin çok güçlü oldugunu söylerler. Fil öldürülünce, ölümünün ona bir kaza oldugu söylenir ve ondan özürler dilenir. Filin hortumu da ölümünden sonra büyük bir törenle gömülür .

Maymun
Eski Mısır'da herseyi yaratan ve yazıyı bulan hekim-tanrı Thot maymun kılıgına girer ve öyle betimlenir. Maymunun yasadıgı cografyada yer alan uygarlıkların çogunda maymuna tapınma olayı görülmektedir .

Fare
Eski Türkler ve Çinli'lerce kutsal kabul edilir. Türklerin 12 hayvanlı takviminde ilk yıl fare yılıdır. Buna baglı olarak da eski Asya toplumlarında kedi pek sevilmez . Sadece Mısır'da fareye de tapıldıgı bilinmektedir .

Tartısma ve Sonuç
İnsanlık tarihinde din düsüncesinin temel evreleri olarak kabul edilen zoomorfizm ve antropomorfizm biribirini izlemistir . Baslangıçta, vahsi hayvanlara karsı savunmasız ve zayıf olan insanlar, hayvanlar arasından totemler edinmis ve onların içindeki ruha (anima) tapmıslardır . Zoomorfik evre olarak adlandırılan bu evrede sadece güçlü ve yırtıcı degil, sevimli hayvanlara da tapıldıgı görülür. Zaman içerisinde uygarlıgını sekillendiren ve hayvanları evciltmeyi basaran insanlar, zoomorfik evreden çıkarak yarı hayvan-yarı insan tanrılar evresi (sfenks dönemi) ve daha sonra da tanrıların tümüyle insan olarak algılandıgı antropomorfik evreye girmislerdir . Bu dönem, insanların hayvanlara karsı kesin ve kayıtsız üstünlüklerini simgeledikleri bir evredir. Antropomorfik
evrede tanrılar, gerek gördükleri takdirde istedikleri hayvanların biçimine dönüsebilirler . Çünkü bu dönüsümü yapabilecek zeka ve yetenege sahiptirler. Bu sekilde diger insanları ve hayvanları cezalandıran ya da kandıran tanrılar, bir süre sonra yeniden insan biçimine yükselirler . Bu sekilde hayvanları kullanan insan biçimli bu tanrıların bir yerde, dünyanın sahibinin ve efendisinin insan oldugu fikrinin çıkıs kaynagını da olusturdukları ve
dolayısıyla, daha sonraki dönemlerde yaygınlasacak olan tek tanrıcı dinlerde insan-hayvan iliskilerinin insan lehine olacak sekilde yorumlanmasına neden oldukları ileri sürülebilir. Eskiçag uygarlıklarının bir kısmında, hayvan haklarına özen gösterildigi ve hayvanların yasama haklarına karsı olusan tecavüzlere ciddi cezalar verildigi bildirilmektedir . Bu uygulamanın, zoomorfik dönemden köken alan bir uygulama oldugu, antropomorfik toplumlarda bu duyarlılıgın azaldıgı ya da ortadan kalktıgı ve bunun etkilerinin daha sonra tek tanrı inancını
benimseyen toplumlarda da devam ettigi düsünülebilir. Bu konunun ileriki dönemlerde, tek tanrı inancına sahip büyük dinlerde hayvanın konumun irdeleyen yeni ve kapsamlı veteriner hekimligi tarihi çalısmalarıyla aydınlatılabilecegi düsünülmektedir.

Görüldügü gibi, tek tanrıcı dinler öncesi dönemde, insan yasamında bir çok yönlerden etkili olan hayvanların, dini alandaki agırlıklarının, gelisen insan uygarlıgı karsısında gerileyerek azaldıgı ve insan-hayvan birlikteliginin soyut bir evreden, güçlü ekonomik ve sosyal temelleri olan, insanın denetimi altındaki somut bir evreye dogru geçis yaptıgı ileri sürülebilir. Hayvanların, tarih boyunca insanın ürettigi tüm bilim ve teknoloji ürünlerinde büyük emegi ve katkısı bulundugu düsüncesinden hareketle, gezegenimizdeki ekolojik dengeler kadar, insanın düsünsel ürünleri olan mitoloji, destan, masal, resim, heykel ve diger sanat dalları için de önemli bir hammadde kaynagı oldugu dikkate alınırsa; kültürel, biyolojik ve ekolojik zenginliklerin ve dengelerin devamı için gelecekte de özenle korunmaları gerektigi sonucuna varılabilir.

Kaynak:
İstanbul Ün. Veterinerlik Fak. dergisi
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #5 : 27 Kasım 2008, 23:30:13 »
II. Sürüngenler, Balıklar, Kanatlılar ve Mitolojik Hayvanlar
Çalışmamızın ilk bölümünde de belirtildiği gibi zoomorfizm (animalizm) ve antropomorfizm, insanlık tarihinin erken dönemlerinde dini düşüncenin gösterdiği önemli gelişim basamaklarıdır (2, 11). Zoomorfizm evresinde insanlar, tanrıları hayvan biçimli varlıklar olarak düşünürlerken, antropomorfizm evresinde ise tanrılar artık, insan şeklinde tasarlanmıştır (11). Zoomorfizm de hayvanların kayıtsız üstünlükleri kabul edilirken, antropomorfizm’de insan kendi üstünlüğünü kabul etmiş ve hayvanlara da bunu kabul ettirmiştir. Bu iki önemli evreyi birbirine bağlayan gelişim, uygarlığın yükselmesi ve yükselen uygarlığa bağlı olarak da insanoğlunun doğaya hakim oluşudur (1, 2, 11).

Sonuçta; hayvanlara karşı başlangıçta korku ve hayranlık duyarak onları tanrıları olarak kabul eden insanoğlu, zamanla, tümüyle kendi ürünü olan uygarlığını geliştirmiş ve kendi kendisine hayranlık duyarak insanın tanrısının ancak insan biçimli olabileceği sonucuna varmıştır. Dünya üzerinde yer alan kültürlerin büyük bir çoğunluğunda, zoomorfik ve antropomorfik evreler zengin mitolojik renklere sahip evrelerdir ve bu evrelerde şekillenen mitolojik olayların çoğunda da hayvanların önemli roller üstlendikleri saptanmıştır.
Doğu ve batı mitolojilerinde memeli hayvan motiflerini inceleyen çalışmamızda olduğu gibi, bu çalışmada da, çoktanrıcı (politeist) dinlerin mitolojilerinde önemli bir yer tutan sürüngen, balık, kanatlı ve mitolojik hayvan motifleri incelenerek sonuçta insan-hayvan ilişkilerinin kökenleri ve gelişimleri tek tanrıcı döneme değin bir bütün olarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Materyal ve Metot
Araştırmanın materyalini Doğu ve Batı mitolojilerini konu edinmiş Türkçe, çeviri ve yabancı dillerde yazılmış yayınlar oluşturmuştur. Bu kaynaklardan elde edilen bilgiler hayvan türlerine göre sınıflandırılmış ve bazıları veteriner hekimlik yönünden de önem arz eden sürüngenler, balıklar, kanatlılar ile mitolojik hayvanlar başlıkları altında toplanarak bunlara ait mitolojik bilgiye ve karşılaştırmalı yorumlara yer verilmiştir.

