Gönderen Konu: Hypatia: Son Yeni Platoncu  (Okunma sayısı 1053 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Hypatia: Son Yeni Platoncu
« : 28 Aralık 2008, 11:18:10 »
Bu yazı Theosophy dergisi, Cilt 25, No. 5, Mart, 1937'da (sayfa 197-207) 29 bölümlük "Büyük Teozoflar" dizisinin 12ncisidir ve İngilizce'si Internette mevcuttur. Yazar adı verilmemiştir. Bu yazıda aktarılan görüşler Teosofik Cemiyetine aittir. Burada eski dönem Hıristiyanlara karşı yapılan ağır suçlamalar ne yazık ki doğrudur, ama pek bilinmemektedir. Bu konuyu araştırmak isteyenler sitemizde "Julian" kitap eleştirisine başvurabilirler.

Çeviren Kemal Menemencioğlu

Dördüncü asır, kilisenin güçlü bir siyasi teşkilata dönüştüğü Batı dünyasının bir dönüm noktasıydı. Eski dinleri, bilimleri ve felsefeleri çiğneyerek "Kilise" kalıntıları üzerinde bir dünya gücü olarak yükseldi.

İlk Hıristiyan İmparatoru Konstantin, Roma İmparatoru Kanstantios ve bir Han sahibinin kızı Helena'nın oğluydu. Kendisi esasta sunaklarına adaklar sunduğu ve yüzünü imparatorun sikkelerinde "refakatçısı ve kılavuzu" olarak gösteren "güneş-tanrısı Apollo'ya tapan bir pagandı.

Konstantin'in gördüğü bir psişik vizyonla Hıristiyanlığı kabul etmesi yanından ayrılmayan yakın dostu biyografisini yazan Eusebius tarafından anlatılmaktadır. Tahta gasp ettiğini iddia eden Maxentius ile nihai savaşından önceki akşamda Konstantin tanrısına yardım için dua etmiş. Eusebius'e göre:

Hararetli bir şeklide dua edip yakarırken, gökyüzünde harika bir işaret belirlendi. Bunu herhangi başka biri anlatsaydı inanması zor olurdu. Ancak muzaffer İmparatorun kendisi açıkladığına göre ve bu tarihi yazan bana yeminle teyit ettiğine göre, bunu kim inkar edebilir? O dedi ki güneş batmaya başlarken kendi gözleriyle parlak ışıkla üzerinde "I.H.S. Bu işaretle fethedeceksin" olan bir haç görmüş.  (Vita Constantin.) 

Takip eden gecede Konstantin başka bir psişik vizyon görmüş. Bu sefer İsa'yı görmüş ve üzerinde bir gece önce gördüğü haç varmış. Konstantin'e göre İsa onunla konuşmuş ve bu haçı savaş bayrağına koyup Maxentius'e zafer güveniyle saldırmasını söylemiş. Konstantin emre itaat etmiş ve savaş kazanmış. Bu sembolü ordusunun önündeki İmparator bayrağına almakla, İsa ve Kilise için yaptığı fetihte Hıristiyanlığa iki pagan sembolü eklemiş oldu, zira uzun mızrağın bir değnekle 90 derecelik çaprazlaşması Osiris sembolü ve I. H. S. ise Baküs'ün adlarından biriydi.

Konstantin, Maxentius'e karşı zaferini düşmanının iki oğlunun öldürerek kutladı. Bundan sonra düzenli bir şekilde evinde beş kişiyi, sonra da kendi karısını ve oğlunu öldürdü. Bir süre sonra bu suçlar vicdanına dokunmaya başladı. Yirmi yıldır Hıristiyanlığın bayrağı altında savaşan Konstantin, tövbe etmek için pagan dinlere döndü. Kendisine hiç bir pagan dininin böyle suçları affetmeyeceği söylenmiş. Sonra da Hıristiyan Kilisesine döndü ve ona Hıristiyan vaftizin her ne denli büyük olursa olsun her tür suçu temizleyebileceği söylenmiş. Aynı zamanda vaftiz töreni etkisini hiç kaybetmeden ölüm gününe dek ertelenebileceği söylenmişti. Bu konuyu Eusebius şöyle kaydetmişti:     

Ölüme yaklaştığını düşündüğü zaman günah çıkarmıştı ve Tanrıdan onların affedilmesini dileyerek vaftiz edilmişti. Dolayısıyla, vaftizliğin vaat ettiği yeni doğumla yenilenen ve Haç işaretiyle takdis edilen ilk İmparator olmuştur. (Vita Constantin.)

