Gönderen Konu: Mengücekler  (Okunma sayısı 1973 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Mengücekler
« : 14 Mart 2013, 19:18:48 »
464-675 H.   /  1071-1277 M. arası

DİVRİĞİ KOLU
1142-1277 M.

I.SÜLEYMAN ŞAH
537-566 H. / 1142-1171 M.

EMİR SEYFEDDİN ŞAHİN ŞAH
566-591 H. / 1171-1196 M.

MELİK II. SÜLEYMAN ŞAH
591-625 H. / 1196-1228 M.

MELİK AHMED ŞAH
625-640 H. / 1228-1243 M.

MELİK MÜEYYED SALİH
640-649 H. / 1243-1252 M.

????
649-674 / 1252-1277 M.

b) Divriği Mengücekleri:
Mengücüklüler'in bu kolu siyasî faaliyetleriyle degil, Divrigi'de insa ettikleri cami, medrese, hastahane ve türbeleriyle taninmistir. Tarihçiler, siyasî mücadele ve savaslara daha fazla ilgi duymus olacaklar ki, bu tür olaylara ve çatismalara karismayan Divrigi Mengücüklüleri hakkinda üzüntüyle ifade etmek gerekir ki hemen hiç bilgi vermezler. Onlar hakkinda edindigimiz bilgileri yaptiklari eserin kitabelerine ve günümüze kadar intikal eden sikkelere borçluyuz.

Divrigi'nin tabiat sartlari, hem onlarin yayilmalarina, hem de çevredeki beylik ve devletlerin onlarin hâkimiyet sahasina girmesine mâni olmustur. Mengücüklüler'in Erzincan ve Sarkî Karahisar kollarina son veren Anadolu Selçuklu hükümdari Alâeddin Keykubad, muhtemeldir ki bu endiseler sebebiyle Divrigi'ye müdahale etmek istememistir.

Divrigi Mengücüklüleri'nin ilk beyi Ishak'in oglu ve Mengücük'in torunu Süleyman'dir. Babasi Ishak'in 1142 yilinda ölümünden sonra Divrigi'de bagimsiz olarak hüküm sürmeye basladi. Gerçi Mengücük Gazi ve oglu Ishak hakkinda da Divrigi hükümdari ünvani kullanilmakta ise de bu durum beyligin zaman zaman Kemah ve Divrigi'den idare edildigini gösterir. Divrigi'de Süleyman adina hiçbir eser yapilmamis olmasi onun pek faal bir hükümdar olmadigi intibaini uyandirmaktadir. Ölüm tariihi de belli olmayan Süleyman'in yerine oglu Sahinsah geçmistir. Divrigi kale camiinin bânîsi olan Sahinsah hakkinda bu camiin kitabesinde söyle denilmektedir: "el-Emîr el-Isfehsalar el-Ecel Seyfüddünya veddin Ebu'l-Muzaffer Sahinsah b. Süleyman b. Emîr Ishak..." Sahinsah hakkinda Divrigi Ulu Camii yaninda yaptirdigi türbenin kitabesinde de" "Gazilerin hâmisi, Islâm sinirlarinin koruyucusu, fakir, zayif ve mazlumlarin siginagi, kâfir ve dinsizlerin kökünü kaziyan..." gibi yüksek sifatlar kullanilmasi onun büyük bir ihtimalle Sultan Kiliç Arslan ile beraber seferlere istirak ettigini gösterir. Kitabede ayrica "Ebu'l-Muzaffer Sahinsah b. Süleyman b. Ishak b. Gazi Sehid Emîr Mengücük" ibaresiyle de hanedanin seceresi verilmektedir. Sahinsah'in beyligin basina geçis tarihi de kesin olarak belli degildir. Ancak Kale Camii kitabesinin 576 (1180) tarihini tasimasina bakilarak bu tarihten önceki yillarda Divrigi'de hüküm sürmeye basladigini söylemek mümkündür. Divrigi'de yaptirdigi türbe ise 592 (1196) tarihlidir.

