Gönderen Konu: Türkülerde, sözlü kültür geleneğinde Hüma ve Anka  (Okunma sayısı 4551 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimiçi Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4650
  • Teşekkür: 53
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Gerek edebiyatta, gerekse sözlü kültür geleneğinde kuşlarla ilgili tasvir, benzetme ve inanış motiflerinin önemli bir yer tuttuğu görülür.  Şiir, hangi edebiyat ekolü içinde olursa olsun kendine özgü benzetme ve hayaller taşır. İster halk şiirinde olsun, ister divan şiirinde olsun bu benzetme ve hayaller içerisinde kuşlar  önemli bir yer tutmaktadır. Halk şiirinde en fazla rastladığımız kuşları  önem sırasına göre şöyle sıralayabiliriz: Bülbül,  turna,  keklik, şahin, hüma ve ördek, kaz, kuğu gibi yüzücü kuşlar. Görüldüğü gibi  bu kuşlar içerisinde hüma geride yer almaktadır. Ancak hüma kuşu ile ilgili benzetme ve ifadelere dikkat ettiğimiz zaman  bu kuşun, başka hiçbir kuşa benzemeyen, sadece kendine özgü  bir sembol ve mecaz olarak ele alındığını görürüz.

Bülbül, bütün edebiyatlarda her zaman  baş köşeyi işgal etmiştir. Şiirde iki kişi vardır; seven ve sevilen. Bülbül, şairin kendisini, aşığı temsil eden sembol olduğundan  en yaygın benzetme unsuru olmuştur. Ancak bülbülün bu  motifle yer alması daha ziyade Divan şiirine mahsus bir haldir. Halk şiirinde zaman zaman  şairi de temsil etmekle birlikte daha ziyade bir tabiat unsuru olarak  karşımıza çıkar. Halk şiirinde bülbülün, daha ziyade tabiat ortamında ve kendi özelliği ile  yer alan bir kuş olduğunu söylemek yanlış olmaz. Halk şairinin çevresinde gördüğü kuşlar tasvir edilen doğa tablolarında realitedeki özellikleriyle bulunurlar. Bunlardan birisi de kekliktir. “Keklik gibi sekişini sevdiğim” ya da “Ak elleri keklik gibi kınalı” gibi mısralarda  gördüğümüz benzerlik özelliğini,  kekliğin benzetme motifi  olarak geçtiği bütün şiirlerde görebiliriz. Kekliğin kendine özgü bir sekişi vardır, sevgilinin yürüyüşü sekerektir ve sanki keklik gibidir. Elleri  kınalı sevgili, ellerinin   rengi ile de kekliğe  benzemektedir. Halk şiirinde kekliğe bir doğa unusuru olarak pek az rastlarız. Doğrudan doğruya  benzetme motifi olarak yer alır  ve bu benzerlikte halk şiirinin kendine özgü  doğallık  ve gerçekliği muhafaza edilir.

Halk şiirinde en fazla yer alan kuşlardan birisi de turnadır. Turna, hem benzetme motifi olarak yer alır, hem de özel görev ve anlamlar yüklenmiş bir kuş olarak karşımıza çıkar.1 Turnanın  halk şiirinde en yaygın özelliği haberci kuş olmasıdır:

“Allı turnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle”


Bendi ile başlayan anonim halk türküsündeki ve diğer birçok şiir ve türkülerdeki bu haberci kuş fonksiyonu  şüphesiz turnanın bir göçmen kuş oluşundan kaynaklanmaktadır. Eski Türklerde de  turnanın haberci kuş özelliği taşıdığını, hatta Tanrının elçisi gibi görüldüğünü öğreniyoruz.2
 