Konstantin suçlarının Hıristiyan vaftiziyle silineceğini öğrendiği andan itibaren kendini suçlulara karşı bu denli tavizkar davranan bir dinin koruyucusu beyan etti. Hemen Kiliseye karşı minnettarlığını göstermeye başladı. Lateran Sarayını Roma Başpiskoposlarına bağışlamıştı. Annesi Helena'yı Kutsal Topraklarda birkaç bazilika inşa etmesi için göndermiş. Sonrada çabalarını Kilise mensuplarını artırmaya yöneltti. Hıristiyanlık dinini kabul edecek bütün köleleri azat edeceğini ilan etti ve köle olmayanlara beyaz bir rop ve yirmi altın teklif etmişti. Bu propaganda sonucunda sadece Roma'da Hıristiyanlık yirmi bin kişi kazanmıştı. Sonrada Kilisenin servetini artırmaya çalıştı. Vatandaşlarına servetlerini kiliseye bağışlama izni verdi. Üç bazilikaya bağlı kiralık evler, dükkanlar ve bahçeler yıllık 60 bin dolarlık bir gelir getiriyordu. Başpiskoposların maaşlarını yılda 3 bin dolara yükselti. İznik konseyinde herhangi bir başpiskopos zina yaptığında, yaptıklarının örtbas edileceği konusunda güven verdi. Daha sonra Hıristiyanlığı kabul etmeyenlere karşı, toplantı yerlerinin yok edileceği veya el konacağına dair bir ferman yayınladı. Onun yerine geçen İmparator Julian'a göre:

Birçok kişi hapse atıldı, zulüm gördü veya sürgüne gönderildi. "Din sapkını" ilan edilen topluluklar katliama uğradı. Birçok eyalette, şehirler ve köyler tamamen yok edildi. (Julian: Epistol. lii.)

Sonra da Hıristiyanlığa aykırı bütün yazıların imhasını emretti. "Tanrının gazabını tahrik edecek ve dindarları rahatsız edecek böyle şeylerin kulaklarına gelmelerine izin veremeyiz." Nihai olarak Hıristiyan tabiiyetlerine dindarlığını kanıtlamak üzere:

Konstantin altın sikkelerin üzerinde dua halinde elleri bir arada ve gözleri cennete doğru çevrilmiş kendi imajını bastı. sarayının kapıları üzerinde de dua ederek ellerini ve gözlerini semaya doğru açılırken resmetmişti.  (Vita Constantin.)

Hıristiyanlığa dönüşmesini belirleyen Konstantin'in psişik vizyonları tüm Hıristiyan dünyasını saran bir psişizm dalgasının ilkiydi. Bu olay kutsal emanetlere ve ölülere tapmaya (nekromansi) yol açan bir "mucizeler çağının" başlangıcını işaret ediyordu. İlginçtir ki bundan tam on beş asır sonra Amerika'da Spiritüelizm şeklinde benzeri bir psişik akım yaşanmıştı.

Konstantin'in annesi Kudüs'deyken, İsa ve iki hırsızın sözde çarmıha gerildiği üç haç "mucizevi bir şekilde" ortaya çıktı. Daha sonra İsa'yı çarmıha geren çivilerde aynı şekilde ortaya çıkıp Konstantinopel'a (İstanbul) getirilmişti ve Konstantin'in heykeli için bir ihtişam tacı oluşturmuştu. Aynı harika yöntemle Markus ve James'in iskeletleri bulunmuştu ve onlara esrarengiz güçler atfedilmişti. Kısa bir süre de kutsal insanların kemikleri yanı sıra nispeten önemsiz ölülere de tapma eklendi ve mucize arayan Hıristiyanlar ölülerin çağrıldığı ve yemek ve şarapla teskin edildiği mezarlıklarda toplanmaya başladı.