Sürüngenler

Yılan: Bu sınıfın en önemli temsilcilerinden olup, deri değiştirmesinden dolayı ölümsüzlüğü sembolize eder. Kutsal ve kimi yerlerde de tanrı olarak kabul edilir. Yılan kültü (tapımı), ilkçağda çok yaygındır. Toprak altında yaşayan yılanların, ölü atalarla ilişkisi bulunduğuna ve ölü ataların ruhlarını taşıdığına inanılır. Yılan çoğunlukla yeryüzünün ve yer altının simgesidir. Amerika yerlileri için yeraltındaki güçlerin tümü yılana aittir. Yunan mitolojisinde ise, topraktan yaratılanların tümü yılan biçimlidir. Günümüzdeki ilkel topluluklarda da yılan tapımı (kültü) süregelmektedir (11). Yılan ayrıca sular tanrısıdır ve dünyada ağaç köklerinin arasında yaşar (19). Afrika yerlileri arasında da en yaygın totem yılandır (23). Yunanlılar şifa verici tanrılarla ilişkili olduklarını düşündükleri için yılanları ev hayvanı olarak bulundurmuşlardır. Budizm’de aynı yönde görüşü Buda’nın öyküsünde sergiler. Buda insan başlı bir yılan olan “Naga”ya dönüşür ve bu formdayken hastalık ya da kıtlıktan zarar gören insanlara yardım eder. Deri değiştirmesi yeniden doğum olarak kabul edilir (22). Eski Mısır inancına göre, Nil nehrinin kaynağı olan iki mağarada “Agathodameon” adlı bir yılan yaşar (11). Mitolojilerde yılan daima devleştirilir. Sümerlerde, Etilerde ve diğer Anadolu uygarlıklarında bir dev yılan öyküsüne rastlanılır. Özellikle Mezopotamya’daki ünlü Gılgamış Destanı’nda yılanın özel bir yeri vardır. Yılan bu destanda, Gılgamış’ın elindeki gençlik ve yaşam veren otu yiyerek gömleğini değiştirme özelliği kazanır. Babil tanrılarından Marduk, devlerle savaşırken yanında çok kez yılanlar bulunur (3). Anadolu, ran, Hindistan ve Mezopotamya’yı kapsayan çok geniş bir coğrafyada inanılan Mithra adlı tanrı, arslan başlı bir yılan olup ateşi simgelemektedir. Mithra resimlerde güneş ile beraber gösterilir. Mitra dininde yılan; hayat bitkisini, hayat ağacını ve iyilik yapıp hastaları iyileştirmesini bilen ilahı simgelemektedir (3).

Tanrı Apollon, Delphoi tapınağında yaşayan ve kehanetlerde bulunan toprak ana Gaia’nın oğlu dev piton (python) yılanını, tek kahin kendisi olmak için öldürür. Delphoi’nin eski adı da bu python’un adından gelmekte olup, Delphoi tapınağının kurulduğu kayalıktaki mağarada yaşayan dev piton yılanı bu içinden dumanlar çıkan mağaranın üstüne kurduğu üç ayaklı sehpa üzerinde oturur (11). Ayrıca yine tanrı Apollon, bir kral kızıyla birlikte olabilmek için yılana dönüşür. Bu arada Herakles ise “Hydra” adındaki yılan-ejderi ortadan kaldırır.
Herakles, Pirene (Pyrene) adlı bir kızı da baştan çıkarır. Ondan bir yılan doğuran genç kız bunun utancıyla dağlara kaçar ve bu dağlar günümüzde kızın adıyla anılır (6, 19). Hekimlik sanatını daha doğmadan önce tanrı Apollo’dan öğrenen Centaur (at adam) Kheiron’un Akhilleus ve Aesculap adlı çok başarılı iki öğrencisi vardır. Bunlardan Akhilleus, Kheiron’dan öğrendiği hekimlik sanatını ve edindiği ilaç bilgisini Troya savaşında yaralılar üzerinde kullanırken, diğer öğrencisi Aesculap ise bir süre sonra Tıp Tanrısı olacak ve onun adına tapınaklar kurulacaktır (3, 5, . Aesculap bir ölüyü diriltecek denli büyük bir hekimdir. Bu nedenle tanrılar tanrısı Zeus’un hışmına uğrar ve bir yıldırımla yok edilir. Tıp Tanrısı Aesculap, elinde tuttuğu ve üzerine yılan sarılı bir asa ile betimlenir. Bu tabloda yılan; hayatın gücünü, insanları besleyip iyileştiren bitki ve ağaçları yetiştiren toprağı, yeraltını ve yeryüzünü ve sık sık deri değiştirmesi nedeniyle gençliği, dinçliği ve yaşama gücünü simgeler (3). Bu nedenlerden ötürü bir süre sonra yılan hekimliklerin sembolü haline gelir

Hititlerde büyük yılan “Aşertu” kutsal bir canlı ve ulusal bir tanrıdır ve “Illuyanka ( lluviyankaş)” ise, büyük mitolojik bir yılandır. Bu yılan kimi yerlerde tanrılarla kimi yerlerde de kartallarla savaşır. Bu dev yılana karşı savaşan bir tanrıça, tanrılara törenler tertipler ve fıçılar dolusu içkiler hazırlatır. Daha sonra lluyanka’yı ve çocuklarını da törene davet eder. Dev yılan çocuklarıyla beraber gelip yer, içer ve iyice şişer. Yılan çocuklarıyla beraber yuvasına dönmek üzere giderse de yaşadıkları yerlere artık sığamadıklarından tanrıça ve diğer tanrılar onları iplerle bağlayarak yok ederler. Yine, Hitit ülkesinin koruyucu tanrısı Sandu, azgın bir düşman olarak betimlenen bir yılanı dev bir topuzla öldürür (3). Orpheus dini inananlarınca Antikçağ’da evrenin oluşumu tanrıça Kibele (Kybele) ile “Ofiyon” adlı yılanın sevişme sarsıntılarıyla açıklanmaya çalışılır. Antik Yunan’da bazı kralların yılan olduğuna inanılır. Sümer’lerin yaratılış efsanelerinde de gökyüzü ve yeryüzü tanrılarını yaratan Lakmu ile Lakamu, erkek ve dişi birer yılandır. Aztekler ise insanların “Siyuakotl” adındaki bir yılan-kadın’dan türediğine inanırlar (11). Hintlilerin kutsal kitabı Vedalardaki yılan ile boğuşma sahnesi, doğrudan doğruya doğayı simgeleyen bir semboldür (3).

Roma mitolojisinde “Basilikos” adında bir yılanın özellikleri anlatılır. Bu yılan bir bakışta insanları öldürür. Ancak bir gün kendisini aynada görünce, bakar bakmaz kendisini de öldürür. Basilikos, kuluçkadaki bir kurbağanın altındaki horoz yumurtasından oluşmuştur (11). Japon mitolojisinde ise, “Yamato No Oroçi” adlı sekiz başlı bir yılan ülkenin huzurunu bozar. Bunun üzerine öldürülen yılanın kuyruğunda taşıdığı ayna, kılıç ve mücevherler, imparatorluğun kutsal hazinelerini oluşturur (11).

Eski Mısır’da gökte yaşayan “Apofi (Apapa)” adlı bir yılan vardır ki bu yılan her gün güneşi doğudan batıya doğru taşıyan güneş tanrısı Ra’nın peşinden gider, onu sokmaya çalışır ve bir gün sokup öldürür. Ancak tanrıça isis, Ra’yı iyileştirir (3, 11). Yine Eski Mısır’da ilkel kaotik yapıyı “Ogdoadlar” denilen ve “Nun-Naunet-Kuk-Kaulet” adlı dört yılan ile “Huh- Haulet-Amon-Amonet” adlı dört kurbağanın oluşturduğuna inanılır ve bu kaosu tanrı Aton’un sulardan çıkarak düzene soktuğu ileri sürülür (14). Aşağı Mısır Krallığında hayvan-tanrı kobra yılanıdır. Mısır’da kozmogoni (evrendoğum) ile ilgili dört yılan Uçurum-Karanlık-Görünmez-Su” vardır. Evrenin çevresinde de “Apofis” adlı kozmik bir yılan bulunmaktadır. Bu yılanın yırtıcı gücünden korunmak için dinsel ayinler yapılır. Çünkü Apofis kesinlikle tam olarak öldürülemez (11). Mısır düşüncesinde en önemli ve esaslı rol güneşe aittir. Horus ise güneşi ifade eden bir tanrıdır (21). Kardeşi Seth ile yaptığı kavgada bir gözü çıkar ve Horus, çıkan gözünün yerine “Uraeus” adlı bir yılanı takar. Bu yılan daha sonradan firavunların egemenlik simgesi olmuştur (11, 20). Ölen yılanlar tapınaklara gömülür (12).

