Gönderen Konu: Nuri İyem (1915 - 2005)  (Okunma sayısı 14034 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Nuri İyem (1915 - 2005)
« : 30 Aralık 2008, 23:15:52 »
1915 doğumlu olan sanatçı Nazmi Ziya aracılığıyla Akademi'nin orta bölümüne kaydını yaptırmıştır. Nazmi Ziya, İbrahim Çallı ve Hikmet Onat atölyelerinde çalıştıktan sonra Levy'den dersler alan Nuri İyem, Akademi'nin orta bölümünden Ragıp Gökcan ile birlikte birinciliği paylaşarak mezun oldu.

Yüksek bölümü yeni açılan Akademi'ye 1940 yılında yeniden giren ve dört yıl sonra okulu bitiren ressam, toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşlarıyla "Yeniler Grubu"nu kurdu. Boyut ve soyut sonrası olmak üzere iki dönem altında biçimlenen Nuri İyem'in sanatı akademi merkezli sanat görüşlerine karşıt bir seçenek üzerinde kimliğini bulmuştur.



Çocukluk yılları ,babasının görevi nedeniyle güneydoğu kentlerinde geçti. Ablasını ölümü üzerine İstanbul’a dönmek zorunda kaldı. Ortaokul ve liseyi İstanbul’ da okudu. Resim sanatına ilgisi küçük yaşlarda duvarlara kömür kalemle çizdiği resimlerle başladı. Nazmi Ziya aracılığla Akademi’nin orta bölümüne kaydını yaptırdı. N.Ziya ,I. Çallı ve H.Onat atölyelerinde çalıştı. Bir ara L.levy ‘den dersler aldı. Akademi’nin orta bölümünden , Ragıp Gökcan’la birinciliği paylaşarak mezun oldu. Askeliğini yaptıktan sonra Giresun’a atandı. Yüksek bölümü yeni açılan Akademi’ye 1940’ ta yeniden girdi. Bu bölümü dört yıl sonra ilk mezun olarak bitirdi. Toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşlarıyla ( Kemal Sönmezler, Turgut Atalay, Selim Turan, Avni Arbaş, Mümtaz Yener) kurduğu Yeniler Grubu’nun ilk sergisini Liman Resim Sergisi adıyla 1941’ de Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü binasında açtı. Gruba başka üyelerin (Abidin Dino, Faruk Morel, Agop Arad, Yusuf Karaçay) katılmasıyla ,bu etkinlik 1951 ‘e kadar sürdü.H.Ziya Ülken 1942’ de yayımladığı Resim ve Cemiyet adlı kitabıyla , grubun savunuculuğunu üstlendi. Zamanla gruptan kopmalar oldu. Nuri İyem bir süre Resim Heykel Müzesi’nde Halil Dikmen’ in yardımcııs olarak öalıştı. 1946’da ilk kişisel sergisini Beyoğlu’nda bir mobilya mağazasında açtı. Ankara, İstanbul ve İzmir’de duvar resimleri uyguladı. İki yıla yakın tutuklu olarak yaşadı. 1950’den sonra yöneldiği soyut resim anlayışını 1960 ‘lı yıllarda bırakarak, köyden kente göç eden insanların, gecekondu yaşamından sahneleriin ve genç kadın portrelerinin ağırlıklı bir yer aldığı eski sanat anlayışına bir dönüş yaptı. 1950 li yıllarda İstanbul’un ilk özel galerisi Maya’da kişisel sergiler yaptı. Yurtdışında devlet tarafından düzenlenen karma sergilere yapıt verdi. Soyut ve soyut sonrası olmak üzere iki dönem altında biçimlenen Nuri İyem’in sanatı, Tanpınar’ın yerinde deyişiyle “rehbersiz” ve “pusulasız” bir yörünge üzerinde gelişmiş ve akademi merkezli sanat görüşlerine karşıt bir seçenek üzerinde kimliğini bulmuştur. Somut içerik ve resimsel yapı (mimari ), doğa anlamında sağlam kontrüksiyon, bu resmi niteleyen başlıca elemanlardır
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Nuri İyem (1915 - 2005)
« Yanıtla #1 : 30 Aralık 2008, 23:16:29 »
Nuri İyem Türk resim sanatının en büyük ustalarından birisidir. Sanatla dolu ömrünü, çok sayıda değerli ürünle taçlandırmış ve Cumhuriyet tarihinin toplumsal, siyasi ve kültürel seyri içerisinde, bir sanatçı olarak var olmanın tüm zorluklarına rağmen kesintisiz olarak üretmiş, sergiler açmış, yazmış ve tartışmıştır. Nuri İyem'in hikayesi, sadece bir sanatçının oto- biyografik sunumu değildir, aynı zamanda gerçek bir onur mücadelesinin ifadesidir.



