Gönderen Konu: Antik Yunanistan  (Okunma sayısı 1841 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Antik Yunanistan
« : 21 Aralık 2008, 14:45:45 »
Antik Yunanistan, bugünkü Yunanistan toprakları ve çevresinde yaklaşık 1000 yıl süren ve hristiyanlığın güç kazanmaya başlaması sonucu ışıltısını kaybetmeye başlayan tarihî bir dönemdir.

Balkanlar'a göç eden Yunan kabilelerin kurmuş olduğu Yunan şehir devletleri demokrasinin ilk temellerinin atıldığı yerlerdir. Eshilos, Aristofanes, Evripides, Sofokles, Aristo, Eflatun, Sokrates, Heredot ve Ksenofon gibi büyük filozofların yetiştiği Atina, Sparta, Tebai ve Nakşa gibi büyük şehirler gerek birbirleriyle gerek o dönemin en önemli güçlerinden biri olan Persler ile üstünlük mücadelelerine girmişlerdir.

Antik Yunan uygarlığının zirveye çıktığı, en çok geliştiği dönemler İskender yönetiminde olmuştur. Yunan kültürü içinde bir eğitim almış olan İskender, babası Filip'in ölmeden önce hazırlamış olduğu ortamı kaybetmemiş, Antik Yunan kültürünü batıda Makedonya'dan doğuda Hindistan'a, kuzeyde Fergana'dan güneyde Mısır çöllerine kadar yaymıştır.

Çok tanrılı din inancının hâkim olduğu, toplumun sınıflara ayrıldığı, tiyatro ve mimarinin o dönemdeki en büyük eserlerinin verildiği Antik Yunan medeniyetinin gelişimi Augustus Caesar'ın M.Ö. 27 yılında Yunanistan'ı Achaea eyaleti olarak Roma İmparatorluğu'na bağlaması ile durmuştur. Fakat yine de Antik Yunan kültürü batı medeniyetlerinin temeli olarak kabul edilir. Yunan kültür ve uygarlığının, Avrupa'nın birçok yerinde hüküm sürüp kendinden izler bırakmış Roma İmparatorluğu üzerinde çok büyük etkisi vardır. 14. ve 16. yüzyıllar arasında Avrupa'yı etkisi altına alan Rönesans hareketinin ve Neo-Klasik canlanmanın üzerinde Antik Yunan medeniyetinin büyük izleri görülür.
değerlendirilir. Bazı tarihçiler M.Ö. 1150 yılında yıkılan, Yunanca konuşan Miken uygarlığını da Yunan tarihi içerisinde değerlendirirler. Buna

Kronoloji  Yunan medeniyetinin başlangıcı ve bitişi hakkında kesin ya da dünyaca kabul görmüş herhangi bir görüş yoktur. Genel olarak Roma İmparatorluğu'ndan önceki dönemler Antik Yunan tarihi olarak rağmen birçoğu ise Miken uygarlığını etkilemiş olan Girit Uygarlığı'nın daha sonraki Yunan kültürlerinden çok farklı olduğunu öne sürerek sınıflandırmayı ayrı yaparlar.

Günümüzde Yunanistan'da okul kitaplarında "eski zamanlar", Miken felaketiyle başlayan ve ülke topraklarının Roma İmparatorluğu tarafından fethedilmesine kadar olan 900 yıllık bir dönemi kapsamakta olup, sanat, kültür, ve politika temelinde üç bölüme ayrılabilir.

 
Partenon tapınağı, YunanistanTarihî dönemler Yunan karanlık çağları ile başlar (M.Ö. 1100 - 800). Bu dönemde sanatçılar amforalar ve çeşitli çömlekler üzerine üçgen, kare, çember gibi geometrik şekiller yapmışlardır. Arkaik Dönemler'de ise ayakta duran gerçekçi gülümsemelere sahip heykeller yapılmıştır (M.Ö. 800 - 490). Klasik Dönemde sanatçılar Parthenon gibi eserler vermeye başlamışlardır (M.Ö. 490 - 323). Büyük İskender'in ülkeyi fethiyle başlayan ve aynı adla ya da Helenistik Dönem diye anılan dönemde ise (M.Ö. 323 – 146) Antik Yunan Kültürü Mısır ve Baktria kültürüne de katkıda bulunmuştur.

Geleneksel olarak Antik Yunan döneminin başlangıcı M.Ö. 776'da ilk Olimpiyat Oyunları'nın yapılması olarak alınır. Ama birçok tarihçi Yunan Kültürü'nün geçmişini M.Ö. 1000'lere kadar yayar. Fakat çoğunlukla kabul gören bitiş tarihi M.Ö. 323'te Büyük İskender'in ölümüdür. Bir sonraki dönem ise Romalıların ülkeyi ele geçirmesiyle başlayan uyum dönemidir. Fakat bu konuda da tartışmalar vardır. Bazı tarihçiler Yunan kültürünün 3. yüzyıl'da Hıristiyanlık'ın çıkışına kadar ufak değişimlerle devam ettiğini öne sürerler.

Yunanların M.Ö. 3000 yıllarında kitleler hâlinde Balkan Yarımadası'nın güneyine göç ettikleri inanılır. [1] M.Ö. 23. ve 17. yüzyıllar Proto-Grek dönem olarak adlandırılır. M.Ö. 1600'den 1100'e kadar olan dönem, Homeros'un epiklerinde masallaştırdığı Truva'ya karşı savaşan Kral Agememnon'un başında olduğu Miken Yunan Çağı'dır. M.Ö. 1100'den M.Ö. 8. yüzyıla olan hiçbir yazılı eserin günümüze ulaşmadığı ve sadece yetersiz arkeolojik kalıntıların bulunduğu Karanlık Çağ olarak adlandırılır. Heredot'un Tarihler, Pausanias'ın Yunanistan'ın Tanımı, Diodorus'un Biblioteca ve Jerome'nin Kranikon adlı eserleri bu dönemle ilgili bazı kısa bilgiler ve dönemin kralları hakkında bilgi verir. Antik Yunan Çağı'nın çoğu zaman M.Ö. 323 yılında ölen Büyük İskender'in hükümdarlığının başlaması ile sona erdiği kabul edilir. Büyük İskender dönemine Helenistik Çağ adı da verilir.

Yunanistan'daki her tarihî olay sebepleri ile birlikte yazılmıştır. Heredot, Tukididis, Ksenofon, Demosthenes, Eflatun ve Aristo gibi eserleri günümüze kadar ulaşan politikacı ve tarihçi yazarların çoğu Atina'lı idi. Bu yüzden tüm Yunan medeniyeti içinde en çok bilgi sahibi olunan şehir Atina'dır ve yine bu yüzden diğer şehirlerin tarihleri hakkında kayda değer fazla bir bilgi yoktur. Ayrıca bu yazarlar neredeyse tamamen politik, askerî ve diplomatik olayları yazmaya odaklandıklarından ekonomik ve sosyal tarihi pek dikkate almamışlardır. Yunan tarihi hakkında söylenen her şey bu yazarların kalemlerinden çıkan bilgilerden ibarettir.


Yunanistan'ın doğuşu   M.Ö. 8. yüzyılda Miken Uygarlığı'nın çöküşe geçmesi ile Yunanistan, Karanlık Çağından çıkmaya başladı. Gerek kültürel gerekse toplumsal alanda büyük canlanmalar başladı. Okuryazarlık kayboldu ve Miken yazısı unutuldu. Fakat Yunanlar Fenike Alfabesi'nden Yunan Alfabesini yarattılar. M.Ö. 800'lerde ilk yazılı kayıtlar görülmeye başladı. Yunanistan, daha sonra tüm Yunan coğrafyasına model teşkil edecek olan, her adanın, vadinin ve ovanın, deniz ya da dağ sınırları ile birbirinden ayrıldığı, kendi kendini yöneten küçük yönetim birimlerine ayrıldı.

