Gönderen Konu: Dikili Taşlar  (Okunma sayısı 2566 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Dikili Taşlar
« : 10 Aralık 2008, 20:10:03 »
Dikilitaşların kökeninin, Hz. Musa"dan önceki zamanlara kadar uzadığı kabul edilir. Fakat bu yıllarda yapılanlar ortalama 2 metre boyunda oldukları için pek görkemli sayılmazlardı. Bizi ilgilendirenler, Mısır"da firavunların, bolluktan ne yapacaklarını şaşırdıkları zamanda yapılanlardır.

M.Ö. 1527, Mısır"da tahta II. Tuhtmosis"in geçmesiyle ülkede refah dönemi başlamış ve bu refahın bir simgesi olarak, icraatlarını simgeleyecek bir takım gösterişli yapılar inşaa etmek istemişler. Bu nedenle ilk önce zamanın en görkemli yapısı olan, Karnak Tapınağı"nın giriş kapısına iki adet taş sütun eklemeyi uygun görmüşler. Böylece ortaya çok görkemli dikilitaşlar çıkmış. Bunlardan en önemlileri III. Tuthmosis tarafından yaptırılıp dünyanın dört bir tarafına yayılmış olan dikilitaşlardır.

Dikilitaşlar genellikle tek parça halindeki sütunlardan yapılırdı. Fakat III. Tuthmosis"in yaptırdığı bazı dikilitaşlar, zirve, gövde ve kaide olmak üzere üç kısımdan oluşmaktaydı. Zirve kısmı daima sivri olurdu, yağmur ve rüzgardan dolayı aşınmasını engellemek için madenle kaplanırdı. Gövde kırmızı granit taşından oluşurdu. Kaidesi ise, büyük bir blok halinde dört köşe sağlam bir kaya parçasından imal ediliyordu.

Yapıldıktan sonra nasıl dikildiği ise hala tam olarak çözülememiştir. Bu konuda birçok tez ortaya atılmıştır. Bunlardan en kabul gören yöntem ise şöyledir: Dikileceği yerde iki büyük toprak yığını hazırlanır. Bu iki yığının ortasına temeli granitten oluşan bir kuyu yapılır ve içi kumla doldurulur. Sonra dikilitaş, sol kıyıdan yukarıya doğru, altında tekerlekler bulunan tahta bir kızağın üzerinde kaydırılır. Alt kısmı kuyunun üzerine geldiğinde, kuyunun altında bulunan odacık vasıtasıyla kum çıkarılır ve dikilitaş yavaş yavaş aşağıya doğru batarak en sonunda dikey bir pozisyona ulaşır. Bütün kumlar çekildiği zaman, dikilitaş tam olarak sağlam temele oturmuş olur.

Günümüzde, hala ayakta durabilen dikiilitaş sayısı 21"dir. Birçoğu Roma ve Mısır"da olmak üzere, İstanbul"dan New York"a kadar çeşitli yerlerde bulunmaktadır. O kadar büyük sütunların Mısır"dan diğer ülkelere taşınması hiç kolay olmamıştır. Hatta bazıları yolda kırılmış, parçalanmıştır.

İşte önemli dikilitaşlardan bazılarının hikayesi:

Yer: At Meydanı, Sultanahmet / İstanbul
Firavun: III. Tuthmosis
Yükseklik: 65 Feet (orjinal 95 feet)
Ağırlık: Orjinal 380 ton

III. Tuhtmosis bütün komşu devletlere üstünlüğünü kabul ettirmiş bir firavundur. Kendi adına bir taş diktirmiştir. Bu dikilitaşta, kendisinin Tanrı Ra tarafından seçildiğinden ve kazandığı zaferlerden bahseder. M.Ö. 400"lü yıllarda, Roma İmparatoru Theodosios Mısır"ı ele geçirir ve bu dikilitaşı o zamanlar Roma İmparatorluğu"nun başkenti olan İstanbul"a getirir. Getirirken ya kaza sonucu ya da daha kolay taşıma amaçlı, bir bölümü parçalanmıştır. Bu dev abidenin nasıl dikildiğini ise, kendi yaptıkları mermer kaidenin, Alman Çeşmesi"ne bakan yüzündeki resimlerde anlatmışlardır.