Eski iran hükümdarları saraylarına alacakları hekimin bilgisini ölçmek üzere, kendilerini bir yılana sokturup hekimi tedaviye mecbur bırakırlar. Hekim, ancak hükümdarın iyileşmesini sağlayabilirse, bilgisini ispatlamış olur ve saraya kabul edilerek görevine başlar (3). iskandinav tanrısı “Votan” sık sık yılan kılığına girer. Slavların efsanevi kahramanı Vseslaviç bir yılanın oğludur. Totemlerinin çoğu yılan olan ilkel toplumlar, yılanları deri değiştirdiklerinden ötürü ölümsüz saymışlar ve ölümsüzlüğü elde edemeyişlerini de ona bağlamışlardır. Yılan, Eski Türklerin “12 Hayvanlı Takvimi”nde yer almıştır (24). Bir Orta Afrika efsanesine göre; bir zamanlar insanlar da ihtiyarlayınca derilerini atarak gençleşirler. Yalnız bu işlemi yalnızken yapmaları gerekmektedir. htiyarın birisi bu işlemi torununun gözleri önünde yapınca, tanrının gazabına uğrar ve insanlar böylesi bir nimetten mahrum kalırlar (3).

Tibet’te yılan ve kuş birleştirilir ve bu birleşik yaratığa boynuzlu bir insan başı konulur. Aynı motif iran’da da vardır. Bunun ejderha motifiyle ilişkili olduğu ileri sürülmektedir. Ayrıca Polinezya’da yılan tanrıyla kuş tanrı arasındaki mücadele, ağaç oymalara konu olmuştur (16). Amerika’da Missisipi nehri ve Meksika vadisinin her yerinde tüylü ve boynuzlu bir yılana inanılır ve saygı duyulur. Bölgedeki kızılderililer bu büyük, tüylü yılana taparlar ve ona adaklarda bulunurlar (17).

Alıntı:
Altan ARMUTAK
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #6 : 27 Kasım 2008, 23:30:37 »
Timsah: En çok Eski Mısır mitolojisinde rastlanılır. Sular tanrısı Sobek timsah başlıdır ve kutsal hayvanı da timsahtır (11). Ancak Mısır’ın her yerinde timsah kutsal kabul edilmez. Bazı bölgelerde düşman sayılır. Halk evcil timsahlara bakar ve besler; kulaklarına küpeler, ayaklarına bilezikler takar ve öldüklerinde bazıları mumyalanıp özel tabutlara konularak kutsal yerlere gömülürler (12). Timsahların, ölen insanlardan günahkar olanları öbür dünyada parçalayacaklarına inanılır (15).

Kertenkele ve Bukalemun: Çoğu ilkel toplulukların mitolojisinde, ateşi yeryüzüne getirerek insanları kurtardıklarına ve dünyanın yaratılışına yardımcı olduklarına inanılır (19).

Kaplumbağa: Yunan mitolojisinde genellikle pek yer almaz. Yalnız tanrı Apollon, bir kralın çok sevdiği kızına yaklaşabilmek için bir kaplumbağaya dönüşür ve kız kaplumbağa ile oynamak üzere onu kucağına aldığında birdenbire bir yılana dönüşerek kızla çiftleşir (7). Hint mitolojisinde tanrı Vişnu, yeryüzüne ikinci kez bir kaplumbağa olarak iner. Tanrıların denizleri karıştırmak için tersine çevirdikleri bir dağın ucu, dünyanın dibini delmesin diye de sırtındaki kabuğu dağın sivri ucuna dayar (11). Hint mitolojisinde dünya bir kaplumbağanın sırtından doğan bir filin üzerinde bulunur. Çinlilerde kaplumbağa dünyayı destekler ve her bir ayağı bir elementi ya da dünyanın bir köşesini temsil eder. Taoculukta ise, evreni temsil eder ve kutsal güçlere sahip bir hayvan olarak kabul edilir. Kaplumbağa yumurtasının kabuğu kutsamada kullanılır. Polinezya yerlileri de kaplumbağayı okyanus tanrılarının gücü olarak sembolize ederler (22).

Afrika mitolojisinde tanrının ilkin kaplumbağaları yarattığı, sonra bunu insanların ve taşların izlediği bildirilir. Ancak kaplumbağa ve insan zamanla çocuk istedikleri için tanrı tarafından ölümlü olmakla, taş ise çocuk istemediği için ölümsüzlükle ödüllendirilir (19). Kızılderili mitolojisinde de kaplumbağa, tanrı Maheo’nun isteği üzerine yeryüzündeki toprağın ilk olarak oluşumunda rol oynar. Tanrı Maheo, suyun dibinden çıkarttığı çamuru, kaplumbağanın sırtına yığmış ve yeryüzündeki toprak buradan köken almıştır. Bu nedenle kızılderililer ona “Kaplumbağa Büyükanne” adını verirler (17, 19). Bazı kızılderili kabilelerindeyse, kaplumbağaların suyun dibine kadar indiklerine, ancak bu sırada gözlerine ve kulaklarına çamur dolduğuna ve bu çamurun daha sonra kurutulup bir ada yapıldığına ve dünyanın da bu adadan oluştuğuna inanılır (19).

Balıklar

Balık (Genel): Doğu ve batı mitolojilerinin çoğunda kutsal olup, Sümer tapınaklarının kutsal hayvanı balık kuyruklu bir koyundur. Burada tanrı Ea’nın rahipleri de balık biçiminde giysiler giyerler. Hint tanrısı Vişnu, yeryüzüne ilk inişinde balık biçimine bürünür. Şeytan’ın,
Brahman’ın yazdığı kutsal Vedaları denizin dibine atması nedeniyle balık biçiminde yeryüzüne
inmiş ve denizi dibinden kutsal kitabı çıkartmıştır. Bu arada insanların kötülüğü seçtiklerini
gören tanrılar, onları tufanda boğmuşlar, sadece Manu adındaki bir insancık bir tepenin üstünde
sağ olarak kalmıştır. Balık Vişnu, bu insanı sırtına alarak yüzmüş ve suların çekildiği bir kara
parçasına onu bırakarak insan soyunu yok olmaktan kurtarmıştır. Denizci toplumlarda balıkların
iyi şans ve mutluluk getirdiklerine inanılır (11, 22). Germen kavimlerinin kötü şeytanı Loki
arasıra balık kılığına girer ve balık ağını icat eder. Loki’nin oğlu vahşi kurt Fenris’in tasması da
balıkların soluğundan yapılmıştır. Balıkların soluklarını bu tasmanın yapımında
kullandıklarından bu nedenle artık solumadıklarına inanılır (11). Kızılderililerde Tanrı Maheo,
ilk önce dereleri yaratır ve sonra bu sudan canlıları yaratır. Önce derin su balıklarını, sonra
kumlarda yaşayan diğer deniz hayvanlarını ve gölün dibini yaratır; buradan da sularda yaşayan
kuşları meydana getirir (17). Bedevilerde, ay ile güneşin ortak bir düşmanı olduğuna inanılır.
Hüt adı verilen ve büyük bir balık olarak düşünülen bir dev, ara sıra onları yutmaya çalışır.
Fakat ancak bir kenardan kavrayabildiğinden, ay ve güneş Hüt’den kurtulmayı başarırlar ve hep
yaşarlar. Bedeviler mızrak ve silahlarını alıp “Ya Hüt, ayımızın rahatını bozma!” diye
bağrışırlar (14).

