Gönderen Konu: Yazının Gelişimi  (Okunma sayısı 1159 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Yazının Gelişimi
« : 17 Aralık 2008, 23:40:59 »
Harfler bir ülkeden öteki ülkeye,bir ulustan öteki ulusa geçerken bir başka gezi daha yapıyor.:Taşların üzerinde papirüse ,papirüsten mumlu levhalara,mumlu levhalardan parşömene ve parşömenden de kağıda geçiyorlardı.Kumlu toprağa ekilen bir ağaç,killi ve bataklık bir alana ekilen ağaçtan nasıl değişik şekilde büyürse;harfler de taştan kağıda geçen süreçte öylece görünüşlerini ve biçimlerini değiştirdiler.Taş üstünde dik ve dümdüz yükseliyor,kağıdın üzerinde yuvarlaklaşıyordu.Balmumu üzerinde de yıldız biçiminde kıvrıldılar.Balçık üstünde çivileştiler,yıldız iğne biçimi aldılar.Hele kağıt ve parşömen üzerinde sürekli kıllık ve biçim değiştirdiler.

Yazı yazmak için çok çeşitli araçlar kullanılmıştır.Hiç elimizden düşürmediğimiz kağıt kalem dünün icadıdır.Biraz daha öncelere,ilk insanların resimlerden yazının henüz doğmakta olduğu çağlara dönersek o zaman yazı yazmanın inanılmayacak kadar zor olduğu görülür.Çünkü o günlerde bu iş için gereken araçlar yoktu.Herkes,ne ile neyin üzerinde nasıl yazacağını kendisi düşünüp bulmak zorundaydı.

O dönemin araçları arasında taş,koyunun kürek kemiği,balçık yaprağı,çanak çömlek parçaları,yırtıcı hayvan derileri ve ağaç kabukları gibi şeyler hep bu dönemde kullanılıyordu.Bütün bunların üzerine sivriltilmiş bir kemikle ya da çakmak taşıyla kaba bir resim çiziktirmek mümkündü.

İslam Peygamberi Hz.Muhammed, kutsal kitap Kuran-ı Kerim'i koyunları kürek kemiği üzerine yazdırmıştı.Eski Yunanlılar ,halk toplantılarında oylarını şimdi yapıldığı gibi kağıt üzerine değil de,çanak çömlek(ostrakon)lar üzerine yazarak verirlerdi.

Papirüs bulunduktan sonra bile birçok yazarlar,yoksulluk yüzünden yazılarını çamka çömlek parçaları üzerine yazmak zorunda kalmışlardı.Eski yunan bilginlerinden birinin kitap yazmak için evindeki bütün çanak çömleği kırdığını anlatırlar.görevle Mısır'da bulunan eski Romalı asker ve memurlar;bir aralar,papirüs yetersizliğinden hesap pusulalarını çanak çömlek parçaları üzerine yazmışlardır.

Ama palmiye yaprakları ile ağaç kabukları yazı yazmaya çok daha uygundu.Papirüs bulunmadan çok önce bunların üzerine iğne ile yazı yazılmaktaydı.Hindistan'da ,bir çok kitap palmiye yaprakları üzerine yazılmıştı.Yaprakların kenarları bir ölçüde kesildikten sonra iplikle dikiliyordu.Bu kitabın kenarları altınla yaldızlanır ya da renk renk boyanırdı.Böylece çok güzel bir kitap meydana gelmiş olurdu.Ormanca zengin olan ülkelerde kayın ve ıhlamur ağacı kabuklarından yapılmış yapraklar üzerine yazı yazılırdı.

Bununla birlikte çok eski çağlardan itibaren bir yazı yazma yöntemi vardır;onu bügünde kullanmaktayız.Bu taş üzerine yazı yazmadır.

Taştan kitap,kitapların en uzun yaşamlısıdır.Bunda 4000 yıl önce, eski Mısır mezar tapınaklarının duvarlarına yazılmış olan upuzun hikayeler günümüze kadar gelmiştir.
 