Sahinsah'in bastirdigi üç sikke günümüze intikal etmis ve ikii tanesi Ahmed Tevhid tarafindan yayimlanmistir. Bu sikkelerden birinde II. Kiliç Arslan'in, ikincisinde de Rükneddin Süleymansah ibareleri vardir. Muhtemelen 1197-1198 yillarindan sonraki bir tarihte ölen Sahinsah'dan "Katilü'l-kefere ve'l-müsrikîn" olarak bahsedilmesi, onun hristiyanlarla cihad ettigini gösterir. Sahinsah; yoksul, öksüz ve mazlumlarin hâmisiydi.

Sahinsah'in Ishak ve Süleyman adlarinda iki oglu vardi. Süleyman'in adi kitabelerde geçmektedir. Fakat Ishak'in adi ise 645 (1247) tarihli Karatay Vakfiyesi'nde sahitler arasinda zikredilmektedir.

Sahinsah'tan sonra yerine oglu Süleyman geçti. Adina oglu ve torunu tarafindan yaptirilan eserlerin kitabelerinde ve Ulu Cami Vakfiiyesi'nde rastlanmaktadir. Divrigi kalesi Arslan burcundaki bir kitabe, onun Mengücük beyi oldugunu açikça ifade etmektedir. Ancak hayati ve faaliyetleri hakkinda yeterli bilgi yoktur.

Süleymansah'in yerine geçen oglu Ahmedsah, yaptirdigi degerli eserleriyle taninan büyük bir beydir. En büyük eseri olan Divrigi Ulu Camii'nin kitabesinde onun için "Nâsiru Emîri'l-Mü'minîn Ahmedsah b. Süleymansah, Allah onun saltanatini ebedî kilsin, gücünü artirsin" denilmektedir. Uzun yillar beyliginin basinda kalan Ahmedsah, Yassiçimen savasina ve Kösedag bozgununa sahit olmus ve Mogollar'in Anadolu'yu istilâ ettigi dönemde Divrigi kalesini onarmak için büyük gayret sarfetmistir. 1250 yilindan önceki bir tarihte ölen Ahmedsah'in yerine Melik Salih geçti ve Mogol saldirilari sirasinda yikilan kalenin burçlarini tamir ettirdi.

Divrigi Mengücüklüleri'nin ondan sonraki beyleri hakkinda yeterli bilgi yoktur. Ilhanli hükümdari Abaka Han 1277 yilinda Divrigi'ye ugramis, halkin kendisine ilgi göstermedigini ve kalede silahli askerlerin bulundugunu görerek öfkelenmis ve surlari tahrip ettirmistir. Beylik bu tarihten itibaren tarihe karismis ve bölge Ilhanlilar'dan sonra Eretnaogullari'nin hâkimiyeti altina girmistir.

Erzincan, Kemah, Divrigi ve Sarkî Karahisar gibi fethettikleri sehirlerle yetinerek hâkimiyet sahalarini genisletmek istemeyen Mengücüklüler, sehirlerinin gelismesi için çalismislar ve pek çok hayrât vücuda getirmislerdir. Âlim, sair ve sanatkârlari himaye eden Mengücüklüler, Anadolu Selçuklu devletinin himayesinde seçkin bir hayat sürmüslerdir. Insa ettirdikleri çok sayida eserle ilim, kültür, san'at ve medeniyetin gelismesine hizmet etmislerdir. Divrigi kalesi, Kale Camii, Ulu Camii, Darü's-Sifâ, Sitti Melek, Kamereddin ve Kemankes türbeleri ile medreseler, Mengücüklüler'in Divrigi'de yaptirdiklari baslica eserlerdir.

MİMARİ ESERLER
Erzincan'da Mengücüklüler'e ait hiç bir eser günümüze intikal etmemistir. Bu da yörede sik sik meydana gelen depremlerin bir sonucudur. Çünkü Fahreddin Behramsah gibi bir hükümdarin 60 yildan fazla süren melikligi zamaninda hiçbir eser yaptirmamasi kabul edilemez. Kemah'ta ise sadece birkaç türbe mevcuttur.