Halk şiirinde turnanın haberci kuş özelliğinin yanı sıra sevgiliyle arasında benzerlik kurulduğunu görmekteyiz. Ama daha da önemlisi sözlü geleneğimizde  turnayı öldürmenin uğursuzluk getireceği,  turna telinin uğur sayıldığı, turnanın akıllı ve uğurlu bir kuş sayılması gibi özellikleri dikkate alınınca turnanın doğada mevcut bir göçmen kuş olmasına rağmen  tabiatüstü görevler verilmiş, yarı mitolojik bir kuş olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Halk şiirinde konu edilen kuşlar içerisinde  doğrudan doğruya mitolojik olan kuş, hüma kuşudur. Zira hüma gerçekte   var olmayan ama var olduğuna inanılan bir kuştur.  Ansiklopedik tanıma göre “Hint Okyanusu adalarında bulunan, güvercin büyüklüğünde, zümrüt yeşil kanatlı, kemikle beslenen, üzerinden geçtiği kişilere zenginlik  ve mutluluk getireceğine inanılan mitolojik kuş.”3 Devlet kuşu, talih kuşu da denilen hüma kuşuna hem de bir masal kuşudur, desek yanlış olmaz.   Bir masal dağı olan Kaf Dağı'nda, Okyanus adalarında veya Çin'de yaşadığına inanılan  hüma kuşu, serçeden biraz büyük, yeşil kanatlı, sarı gagalı, boz saksağanı andıran bir kuşmuş. Bu  kuşun ayaksız olduğu, dirisinin ele geçmediği, kemikle beslendiği ve hiçbir kuşu incitmediği belirtilir. Hüma-yı bezya-yı din tamlaması Peygamberimiz için kullanılan bir deyimdir: Nice Tayyar o sebük-pay-ı cihan-peyma kim/Ana hem-per olamaz hiç ne Anka, ne Hüma4 Hüma kuşunun uçarken yumurtladığına, yavrusunun yumurta havada iken yumurtanın içinden çıkıp hemen uçmaya başladığına inanılır. Müracaat ettiğimiz bazı kaynaklara göre hüma kuşunun gerçekte yaşayıp yaşamadığı ve eğer gerçekse de nerede yaşadığı bilinmeyen bir kuş olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bazı kaynaklar da mekan belirtmektedir: “Hüma kuşudur ki murg-i ma'ruftur. Çin Cezayir'ine mahsustur. Gıdası üstühandır.”5
Hümanın gerek halk arasında, gerekse Osmanlı Türkçesinde  özel terkiplerle de kullanıldığını 'başına devlet kuşu konmak' ifadesinde olduğu gibi kimi zaman deyimleştiğini görürüz. Hüma ile ilgili bazı terkipler şu anlamlarla kullanılmıştır: Hüma-paye, çok yüksek dereceli anlamında kullanılan bir sıfat;   hüma-pervaz, hüma gibi yükseklerden uçan, idealleri yüksek olan; hüma-saye, iyiliksever; hüma-yı ikbal, devlet kuşu, talih, uğur, şans
Halk inanışları arasında hüma kuşu devlet kuşu olarak yer alır. Halk inanışına göre hüma kuşu çok yüksekten uçar, bu kuşun gölgesi kimin başına düşerse o kişiye talih getireceği, kısmetinin açılacağı, bereket ve bolluğa kavuşacağı inanışı mevcuttur.Ani ve önemli bir şans ve kısmet elde eden kişiye halk, başına devlet kuşu kondu, der. Masallarda bir yerin padişahı  ölünce yeni padişah seçiminin devlet kuşu uçurma aracılığı ile olduğunu, bu amaçla kuşun üç defa uçurulduğunu ve üçüncü defa da aynı kişinin başına konarsa o kişinin padişah yapıldığını görürüz. “... O şehrin de padişahı ölmüş, umum dünya toplanmış, kuş uçurup padişah seçecekler. Kuşu uçururlar, dolanıp gelir onun başına konar. Kabul etmezler. Kuşu bir daha uçururlar, yine bunun başına konar, yine kabul etmezler. Üçüncü uçuruşta kuş yine bu adamın başına konar. Bu sefer itiraz edenlere;'namussuzluk etmeyin, o ki kuşa itibarımız var, bunu padişah edeceğiz.' Kalkıp onu vilayete padişah ederler.”6

Yeni padişah seçimi devlet kuşu aracılığı ile oluyor. Yeni padişah seçimi için kuş uçurulması işin tesadüfe bırakılması değildir.  Devlet kuşunun uğur getireceğine dair yukarıda bahsettiğim halk inanışı  masala yansımış olduğundan uğurlu, mübarek  bir kuş olduğuna inanılan devlet kuşu uçurulmakta ve padişah seçimi yapılmaktadır: “   O memleketin de padişahı ölmüş, ahali birikmiş kuş uçuruyorlar padişah seçimi için. Kuş gelir Ahmet Bey'in başına konar. 'Bu nerenin azıntısı, nerenin sızıntısı, hangi dağdan inme ' diyerek bunu azarlar atarlar. Kuşu tekrar uçurrlar, kuş tekrar gelir Ahmet Bey'in başına konar. Bunu alıp kapısız, taasız bir yere koyarlar. Kuş yine geliyor, taşları çekip bunun başına konuyor. Allah gönderdi, vardır bunda bir hikmet, diyorlar.”7