Çamurdan Kağıda

İnsanlar çok eskiden beri taştan daha hafif,ama onun kadar dayanıklı bir" nesne" aradılar.
Tunç üzerine yazmayı denediler.Bir zamanlar sarayları ve tapınaklarını süslemiş olan üzerleri yazılı tunç levhaları bugün de görmek mümkündür.Bazen bu levhalardan birinin bütün bir duvarı kapladığı da olurdu.Levhanın iki yüüne yazı yazılmışsa,levha bir zincirle asılırdı.

Anlatırlar;Fransa'da Blois kentinde ,tunçtan bir kilise kapısı vardır.Bu kilise kapısı bir kitabı andırır.Kapının üstünde Kont Etienne ile Blois kenti arasında yapılmış bir antlaşma yazılıdır.Bu antlaşma gereğince halk,Kont'un şatosu etrafına bir duvar çekmeyi kabul ediyor;buna karşılık Kont da şaraptan aldığı vergiyi halka bağışlıyordu.Şarabı içenler çoktan dünyadan göçtüler, etrafındaki duvar yıkıldı.Buna karşılık tunç kapının kanadı üzerinde kazılmış olan antlaşma hala durmaktadır.

Bir ilginç yazı yazma yönetimi daha vardı:
Bir zamanlar Dicle ile Fırat boylarında yaşayan Asurlularla Babilliler çok eskiden kullanmışlardı.Koyuncuk'ta,eski başkent Ninova yıkıntıları arasında Austen Henry Layard adlı bir ingiliz,Asur hükümdarı Asur Banibal'ın kitaplığını buldu.Bu,içinde bir yaprak kağıt bile bulunmayan çok ilginç bir kitaplıktır.Bu kitaplığın bütün kitapları lüleci çamurundandı.

Lüleci çamurundan oldukça büyük ve kalın levhalar hazırlanırdı.Yazıcı yazısını üç köşeli sivri çomağıyla bu levhaların üzerine yazardı.Çomak,çamurun içine batırılıp hızla çekilince kalın başlayıp incecik kuyruk halinde biten bir iz meydana gelirdi.Babilliler ve Asurlular böylece çok çabuk yazı yazarak çivi yazısının düzgün ve incecik satırlarıyla levhaları (tabletleri) doldururlardı.Bu iş bittikten sonra daha dayanıklı olması için çömleköiye verilirdi.Eski Asurlular da çömlekçiler kitap pişirirlerdi.Böylece taş gibi dayanıklı kitaplar oluşurdu.

Asurlular balçık üzerine yalnız yazı yazmazlar,basma da yaparlardı.Değerli taşlardan,kabartma resimlerle süslü merdane biçiminde mühürler kazırlardı.Bir antlaşma yaptıklarında bu merdaneyi balçık tablet üzerinden geçirirlerdi.Böylece table üzerinde çok iyi seçilebilen bir mühür çıkardı.Basmalar üzerindeki desenler bugün bu yolla yapılmaktadır.Rotatif basma makinesi de bu türde çalışmakta ve yazılar merdanenin üzerinde bulunmaktadır.

Papirüs Bulunuyor
Mısırlıların icat ettikleri kitap ise çok garipti.Uzun,çok uzun ve yüz metrelik bir şerit düşünün:Bu şerit kağıttan yapılmışa benzerse de bu genelde "acayip" bir kağıttı.Elinize alıp ışığa tutarsanız,incecik bir çok çapraz çizgilerden yapılmış karelerden meydana geleceği görülecektir.Bir parçasını koparırsınız,gerçekten de tıpkı hasıra benzeyen bir takım-eritlerden örülü olduğu kolayca anlaşılır.Görünüşte bu kağıt;sarı,parlak ve perdahlıdır.Balmumu levhalar gibi kolay kırılabilir de...

Üzerindeki satırlar şeridin uzunluğunca değil de,dikine ;onlarca,hatta yüzlerce sütünlar halinde yazılmıştır.Eğer satırlar şeridin uzunluğunca yazılmış olmasaydı,her satırı okumak için şeridin bir başından öteki başına kadar gidip gelmek gerekirdi.

Bu garip kağıt kendisinden daha garip bir bitkiden elde ediliyordu.Nil kıyılarının bataklık yerlerinde çıplak,uzun gövdeli ve tepesinde püsküllü olan yine garip görünüşlü bir bitki yetişmekteydi.