Mengücüklüler dönemine ait en eski yapi, Sahinsah'in 576 (1180-1181)'da Divrigi'de yaptirdigi Kale Camii'dir. Azerbaycanli Mimar Hasan b. Firuz'un yaptigi bu cami, tugla ve tasin cephede henüz bir arada kullanildigi çiçekli kûfî, geometrik ve nebatî motiflerin yeniden degerlendirildigi bir saheserdir.

Sahinsah'in torunu Ahmedsah'in 622 (1228-1229)'de yaptirdigi Darü's-Sifa ile birlikte külliye olarak yaptirdigi Ulu Cami, Divrigi Mengücüklüleri'nin en büyük eserini teskil eder. Cümle kapisindaki kitabede Alâeddin Keykubad'in adi da yazili olup Ahmedsah'in onu metbû tanidigini gösterir. Darü's-Sifa ise kitabeye göre Behramsah'in kizi ve Ahmedsah'in hanimi Melike Turan Melek tarafindan ayni yil yaptirilmistir. Tas mihrabin Anadolu'da bu ölçüde zengin baska bir örnegi yoktur. Camiden oniki yil sonra yapilan abanoz minber, Tiflisli Ahmed Usta'nin eseridir. Sifahane ise âbidevî ve basarili bir mimarî örnegidir. Mimari Ahlatli Hürremsah'tir. Divrigi'de Sahinsah'a ait 592 (1195-96) tarihli türbe halk tarafindan Sitte Melik adiyla anilmaktadir. Ancak bu isim muhtemelen Sitti Melike olmalidir, ve Hatun'un kocasindan sonra buraya gömülmesinden dolayi bu ad verilmistir.

EKONOMIK DURUM, KÜLTÜR VE MEDENIYET
Mengücüklüler'in baskenti Kemah idi. Ancak Davudsah, 1142'de Erzincan'i baskent yapinca, Kemah önemini kaybetmeye basladi. Buna karsilik Erzincan ticaret, tarim ve sanayi açisindan büyük gelisme göstermisti. Hükümdarlarin ilim, kültür ve medeniyeti himaye etmeleri sayesinde ilim, edebiyat ve san'at adamlari yetismistir. Fahreddin Behramsah ve karisi Ismetiye Hatun, ilim ve din adamlarina büyük saygi gösterirlerdi. Rivayete göre Bahaeddin Veled ile Mevlâna Celâleddin, Erzincan'a geldiklerinde onlardan büyük saygi görmüs ve Behramsah Erzincan'da bir medrese yaptirarak Bahaeddin Veled'in orada ders vermesini saglamistir. Hükümdarin israrlarina ragmen Bahaeddin Veled, Erzincan halkinin lüks ve refah içinde eglenceye daldiklarini görerek burada kalmamistir. Izzeddin Keykavus ile Behramsah'in kizi Selçuk Hatun'un evlennmeleri münasebetiyle yapilan dügün ve senlikler de Mengücük ilindeki refah seviyesini göstermesi bakimindan dikkate deger.

Mengücüklüler'in Kemah ve Divrigi'de oldugu gibi Erzincan'da da pek çok abide yaptirdigi muhakkaktir. Ancak depremler sebebiyle bunlar zamanimiza kadar ayakta kalmamistir. Gerçekten de Erzincan, tarih boyunca oldugu gibi Mengücüklüler ve Selçuklular döneminde de sik sik meydana gelen depremler sebebiyle yikilmis ve harabeye dönmüstür.

1138 yilinda Erzincan'da meydana gelen bir deprem sonunda pek çok kisi ölmüs, 1165 yilindaki baska bir depremde ise sehir harabeye dönmüstür.

