Gönderen Konu: Sanat  (Okunma sayısı 1689 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Sanat
« : 31 Aralık 2008, 20:20:14 »
Sanat insanlık tarihi kadar eski ve insana özgü bir anlam ve içerik ifade eder. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu olgu her dönemde farklı anlamlar yüklenmiştir. Kimi zaman insanın estetik kaygıyı göz önüne alarak duygu ve düşüncesinin ifade edilmesi olarak kabul edilirken, kimi zaman insanoğlunun yarattığı yapıtlarda güzellik ülküsünün ifadesi biçiminde algılanmıştır. Günümüzde, güzellik ülküsünün sanat için bir zorunluluk olmadığı, çağdaş sanat düşüncesi evreninde yeri kalmadığı genel kabul görmektedir. Sanatı bugün Thomas Mumro’nun tanımıyla, “doyurucu estetik yaşantılar oluşturmak amacıyla dürtüler yaratma becerisi” olarak nitelemek mümkündür. Doyurucu bir estetik yaşantı ise, mutlaka güzellik etkisi oluşturmak zorunda değildir.

İlk insanlar mağara duvarlarına çeşitli şekiller çizerken amaçları güzeli ifade etmek değildi. Onlar için amaç yaptığı işi –yapacağı işi- grubunun diğer üyelerine bildirmekti. Zamanla toplumların kültürel gelişmeleri içerisinde resim yapmak büyüsel bir nitelik arz etmeye başlamıştır. İnsanlar dini inançları gereği ava gittiklerinde avlarını daha rahat yakalayabilmek için onun ruhunu, resmini yaparak hapsetme yolunu seçmişleridir. İlkel toplumların  sanat eserleri “güzel”i ifade etmekten uzak olduğu gibi, bunu amaçladıklarını ispat edecek bir ipucunu da eserlerde bulmak mümkün değildir. Tarihsel gelişim içerisinde çoğu kez, çoğu toplumda sanat eserinin izleyicide yaratığı duygu korkutma, tiksindirme ve irkiltme boyutlarına sahip olabilmektedir. Güzellik kavramının sanat için kullanılmaya başlaması Rönesans’ta ortaya çıkar ve 19. yy.da neredeyse resmi bir sanat ideolojisine dönüşür.

Sanat eserinin biçim ve içerikten meydana gelen iki yönü vardır. Biçim ve içerik toplum yapısının koşulları içinde ortaya çıkar. Eserlerin biçim ve içeriklerinin özel bir durumu, özel bir beraberliği onlara sanat eseri denmesini sağlamaktadır. Bu özel durum bazen, güzellik,  bazen bir mesaj iletme, bazen sıra dışı olma gibi anlamlar yüklenmektedir. Sanat eserinin amacını, kullanacağı yeri, anlatmak istenen konuyu, kullanacağı malzemeyi, kullanacağı tekniği toplumun o andaki ekonomik, kültürel ve teknik düzeyi tespit eder. Eserin biçimi bütün bu koşulların bileşkesi doğrultusunda meydana gelir. Toplum, bazen kullanış gereklerinden doğan, bazen anlaşılması güç köklere inen eğilimlerle bazı biçimlere karşı duyarlık gösterir. Bu biçimler, belli zaman sürelerinde ortak bir kabule kavuşurlar. Belli yapı tipleri, belli resim konuları, belli dekoratif motifler, bazen teknik, bazen fonksiyonel, bazen de biraz daha karışık nedenlerle, veya bütün bu nedenlerin tümü tarafından etkilenerek ortaya çıkar. Bu genel şemalara uygun olarak sayısız maddi ürün meydana gelir. Yüzlerce tapınak, binlerce camii ve kilise, yüz binlerce fotoğraf ve tablo yapılır.

ESTETİĞİN KONUSU:
Estetik kelimesi, Yunanca “aisthesis” (Estetika) kelimesinden gelmektedir. Genellikle algı duyumu, duyu bilgisinin bilimi anlamlarında kullanılır. Estetik, açık ve net olmayan duyusal alana ait bilgileri konu olarak seçer, inceler ve araştırır. Estetik duyusal alanla ilgili tüm bilgileri değil yalnız güzel ile ilgili olanları araştırır.

Bu kavram 18. yy. da Alman düşünürü Baumgarten (Bomgarten) (1714-1762) tarafından felsefeye kazandırılmıştır. Baumgarten’e göre estetik, “Güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır.”