Deniz kızları olarak da adlandırılan sirenler; belden yukarısı kadın ve belden aşağısı
balık olan kötücül deniz perileridir. Deniz kıyılarındaki kayalıklarda yaşarlar ve hiçbir insanın
dayanamayacağı kadar güzel seslidirler. Kayalıklarda dayanılamayacak güzellikte şarkılar
söyleyerek denizcileri ve gemileri kayalıklara çekerek parçalarlar. Ünlü destanda Odysseus,
gemicilerinin kulaklarını balmumuyla tıkayıp kendini de bir direğe bağlayarak onların sesine
kapılmaktan kurtulur. Sirenleri gören hiç kimse sağ kalmadığından nasıl oldukları ve neye
benzedikleri bilinmemektedir. Homeros onların kuş kanatlı olduklarını belirtir. lkel denizcilikte
kayalıkların birer ölüm yuvası olmaları nedeniyle tasarlanmış olabilecekleri bildirilmektedir.
Yunan mitolojisinde kayalık korkusu nedeniyle kötüleştirdiği ve ölüm çağrıcıları olarak
nitelendirdiği bu deniz kızları daha sonra şiirleştirilirler (11). lk kez adları Odysseus’da geçen sirenler, kadın gövdeli, kuş kanatlı ve güzel sesli olarak tanımlanırlar. Sonradan Ortaçağın
yarattığı ve özellikle kuzey folklorunda görülen figürlerin ve başka mitolojilerin etkisi altında
sirenler kanatlı olmaktan çıkar ve yarı insan-yarı balık biçiminde mitolojik deniz kızlarına
dönüşür. Bugün için de, sirenler ya da deniz kızları denildiğinde, belden yukarısı kadın, belden
aşağısı pullarla kaplı ve yüzgeçli yaratıklar akla gelir. Bu imge Yunan mitolojisine tamamen
yabancıdır. Yunan mitolojisindeki sirenlerin balıkla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır (7, 10, 13).

Köpekbalığı: Polinezya yerlilerinin köpekbalıkları hakkında olağanüstü fikirleri vardır.
Pek çok köpekbalığını yakalayıp yerler ama, büyük mavi köpek balığı yerlilerce bir tanrı olarak
kabul edilir. Rahiplerin görev alacakları tapınaklar yapılır ve buralarda balıkçılar ve denizde
diğer bulunanlar, bu kutsal köpek balıkları için adaklar adarlar ve dualar ederler (16).
Balina ve Yunus: Memeli hayvanlar olmalarına karşın, fonksiyonel olarak yüzme
yetisine sahip olmaları ve tüm yaşamlarını denizlerde geçirmeleri nedeniyle bu çalışmada
balıklar bölümünde değerlendirilmişlerdir. Eski
skandinavya’da cadıların balinaları
sürebildiklerine inanılır. Japonya’da balina, okyanusların tanrısı için bir deniz-dağıdır. Kuzey
efsanelerinde dünyanın balinanın sırtında olduğuna ve balinanın hareket etmesinin depremlere
neden olduğuna inanılır. Apollo güçlü bir şekilde yunuslarla bağlantılıdır ve onların şekline
girebilmektedir. Bu formdayken “Apollo Delphinos (Yunus Apollo)” olarak adlandırılır (22).
Eski Yunanlılar, yunusların müziği sevdiğine ve Apollon’un müzik tanrısı olduğuna inanırlar.
Yunan mitolojisinde Odisseus, bir yunusun kalkanını deler. Ayrıca yine bu kültürün
mitolojisinde yunus balıkları, tanrı Dionysos tarafından denize atılmış korsanlardır. Bu nedenle
yunus balıkları insanlardan korkmazlar ve gemilerine yeniden binebilmek için deniz araçlarının
peşinden giderler (11). Amerikan yerlileri yunusları, dünyalar arası elçiler olarak kabul ederler.
Denizciliğin ilk dönemlerinde yunuslar özellikle fırtına ve şiddetli rüzgarlarla ilişkili olarak hava
tahminlerinde kullanılırlar (22).
Kanatlılar
Kuş (Genel): nsanlar çok yaygın bir inanışla, çeşitli kuşlara tapıp onları totem olarak
kabul etmişlerdir. Totemlerine tapınılan kuşların tüyleri de kutsal kabul edilir ve giysilere
takılır. Hititlerde tanrıların istek ve arzularının, kuşların davranışları, nasıl uçup nasıl kondukları
ve gagalarını nasıl tuttuklarına bakılarak anlaşılabileceğine inanılır. Eski Romalılarda da
kuşların yem yemelerinden çıkartılan anlama “signa ex tripudiis” ve uçuşlarından çıkartılan
anlama ise “signa ex avibus” adları verilir. Kuş falı olarak adlandırılan bu inanışlar Hititlerde ve
Eski Roma’da çok önemsenmiştir. Roma mparatorluğunda kuşların davranışlarına bakılıp,
bunlar incelenmeden hiçbir devlet işine karar verilip başlanmaz. Kuşa bakma (Oionoskopia) ya
da kuş falı, Antikçağ Yunanlılarca da paylaşılan bir inanıştır. Buna göre, Zeus’un kuşu olduğuna
inanılan kartal, Apollon’un kuşu olduğu düşünülen atmaca ve Athena’nın kuşu olan baykuşun
uçuşları dikkatle incelenir ve bunlardan anlamlar çıkartılarak kehanetlerde bulunulmaya çalışılır.
Gözlemci kişi yüzünü kuzeye döndüğünde, doğu yönünden uçan kuş (Deksios ornis) uğurlu,
batı yönünden uçan kuş (Ep’aristera petomenos) ise uğursuz sayılır. skandinav mitolojisinde de
kuş diline daha doğrusu kuşların ötüşürken konuştuklarına inanılır (11). Pasifik Okyanusu’nda
Papua ve Yeni Gine yerlilerinin yaptıkları bazı heykellerin yüzleri bir kuşu andırır. Bazılarının
başı üzerinde ise bir kuş vardır. Bu durum, ölen birinin ruhunun öte dünyaya gidişine bir kuşun
eşlik ettiği ya da ruhun kuşa göçtüğü şeklindeki bir inançla açıklanır (19). Nuh Tufanı’na benzer
bir inanışa Sümer mitolojisinde de rastlanılır ve yine burada bir kuş başrolü oynar (14).
Karga: Genel olarak Yunan mitolojisinde uğursuz olarak kabul edilir. Nedeni de; tanrı
Apollon’a kötü bir haber getirmesidir. Apollon da bu habere çok kızmış ve kargayı lanetlemiştir.
O zamana değin beyaz renk olan karga, lanetlendikten sonra sonsuza değin siyah bir kuş haline
gelmiştir. Tibet’de kargaların tanrılardan insanlara mesajlar taşıyan elçiler olduklarına inanılır.
skandinav mitolojisinde kargalara tanrısal nitelikler yüklenir. skandinav tanrı Votan yanında
daima iki karga gezdirir ve onlardan hiç ayrılmaz Ayrıca Keltlerin bazı kollarında kargaya
tapılır (11, 22). Alaska’daki Eskimoların inancına göre ise ilk canlı yaratık kargadır. Karanlıkta
duran bu karga, bir gün kendi bilincine varır ve ardından ağaçlar dikip insanı yaratır (19).
Güvercin: Günahsız insanların ruhu olduğuna inanılır (11). Beyaz renginden dolayı
aşkın ve barışın sembolüdür. Antik Mısır’da güvercinlerin dört bir yana doğru salınmasının
ülkeye ve tanrılara iyi haberler getireceğine inanılmıştır. Halk güvercinlere saygı duymuş ve
sevmiştir. Güvercin tanrıça Venüs’e adanmış olup, Venüs’ün Kythere’de bir tapınağı
bulunmasından ötürü “Kythere Kuşu” adı verilir (22).
Kartal: Mısır ve ran geleneklerinde güneş tanrısı bir kartal olarak betimlenir. Kartallar
şans sembolü olarak görülürler ve Zeus’a kurban edilirler. Kartal bazı durumlarda Zeus’un
simgesidir; onun gücünü, zekasını ve kutsallığını simgeler. Romalılar kartallara “fırtına
taşıyıcıları” adını vermiştir. Roma mparatorluğunda hükümdarlar kartalı, güç ve otoritelerinin
bir sembolü olarak görmüşlerdir. Bir imparator öldüğünde, rahip, onun ruhunun ölüm
sonrasında yeniden doğduğunu sembolize etmek için bir kartalı salıverir. Navaho kızılderilileri,
bu hayvanı en güçlü ve bilge yaratık olarak görür ve en yüksek ideallerinin bir sembolü ve
köylerinin koruyucusu olarak kabul ederlerdi. skandinav mitolojisinde tanrılar tanrısı Votan, bir
yerden çıkmak için hemen kartala dönüşür. Yine aynı mitolojiden kuzey göğünün egemeni dev
Hrasvelg bir kartal olarak tasarlanır ve fırtınalar onun uçarken kanatlarını çırpmasından
meydana gelir. Eski Türklerin dini olan Şamanizm’de de kartal kutsallaştırılır ve ayrıca Yakut
Türklerince kartala tapılır. lk şamanın bir kartal olduğuna inanılır. Aynu’larda kartal yaratıcı
tanrı olarak kabul edilmiştir. lkel toplulukların çoğunda kartal güneşin yaratıcısı ya da güneşin
kendisidir ve onların ölenlerin ruhlarını öbür dünyaya götürdüklerine inanılır. Kartalın
gelecekten haber verdiği de düşünülmüştür. Genel olarak kartal, göğün ve kozmolojik güçlerin
simgesi sayılmış, yönetici üstün güçlerle insanlar arasında arabuluculuk yaptığı varsayılmıştır.
Bu nedenlerden ötürü gelişmiş kültürlerde de genellikle kartalı öldürmek günah sayılmıştır (11,
19, 22).
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #7 : 27 Kasım 2008, 23:31:01 »
Atmaca: Güneşi simgeleyen tanrı Horus, gökyüzünde burçlar üzerinde görülür ve bir
atmaca şeklindedir. Bu kuş göklerde uçar ve tanrı Horus’u temsil eder (20).
Tavus Kuşu: Tanrıça, Hera tavus kuşunu hiç yanından ayırmaz. Gözlerini oyduğu bir
canavarın renkli gözbebeklerini bu kuşun kuyruğuna serpiştirir. Latin mitolojisinde tavus kuşu
savaş tanrısı Juno’ya adanır (22).