Yer: Central Park, New York / Amerika
Firavun: III. Tuthmosis
Yükseklik: 70 feet
Ağırlık: 193 ton

1869 yılında Süveyş Kanalı"nın açılmasında sonra, Mısır Hidîvi İsmail, Amerika"ya III. Tuthmosis zamanından kalma bir dikilitaş hediye etmiştir. Bu dikilitaş Amerikan ordusu tarafından 1880 yılında New York"taki Quarantine Station"a getirilmiştir. Buradan atlarla, günde 97 feet çekilerek, tam 112 günde Central Park"a ulaştırılmıştır.

Yer: Victoria Embankment, Londra, / İngiltere
Firavun: III. Tuthmosis
Yükseklik: 69 feet
Ağırlık: 187 ton

İngilizler, 1801"deki Alexandria savaşında, Fransızlar"ın işgali altında bulunan Heliopolis"teki Güneş Tapınağı"nda bulunan bu dikilitaşı gözlerine kestirmişler. Fakat 1870"li yıllara kadar bir türlü ele geçiremediler. Eski General, yeni yazar James Alexander"ın, koleksiyonuna eklemek icin uğraşları sonucunda, çok ciddi hasarlar meydana geldi. Daha sonra Fransızlar"la yapılan bir çok görüşme sonrasında Cleopatra"nın İğnesi adındaki bu dikilitaş, İngiltere"ye getirildi.

Yer: Place de la Concorde, Paris / Fransa
Firavun: II. Ramses
Yükseklik: 74 feet
Ağırlık: 227 ton

Yaklaşık 3000 yıl önce Ramses tarafından yaptırılmış olan bu dikilitaş, dikildikten iki ay sonra yıkılıp Louxor"a götürülmüştür. Ancak Napoleon tarafından Fransa"ya getirildikden sonra tekrar ayağa kaldırılmıştır.

Yer: Piazza S. Giovanni, Laterano, Roma / Italya
Firavun: III. Tuthmosis
Yükseklik: 105.6 feet
Ağırlık: 455 ton

III. Tuhtmosis tarafından yaptırılan bu dikilitaş, dünyadaki en büyük dikilitaştır. Mısır, Roma İmparatorluğu"nun buyruğu altındayken, İmparator Constantine, onu başkent olan Konstantinapol"e (İstanbul) getirmek istiyordu. Fakat bu dileğini gerçekleştiremeden ölünce, yerine geçen oğlu Constantius, dikilitaşı Roma"ya getirip, Maximus meydanına diktirmiştir. Daha sonra bilinmeyen bir tarihte ve bilinmeyen bir nedenden dolayı dikilitaş devrilmiştir. Bundan yüzyıllar sonra dikilitaşın sadece 23 feet"lik bir bölümü bulunup Piazza S. Giovanni"ye dikilmiştir.

Yer: St. Peter"s Square, Vatikan / Roma
Firavun: Bilinmiyor
Yükseklik: 83 feet
Ağırlık: 331 ton

Bu dikilitaşın nerede, ne zaman ve kim tarafından yapıldığı, kimse tarafından bilinmiyor. Hakkında bilinenler, İmparator Augustus tarafından Alexandria"ya dikildiği ve daha sonra İmparator Caligula tarafından Vatikan Meydanı"na taşındığıdır.

Yer: Karnak Tapınağı, Luxor / Mısır
Firavun: Hatshepsut
Yükseklik: 97 feet
Ağırlık: 323 ton

Hatshepsut, tahta oğlu III. Tuhtmosis"in geçmesi üzerine Karnak Tapınağı"na üç adet dikilitaş yaptırmıştır. Bunlardan ancak bir tanesi günümüze ulaşmıştır. Dikilitaşlarda, kendisinden, I. , II. ve III. Tuhtmosis"ten bahsetmiştir.

Alıntı: bilgiportal.com
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Dikili Taşlar
« Yanıtla #1 : 10 Aralık 2008, 20:10:30 »
Eminim bir kısmınız İstanbul'a geldi veya orada yaşıyor. Ve yine eminim ki bir çoğunuz Dikilitaşlar'ı duydu. İstanbul'un tam orta göbeğinde, eskiden "At Meydanı" veya "Hipodrom"; bugünlerde ise "Sultan Ahmet" meydanı dediğimiz yerlerde uçları sivri nesneler bulunurdu. Dikilitaş denilen bu eserler, nerelerden getirilmiş ve bu meydana neden dikilmişti.. bunu hiç merak ettik mi?

