Gönderen Konu: Truva Mitolojisi-Efsanesi  (Okunma sayısı 6728 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Truva Mitolojisi-Efsanesi
« : 29 Kasım 2008, 13:59:34 »
Truva
 
Truva Savaşı ile ilgili efsaneler,Yunan Mitolojisi’nin en ilginç bölümlerinden birini meydana getirir.Anadolu’nun Çanakkale boğazı yakınlarındaki Truva kenti gerçekten de saldırıya uğramış ve efsanelerdeki gibi yenik düşmüştür.Ancak bu uzun ve kanlı savaş birçok efsanenin de doğmasına yol açmış,gerçek olayların abartılması,ortaya yepyeni efsane konuları çıkartmıştır.

Bizler de size Truva Savaşı’nı hikaye tadında aktaralım istedik.Hikaye biraz uzun ama çok sürükleyici ve oldukça keyifli.Başlıkları takip ederek istediğiniz zaman nerde kaldığınızı unutmadan takip edebilirsiniz.Sıkılmayacağınızdan eminiz....

 Peleus la Tetis in Düğünü
 
  Truva efsanelerinin başlangıç noktasını,bu düğün meydana getirir. Nenf Tetis dillere destan bir genç kızmış.Tanrılar tanrısı Zeus ile denizler tanrısı Poseidon bile Tetis ile evlenmek istemişler. Ancak Tetis in bir özelliği varmış.Doğuracağı çocuk babasından daha güçlü ve akıllı olacakmış. Zeus ile Poseidon genç kızın bu özelliğini bildiklerinden onunla evlenmemişler.Tanrılar Tetis’i elde edemeyince onu ölümlü bir erkeğe vererek kurtulmak istemişler. Güzel nenfe koca olarak Tesalyalı Peleus’u seçmişler. Peleus o zamana kadar talihi yaver gitmeyen bir kralmış. Bereket Yunan tanrılarının bir çoğunu yetiştirmiş olan bilge Kentaur Khiron kendini sever ve korurmuş. Tetis ise tanrılardan Zeus yada Poseidon ile evlenmeyi hayal ediyormuş.Kendisine ölümlü biriyle evleneceği söylenince hırsından küplere binmiş.Kaçıp kurtulmaya karar vermiş.İlkin kızgın bir alev halini almış.Sonra berrak bir akarsu olmuş.Daha sonra sırasıyla ağaç,kaplan ve yılan kılığına girmiş.

En sonunda da dev bir polip kesilmiş.Bütün bunlara rağmen,Khiron’un yardımıyla Peleus genç kızın yanına ulaşmış.Tetis bakmışki Zeus ile evlenmesi olanaksız,Peleus ile evlenmeyi kabul etmiş. Genç kızın bu uysallığını ödüllendirmek isteyen bütün tanrılar düğünde bulunmuş.Pelius dağında yapılan düğün,o zaman kadar görülenlerin en güzeli olmuş.Bütün tanrılar en güzel hediyelerle düğüne gelmiş.Musa’lar dans edip türküler söylemiş.Sabaha kadar yiyilip,içilmiş.
 
Altın Elma  
 
 Peleus ile Tetis in düğünü eşsiz olmuş ama yine de can sıkıcı bir olayla karşılaşılmış.Olimpos tanrıları kavga tanrıçası Heris’i düğüne çağırmamışlar ki yeni evlilere zararı dokunmasın.Ne var ki Heris bunu anlamış ve koşa koşa Pelius dağına gidip şölene yetişmiş.Tanrılarla insanların birarada oturup,damatla gelinin şerefine kadeh kaldırmaları kendisini çileden çıkartmış.Öç almak için bir plan kurmuş.

Tabaklardan birinden gizlice bir altın elma almış.Bir kağıt parçasının üzerine “bu elmayı tanrıçaların en güzeline verin”cümlesini yazmış.Kağıdı elmaya tutturmuş.Elmanın bitip tükenmez tartışmalara, anlaşmazlıklara yol açacağından emin oradan uzaklaşmış.
 

Güzellik Yarışması
 
Gerçekten de çok geçmeden tanrılar elmayı bulmuşlar.Kağıdı okuyunca ne yapacaklarını şaşırmışlar.  Tanrıçalardan birisinin diğerinden daha güzel olduğunu ileri sürebilmek yürekliliğini kimse gösterememiş. Yine Zeus imdada yetişmiş. Olimpos tanrılarının birbirine girmemesi için,güzellik yarışmasının sadece üç tanrıça arasında arasında yapılmasını emretmiş.
Karısı Hera,kızı Athena ve aşk tanrıçası Afrodit’ten başkasının yarışmasına engel olmuş.Altın elmanın verileceği en güzel tanrıçayı seçecek yargıç da yine Zeus’un isteğiyle bir ölümlü olmuş.Yargıcın Olimpos dağının en uzağında oturan bir ölümlü olması kararlaştırılmış.Böylece yarışmayı kaybedecek güzellerin kızgınlığından,yargıç korunmak istenmiş.
O sıralarda İda dağında yaşayan akıllı mı akıllı,zevkli mi zevkli delikanlı bir çoban varmış.Zeus yargıç olarak bu delikanlıyı seçmiş.
 