Nüfus M.Ö. 800'den 350'lere kadar tahminen 700.000'lerden 8-10 milyona kadar çıktı ki bu tarıma elverişli arazilere oranla olması gerekenin çok üstündeydi. Bu nedenle M.Ö. 750'lerden itibaren Yunanlar her yönde koloniler kurmaya başladılar. [3]

Siracusa - İtalyaİlk olarak doğuda Anadolu Yarımadası'nın Ege Denizi kıyıları kolonize edildi. Daha sonra Trakya ve Kıbrıs adasında koloniler kuruldu. Marmara Denizi çevresi, Anadolu'nun Karadeniz kıyıları ve hatta günümüzdeki Ukrayna kıyıları bile sömürgeleştirildi. Bunun yanısıra doğuda İllirya (Balkan Yarımadası'nın Adriyatik Kıyıları), Sicilya, İtalya'nın doğu uçları ile Fransa'nın güney kıyıları, Korsika, Libya ve Mısır'da bile Yunan kolonileri kurulmuştur. Günümüz modern şehirlerinden Siracusa (Συρακούσαι) Sirekuse Kolonisi, Napoli (Νεάπολις) Neopolis Kolonisi, Marsilya (Μασσαλία) Massaliya Kolonisi ve İstanbul (Βυζάντιον) Bizantion Kolonisi tarafından, koloni devleti olarak kurulmuş olan yerlerdir.

Milattan önce 6. yüzyıla gelindiğinde Yunan dili ve kültürü coğrafi olarak topraklarının kapladığı alandan çok daha geniş bir alanda etkiliydi. Yunan sömürgeleri dinî ve ticari yönden geldikleri şehirlere bağlı olsalar da politik yönden kendi kontrolleri kendi ellerindeydi. Eski Yunanlar hem anayurtlarında hem de kolonilerinde kendilerini bağımsız küçük topluluklara bölmüşlerdir. Pólis adı verdikleri şehirler Yunan hükûmetinin ana birimleri olmuşlardır.

Bu dönemde hem Yunanistan'da hem de denizaşırı sömürgelerinde büyük ekonomik gelişmeler olmuş hem de insanların yaşam standartları oldukça iyileşmiştir. Tüm bu gelişmeler Yunanistan'ı dünyanın en büyük ekonomisi hâline getirdi. Bir Yunan işçisinin günlük ücretinin, zenginliği dillere destan Mısır'lı işçilerinkinden 4 kat fazla olması bu ekonomik refah döneminin en açık kanıtlarındandır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Antik Yunanistan
« Yanıtla #1 : 21 Aralık 2008, 14:47:12 »
Sosyal ve ekonomik sınıf farkılıkları 
Yunan şehirlerinin herbiri aslen bir krallık olmalarına rağmen bunların çoğu o kadar küçüktü ki, yöneticileri için kullanılan kral terimi yanıltıcı derecede büyük bir kavramdı. Bu dönemde para sisteminin kullanıma geçmesiyle tüccarlar sınıfının ortaya çıkması, büyük şehirlerde sınıf ayrılıklarına yol açtı. M.Ö. 650'lerden başlayarak aristokratlar devrilmemek ve Tiran diye adlandırdıkları gaddar, halkçı liderlerin onların yerini almaması için büyük mücadeleler vermek zorunda kaldılar.

 Sparta, Korint ve Tebai gibi bazı şehirler Yunan çevrelerinde öne çıkmaya başladı. Bu şehirlerden her biri çevrelerindeki kırsal alanları, kendilerinden küçük kasabaları kontrolleri altına almışlar ve Atina ile Sparta genel siyasete hâkim olmak amacı ile daima bir rekabet içinde olmuşlardır.

 
 Argolis-YunanistanSparta'da kökleşmiş aristokrasi gücünü muhafaza etti ve (M.Ö. 650) Likurgus anayasası ile daha da güçlendi. Bu güç Sparta'ya ikili monarşi altında kalıcı bir askerî güç verdi. Sparta, Peleponnese'de (Bugünkü Mora Yarımadası) Argos ve Achaia hariç tüm şehirler üstünde hâkimiyet kurdu.

Bunun aksine, Atina'da, monarşi M.Ö. 683'te kaldırıldı ve Solon'un ilan ettiği reformlar aristokratik hükûmeti ölçülü bir düzeyde tuttu. Atina'yı çok büyük bir ticaret ve donanma şehri hâline getiren aristokratları Pisistratid tiranı ve oğulları izledi. Bu dönemdeki despotçu düzen devrilince M.Ö. 500'de Kleisthenes tarafından dünyanın ilk demokratik düzeni ilan edildi. Demokrasi gücünü şehirli erkeklerin oluşturduğu bir meclisten alıyordu. Bu meclis köleleri, ve Atina'lı olmayanları kapsamayan sadece yerel halktan oluşan bir topluluktu.

 Pers Savaşları 
Koloni devleti olarak kurulmuş Bodrum, Milas gibi büyük merkezlere sahip olan İyonya diğer devletlere karşı gücünü ve bağımsızlığını koruyacak durumda değildi ve M.Ö. 6. yüzyılda Pers İmparatorluğu'nun egemenliği altına girdi. Bu kaos ortamında Yunanların kışkırttığı İyon ayaklanmaları birçok şehirde amacına ulaştı.

M.Ö. 490'da İyon ayaklanmalarını bastıran Pers Kralı I. Darius Yunanları cezalandırmak için bir filo yolladı. Atina'lı general Miltiades'in önderliğinde, Maraton Savaşı'nda Persler, Yunan ordularına yenildiler. Günümüzde bu savaşta ölenlerin mezarları hâlâ Maraton alanında görülebilir.

10 yıl sonra Dairus'un vârisi I. Serhas daha güçlü bir orduyla tekrar Yunan topraklarına girdi. Termofil Savaşı'nda Sparta kralı I. Leonidas'ın sebep olduğu bir gecikme ile Serhas Atina içerine doğru ilerledi ve ele geçirmiş olduğu şehri yakıp yıktı. Fakat Atina'lılar şehri deniz kenarına tahliye etmişlerdi ve Temistokles önderliğinde Salamis Savaşında Yunan ordusu Pers ordusunu tekrar yendi. Bir yıl sonra Yunanlar Sparta'lı Pausanius ile Pers ordusunu Plataea'da da yenilgiye uğrattı. Son olarak Yunan ordusu M.Ö. 478 yılında Pers ordusunu tamamen Ege Denizi'nin dışına çıkarmayı başardı ve Bizans şehrini kuşatarak ele geçirdi.


 Atina hâkimiyeti 
Pers savaşları, Yunan çevrelerinde Atina hâkimiyetinin başı çektiği dönemdir. Korint'in hâlâ dişli bir rakip olarak varlığını devam ettirmesine rağmen Atina, denizlerin ve ticari gücün meydan okunamaz efendisi olmuştur. Bu dönemin başlıca devlet adamı, Parthenon ve Atina'nın diğer birçok klasik eserlerinin yaptırmak için Delos Antlaşmasının taraflarının verdiği vergileri kullanan Perikles'dir. Perikles döneminde Atina artık bir büyük bir devlet hâline gelmişti.

Yunanistan'ın refahı tüm yetenekli insanları etkiledi ve sanatın patronları hâline gelen varlıklı bir sanatçılar sınıfı ortaya çıktı. Atina devleti, sanatları özellikle de mimariyi öğrenmeyi destekledi ve sanatçılara destek oldu. Yunan edebiyatının, felsefesinin, sahne sanatlarının merkezi Atina oldu. Adları bugün bile bilinen dramatistler Eshilos, Aristofanes, Evripides, Sofokles; filozoflar Aristo, Eflatun, Sokrates; tarihçiler Heredot, Tukidides, Ksenofon; şair Simonides; heykeltıraş Fidias bu müreffeh dönemde yaşamış önemli kişilerdir. Atina bu dönemde Perikles'in deyimiyle Helen uygarlığının okulu hâline geldi.

Diğer Yunan devletçikleri başlarda Perslere karşı yapılan savaşlarda Atina'nın liderliğini kabul ettiler. Fakat daha sonra muhafazakâr politikacı Kimon'un M.Ö. 466'da düşmesiyle Atina giderek artan bir emperyalist güç edindi. M.Ö. 461'de Eurymedon savaşındaki başarıdan sonra Persler artık büyük bir tehdit unsuru olmaktan çıkmıştı. Ama Naksos (Nakşa) gibi bazı şehirler bağımsızlıklarını ilan etmeye kalkıştılarsa da sert bir müdahale ile tekrar boyun eğmek zorunda bırakıldılar. Yeni Atina önderleri, Perikles ve Efialtes, Atina ve Sparta arasındaki ilişkilerin bozulmasına sebep oldu ve M.Ö. 458'de bir savaş patlak verdi. Birkaç yıl süren sonuçsuz savaşın ardından 30 yıllık bir barış antlaşması imzalandı. Bu olay Yunanlar ve Persler arasındaki son çarpışma olan Kıbrıs'taki Salamis Savaşı ile aynı zamana denk gelir. Bu savaşı takiben Persler ve Yunanlar arasında Callius Barış Antlaşması imzalanmıştır.