1915 yılında İstanbul'da doğan sanatçı, resme küçük yaşlarda duvarlara kömür kalemle yaptığı çizimlerle başlamıştır. Bir sağlık memuru olan babasının görevi nedeniyle çocukluğu Anadolu'nun farklı illerinde geçmiştir.

İlkokulu Mardin'de tamamladıktan sonra ortaokula devam etmek için İstanbul'a gelmiş ve burada önce Vefa ardından Pertevniyal Liselerinde okumuştur. "Resme olan tutkum arttıkça arttı. Derslere boş vermeye başlamıştım.

Kendimi tamamen resme adamıştım. Evde resim... Sınıfta resim... Karakalem, yağlıboya... Ne bulursam onunla çalışıyordum."[TANALTAY, Dr. Erdoğan; Sanat Ustalarıyla Bir Gün, s.40]



Çocukluğundan itibaren hücrelerine işleyen bu resim tutkusu, Nuri İyem'in hayallerini Fındıklı sahillerine doğru uzun yolculuklara çıkartıyordu ve bu hayaller, ailesinin kendisini bir doktor olarak görme arzusuna rağmen, sonunda Akademi'ye kaydolmasıyla sonuçlanacaktı. Yaptığı çalışmaları, o yılların en önemli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerinde, resimlerini hayranlıkla izlediği Nazmi Ziya'ya göstermiş ve onun teşvikini de aldıktan sonra hiç duraksamadan kaydını yaptırıp derslere başlamıştır. Nazmi Ziya, Hikmet Onat, Çallı ve Levy'nin öğrencisi olan genç ressam, aynı zamanda Feyhaman Duran, Namık İsmail gibi diğer akademi hocalarının fikirlerinden yararlanmaktan geri kalmamış ve Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji dersleri veren büyük üstad Ahmet Hamdi Tanpınar'ın, önünde açtığı geniş ufuklarda entelektüel kimliğini bulmuştur. Ahmet Hamdi'nin düşünce yapısı onun şu satırlarında belli olur: "Geniş hayat önümüzdeki bin başlı bir muamma gibi duruyor. Onu çözdükçe kendimizi bulacağız; hakiki şahsiyette, hür san'ata kavuşacağız. Ağaç güneşte serpilir, fakat toprağın derinliklerindeki kökü ile beslenir. İnsanoğlu kendi ferdiyetini bile ancak içinde yaşadığı cemiyetle idrak eder." [TANPINAR, Ahmet Hamdi, "Hayat Karşısında Münevver", Ulus, Haziran 1943, no: 7865]
 


İyem'in yıllar sonra yazdığı ve Yeditepe'de yayınlanan (16- 30 Kasım 1962, S. 75, s.9) 'Sanatçımızın Kaderi' isimli bir makalesinde bile Ahmet Hamdi'ye gönderme yapması, bu büyük edebiyat ve düşün adamının onun üzerindeki kalıcı etkisini açık bir şekilde ortaya koyar: "Yazık değil mi bunca çabaya? Bunca masrafa? Bunca emeklere? Bunca teşkilatı bir takım adamlara maaş vermek için mi kurmuşuz? Bütün bunlar 'Saatleri Ayarlama Enstitüsü'* müdürler?"