Paris
 
Şimdi birazda bu çobandan bahsedelim.Çobanın adı Paris’ti.Truva kralı’nın oğluydu. Babası kral olduğu halde  sarayda yaşamıyordu. Günlerini dağdaki çobanlarla birlikte geçiriyordu. Paris’in babası halkının iyiliğini isteyen,ülkesinin barış içinde yaşaması için elinden geleni yapan bir kraldı. Kral’ın karısı bir gece korkunç bir düş görmüş. Göğsünden çıkan alevler bütün Truva’yı sarıp,kül ediyormuş. Bu düşü yorumlayan falcılar ve bilgeler, kraliçenin doğacak ilk erkek çocuğunun, otuzaltı yaşına varmadan önce Truva’nın felaketine neden olacağını söylemişler. Bunun üzerine kral ve kraliçe doğacak ilk çocularını kurban etmeye karar vermişler. Gerçekten de çok geçmeden bir erkek çocukları dünyaya gelmiş.Kral bebeği bir çobana vermiş. Götürüp İda dağının tepesine bırakmasını söylemiş. Orada bırakılan bebeğin açlık ve soğuktan öleceğini hesaplamış. Çoban kralın dediğini yağmış ama o günden sonra vicdanı bir türlü rahat edememiş. Sonunda dayanamayıp İda dağına çıkmış ve bebeği karşısında sağ bulunca hayretten dona kalmış. Bir ayı bebeği beslediği için yavruya hiçbirşey olmamış. Bunun üzerine çoban bebeği evine götürmüş ve adını da Paris koymuş.

Paris in Kararı
 
Paris yıllar geçtikçe büyümüş ve yakışıklı bir delikanlı olmuş.Son derece de akıllıymış.
Paris bir gün koyunları otlatırken, karşısına birbirinden güzel üç genç kadın çıkar. Çok güzel elbiseler giymiş bu kadınlar, Paris’e cevabı zor bir soru sorarlar. “İçimizden hangisi en güzel söyle bakalım?” derler Paris’e. Tahmin ettiğiniz gibi bu üç kadın Athena, Hera ve Afrodit’tir.

Paris bir an şaşırır. Bu sırada Hera altın elmayı delikanlıya uzatır. “İçimizden hangisi en güzelse almayı ona vereceksin” der. Bu sırada da Paris’in kulağına “Beni seçecek olursan , seni Asya’nın en büyük kralı yaparım diye fısıldar. Athena’da geri kalmamak için kendisini seçerse,delikanlıyı bilge yapacağını söyler. O zamana kadar susan Afrodit ise kendisinin seçilmesi halinde, Paris’in dünyanın en güzel kadınıyla evleneceğini söyler. Büsbütün şaşıran Paris, yapılan bütün teklifleri düşünür. Sonunda gençlik damarı üstün gelir. Dünyanın en güzel kadınıyla evlenme fikrini benimser. Afrodit’in dünyanın en güzel kadını olduğunu söyleyerek elmayı ona verir. Bu karar diğer iki tanrıçayı kızdırır ve öç almaya yemin ederek oradan uzaklaşırlar.

Paris in Ailesine Dönüşü

 
O sıralarda İda dağı yakınlarındaki Truva kentinde spor yarışmaları düzenlenmişti.Yarışmalar genç yaşta ölen bir prensin anısına yapılacaktı. Paris de dağdan inip yarışmaları izlemeye gitti. Seyirciler sırım gibi bir delikanlıyı aralarında görünce, onu da yarışmaya katılmak için zorladılar.Paris’de istemeye istemeye yarışmalara girdi ve diğer kardeşleriyle yarıştı. Bütün yarışmaları birincilikle bitirdi. Hiç tanımadıkları bir yabancıya yenilen kardeşler çok kızdılar.Paris’i öldürmeye karar verdier. Bunun üzerine Paris,kimliğini açıkladı. Kral, İda dağına yolladığı oğlunu unutmamıştı. Paris’in kim olduğunu öğrenince çok sevindi.
Paris o sıralarda otuz yaşındaydı. Falcıların söyledikleri gibi hiç de Truva’ya felaket getireceğe benzemiyordu. Herkes falcıların yanılmış olduğunu düşündü. Paris babası ve kardeşiyle birlikte saraya döndü. Ve rahat bir yaşama kavuştu.

 
Kader Ağlarını Örüyor...