Mora (Peloponnesia) savaşı
M.Ö. 431'de Atina ve Sparta arasında tekrar savaş çıktı. Mora savaşının sebebi kaynaktan kaynağa değişir ama tüm bunların arasında en tutarlıları eski Yunan tarihçileri Tukidides ve Plutarh'ın söyledikleridir. Yazılanlara göre Korint ve kolonilerinden biri olan Korfu, Atina'nın kışkırtması ile birbirine düştü. Daha sonra Atina ile Korint arasında Potidaea (Nea Potidai) kontrolü üzerine, Atina'nın Potidaea'yı kuşatmasıyla sonuçlanan bir sürtüşme başladı. Sonunda Atina, Megoria Fermanı adı ile ekonomik fermanlar dizisi çıkardı ve bununla 30 yıllık Peloponnesia Barış Antlaşması'nı bozmakla suçlandı. Böylece, her iki tarafın da önceden kararlaştırdıkları hükümler gereğince Sparta, Atina'ya savaş açtı.

 
Birçok tarihçi bunu savaşın asıl sebebi sayarken bir kısmı da Sparta'nın Atina'nın Yunan çevrelerindeki üstünlüğünü çekememezliğinden kaynaklandığını öne sürerler. Bu savaş tam 27 yıl sürmüş, fakat ne donanması güçlü Atina ordusu, ne de kara kuvvetleri güçlü Sparta, birbirlerine karşı herhangi bir üstünlük sağlayamamıştır.

Sparta'nın başlangıçtaki stratejisi Atina'yı işgal etmekti fakat Atina'lıların ardına sığınabilecekleri güçlü şehir surları vardı. Bu arada bir veba salgının patlak vermesi çok büyük kayıplara sebep oldu. Aynı zamanda Atina filosu (M.Ö. 429) Naupactus ve (M.Ö. 425) Pylos savaşlarını kazanarak askerî birliklerini Pelaponnesia'ya çıkardı. Fakat bu taktikler her iki tarafa da kesin bir zafer getirmedi. Uzun yıllar sonunda daha ılımlı bir lider olan Yunan komutanı Nicias sonuçsuz askerî harekâtı, Nicias Barışı (M.Ö. 421) ile sonlandırdı.

M.Ö. 418'de Sparta ve Atina müttefiki Argos arasındaki düşmanca tutum savaşın tekrar başlamasına sebep oldu. Montinea'da Sparta orduları, Atina ve müttefiklerinden oluşan orduları yendi. Savaşın tekrar ateşlenmiş olması, savaş taraftarlarının Atina'da iş başına geçmesine neden oldu. M.Ö. 415'de Alcibiades, Atina meclisini bir Peloponnesia müttefiki olan olan Sicilya'daki Siracusa'ya karşı bir keşif seferi düzenlemeye ikna etti. Nicias, Sicilya seferine karşı kuşku ile yaklaşıyor olmasına rağmen Atina meclisi tarafından Alcibiades ile birlikte kendini keşif grubunun başında buldu. Şahsına karşı yapılan suçlamalar nedeniyle Sparta'dan yardım isteyen ve oraya sığınan Alcibiade'nin gitmesi ile keşif harekâtı tamamen bir felakete dönüştü. Grup dağıldı, Nicias esir alındı ve idam edildi.

Sparta bu kez Perslerin de yardımı ile Atina'nın deniz üstünlüğüne meydan okumak için yeni bir donanma hazırladı. Donanması için Çanakkale Boğazı'nın yönetimini elde tutmakta olan, bölgenin stratejik inisiyatifi ele almış askerî bir lider buldu. Çanakkale Boğazı, Yunanistan'a giren tahılın kaynağıydı. Atina'nın karşısında, Atina'nın kaderini elinde tutan bir komutanın olması, açlık tehdidini doğuruyordu ve Atina son bir umutla elinde kalan tek filosunu da ağır bir yenilgi alacağını bilemeden oraya gönderdi. M.Ö. 405 Aegospotami Savaşı'nın kaybedilmesi ile Atina iflasın eşiğine sürüklenmeden, bir an önce barış istemek zorunda kaldı. Bu da Sparta'nın en çok istediği şeydi ve Atina için acımasız hükümlere sahip bir anlaşma hazırlandı. Çaresiz, anlaşmayı kabul eden Atina şehir surlarını, filosunu ve deniz aşırı tüm topraklarını kaybetti. Totaliter rejim Sparta'nın da desteği ile güç kazandı.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Antik Yunanistan
« Yanıtla #2 : 21 Aralık 2008, 14:47:32 »
Sparta ve Tebai hâkimiyeti
Makedonya Kralı II. Filip'in Bulgaristan'daki heykeliPeloponnesia Savaşı'nın ardından Sparta tüm Yunanistan'ın hâkimiydi ama bu olay bazı çevrelere rahatsızlık verdiği için acilen harekete geçildi. Her türlü entrika ile Atina'da ve önceden Atina'ya bağlı şehirlerde demokratik partiler birkaç yıl içinde siyasî gücü tekrar ellerine geçirdiler. M.Ö. 395'te Sparta idarecileri Lysander'i yönetimden aldılar ve bu nedenle Sparta donanma üstünlüğünü kaybetti. Atina, Argos, Tebai ve Korint, ki son iki şehir daha önceden Sparta'nın en yakın müttefikleri idi, bu kez bir sonuç elde edilemeden biten Korint Savaşı'nda Sparta'ya meydan okudular (M.Ö. 387). Aynı yıl içerisinde bu kez Sparta, Persler ile savaşa girdi, kaybedeceğini anlayınca barış antlaşması istedi ve yapılan Antalcidas Antlaşması hükümlerine göre İyonya ve Kıbrıs'tan vazgeçerek 100 yıldır Perslere karşı yenilgi yüzü görmemiş Yunan milletinin tarihini tersine çevirdi. Bu olay Atina'yı ve birlikte Sparta'ya karşı savaştığı müttefiklerini çok şaşırttı.

Daha sonra Tebai kumandanları Epaminondos ve Pelopidas M.Ö. 371'de Leuctra'da kesin bir zafer kazandılar. Bu savaşın sonucunda Sparta hâkimiyetini ve Tebai üzerindeki üstünlüğünü kaybetti. Bu dönemde Atina kaybetmiş olduğu gücünü tekrar toparlama fırsatını buldu, çünkü Tebai üstünlüğü pek kısa ömürlü oldu. İmparator Epaminondos'ın M.Ö. 362'deki ölümü ile beraber en büyük lider kaybedilmiş oldu ve kendinden sonrakiler Phocis ile gereksiz bir savaş yapma hatâsına düştüler. Yenilmeye başladıklarını anlayınca Makedonya Kralı II. Filip'ten yardım istendi. Böylece Makedonya ilk kez Yunan dünyası içine girmiş oldu.


Makedonya'nın doğuşu 
Makedonya Krallığı M.Ö. 7. yüzyılda doğdu. 5. yüzyılda Yunan politikasında küçük roller oynuyordu. 4. yüzyılın başlarında Tebai'de eğitim-öğrenim görmüş, hırslı bir lider olan Makedonya Kralı II. Filip artık daha büyük bir rol oynamak istedi. Sparta'nın güç kaybetmesi ile kendilerini toplayan Yunan şehirleri arasında kabul görmek istiyordu. Amphipolis, Methone ve Potidaea gibi Yunan şehirlerini ele geçirdikten sonra, buralardaki altın ve gümüş madenlerini de yönetimi altına almış oldu. Böylesine zengin kaynaklara sahip olmak Filip'e Yunanistan üzerinde daha etkili olma fikrini verdi.

Filip, M.Ö. 352'de Tesalya ve M.Ö. 348'de Trakya üzerinde Makedon hâkimiyetini kurdu. M.Ö. 348'de Termofil'in kuzeyindeki yerleri kontrol ediyordu. Yunan çevresine dost gibi görünmek istedi, dillere destan zenginliğini her şehirde bir Makedon partisi kurmak için Yunan politikacılarına rüşvet olarak kullandı. Tebai ve Phocis arasındaki savaşa müdahale etmiş olması ile büyük bir ün kazandı ve Yunan çevrelerinde dikkate değer bir güç olmasına fırsat sağladı. Filip'in bu politikasının sonuçlarının nereye varacağını anlayan Atina lideri Demosthenes, ünlü nutuklarında halkı Filip'in bu amacına karşı koyması için yönlendiriyordu.