Bu bitkinin adı papirüstü.Dil bilim olarak da kelime bir çok dilimize geçmiştir.Papier(Almanca ve Fransızca),paper(İngilizce) olarak dünya dillerinde örnekleri vardır.(Bu konuda daha ayrıntılı bilgiyi icatlar bölümünce bulabilirsiniz.)

Yazı Yazmada Kulanılan Araçlar
Mumu bilmeyenimiz yoktur.Balmumundan bir kitabı görenlerimiz ise çok azdır.Yağ gibi eritilebilen bir kitap,tuğla kitaplardan da ,şerit kitaplardan da çok daha yadırgatıcıdır.

Romalıların icat ettiği balmumundan kitapların neredeyse geçen yüzyılın başarında,Fransız devrimine kadar kullanıldığını bilenler pek azdır. Balmumundan kitap bizim cep defterimiz büyüklüğünde birkaç levhadan yapılmıştır.Her levhanın ortasında buraya sarı ya da siyaha boyanmış balmumu doldurulurdu.Bu levhaların iki köşesinde delikler vardır.Bu deliklerden geçirilen kurdelalarla,levhalar birbirine bağlanarak bir kitap halini alırdı.Birinci ve sonuncu levhanın dış yüzeylerinde balmumu bulunmazdı.Böylece kitap kapandığında balmumu iç yüzündeki yazıların silinmesinden korkulmazdı.

Bu levhaların üzerine neyle yazılıyordu.Kuşkusuz,mürekkeple değil.Bu iş için bir ucu sivriltilmiş,öteki ucu yuvarlaklaştırılmış çelik kalemler kullanılıyordu.Kalemin sivri ucu ile yazar,yuvarlak ucu ile de düzeltir ya da silerlerdi.İşte bizim silmek için kullandığımız lastiklerin ilklerinden biri de buydu.Balmumu yazı tahtaları çok ucuzdu.Dolasıyla karalamalar,notlar günlük hesaplamalar bunların üzerine yazılıyordu.Roma'ya uzak Mısır'a getirilen papirüs pahalıydı.Bu yüzden de yalnız kitap yapmakta kullanılıyordu. 

Ancak şimdi kurşun kalemin ve ucuz kağıdın ortaya çıkışından sonra balmumu levhalardan vazgeçilebildi.Oysa,bir kaç yüzyıl öncesine kadar hiçbir öğrenci kemerinde bir balmumu levha olmadan edemezdi.

Daha papirüsün en parlak döneminde ona zorlu bir rakip türemişti.Parşomen!!!
Çok eski zamanlardan beri çobanlıkla geçinilen uluslar yazılarını evcil ve yaban hayvanı derileri üzerinde yazarlardı.Ama derinin yazı yazmaya uygun bir madde;yani parşomen haline gelebilmesi için iyice terbiye edilmiş olması gerekti.Bakın bu nasıl olmuştu:

Anadolu Yine Önde
Eski Mısır'ın iskenderiye kentindeki kitaplıkta bir milyona yakın papirüs tomarı bulunuyordu.Bu kitapığın zenginleşip büyümesinde,Ptolome Sülalesi'nden gelen Firavunlar çok çalışmışlardı. Böylece İskenderiye kitaplığı uzun yıllar boyunca dünyanın en önde gelen kitaplığı oldu.Fakat bir süre sonra bir başka kitaplık,Anadolu'daki Bergama kenti kitaplığı onunla yarışmaya başladı.O sırda hükümdarlık eden Mısır Firavunu,Bergama kitaplığını acımasızca cezandırmaya karar verdi ve ülkesinden papirüs gönderilmesini yasakladı.Bergama hükümdarı da buna karşılık şöyle bir önlem düşündü:Yurdunun en usta adamlarını yanına çağırıp koyun yada keçi derisinden papirüs yerini tutacak ve yazı yazmaya yarayacak bir madde hazırlamarını buyurdu.İşte o günden sonra Bergama ,Dünyaya parşomen satan bir yer haline geldi.Yunanca "pergament adını alan Parşomen,doğduğu kentin(Pergamon) adını alarak böyle icat olmuştu.Kısa bir süre sonra Parşomeni katlanabileceği ve defter haline getirilebileceği anlaşıldı.Ayrı ayrı yapraklardan dikilmiş kitap da böyle ortaya çıktı.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Yazının Gelişimi
« Yanıtla #1 : 17 Aralık 2008, 23:41:32 »
Zamanla Mısır'da Papirüs daha az üretilmeye başlandı.Hele Araplar Mısır'ı aldıktan sonra Mısır'dan Avrupa ülkelerine olan papirüs gönderilişi büsbütün durdu.İşte ancak o gün parşomen kesin bir zafere ulaştı.
Bu,pek de olumlu bir zafer değildi.Roma imparatorluğu,bu olaydan bir kaç yüzyıl önce kuzayden ve doğudan gelen yarı ilkel kavimlerce yıkıma uğratılmıştı.

