Gönderen Konu: Mitoloji ve tarihçesi  (Okunma sayısı 3752 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı cemal

  • Üye
  • *
  • İleti: 10
  • Teşekkür: 1
Mitoloji ve tarihçesi
« : 25 Haziran 2012, 23:48:16 »


Mitos söylenen yada duyulan sözdür; masal, öykü, efsane anlamına gelir. Loji ise, ilk anlamı söz olmakla birlikte bilim anlamına gelir. O halde mitoloji efsane bilimi anlamına gelmektedir. Mitos, çok tanrılı bir dinin tanrıları üzerine anlatılan öyküler anlamına geldiği halde hiç bir zaman ilk çağda bir din kitabı haline gelmemiştir. Çünkü bu efsaneler, tek tanrılı dinlerde olduğu gibi inanç düzeyine yükselmemiştir. Sözlü ya da yazılı edebiyat ve sanat kollarının hepsinde durmadan konu edinilip işlenen ve işlendikçe değişen mitoslar ne kadar ozan, yazar, sanatçı varsa o kadar biçim almış ve bu nedenle hiç bir zaman belli bir dinin tek kitabı halinde toplanmamıştır. İlkçağ mitosu laiktir; din adamının değil, sanatçının uğraşıdır.

  Tarihçi Herodotos’un verdiği bilgiye göre, tanrı soylarını bir bir anlatan, tanrılara isimlerini veren, niteliklerini tanımlayan ve öykülerini anlatan Homeros ile Hesiodos’dur. Mitosun edebiyat düzeyine yükselmesi bu iki büyük ozanla başlar, ama onlarla bitmez. Onların anlattıklarına ekler, katkılar yapılır; yüzyıllar geçip, edebiyat türleri çoğaldıkça, mitoslar da yeni anlatım ve yorumlarla zenginleşirler. Klasik çağda şiir ve tragedya konu zenginliğini mitosa borçludurlar.

  Mitoloji deyince, başta Yunan-Roma mitolojisi diye bir kavram akla gelir. Oysa bir öykünün Yunanca ya da Latince yazılmış olması, o öyküyü ne Yunan’a, nede Roma’ya mal eder. Söz konusu Akdeniz mitolojisidir ve anavatanı Anadolu’dur.

Yunan ve Roma mitolojisi insan soyunun bin yıllar önce neler düşünmüş, neler duymuş olduğunu gösterir. Böylece, doğayla ilişkilerini son derece azaltan uygar insandan çıkarak, doğayla iç içe yaşayan insana varılabilir. Dünya gençtir, insanlar doğanın ortasında toprağa bağlıdırlar; günlerini ağaçların, denizlerin, tepelerin, çiçeklerin arasında geçirirler. Gerçekle gerçek dışı daha pek ayrılmamıştır.

  Bugün elimizde bulunan öykülerin ilk ne zaman anlatıldıkları bilinmemektedir. Bu öyküler dilden dile dolaşmaya başladığında, Yunanlılar ilkel çağı çoktan geride bırakmışlardır. Yunanlılarla birlikte insanoğlu evrenin en önemli varlığı olmuştur. Daha önce insanoğluna pek aldıran yoktu. Yunanlının yarattığı tanrılar insan biçimindedir. Mısırlı, düş gücünün neler yaratabileceğini göstermek istercesine, tanrısını kedi başlı bir kadın olarak düşünmüştür. Taşlardan dev gibi yaratıklar ortaya çıkarmıştır. Mezopotamya tanrılarının da insanla ilgisi yoktu. Kuş başlı adamlar, boğa başlı aslanlar şeklindeydiler. Başka bir deyimle, yaratıcının yalnız kendi kafasında bulunan gerçek dışı varlıklardır. Eski Yunan’dan önce insanlar bu tanrılara taparlardı. Aradaki büyük değişikliği anlamak için, bir Zeus’un, bir Apollon’un heykelini göz önüne getirmek yeterlidir. İnsan biçimindeki ölümsüzler, aslında dünyaya akılcı bir düzen getiriyorlardı.

  Yunanlılar Olympos dağındaki ölümsüzlerin neler yiyip içtiklerini, nasıl eğlendiklerini bilirlerdi. Aslında onlardan korkarlardı, ama Hera’nın kocası Zeus’u başkasıyla suçüstü yakalama öyküsüne de çok gülerlerdi. Tanrılarla insanlar arasında bir içtenlik sürüp giderdi. Yunan mitolojisinin yarattığı mucize; insancıl bir dünya ve her şeyi bilen, her şeyin üstündeki o bilinmeyen varlığın saldığı korkunun yok oluşudur.