M.Ö. 339'da Atina ve Tebai, gün geçtikçe büyüyen Filip tehlikesini engellemek için bir araya gelerek anlaşma yaptı. Bunun üzerine Filip, Yunanistan içlerine ilerledi ve M.Ö. 338'de Chraeronea'da Atina'nın müttefiklerini yendi. Fakat yine de, o dönemden sonra birçok şehir devleti, Roma İmparatorluğu dönemine kadar bağımsız olarak yaşamaya devam etti.

Filip, Atina'nın üzerinde baskı kurabilmek için bu kez pahalı hediyeler ve pohpohlama yoluna gitti. Fakat çabalarının ulaştığı başarı, beklediğinin aksine, daha düşük oldu. Yunan çevrelerinde sempati kazanmak için, ele geçirmiş olduğu Yunan şehirlerini azat etmesini sağlamak ve geçen asırda Yunanistan topraklarına yaptıkları seferin öcünü almak için Perslerin üzerine sefer yapacağını bildirdi. Fakat bunu yapmaya fırsat bulamadan suikaste uğrayarak, hayatını kaybetti.


Büyük İskender'in fetihleri    
Filip'in tahtını, babasının yarım kalmış plânlarını uygulamak için yola çıkan ve henüz 20 yaşında olan İskender aldı. Atina'nın düştüğünü görünce Atina geleneklerini geri getirmek için Pers İmparatorluğu'nu ortadan kaldırmak istedi. Daha sonra Yunan şehirlerinin kendine liderleri olarak kabul ettiği Korint'e gitti ve ardından güç toplamak için kuzeye ilerledi. İskender'in ordusunun çekirdeği, sağlam Makedon dağ-savaşçılarıydı. İskender, ordusuna her türlü desteği sağladı ve Yunanistan'ın her köşesinde gördüğü, Tebai'deki süvarilerden Sparta'daki gerilla taktiğine kadar, savaş taktiklerini değiştirdi. Her şeyini Yunan kökenine uygun hâle getirdi. Trakya'ya sefere çıktığında Tebai şehrinin ayaklandığı haberini aldı hemen güneye inerek Tebai şehrini yerle bir etti. Daha önce büyük dedelerinden birine bir şiir hediye etmiş olan Pindar'ın yaşadığı ev dışında ayakta hiç bir yapı bırakmadı. Büyük İskender'in bu hareketi, Yunan şehirlerine eğer İskender'in gücünü kabul etmezlerse başlarına neler gelebileceğini, "uslu dururlar" ise nasıl yaşayabileceklerini gösteren acımasız bir gözdağıydı.

M.Ö. 334'te Büyük İskender, Asya'ya geçti ve bugün Çanakkale ili sınırları içerisinde kalan Granikos Çayı kıyılarında Persleri yenilgiye uğrattı. Bu galibiyet, İskender'e İyonya kıyılarının kontrolünü verdi ve bu nedenle özgürlüğüne kavuşmuş diğer Yunan şehirlerinde zafer kutlamaları yaptı. Bu yörede her şeyi düzene koyduktan sonra Anadolu'da, Kilikya üzerinden Suriye'ye seferler düzenledi ve M.Ö. 333'te III. Darius'un ordusunu yendi. Burada da düzeni sağladıktan sonra Fenike üzerinden küçük bir askerî direnç ile karşılaştığı Mısır'a geçti. Fakat Mısır halkı Büyük İskender'i Perslerin ve imparator Amun'un oğlunun baskısından rahata çıkaran bir kurtarıcı gibi karşıladılar.

Darius, ülkesine barış içinde dönebilmek için İskender'den barış istemeye hazırdı, fakat Büyük İskender'in böyle bir niyeti yoktu. Pers topraklarını fethedip kendini dünyanın imparatoru yapmaya kararlıydı. Kuzeydoğu'da Suriye üzerinden Mezopotamya'ya ilerledi ve Dairus'u tekrar bu kez Gaugamela Savaşı'nda yenilgiye uğrattı (M.Ö. 331). Bu savaştan sonra Dairus kaçtı ve kendi yandaşları tarafından öldürüldü ve böylece Büyük İskender, Susa ve Persepolis'de hiçbir karşı koymaya uğramadan kendini Pers İmparatorluğu'nun başında buldu.

Büyük İskender, Yunan İmparatorluğunu bu kadar sahiplenmiş iken bazı şehirler Makedonya kontrolünden kaçmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. M.Ö. 331'de Megalopolis'de, Büyük İskender'in vekili Antepater, Makedonya üstünlüğünü tanımak istemeyen Sparta'lıları yendi.

 
Büyük İskender'in ele geçirdiği topraklarBüyük İskender ardından azimle Afganistan, Pakistan ve İndus Irmağı vadisine ilerledi. M.Ö. 326'da Pencab'a girdi, Ganj Nehri ve Bengal Körfezi'ne geldiğinde ise askerlerde baş gösteren isteksizlik ve yorgunluk nedeni ile ordusunu toplayarak geri dönme kararı aldı. Hayâl kırıklığı içinde Yunanistan'a gitmek için yola çıktığında ise dönüş yolunda M.Ö. 323'te Babil'de bilinmeyen bir ateşli hastalığa yakalanarak yaşamını yitirdi.

Büyük İskender'in ölümünün ardından kurduğu imparatorluk yıkıldı ama yapmış olduğu fetihler Yunan dünyasını tamamen değiştirdi. Binlerce Yunan onunla veya ondan sonra, almış olduğu topraklara yerleşti. Başta İskenderiye olmak üzere, kurduğu şehirler önemli merkezler hâline geldi. Mısır'da, Suriye'de, İran'da ve Baktria'da Yunanca konuşulan krallıklar kuruldu. Doğu ile batının kültür ve bilgi birikimi birleşip etkileşmeye başladı.

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Antik Yunanistan
« Yanıtla #3 : 21 Aralık 2008, 14:50:17 »
Toplum  
Eski Yunanistan'da toplumda genel olarak göze çarpan ayrılık köleler ve hürlerdir. İnanılan dine, cinsiyete, önemli bir mevkide akrabaya sahip olup olmamakta ya da soylu olup olmamaya göre sosyal görev ve sorumluluklar değişiklik göstermiştir. Atina'daki sosyal yaşam Sparta'dakine kıyasla Yunan dünyasına daha çok örnek olmuştur.

Toplumun yapısı    
Efendisinin yanında bir köleYunan şehir devletlerinde sadece hür insanlar kanunların kesin korumasına tâbi idi. Roma hariç diğer hiçbir şehirde sosyal sınıf farklılıkları özel haklara sahip olunmasına izin vermiyordu. Örneğin birinin herhangi bir aileye mensup olarak doğması kişiye doğrudan bir hak getirmezdi. Atina'da nüfus gelir durumuna göre dört tabakaya ayrılmıştı. Para kazanarak zengin olan kişiler sınıf atlayabilirlerdi. Sparta'da tüm erkek vatandaşlar eğitim öğretimlerine devam ettikleri sürece eşitlerdi. Köleler herhangi bir hakka ya da sosyal statüye sahip değillerdi. Evlenip yuva kurma hakları olmasına rağmen politikaya girme ve oy kullanma hakları yoktu. M.Ö. 600'lerde dışarıdan köle getirme âdeti başladı. M.Ö. 5. yüzyıla gelindiğinde köleler artık nüfusun üçte birini oluşturuyordu. Sparta dışında hemen hiçbir yerde köleler ayaklanmamıştır çünkü diğer yerlerdeki köleler organize olabilmek için çok seyrek ve dağınıklardı. Bir çok aile ev işlerinde ve insan gücüne gerek duyulan çalışmalar için köle bakıyorlardı. En fakir ailelerin bile köleleri olabiliyordu. Sahiplerin köleleri dövme ya da öldürme gibi bir hakları yoktu. Sahipleri köleleri daha sıkı çalıştırmak için zaman zaman onları gelecekte azad edeceklerini söylerlerdi. Roma hariç, azad edilen köleler yine de bir vatandaş olarak kabul görmezdi, onun yerine diğer şehirlerden gelip resmî olarak şehirde yaşamalarına izin verilmiş metik adı verilen (μέτοικος) gruba karışırlardı. Bu gruptakiler ne hür bir vatandaş gibi haklara sahiptiler, ne de bir köle gibi çalıştırılırlardı.