Estetiğin, yalnız güzeli incelemesi alanını çok daraltır. Çünkü güzellik çağdan çağa, insandan insana değişebilen bazen de evrensel bir genişlik kazanan bir değer yargısıdır. Estetik güzel ile ilgili tüm değerleri inceler. Nitekim yüce, zarif, çocuksu, hoş, alımlı, trajik, dramatik, hatta çirkin değerleri de onun konusu içine girmektedir. Günümüzde estetik güzelin ve güzel sanatların yapısını inceleyen bir felsefe disiplini olarak kabul edilmektedir.

Felsefe tarihi boyunca estetik kavramı “güzel”, “güzellik” kavramlarını kapsamıştır. Bu anlamda estetik, güzelin ne olduğunu araştıran disiplin dalıdır. Sanat felsefesi ise sanatın ne olduğunu, sanatın ölçütlerini, sanatçının etkinliklerini, sanat eserlerini değerlendiren felsefenin bir alt dalıdır.

Estetik  olaylar, bilgi sürecinde, olduğu gibi özne ile nesne arasında kurulan bağ sonucunda meydana gelmektedir. Bir yanda estetik bir obje, öte yanda bu objeye bütün psişik aktları ile yönelmiş, onu estetik olarak algılayan, ondan zevk alan bir süje bulunur. Estetik olay, bunlar arasındaki ilişkiyle ortaya çıkar ve bilgi olayı ile bu bakımdan büyük bir yakınlık gösterir. Bu kavramada estetik heyecanlar, duygular ve hazlar uyanır. Estetik nesne ise özne tarafından estetik olarak kavranan varlıktır

Sanat eseri veya estetik obje, bir “varolan” olarak  bir yapı, bir heykel, bir tablo, bir fotoğraf veya bir şiirdir. O , bir yapı olarak taş, heykel olarak tunç veya bakır, resim olarak bez veya kağıt ve boya, şiir olarak da birer sesten başka  bir şey olmayan kelimelerdir. Her sanat eseri, zaruri olarak bunlardan birine ya da bir kaçına dayanarak, maddi varlığının meydana getiren, taştan, tunçtan, bakırdan, bezden, kağıttan, boyadan, ses veya kelimeden oluşmakla birlikte onların maddi anlamlarının ötesinde estetik bir anlam ve değer kazanır.

FELSEFE AÇISINDAN ESTETİK
Sanat, insanda ve tabiatta var olan güzelliklerin, sanatçı tarafından değişik şekillerde ifade edilmesidir. Sanat yetenek, hayal gücü ve yaratıcılık gerektiren bir insan etkinliğidir. Sanatın ne olduğu, insan eylemi olarak tarihten günümüze kadar pek çok düşünür tarafından değişik şekillerde açıklanmıştır.

Platon ve Aristoteles genellikle sanatı taklide dayalı olarak açıklamaya çalışıp, onu bir ustalık olarak ifade etmişlerdir. Rousseau bu anlayışı değiştirmiştir. Anlatıma dayalı sanat anlayışını getirmiştir. Gombrich ise: “Sanat diye bir şey yoktur. Yalnızca sanatçılar vardır.” şeklinde sanatı ifade ederken, sanatçı açısından sanatı açıklamaya çalışmış, sanatçının ürettiği her şeyi sanat olarak, kabul eden yaklaşım içine girmiştir.

Estetik olaylar, bir sanat eserinin sanatçı tarafından değişik şekillerde aktarıldığı olaylardır. Örneğin, bir ressamın gördüğü bir güzelliği tabloya aktarması,   bir yazarın düşüncelerini kitaba aktarması bir heykeltıraşın duygularını heykele aktarması gibi.

Bu incelemeler sonucunda sanat eseri ve sanat olayı nasıl meydana gelmektedir? sorusu gündeme gelmiştir. Bu soruya değişik cevaplar verilebilir;

1-  Taklit Olarak Sanat:
Yukarıda da değinildiği gibi, taklit olarak sanat yaklaşımına göre sanat, sanatçının doğada gördüğü varlıkları taklit etmesi sonucu ortaya çıkar. Bu yaklaşımın temsilcileri Platon ve Aristo’dur.

Platona göre evren; gerçekler  ve gölgeler evreni diye ikiye ayrılır. İçinde yaşadığımız gölgeler (görüntüler) evreni gerçek dünyanın bir yansıması ve kopyasıdır. İşte sanatçı bu nesneleri taklit (kopya) ederek eserini oluşturmaktadır.