 
Ne var ki Fato’nun isteklerine karşı gelmeye kimsenin gücü yetmezdi. O sıralarda kralın akrabalarından bir prenses ölmüş ve krala da miras bırakmıştı. Fakat prensesin Yunanlı kocası bu mirası vermeye razı olmuyordu. Bunun üzerine kral,oğlu Paris’i bu işle görevlendirdi. Meneleos konuğunu çok iyi karşıladı. Büyük konukseverlik gösterdi. Paris bu sırada Yunanlı kadınların en güzeliyle tanıştı. Helena’yı görür görmez aşık oldu. Afrodit’in vaadi burada delikanlının imdadına yetişti. Helena’da Paris’i sevmeye başladı. Meneleos’un olmadığı bir gün, Paris gördüğü konukseverliğe ihanet ederek, genç kraliçeyle Truva’ya doğru yola çıktı. Paris Truva’da, Helena ile evlendi. Bunu duyan Meneleos, Yunan prenslerinin verdikleri söze uyarak kendisiyle Truva’ya gelmelerini istedi. Meneleos’un kardeşi Yunan krallarının en güçlüsü Agamemnon idi. Truva’ya karşı yapılacak savaşın gücünü arttıracağını anlamıştı. Yunan prenslerini de ikna ederek hep birlikte Truva’ya karşı hücuma geçmeye karar verdiler.


 Savaş Hazırlığı
 
 Yunanistan’daki birçok orduyu ve prensi savaşa hazırlamak hiç kolay olmadı. Verdikleri sözlere rağmen, birçokprens bahaneler bulup savaşa katılmamayı denediler. Örneğin  içlerinden bir kral, davete gelen elçilere, deli taklidi yaptı.

Diğer yandan yaşlı kahin Kalkante, Akhaiaların Truva savaşını kazanmalarının bazı şartlara bağlı olduğunu söylemişti.
Bunun için Herakles’in yayı ile oklarını da birlikte götürmek gerekliydi. Bunun gibi, Peleus ile Tetis’in oğlu genç kahraman Achilleus’un da ordu ile birlikte Truva’ya gitmesi şarttı.
Herakles’in silahlarını Filoktetes adlı bir kahraman saklıyordu. Bu kahraman Herakles’in kendini yaktığı odun yığınını ateşlemişti. Herakles ölmeden önceyayını ve oklarını yanacağı ateşi tutuşturacak olan Filoktetes’e bırakmıştı.
Filoktetes, Truva savaşına katılma teklifini hemen kabul etti.Herakles’in silahlarını yanına alarak savaşçılara katıldı. Akhilleus’un orduya katılması ise zorluklar doğurdu. Annesi Tetis oğlunun tehlikeli serüvenlere katılmasını hiç istemiyordu.
 

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Truva Mitolojisi-Efsanesi
« Yanıtla #1 : 29 Kasım 2008, 14:00:01 »
Tetis in Kurnazlığı
 
 Gerçekten de ölümlü bir erkekle evlenmek zorunda kalan Tetis, hiç olmazsa oğlunun ölümsüzleşmesini istiyordu. Akhilleus doğar doğmaz,onu ölümsüz kılmak için elinden geleni yapmıştı.İlk olarak bebeği cehennem ülkelerinde akmakta olan Stiks ırmağında yıkamıştı. Böylece Akhilleus bir çeşit ayrıcalık kazanmıştı. Gerçekten de onu ok, kılıç gibi silahlarla yaralamak artık olanaksızdı. Akhilleus ancak topuklarından yaralanabilirdi. Çünkü annesi oğlunu ırmağa sokarken topuklarından tutmuş, topuklar suya girmemişti. Daha sonra Tetis Akhilleus’u ölümsüz kılmak için başka denemelere girişmişti. Çocuğu ateşe tutarak içinde bulunan bütün ölümlü şeyleri yakmıştı. Ne var ki Tetis’in çabaları günün birinde,bir başkası tarafından baltalanmıştı. Eşi bir gece oğlunun alevlere tutulduğunu görünce çığlık atmış ve büyü bozulmuştu.Buna çok üzülen Tetis evini terkedip yeniden denizlere dönmüştü. Bununla birlikte oğlunu bütün bütüne terketmemişti. Peleus çocuğun eğitimini kentaur Khiron’a bırakmıştı. Tetis oğlu Akhilleus’un Truva savaşında öleceğini öğrenmişti. Oğlunu bu büyük tehlikeden korumak için, Khiron’un yanından kaçırıp,kız giysileri giydirdi. Ve bir adaya sakladı. Ancak Odisseus bu kurnazlığı sezmişti. Akhilleus’u saklandığı yerden bulup çıkartmak görevini üstlendi. Satıcı kılığına girerek adaya gitti. Sarayın kapısına varıp, prenseslere mücevher getirdiğini söyledi. Prenseslerin odasına girince, çantasını açıp mücevherleri masanın üzerine dizdi. Genç kızlar hayranlıkla mücevherleri izlerken, bir iskemlenin üzerine kalkan ve mızrak koydu. Birden savaş boruları çalmaya başladı. Savaş naraları duyuldu. Kızlar korku ile oraya buraya kaçıştılar. Karşısında gördüğü silahların çekiciliğine dayanamayan Achilleus, üzerindeki kız giysilerini atarak fırladı. Kalkanı ve mızrağı eline aldı. Böylece kimliği ortaya çıkmış oldu.
 


