Gönderen Konu: Anadolu sanat tarihi  (Okunma sayısı 3521 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı cemal

  • Üye
  • *
  • İleti: 10
  • Teşekkür: 1
Anadolu sanat tarihi
« : 25 Haziran 2012, 23:33:18 »
URARTU SANATI
Urartu sanatı hakkında Toprakkale, altıntepe ve Karmir blur kazılarında meydana çıkarılmış olan eserler sayesinde fikir edinmemiz mümkündür. Elimize geçen en eski Urartu eserleri I. Argisti ve II. Sardur’a ait birer kalkanla birer miğferden ibarettir.bu miğferler ve kalkanlar üzerinde ait oldukları kralın adı ile çeşitli insan ve hayvan tasvirleri mevcuttur.

Toprakkale kazılarında meydana çıkan insan büstü şeklindeki kazan kulpları M.Ö. 8. yüzyılın sonundadır. Yine Toprakkale kazılarında elde edilen ve önemli bir kısmı bir tanrı heykeline ait bir tahtın tezyinatını oluşturan bronz heykelcikler ise, ense üzerinde dikey şekilde yer alan saç topuzundan anlaşılacağı üzere 7. y.y Assur stilinde Urartu eserleridir. Altıntepe’de bulunmuş olan ve kulp yerlerinde dört boğa başı bulunan bronz kazan M.Ö. 7. yüzyılın başındadır. Toprakkale’de elde edilmiş olup bugün Berlin müzesinde ve British museum’da bulunan kalkanların büyük bir kısmı Urartu devletinin son devirlerinde yapılmışlardır. Bunlardan british museumda saklı olanın üzerinde Erimena’nın oğlu III. Rusas’ın, yani son Urartu kralının adı vardır. Bu kralın M.Ö. 7. yüzyıl sonunda ya da 6.y.y başında yaşadığı anlaşılmaktadır. Saygı sunuş sahnesini gösteren bir altın madalyon da aşağı yukarı kalkanların devrinde işlenmiş olsa gerekir.

Urartu eserlerini tektik ettiğimizde onlara has olan bazı stil özellikleri tespit etmek kabildir. Urartu bronz eserlerinde bilhassa halka şeklinde stilizasyon göze çarpar. Aslan tasvirlerinde, boyun üzerindeki yele buruşuğunun yukarı kısımda bir halka biçiminde son bularak kulağı meydana getirmesi veya alt dudağın yine halka biçiminde çene altına kıvrılması, kuyruğun bir çember gibi yuvarlak şekilde tasvir edilmesi, ayak adalesinin üst kısımda bir küçük yuvarlakla süslenmesi bir nevi halka stili meydana getirmektedir. Aynı halka şekilli tezyinatı boğa tasvirlerinin buklelerinde, yelerlinde ve kuyruğu sıkan kurdelenin iki yanında görürüz. Büyük bronz kazanların kenarlarında kulp vazifesi gören kadın büstlerinin göğüslerindeki üçgenlerin tepelerinde görülen küçük yuvarlak süslerde halka şeklinde stilize etme modasının birer görüntüsüdür. Halka stili M.Ö. 8. y.y eserlerinde görüldüğü gibi 7. yüzyılda da devam eder. Fakat 7. ve 6. yüzyıl aslanlarında halka stilinin yerine bazı uzuvların şişkin bir şekilde stilize edildiğini görüyoruz. Bu “yumru” stilde Urartu eserlerine ait bir özellik olarak belermektedir. Urartu bronz eserlerine öz diğer bir çalışma biçiminde insan başlarında yada hayvan vücutlarında iç kısımların noktalar, halklar veya balık kılıcı şeklinde tezyinatla doldurulmuş, koşut çizgilerle stilize edilmiştir.