Şahısların yanında, şehir devletleri de kölelere sahipti. Kendi kendilerine yaşayan ve sadece belirli görevler yapan devlet köleleri, şahsa özel kölelerden daha fazla hakka sahipti. Bu devlet çalışanı kölelerden Atina'da olanlar sadece piyasada gezen sahte paraları denetlemekle görevliydi. Bazıları ise tapınaklarda temizlik görevlisi olarak çalıştırılırlardı.

Sparta tüm şehir devletlerinden daha değişik bir kölelik sistemine sahipti. Helot adı verilen her bir köle Sparta'lıların savaş esirleriydi. Bunlar devlet tarafından tutulur ve ailelere tahsis edilirdi. Sparta vatandaşları, kendi şehirlerinden olanları köle edinmezdi. Helotlar, kadınların güçlü ve sağlıklı çocuklar doğurup yetiştirirken; erkeklerin, çocukları oplit adı verilen (ὁπλίτης) zırhlı piyade askerler olarak hazırlamasına zaman vermek için yiyecek yetiştirirler ve günlük ev işleri ile uğraşırlardı. Sahipleri Sparta'daki kölelere çok sert ve kırıcı davrandığından bir çok ayaklanma yaşanmıştır.


 Yaşam tarzı 
Yunan şehirlerinde yaşam stili uzun süre aynı kaldı. Şehirlerde yaşayan insanlar servetlerine göre müstakil evlerinde ya da bugünkü apartmanlar gibi bir çok evden meydana gelen yapılarda yaşıyorlardı. Evler, sosyal yapılar ve tapınaklar Agora'nın etrafına inşâ edilirdi. İnsanlar bazen köylerde ve şehir merkezinin dışında seyrek konutlaşmış yerlerde yaşarlardı. Atina'da insanların çoğunluğu şehir surları dışında yaşıyorlardı. Tahminî olarak 560.000 olan nüfusun 400.000'i şehir surları dışındaydı.


Yerleşme  
Genel Yunan evleri bir avlu etrafında dizilmiş yatak odaları, kilerler ve bir mutfaktan oluşuyordu. Yunan kültüründe evler diğer uygarlıklara kıyasla çok daha büyük olmuştur her bir evin, yaklaşık 230-250 m² olduğu görülmektedir.

Evler genel olarak ebeveyn ve çocuk yatak odalarından oluşuyordu ve diğer akrabaların aile içinde yaşadığı pek görülmezdi. Erkekler aileyi geçindirmekle yükümlü olduğundan evde pek vakit geçirmezlerdi. Ev işlerini köleler yaparlardı. Kadınların görevi çocuklara bakmak, yapılacak ev işlerinin listesini hazırlamak ve çeşmelerden eve su taşıyan, yemek pişiren, temizlik yapan ve çocuklarla oyun oynayan köleleri denetlemekti. Erkekler akşamları misafirleri ağırlayabilecekleri özel odalara sahipti zira erkek misafirlerin evin, kadınının ve çocuklarının yaşadığı mahrem bölümlere girmesi yasaktı. Erkekler arkadaşlarını çağırarak sempozyumlar düzenlerlerdi. Işık gaz yağından sağlanır, odun kömürü yakarak ısınılırdı. Ev içi mobilyalar gayet basitti. Tahtadan masalar, sandalyeler, yataklar, dolap ve komodinler kullanılırdı.


 Tarım 

 
Tarlada çalıştırılan köleleri tasvir eden bir çömlekYunan insanlarının yaklaşık %80'i tarım ile uğraşıyordu. Toprak az verimli ve yağmur kıttı. Araştırmalar o günden bu zamana iklimin pek değişmediğini göstermektedir. Yunanların verimli toprakları kolonize etme ihtiyacının bir sebebi de budur. O zamanlarda birçok iş insan eli ile yapılmasına rağmen bazen öküzler çift sürmek için kullanılırdı. Yunan çiftçileri çanak - çömlek, tuz, balık almak ve ihtiyaç fazlası mahsullerini satmak için festivallere giderlerdi.

Yetiştirilen başlıca yiyecekler lahana, soğan, sarımsak, mercimek, fasülye ve bezelye idi. Bunun yanında nane, adaçayı ve kekik gibi şifalı otlar da hem yemeklerde kullanılmak hem de tedavi amaçlı olarak yetiştirilirdi. Tarlalarda köleler çalıştırılırdı. Sulama, zararlı otları yolma, mahsul toplama, ekin ve hasat zamanları köleler tarlalarda çalışırdı.

Eski Yunanistan'da en çok yetiştirilen şey bugün de olduğu gibi zeytin idi. Yunan illerinin herbir yerinde yetişen zeytin, halkın günlük yaşamında da büyük yer tutuyordu. Buna bağlı olarak zeytinyağı üretimi de oldukça gelişmişti.


Tıp  
Antik Yunan tıp konusunda pek ileri değildi fakat Hipokrates gibi büyük tıp bilginleri yine de Yunanistan'dan çıkmıştır. Eski Yunanistan'da yetiştirilen şifâlı otlar ağrı kesici olarak kullanılırdı fakat enfeksiyonları engellemek için herhangi bir kürleri yoktu, bu nedenle en sağlıklı bir insan bile her yaşta en ufak bir hastalıktan ölebilirdi. İlaç ve merhem yapımını büyük ölçüde Mısır kültüründen edinmişlerdi.

Tarihin bilinen ilk tıp okulu Knidos'da, M.Ö. 700'lerde açıldı. Anatomi uzmanı Alcmaeon bu okulda eğitmenlik yaptı. Daha sonra ünlü tıpçı Hipokrates, Kos'ta kendi okulunu açmıştır.

Bunun yanında insanlar formlarını korumak için kendileri de spor yaparlardı. Erkekler, askerî harekâtlara her an hazır olmak için egzersiz yaparlardı. Hemen her şehir en azından bir spor kompleksine sahipti. Sparta hariç diğer tüm şehirlerde bu salonlar sadece erkeklere açıktı ve içeride egzersizlerin çıplak yapılması âdettendi.


 Mutfak:
 
Eski Yunanistan'da insanların yiyecekleri zengin de olsa, fakir de olsa oldukça mütevazı idi. Fakirler soğanla tatlandırılmış arpa ve yulaf lapası yerlerdi. Şehir festivallerinde tanrılara kesilen kurbanlar haricinde halkın çok azı et yeme lüksüne sahipti. Fırıncılar günlük olarak ekmek çıkartırdı ve şarap, sudan sonra en önemli içecekti.

Yemekler genelde üç öğün üzerine kuruluydu. Sabah, öğlen ve akşam üzeri öğünleri vardı. İnsanlar kahvaltıda şaraba banılmış yulaf ekmeği yerlerdi. Eğer biraz zengin ise bunun yanına zeytin ya da incir eşlik ederdi.

Daha zengin olanların gücü domuz veya keçi kesmeye de yeterdi. Sığır eti, sadece hükümdarların ve üst düzey insanların tatmaya tâbi olduğu çok lüks et çeşidi idi. En ucuz et çeşidi yine de domuzdu. Hür bir işçi üç günlük ücreti ile ailesini doyuracak kadar domuz eti satın alabilirdi. Yemekler genelde dörtgen, bazende yuvarlak bir masa etrafında yenirdi. Masa ayaklarının hayvan ayağı gibi oyulması âdetti.


 Eğitim  
Yunan tarihinde eğitim, Sparta hariç, kişisel idi. Sparta'da çocuklar 7 yaşlarına kadar aileleriyle kalır daha sonra devlete ait kurumlara giderdi. Daha çok müzik eşliğinde yapılan jimnastikle vücut geliştirilir, bunun yanında okuma yazma, aritmetik, devlet işleri ve din de öğretilirdi. Helenistik dönem boyunca birçok şehir devleti halk okulları açtı. Sadece bazı varlıklı aileler çocuklarına özel öğretmen tutabilecek durumdaydı. Erkekler okuma - yazmayı ve edebî metinleri öğreniyorlardı. Bunun yanında şarkı söylemeyi ve en az bir müzik âleti çalmayı öğrenen çocuklar aynı zamanda askerî birlikler için birer atlet gibi yetiştiriliyorlardı. Sadece bir meslek için değil, etkileyici bir yurttaş olmak için de çabalıyorlardı. Kızlar da okumayı yazmayı ve ev işlerinde yardımcı olması amacıyla basit aritmetik işlemleri okullarda öğrenmişlerdir fakat çocukluktan sonra bir daha hemen hiç eğitim alan olmamıştır.