İfigenia nın Kurban Edilişi
 
Truva’ya gitmek için yola çıkan savaşçıları çeşitli zorluklar beklemektedir. İlkin denizde büyük bir fırtına kopar.  Gemiler birbirini kaybeder. Neden sonra fırtına diner. Donanmanın yeniden bir araya gelmesi için günler geçer. Bu sefer de başka bir engelle karşılaşılır. Rüzgar esmediği için yelkenler şişmez. Gemiler limandan dışarı çıkamaz. Rüzgarların esmemesi sebepsiz değildir. Orduların başında bulunan Agamemnon, Artemis’in çok sevdiği bir geyiği öldürür. Geyiğin ölmesine çok üzülen Artemis, rüzgarların esmesini durdurarak öç alır. Yelkenlerin yeniden şişmesi için kahin Kalkante’ye başvurulur. Kalkante bir çözüm yolu önerir ama korkunç bir çözüm yoludur bu. Çünkü kahin, Agamemnon’un kızı İfigenia’nın tanrıça Artemis’ kurban edilmesini istemektedir. Agamemnon başladığı seferi zaferlebitirebilmek için, kızını tanrıçaya kurban etmeye razı olur.Odisseus’u çağırıp, kızını getirmekle görevlendirir. Odisseus geri dönüp kraliçeye kızının Akhilleus ile evlenmesinin kararlaştırıldığını söyler. Kraliçe bu habere sevinir. Kızını Odesseus ile limana yollar. Genç kız ancak burada kendisiini bekleyen korkunç sonu öğrenir. İfigenia babasının isteğine boyun eğer. Genç kız tanrıça Artemis’e kurban edileceği sunağa  götürülür. Rahip bıçağını kaldırıp kızı kurban edecekken, Artemis dayanamaz. İfigenia’ya acır. Bir buluta sardığı gibi genç kızı uzaklardaki bir ülkeye götürür. Sunağa bir dişi geyik yollar. Rahip dişi geyiği kurban edince birden rüzgarlar esmeye başlar. Donanma artık Truva seferine başlayabilecek durumdadır. İfigenia ise götürüldüğü ülkede bir tapınağın rahibesi olur.


Savaşın İlk 9 Yılı
 
 Truva’ya doğru yol alan  gemiler, birara Ege denizindeki bir adaya uğrayıp dinlenirler. Fakat aksilikler birbirini izlediğinden, burada da yeni bir kaza ile karşılaşırlar. Bir koruda dinlenmekte olan Filokletes’i yılan sokar. Ayağı birden şişer. Yılanın soktuğu yer çok geçmeden kokmaya başlar. Bir süre sonra koku öylesine çoğalır ki, kimse Filoktetes’in yanına yaklaşamaz. Bunun üzerine Odisseus’a yeni bir görev verilir. Filoktetes’i alıp bir adaya götürür. Herakles’in yayı ile oklarını da bırakir ki,avlanıp karnını doyurabilsin. Fakat yayı ve okları bırakmakla büyük hata yapar. Akhaila’rın ok ve yay olmaksızın savaşı kazanmaları olanaksızdır. Odisseus geri döndükten sonra donanma tekrar Truva’ya doğru yola koyulur. Truva’ya yaklaşınca düşman kentine elçiler yollanır. Elçiler Helena’nın geri verilmesini isterler.Bu teklife Paris çok kızar. Artık savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Ancak Akhia gemilerinden hiç kimse karaya çıkmamaktadır. Bunun nedeni bir kahinin Truva toprağına ayak basacak ilk askerin, hemen öleceğini söylemiş olmasıdır. Sonunda Teselyalı bir prens kendini feda etmeye karar verir. İlk olarak Truva topraklarına ayak basar. Gemiden inmesiyle birlikte de bir düşman oku, genç adamı cansız yere yıkar. Prensin ölüm haberine eşi çok üzülür. Gece gündüz gözyaşı döker. Genç kadının bu hali tanrıların merhametini uyandırır. Hermes’i yanına gönderirler. Hermes kadını yeraltı ülkelerine götürüp, kısa bir süre içinde olsa kocasını görmesini sağlar. Genç kadın kocasını görünce sevinçten çılgına döner. Fakat ayrılma saati gelince yine büyük bir umutsuzluğa kapılır. Kocası kendisinden uzaklaşınca,yine ona kavuşabilmek için, canına kıyar. Böylece sevgililer yeraltında birleşir.
 