Devlet kuşu inancı mevcut olmakla birlikte masallarda gördüğümüz devlet kuşu uçurma motifine eski halk anlatmalarında ve inanışları arasında rastlamamaktayız. Ancak eski Türk kültüründe hüma kuşu mevcuttu.  Şecere-i Terakime'de belirtilen Oğuz Han'ın yirmi dört torununun damgaları ve kuşları arasında  devlet kuşu hüma da mevcuttur, bu kuşun Çepni boyunun sembolü olduğu belirtilmektedir: “ Çepni'nin manası cesur demek olur. Damgasının şekli budur: Y,  Kuşu devlet kuşu (hümay).”8
Bahaeddin Ögel, Çepni boyunun ongunu  humay (kumay) kuşunun  efsanevi bir ad olmakla birlikte bugün yaşayan kuşlara da verildiğini söylemektedir: “Huma veya hüma, Kırım'da en iyi cins kartallardan  birine verilen  bir addır. Bu kuşun adı, Kırgız lehçesinde  kumay olmuştur. Kırgızlar, (Vulturidae) türünün  en büyük cinsine kumay derler. Bu, akbaba cinsinden, kar-kuşu da denilen büyük bir kartaldır.”9 Hüma kuşu, her ne kadar başvurduğumuz kaynaklardaki tanımlarında mitolojik bir kuş olarak karşımıza çıktıysa da  bizim kanaatimiz hümanın  aynı zamanda vaktiyle yaşayan, belki şimdi de yaşıyor- bir kartal türüne de verilen bir ad olduğudur. Buradan şu sonuca varabiliriz; Anadolu'da halk inanışları arasında ve masallarda yaşayan hüma kuşu ile ilgili inanışın kökeninde  eski Türk kültürü ve inanışı mevcuttur. Eğer hüma, Ögel'de kayıtlı olduğu gibi Kırım'da yaşayan bir kartal türü ise biz kartalın şamanist kültürde kutsal sayılan ya da ongun olarak kabul edilen hayvanlar içerisinde en önemli kuş olduğunu biliyoruz. Eski şaman elbiseleri içerisinde kartalı temsil edenler bir hayli fazladır, şamanın ayin sırasında kıyafetine bürünmeye çalıştığı hayvanlardan birisi de kartaldır. Bunun yanı sıra Yakut şamanlarının inancına göre ilk şaman kartaldan doğmuştur. Kartal, Tanrının insanlara göndermiş olduğu kutsal kuş olup onlara  ayin yapmayı, Tanrıya kurban sunmayı öğretmiştir. Kartalın türeyiş mitlerinde önemli bir yere sahip olması Türklerin et yiyen kuşlara büyük saygı gösterdiklerine bir kanıt olabilir. Bu nedenledir ki hem Altaylar, hem de Oğuzlar arasında kartal veya bu türe yakın kuşların çeşitli mevkilerde yer aldığını görürüz.

Oğuz'un soyundan türeyen yirmi dört boyun ongun kuşlarına baktığımız zaman bunların doğada mevcut olan kuşlar olduklarını görmekteyiz. Oğuz boyunun Şecere-i Terakime'de geçen hüma haricindeki diğer  ongun kuşları şunlardır: Şunkar(şahin), Ügi (baykuş türü), Köykenek, Çaylak, Torumtay, Atmaca, Kızıl Kartal,  Beyaz Doğan, Sarıca, karga(?), Sürbükti, Şahin, Anka, Kartal, Ancarı, Yağılbay, Beyaz Şahin.