Urartu eserlerinde insan gözünün işlenmesi de bir özellik arz eder. Profilden bakıldığı zaman göz kapak kenarlarının yanlara doğru abartmalı bir şekilde sivri olarak uzandığı görülür. Fizyonomi bakımından da Urartu insan tasvirlerinde çok önemli özellik saptamak olasıdır. Bronz kazanlarındaki insan tasvirlerinin yada Adilcevaz’da bulunmuş bir taş kabartmanın üstündeki tanrı kadın figürün profiline dikkat edilirse burun alından itibaren kuvvetli bir şekilde öne çıktığını ve belirgin bir eğrilikte olduğunu görürüz. Aynı burun altı madalyon üzerindeki kadın tasvirlerinde de mevcuttur

Van bölgesinde meydana çıkan eserleri inceleyerek Urartu sanatının özelliklerini ortaya koymuş bulunuyoruz. Böylece halka stil, kaş ve göz kapağı kenarlarının işlenişi ile yüz profili bakımından Etrğsk mezarlarında bulunmuş olan bronz insan tasvirlerinin Urartu ülkesinde ihraç edilmiş olduğu kesin bir şekilde ifade etmek mümkündür. Yunanistan’da bulunmuş bir grifon eserle bir boğa heykelciliğin yine Urartulara öz süsleme tarzı göstermeleri bakımından birer Urartu eseri olarak kabul etmemiz doğru olsa gerektir.

Etrüsk mezarlarında ve özellikle yunan kutsal mahallerinde bulunmuş olan ve kenarları aslan yada grifon başlarıyla süslü kazanların da Hitit – Aram tarzında bir stil göstermeleri bakımından kuzey Suriye’den veya güneydoğu Anadolu’dan bir yerden ihraç edilmiş olmaları gerekmektedir. Arkeoloji dünyasında bu grifonlar ve aslan eskiden beri yunan ürünü olarak kabul edilmişlerdir. Çünkü kazanlara takılı aslan ve grifon protomların Şark’ta meydana çıkmamış olması ilim adamlarının bu kanaate götürmüş ve bugüne kadar onlara yunan eserleri gözüyle bakılmıştır. Halbuki grifon tasvirleri veya kazanlar süsleyen grifon heykelcileri yunan ve etrüsk merkezlerinde 7. yüzyılın başında ani olarak ortaya çıkmaktadır. M.Ö.7. yüzyılın başında önce batı dünyasında hiçbir grifon tasvirli mevcut değildir. Hesiodos’un Theogoniası’ndan anladığınıza göre grifon ve chimaira gibi hayali figürler, yazılı vesikalıklarda ancak 7. yüzyılın başlarından önce bilinmezler. Buna karşılık bu tip kazanlar ve onların süslerini oluşturan grfionlar Şark Dünyası’nda eski devirlerden beri biliniyordu. Geç Hitit bölümünde hellen grifonlarının Hitit sanatından geldiğini göstermiş bulunuyoruz. Geç Hitit sanatının en güzel örneklerini vermiş bulunan Sakçegözü eserleri arasındaki kuş adamları ve aynı atölyenin etkisiyle meydana geldikleri şüphesiz olan Ankara kabartmaları arasındaki grifonu, Yunanistan’da ve Etrüsk merkezlerinde bulunmuş olan bronz grifonlarla karşılaştırdığımız takdirde. Arada çok büyük bir bezerliğin mevcut olduğunu görürüz.

Hitit kabartmalarındaki grifonların en mühim özelliği başını aslanla kuş arası bir şekil göstermsidir. Alt çene bir aslan çenesidir. Boyun ve ense yeleleri il göz altı buruşuğu ve kaş göz stilizasyonları da aslan tasvirlerinden alınmalıdır. Buna karşılık gaga şeklindeki üst çene ve boyunu süsleyen iki ucu helzyon şekilli tüy, kuş özeliklidir. Kulak ise bir alt kulağını andırmaktadır. Anlıan bütün detaylar yunan ve Etrüsk merkelerinde M.Ö.7. yüzyılın başında ani olarak ortaya çıkan grifon tasvilreinde de mevcuttur.. bu sonucuların alıntıları üzerindeki bocuk biçimli süs de SAkçegözü örneklerinin gösterdikleri helezonun bir yuvarlağa dönüşmesinden meydana gelmiştir. Böylece bugüne kadar düşünüldüğün tersine olarak yunan ve etrğsk örneklerin yunan ürünü olmayıp Hitit merkezlerinden ithal edilmiş eserler olduğu belirmektedir.