Savaştan çekilme

 
Savaşın dokuzuncu yılında Akhaia’lar açısından çok önemli bir olay meydana geldi.Akhilleus savaş alanından çekildi. Akhilleus’tan yoksun kalan Akhaialar, Truvalılar tarafından sürekli bozguna uğratılmaya başladılar. Akhilleus’un savaşı bırakması şöyle oldu. Truva savaşında Yunan tanrıları da taraflardan birini tutuyordu. Afrodit ile Apollon Truvalıları destekliyordu. Hera ile Athena ise Akhaia’lıların yanındaydı. Akhaia’laların ordugahına bir gün Apollon rahibi Krises geldi. Başkomutan Agamemnon ile konuşmak istediğini söyledi. Rahibi Agaemnon’un çadırına götürdüler. Rahip Agamemnon’un ayaklarına kapanarak, başkomutanın kendisine gözde yapmış olduğu kızını serbest bırakmasını istedi. Agamemnon bu isteğe kızarak, rahibi yanından kovdu. Bunun üzerine Krises, Akhaila’ları lanetleyerek Truva’ya döndü. Bu rahibin böyle bir davranışa uğraması Apollo’yu da kızdırmıştı. Öç almak için Akhaia askerleri arasında veba hastalığını yaydı. Bütün çabalarına rağmen hastalığı yenemediler. Hergün bir sürü er vebadan ölüyordu. Bunun üzerine kumandanlar bir toplantı yaptı. Toplantıda Agamemnon’un rahibin kızını geri vermesi kararlaştırıldı. Komutan istemeye istemeye bu karara uymak zorunda kaldı. Ancak geri verdiği gözdesi yerine, Akhilleus’un gözdesini istedi. Akhilleus da gözdesini vermeye razı oldu ancak savaşı terketti. Bu olaydan sonra savaş talihi Truvalılara gülmeye başladı. Bu durum karşısında Akhilleus’un en yakın arkadaşı Petraklos, kapandığı çadırdan dışarı çıkmayan Akhilleus’un yanına giderek, savaşa yeniden dönmesi için kandırmaya çalıştı. Bunu başaramayınca,bir teklif yaptı. Kendi Akhilleus’un silahlarını kuşanarak savaşacak olursa, Truvalılar onu Akhilleus sanıp umutsuzluğa düşeceklerdi. Akhilleus bu isteği kabul etti. Fakat başkasının silahları ile dövüşmek Petraklos’a uğurlu gelmemişti. Daha ilk çarpışmada Hektor,Petraklos’u öldürdü. Akhilleus’un öldüğünü sana Hektor,rakibinin silahlarını alarak sevinçle Truva’ya döndü. Truvalılar buna çok sevindiler. Akhilleus ise sevdiği arkadaşının ölüm haberine çok üzüldü. Öç almaya karar verdi. Hefaistos’un özel olarak hazırladığı silahları kuşanarak yeniden savaş alanına döndü. Akhilleus’un dönmesiyle Truvalılar çarpışmada büyük bir bozguna uğradı. Akhilleus, ünlü Truva savaşçısı Hektor’u üç kez Truva surları çevresinde kovaladıktan sonra yakaladı. Karşılıklı dövüştüler. Achilleus,Hektor’u öldürdü. Truva savaşının bu bölümleri ünlü İlyada destanında anlatılır.


Ölüm
 
Truva ordularının en önemli savaşçısının ölümü, Truvalıların savaşı kaybedecekleri anlamına geliyordu. Bu nedenle dostları Truvalılara yardım amacıyla ordular yolladılar.Bunlardan biri de Asya ordularını korkudan titreten ve kadın savaşçılardan oluşan Amazonlardı. Fakat Akhilleus Amazonların kraliçesini öldürdü. Amazonlar başsız kaldı. Habeş kralı Memnon’da aynı sonuca uğradı. Savaşın iyiden iyiye Akhaia’lılardan yana geliştiği bir sırada, Truvalılar için beklenmedik bir umut ışığı belirdi. Akhilleus, Truva kralının kızlarından birine aşık oldu ve haber gönderip barış teklif etti. Kral da bunu kabul edince, Achilleus düğün hazırlıklarını konuşmak için kralın elçisiyle, Apollon tapınağında buluştu. Konuşurlarken, oradan hiçbirşeyden haberi olmayan Paris geçiyordu. Akhilleus’u görünce hemen yayına bir ok yerleştirip, fırlattı. Apollon oku Achilleus’un tek ölümlü noktası olan topuklarına saplattı. Achilleus o anda öldü. Böylece Truva savaşçılarının belki de en beceriksizi, Akhia savaşçılarının en yüreklisini öldürmüş oldu.

Akhilleus büyük bir törenle arkadaşının yanına bir höyüğe gömüldü. Silahlarının en yiğit savaşçıya verilmesi kararlaştırıldı ve Athena’nın isteği üzerine Odisseus’a verildi.