Mengücüklüler'in baskenti Erzincan, ticarî ve iktisadî zenginligi, hükümdarlarin ilim ve sanat adamlarini korumalari sebebiyle devrin en yüksek kültür ve medeniyet merkezi hâline gelmistir. Selçuklular'in hizmetindeki ilim adamlarinin bir kisminin Erzincanli olmasi da bu durumu teyid eder mahiyettedir. Fahreddin Behramsah ve Alâeddin Davudsah, birçok ilim dalinda ihtisas sahibiydiler, sair, edip ve sanatkârlari himaye ediyorlardi. O devrin meshur tabibi Muvaffakuddin Abdüllatif el-Bagdadî, 1228 yilinda Haleb'den Erzincan'a gelmis ve Mengücük ilini dolastiktan sonra 1230 yilinda Malatya üzerinden Haleb'e dönmüstür. Mengücük ilinde bulundugu sirada büyük ilgi ve saygi görmüstür. Alâeddin Davudsah, bu meshur hekime maas baglatmis, o da yazdigi birkaç eseri ona ithaf ve takdim etmistir.

Daha önce belirtildigi gibi Fahreddin Behramsah ile karisi Ismetiye Hatun, Bahaeddin Veled ile oglu Celâleddin'i Erzincan'da misafir etmis ve onun Erzincan'da kalip ders vermesi için Erzincan Aksehir'de kendisi için bir medrese yaptirmislardir.

Edebiyat ve tasavvuf sahasinda meshur bir sima olan Siraceddin Ahmed, ayni zamanda iyi bir musikîsinasti. Eyyubî hükümdari Melik Esref, söhretini duyunca onu Sam'a davet edip dinlemistir.

Kaynak: Osmanli tarihi
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Mengücekler
« Yanıtla #1 : 14 Mart 2013, 19:25:09 »
    Kültür ve Medeniyet

Mengüceklerin başkenti önce Kemah idi. Melik I. Alâeddin Davud 1142’de Erzincan’ı başkent yaptı. Bundan sonra Kemah önemini kaybetmeye başladı. Erzincan ise ticaret, tarım ve sanayi açısından büyük gelişme gösterdi. Şehir topraklarının zengin ve sulak olması, meyve ve bağların bol, ticaret ve sanayiinin gelişmiş olması ilerlemeye çok elverişli idi. Anadolu’yu doğuya, Tebriz’e ve İran’a bağlayan büyük kervan yolu da iktisadî ve medenî yükselişi artırıyordu. Karahisar’da şap madenlerinin işletilmesi ve Avrupa’ya ihracı da memlekete zenginlik getiriyordu. Bu şartların mevcut olması nedeniyle Erzincan’da sanayi ilerlemiş, şehirde imal edilen Buharin kumaşları dünyaca meşhur olmuştur. İbn Batuta, Erzincan’ın büyük bir şehir olduğunu, burada çeşitli kumaşlar dokunduğunu, sanatkârane bakır eşya yapıldığını, civardaki bakır madenlerinin işletildiğini ve çarşılarının güzel olduğunu belirtir. Anadolu şehirlerinde iktisadî ve ictimaî düzenin temelini teşkil eden Ahiler Erzincan’da da kuvvetli bulunuyorlardı. Seyyah burada Ahi Nizâmeddin’in zâviyesinde kaldığını anlatır. Yakut el-Hamevî de Erzincan’ın güzel, hayratının çok, halkının eğlenceye düşkün olduğunu ve Müslümanların ileri gelenleri teşkil ettiğini kaydeder.

Mengüceklerin başkenti Erzincan, ticarî ve iktisadî zenginliği yanında hükümdarların ilim ve sanat adamlarını korumaları sebebiyle devrin en yüksek kültür ve medeniyet merkezi haline gelmiştir. Selçukluların hizmetindeki ilim adamlarının bir kısmının Erzincanlı olması da bunu doğrulamaktadır. Fahreddin Behramşah ve oğlu II. Alâeddin Davudşah da birçok ilim dalında ihtisas sahibiydiler; ilim adamlarını ve sanatkarları himaye ediyorlardı.