Erkek çocukların çok az bir kısmı çocukluktan sonra da eğitimlerine devam etmişlerdir. Varlıklı gençlerden bazıları kendilerinden yaşça büyük akıl hocaları tutuyorlardı. Gençler hocalarını izleyerek ve onunla beraber sempozyumlara katılarak, çarşıda politika konuşmayı, günlük görevlerini nasıl yapması gerektiğini vb. öğrenirlerdi. En zengin öğrenciler ise eğitim hayatlarına kolejlerde devam ederdi ve büyük bir şehirde üniversite'ye giderdi. Bu üniversiteler dönemin en önemli ve saygın öğretmenlerine sahip olurlar ve eğitimi verilebilecek en iyi biçimde verirlerdi.


 
 
Eski Yunan kültüründe çok tanrılı bir inanış vardı. Her önemli doğa ögesi ve insan duyguları ile ilgili tanrılar vardı. Tanrıların tanrısı Zeus dünyayı ve gökleri yönetir, ondan sonra kardeşleri Hades ve Poseidon gelirdi. Eski Yunanlar'ın inanışlarına göre Zeus, önceleri Tanrıların tanrısı değildi, babası Kronos'u devirdi ve hâkimiyeti kendi eline aldı. Fakat Zeus gibi babası Kronos da asıl tanrı değildi ve o da gerçek tanrı olan Uranos ve karısı Gaia'yı devirip iş başına geçmişti. Zeus'un kardeşlerinden Hades ölülerin dünyası olduğu kabul edilen yer altı dünyasını, Poseidon ise Yunanların yaşamlarında hayatî öneme sahip olan denizlerin tanrısıydı.

Zeus ve kardeşlerinin Olimpos Dağı'nda yaşadıklarına inanılırdı. Zeus'un Hera adında bir karısı vardı. Zeus ile Hera'nın çocukları Hephaistos, Apollon, Artemis, Athena, Ares, Dionysos, Afrodit ve Hermes idi. Tüm bu tanrıların insanlar gibi yaşadığına, âşık olduğuna, evlendiğine, kıskançlığa kapıldığına, kavga ettiklerine ve ara bozduklarına fakat ölümsüz oldukları inanılırdı.

Yunanlar bir takım mağaraların tanrılarının tapınakları olduğuna inanırlardı. Korint ve Delfi'de rahip ve rahibeler tanrılar adına kâhinlik yapardı.


 Genel yaşam
 
Antik Yunanistan'da herkes gün içinde görevlerini yapar ve dinî görevlerini aksatmamaya çalışırdı. Atina gibi büyük şehirlerde sık sık festivaller düzenlenirdi, bu festivallere katılmak bir görevdi. Festivallerde tanrılara müzik, şiir, drama türlerinde hediyeler sunulurdu. Atina'lılar birbiri ardına festivalleri olmasıyla övünürlerdi. Büyük Panhellenik (tüm Yunan şehirlerinden katılımcıların bulunduğu) festivaller Olympia, Delfi, Nemea ve Isthmia gibi yerlerde düzenlenirdi. Bu festivalerde yarışmalar düzenlenir ve kazanan şairler, atletler zengin ve ünlü olurlardı. En popüler ve para getireni ise Kariot (atların çektiği iki tekerlekli savaş arabası) yarışlarıydı.

 
Zeus'un Chariot'uYunanların giyim biçimi zamanla ufak değişimlere uğramıştır. Kadınlar da erkekler de genelde bol giysiler giyerlerdi. Tunikler renkli dizaynlara sahip olurdu ve çoğu zaman bir kemerle bağlanırdı. Soğuk zamanlarda şapka ve pelerin giyerler, sıcak havalarda deri sandaletler ve tüm vücudu örten ince kumaştan yapılma elbiseler giyilirdi. Kadınlar mücevher takarlar ve kozmetik ürünler kullanırlardı. Saçlarını yüzyıllar boyunca modası geçmeyen bir âdet olarak enselerinde topuz yapmak Yunan kadınlarının en büyük şıklık göstergesiydi. Özellikle pudrayla ten rengine beyaz bir görüntü vermek gelenekti. Hoş kokulu esanslar kullanır ve tırnaklarını boyarlardı. Soylu Yunan kadınlarının sıkça kullandığı yağlı kremi yapmayı ilk başaran hekim Galen'dir. Antik dönemde erkekler de kadınlar gibi uzun saçlı olmuşlar Büyük İskender'in başlattığı tıraş modasına değin sakal bırakmışlardır. Zira Büyük İskender savaş ânında düşmanların askerlerin sakallarına yapışıp bırakmaması endişesi taşımıştır. Eski Yunanistan'da şehre ya da eve gelen misafirlere sıcak banyo sunmak ve banyo sonrasında hoş kokulu yağlar ikram etmek bir gelenek hâline gelmişti.

İlk para Lidyalılar tarafından bulunmuş olmasına rağmen yaygın olarak kullanımı Eski Yunanistan'da olmuştur. Bugünkü bozuk paraların tasarımı da aynı biçimde Eski Yunanistan kültüründen kalmıştır. Yuvarlak olması, herhangi bir yüzünde önemli bir liderin kabartmasının bulunması bu dönemdeki âdetlerdendir. Eski Yunanistan'da para süsleme ve basma bir sanat olarak görülmemişse de onların el becerileri hakkında en çok bilgi veren eserlerden biri de paralardır.


 Tiyatro 
Eski Yunanistan'da tiyatro kültürün en önemli parçasıydı. Tiyatrolar halkı eğlendirmenin yanı sıra halkı eğitmek için de kullanılmıştır. Bu dönemde sadece erkeklerin tiyatro oyuncusu olmasına izin verildiğinden erkek oyuncular gerektiğinde maskeler ile kadın rollerini de üstlenirlerdi.

İlk olarak şarap tanrısı Dionysos'u kutsamak için dinî törenlerde söylenen ilâhilerden doğan tiyatronun ilk oyuncusu, önceden plânlanmış soruları halktan biriymiş gibi öne çıkıp ilâhi korosuna yönelterek rol yapan Thespis olmuştur. Tiyatronun ilk olarak böyle doğmasından dolayı tiyatroların oynandığı yerler uzun süre halk tarafından tapınaklar kadar kutsal sayılmıştır.

Antik Yunan tiyatro sanatında oyunlar trajedi ve komedi olarak ikiye ayrılırdı. Genelde Yunan mitolojisi üzerine yazılan senaryoların bir çoğu şiirsel bakımdan birer başyapıt niteliği taşır. Eserlerinin bir kısmı günümüze ulaşabilen üç Yunan yazarı-düşünürü Aiskhylos, Euripides ve Sofokles'dir. Bunların içinde ilk kez sahne dekoru kullanan kişi Sofokles'dir.


Mimarî    
Yunan uygarlığında mimarînin zirveye çıktığı dönemlerde yapılan en önemli eserler, Atina'da Korint'te, bugün Türkiye sınırları içinde kalan Efes ve Bergama'da görülebilir. Bugüne dek kurulmuş en görkemli Yunan şehri, Dünyanın Yedi Harikası'ndan biri sayılan İskenderiye Feneri'nin inşa edilmiş olduğu, Mısır'daki İskenderiye şehri olarak kabul edilir. Fakat yağmalar ve âfetler sonucu bugün İskenderiye Feneri de dahil olmak üzere neredeyse hiç bir eser ayakta değildir.

 
Yunanca terimler ile temsilî bir Yunan tiyatrosuEski Yunanlarda mimarînin oldukça gelişmiş bir başka kolu da anıtmezarlardır. Genelde dönemin kralları için inşâ ettirilen anıt mezarlardan en ünlüsü Bodrum'da Karya Kralı Artemisia adına yaptırılmış Mausoleion'dur. Taban ölçüleri 32 x 38 metre boyutlarındaki Mausoleion'un yüksekliği 55 metreyi bulur.