Şecere-i Terakime'de  Çavuldur'un  sembolünün Anka olduğu  belirtilmekte ve Anka için devlet kuşu, buğdayık ifadeleri de kullanılmaktadır.”10 Kimi zaman Anka(Simurg) ile karıştırılsa da, hüma kuşu farklıdır.   Bazı rivayetlere göre anka da hüma da Kaf dağı'nda yaşamaktadır ve asla yere konmayıp daima yüksekten uçar. Ancak anka  kendine özgü özellikler taşıyan bir kuştur. Kendisinde otuz kuştan alamet bulunduğu, boynunun uzun olduğu, aslında dişi bir kuş olduğu, Allah'ın bu kuş için bir erkek yarattığı ve  bu şekilde çoğaldığı, Necid ve Hicaz taraflarına yayıldığı, yöredeki hayvanları ve çocukları birer birer alıp götürdüğü ve nihayet gazaba uğrayıp nesliyle birlikte yok olduğu Anka hakkında anlatılan mitolojik rivayetlerdendir. Ankanın, halk arasında devlet kuşu olarak bilinen hüma ve musiki kuşu olan kaknüs ile karıştırılmış olduğu, hatta bu yüzden el sanatları ürünlerinde ve halılarda, çok eski dönemden beri ankanın devlet kuşu olarak stilize edildiği öğrenilmektedir.11 Anka ile ilgili mitolojik rivayetlere eski sözlüklerde de işaret vardır: “ Anka, simurg kuşudur ki mevcudu'l-ism ve mefhudu'l-cismdir. Lugat-ı mezbure Arabi'dir. Tavilu'l-unk olmakla Anka dediler. İhtitaf eylediği nesneleri igrap ve idam elyediği için mağrip ile tavsif elyeyip Anka-yı muğrip dediler.”12

Hüma ve anka kuşları mitolojik vasıflara sahip olmakla beraber diğer kuş türlerine benzetilmesi ile de dikkati çekmektedirler. Nitekim doğada yaşayan kuşlar da ister Oğuzların ongunlarında olsun,  ister şaman inancında olsun daha çok mitolojik yönleri ile bilinmektedirler. Mesela kartalın konuşması, turnanın haber getirmesi gibi.

Anka kuşu  masallarda çok geçer,  onun yaşadığı yer de bir masal dağı olan  Kaf dağı'dır. Ancak devlet kuşu uçurma motifindeki kuş değildir. Masallarda  anka ile hümanın görevleri ayrıdır. Ögel'de  Çavuldur boyunun ongunu Bugdayık kuşunun  büyük yırtıcı kuş anlamına geldiği kayıtlıdır.13 Böylece Ögel'de Anka'dan bahis yoktur. Anka kuşunu da ihtilaflı sayarak Oğuz soyunun ongunları dışında olduğunu düşünürsek sadece hümanın bir mitolojik kuş olarak bu ongunlar arasında yer alma-yacağını, bu mitolojik kuş ile doğada yaşayan bir kuşun özdeş kabul edilmiş olduğunu düşünüyoruz. Şunu dikkate almalıyız, o dönemde insanlar tarafından tabiat varlıklarına doğal özellikleri dışında anlamlar yükleniyor, kimi zaman  kutsal sayılıyor, bir boy, ongun kabul ettiği kuşun etini yemiyor, ormanda bu kuşun ölüsünü bile görse ona dokunmayı yasak sayıyordu. Bunların derilerini ise yalnızca şaman kullanabiliyordu.

Mitolojik bir kuş olan Anka kuşu sözlü kültür geleneğimizde bir masal kuşu olarak mevcuttur, mekanı Kaf  Dağıdır. Masallardaki görevi kahramanın yardımcı unsuru olmasıdır, kahramanı zor durumdan kurtaır, bir yerden bir yere taşır:

“Oğlan dışarı çıkana kadar, Zümrüdüanka ayağını dakıp haydi bakalım götürüyor,... Zümrüdüanka guşu oğlanı getiriyor, guşlar padişahına teslim ediyor.”14

“Bu arada zümrüdünka guşu, oğlanın yanına iniyor, bakıyor ki oğlan uyumuş, güneş de yüzüne geliyor. Guş, bu oğlan uyanana gadar ganatlarını yüzüne gölge edi-yor, öylece bekliyor. Oğlan uyanınca zümrüdüanka guşu; dile dilanı, diyor. Eğere bana iyilik yapacaksan, beni yeryüzüne çıkar, diyor. Zümrüdüanka guşu, düşünüyor, daşınıyor, yeryüzüne çıkartması zor amma, madem ki benim yavrularımı kurtardın. Ben de bir iyilik yapim, diyor.”15 Bu masalın devamında Anka kuşu et istediği zaman kahramanın, bacağından bir parça et verdiğini, kuşun bu eti yemediğini, böylece bu kuşun insan eti yemediğini görürüz. Anka kuşunun masallardaki  rolü aşağı yukarı bu örneklerdeki ile aynıdır.       