Yunanistan’da ve Etruria’da bulunmuş olup aynı çeşit kazanları süsleyen aslan başlarıda grifonlar örneğinde olduğu gibi Hitit ürünüdürler. Etrüsk prenslerinin mezarlarında bulunan kazanları süsleyen aslanları,alın,gözaltı,burun üstü ve kaş göz stilizasyonları bakımından olduğu kadar açık ağızları, kesici dişleri be genellikle baş şekilleri yönünden sakçegözü aslanlarının yakın benzeridir. Aynı kazanın konik şekildeki ayağın süsleyen sfenks tasvirli SAkçegözü kabartmalarındaki sfenkslerin adeta bir kopyasıdır. Etrüsk mezarına bulunan kazan ayağındaki sfenkslerin Aramlı başlıkları yuvarlak tepelikleri ve boynuzlarıyla, saç ve sakalları da burmalı bukletiyle Sakçegözü sfenkslerin tıpksıdır. Aynı Aramlı şapka boynuzları ve yuvarlak tepeceği ile İvriz kabartmasının tanrı figüründe de görülmektedir. Etruria’da bulunan kazandaki sfenkslerin yüz profili ve semitik tipdeki burunları da İvriz kabartmasının tanrı ve kral figürlerinde mevcuttur. Bu karşılaştırılmalar Etruria’da bulunan kazanın sfenks, aslan ve grifon tasvirleriyle, Aramlaşmış bir Hitit eseri olduğun açık olarak ortaya koymaktadır.

Yunanistan’da ve Etururia’da bulunmuş olup girfon ve aslan protomlarıyla süslü olan geç Hitit-Aram tarzı kazanların tarihi M.Ö.7 yüzyılın başında tesadüf etmektedir. Böyle olduğuna göre bu eserler Geç Hitit atölyelerinin Asur idaresinde de çalışmış olmaları kabul etmek mümkün olduğu gibi, onların Urartu Ülkesi’nde geçip orada yerleşmeleri de olasıdır. Nitekim geç Hitit heykeltıraşlık atölyelerinden biri Ankara’ya kadar gelmiş ve 700 tarihlerinde Phryg prenslerinin yapılarını süsleyen kabartmları meydana getirmiştir. Aynı şekilde bazı Hitit atölyelerinin Urartu sanatkarlarıyla işbirliği yaparak grifon ve aslan başlarıyla süslü kazanlar imal edip onları Yunanistan’a ve Erturia’ya sattıklarını düşünmek akla yakın gelmektedir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da çalışan bu atölyelerin batı aleminde yaptıkları bu sanat eserleri M.Ö.710-685 tarihlerinde olagelmiştir. Yunanistan’da M.Ö.7 yüzyılın başında insan başlarıyla süslü kazanların güzel örnekler halinde kopya edildiğini fakat kısa bir süre sonra bu modanın terk edildiğini görüyoruz.


Lydia Sanatı
Lydia Seramiği
Lydia’lıların seramik sanatı üzerinde oldukça belirgin bilgimiz vardır.Lydia bölgesinde genellikle iki çeşit seramik elde edilmiştir:

1-Özgün Lydia çanak çömleği
2- az veya çok Helen etkisi gösteren Lydia bölgesi kap kacak örnekleri

Lydia seramikçilerinin özgün bir yaratısı olan Lydia adlı küçük kap o zaman ki dünyanın en gözde kremi olan Lydia Myra için kullanıyordu. Lydia seramiğinin bir özelliği dalgalı mermer ve cam kapları anımsatan çizgi öğeleriyle özeli oluşudur.Kapların hamuru ve fonu beyaz, sarı ya ad turuncu rengindeydi.Laydia seramiğindeki figürler hellen etkisi sergilerler. Bu satırların yazarı bayraklı ve daskylion kazılarında güzel örnekler çıkarmıştır. dasklionunda şimdi başarılı çalışmalar yapan Tomris bakır akbaşoğlu yeni güzel buluntular elde etmektedir.