Yunanlar yaptıkları evlerin ya da diğer yapıların zeminlerini geleneksel bir nedenden dolayı aşınmış çakıl taşları ile döşerlerdi. Ana fon siyah olup desenler beyaz varsa renkli çakıl taşlarından yapılırdı. Bu dönemlerden kalma en eski buluntu M.Ö. 8. yüzyılda yapılmıştır. Antik Yunanlara ait mimarî kalıntıların büyük çoğunluğu toprak altında olduğundan, her yeni keşifle ortaya daha yeni bilgiler çıkmaktadır.

Yunanların en sık görülen yapıları ise tiyatrolardır. Bulgulara göre ilk tiyatrolar Dionysos adına yapılan dinî şenliklerde tapınakların önünde bulunan, aslen bir sunak olan ve halkın etrafındaki tepelere çıkarak seyrettiği, ilâhi söylenen yükseltilerdir. Tiyatrolar zamanla gelişerek ilk amfitiyatro örnekleri oluşmuştur. Sahnenin seyircilere bakmayan tarafı, beyaz taşlardan duvar ile kapatılmış, olayın geçtiği yere göre, bu duvarlara orman ya da deniz resimleri çizilmiştir. Arka fon ve oturakların oluşması günümüz tiyatro sanatının temelleri olarak kabul edilir.

İlgili diğer konular:
Antik yunan dünyası
Antik yunan sanatı
Yunan mimarisi
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Antik Yunanistan
« Yanıtla #4 : 21 Aralık 2008, 14:51:47 »
Yunan uygarlığı M.Ö. 18.yy. Girit-Minos'tan başlayarak, Yunan- Miken, Arkaik Klasik, Helenistik dönemler olarak sürmüştür. Bu dönemler içinde Antik Yunan'a başlangıç olarak Arkaik dönemi ele alarak şöyle bir kronolojik özet yapabiliriz:

M.Ö VII - VI.YY. - ARKAİK DÖNEM

-M.Ö Vll.yy - Tiranlar Dönemi
-Dor istilası etkileri
-Atina merkez şehir
-Tapınaklar,  (Dor, İyon.-Korint) (Artemis, Athena) (Artemis, Hera)
-Vazolar (-Geometrik,-Siyah Figüıiü,-KıiTnızı Figürlü)
-Heykel (-Dor ,-İyon) (Girit-Peleponnes)

M.Ö.V.YY.-KLASİK DÖNEM-İYONYA İHTİLALİ

-Pers Savaşları,(Attika-Delos Deniz Birliği - MÖ. 478 - 477)
-Aeropag meclisi (MÖ. 462)
-Perikles Dönemi (MÖ.461- 430)
-Perikles, en parlak dönemi (MÖ. 446 - 431)
-İmar, tapınaklar. (Atina-Parthenon Tapınağı - Dor+İyon) (Erechtheion tapınağı)
-İyon) -Pisagor
-Hippokrates
-Heradot, Tuklides (Tarihçi)
-Sofokles, Evripides (Tragedya)
-Aristofanes (Komedya)
-Anaksagoros, Protagoras, Sokrates (İdealist felsefe)
-Dyanisos şenlikleri
-Fidyas
-Polikleitos (KANON) (1/7)
-Kalamis
-Miron (Disk atan)
-Alkamenes

M.Ö.IV.YY. GEÇİŞ DÖNEMİ

-İsparta X Pers savaşları
-Isparta egemenliği (Tebailer)
-Pers devletinin ortadan kaldırılması
-Makedonya egemenliği
-Hint seferi
-Akademi kuruluşu
-Eflatun (İdealar Metafiziği. Ahlak ve Devlet)
-Sokrates'in öldürülmesi
-Aristoteles (Sistematik bilgi)
-Artemis Tapınağı (Efes)
-Belvedere Apollonu
-Heykel (-Sikyon.-Attika) Praksiteles, Leohares, Evfranor. Skopas) (Bodrum
Mauseleion)

M.Ö III - I YY. HELLENİZM DÖNEMİ (MÖ. 330 - 30)

-Epikür felsefesi (Bireyin mutluluğu)
-Büyük İskender
-Lysippos (1/8)
-Lysistratos
-Melos Aphrodite'si
-Laokoon grubu (MÖ.2.yy.)
-Samothrake Nike'si
-Bergama Ekolu

Antik çağ düşüncesi, mükemmel bireyi yaratmaktadır. (Antropomorfiktir) Yunan heykelinde mükemmel, kendini ve çevresini tanıyan, araştıran, tartışan insan arayışı olduğundan çok güzeldir, gelişmiştir. Sanat, halkın eğitimi açısından önem kazanmıştır. İdeal ölçüler, vücudun formu ve hareket önemlidir. Matematiksel bir estetik içinde klasik görüye ulaşmak için vücut hareketinin nüansları ile uğraşılmışur. Ölçü ve güzel form Yunan sanatında önem verilen değerlerdir. Doğa gözlemi önemlidir.

Pasif bir hareket içinde gösterilen heykelde abartma endişesi yoktur sağlam ve uyumlu formlar içinde akıcı bir hareket görülür.

Klasik Yunan’da baş, vücut, kol ve bacakların hareketi farklı yönlerdedir. Formu, belirtmenin çok çekici olduğu ve formun gösterilmesi isteği en çok bu çağdadır. Bir örtü altında vücut belirtilerek, gizliliğin çekiciliği yakalanmıştır. Belli bir kişiyeve   bağlı   olmayan   insan   vücudu   tasvir   edilmiştir. Heykeller birbirine benzediğinden altlarına isim yazma geleneği doğmuştur.

HEYKEL:
-Arkaik  Dönem:
Yunan sanatının önemli heykellerinin ilk örnekleri arkaik üslup devresinde görülür. Normalin üstünde büyüklüğe sahip, Mısır heykelinin frontal duruşu ile, bir ayağı öne atılmıştır. Göz büyük, kaşlar onlara paralel, saçlarda inşai bukle, blok anlatım vardır. Yüzde arkaik tebessüm yer alır. Bazı adaleler önemle belirtilmiştir. Kadın heykelleri (KORE) giyinik, erkek heykelleri (KUROS) çıplaktır. Figürler belli bir kişiye ait değildir. Baş, fizyolojik bir özellik taşımaz, ideal insan tipini biçimlendirir.

Arkaik devrede Yunan sanatçılarının isimleri bilinmemektedir. Bu döneme   ait eserlerden  Akropolis'te çok bulunmuştur.

"Samos'lu   Hera,   Apollon,   Aphaia   Tapınağı   alınlık   kabartmaları, Tanrıça Artemis" heykeli en güzel örneklerdir.

Klasik Dönem : V.yy ilk dönemdir.
Akropolis'te Athena Tapınağı alınlıklarında Yunan heykelinin klasik üsluba geçtiği görülür. Burada Doğu çıkışlı bir korku motifi olan GORGO tipine de rastlanır.

Tiranlık sona ermiştir. Demokrasinin kuruluşu Antenor'un "Tiran Katilleri" anıtında işlenmiştir.
İnsan vücudunun değer ve sağlamlığı, ölçü ve kanonları önem kazanır. Optik doğa yapısı ele alınıp, uyumlu bir durgunluk dikkati çeker. İnsan vücudu rahat, kendine egemen bir duruşta ve ruh haliyle mükemmel bir uyum içinde gösterilir. Tüm unsurlar insan iradesini yansıtır. İrade ve iç niyet, hareketlerde, sakin ve sağlıklı vücutla kendini gösterir.

-Vücut kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştır.
-Kadın ve erkek heykellerinde zarif ve zengin dökümlü kumaş kıvrımları görülür.
-Kompozisyonlarda ölçü birliği vardır. Klasik heykelin esasına uygun olarak, figürlerin büyüklüğü birbirini aşmaz.
-Olgun Klasik diye adlandırılan (MÖ.448 - 432) dönem, Perikles zamanına denk gelir. Bu en parlak dönemdir. İmara önem verilmiş, tapınaklar yapılmıştır. Atina Akropoli'ndeki “Parthenon” ve çevresindeki yapılar bu donem eserleridir. Dorik + İyonik üslupta yapılmışlardır. Parthenon Phidias'ın yaptığı heykellerle süslenmiştir.