Merak ediyor ve bilmiyorsanız buyurun seyahatimize Mısır'dan başlıyoruz.

18. Sülale kuruluyor:
MÖ 1770-1570 yılları arasındayız. Eski Mısır büyük bir tehlike yaşıyor. Ekonomide, askeriyede ciddî bir durgunluk var. Derken Kafkaslar'dan inen ve Mısırlılar'ın (Heka-Heswut), Yunanlılar'ın ise (Hyksos) ismini verdikleri Hurlar'ın bir kolu olan Hiksoslar Mısır'ı işgal ediyorlar. Mısır'a kuzey doğudan giren Hiksoslar deltaya tamamen hakim oluyorlar. Mısır'da Avaris şehrini kurup kendilerine merkez ediniyorlar. Askerî bakımdan bu başarıyı gösteren Hiksoslar kültürel manada Mısır'ı bir türlü etkileyemiyorlar. Ve Mısır içten içe teşkilatlanmaya başlıyor. Özellikle Teb firavunları bu teşkilatlanmayı hızlandırıyorlar. Nitekim I. Ahmes 1570 senesinde Hiksoslar'ı yenilgiye uğratmayı başarıyor ve onları Mısır'dan kovuyor. I. Ahmes böylece Teb şehri prensi sıfatıyla 18. Sülaleyi kuruyor.

Altınçağ başlıyor:
Bu devir Mısır tarihinin en görkemli zamanıdır. İşte bu yüzdendir ki Mısır firavunları icraatlarını ilân etmek istemişler ve bunu da tahmin edeceğiniz üzere dikilitaşlarla dile getirmişlerdir. Yeni imparatorluk diye de isimlendirilen bu devrin, önde gelen isimlerinden biri de II. Thutmossis (1527-1503)'dir.

Thutmossis ve eşi Hat-Şeb-Sut zamanında imar faaliyetlerine ağırlık verilmiş Karnak Tapınağı'na birçok ilâve yapılarak iki de sütun diktirilmiştir.

Fakat bizi asıl ilgilendiren firavun o değildir. Diktirdiği sütunlar bugün dünyanın dört bir yanına dağılmış olan firavun III. Thutmossis'dir.

III. Thutmossis (1502-1447):
Yarım asırdan fazla Mısır Tahtı'nda kalan III. Thutmossis geniş çapta fetih hareketlerinde bulunmuş, bütün komşu devletlere üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Hattâ Kıbrıs Kralı'nı bile itaatine almayı başarmış, ülkesini refaha kavuşturarak bir cihan devleti haline getirmiştir. Bundan sonra III. Thutmossis de kendi için taş dikmek istemiştir. Hemen bu taşların yapımına başlanır. Dikilitaşlar üç kısımdan oluşmaktadır: Zirve, gövde ve kaide. Zirve kısmı daima sivri yapılır ve madenle kaplı olurdu ki bu da onun yağmur ve rüzgâra karşı aşınmasını engellerdi. Gövde kırmızı granit taşından imâl edilmişti. Kaidesi ise, büyük bir blok hâlinde dört köşe sağlam bir kaya parçasından imâl ediliyordu. Evet artık dikilitaş hazırdı. Sıra üzerine yazılacak yazıya gelmişti.

Herşey konuşur; dikilitaşlar'da:
(İstanbul'a getirileni inceleyecek olursak) Bu taşın uç kısmında III. Tutmossis'in Tanrı Amon-Ra'ya dua eder vaziyetteki tasviri kazınmıştır. Esas cephesinde ise (yani Alman çeşmesine bakan kısmı); III. Thutmossis'in büyüklüğü, onun her iki tacın yani aşağı ve yukarı Mısır'ın hakimi olduğundan, Tanrı Ra gibi krallığının da baki kalacağı anlatılır. Kendisinin Tanrı Ra tarafından seçildiğinden ve ebedî hayatı kazanmak amacıyla babası Ra'ya bu kırmızı granitten taşları diktiğinden bahseder. Bu yüzün tam arkasında ise "Kendisine ana Tanrıça Ma'at tarafından taç giydirildiği ve her iki ülkenin de sevgilisi olduğu, ülkenin sınırlarını yerin boynuzu (Naharina) yani Dicle ve Fırat nehirlerine kadar genişlettiği anlatılır. Kuzeybatı tarafında ise "Tanrı anası Neith'in kollarında kral olmak için yetiştirildiğini, bütün ülkeleri fethettiğini, uzun ömürlü olduğunu anlatır. Son olarak bu yüzün arka tarafında bazı tekrarlarla birlikte Naharina'ya büyük bir ordu ile gidip orada büyük çaplı bir zafer kazandığı yazılıdır. İşte İstanbul'daki dikilitaşın söyledikleri bunlar. Peki bu dikilitaşlar niçin İstanbul'a getirilmiştir?