Kurnazlık
 
Akhilleus’dan sonra Akhaia’lıların en yürekli savaşçısı Odisseus oldu. Fakat Odisseus, savaşı yönetirken birtakım kurnazlıklara başvurdu. Odisseus,herşeyden önce Truvalıları yenmek için Heraklas’in silahlarına ihtiyaç olduğuna innaıyordu. Bu nedenle arkadaşıyla birlikte Lemnos adasına gitti. Orada iyileşmiş olan Filoktetes’i alarak tekrar orduya döndüler. Bu iş bitince başka bir serüvene giriştiler. Tanrıça Athena’nın tahtadan yapılmış ve palladion adını taşıyan bir heykeli vardı. Bu heykel Truva’da kaldığı sürece Truva’nın düşman eline geçmesi olanaksızdı. Truva’nın kaderi bu heykele bağlıydı. Odisseus ile arkadaşı kılık değiştirip gizlice Truva’ya girdiler ve heykeli çalıp kaçtılar. Bundan sonra sıra başka bir zorluğun çözümüne geldi. Akhilleus’un ölmesi Truva kentinin ele geçirilmesini olanaksızlaştırmıştı. Çünkü Truva kentinin duvarlarını Apollon ve Poseidon, bir ölümlüyle birlikte örmüşlerdi. Truva’yı ele geçirecek orduda bu ölümlünün soyundan birinin mutlaka olması gerekliydi. Akhilleus bu soydandı. Kadın kılığında uzun süre Skilos adasında kalan Odisseus, bu adada Akhilleus’un bir oğlu olduğunu biliyordu. Bu çocuk adanın kralının kızıyla Akhilleus’un gizlice evlenmesinden olmuştu. Odisseus,büyüyüp bir delikanlı olmuş olan genci birlikte savaşmak için ikna etti. Artık Truva kentini ele geçirmek için karşılaşılan engellerin çoğu aşılmıştı. İş son bir hücumla kenti ele geçirmeye kalmıştı.
 
Tahta At
 
Odisseus, ordunun kaybını daha azaltmak amacıyla hücum yerine bir tuzak kurmayı düşündü. Tahtadan büyük  bir at yapıldı. Atın karnında elli savaşçıyı alacak şekilde bir oda vardı. Atın yapımı tamamlanınca Akhia’nın en güçlü elli savaşçısı buraya gizlendi. Ordunun geri kalanı çekildi ve gemilere binip uzaklaştı.Truvalılara savaştan vazgeçtikleri izlenimini vermeye çalışıyorlardı. Gemiler en yakın adanın arkasına gizlendiler. Düşmanının savaştan vazgeçtiğini sanan Truvalılar, hemen sevinçle kent duvarlarının dışına çıktılar. Büyük bir merakla tahta ata yaklaştılar. Atın yanında korkudan tit tir titreyen bir düşman savaşçısı buldular. Savaşçı onlara Akhaia’lıların, Truva’yı almaktan vazgeçtiklerini söyledi. Tahta atı da tanrıça Athena için yaptıklarını, Truvalılar kapılarından sokamasın diye bu kadar büyük yaptıklarını söyledi. Son olarak da, atın Truva’ya sokulması halinde Athena’nın Akhaia’lar yerine, Truvalıları koruyacağını anlattı. Savaşçını dediklerine Truvalılar inandı. Her ne olursa olsun tahta atı kapılarından içeri sokmaya karar verdiler. Tahta at kapıdan sığmadığı için duvarlarının bir kısmını yıkmaya başladılar. Bu arada bilgelerden biri yapılan işin yanlış olduğunu anlatmaya çalıştı fakat dinletemedi. Bu arada tanrıça Athena tarafından denizden gönderilmiş iki zehirli yılan bilgeyi soktu. Truvalılar bunu da kendilerinden yana yorumladılar. Oldukça zor bir çalışmadan sonra tahta at gedikten sokulur. Bu halk arasında büyük bir sevinç yaratır. Artık herkes kara günlerin geride kaldığını düşünür oysa yanılmaktadırlar.