"Bana kalırsa o yılların Güzel Sanatlar Akademisi çok iyiydi" der Nuri İyem. Yukarıda zikredilen isimler, bu teşhisin doğruluğunu kabullenmemiz için fazlasıyla yeterlidir. Akademi'ye yepyeni bir hava ve dinamizm getiren Türk resminin ilk devrimci kuşağının (14 Kuşağı) sanatçıları, Ahmet Hamdi gibi bir aydın ve Akademi'nin gördüğü en iyi yabancı hoca olan Leopold Levy... Levy, Akademi'deki açılış dersinde; "En iyi netice veren çalışma şüphesiz ki yalnız atölyelere inhisar eden çalışma değil bütün günümüzü dolduran her an çalışmamızdır." [LEVY, Prof. L.; "Resim", Arkitekt, 1936, S.12, s.349] demekteydi. Kuşkusuz, Nuri İyem buna dünden hazırdı ve öğrendiklerini sürekli çalışarak, araştırarak, tartışarak pekiştiriyordu.



İyem, Akademi'nin orta bölümünü birincilikle bitirdikten sonra, askerlik görevini tamamlamış ve ardından bir süre Giresun'da görev yapmıştır. 1940 yılında, dört yıl sonra ilk mezunu olacağı yeni açılan yüksek bölümünü tamamlamak üzere yine Akademi'ye girmiştir.
 
Bu dönemde, bir yanda Devlet Resim Heykel Sergileri, her nesil ve anlayıştan sanatçının yapıtlarını sergileme olanağı bulduğu bir etkinlik olarak sürerken, öte yanda Avrupa'da savaşın kızıştığı ve sanatçılar açısından şartların iyice ağırlaştığı bu yıllarda kimi özel sergiler de açılmaktadır. Bazı sanatçıların silah altına alındığı ve İstanbul'da sıkıyönetim ilan edildiği bir dönemde aralarında Nuri İyem'in de bulunduğu Cumhuriyet'in yetiştirdiği ikinci nesil sanatçılar etkinlik sürecine girmişlerdir. Nuri İyem, Avni Arbaş, Selim Turan, Fethi Karakaş, Mümtaz Yener, Turgut Atalay, Haşmet Akal, Ferruh Başağa ve Agop Arad gibi 20'li yaşlardaki bir grup genç sanatçı, bu çabaların bir sonucu olarak Mayıs 1941'de İstanbul Beyoğlu Matbuat Müdürlüğü salonlarında ortak bir amaç ve görüş çerçevesinde biraraya gelerek bir sergi açarlar. Halkın arasına girmek, onların düşünce ve yaşayışlarını paylaşarak sanatsal üretimlerini gerçekleştirmek amacını taşıyan bu sanatçılar, İkinci Dünya Savaşı'nın bunalımlı ortamında sanatlarına toplumsal gerçekçi bir yön vermişlerdir. Bir liman kenti olan İstanbul'da denizcilerin arasında çalışarak sergilerini hazırlamışlardır. Bu yolla, daha üretim aşamasında halkın arasına girerek ilgi uyandırmayı amaçlarlar.



Böylece d grubunun şekilciliğine karşı çıkan toplumsal içerikli resimleriyle, genç kuşak sanatçıları ilk sergilerini açmışlar ve anlaşıldığı kadarıyla bir ölçüde amaçlarına ulaşmışlardır. Açılışa, İstanbul Valisi Lütfi Kırdar, basın mensupları, üniversite hocaları, sanatseverler ve özellikle genç sanatçılara bir yıl boyunca yardımlarını esirgemeyen liman işçileri de gelmiştir. İstanbul'da sıkıyönetim olduğu dönemde düzenlenen serginin açılışını balıkçı Ferman Reis yapmış, sergiyi Hasan Ali Yücel başta olmak üzere pek çok üst düzey resmi görevli gezmiştir. Bu arada İstanbul Belediyesi bütün ressamlardan birer resim satın almıştır.