ahin: Mısır tapınaklarında, Ra bazen şahin başlı olarak tasvir edilmiştir. Yunan ve
Roma’da kuşun hızı, kutsama bilgisinin bir taşıyıcısı olarak Apollo ve Merkür ile ilişkilendirilmiştir. Benzer olarak Hindistan’da, şahinin cennetten kutsal ve iyileştirici özelliği
olan, ölümsüzlüğü sağlayan "s o m a" ı getirdiğine inanılmaktadır (22).
Baykuş: Bilgelik tanrıçası Atena, resimlerde ona eşlik eden bir baykuşla tasvir edilir.
Bundan dolayı baykuşun zekayla güçlü bir ilişkisi olduğuna inanılır ve tanrıların bir elçisi olarak
kabul edilir. Yunan mitolojisinde Demeter’e kurban edilir, kutsal bir varlıktır (22). Yunan-Roma
döneminde baykuş, Minerva’nın kuşu olarak tanınır (9).
Leylek: Mısırlılar, leyleklerin çoçuklara ilişkin sorumlulukların bir sembolü olduğuna ve
yaşlılıkla ilgili olduğuna inanırlar. Yine leyleği adalet getirici olarak kabul ederler. Yunan
gizemcileri onu sadakat dolu ana tanrıça olarak görürler (22).
Kuğu: Kuğu aynı zamanda müzik tanrısı olan Apolla’ya atfedilir. Kuğuların öldükleri
zaman ona özel bir şarkı söylediklerine inanılır. Antik skandinav efsanesinde, Odin’in on üç
kızının kuğu şekline girebildiği anlatılır. Kuşun beyaz rengiyle birlikte olduğunda bu, ay ve ay
büyüleriyle güçlü bir ilişki oluşturur (22).
Kaz: Evrenin oluşumunda tanrı Ra’nın ilk biçimidir. Evren ilkin Nil nehrinin
çamurlarından oluşmuş bir durumdadır. Bir süre sonra bu çamurlu su azalıp kurumaya başlar ve
sonuçta ortaya bir ada çıkar. Adanın üstündeyse bir yumurta vardır. Bir süre sonra bu yumurta
çatlar ve içinden bir kaz çıkar. Hemen uçmaya başlayan bu kaz tanrı Ra’dır. Onun uçması
karanlığı yok ederek adada canlı yaşamı başlatır. Tanrı Ra sırasıyla bitkileri, hayvanları ve
insanları yaratır. Yine Eski Mısır’da Firavun Keops’un 110 yaşındaki mitolojik büyücüsü Dedi,
birçok kehanetlerde bulunduğu gibi bir kazı önce ikiye ayırır sonra yapıştırarak
canlandırabilirmiş. Eski Romalılar da Capitolium’u kazların kurtardığına inanırlar (11). Hitit
kaya kabartmalarında kaz-ördek türünden evcil hayvanların evlerde yetiştirildikleri görülür.
Bunların etleri, Mısır ve Hititlerde özellikle din adamlarınca tüketilir (9). Aynı şekilde Eski
Türklerce de kaz ve ördek eti, daha çok at eti tüketemeyen halk tarafından besin kaynağı olarak
kullanılmıştır (1.
Tavuk: Kutsal sayılan bir kümes hayvanı olup eski Türklerde egemenlik simgesidir.
Oğuz Kaan sağ yanına kırk kulaç direk diktirip üzerine bir altın tavuk koyar; sol yanına da yine
kırk kulaç direk diktirip üzerine bir gümüş tavuk koyar (11). Eski Türklerin “12 Hayvanlı
Takvimi”nde yer almıştır (24). Britanya’da eski bir inanışa göre yeni ay zamanı yumurtadan
çıkan civcivler, diğerlerinden daha hızlı büyürler. Bunu ayın büyütme gücüyle dolu olmasına
bağlarlar. Romalı askerler civcivleri kendileriyle beraber savaşa götürmüşler ve onların
hareketlerinde bir işaret aramışlardır. Buna dayanarak tehlikeye karşı tüylerini büyü yapmakta
ya da tıbbi amaçlı olarak kullanmışlardır. Civcivlerin tıbbi değeri çok daha önemlidir ve
özellikle soğuk algınlığının tedavisinde kullanılırlar (22). Eski Türkler ve diğer Ural
kavimlerinde tanrılar için horoz kurban edilir. Bu daha çok kendilerine yeni ev yaptıranların
uydukları bir kuraldır. Buna göre, ev yapılırken evin belirli bir köşesine bir tanrı gelip yerleşir.
Aile halkının mutluluğu ve refahı, bu tanrının memnun edilmesine bağlı olduğundan, daha evin
temeli atılırken ev tanrısına düz beyaz bir horoz kurban edilir (1.
Yarasa: Memeli bir hayvan olmasına karşın, fonksiyonel olarak uçma yetisine sahip
oluşları nedeniyle, bu çalışmada kanatlı hayvanlar bölümünde değerlendirilmişlerdir. Yarasa,
Romalılarda hasta şeytanın ve ölümün bir işaretidir. Karanlıkta görmesi nedeniyle yarasa kanını
gözlere sürmenin görüşü keskinleştirdiğine inanılır. Yarasa kanı çeşitli büyülerde kullanılır.
Doğu kültürlerinde yarasalar eğlencenin ve uzun bir hayatın sembolü olarak kabul edilirler.
Babillilerde yarasa ruhun sembolüdür. Orta Amerikalı kabileler karanlıkta uçabildikleri için
yarasaları ruh rehberleri olarak görürler. Birçok Amerikan yerli kültüründe dünyanın döl yatağı
olarak kabul edilen mağaralarda yaşadıkları için, yeniden doğuşun bir simgesi olarak
algılanırlar. Bazı Afrika kültürlerinde ise yarasaların ölü ruhları taşıdıklarına inanılır. Ayrıca
Avrupa ülkelerinde, geceleri mezardan çıkarak insanların kanını emerek yaşayan yarasalara
vampir adı verilir ve bu inanç skandinav kökenlidir (11, 22).