Mısır'dan Konstantinapolis'e:
Tarihin ilk çağlarında bugünkü İtalya'nın Roma şehrinden taşarak, önce Avrupa, sonra da Balkanlar'a, Anadolu'ya ve Orta Doğu ile Mısır'dan Kuzey Afrika'yı ele geçiren bir devlet vardır. Roma İmparatorluğu ismini verdiğimiz bu devlet başkent Konstantinapolis'te hükümranlığının timsali bir alan oluşturma çabasındadır. Hakim olduğu toprakların her birinden getirilen abidelerle süslü bir alan. Bir bayram yeri, bir gösteri merkezi. Burası eski adıyla "Hipodrum" yeni adıyla Sultan Ahmet Meydanı'ndan başka bir yer değildir. İmparator Theodosios işte bu hükümranlığın nişanesi olarak hakim olduğu Mısır topraklarından ülkesinin başkenti Konstantinapolis için getirteceği abideyi seçmişti bile. Bu abide, üzerinde III. Thutmossis'in, hükümranlığının Tanrı Ra gibi ölümsüz olacağını yazdığı meşhur dikilitaştan başkası değildir. Kırmızı granitten yapılmış dikilitaş gemiye yüklenmiş başkente doğru yola çıkmıştır. Ortalıkta ne III. Thutmossis'in hükümranlığı vardır, ne de tanrı Ra'nın ölümsüzlüğü. MÖ 390'larda İstanbul'a getirildiği tahmin edilen dikilitaş, 33 gün içinde gemiden karaya çıkarılarak Romalılar'ın ünlü Hipodrom meydanına dikilmiştir. Bu dev abidenin nasıl dikildiğini merak ediyorsanız Romalılar'ın bunu da atlamadığını söylemek isterim. Zira Dikilitaşın Romalılarca yapılan mermer kaidesinin Alman Çeşmesi'ne bakan yüzünde bu taşı nasıl diktiklerini resimlerle anlatmışlardır.

Sanata dost Osmanlılar:
Osmanlılar 1453 senesinde Konstantiniyye'yi aldılar ve İstanbul yaptılar. Halka dokunmayan bilakis koruyup kollayan Osmanlılar, aynı hassasiyeti Romalılar'ın bıraktığı tarihî eserlere de gösterdiler. İşte dikili taşlar bunun en önemli nişaneleri olarak bugün hâlâ öylece durmaktadırlar. Osmanlı onları yok etmemiş, aksine korumuştur. Hattâ Hipodrom Meydanı'nı Sultan Ahmet Camii'nin inşaatı esnasında doldurması gerektiğinde dikilitaşların etraflarına duvarlar örerek onları korumasını da bilmiştir. Yıkılma tehlikesi geçiren Çemberlitaş'ın etrafına çemberler sardırmış ama asla yıktırmamıştır.

Sadece bu hâdise bile, ecdadımızın farklı kültürlere ve bu kültürlerin meydana getirdiği eserlere karşı saygısını açıkça göstermektedir. Günümüz dünyasında bile, milletler hâlâ bu olgunluğa ulaşamamış; farklı kültürlere karşı yok edici, asimile edici yaklaşım ve anlayışları terk etmemiştir.

Milletimiz ise, tarih boyunca, hep o kendisine yakışan saygı, sevgi, ve hoşgörüye dayalı tavrını sergilemiş; birlikte yaşadığı insanların inançlarına, kültürlerine, ortaya koydukları sanat eserlerine karşı en ufak bir saygısızlık göstermemiştir. Bu anlayış, bugün bile bütün insanlığın arzuladığı, hedef olarak ortaya koyduğu, fakat bir türlü gerçekleştiremediği bir anlayıştır. Ayrıca bu durum, insanlığın ecdadımızın o geniş ufkuna, bütün insanları, kültürleri kucaklayıcı anlayışına ne kadar muhtaç olduğumuzun da en güzel bir delilidir.

Alıntı: frmtr.com
midena pro tou telous makarize