Liman sergisi adı verilen bu etkinliğin ardından Yeniler adı altında birleşen sanatçılar, özellikle Akademi dışındaki yazar ve sanatçılardan destek görmüşlerdir. Yeniler, bir sanatçı olarak varolmanın yolunu sanat anlayışları ve toplum gerçekleri arasında bir orta yol çizerek bulmaya çalıştılar.
 
Böylece bir anlamda, kendilerinden önceki kuşağın 'sanat anlayışlarını topluma empoze etme' yönündeki uğraşılarının tersine; 'toplumun içinden çıkan, onunla uzlaşmaya çalışan' bir tavır ortaya koydular. Bu tavır, toplum ve sanatçı arasındaki kopukluğun giderilebilmesi ve sanat yapıtına yönelik bir ilginin oluşması açısından da dikkate değerdir. Adeta "Ressam atelyesinden çıkıp cemiyetin içine girmelidir" diyen İsmail Hakkı Baltacıoğlu'nun 7-8 yıl önce d Grubu'na yönelttiği önerilerin bir sonraki kuşak sanatçıları tarafından değerlendirildiği görülür. Onların bu yaklaşımı, pek çok yazar ve sosyolog tarafından da desteklenir. Sosyolog Hilmi Ziya Ülken'in 1942 yılında yayınlanan 'Resim ve Cemiyet' adlı kitabı genç sanatçıların anlayışları ile örtüşmektedir.

Fikret Adil, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi sanatçılar yazılarıyla onları desteklemektedirler. Orhan Veli'den Asaf Halet Çelebi'ye çok sayıda şair ve hikayeciyle dostluk kurmuşlardır.


İyem, Yeniler Grubu dağılana kadar düzenlediği sergilere katılmış, bu arada bir süre Resim- Heykel Müzesi'nde Halil Dikmen'in yardımcısı olarak çalışmıştır. Burada, Türk resminin ilk dönem ustalarını da tanıma fırsatı bulmuştur. Özellikle de Hoca Ali Rıza'ya hayranlık beslemektedir: "Doğrusu ya, Türk resmi uzun yıllar seyircisiz kaldığı için, toplumsal yaşama katılmada emekledi durdu. Kendi payıma Hoca Ali Rıza'yı, Türk resmini Halk'a doğru götürmekteki çaba ve başarılarından ötürü, ayrıca seviyor ve sayıyorum."[İYEM, Nuri; "Galerilerin Yararı", Gösteri, Mayıs- 1981, S.6, s.49]

Nuri İyem, Yeniler Grubu ve Liman sergisi ile özdeşleşen bu sanatçı tutumunu hayatı boyunca korumuştur. Onun, daha öğrencilik yıllarında Akademi odalarında arkadaşlarıyla yaptığı hararetli tartışmalarla başlayan sanatın toplumsal yönüyle ilgili düşünceleri, sanatçı kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Türk resminin halka ulaşması en büyük arzusudur ve hayatı boyunca bu doğrultuda çaba göstermiştir.
 
"Türkiye'de resme karşı sanıldığı kadar ters bir davranış yok." demektedir. "Eğer sen ressam olarak onlarla konuşmaya razı olabilirsen, onlarla diyalog kurabilirsen düşüncelerini, resimlerini onlara yavaş yavaş kabul ettirebilirsin." [TANALTAY, Dr. Erdoğan; Sanat Ustalarıyla Bir Gün, s.42]
 