Yine bu dönemde "Polikleitos" "Kanon" kitabını yazmıştır. (Başın vücudaoranı 1/7 dir.)
Yunan klasik heykelinde arkaik unsurların hiçbiri görülmez. Bir düşünce
arılığına  sahiptir.   Ölçü. denge,   kompozisyon   ve   uyum   bir   disiplin   içinde
yürütülmüştür. Arkaik dönemdeki sütuna benzeyen vücutlar kaybolmuştur.

-Kompozisyonlarda her vücut bir bütün olarak alınmıştır.
-Heykeller tek figürler halinde ve seçkin bir kompozisyon olarak biçimlendirilmişlerdir.
-Arkaik'te vücut iki bacağa yüklenir. Klasikte ise ağırlık tek bacağa yüklenmiştir. Böylece, kalçanın tek tarafı yukarda kalarak hareket sağlanmıştır. S kıvrımı oluşturulmuştur.

Phidas, Kalamis, Myron, Polykleitos, Alkamenes bu dönemin önemli heykel traşlarındandır.
Yine bu dönemde çok önemli yazar, tarihçi, felsefeciler ortaya çıkmıştır.

Geçiş Dönemi:
Yukarıda baslıklarını belirttiğim çok hareketli gelişmelere sahne olan bu dönemde sanatta da değişiklik, hareket başlar. Heykellerde barok şekillenme görülür. Saçlar, özenle şekillendirilmiştir.
Bu dönemde heykel sanatında 2 ekol vardır.

-Sikyon
-Attika

Sikyon ekolünü Polikleitos geleneğini sürdüren sanatçılar oluşturur.
Attika ekolünün baçlıca heykeltraşlan ise şunlardır

-Praksiteles: Zarif el hareketleri, yumuşak bir stili  vardı, Genç tanrıları insanlaştırmış ve iş yaparken tasvir etmiştir. (Hermes ve Çocuk Dionysos) Anatomide abartma yoktur. “Pelos” denilen giysi vücudun dışında tutulmuştur. Saçlar özenle şekillendirilmiştir.
Günümüze gelebilen eseri yoktur. Ancak, Roma kopyaları bulunmaktadır.

Leohares: Ağırbaşlı, ihtişamlı fakat zarif ve hafif bir yürüyüş gösteren tanrı heykelleri yapmıştır.

Skopas: Duygulu heykel anlatımındadır. Hiddetli, şiddetli hareket anları tasvir etmiştir. Maddi ve manevi acılar yüzlerde belirtilmiştir. (Halikarnas Mozolesi heykelleri)

Evfranor
...

Hellenizm Dönemi: (MÖ. 330 -30)
Büyük İskender dönemidir. Bu dönemde sanatta doğu etkileri ortaya çıkar. İç dramın ifadesi görülür İlk kez çıplak çocuk heykelleriyle karşılaşırız. Abartılı ifadeler ve kumaş kıvrımlarında barok etki vardır.
Bergama ekolü bu dönemde etkilidir.

Helenistik dönem çok renklilik, perspektif, doğal çerçeve, ışıklandırma, biçimlerde plastik etki gibi birçok başarısını Roma'ya miras bırakmıştır.

Hellenizm devri evleri  ve duvar süsleri hakkında Pompei, Bergama, Pyrene ve Delos evleri fikir vermektedir."
-Lysippos: Büyük İskender'in portrecisi olarak bilinir. Oranlarda değişiklik yapmış, vücut ve başı uzatmıştır. Baş küçük kalmıştır. Günümüze ulaşan orijinal eseri yoktur. Roma kopyaları vardır.

-Lysistratos: Alçı kalıp kullanmıştır.
-Apoxyomenos
-Briyaksis
-Evtihides
-Galat Şefi'nin heykeli, Melos Aphrodite'si, Ölen Galyalı, Sandalını Çözen Kadın, Samothrake Nike'si, Laokoon grubu, Farneze Boğası grubu" bu dönemin önemli eserlerindendir.

Hellenizm. Sasani ve İran sanatlarının meydana gelmesinde önemli rol oynamıştır.

MİMARİ:
Yunan mimarisi "Megaron" denilen ev tipinden gelişmiştir. Bir girişi ve cella kısmı olan dört köşeli yapının çatısı örtülüydü. Daha sonraları Tapınaklar görülmeye başlar. Megaron yapı tipinin çevresine sütunlar sıralanmıştır. Tanrı evi olan tapınakların içine girilmez. Dışardan dua edilir. Yapının dışına içinden daha fazla önem verilmiştir.

Yunan mimarisinde 3 nizam görülür.
1-Dor
2-İyon
3- Korint

Dor: Tapınak, 3 basamaklı kaide üzerinde yükselir. Yukarı doğru incelen yivli kalın sütun ve çok sade bir başlıktan oluşur. Başlık üstünde arşitrav yer alır. Onun üzerinde triglif frizi ve metoplar vardır. Friz üstünde damlalık, en üstte de üçgen alınlık yer alır.
Dor tapınağına örnek Parthenon Tapınağıdır.

İyon: Daha zariftir. Sütun kaidesi üzerine oturan sütun daha uzun ve incedir. Yivlerle süslüdür. Sütun başlığı yanlara doğru açılan süslü birer helezon şeklindedir. Sütun başlığı üzerinde silmeler, bunun üzerinde de friz gelir. Diş kesimi ve üzerinde alınlık yer alır.

Efes'teki Artemis Tapınağı İyon Nizamına örnektir.

Ayrıca Erectheion Tapınağı da güzel bir örnektir. Bu tapınağın güney portiğinde sütun yerine "Karyatid"ler (kız heykelleri) saçağı taşırlar.

Korint: İyon sütunundan farkı, başlığındaki akantus yapraklarıdır. Her türlü değişikliğe uygun olduğundan çok kullanılmıştır.

(Silifke) Zeus ve Atina Zeus tapınakları  örnektir.

TİYATROLAR:
Tragedyanın kaynağı Yunanistan'dır. Dianisos adına yapılan şenlikler, bir yamaca dayalı olan anfi - teatrolarda gerçekleşirdi. Yamac, oturma merdivenleri şekline getirilmiştir. Aşağıda oval veya yarım daire şeklinde sahne ve 2-3 katlı sahne binası vardır.

RESİM SANATI:
Yunan  resim   sanatı   hakkında   bilgiyi,   günümüze   gelebilen   vazolardan edinmekteyiz. Bu vazolar 3 grupta ele alınmaktadır:

-Geometrik   Vazolar
-Siyah   Figürlü   Vazolar
-Kırmızı  Figürlü  Vazolar

-Geometrik Vazolar: MÖ. XI - III. yy.da geniş bir alanda (en çok Atina’da) görülür. Bu vazoların üzeri siyah boya ile yatay frizler veya dikey hatlarla sınırlandırılmış dikdörtgen satıhlarlakaplanmıştır. Bunların içine geometrik motifler ya da geometrikleştirilmiş figürler  oturtulmuştur. Cenaze törenleri ve araba yarışları da konu alınmıştır. Bu vazolarda en önemli nokta, vazonun şekli ile bezemesi arasına sıkı bir bağ bulunmasıdır.

-Siyah Figürlü Vazolar: MÖ. VI.yy Kırmızı satıh üzerine, piştikten sonra siyah renk alan bir boyayla siyah siluetler yapılmıştır. Figürlerin iç ayrıntıları kazılarak belli edilmiştir. Vazoyu yapanın ve boyayanın imzaları vazo üzerinde yer alır. Bu devrin ünlü ressamı Eksekias' tır. Tanrı ve kahramanların hayatlarını minyatür tekniğinde işlemiştir.

-Kırmızı Figürlü Vazolar: MÖ. 530 - 20. Siyah zemin üzerine kırmızı figürler bezenmiştir. Figürlerin iç ayrıntıları fırçayla yapılmış siyah hatlarla gösterilmiştir. En ünlü isim Evfonios'tur Anatomi ve harekete özen göstermiştir. Vazolar Roma işgaliyle tamamen ortadan kalkmıştır.

İncelediğimiz Yunan Sanatı, ideal, güçlü bir vücut ve düşünce eğitimini işlemiştir. Buna bağlı olarak heykel sanatı çok gelişmiştir.

Ayrıca Homerosun İlyada - Odisse'sinden tanıdığımız Olympos ailesi için yapılan tapınaklarda mimaride nizamlar ortaya çıkarırken, tapınak süslemeleri de heykel sanatının gelişmesine neden olmuştur.
midena pro tou telous makarize