Lydia   hazinesindeki bir gümüş alabastron doğu hellen sanatının Lydia’lı temsilcisidir. Nokta küçüklüğünde yuvarlıkçılarla bezeli , otlayan geyiklerin yakın benzerleri M.Ö.6. yy ın il yarısında yapılmış olan Klazomen lahitlerinde görülmektedir. Bu nedenle Uşak Müzesi’nde albastromun 6.yy’ın ikinci dörtlüğü sıralarında işlenmiş olduğu kanısındayız.

Uşak Müzesi’ndeki Lydia Hazinesi’nde yer alan duvar resimleri Lydia’lıların M.Ö.5. yy.da yani Pers egemenliği dönemde de yüksek düzeyde eserler ortaya koyduklarını açığa vurmaktadır.Olağanüstü nitelikli bu duvar resimleri Thasoslu büyük ressam Polgnotos’un
Etkili olduğu dönemde Doğu Helen atölyelerinde yetişmiş İonalı ya da Lydialı bir usta  M.Ö.457-450 sıralarında yapılmış olmalıdır.

Lydialılarda Heykel ve Kabartma Sanatı
Lydia gömü kabartmalarında altın, gümüş ve bronz paralarda görülen tasvirler Helen etkisi gösterirler. Lydia hazinesinde yer alan bir çok eser yüksek nitelikli Helen ürünüdür. Özellikle bir gümüş Oinochoenin kulpunu oluşturan erkek figürünün uzun saçlarının açıkladığı gibi bu eser Anadolu İon sanatının karakteristik bir yaratısıdır. Uzun saçın ilk örneğini Efes’te M.Ö. 570-560 tarihlerinde yapılmış olan bir rahibe fildişi figürcüğünde ve daha sonra Sisam’da M.Ö.6. yy.’ın son dörtlüğüne ait bir bronz erkek heykelciliğinde bulunuruz. Kanımızca Lydia hazinesindeki bu eser İtalya’ya göç etmiş olan bir İonalı sanatçı tarafından M.Ö.6 yy.’ın son dörtlüğünde meydana getirilmiştir.

Herodot’un anlatıldığına göre Lydia Kralı Kroisos Delphi’deki Apollon Tapınağı’na 5 kilo ağırlığında altından bir aslan heykelciği ve bir çok altın ile gümüşten yapılmış kaplarla ziynet eşyası hediye etmiştir. Ne yazık ki figürlü tasvirler konusunda Herodot’un öykülediği roisos döneminde girebilecek pek az Lydia eseri gün ışığına çıkmıştır. Bunlardan en önemlisi şimdi İstanbul Müzesi’nde bulunan fildişinden yapılmış bir heykel damgadan dolayı bu eser ay tanrıçasının kölesi olarak adlandırılmıştır. Fildişi başın fiyıznomik özellikleri değişik bir tip gösterdiğine göre bu eserin bir Lydialı sanatçının yapıtı olduğu kanısındayız.

Bir Başka önemli eser Sardes’te Bintepe Tümülüsünde bulunan ve Biritish Museum’da saklanan mermer kabartmadır. Tümülüs mezar odasındaki bir mobilya eserinin parçası olması gereken bu kabartmadaki otlayan geyiklerle üç atlı birinci bize bu eserin M.Ö.6. yy.’ın 2. Dörtlüğünde Helen etkisi altında üretilmiş bir Lydia yapıtı olduğu izlemini vermektedir.

Sardest’te bulunmuş olan tarraktotta levhalari ise Larissa Asos ve Phokaia gibi kentlerde bulunmuş tapınak terrakotları gibi Helen sanatının taşralı temsilcileridir.

Metropolitan Müzesi’nde geri gelen ve şimdi Uşak Müzesi’nde sergilenen altın ve gümüş eserler, Heroto’un öykülediği Delphi’deki hazinenin yapıldığı tarihten sonra bir döneme M.Ö. 252-450 sürecine, aittirler.

Uşak Müzesi’ndeki hazinede bir oniochoe büyük bir olasıkla Anadolu’dan İtalya’ya göç etmiş olan Doğu Helenli bir ustanın eseridir. Buna karşın birçok figürlü tasvir Helen sanatının taşralı örnekleridir. Geri kalan değerli altın ve gömüş eserlerin büyük bölümü Pers kökenlidir.