Mitolojik Hayvanlar
Ejderha: Çeşitli hayvanların özelliklerini bünyesinde toplayan ve bundan dolayı-belki-
bütün hayvanların gücünü ve niteliklerini toplu olarak sembolize eden ve timsah ya da
kertenkeleden köken alan canlılar olduklarına inanılır. Uzakdoğuda uzun ömürleri ve büyü
güçleri nedeniyle bilgeliğin sembolüdürler. Bunların en büyüklerinden biri olan “Komodo
Kertenkelesi” ejderha efsanelerinin bazılarından köken almaktadırlar (22). Çin Mitolojisinde
çok sık rastlanan ejderha, pek çok tür hayvanın garip bir karışımı olarak bir devenin başına, bir
erkek geyiğin boynuzlarına, bir canavarın gözlerine, bir ineğin kulaklarına, bir yılanın boynuna,
bir midyenin göbeğine, bir sazan balığının pullarına, bir kartalın pençelerine ve bir kaplanın
ayaklarına sahiptir. Kafasının üzerinde “Chi’ih muh”denilen büyük bir parça vardır. Gövdesi
birleşik üç bölümden şekillenmiştir. Gövdesinde 117 adet bulunan pullardan 81 tanesi iyi (yang)
etki gösterirken, 36 tanesi ise kötü (ying) etkiyle doludur. Böylece ejderha hem biraz koruyucu
hem de biraz yok edicidir. Boyun altındaki pulları terstir ve her bir ayağında beş adet parmak
bulunur. Bir erkek ejderha dişisinden, tepesine doğru giderek incelen dalgalı bir boynuzla
ayrılır. Ayrıca dişi ejderhanın burnu da düzdür. Kanatlı ejderhalar olduğu gibi, at-ejderha, boğa-
ejderha, köpek-ejderha, kurbağa-ejderha ve balık-ejderha’da vardır. Ejderhaların en önemli
düşmanı belki kaplandır ama kaplan başlı ejderhalara da rastlanılır. Görüldüğü gibi ejderhalar
diğer hayvanlara da dönüşebilirler (16).
Ejderhalar kesinlikle suyla ilgilidir. Yağmurun ve suyun efendisi, gök gürültüsünün
tanrısı ya da yağmurun ve suyun tanrısı olarak anılırlar. Fırtınalar çıkaranlar da vardır. Bazı
mitolojilerde ışık tanrısıdır. Yeni doğmuş bir ejderha, bir solucan veya bir yılan ya da bir
kertenkeleden daha büyük değildir. Ancak çok süratli gelişirler. Ejderhaların kemikleri olduğuna
inanılan, fosillere ait kemiklerin tıbbi amaçlı olarak kullanıldıklar görülür. Ejderhaların
yakınlarında kesinlikle tedavi edici özelliğe sahip şifalı otlar vardır. Ejderhalar derilerini
dökerler ve bazen de kemiklerini fırlatıp atarlar. Beş ayrı renge sahip ejderha kemiklerinin iç
organlara yönelik olarak tedavi edici etkileri bulunmaktadır. Buna göre mavi renk kemikler
karaciğer ve safra kesesi; beyaz renk olanlar akciğer ve ince bağırsak; kırmızı renkliler kalp ve
kalın bağırsak; siyah renktekiler böbrekler ve mesane; sarı renk kemikler ise dalak ve mide
üzerine etkilidir. Ayrıca ejderhaların tükürüğünün de tedavi edici özellikte olduğu
bildirilmektedir. Tanrıların, ejderhalar üzerinde yolculuk yaptıklarına inanılır (16).
Genel olarak yılan kuyruklu, kanatlı ve arslan pençeli mitolojik hayvanlar olan ejderhalar
“uçan yılan” olarak da nitelendirilirler. Kaynağı Eski Babil ve Sümer inançlarıdır. Aslında her
ulusun mitolojisinde ejderhalar vardır ve onlarla hep savaşılır (11). Germen kavimlerinin
Nibelungen efsanelerinde ve ayrıca Yunan mitolojisi içerisinde korkunç ejderha motifleri vardır
ve bunlar çeşitli kahramanlar tarafından öldürülürler (11). Yunanca ejderha “gözcü” demektir.
Zaten ejderha, pek çok öyküde kutsal suların gözcüsü ve bekçisidir. Sümer, Babil, Akad ve
Hititlerde erkek kahramanlar veya tanrılar ejderhaları öldürürler (6).
Mitolojide ejderha motifi Türk sanatında da Hint ve Çin sanatı kadar yaygındır (4). Türk
mitolojisinde büyük yılan biçimli olarak betimlenen ejderhaların, üçten yediye kadar değişen
sayıda başları bulunmaktadır. Yedi başlı ejderha anlamına gelen “büke” sözcüğü Yakut Türkleri
tarafından büyüklere unvan olarak verilir. Ejderhaların kuyuların diplerinde sarayları vardır.
nsan eti yiyen ejderhalar, genç kızları buralara kaçırırlar. Ejderha Türk mitolojisinde zaman
zaman dünyayı taşıyan bir hayvan olarak da kabul edilir (25). Dört yön ile ilişkisi vardır ve gök
ile yer-su kültlerinin varlığı nedeniyle astrolojiyle ilişkili olarak farklı sembolik anlamlar
yüklenmiştir. Türklerde bir ejderha kültünden söz edilebilir. Ejderhaların, karanlık yer ejderi,
gök ejderi, sarı ejder, ağaç ejderi ve kırmızı ejder gibi tipleri bulunmaktadır. Kökenini timsahtan
aldığı ileri sürülür (4). Ejderha, Eski Türklerin “12 Hayvanlı Takvimi”nde de yer almıştır (24).
Ejderha Çin’de olduğu gibi, Türklerde de bir hukuki sembol olarak kullanılmış olmalıdır (4).
Yunan mitolojisinde ejderha ile ilgili, diğer toplumların inançlarıyla paralellik gösteren
öyküler anlatılır. Ekhidna adı verilen ejderhanın yeraltında ve yeryüzünde ne kadar korkunç
köpek ve canavar varsa, hepsini yarattığına inanılır. Lerna Ejderi adlı dokuz kafalı bir yılan-
ejder vardır. Herakles’in onun zehir saçan kafalarını kopardığına ve ölümsüz olan bir kafasını da
bir kayanın altına gömdüğüne inanılır (6, 11).
Zümrüdüanka: Anka, Hüma, Semender, Devlet Kuşu, Phoenix, Simurg, Sirenk gibi
adlarla da anılır. Dünyanın farklı yörelerinde çeşitli dinsel ve büyüsel etkileri olduğuna inanılan
mitolojik bir kuş olup, bir sığırı ya da bir fili taşıyabilecek kadar büyüktür. Kaynağı Eski Mısır
inançlarında bulunmakla beraber Çin’den ran mitolojisine kadar hemen her yerde yaygındır
(11). Güvercine benzetilerek tasarlanan bu kuş, zümrüt yeşili kanatlara sahip olup, ayrıca altın
renkli uzun tüyleri bulunan güzel sesli bir erkek kuş olarak imgelenir. Kaf dağının ardında
yaşayan ve sadece kemikle beslenen bu kuşu kim öldürürse 40 gün içinde ölür ve üzerinden
geçtiği kimselere de mutluluk getirir. Her zaman için dünyada tek olarak bulunan Anka kuşu
1700 yıl yaşar ve kendini ateşten yeniler. Öleceği zaman yuvasını ateşe verip kendisini yakar ve
o yanarken de yeni ve genç bir Anka kuşu meydana gelir. Genç kuş babasının küllerini
Heliopolis’deki güneş tapınağına götürüp bırakır. Kimin başına konarsa (devlet kuşu), ona
büyük zenginlik ve mevki getirir. Yüzü insana benzer; gövdesi ise her hayvandan bir parça
alınarak yapılmış olup boynu çok uzun ve ak bir halka ile sarılıdır. Çinliler onu raks ve müziğin
mucidi sayarlar. Çeşitli masallarda, onun geniş kanatları üstünde ülkeden ülkeye uçulduğu