 
Truvanın Düşmesi
 
Tahta atın şerefine Truvalılar bir gece eğlencesi düzenlerler. Yiyip, içip hora teperler. Gece yarısı herkes içkinin  ve yorgunluğun etkisiyle sızar. Bunun üzerine atın karnına saklanmış olan Akhaia savaşçıları dışarıya çıkar. Adanın arkasına gizlenmiş olan savaş gemilerinin dönmesi için ışıkla haber verirler. Sonra uyumakta olan Truva’lı savaşçıları teker teker öldürürler. Truva’lıların pek azı kendine gelip, düşmanla kısa bir süre için de olsa savaşırlar. İhtiyar Priamos canını kurtarmak için Zeus sunağına sığınır. Fakat Akhilleus’un oğlu Neoptolomos yetişip, Priamos’u öldürür. Neaptolomos zaten bir hafta önce Paris’i de öldürmüştür. Truva Kralınınbütün çocukları bu saldırıda ölür. Sadece Klitemnestra sağ kalır. Onu da Agamemnon kendisine köle yapar.
Priamos’un karısı Hekabe çocuklarının ölüsü ile karşılaşınca çılgına döner. Kendisini yerlere atıp günlerce ağlar. Sonunda dişi bir köpek halini alıp, mehtaplı gecelerde sabaha kadar ulur. Hektor’un küçük oğlu Astianaks’ı Odisseus kentin duvarlarından aşağı atar. Meneleos’da nihayet Helena’sına kavuşur. Meneleos kendine ihanet etmiş olan Helena’yı cezalandırmaz. Yeniden barışır. Akharia’lar Truva’yı ele geçirdikten sonra ateşe verirler. Bütün kent yanar, kül haline gelir. 19.yy sonlarına doğru Alman araştırıcı Schliemann Çanakkale civarında yaptığı kazılarda Truva kentininin kalıntılarını gün ışığına çıkarmıştır.
 

 

 
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Truva Gümüş Yayın Efendisi
« Yanıtla #2 : 20 Ocak 2012, 18:09:23 »
Truva Gümüş Yayın Efendisi
David Gemmell


Truva Savaşı’nın karakterleri yeniden canlanıyor! Yiğitliğin ve korkusuzca savaşmanın, şeref ve ihanetin, kazanılan ve kaybedilen aşkın dramına David Gemmell hayat veriyor.

O, son derece şöhretli bir adam. Kimileri ona Altın Çocuk diyor; kimileriyse Gümüş Yayın Efendisi. Dardanoslular için o Prens Aeneas. Fakat arkadaşları ona Helikaon diyor. Güçlü, çevik, hızlı düşünen, cesur bir savaşçı. Düşmanları tarafından nefret edilen, Truvalı dostlarının bile ürktüğü bir adam. Çünkü Altın Çocuk kalbinde karanlık bir yan taşıyor. Bir vahşet, öyle bir vahşet ki bu bir kez uyandırılmaya görsün ancak kanla doyabilir.

Mykeneli Argurios, eşi benzeri olmayan bir savaşçı, esnetilemez ilkelere ve kırılmaz bir dirence sahip. Tüm Mykene savaşçıları gibi fethetmek ve öldürmek için yaşıyor. Kral Agamemnon tarafından 'altın şehir' Truva'nın savunmasını düşürmek üzere gönderilen bu asker Helikaon'un yeminli düşmanı.

Andromakhe, kendi rızası dışında Truva prensi Hektor'la evlendirilen Thera rahibesi. Geleneklerden bıkmış, savaş sanatına hakim ve mükemmeliyetçi Andromakhe istediği insanı sevmeye ve gönlünce yaşamaya ant içmiş.

Şimdiyse kader bu üçünü bir araya getirecek. Aşk ve nefretin tutkulu kıvılcımlarından tüm dünyayı saracak bir yangın yükselecek.

Büyük bir üçleme başlıyor.

Tarihi roman okuyucusu coşuyor. Anlatı ustası David Gemmell, "Truva Üçlemesi" nin ilk bölümü ile Truva Savaşı dönemi ve öncesine yeniden hayat veriyor. Mitolojik kahramanlar bir kez daha coşuyor.

Tarihin gizemi aydınlanıyor.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Aeneas Destanı Truva'dan Kaçışın Hikayesi
« Yanıtla #3 : 20 Ocak 2012, 18:11:33 »
Truva Gümüş Yayın Efendisi
Alfred John Church
 

Dizimizin bu üçüncü kitabı Homeros’tan yaklaşık 1000 sene sonra yaşamış ünlü Romalı şair Virgilius tarafından yazılmıştır. Toplam 12 kitaptan oluşmaktadır. Bu destan ilk iki tanesiyle kıyaslandığında maalesef onlar kadar tanınmamıştır. Aeneas destanı olmaksızın Homeros’un destanları eksik kalacaktır. Truva Savaşı sona ermiş ve yakılmış Truva şehrinden bir grup insan kaçmayı ve kendilerine yeni bir yurt bulmayı başarmıştır. Liderleri ise Kral Ankhises ile Afrodit'in oğlu Aeneas’tır. Truva Savaşı’nın Hektor'dan sonra en büyük kahramandır.