Bunu başarabilmek için kayaları biçimlendiren dalgaların sabrıyla; üretmiş, sergiler açmış; her çabası, her hamlesi, her denemesi onu aşama aşama sonuca doğru götürmüştür. Nuri İyem; Türk resminin toplumun geniş kesimlerine ulaşması için Hoca Ali Rıza, 14 Kuşağı ve Bedri Rahmi'nin sürdürdüğü çabaları büyük ölçüde ilerilere taşımayı başarmıştır. Bunun için Akademi'ye cephe almış, sıkıntılı yıllara göğüs germiştir. Kesintisiz sanatsal üretiminin yanı sıra, halka ulaşmak için 1946 yılında Beyoğlu'nda Ada (mobilya) mağazasında açtığı ilk sergi ve 1950'li yıllarda Maya Sanat Galerisi'nde düzenlenen diğerlerinin ardından bugüne kadar yapıtlarını bir çok kez sergilemiştir.



1950'li yıllarda yöneldiği soyut anlayış paralelinde ürettiği resimler, onun sanatının üslupla tanımlanamayacağını kanıtlar. Bugün onun soyut resimlerini gördüğümüzde, hangi anlayışta çalışmış olursa olsun sanatın üst seviyede üretimine yoğunlaşmış olduğunu anlarız. 1960'lı yıllarda, Anadolu insanını onların yaşamını, iç dünyasını, köyden kente göç edenleri ve gecekondu yaşamını anlatan figüratif resimler üretmeye yoğunlaşmıştır. Bereketli topraklarıyla ve medeniyetler doğuran özelliğiyle; Anadolu'yu bir kadın olarak algılamış ve ürettiği kadın portrelerinde, iç dünyanın aynası olan gözlerin ışığında, bir parçası olduğumuz toplumu tüm gerçekliğiyle yansıtmıştır. Kadınların gözlerindeki ışığın derinliklerinde sadece günümüzün değil, Anadolu insanının geçmiş zamanlardan bugüne uzanan ve nesillerdir değişmeyen acıları, sıkıntıları, sevinçleri, heyecanları ve gelenekleri bulunmaktadır.

Nuri İyem sanatı ve sanatçı kişiliğiyle, Türk resim sanatı tarihinin kilit isimlerinden birisidir. Günümüze ulaşan çabalarıyla gerçek bir 'emektar' ve nihayet 'ustaların ustası' olarak çağdaş Türk sanatının önünde geniş ufuklar açmayı başarmış ve verdiği onur mücadelesini kazanmıştır.

Kaynak: www.lebriz.com
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Nuri İyem (1915 - 2005)
« Yanıtla #2 : 30 Aralık 2008, 23:18:11 »
Toplumsal gerçekçilik ve Nuri İyem'in kadınları
Geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Nuri İyem‘in resim sanatımızda önemli bir yeri vardır. İlk elde köy kadınları olarak algılayabileceğimiz Anadolu kadınını resimler İyem. Ama sanat tarihimizde özel bir yere sahip oluşu, toplumsal gerçekçi sanat anlayışıyla çalışmalarını sürdürüşü, bu akımın güçlü örneklerinden biri oluşudur.

Türkiye’de toplumsal gerçekçilik ve Nuri İyem
Türkiye’de sanatta toplumsal gerçekçiliğin geliştirilmesinde erken Cumhuriyet döneminin etkisi ve yönlendirmesi vardır. II. Dünya Savaşı’nın altüst edici etkisi Türkiye için de geçerlidir. Sınır komşusu SB’de sosyalist yönetim ve onun Türkiye’ye çok yönlü katkıları bulunmaktadır. 1934′de Ankara’da “Sovyet Resim ve Heykel Sergisi” açılır. Bu serginin toplum ve devlet üzerindeki etkisi büyük olur. ‘37′de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi kurulur. ‘39′da Ankara’da ilk resim ve heykel sergisi açılır. Ve CHP’nin hazırladığı sanat programıyla ressamlar ülke gerçeklerini tanımaları, bunları sanata taşımaları, sanatla toplum ve devlet arasında bir köprü oluşturmaları hedefiyle Anadolu’ya gönderilirler.