"Mucizeler çağı" 325 yılında, "mucizevi bir müdahale" ile Mata, Markus, Luka ve Yuhanna'nın İncillerini resmi olarak diğerleri arasında seçip kabul ettiği İznik Konseyinde doruk noktasına ulaştı. Unutulmamalı ki İsa yazılı olarak herhangi bir eser bırakmadığı için yaşam ve öğretileri hakkında daha sonra yazılanları değerlendirip kıyaslanacak bir şey yoktur. Ölümünden sonra geçen 300 yılda, her biri gerçek olduğu iddia edilen çok sayıda eser ortaya çıkmıştır. Üçüncü asırda yaygın olanlar konusunda Mani dinine mensup Faustus şöyle yazmıştır:       

Herkes bilir ki Evangeliumlar (Hıristiyan kutsal yazılar) ne İsa, ne de havariler tarafından yazılmış, ama onlardan çok sonra bilinmeyen kişiler tarafından yazılmıştır. Görmediği şeyler hususundu yazdıkları için onlara inanmak mümkün olmadığı için hikayelerini o zaman yaşamış havari veya müritlerin adlarını anarak yazmışlardır.   

Dördüncü asra varıldığında Kilise, elde dolaşan bir sürü İncil arasında hangilerinin gerçek olarak kabul edileceğine karar vermek durumundaydı. Bu sorun İznik Konseyine iletildi. Şükür ki, İncillerin seçiminde kullanılan yöntem konusunda pek şüphe vermeyecek iki şahidin sözü kalmıştır. Heraklea Başpiskoposu, Sabinus, Başpiskoposların zihinsel kapasiteleri konusunda bir açıklama bırakmıştır: "İmparator (Konstantin) ve Eusebius Pamfilus dışında bu Başpiskoposlar hiç bir şey anlamayan cahil basit yaratıklardı." Bu Başpiskoposlara yaklaşık olarak kırk İncil teslim edilmişti. Aralarında büyük fikir ayrılıkları olduğu için karar vermek zordu. Sonunda "mucizevi müdahaleye" başvurmak kararı alındı. Kullanılan yöntem Sortes Sanctorum, veya "kehanet için kutsal piyango çekmek"di. İznik Konseyinde bu yöntemin kullanımı diğer bir canlı şahit Pappus tarafında Konseye Synodicon yazısında anlatılmıştı:   

Konseye teslim edilen bütün kitaplar rasgele kilisedeki komünyon masası üzerine konuldu ve onlar (Başpiskoposlar) ruhsal ilhamla yazılı kitapların üste ve geçersiz olanların altta kalması için Efendinin ilahi müdahalesini talep ettiler ve bu şekilde gerçekleşti.   

Başpiskoposlar Konsey odasına sabah döndüklerinde, Mata, Markus, Luka ve Yuhanna'nın İncilleri komünyon masasında tepedeydi. İncillerin Yeni Ahit'te bulanmaları divinasyon (kehanet / fal) sanatından kaynaklanmaktadır, oysa Kilise bundan sonra bu sanata başvuran binlerce kadın ve erkeği büyücü, efsuncu ve cadı diye diri yakmıştı.   

Konstantin'in ölümünden sonra politikaları iki oğlu tarafından sürdürüldü. Hıristiyanların her türlü yolsuz ve kanunsuz işlerine göz yumuldu, paganlara karşı her fırsatta taraflı davranıldı ve pagan mabetlerin yıkılması hayırlı bir olaylar olarak kutlanmaktaydı. Kendi babalarında Hıristiyan vaftiz törenin etkilerini görerek, razı olmayan tabiilerine dahi vaftizliği zorlamaya karar verdiler. Gibbon bu konuda şöyle yazmıştır:

Vaftiz töreni bu amaçla dostları ve ailelerinin kollarından zorla koparılan kadın ve çocuklara uygulanmıştı. Komünyon ayine zorunlu tutulanların ağızları tahta aletlerle açılmıştı ve kutsanmış ekmek zorla boğazlarından indirilmişti. ("Roma İmparatorluğun Düşüşü ve Yıkılışı", Decline and Fall of the Roman Empire.)