Paranın ( Sikkenin ) İcadı
Lydialıların bir de dünya tarihi bakımından çok önemli bir rolleri olduğu kabul edilir. Nitekim Helen yazılarında göre madeni sikkeleri Lydialılar icat edilmişlerdi. Ancak bu satırların yazarı bir devlet tarafından basılmış olan paranın alışveriş aracı olarak kullanılmasının daha çok Anadolulu Helenlerin becerisi olduğu düşüncesindedir. Çünkü Lydialılar deniz ticaretinden yoksun olduktan başka güvenceli, ulaşımı kolay yollara sahip olmamaları nedeniyle Doğu ülkelerindeki ticaret ve kültür merkezleriyle sürekli bağlantı da kurulamamıştır. Nitekim Lydia sanat eserlerinde Pers işgaline, yani 545 tarihine değin hiçbir Mezopotamya ya da Mısır etkisi görülmektedir. Buna karşılık Anadolulu Doğu Helenler M.Ö.650 tarihlerinden başlayarak bir yüzyıl boyunca bütün Karadeniz çevresinde kurdukları kentler ve Akdeniz kıyılarında sahip bulundukları ticaret üsleri ile o zamanki dünya ticaretinde egemen durumundaydılar.

Böylece paranın icadının Helenlerle Lydialıların ortak bir başarısı olarak akla yakın gelmektedir. Beklide altın, gümüş ve bronz madenleri Lydialılar veriyor ve paranın da Anadolu Helen kent devletçikleri sağlıyorlardı. Nitekim para üzerindeki aslan ve boa resimlerinin de Doğu Helen biçiminde olması bunu açığa vurmaktadır.

Zaten madeni figürlü sikkelerin ortaya çıkışı da yıllar önce İngiliz arkeoloğu E.S.C Robindın’ın saptadığı ve bu satırların yazarının da belirttiği gibi M.Ö.630 tarihlerinde olagelmiştir.. Buda Milletos başta olmak üzere Anadolulu kent devletçiklerinin en parlak dönemine rastlanmakta ve paranın kullanılmasını gereken durumun ancak Anadolulu Helen işadamlarına yarayacağını kanıtlamaktadır.


KARİA SANATI
Karia Seramik Sanatı

Phrygia’da M.Ö.6., Lydia’da 7., Lykia’da 6. yüzyıldan eskiye giden eserler bulunmamasına karşın, Karia bölgesinde Hitit imparatorluğu çağına değin uzanan çeşitli seramik ürünlerine rastlanmaktadır. Karia yöresinin M.Ö.2. binin ikinci yarısındaki eserleri Yusuf Boysal, M.Ö.1050-700 tarihleri arasındaki Helen dönemi vazoları ise Coşkun Özgünel, tarafından örnek biçimde işlemişlerdir. Myken dönemi eserlerinin Karialılarla hiçbir ilgisi yoktur. Buna karşın Helen dönemine ait vazolar, Helen sanatının Karialı yaratılarıdır. Karia bölgesinde Arkaik ve Klasik dönemlerden günümüze kalan vazolar da Karialı kimlik taşırlar.

Anadolu’da en Eski Helen Tümülüsü
Karia’da, Dirmil’de kaçakçıların kazdığı, ardından Amerikalı arkeologların ve bu satırların yazarı ile Coşkun Özgünel’in araştırdıkları bir tümülüsün gömü odasında geç protogeometrik kaplar bulunmuştur. Böyle olduğuna göre söz konusu Tümülüs M.Ö.10. yy.da yapılmış olup Anadolu Helen sanatının en eski gömü anıtıdır.

Kayalara Oyulmuş Gömü Anıtları
Karia bölgesinde bulunan kayalara oyulmuş gömü anıtları Lykia örneklerine benzemekte olup İon sütunları ve süsleme öğeleriyle bezelidirler.