Göründüğü gibi hüma kuşuna ait edilen bazı özellikler aynıyla anka kuşunu da mal edilmiştir (devlet kuşu olması, Kaf Dağında yaşaması veya onunla bağlantılı olması vs.) Ancak anka, Hint- İran mitolojisinin de etkisiyle öteki dünyada yaşayan veya öteki dünyadan kahramanı aydınlık dünyaya götüren çok büyük kuş olarak geçmektedir.

Bilhassa İran  edebiyatında ve kültüründe Ankanın önemli bir yeri olduğunu görürüz. Masallarda yer alan bu mitolojik kuşun Anadolu masallarına Önasya kültürünün etkisiyle girmiş olduğunu söylemek yerinde olur.

Anka kuşuna hem halk şiirimizde, hem de klasik şiirimizde rastlanır, halk şari Ankayı Kaf dağı ile birlikte ve masallardaki özelliği ile tanır:
 
Anka yaradılıp Kafa gitmezden
Binbir Kaf bekliyor toyumuz bizim (Seyrani)16


Anonim türkülerimizde ve aşık tarzı ürünlerimizde hüma kuşu ile ilgili çeşitli  benzetme ve hayaller görmekteyiz. Halk şiirimizde hüma her zaman gökte uçar ve çok yükseklerdedir:

Karacaoğlan der ki işim doğrusu
Gökte melek yerde hüma yavrusu17

Hüma kuşu gibi yüksek uçucak
Bölük bölük kanatların açacak18

Hüma kuşu yükseklerden seslenir  (türkü)


Anonim türkülerimizde zaman zaman hüma kuşunun göklerde yaşaması vurgulanmıştır. Gökte uçan hüma kuşunun yerle bir ilgisi yoktur, yeryüzünü tanımaz:

Gökte uçan hüma kuşu
Ne bilir dalın kıymatın (türkü)
 
Göğde uçan hüma kuşu
Bilmeyenler atar taşı
Enginlik gönülün işi
Engin ol gönül engin ol (türkü)


Halk şairinin düşüncesine göre hayatta olmayacak şey yoktur. Göğe mahsus hüma kuşu da yere düşebilir, ama şu anonim türkü hüma kuşunun ölümsüz olduğuna dair bir ima taşımaktadır:

Hüma kuşu yere düştü ölmedi
Dünya Sultan  Süleyman'a kalmadı
Dedim yare gidem nasib olmadı
Ağlama gözlerim Mevla kerimdir.(türkü)

 
Hüma kuşu hakkında yukarıda verdiğimiz bilgiler arasında asla yere inmediğini, uçarken yumurtladığını belirtmiştik. Böylece kuluçkaya yatma ihtimali olmayan hüma kuşunun nasıl yumurtladığına dair bilgiyi herhangi bir kaynakta bulamadık. Ama şu manzum bilmece  bize hümanın boğazından yumurtladığını söylemektedir:

Baba der ki bu yurtlar
Issız kalmış bu yurtlar
Kuşlardan hangi kuştur
Boğazından yumurtlar

Baba der ki bu yurtlar
Issız kalmış bu yurtlar
Kuşlardan hüma kuşu
Boğazından yumurtlar


Halk inanışları arasında gördüğümüz devlet kuşu inanışının halk türkülerine de geçtiğini görmekteyiz. Şair, sevgilinin gelişini  devlet kuşunun konması olarak tasvir eder, devlet kuşu uçtuktan sonra bir daha gelip konmaz:

Başındaki poşu mudur
Diyarbekir işi midir
Bugün yarim bize gelmiş
Acep devlet kuşu mudur(türkü)

Uçtu devlet kuşu konmaz
Kirvem uyumuş, uyanmaz (türkü)


Sevgilinin iltifat etmesinin hüma konması olarak değerlendirilmesi ve sevgilinin ulaşılmazlığı sebebiyle hümaya benzetilmesini klasik edebiyatta sıklıkla görürüz. Kalem şairi Gevheri de  sevgilinin hüma gibi yüksekten uçucu olduğunu söyler:

Dilerim ki dame giriftar olasın
Hüma gibi yükseklerden uçan yar.19


Başına devlet kuşunun konması elbette her kula nasip olmaz. Halk inanışı arasındaki devlet kuşunun bazen türküye de aynı şekilde yansıdığını görürüz:

Yüksek kahvelerde lambalar yanar
Her kulun başına devlet mi konar20


Şair bazen hüma kuşunu görmüş gibi tasvir eder: Hüma kuşu gibi boynun uzadır / Yarim gelir deyü yollar gözedir . Bu türküde hümanın boynunun uzunluğuna dair bir ifade ile karşılaşıyoruz.  Halbuki hüma ile ilgili bilgilerimiz arasında böyle bir özelliği görmedik. Uzun boyunlu olma hususiyeti  Anka kuşuna özgüdür. Zaman zaman sözlü kültür geleneğimizde bu iki mitolojik kuşun birbirine karıştırıldığını yukarıda da belirtmiştik.
midena pro tou telous makarize

Çevrimiçi Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4650
  • Teşekkür: 53
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Türkülerde, sözlü kültür geleneğinde Hüma ve Anka
« Yanıtla #1 : 05 Aralık 2008, 23:34:29 »
Hüma kuşu tasavvufi halk şairlerinde  tasavvuf düşüncesiyle birleştirilerek kullanılmıştır:

Yücelerde olur ol hüma kuşu
Dostun muhabbettir aşıka işi
Pirim Hatayi'dir cümlenin başı
Didar ile muhabbete aşk olsun (Hatayî).


Şair, hüma kuşunun bir sırrı ve hikmeti olduğunu, herkesin bunu anlayamayacağını düşünür:

İnayettir onun işi anlamaz değme kişi
Bilin ki bu hüma kuşu aşıkların devletidir. (Sait Emre)


Şair, ruhu hümaya benzetmekte, vücudunu da  hüma kuşunun kafesi olarak görmekte, böylece göklere özgü hümayı vücut kafesine hapsettiğini söylerken aslında ruh ile hüma arasında benzerlik kurarak ruhun özgürlüğünü ve sonsuzluğunu vurgulamaktadır:

Muhyiddin'im hasü'l- has
Her bir sözüm bir nefes
Canım hüma kuşudur
Tenim hümaya kafes


Yunus Emre'nin şiirlerinde hüma kuşu tasavvufi sembol ve unsurlarla birleştirilir, Yunus'a göre derviş hüma kuşuna benzer. Derviş olgundur, Hak yolunda yürüyen bu kişi hüma gibi uğurlu, kademlidir:

Derviş bilir dervişi Hak yoluna durmuşu           
Dervişler hüma kuşu çaylak u baykuş değil21
 
Dervişlik aslı candan geçti iki cihandan
Haber verir sultandan bellidir yad kuş değil


Burada baykuş ve çaylak  aşağı ve adi bir konumda tasvir edilmekte, yücelerin kuşu hüma benzerlik için seçilmektedir. Bu, halk arasındaki inanışla da birleşmektedir. Devlet kuşunun uğur getirmesinin aksine bir evin çevresinde baykuş ötmesi, çatısına baykuşun yuva yapması uğursuzluk olarak nitelendirilir.  Bilhassa da o çevreden veya haneden birinin öleceğinin habercisi sayılır. Halk arasındaki beddualar arasında duyduğumuz 'Ocağına baykuş tünesin' bunun bir ifadesidir.  Yunus bu mısraların devamında hüma kuşunun sultandan haber veren bir kuş olduğunu belirterek, 'bellidir yad kuş değil' diyor. Tasavvufi şiirlerde  sultan, Allah'ı simgeler, hüma kuşuna burada bir kutsiyet verilmektedir. Hümanın reel alemin gökyüzünden başka yedi kat gökyüzünü geçebildiği ve Tanrı'ya ulaşabildiği ifade ediliyor.