  Mitolojide büyünün yeri yoktur. Yunanlılardan hem önce, hem de sonra büyük önem taşımış olan yaşlı, çirkin büyücülere rastlanmaz. Babillerden beri süre gelen astroloji yerini astronomiye bırakmıştır; yıldızlar insanları etkilemez. Mitolojide, tanrılarla yakınlık kuran rahiplerden korkulmaz. Zeus’un yıldırımlarını fırlattığı olur, ama böylesi olaylar azdır. İlk Yunan mitologları, korku dünyasını, başarıyla bir güzellik dünyasına çevirmişlerdir.

 Yunan mitolojisi daha çok tanrılarla, tanrıçalarla ilgili öykülerden oluşmuştur ama Yunanlıların kutsal kitabı olarak okunmamalıdır. Çağdaş mitoloji anlayışına göre, gerçek bir mitosun dinle hiç ilgisi olamaz, asıl ilgisi doğayla kurulmuştur. Bu masallar insanların, hayvanların, ağaçların, çiçeklerin, güneşin, ayın, yıldızların, fırtınaların, depremlerin nasıl olduğunu anlatır.

  Yunan mitosları, uygarlığın beşiği olan Akdeniz kıyılarında ve Ege bölgesinde yaşayan insan topluluklarının sanatı, ahlak, din ve aile kurumları ve siyasal yaşamı üzerinde derin etkiler yapmıştır. Gerçekten bu mitoslarda eski Yunan inancı, düşüncesi, Yunan yaşama biçimi vardır. Başka ulusların mitolojilerinden alınan, ama çoğu Yunanlılar tarafından uydurulan ve dinlerin temelini oluşturan bu mitoslar artık sanat ve edebiyata aktarılmıştır.

 Mitolojinin doğuşunun anlaşılması için, insanoğlunun çok eski zamanlardaki yaşamına bakmak gerekir. İlkel insan da, tanımak ve bilmek gereksinimi içindedir. Doğa olaylarının nedenlerini, nereden gelip, nereye gittiğini, yaşamın ne olduğunu, ölümün sırrını bilmek istemektedir. İlkel insan bunlara bir açıklama bulmaya çalışır. Her şey onun için şaşırtıcı ve korkutucudur. Doğa olaylarının akılcı bir açıklamasını yapamaz. Bu yüzden evreni doğa üstü yaratıklarla doldurmak gerekir. Bu doğa üstü varlıkların yaşayışını, davranışlarını ve karakterlerini insanlarınkine benzetir. Fakat bunların insanlarla eş olmayan güçleri, yetenekleri, erdemleri ve kötülükleri olmalıdır. Bu tanrılar ortaya çıkarıldıktan sonra, bunlar hakkında çeşitli masallar uyduruldu ve mitoloji doğmuş oldu.

  Yunanlılar bütün bu masalları kendileri uydurmamışlardır. İlişki kurdukları uluslardan, Mısırlılardan, Asurlardan, Fenikelilerden almışlardır. Onları kendi inançlarına katarak masallarla süslediler. Bu masallar bir kez doğunca, olduğu gibi kalmayıp, kuşaktan kuşağa geçerek büyüyüp çoğalmıştır. Daha sonra bu masallar yazıya dökülür. Ozanların, tragedya yazarlarının ve filozofların çabalarıyla güzelleştirilir.

Mitosun bunca yüzyılı aşıp, tek tanrılı dinlerin yasaklarından sıyrılıp günümüze kadar gelebilmesinin nedeni, insanları düşündüren, duygulandıran birçok şeyin bu efsanelerde olduğundan daha açık, daha güzel, daha yüce olarak söylenmemesidir. Çünkü Yunan efsanesi zenginliğini; doğa ve insanlar, kültür ve sanat, bu dünya ve öteki dünya yani en geçici ve en kalıcı şeylerden almaktadır. Yunan tanrılarının her biri bir karakter, canlı birer yaratıktır. Yunan efsanelerinin her birinde insan ruhu üzerinde derin bir bilgi göze çarpar. Mitos, kendine özgü bir dille konuşur ve insanların düşündüğü, inandığı, yarattığı her şeyi söylemektedir. Mitolojinin verileri yüzyıllarca yaşamış ve her sanat alanına konu olup işlenmiştir. Müzikten heykele, resimden edebiyata kadar her dalda mitolojik konulara rastlamak mümkündür.

Kaynak: sanattarihivearkeoloji.com