Julian Roma İmparatoru olduğunda bütün Hıristiyan dünyası kaygıya düşmüştü. Bu Yeni Platoncu, bu İnisiye Hıristiyanlığa karşı nasıl davranacaktı? Yeni bir ölüm ve işkence dalgasıyla mı geri tepecekti? Julian bu sorulara karşı bir İsa timsali gibi davranmıştır. İlk işi dinleri ne olursa olsun bütün Roma vatandaşlarına eşit haklar vermişti. Heteredoks görüşlerinden dolayı aforoz edilen ve sürgüne gönderilen Hıristiyan Başpiskoposları görevlerine geri çağırdı. Aynı zamanda Konstantin tarafından İskenderiye'den kovalan pagan öğretmenleri felsefe işlerini sürdürmeleri için geri çağrıldılar. Karşıt Hıristiyan fraksiyonların sarayında görüşmeleri için davet etmişti. Burada itilaflarını uzlaşma yoluyla gidermelerini ve birlikte çalışmalarını teşvik edermiş. Ama aynı zamanda pagan tabiilerine mabetlerini tekrar açmak ve kendi dinlerini icra etmek hürriyetini vermişti. Tabiilerine karşı bu adil ve tarafsız tutumundan dolayı, Julian Hıristiyan tarihinde küçük düşürücü "Apostate" (dönek) adı verildi.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Hypatia: Son Yeni Platoncu
« Yanıtla #1 : 28 Aralık 2008, 11:18:36 »
İnsiyasyonlarında edindiği bilgi, Julian'ı Hıristiyanlık için bir tehdit haline getirmişti. Hıristiyan Kilisesi görüşlerini inkar edebilmek üzere bilgisini açıklamasını ısrar etmişti. Ama Julian şu yanıtı verdi:   

Eğer "yedi ışınlı Tanrı" konusunda Kutsal Misterlere inisiyasyonuma değinecek olursam... avam tarafından anlaşılmaz, ama Kutsanmış Teurjistlerin aşina olduğu şeyler söyleyecek olurum.

Bu yanıt Hıristiyan tabiiler arasında bir protesto fırtınası kopardı. Katolik tarihi şöyle yazmaktadır: "Hıristiyanlığın büyük düşmanı sadece on sekiz aylık bir hükümranlıktan sonra Pers Kralı Sapor'un ordusunda bir asker mızrağının "doğaüstü müdahalesi" ile erken bir son buldu." Ölüm döşeğinde Julian yaşamının amacını birkaç sözle özetledi: "Felsefe bana ruhun bedenden ne kadar daha mükemmel olduğunu öğretmiştir, daha asil olan bu cevherimin ayrılması yas tutmaya değil mutluluğa neden olmalıdır."  Sonra da ölüm döşeğinde ona eşlik eden iki filozof Priscus ve Maximus'a dönerek ruh özellikleri konusunda metafizik bir tartışmaya girdi ve her zaman yaşamını ruhsal açıdan yönlendirmeye çalıştığını anlatmış:     

Ve İlahi Gücün yönlendirmesi her zaman ellerimde muhafaza edildiğini güvenle belirtebilirim Zulmün yozlaşmış ve yıkıcı yöntemlerini nefretle kınayarak, devlet yönetiminde halkın mutluluğunu amaç olarak gördüm.  (Ammianus: xxv.)

Julian'ın ölümüyle Kilise tekrar gücüne kavuştu ve eski din, bilim ve felsefelerin sonu belirlendi. Kilise kendi güvenliği açısından onlardan fazla şey kopyalamıştı. Bakireden doğumu, çarmıha gerilişi ve yeniden dirilişine dek İsa'nın yaşamında her olay pagan tanrılarıyla ilgili efsanelerden kopyalanmıştı. Hıristiyan Kilisesinin her dogması ve ritüelinin pagan karşılığı vardı. Bu geçekler tüm pagan dünyası tarafından bilinmekteydi ve Kilise paganlardan alıntı yaptıkça özgünlük iddiasını muhafaza etmek giderek güçleşiyordu. Pagan okulları ayakta kaldığı sürece, Kilisenin kendisini bilginin yegane kalesi olarak göstermesiyle çelişkiye düşecekti. Pagan kitapları varolduğu sürece Kitabi Mukaddes Tanrının tek vahiysi olarak kabul edilemezdi. Pagan filozoflar yaşayıp öğrettiği sürece Kilise Babalarının dogmatik iddiaları sorgulanacaktı. Kilise için bir yol gözükmekteydi - pagan okulları, kayıtları ve hatta filozofları yok ederek yaptığı aşırmalarının izlerini silmek.   

Julian'ın ölümünden yaklaşık olarak on beş yıl sonra, Hıristiyan İmparator Theodosius tahta çıktı. Çok dindar ve güç sahibi biri olarak  kendisini Kilisenin önünde duran her türlü engeli yok etmeye adadı. İmanın Engizisyoncularını kurdu ve İznik Konseyinde kabul edilen Teslis (İlahi Üçlem) doktrini kabul etmeyen bütün Hıristiyanları sürgüne gönderdi. Heretik (din sapkını) ve "heteredoks" Hıristiyanların toplanmalarını yasaklayan ve mallarına el koyan on beş ferman yayınladı. Manici görüşe sahip ve Yahudilerle aynı günde paskalya kutlayan Hıristiyanlara ölüm cezası verdi. Selanik katliamında kalleşçe bir sirke davet ettiği 15 bin kişiyi öldürdü.     