Hüma kuşu için cennet kuşu ifadesi de kullanılır. Ögel, Peygamber Efendimizin hadislerinde de geçen bu kuşun cennette oturduğuna, zaman zaman uçarak yedi kat göğün üzerindeki felekler ve burçlar arasında dolaştığına ve hatta Tanrı'ya kadar gidip gelen bir kuş olduğuna dair İslami inanışları  kaydetmekte, Hüma kuşu için ereşilemeyecek yer olmadığından Allah'ın mekansız olduğunu ifade etmek için hüma kuşunun örnek olarak gösterildiğini ifade etmekte ve Yunus'un şu şiiriyle de teyid etmektedir:

Ne erenler geldi geçti, bunlar yurdu kaldı göçtü
Pervaz vurup Hakk'a uçtu, Hüma kuşudur kaz değil (22)


Hüma kuşu ile ilgili tarihi öğelerin ve inanış çizgilerinin 18 Kasım 1991'de kabul edilen Özbekistan Cumhuriyetinin bayrağında bir arma olarak yer aldığını görürüz. Bağımsızlık sembolü olarak bugün Özbekistan Cumhuriyetinin armasının merkezinde asaletin, cömertliğin ve fedakârlığın sembolü olan efsanevî Hûma kuşu, kanatları açık şekilde tasvir edilmiştir.  Armanın alt kısmında (Hüma kuşunun koruması altında) temsilî Özbekistan Bayrağı bulunmaktadır. Bayrağı simgeleyen üç renkten ortadakinin (beyaz olanın) üzerine “Özbekistan” adı yazılmıştır”.23

Türkülerimizde ve halk şiirimizde bir mazmun olarak yer alan, halk inanışları arasında bulunan, masallarda özel bir motif olarak karşımıza çıkan hüma acaba kültürümüze nereden geçmiştir, menşei hangi dönem ve kültüre aittir? Klasik edebiyatta da karşımıza çıkan hüma kuşu müşterek İslam medeniyeti ve kültüründe bulunmaktadır. Önasya kültüründe karşımıza çıkmakta, İran mitolojisinde görülmektedir. Hüma kuşuna klasik edebiyatta daha ziyade sevgiliyle ilgili bir benzetme aracı olarak rastlanmaktadır; hüma kuşu nasıl ulaşılmazsa sevgili de ulaşılmazlık yönüyle hüma kuşu ile benzer; aşığına merhamet etmeyen ve gönlü yüksekten uçucu olan sevgili hümaya benzetilir. Buraya kadar verdiğimiz bilgilerde görüldüğü gibi Hüma kuşunu İslamiyetten evvelki kültürümüzde de görmekteyiz. Hüma kuşu eski Türk mitolojisinde mevcuttur, eski Türk kültüründe bir ongundur, kartal türü bir kuş özelliği taşımaktadır. Büyük bir ihtimalle hüma kuşunun İslamiyyetten sonraki yeri Hint-İran inanışlarının da etkisiyle başka bir boyut üzerinde gelişmiş, et yiyen bu kuş devlet kuşu, yükseklerde uçan küçücük bir kuş özelliğine bürünmüştür. Belki Türk düşüncesinin bilmediğimiz zamanlarında daha farklı bir yeri de vardı. Masallarda padişah seçimi için devlet kuşu uçurma motifini göçebe Türk toplumunun sözlü mahsullerinde görmeyiz. Dede Korkut hikayelerinde veya eski Türk destanlarında da böyle bir motif yoktur. Bunda eski Türk toplumunun devlet sistemi ile padişahlık sisteminin etkisi de sözkonusu olabilir. Halk inanışları arasında gördüğümüz devlet, hüma kuşunun uğur getirmesi inancını ise eski Türk mitolojisine bağlayabiliriz. Altay şamanizminde gördüğümüz yerden göğe uzanan hayat ağacının üzerinde ve göğün beşinci katında tüneyen çift başlı kartal,Tanrı'nın büyük ve güçlü bir bekçisi olup bu kartalın hüma kuşu olduğu belirtilmektedir.24

Tasavvufta karşımıza çıkan, yedi kat gökleri dolaşabilen  ve cennet kuşu olan hüma ise eski Türk kültüründeki kutsiyet taşıyan hüma birbirinden farklı değildir. Eski Türk dini ile ilgili inanışların tasavvufi motiflere kaynaklık ettiğini biz başka inanç unsurlarında da görürüz. Tassavvuf ehlinde gördüğümüz bir keramet sembolü olarak ortaya çıkan don değiştirme, şamanın girdiği kılıkları ve şamanla ilgili inanışları hatırlatmaktadır. Kartal, turna, güvercin gibi kuşlarda rastladığımız don değiştirmeye hüma kuşunda rastlamayız. Ankada da rastlamayız. Bu, konumuz olan kuşların tamamiyle mitolojik olmalarından kaynaklanmaktadır. Don değiştirme bir varlığın başka bir varlığın şekline girmesi olduğuna göre tabiatta var olmayan bir varlığın şekline girmek mümkün olamazdı. Mitolojinin kendi kuralları vardır. Hüma yere inmez.