Toplumun yaşam koşullarını yansıtan tabloların sergilerde yer almaya başlaması, Anadolu gerçeğinin daha yakından tanınmaya başlamasını koşullar. Ressamların Anadolu’ya gidişleri toplumun sorunlarını, yaşam gerçeklerini tanımalarını sağlamış; toplumla arasındaki çok yönlü uçurumu gören devleti kaygılandırmıştır. Köy Enstitüleri’nin kurulması, sanatçıların Anadolu’ya gönderilerek toplumsal gerçekçiliğin geliştirilmesi vb. örnekler devletin, SB’nin devletle toplum arasında eğitim ve sanat aracılığıyla güçlü köprüler kurulması politikalarından esinlenmiş uygulamalardır. Sovyetler’dekiyle şekilsel benzerlik gösteren bu yönelim, sosyalist politikalardan beslenmediğinden özle örtüşmeyip, güdük kalmıştır ve ülkenin gerçeklerini sergilemekten öte bir işlev taşımamıştır.



Akademinin batıya öykünen sanat anlayışına karşı giderek güçlenen toplumsal gerçekçilik, kimi eleştirmenlerce ulusal sanat tanımına sıkıştırılarak sanatta ulusallık-evrensellik tartışmasına yol açar. Akademiye tepki olarak kurulan Yeniler Grubu, aralarında Abidin Dino, Nuri İyem, Avni Arbaş vb. pek çok ressam ve heykeltraşın toplumsal gerçekçi anlayışla gerçekleştirdiği bir sergiyle D Grubu‘nun Anadolu gerçeğinden uzak yaklaşımını protesto eder. Grubun zamanla yolları ayrılsa, yeni grup ve anlayışlar birbirini izlese de işçi ve emekçilerin çalışma-yaşam koşulları onlar sayesinde sanat tarihimizde yerini alır. Yeniler Grubu’yla kendine yer açan toplumsal gerçekçilik ‘60′larda Neşet Günal, Nedim Günsur, Nuri İyem vb. sanatçıların ısrarlı çabalarıyla kendine daha köklü bir yer edinir.

Toplumsal gerçekçilik o dönemden günümüze var olagelmiş, toplumsal olaylardan etkilenmiş ve beslenmiştir. Çok partili döneme geçiş, ‘60 darbesi, ‘68 gençlik hareketleri, ‘70-’80′li yıllardaki işçi-emekçi ve öğrenci gençliğin antifaşist, antiemperyalist ve sosyalist düşüncelerle buluşmasının izdüşümlerini toplumsal gerçekçi tablolardan izlemek mümkündür.



İyem’in kadınları
Giysilerine takılmaksızın yüzlerini dikkatle incelersek köylü ya da kentli ayrımına düşmeksizin emekçi kadınları görürüz onlarda. Anadolu’da emekçi kadın olmanın suretidir onlar. Durgun, suskun, devinimsiz öylece bize bakarlar. Ataerkil toplumun ötelenmişliğini kuşanmıştır her biri. Silik ve ikincil. Sessiz ve hüzünlü. Yaşamın tüm acılarını bohçalayıp derinliklerinde saklama çabasındadır sanki her biri. Acı ve itilmişlik gizlenemez oysa, bakışları ele verir onları. Tüm sıkıntılarını depoladıkları bedenlerinin devinimsiz suskunluğuyla çelişen gözleri vardır onların. Kocaman üzüm karası.



Dillerinin suskunluğunu bozan durmaksızın konuşan bilge, dertli, kederli, öfkeli ve isyankardır İyem’in kadınlarının gözleri. Baskılanmışlığını paylaşma, kaderini değiştirmeye çağırır gibidir izleyeni. İyem geleneksel aile tipolojisinin kuralları arasına sıkışmış Anadolu’nun emekçi kadınlarını toplumsal gerçekçi anlayışla yaşamı boyunca resimlemiştir.