Hıristiyanlar arasında bir diktatör rollünü üstlendikten sonra, çabalarını Kilisenin dışında "Hıristiyanlığın düşmanlarına" çevirdi. Paganlara ibadet yasağı getirdi ve mabetlerine Hıristiyanların kullanımı için el koydu. Birçok mabet arasında Kartaja'da çevresi 3.5 kilometre Semavi Bakire Mabedi bir Hıristiyan kilisesine dönüştürüldü. Buna benzer bir sözde "konsakrasyon" ile Roma'daki muhteşem Panteon kubbesine uygulandı: Gibbon bu konuda şöyle yazdı:

Roma dünyasının hemen hemen her eyaletinde fanatik bir ordu barışsever sakinleri istila ediyordu ve antik dünyanın en güzel yapıtlarının harabeleri, imha etmeye bu denli çaba göstermeye vakit ve temayülleri olan bu barbarların yıkımlarının kanıtları olarak kalmışlardır.   

Theodosius bundan sonra yıkıcı emellerini Mister Okullarına çevirdi ve kısa sürede onları yok etmeye başardı. Ama bir Mister Okulu vardı ki ona gücü yetmedi, o da Atina'ya yakın Eleusis kentinde bulunan Eleusis Misterleriydi. Ama o bile yıkılmaya mahkumdu, 396 yılında Alarik ve barbarları, o zamanlar "kara gömlekliler" veya "kara kuşanmış adamlar" olarak bilinen Hıristiyan keşişler tarafından Thermopylae geçidinden yol gösterilerek, dış avlusu 300 bin kişi barındırabilen dünyanın en ünlü binalarından biri Eleusis Mabedi enkaza çevrildi. Böylece Grek Misterleri yok oldu.

Sonra da, Theodosius gözlerini, yüzyıllardır dünyanın kültür merkezi olarak ünlenen İskenderiye'ye çevirdi. Büyük Müze zaten Konstantin devrinde Katolik rahiplerin kontrolüne verilmişti, ancak Serafim diye bilinen büyük bina kompleksleri halen paganların elindeydi. O sıralarda muhteşem Serapis Mabedi eski din ve bilimlerin öğretildiği bir üniversite olarak kullanılmaktaydı. Serapion Kütüphanesi dünyanın dört köşesinden getirilen, asırların entelektüel çabasını temsil eden muazzam bir kitap koleksiyonunu içermekteydi. Bu her iki pagan bilgi merkezi Kilisenin önünde ciddi bir engel oluşturmaktaydı ve Theodosius yönetiminde bunların imhasına şahit olmaya kararlıydı.

Bu sıralarda büyük filozof Olympius, Serapis Mabedinde kadim felsefeyi öğrenmek isteyen kalabalık bir öğrenci kitlesine dersler veriyordu. Olympius'u Suidas şöyle tanıtmıştı: "Harika edinimler, asil bir kişilik ve inanılmaz belagata sahip bir adamdı." Şehirde Hıristiyan Kilisenin başı İskenderiye Başpiskoposu Theophilus'tu. Gibbon bu kişiyi şöyle tarif etti: "Barış ve erdemin sürekli düşmanı, elleri altın ve kanla kirlenen cüretkar ve kötü bir adamdı."  O denli açgözlüymüş ki kitap çalıp yabancılara yüksek fiyatta satmak için Serapion'daki kölelere rüşvet verdiği söylenmektedir. Hıristiyanların bir Hıristiyan Kiliseye çevirmek üzere el koydukları Osiris Mabedinin yıkımları sırasında, bazı pagan semboller bulunmuştu ve Theophilus bunlarla alay etmek üzere pazarda sergilemişti.