Netice olarak hümanın  yaygın olmadığını ama sıradan ve basit  bir benzetme öğesi olarak karşımıza çıkmadığını, kendine özgü bir  hususiyetle karşımıza çıktığını, hem türkü ve aşık tarzı şiirimizde, hem masallarımızda, hem de inanışlar arasında  yaşadığını söyleyebiliriz. Hüma gibi mitolojik bir kuş olan Ankanın sadece masallarda yardımcı zümrüdü anka kuşu olarak yaşadığını, şiire girdiği zaman da sadece bu yönüyle bir benzetme unsuru ve mecaz olarak  alındığını görürüz. Bu iki mitolojik kuşun başvurduğumuz ansiklopedik tanımlarda bile birbirini düşündürecek şekilde anlatıldığını, mesela hümanın bildirinin başına alınan tanımlarda görüldüğü gibi Kaf dağında yaşadığına inanılan bir kuş olarak verildiği, ancak her iki kuşun sözlü kültürümüzde farklı olduğu görülmektedir. Birisinin mekanı cennet ve önemli bir özelliğinin cennet kuşu olmasına karşılık diğerinin mekanı Kaf dağlarıdır. Hüma kuşunun mitolojik bir kuş olmasının yanı sıra hem eski kültürümüzde, hem de İslami dönemde dini bir nitelik kazandığını görürüz.

Dipnotlar:
1. Prof. Dr. Şükrü Elçin, “Türk Halk Edebiyatında Turna Motifi”, Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ank. 1988, s. 63-75
2. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi II, Ank. 1995, s. 553
3. Meydan Larousse, C. 9, s. 254 (Hüma Md.)
4. Dr. İskender Pala, Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü, Ank., s. 238
5. Burhan-ı Katı, Ank. 2000, s. 369
6. Saim Sakaoğlu, Gümüşhane Masalları, Ank. 1973, s. 431
7. Behiye Köksel, Gaziantep Masalları Üzerine Bir İnceleme, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Konya 1995, s. 236
8. Ebülgazi Bahadır Han, Türklerin Soy Kütüğü (Şecere-i Terakime), Haz. Muharrem Ergin, s. 52
9. Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi I, Ank. 1998, s. 365
10. Şecere-i Terakime, s. 51
11. Dr. İskender Pala, a.g.e., s. 36-37
12. Burhan-ı Katı, Ank. 2000, s. 21
13. Ögel, a.g.e., s. 264
14. Doç. Dr. Esma Şimşek, Yukarıçukurova Masallarında Motif ve Tip Araştırması, Ank. 2001, s. 183
15. A.g.e., s. 56
16. Âşık Seyranî, Haz. H. Avni Yüksel, Ank. 1987, s. 65
17. Karacaoğlan, Haz. Müjgan Cumbur, Ank. 2001, s. 43
18. A.g.e., s. 188
19. Gevherî Divanı, Haz. Prof. Dr. Şükrü Elçin, Ank. 1998, s. 307
20. Türk Halk Türküleri, İgnacz Kunos, Haz. Doç. Dr. Ali Osman Öztürk, 1998, s. 62
21. Yunus Emre Divanı, Haz. Hüseyn Arif, İst. 1977, s. 266
22. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi I, Ank. 1988, s. 108-109
23. Yrd. Doç. Dr. Cengiz Alyılmaz, “Özbekistan Cumhuriyetinin Armasındaki Hüma Kuşu Tasviri”, Orkun, Ocak 2000, s. 23
24. Ögel, a.g.e., s. III

Alıntı:
Behiye KÖKSEL
halkbilimi.com

İlgili diğer konular:
Türk mitolojisinde "Simurg" motifi
Simurg
midena pro tou telous makarize