Kaynak: www.ufukcizgisi.org
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Nuri İyem (1915 - 2005)
« Yanıtla #3 : 30 Aralık 2008, 23:18:51 »
Hüzünlü bakışlı, kocaman gözlü kadın figürleriyle tanınan Nuri İyem 90 yıllık yaşamı boyunca 6 bine yakın tabloya imza atan Nuri İyem, bir röportajında `Ben seyirciyi severim, resimlerim üstünde konuşsunlar isterim. Seyircisiz resim olmaz` demişti

Türkiye `nin en çok tanınan ressamlarındandı. Onun hüzünlü bakışlı, kocaman gözlü kadınlarıyla göz göze gelmeyen az insan vardır. Bir röportajında resimlerine kadın ve gözlerin girişini şöyle anlatmıştı İyem : `Bana ablam baktı. Ablama bayılırdım. Beni dayaktan, her tür fırtınadan korurdu. Uyandığım zaman bir bakardım, gözleri üstümde. 19 yaşında evlendi, ilk çocuğunu doğururken de öldü. Ve bir suçluluk duygusu var bende. Sanki ben ablamı kurtarabilirdim. Resimle uğraşmaya başladığımda hep bir kadın vardı. İlk zamanlar çok kötü şeyler yapıyordum. Giderek bu kadın portresi gelişti bende. Sonunda `göz` benim tablolarıma giriş için bir anahtar olmaya başladı.

`1937`te Güzel Sanatlar Akademisi `nde Nazmi Ziya , Hikmet Onat , İbrahim Çallı ve Leopold Levy atölyelerinde çalışarak birincilikle mezun olan İyem , Türk resim tarihinde ilk kez toplumsal gerçekçi resmi savunan Yeniler Grubu `ndandı. Kısa bir dönem soyut resim de yapan İyem için resimde içerik önemliydi: `Bir şeyi çizerken bir yandan yargılarım. Her resimde biçim sorununu öne alıyorum. Hiç bir zaman biçimsel ilişkilerden yola çıkarak bir resmi bitirmedim. Mutlaka içeriği vardır.` Resimde seyirciyi çok önemseyen ve `Seyircisiz tiyatro olabilir mi? Olamaz. Ben de diyorum ki seyircisiz resim olmaz. Türkiye `de oluyor. Nasıl? Devlet himayesinde. Ressamların yüzde 99.9`u önce devlet memurudur. Ben seyirciyi severim, resmim üstünde konuşsunlar isterim` diyen İyem , 90 yıllık yaşamında 6 bine yakın tabloya imza attı.

1956`da Venedik , 1957`de Sao Paulo Bienali `ne katılan İyem sağlığında belki de Türkiye `nin bugüne kadarki en büyük retrospektif sergisini açmıştı. 2001 yılında eski TÜYAP Tepebaşı Sergi Sarayı `nda açılan `Dünden Yarına Nuri İyem ` sergisinde sanatçının 1523 adet tablosu yer almış, sergideki tüm eserler tek tek arşiv kayıtlarına dahil edilmiş ve sertifikalandırılmıştı.

Sanatçıların İyem `le ilgili görüşleri şöyle:

Burhan Doğançay (ressam): Hem Türk resmi, hem bizler için acı kayıp. Yeri doldurulamaz bir üstad. Türk resmine damgasını vuran bir üstattı. Çok özel bir kişiliği vardı.

Mehmet Güleryüz (ressam): Nuri İyem bizim jenerasyonun önem verdiği, takip ettiği, etkilendiği bir sanatçıydı. Sanat görüşüyle yaşayan ender kişiliklerdendi. Akademi dışındaki duruşuyla da etkili olan biriydi. Önemli bir düşünce insanı ve ressam olan Nuri İyem , tavrını hiç bozmadı.

Mustafa Horasan (ressam): Onun gidişiyle Türk resminde bir sayfa kapandı. Türk resminin mihenk taşlarından biriydi. Resim artık Türkiye `de gerek bakış açısı gerek sorunsala yaklaşım anlamında başka bir yere gidiyor. Bu gidişi de önemli ölçüde Nuri İyem ve onun kuşağına borçluyuz. O, Türk resminde yeni bir çağın tohumlarını attı ve bize de önemli bir miras bıraktı.