Fahreddin Behramşah ve hanımı İsmetiye Hatun, ilim ve din adamlarına büyük saygı gösterirlerdi. Onlar ve Erzincan, Mevlevî hatıralarında mühim bir yer tutar. Rivayete göre Bahâeddin Veled, henüz küçük yaştaki oğlu Celâleddin ile Anadolu’ya gelirken Malatya’dan Erzincan’a varmış; İsmetiye hankâhında (zâviyesinde) misafir kalmış; Behramşah ve hatunu onu çok hürmetle ağırlamışlardır. Behramşah, Bahâeddin Veled’in orada kalıp ders vermesi için Erzincan Akşehir’de bir medrese yaptırmıştır. Bu medresede bir süre ders veren Bahâeddin Veled, Behramşah’ın ısrarlarına rağmen Erzincan halkının lüks ve refah içinde eğlenceye daldıklarını görerek burada kalmamıştır.Behramşah’ın kızı Selçuk Hatun’un İzzeddin Keykâvus ile evlenmeleri münasebetiyle yapılan düğün ve şenlikler de Mengücekli ilindeki refah seviyesinin ne derece yüksek olduğunu göstermektedir.

II.  Alâeddin Davudşah, o devrin meşhur tabibi Muvaffakuddin Abdullahif el-Bağdadî’yi Erzincan’a davet etmiştir. Haleb’den hareket eden bu âlim tabib 11 Safer 626 (9 Ocak 1229)’da Erzincan’a gelmiş ve Mengücekli ilini dolaştıktan sonra 1230 yılında Malatya üzerinden Haleb’e dönmüştür. Mengücek ilinde bulunduğu sırada büyük ilgi ve saygı görmüştür; Alâeddin Davudşah, bu meşhur hekime maaş bağlatmış, o da yazdığı birkaç eseri ona ithaf ve takdim etmiştir.

Kültür ve refahın çok yüksek olduğu, halkın eğlenceye düşkün olduğu Erzincan’da sanatların ve bu arada musikinin de gelişmesi tabiî idi. Bu nedenle Erzincanlı müzisyenlerin başka ülkelerde de arandığı görülüyordu. Nitekim bu dönemde edebiyat ve tasavvuf alanında meşhur bir sima olan Şirâceddin Ahmed, aynı zamanda iyi bir musikişinastı ve şöhreti her tarafa yayılmıştı. Horasan tarzında gazelleri ve peşrevleri vardı. Eyyubî hükümdarı Melik Eşref, şöhretini duyunca onu Şam’a davet edip sarayında kendi eserlerini çaldırmış; hükümdar ile birlikte sarayın musiki heyeti de kendisine hayran olmuştur.

Erzincan’da 1046 ve 1138 yıllarında meydana gelen depremlerde pek çok kişi ölmüş, 1165 yılındaki bir başka depremde ise şehir harabeye dönmüştür.

    Mengüceklerden Günümüze Gelen Mimarî Eserler

Divriği kalesi: Dik yamaçlı bir sırt üzerinde yükselen mustatil (uzanan) şekilli harap hisarın menşei muhtemel olarak çok eski ise de, bugün kalan kısımlar Orta Çağ’dan daha evvele âit olması gerekir. Yukarıda geçtiği üzere Melik Salih, Divriği kalesinin noksan kalan ya da 641 (1243/1244) yılında Moğol istilası sırasında yıkılan kısımlarını tamir ettirdi ve yeni burçlar yaptırdı. “Arslan burç” diye anılan iki hayvan heykeli ile süslenmiş olan büyük kuleye de 1 Şaban 650 (7 Ekim 1252) tarihli kitâbesini koydurdu.