tasarlanan bu kuşun çoğunlukla insanlara görünmediğine de inanılır (4, 11).
Değişik kültürlerden Araplarda Roc, Hintlilerde Garuda, Yunanlılarda Salamandra ve
ranlılarda ise Simurg ya da Semender olarak adlandırılır. Simurg (Otuz Kuş) efsanesi çok
ünlüdür. Bu efsanede kuşlar kendilerine bir kral seçmek isterler. Krallığa Kaf dağında oturan
Simurg’u uygun bulurlar. Hep birden gidip, ona bağlılıklarını bildirmek isterler. Yola çıkan
kuşlardan bazıları, Kaf dağı çok uzak olduğu için yorgunluktan yolda ölürler. Amaçlarına
ulaşmak için karşılarına çıkan engelleri aşmaya çalışırlarken, çok sayıda kuş daha ölür ve
sonuçta milyarlarca kuştan geriye yalnızca otuz kuş kalır. Onlarda bitkinlikten can
çekişmektedirler. Güçlükle Kaf dağına varırlar. Burada tahta oturtulan kuşlar, okumaları
söylenen önlerindeki kağıdı okuduklarında, o zamana kadar bütün yaptıkları şeylerin o kağıtta
yazılı olduğunu görürler. Bu arada Simurg belirir. Otuz kuş bir bakarlar ki karşılarındaki Simurg
kuşu, aslında kendilerinden başka bir şey değildir (4, 11).
Hintlilerce Garuda olarak adlandırılan aynı kuşun bir kartala benzediği ve kartalın gaga,
pençe ve başına sahip olduğu ancak gövde, kol ve bacaklarının ise insan görünümünde olduğu
bildirilmektedir. Garuda doğduğu zaman o kadar parlaktır ki, onu bir tanrı sanarak ibadet
edenler olur. Garuda tanrı Vişnu’nun binek hayvanıdır. lahi güçlere sahip olan Garuda’nın
ulaşılamaz güçlüğü ile kuvvetin iyiliğini fakat, bazı yaratıkları kaçırıp yemesiyle de kötülüğü
temsil ettiği düşünülebilir. Hint mitolojisi, Garuda ile ilgili söylenceler yönünden çok zengindir
(4). Bazı doğu toplumlarında ise Phoenix olarak adlandırılan bu efsanevi kuşun güneşin kuşu
olduğu ve büyük bir ateşin küllerinden doğduğuna inanılır ve ona Heliopolis’te tapılır. Öldükten
sonra dirilmenin bir simgesi olarak kabul edilen Phoenix, Ra (güneş tanrısı) ile yakından
ilişkilidir. Eski Mısırlılarca Benu Kuş olarak adlandırılır ve tanrı Ra’nın formlarından biridir.
Kaos ve karanlıktan çıkan hayatın ve ışığın sembolüdür. Asya’da Phoenix’in çok eski bir kuş
olduğuna, çok uzun yaşadığına ve evrenin yaratılışına tanıklık ettiğine inanılır (4, 11, 22).
Ayrıca “Stymphalos” adlı Arkadia kentinde gagaları ve pençeleri tunçtan, tüylerini ok gibi
fırlatan “Stymphalos Kuşları” adlı mitolojik kuşların yaşadığı bir kent vardır ki bu kuşları daha
sonra Herakles öldürmüştür (11).
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #8 : 27 Kasım 2008, 23:31:38 »
Tartışma ve Sonuç
Dini düşüncenin en önemli evrelerinden biri olarak kabul edilen zoomorfizm
(animalizm) döneminde insanoğlu, hayvan biçimli tanrılara tapınmış ya da tanrılarını hayvan
biçimli olarak düşlemiştir. Bu evrede birçok memeli hayvanın yanısıra; sürüngen, balık, kanatlı
ve mitolojik hayvanları da kendi düşsel dünyasının zengin motifleri arasına yerleştirmiş ve bu
hayvanlara önemli mitolojik roller vermiştir. nsanoğlu bu evrede sadece yırtıcı ve güçlü
hayvanları değil, sevimli ve zayıf hayvanları da tanrı olarak kabullenmiş ve totemlerini yaparak
bu canlılara tapmıştır. Ancak uygarlık geliştikçe, doğayı ve bunun belki de en önemli unsuru
olan hayvanları kontrol altına alarak onları daha yakından tanıyan ve evcilleştiren insanoğlu, bir
süre sonra tanrılarını yarı insan - yarı hayvan olarak düşlemiş, daha sonra ise tümüyle insan
biçimli tanrılar tasarlamış ve antropomorfizm evresine geçmiştir (1, 2, 11, 19, 23).
Bu çalışmaya konu olan sürüngenlerin, kanatlıların, balıkların ve mitolojik hayvanların,
memeli hayvanlara oranla mitolojik olaylarda daha az yer aldıkları ve mitolojik açıdan daha az
öneme sahip oldukları görülmektedir. Sürüngenler içinde en önemli mitolojik motifi yılanlar
oluşturmaktadır (3, 5, 6, 8, 11, 12, 16, 17, 20, 21). Yeraltına girip çıkması, deri (gömlek)
değiştirmesi, zehrinin gücü ve ürkütücü görünümüyle gizemli bir hayvan olarak algılanması,
yılanı diğer canlılardan daha farklı bir noktaya taşımış ve özellikle deri değiştirmesi nedeniyle
sürekli olarak yaşlılıktan gençliğe geçişi yani ölümsüzlüğü, dolayısıyla yaşamı simgelemesi
nedeniyle onu hekimliklerin sembolü haline getirmiştir (3, 5, . Yılan dışında kalan diğer
sürüngenlerin genellikle dünyanın oluşumunda önemli roller üstlendikleri görülmektedir (7, 11,
12, 15, 17, 19, 22). Sürüngen, balık, kanatlı gibi hayvanların, günlük yaşam içerisindeki pratik
ilişkilerden ve olaylardan çok, daha soyut olaylarda rol almalarının, toplum yaşamında memeli
hayvanlara oranla daha az sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel öneme sahip oluşlarıyla
açıklanabileceği düşünülmektedir. Ayrıca memeli hayvanların, sürüngen, balık ve kanatlı
hayvanlara göre çok daha zeki ve gelişmiş olmaları, birçok memeli türün evcilleştirilerek insanla
ortak bir yaşama geçmeleri ve bu şekilde insanı iyi tanımaları ve insan tarafından iyi tanınmaları
mitolojik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan memeli olmayan diğer canlılara
üstünlüklerine neden olabilir.
Bu çalışmada, balıkların ve sürüngenlerin, kanatlı hayvanlara oranla daha az sayıda
mitolojik olayda rol aldıkları izlenmektedir (7, 11, 16, 17, 19, 22). Bunda, balıkların ve
sürüngenlerin belirli coğrafyalarda yoğunlaşırken, belirli coğrafyalarda hiç bulunmayışları ile
bazı sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel faktörlerin etkili olabileceği düşünülmektedir. Kanatlı
hayvanlar ise, özellikle uçma yeteneklerine, fiziki görünümlerinin güzelliğine ve melodik sesler
üretmelerine bağlı olarak insanların dikkatini çekmiş ve beğenisini kazanmışlardır. Bunlara ek
olarak bu hayvanların insanlarla kurdukları yakın ilişki, onların insanın gözündeki değerini
arttırarak mitolojik süreçte önemli roller üstlendirilmelerine neden olmuştur. Tanrılar, kanatlı
hayvanların uçma yeteneklerinden faydalanmak üzere kuş şekline dönüşmüşler ve bu şekilde
mitoloji için çok renkli motifler oluşturmuşlardır.
Çalışmamızda mitolojik hayvanlar başlığı altında değinilen varlıkların daha çok memeli-
sürüngen-balık-kanatlı hayvanların en güzel, en güçlü ya da en korkutucu özelliklerinin bir