Nedret Sekban (ressam): Türk resmi ulu çınarlarından birini daha yitirdi. Toplumsal gerçekçiliğin en önemli ustasıydı. Onun Türk resim tarihindeki önemi `Yeniler` grubuyla başlıyor. `Yeniler` grubu o güne kadar Türk resim tarihi içinde politik siyasal anlamda ilk angajman sayılabilir. İyem de grubun en önemli üyelerinden biriydi. 90 yaşına kadar çizerek, boyayarak yaşadı. Önümüzde önemli bir örnekti.

Kemal İskender (ressam): Bir kilometretaşıydı. Resminin hemen hemen her alanında -soyut dönemi de olmuştur- tutarlı ve yetkin işler verdi. Ayrıca ünlü Anadolu kadın tiplemesinde, Bizans ikonlarında gördüğümüz Meryem Ana figürüyle Rönensans resminde gördüğümüz Madonna figürünün bileştirerek evrensel kadını yaratmıştır.

Ahmet Umur Deniz (ressam): Büyük bir kayıp. Onunla yaşadığı dönemde tanıştığım için kendimi şanslı hissediyorum. Beraber olduk, bazı anılarını anlattı. Anadolu insanını en iyi ifade eden ressamdı. Onun mirasını devam ettirecek gençler vardır diye düşünüyorum.

Levent Çalıkoğlu (sanat eleştirmeni): Türk resmi, sol politik eğilimin modernleşme sürecindeki en güçlü isimlerinden birini kaybetti. Toplumsal gerçekçi resmin kitlelere mal olmuş istisnai sanatçılarından biriydi. 1940`lı yıllardan başlayarak akademi karşıtı görüş ve sanat anlayışını hayata geçiren, bağımsız, kendi ayakları üzerinde yükselen en önemli isimlerden birisiydi.

Altan Çelen (ressam): Çok beğendiğim bir ressamdı, gerçekten çok üzgünüm. Üslup açısından benzerine az rastlanır bir sanatçıydı. Nuri İyem bir ikondu.

Hakan Gürsoytrak (ressam): Özellikle Anadolu insanını, emekçisini ve kadınını modern resim sanatı içine onuruyla yerleştirmeyi başardı. Cumhuriyetin modern ilkelerine uygun resim sanatının oluşmasında çok önemli katkıları olmuştur.

Bedri Baykam (ressam): 20. yüzyıl sanat tarihimize damgasını vurmuş bir sanatçı. Yaptığı resimlerle toplumsal konulara yönelmiş sanata gizemli politik bir boyut katmıştır. Kendi inandığı o Anadolu motifli kadın potrelerini ömrü boyunca yaparak Türk sanatında kalıcı bir iz bırakmıştır.

Alıntı: Radikal
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Nuri İyem
« Yanıtla #4 : 02 Ocak 2012, 23:16:22 »
Nuri İyem
Kıymet Giray

Kitap, Nuri İyem'in sanatını anlaşanlayışını temelini atan toplumsal ve öğretisel değerlerin belirlenmesi, örneklere sunulan resimsel gücünün varsıllığını kanıtlamaktadır. Yaşam çizgisinin sanatçı duyarlığına kazandırdığı ayrıcalıkla bütünleşen bu değerler, İyem'in sanatçı kimliğinin ayrıcalığını tanıtmaktadır.

Kütüphanelerde, müzelerde ve özel koleksiyonlarda başlayan incelemeler, Nuri İyem'le yapılan söyleşiler ışığında, özgün bilgilerle donatılmıştır. İyem'in yaşamını aralayan anlatıları, akıp giden yılların kesitlerini sunarken sanatçının düşün katmanlarını da sergilemektedir.
midena pro tou telous makarize