Gönderen Konu: Antikçağda Din  (Okunma sayısı 750 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Antikçağda Din
« : 27 Aralık 2008, 22:09:39 »
Antik Çağda Dinin Ortaya Çıkışı
Antik Çağda Dinin Ortaya Çıkışı Grek dininin en eski hali, Yunanistan’ın Hellenler tarafından fethedildiği dönemlere kadar uzanır. Bu dönemde büyü sihir unsurlarının daha derinlemesine duygularla temellendirilmiş inançlar hüküm sürmektedir. İlkel inançlarla şekillenen bu dinin, Homeros gibi edebiyat unsurlarının, hayal gücünden çıkmış tanrılara hiç benzemeyen esrarengiz ve "kimliksiz" kudretlerine karşı duyulan sevgi ve korku daha büyüktü . Homeros destanlarının halk arasında yayılması üzerine, daha önceleri devlet tanrıları aşamasına yükselmiş olan Olympos Tanrıları halk tarafından da benimsenmeğe başlanmaktadır. Bu dönemde Olympos Tanrıları destan ya da lirik edebiyatta tanımlandığından başka türlü düşünülemez olmuş, bu görüşün sonunda "antropomorfizm" bir adım daha ileri gitmiştir . Fetişizme dayanan bazı bölgesel kültler, Olympos Tanrıları üzerinde etkilerde bulunmakla beraber, yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Antropomorfizm’in ilerlemesi ve tanrıların başlı başına varlıklar haline gelmesi bunların doğal ve kaba bir güç olmayıp dünya düzeninin kurucusu ve insan topluluklarının esenlik ve mutluluğunun kefili oldukları görüşünü ortaya atmıştır. İşte bu suretle insanlarla tanrılar arasındaki ilişkilerde ahlak ölçüsü büyük rol oynamaya başlamıştır. Bu dönemde, kişilerin ve toplumların temiz olmaları, kanla lekelenmemeleri istenmekte, tanrıların kızgınlığı herhangi bir şekilde kendini gösterdikçe bunun nedeni araştırılmaktadır. Tanrıların ahlak prensiplerinin ve hakkın koruyucusu olduğu görüşünü en açık olarak Apollon’da buluyoruz. Bu tanrı, yeraltı ejderi Piton’u öldürdüğü için çile çıkarmakta ve Admetos’un hayvan sürülerini otlatmaktadır. Delphoi’daki tapınağında tanrı kendilerini kanla lekelemiş olanlara elini uzatmakta, bunların pişmanlık getirip kendi vicdanları ve toplumla uzlaşmalarını kolaylaştırmaktadır. İşte bütün bu görüşlerin bir sonucu olarak din törenlerinde görülen bazı ilkel adetler, mesela insan kurban etme adeti Yunan dünyasının hemen hemen her tarafında ortadan kalkmış, bunun yerine birtakım sembolik törenler geçmiştir . Zamanla, din görevlilerinin yetki alanları artmış böylece devlet içinde ikinci bir güç ortaya çıkmıştır. Bu Yunan şehir devletleri bakımından olumsuz sonuçlar alınmasını doğurmuştur (Pers Harpleri’nde olduğu gibi) . Eski Yunan’da ölümsüz tanrıların pek faydalı yaratıklar olduğuna inanılmazdı. Zeus, korkunç şimşeğini düşüncesizce kullanan, genç kızların peşine düşen bir tanrıydı; Ares, savaştan, kan dökülmesinden hoşlanırdı; Hera, kıskanç olmayagörsün, adalet diye bir şey tanımazdı; Athena da çarpışmaları severdi; Aphrodite tuzak kurmakta, ağını atmakta pek ustaydı doğrusu. Yakışıklı, güzel tanrılardı bunlar; serüvenleri de keyifle dinlenirdi; ama zararlı olmadıkları zamanlarda bile çekilmez güvenilmezlerdi. Bu açıdan ele alınınca ötekilerden ayrılan iki tanrı vardı; insanoğlunun en iyi arkadaşıydı onlar: Kronos ile Rhea’nın kızları, Bereket, Başak Tanrıçası DEMETER (CERES) ile Şarap Tanrısı DIONYSOS (BACCHUS). Demeter, Dionysos’tan daha yaşlıydı; insanoğlunun üzümden önce buğday yetiştirmiş olmasına bağlanabilir bu. Bolluk, bereket saçan ölümsüzün, tanrı değil de tanrıça olması akla yakındır. Erkekler avda ya da savaştayken tarlalarda kadınlar çalışırdı; bir tanrıça o kadınların duygularını, yaptıkları işleri bir tanrıdan daha iyi anlayabilirdi. Kadınlar da bir tanrıçayı daha iyi anlayabilirlerdi. Buğdaylar, altın üzümler toplandıktan sonra ne olur? Görünürde başaklar, asmalar kalmayınca ne olur? Tarlaların yeşilliğinin yerini kara kırağı alınca ne olur? İnsanlar, kendi kendilerine bu soruları sorarlardı işte. Günler, geceler, mevsimler geçer, yıldızlar döner, bu olay hep tekrarlanırdı. Demeter ile Dionysos hasat günlerinin mutlu tanrılarıydılar, ama ya kışın ne yaparlardı? Kışın acı çekerdi onlar, toprak da üzüntülere gömülürdü. Bunun neden böyle olduğunu araştıranlar; kaynağı bazı öykülerde bulmuşlardır . Sonuçta tanrının acılarını ve sevinçlerini canlandıran dinsel bayramlar ortaya çıkmıştır.
midena pro tou telous makarize