12
sentezi ve tümüyle insan düşgücünün eseri oldukları görülmektedir (4, 6, 11, 16, 24, 25). Bu
mitolojik hayvanların, kültürel üretime yönelik alanlarda düşgücünü harekete geçirerek masal,
destan gibi sanat eserlerinin yaratılarak insanın tinsel gelişiminin sağlanması yolunda önemli bir
hammadde oluşturduğu ileri sürülebilir.
Memeli hayvanların yanısıra, dünyamızı paylaştığımız sürüngenler, balıklar ve kanatlı
hayvanların da mitolojik yönden zengin birer motif oldukları belirgindir. Bu mitolojik renklerin
sadece sanat ve estetik değerler yönünden değil, dünyamızdaki ekolojik dengeler, soyu tükenen
türler ve hayvan hakları yönünden de değerlendirilmesinin bu hareketlere olumlu katkıları
olacağı düşünülmektedir. Ayrıca, tek tanrıcı dinler aşamasına değin hayvanların bir bütün olarak
mitolojik yolculuklarını veren böylesi bir çalışmanın, ileriki dönemlerde yapılacak ve tek tanrıcı
ilahi dinleri de kapsayacak şekilde genişletilmesinin veteriner hekimliği tarihi ve kültür tarihi
açısından son derece olumlu sonuçlar vereceği düşünülmektedir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dinler tarihinde animizm ve totemizm
« Yanıtla #9 : 27 Kasım 2008, 23:31:55 »
Kaynaklar
1. Anonim: Dinler Tarihi ve Ansiklopedisi. Gelişim yayınları. Gelişim Basım ve Yayım A.
Ş. stanbul, 1977; 481-722.
2. Armutak, A.: Doğu ve Batı mitolojilerinde hayvan motifi. I. Memeli hayvanlar. stanbul
Üniv. Vet. Fak. Derg., 2002; 28 (2), 411-427.
3. Başar, Z.: Halk Hekimliğinde ve Tıp Tarihinde Yılan. Atatürk Üniversitesi Diş
Hekimliği Fakültesi Yayınları No: 3, Kalite Matbaası, Ankara; 1978; 1-105.
4. Çoruhlu, Y.: Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi. Seyran Kitapçılık. stanbul, 1995; 1-
286.
5. Demirhan-Erdemir, A.: Tıp Tarihi ve Deontoloji. Güneş&Nobel Yayınları. Bursa,
1996; 187-194.
6. Ergener, R.: Anatanrıçalar Diyarı Anadolu. Yalçın Yayınları, stanbul, 1988; 49-60.
7. Erhat, A.: Mitoloji Sözlüğü. Remzi Kitabevi, stanbul, 1984; 1-325.
8. Erk, N.: Veteriner Tarihi. Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi yayınları No: 195.
Ankara, 1978; 1-26.
9. Eyüboğlu, . Z.: Anadolu Uygarlığı. Der Yayınları. stanbul, 1981; 118-124.
10. Hamilton, E.: Mitologya. (Çev. Ülkü Tamer). Varlık Yayınları, stanbul, 1988; 11-243.
11. Hançerlioğlu, O.: nanç Sözlüğü. Remzi Kitabevi. stanbul, 1975; 1-861.
12. Herodot: Herodot Tarihi. (Çev. Müntekim Ökmen). Remzi Kitabevi. stanbul, 1983;
105-115.
13. Homeros: Odysseia. (Çev. Azra Erhat-A. Kadir). Cem Yayınları. stanbul, 1984; 1-430.
14. Hooke, S. H.: Ortadoğu Mitolojisi (Çev. Alaeddin Şenel). mge Kitabevi. Ankara, 1991;
1-224.
15. nan, A.: Eski Mısır Tarihi ve Medeniyeti. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara, 1987;
219-231.
16. Mackenzie, D. A.: Çin-Japon Mitolojisi. (Çev. Koray Akten). mge Kitabevi. Ankara,
1996; 49-80.
17. Marriot, A., Rachlin, C. K.: Kızılderili Mitolojisi (Çev. Ünsal Özünlü). mge Kitabevi.
Ankara, 1994; 1-294.
18. Orkun, H. N: Eski Türklerde Evcil Hayvanların Tarihçesi.Yeni Matbaa. Ankara, 1954;
1-43.
19. Örnek, S. V.: 100 Soruda lkellerde Din, Büyü, Sanat, Efsane. Gerçek Yayınevi.
stanbul, 1988; 1-231.
20. Özer, Y. Z.: Mısır Tarihi. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Ankara, 1987; 55-57.
13
21. Peterich, E.: Küçük Yunan Mitologyası. (Çev. Yakup Baydar).Maarif Basımevi,
Ankara, 1959; XIII+1-166.
22. Telesco, P.: Folkways. Lleweyn Publications. St. Paul, Minnesota, 1995; 21-44.
23. Topuz, H.: Kara Afrika. Milliyet Yayınları. stanbul, 1971; 203-259.
24. Turan, O.: Oniki Hayvanlı Türk Takvimi. DTCF Yayınları, Tarih Serisi, No: 3, Ankara,
1941; 1-139.
25. Uraz, M.: Türk Mitolojisi. Mitologya Yayınları. stanbul, 1992; 1-340.
midena pro tou telous makarize