Karia’da Pers Etkileri
M.Ö.545 sıralarında Pers egemenliği altına geçen Anadolu’da Sardes, Daskylein ve Lykia gibi, Karia Bölgesi de doğu dünya görüşü etkisine girer. Örneğin kardeş oldukları halde Maussollos Artemisia ile evlidir. Böyle olmakla birlikte mimarlık, heykeltıraşlık ve resim sanatında Helleb sabatı egemen olmaya devam etmiştir. Örneğin, dünyanın 7 harika eseri arasında yer alan Bodrumdaki Maussollos’un 49 m yüksekliğindeki gömü anıtının kabartmaları M.Ö. 357 – 353 tarihleri arasında Skopas, Timotheos,Leochares ve Karialı Bryaksis tarafından işlenmiştir. Bryaksis sözcüğü Kariaca olduğuna göre bu adı taşıyan sanatçı Karia kökenlidir. Ancak M.Ö.372’de Atina’da doğan ve Skopas işliklerine çalışan Bryakis’in Maussollos kabartmaları, öteki üç ustanın kabartmaları gibi tamamıyla Helen üslubundadır.

Priene’deki Athena Tapınağı’nın mimarı Pyheos tarafından inşa edilen söz konusu Hallikarnas Anıtında gömü odasının yüksek bir altlık üzerine durması, Lykia gömü anıtlarını örneğin Nereid ve Limyra örneklerini anımsatır. Böyle olmakla birlikte antik çağın yedi harikasından biri olan Masussolleion kendine öz bir kimlik taşır.

Karia’da Sualtı Buluntuları
Antik çağ buluntularının sergilendiği ve arkeolog Oğuz Alpözen’in başarılı çalışmlarıyla geliştirilen eşsiz bir Türk denizcilik müzesi Karia’nın Bodrum kentinde yer almaktadır. Bu ilginç ve çok iyi düzenlenmiş müzede, rastlantı sonucu deniz dibine görülüp toplanan kalıntılardan başka, Pensylvanşa University Mueseumdan Prof. George F.Bass ve yardımcısı Prof. Cem Pulak’ın sualtı araştırmalarında ele geçirdikleri eseler de sergilenmektedir.


LYKİA SANATI
Lykialılarda Yontu Sanatı
Hellen yontu işliklerinde yetişmiş oldukları şüphesiz olan Lykialı heykelciler, büyük ölçüde öğretmenlerin etkisi altında kalmışlardır. Böylece olmakla birlikte M.Ö.6,5 ve 4 yüzyıllarda geliştirdikleri eserlerde Hellen örneklerinde görülen ideal tasvir türünü tersine canlı ve hareketli bir görünüm sergiler. Söz gelimi İsinda Trysa gömü alıntılarındaki aslanlar Helenlerin çağdaş örneklerinden daha canlıdır. Lykialı sanatçılar helketli eserle ortaya koyma çabasına büyük önem verirler. Nereidler Anıtı’ndaki tören geçişi yapan savaşçıların canlılığı dünya sanat tarihinde önemli bir şeklide başarılı tasvirdir.

Trysa ve Limyra anıtlarında savaşçıların yan yana olduğu gibi arka arkaya da sıralanmış olmaları, bir çeşit üç boyutlu tasvir türüdür. Bilindiği gibi ışık ve gölgeyle üç boyutlu tasvir sanatı Hellen icadı olup M.Ö.5.yy’ın ikinci dörtlüğünde ortaya çıkmıştır. Bu nedenler Lykia yontu ustaların bu ileri düzeyde ki tasvir türünü M.Ö. 480-440 tarihleri arasında çalışmış, ancak hiçbir eseri günümüze gelmemiş olan Helenli büyük ressam Polygnotos’tan öğrenmiş ancak hiçbir eseri günümüze gelememiş olan hellenli büyük ressam Polygnotos’tan öğrenmiş oldukları şüphesizdir.

Lykia yontu sanatının en önemli özeliklerinden biri de narratif, yani öyküleyici tasvirler yapılmış olmasıdır. Trysa,Limyra ve Nereidler anıtlarında narratif, öyküleyen tasvir sanatının güzel örneklerini buluruz.