Bitmez tükenmez savaşlar bir zamanlar zengin olan kentleri ıssız bir duruma getirmişti.Her geçen yıl yalnız bilginlerden değil,okuma-yazma bilenlerinin sayısını da azaltmıştı.Parşomen,kitap kopya etmeye yarayan biricik araç olarak kaldığında,onun üstüne yazı yazacak kişi de hemen hemen kalmamış gibiydi.

Romalı kitapçıların büyük kopya işlikleri çoktan kapanmıştı.Yalnız kral saraylarında,ağdalı bir dile mektuplar yazan yazıcılar kalmıştı.Bundan başka,kuytu ormanlar da ya da ıssız vadilerde kaybolmuş manastırlarda sevap işlemek için kitap kopya eden keşişlere de rastlamak mümkündü.

Kitap
O çağlarda kullanılan mürekkep de Romalıların ya da Mısırlıların kullandıkları mürekkepten ayrıydı.Parşomen üzerine yazmak için deriye iyice sinen ve silinmesi kolay olmayan,özel dayanıklı bir mürekkep icat olunmuştu.Bu mürekkep,bugün de bir çok mürekkeplerin yapıldığı gibi mazı soyundan(mürekkep kozası), demirsülfattan ve reçineden(yada Arap zamkından) yapılırdı.İşte artık kağıdın icat edilmiş olduğu günlerden kalma eski bir elyazmasında bulunan ve ozaman ki mürekkeplerin nasıl yapıldığını anlatan bir reçete:

"Mazıları bir Ren şarabı içine atarak güneşe ya da sıcak bir yere bırakınız.Elde edilcek sarı suyu bir bezden südükten sonra ve mazıları da ezdikten sonra bu suyu başka bir şişeye doldurunuz.Bunu,unla karıştırmış,demir sülfat katınız.sık sık,bir kaşıkla karıştırınız.Güzel bir mürekkep elde etmiş olursunuz.Mazıların yeter derecede,Ren şarabınında mazıların içinde kaybolacak miktarda olması gerekir.İstediğimiz ölçüyü tutturabilmeniz için demir sülfatı azar azar koyunuz.Mürekkebi kalmenizle kağıdın üzerinde bir deneyiniz.İstediğiniz kadar siyah olmadığını görürseniz,koyutlmak için bir reçine tozu katınız,sonra da dilediğinizi yazınız!"

Bu eski mürekkebin şaşırtan bir özelliği vardı.O mürekkeple yazıldığından önceleri yazının rengi çok soluk olurdu.Aradan bir süre geçtikten sonra yazı kararırdı.Bizim şimdiki mürekkeplerimiz ise ,içlerine boya katabildiğimiz için daha iyidir.Bu nedenle de bunları yalnız okuyan değil,yazan da iyi görebilir.

Bir dönemer nasıl papirüs parşomene yenildiyse,eninde sonunda parşomen de yerini hepimizin bildiği kağıt'a bırakmak zorunda kaldı.

Çinliler Kağıdı Yapıyor
Kağıdı ilk yapanlar,Çinlilerdir.2000 yıl kadar önce ,daha Avrupa'da Yunanlılar ve Romalılar ünlü Mısır papirüsleri üzerine yazı yazarken,Çinliler kağıt yapmayı çoktan biliyorlardı.
Kağıt yapmak için bambu lifleri,bazı otlar ve eski paçavralar kullanılıyordu.Bunları,bir dibek içinde suyla karıştırıp hamır haline getiriyorlardı.Bu hamurdan da kağıt yapılıyordu.
Burada kalıp olarak incecik bambu kamışıyla ipekten kafes şeklinde örülmüş çevreler kullanılıyordu.Kalıbın üzerine kağıt kurumadan biraz dökülüp,liflerin birbirine yapışması ve keçe haline gelmesi için kalıp her tarafa eğilirdi.Su,kafesin deliklerinden akar,kafesin üstünde de ıslak kağıt tabakası kalırdı.Bu tabakayı dikkatle kaldırır,bir tahtanın üzerine serer ve güneşe kurutulardı.Sonunda bu kurutulmuş kağıt yapraklarından bir tomarını tahtadan yapılmış bir baskı aracının altına koyarlardı.