Paganlar doğal olarak kutsal sembollerin umumi yerlerde saygısızca aşağılanmasına itiraz ettiler ve bir ayaklanma meydana çıktı. İmparator Valisi ve kalabalık bir ordunun desteğiyle Theophilus Serapis Mabedine Olympius'un önderliğinde sığınan paganlara saldırdı. Akıl almaz zalimlikler uygulandı. İmparator Theodosius olayı öğrenince yerin imhasını emretti ve Hıristiyanlar emri yerine getirmeye başladılar. Mabedi yağmaladılar, Serapis heykelini parçaladılar ve sokakta sürüklediler ve sonrada yaktılar. Bu 398 yılındaydı. Bina bir harabeye dönüştürüldü ve daha sonra ayaklanmada ölen Hıristiyan "şehitlere" adanmış bir Hıristiyan Kilisesi üzerine inşa edildi.   

Bundan sonra ünlü Serapion Kütüphanesi imha edilmişti, söylentilere göre bütün kitaplar tamamen yok olmuştu. Ama yine de Cleopatra'nın hükümranlığında olduğu gibi bu paha biçilmez elyazmaları korumak için önlemler alınmıştı. Hıristiyanlar İskenderiye'de gücü ele almaya başladığı andan itibaren bu kitaplar Hıristiyan vandalizminden uzak ve emniyetli Serapion'dan çekilip saklandı. Halen Mısır ve Küçük Asya'da tek bir eserin kaybolmadığını iddia eden Kıptiler vardır. "Taş şehir" Ishmonia yakınlarında sayısız eserin saklandığı büyük yeraltı sığınaklar vardır. Belki ileriki tarihlerde bir arkeolog, Theodosius'un amacına başaramadığını kanıtlayacaktır. [Not: Tabii ki, bu Teosofların bir iddiasıdır ve henüz bunun doğruluğunu kanıtlayacak bir şey ortaya çıkmamıştır. Umarız ki çıkar]   

Mister Okulların ve Serapion yok edilişiyle Hıristiyan Kilisesinin önünden iki ciddi engel kaldırılmıştı. Ama halen bir üçüncü engel mevcuttu, o da Yeni Eflatuncu Okuluydu. Bu okulu imha etme "onuru" 412 yılında İskenderiye Başpiskoposu olarak yerine geçen Theophilus'in Cyril'e aitti. Cyril Hıristiyan tarihine, Bakire Meryem'i İsa'nın annesinden Tanrının Annesine terfi ettiren kişi olarak geçmiştir. O ayrıca İsis tanrıçasını Hıristiyan Kilisesine Meryem adı altında sokan kişiydi. Bu "Kara Bakireleri" ayrıca Moulin Katedralında, Loretto Şapelinde, Genoa'daki San Stefan Kilisesinde, Pisa'daki San Fransiz Kilisesinde görmek mümkündür.   

Cyril iktidara geçişini ilk başta Novitiyanlara, sonra Yahudilere yönelik bir dizi zulümle kutladı. İskenderiye'nin kuruluşundan beri Yahudiler bu şehirde hoş karşılanmasına karşın, Cyril Sinagoglarına karşı kışkırtıcı bir kitlenin başında saldırdı. Silahsız ve müdafaasız kalan Yahudiler kendilerini koruyamadılar. İbadet yerleri harabeye çevrildi, bütün eşyaları yağma edildi ve şehirden kovuldular.

Her ne kadar Kiliseden altın ve gümüş kaplar çalıp satışından yararlanmaktan hakkında dava açıldığı bilindiyse de, Cyril Hıristiyan tarihinde Kilisenin bir "Azizi" olarak geçmiştir. Ama küçük çapta hırsızlık yapmanın karanlık ünü dini tarihe kaydedilmeyecekti. Onu gerçek suçu çok daha ciddiydi - bu suç tarihin en asil kişilerinde biri Hypatia, son Yeni Platoncunun katliydi.   

Hypatia, ünlü filozof ve matematikçi Theon'un kızıydı. Theon matematikçi Euclid'in eserine kızının da yardımı bulunduğu söylenen bir tefsir yazmıştı. Tek bir çocuk olan Hypatia genç yaşta felsefe ve matematiğe karşı derin bir ilgi göstermişti. Babası bu konularda onu büyük bir dikkatle eğitti ve kısa bir sürede en parlak öğrencilerinden biri oldu. Suidas'a göre yazdığı eserler arasında İskenderiyeli Diophantus'un Arithmetica, Pergalı Apollonius'un Konikler ve Ptolemy'nin Matematik Kanon üzerindeki tefsirler tamamen kayıptır.