Lykia Yontu Sanatında Doğu Etkileri
Lykia kabartmalarını işleyen ustalar yukarıda dediğimiz gibi Hellen kökenli olmayıp Hellen Sanat atölyelerinden yetişmiş ustalardır. İsinda gömü anıtında gördüğümüz bir askerin düşmanları yenerek aldığı kalkanlarla tasvir edilmiş olması bunun en belirgin özelliğidir. Bu tür zafer tasvir sahnesi Hellen sanatı için söz konusu olamaz. Bunun gibi Ksanthos’ta 11 metre yüksekliğinde bir dörtgen kulenin tepsinde yer alan kral heykeli Hellen dünya görüşüne çok ters düşen bir tasvir türüdür.

Lykia yontu sanatının Hellen örneklerinden ayıran bir başka önemli özelliklede , Lykia kralcıklarının Doğu hükümdarlarla benzer bir yaşama özen göstermeleri ve bu istemin sanat eserlerine yasınmış olmasında görülmektedir.
Lykia sanatında  Hitit-Assur etkileri göze  çarpmaktadır.

Trysa ve Limyra gömü anıtlarındaki sahnelerin bir  çoğu da  Chlids’ın saptadığı  gibi dolaylı  yollarda  Asur  örneklerinin etkisini taşırlar.

En çok  rastlana  ikonografi ve  stil öğelerinin Pers kökenli oluşu  doğaldır.  Çünkü Anadolu M.Ö. 6. YY ortasında başlayarak Büyük  İskender’in yarım adaya gelişene  değin  200 yüz yıl boyunca  Pers İmparatorluğunun  işgali altındaydı.Lykia sanatındaki Pers etkilerinin  J. Borch Hardete çeşitli yayınlarında  ayrıntılı bir  biçimde  saptamıştır.

Lykia Seramik Sanatı
Lykialıların kendilerine öz bir seramik sanatı yoktur. Ksanthos’taki başarılı Fransız kazılarının gün ışığına çıkardığı ve M.Ö. 7.yüzyılın başında daha eski olmayan seramik buluntularının hiçbirisinin lykialılarla ilgisi bulunmadığı şüphesizdir.
Öyle anlaşılıyor ki yontu sanatında yoğun hellen etkisi altında olan zengin Lkia beylikleri çanak, çömlek gereksinmelerini de hellen kentlerinde yaptıkları ithalat ile karşılıyorlardı.

Lykia’da Duvar Resimleri
Lykialıların kendilerine öz bir seramik sanatı olmamasına karşın güzel duvar resimleri geliştirdikleri anlaşılmaktadır. Machteld Mellink’in Kızılbel ve Karaburun Tümülüslerinde gün yüzüne çıkardığı mezar odalarını süsleyen duvar resimleri albenili çekiciliktedir. Kızılbel’deki duvar resimleri Arkaik Doğu Hellen stilinde olup M.Ö. 525 tarihlerinde işlenmiştir. Daha yüksek bir düzey sergileyen Karaburun Tümülüsü’ndeki duvar resimleri ise Doğu Hellen-Pers stilindedir ve M.Ö. 5.yüzyılın başında yapmış oldukları izlenimini vermektedirler.

Lykia Uygarlığının Gün Işığına Çıkarılması
Lykia’da ilk kazı Ksanthos’ta Pierre Demargne tarafından başlatılmış Henri Metzger, Chiristian Le Roy tarafından sürdürülmüş olup, şimdi yeni bir heyet tarfından yürütülmektedir. Çok önemli sonuçlar veren Fransız araştırmalarından sonra Jürgen Borchhardt Limyra’da kazılar yaparak Lykia Bölgesi’nin araştırılmasında yeni ufuklar açmıştır. Peter Frei, Günter Neumann, Wolfgang Oberleitner,, Michael Wörrle, Jan Zahle Lykia uygarlığının tanıtılmasında önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu bağlamda Kaş’ta bir araştırma merkezi kurmuş olan Frank Kolb’un sistemli çalışmaları önemli bir atılımdır.

Lykia eski eserlerinin gün ışığına çıkarılması konusunda Türk arkeologlarının da büyük katkısı vardır. Bu bağlamda Cevdet Bayburluoğlu’nun Arykanda’da , Fahri Işık’ın ve Cengiz ve Havva Yılmaz’la birlikte Patara yaptıkları kazılar önemli sonuçlar vermektedir.