Kağıt Asya'dan Avrupa'ya gelinceye kadar birçok yıllar geçti.
Bu iş bazı aşamalardan geçti:
704 yılında Araplar,Ortaasya'da Semerkant kentini aldılar.Orada ellerine geçirdikleri bir çok ganimet arasında kağıt yapmanın sırrını da alıp ülkelerine götürdüler.Bu yolla Arapların eline geçen kağıt nedeniyle Sicilya,İspanya ve suriye gibi ülkelerde kağıt fabrikaları kuruldu.Suriye'nin Avrupalıların Bambiç diye adlandırıldıkları Manbiç kentinde de bir fabirka kurlmuştu.Arap tacirleri karanfil,biber ve güzel kokular gibi doğu mallarıyla birlikte Avrupa'ya Manbiç kağıdı da götürüryorlardı.Kağıtların en iyisi bütün tabakalar halinde satılan Bağdat Kağıdı sayılıyordu.Mısır'da çeşitli kağıt türleri yapılmaktaydı.Bunların arasında çok büyük tabakalar halinde yapılan "İskenderiye kağıdı" ndan tutun da,güvervin postalarında kullanılan küçücük tabakalara kadar her türlü kağıt vardı.

Bu tür kağıt eski paçavralardan yapılmaktaydı.Siyah benekli bir rengi vardı.Işığa tutulduğunda,yer yer paçavra parçaları bile görülüyordu.

Avrupa'nın kendi kağıt fabrikaları ya da o günlerin deyimiyle" kağıt değirmenleri" görülünceye kadar aradan yüzyıllar geçti.Artık XIII. yüzyılda bu tür kağıt değirmenlerini görmek mümkündü.

Baskının Önderi
Bu sıralarda Almanya'nın Mayence kentinde Johanm Gensfleich Gutenberg adlı bir adam kendi bastığı kitabı;yani,baskı makinesiyle basılan ilk kitabı gözden geçirmekteydi.
Harflerin biçimiyle kitabın düzenli elyazması kitapları çok andırıyordu.Fakat aralarındaki fark yine de uzaktan bile görülüyordu.Siyah ve okunaklı harfler törene çıkmış askerler gibi düzgün ve dimdik duruyorlardı.Yazıcının(hattat) yazı kalmeyile savaşa tutuşan baskı makinesi çok kısa zamanda onu alt etti.Çünkü elle ancak uzun yıllar süresice yapılan kocaman eserler,baskı makinesinde bir kaç günde bastırabiliyordu.

Git gide el yazması bir kitapla baskı makinesinde basılan bir kitap arasındaki benzerlik gittikçe azaldı.Yavaş yavaş harfler yazmak çok zordu.Oysa,baskı makinesi bunu kolayca yapabiliyordu.Böylece kocaman,kalın kitapların yerini baskı makinesinde basılmış ,harfleri okunaklı küçük kitaplar aldı.

Elyazması kitaplardaki her resmi,ressamlar yapmak zorundaydı.Baskı makinesinden basılan kitaplarda ise elle yapılan resimlerin yerini gravürler aldı.Yazı yazan makine,yani baskı makinesi,aynı zamandan resim yapan makineye dönüştü.Böylece birkaç saat içinde yüzlerce gravür" yapmak" mümkün oluyordu.

Bütün bunlar kitapları ucuzlattı.Günümüzün kitaplarında gördüğümüz başlıklar,iç kapaklar,dış kapakklar,gömme başlıklar,bizi hiç şaşırtmaz.Sayfa başındaki sayılar bize çok doğal görünür.Kelimeleri virgülleri gördüğümüzde de "Bu da ne oluyor" diye şaşırmazsınız herhalde.

midena pro tou telous makarize