Hypatia Atina'da yaşadığı sürede Plotinus, Porphyry ve Iamblichus tarafından kurulan Yeni Platoncu okullarla temas kurup bu okula kendini özdeşleşti. Daha sonra İskenderiye'ye geldiğinde ünlü Müzede konferanslar ve dersler vermeye başladı. Burada, zarafeti, engin bilgeliği, gençliği ve olağanüstü güzelliği geniş bir öğrenci ve hayran kitlesi çekmeye başlamıştı. Soylu İskenderiye ailelerin evlerine davet edilmişti ve arkadaşları arasında zamanının en güçlü kişileri: İskenderiye Valisi Orestes ve Cyrene Başpiskoposu Synesius vardı.

Yeni Platoncu okulu yıkımın arifesinde en yüksek doruklarına çıkmıştı. Hypatia, Mısırı kadim Misterleri konusunda binlerce yıldan beri en yakın anlayışına getirdi. Teurji konusundaki bilgisi Misterlerin pratik değerini yeniden onarmıştı, böylece yüz yıl önce Iamblichus tarafından başlatılan işi tamamlamıştı. Plotinus ve Porphyry'nin yolunu izleyerek kişisel Benliğinin Evrensel Benle birlik kurabileceğini gösterdi. Ammonius Saccas'un yolunu izleyerek bütün dinler arasındaki benzerlikleri ve kaynaklarını açıkladı. 

Hıristiyan dogmanın istikrarsız temeli Yeni Platoncu okul Aristo'nun tümevarımlı mantık metodunu uyarladığında daha da açığa çıkmıştı. Mantık ve şeylerin uslamlamalı makul açıklanması bu yeni esrar dininin en çok nefret ettiği şeyler arasındaydı. Hypatia Hıristiyanlığın dogmalarını alıntı yaptığı metafizik alegorileri irdelediği zaman ve bunları halka açık konferanslarda açıkladığı zaman Hıristiyanların sadece şiddetle yanıt verebileceği bir silah kullanmıştı. Eğer okulunun devam etmesi izin verilseydi, Kilise tarafından yürütülen hile açığa çıkmış olurdu. Yeni Platoncu ışık Hıristiyanlığın yamalarını fazla aydınlatıyordu.   

414 yılının Lent bayramında, Okuyucu Petro'nun önderliğinde Cyril'in keşişleri Hypatia'nın konuşmalarından birini tamamladığı Müzenin önünde toplandılar. Bir atlı araba kapıya geldi ve Hypatia çıktı. Pusu yerinden fırlayan kalplerinde cinayet yatan kara bir keşişler grubu Hypatia'nın arabasını sarmıştı ve Hypatia'nın inmesini zorladılar. Onu soydular ve çıplak olarak yakında bir kiliseye zorladılar, onu titreyen mumlarla aydınlamış buhur kokulu loş koridorlardan sürüklediler ve sunağa getirdiler. Bir ara eziyetçilerin ellerinden kurtulmuştu, etrafını sarmış kara cüppeli keşişler karşı bembeyaz ayağa kalkmıştı. Bir çift laf söylemek için ağzını açmıştı, ama sesi çıkmadı. Çünkü o anda Okuyucu Pedro bir vuruşla onu yere yıkmıştı ve keşişler üzerine kapandılar. Ölü bedenini sokaklarda sürüklemişler, istiridye kabuklarıyla etini kemiklerinden sıyırdılar ve kalanı yaktılar.   

Böylece Hypatia yok oldu ve ölümüyle Yeni Platoncu okul sona erdi. Bazı filozoflar Atina'ya gittiler, ama okullar İmparator Justinian emriyle kapatıldı. Yeni Platoncu hareketinin yedi filozofu Hermias, Priscianus, Diogenes, Eulalius, Damaskias, Simplicius ve Isidorus'un Justinian'ın zulmünden Uzak Doğuya kaçışıyla bilgelik öğretisi kapanmıştı.

414 yılındaki Hypatia'nın ölümünden tam bin beş yüz yıl sonra 1914 yılında Hıristiyan devletlerinin Dünya savaşı başladı. Bu iki olay arasında bir bağı var mı? Hypatia'nın ölümü dünyanın bin yıl cehalet ve batıl inançlar bulutlarıyla kaplandığı Karanlık Çağların başlangıcını işaret etmiştir. Şimdi de devinimimizde buna tekabül eden bir notaya gelmiş bulunuyoruz [not: bu yazının yazıldığı zamana göre]. Geçmişteki dehşet verici olayların tekerrürünü önleyecek bilgi bu zamanımızın Teosofistlerde mevcuttur.
midena pro tou telous makarize