Aeneas Truva’dan sağ kurtulanlarla beraber Kaz Dağı'nın güneyindeki Antandros (Altınoluk) kentine gelir ve buradan da gemi ile denize açılır. Maceralı bir deniz yolculuğundan sonra rüzgâr onları Kartaca’ya götürür. Diğer destanlarda olduğu gibi bu destanda da Tanrılar sürekli olarak gündemdedir ve insanların hayatına müdahale eder. Aeneas ve kader arkadaşları bir süre Kartaca Kraliçesi Dido'nun sarayında misafir olduktan sonra tekrar yola koyulurlar ve Orta İtalya’da karaya çıkarlar. Burada Roma kentini kurarlar. Aeneas’ın torunları olan bir kurt tarafından emzirilen ünlü ikizler Romulus ve Remus’un Roma İmparatorluğu'nu kurduğu söylenir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Truvalı Helen
« Yanıtla #4 : 20 Ocak 2012, 21:36:32 »
Truvalı Helen
Margaret George
 

Margaret George sürükleyici üslubuyla Helen'in ağzından hem Helen'e hem de Paris'e yeniden hayat veriyor. Hiçbir ayrıntı atlanmadan kaleme alınan bu romanı nefesinizi tutarak okuyacaksınız. Beraber kaçtıktan sonra Helen ve Paris'in başına neler geldiğini bilseniz bile George'un kalemi sizde bilmediğiniz hissini uyandıracak! En çok satanlar listesinin bir solukta okuyacağınız nadide örneklerinden biri...
- BARBARA TAYLOR BRADFORD, Kadının Gücü'nün yazarı

George'un kaleminde Helen beklenmedik ve şaşırtıcı bir biçimde modern bir karaktere bürünürken, antikçağın tüm özelliklerini de yansıtmaktan geri kalmıyor. Truvalı Helen'i bir tatil kitabı olarak niteyebilirdim ama bu böylesi derin bir hayal gücüyle çağdaş edebiyatın sınırlarını zorlayarak yazılan bir şaheser için büyük haksızlık olur!
- STEVEN PRESSFIELD, Son Amazonlar ve Ateş Geçitleri 'nin yazarı

Kitabın ilk sayfasından itibaren Helen hikâyesini birinci ağızdan, aşkları, ihanetleri ve önlenemez hazin sona doğru sürüklenişiyle tüm samimiyetiyle anlatırken kalbimize dokunarak sempatimizi kazanıyor. Margaret George, gözünden kaçmayan detaylar ve can alıcı tasvirleriyle klasik edebiyatın karakterlerine sadık kalırken kolay okunabilir ve iddialı bir anlatıma da imzasını atıyor.
- SUSAN VREELAND, Hüzün Renkli Kız ve Artemisia'nın Çilesi'nin yazarı
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
İlyada Destanı Truva Savaşı'nın Hikayesi
« Yanıtla #5 : 20 Ocak 2012, 21:37:33 »

İlyada Destanı Truva Savaşı'nın Hikayesi
Alfred John Church
 

Homeros’un yaşamı hakkında elimizde ne yazık ki çok az bilgi vardır. Bundan yaklaşık 3000 yıl önce Anadolu’nun Ege kıyılarında yaşamış kör ve ihtiyar bir şair olduğu söyleniyor. Bunu da ünlü tarihçi Heredot’tan öğreniyoruz. Kimilerine göre ise, Homeros diye biri asla var olmamıştır. Homeros’tan bize iki büyük destan kalmıştır; İlyada ve Odisseia. Önceleri sadece ezberlenerek aktarılan bu destanların ilk ne zaman ve kimin tarafından yazıya geçirildiği de bilinmiyor. Kimin tarafından yazılmış olursa olsun elinizdeki İlyada destanının orijinali 16 000 dizeden oluşan muazzam bir şiir. 3000 yıldır elden ele, dilden dile gezen koca bir destan. İnsanlık tarihinin en büyük edebiyat eserlerinden biri. Aşk, intikam, ölüm, ihanet, acı, kurnazlık… İnsan hayatıyla ilgili her duygu ve durum bu koca şiirde vardır. Bu destanı okuyup da etkilenmemiş hiçbir insan yoktur. Başlı başına derslerle doludur. Geçtiği dönem itibarı ile Tanrılar bile bu 10 yıl süren savaşın içerisindedir. Tanrıların bir kısmı Truva’yı tutarken bir kısmı ise Akhalar’ı tutmaktadır ve savaşın gidişatında büyük rol oynamışlardır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Truva Mitolojisi-Efsanesi
« Yanıtla #6 : 20 Ocak 2012, 21:39:33 »

Truva Savaşı
Rodney Castleden
 

3250 yıl önce Miken kralı Agamemnon, Batı Anadolu’daki Truva kentine saldırdı. Bunu izleyen kanlı kuşatma antik dünyanın en ünlü efsanelerinden birini doğurdu. Ve o zamandan bu yana, bu efsanenin arkasındaki gerçeği araştırmak bilim adamlarının önde gelen tutkularından biri oldu. Truva Savaşı’nda, bu büyüleyici yeni araştırmada, Rodney Castleden, Homeros’un şiirlerinden modern arkeolojinin heyecan verici keşiflerine dek, tüm bulguları gözden geçiriyor. Truva Savaşı, Castleden’ın bu bulgular ışığında antik dünyanın en güçlü mitine tarihsel bir temel verme ve gerçekleri ortaya koyma çabasını okura sunuyor.
midena pro tou telous makarize