Divriği Kale Camii: Mengücekler dönemine ait en eski yapıdır. Portal kemerinin üstünde uzanan iki satırlık çiçekli kûfî kitâbesine göre Şâhinşah tarafından 576 (1180/1181) yılında yaptırılmıştır. Kapı üstündeki diğer bir kitâbede ise Meragalı mimar Hasan b. Firûz’un adı yazılıdır. Kıbleye dikey bir tonoz ve dörder pandantif kubbeli yan neflerle uzun dikdörtgen bir plânı vardır. Kademeli portal nişi, Tuğla ve taşın cephede henüz bir arada kullanıldığı çiçekli kufî, geometrik ve bitki motiflerinin yeniden değerlendirildiği bir şaheserdir. Cami hisar (içkale) da bulunduğundan Kale Camii adını almıştır.

Divriği Ulu Camii: Şahinşah’ın torunu Ahmedşâh’ın 626 (1228/1229) yılında Dârü’ş-şifâ ile birlikte bir külliye olarak yaptırdığı bu cami Mengüceklerin en büyük eserini teşkil eder. Kalenin güneyinde, Iğımbat Tepesinin batı eteğinde yükselen muhteşem bir anıttır. Cümle kapısı (Kuzey) üstündeki kitâbesinde Alâeddin Keykubad’ın da adının yazılı olması Ahmedşâh’ın onu metbû olarak tanıdığını göstermektedir. Taş mihrabın Anadolu’da bu ölçüde zengin başka bir örneği yoktur. Câmiden 12 yıl sonra abanoz ağacından yapılan şahane minber, Tiflisli Ahmed Usta’nın eseridir.

Dârü’ş-şifâ: Camiye güneyden bitişik olan Dârü’ş-şifâ kitâbesine göre Behramşah’ın kızı ve Ahmedşah’ın hanımı Melike Turan Melek tarafından aynı yılda yaptırılmıştır. Dıştan kümbete benzeyen kıvrık piramit örtüsü ile mihrap önü kubbesi, bütün yapıya hâkimdir. Taş tonozların iri palmetler ve geometrik figürlerden plastik süslemeleri ile mekân çok etkili ve zengin bir ifade taşır. Mimarı Ahlatlı Hurremşah’tır.

Ulu Cami’ye bitişik bir şekilde üstü kubbeli türbede Ahmed Şah ile Turan Melek’in yattıkları anlaşılıyor.

Divriği Sitte Melik Türbesi (Kümbeti): Şahinşah’a ait olup 592 (1195/1196) yılında yapılmıştır. Kale ile çarşı arasında Şemsibezirgân mahallesindedir. Kesme taştan, sekizgen gövde üzerine inşa edilmiştir. Bu türbeye halk arasında Sitte Melik adı verilmesi Şahinşah’ın hatununun kocasından sonra bu türbeye gömülmesinden çıkmış olabilir.

Kamereddin Türbesi: Hacı Uruz Aba (yahut Ruzbe) oğlu büyük Hâcib Kamereddin’e âittir (öl. 592/1195-1196). Ulu Cami’ye yakın olup Çarşı yolundadır. Türbe sekizgen bir plân üzerine klasik çadır sitilinde ve esmer kalker taşından yapılmıştır.

Nureddin Salih Türbesi: Hâciblerden Nureddin Salih b. Sirâceddin Dündar’a aittir (öl. 638/1240­1241). Ulu Cami’nin güneyinde, İmamoğlu Mahallesi’ne giden sokak üzerindedir. Sekizgen bir plân üzerine taştan inşa edilmiş olup piramit çatılıdır. Yanındaki mescidin adından dolayı türbeye “Kemankeş” de denilir.

Mengüceklerin Kemah ve Divriği’de olduğu gibi Erzincan’da da pek çok âbide yaptırdığı muhakkaktır. Ancak depremler sebebiyle bunlar zamanımıza kadar gelmemiştir. Gerçekten Erzincan tarih boyunca olduğu gibi Mengücekler ve Selçuklular döneminde de sık sık meydana gelen depremler nedeniyle yıkılmış ve harabeye dönmüştür.
midena pro tou telous makarize