Aristoteles’e göre de sanatçı doğayı taklit ederek, sanat eserini ortaya çıkarır. Fakat bu taklitte yani sanat eserini ortaya koymada ahlaki bir amaç vardır. Bu amaç insanları sanat aracılığı ile yoğun bir duygusal ortamda yaşatarak ruhun arınmasını sağlamaktır.

2-  Yaratma Olarak Sanat:
Bu yaklaşıma göre sanat mükemmel olanı arama etkinliğidir. Sanatçı bu etkinliğinde doğadan taklit yoluyla yararlanamaz. Çünkü doğa mükemmellikten yoksundur. Öyle ise sanatçı hayal gücünü ve yeteneklerini kullanarak sanat eserini ortaya çıkarmalıdır.

Bu yaklaşımın temsilcisi Croce’ye (Kroçe, 1866-1952) göre sanat insan etkinliklerinin en özgür olanıdır. Sanatçının hammadde olarak almış olduğu izlenimleri birleştirerek, ayıklayarak bir senteze ulaştırması sanattır. Sanatçı, bu sentezi ruhunda oluşan estetik sezişle ifade eder. Bu ifade ediş tekil olarak ve bir kerecik sezgisel olarak gerçekleşir.

3-  Oyun Olarak Sanat:
Bu yaklaşıma göre oyun ile sanat arasında bir takım benzerlikler vardır. Bunlar:

·Her ikisi de insanı gündelik yaşam ve onun bağımlılıklarından , sıkıntılarından, kaygılarından uzaklaştırır.

·Her etkinlikte pratik olarak hiçbir fayda beklenmeden yapılır. Yani sanat sanat olsun diye oyunda oyun olsun diye yapılır.

·Her ikisi de insanı özgür bir dünyaya götürür.

Bu yaklaşımın temsilcisi, F. Sehiller’e (Şiller, 1758-1805) göre sanat, güzel duyular ile aklın bileşimidir. Güzellik duyular ile aklın bileşiminin ürünüdür.  Sehiller oyun kavramını sanat kavramı ile eş tutarak “İnsan oynadığı sürece özgürdür.” ifadesini kullanmıştır. Sanatında, oyununda, ortak yönü insanı özgürlüğe götürmesidir.

Sanat eserinden bahsedilince genel olarak sıradan bir varlığı değil de özel cinste bir varlığı -güzel dediğimiz bir nesneyi- ifade ederiz. Nesneler dünyasındaki böyle bir ayrılığın ölçüsü onun güzel oluşudur. Öyle ise güzel denilen nesne estetik bir nesne, estetik nesne denildiğinde de güzel olan bir nesne akla gelir. Her sanat eseri bir sanatçı tarafından yapılmıştır. Çünkü sanat insan etkinliğidir. Sanatçı eserine, bir şekil vererek kendi duygu ve düşünlerine göre onu meydana getirir.

GÜZELLİK PROBLEMİ
Güzel ve güzellik nedir? sorusu felsefî bir problem olarak çok eski devirlere kadar gider.

Platon’a göre güzellik bir “idea”dır. Bir “idea” olduğuna göre de güzellik “mutlak” tır. Yani değişmez olan varlıktır. Platon’a göre güzel, bu dünyada gördüğümüz, nesnelerin oluşturduğu evrendeki güzellikler olmayıp, gerçekler evrenindeki güzel ideasıdır. İçinde yaşadığımız tabiatta söz konusu olan güzellikler ise gerçek olan güzel ideasından pay aldıkları ölçüde bize güzel görünürler. Bu bakımdan da tabiatta gördüğümüz güzellik, asıl güzelliğin kendisi olmayıp bir kopyasıdır.

Aristoteles güzelliği, matematik bir orantıdır. Belli bir oran ve büyüklüğü gösteren düzendir. Çünkü insanın kavrama gücünü aşan şeyler güzel olamaz. Çünkü güzel olan kavranabilir olmalıdır. Oysa çok büyük ya da kavranamayacak kadar çok küçük şey, güzellik ölçülerinin dışında kalır ve anlamlı olmaz.

Plotinus’a göre ise güzel “ilahi aklın” evrende ışımasıdır. Kant ise bir takım temel ilkelerden hareketle güzelliği ifade etmiştir. Bu ilkeler:

a.   Güzellik, hiçbir karşılık gözetmeden hoşlanmadır.

b.   Güzel, hoş olan ve faydalı olandan ayrıdır.

c.   Güzellik, objenin gayeye uygun olmasıdır.

d.   Güzel, kavramsız bir şekilde genel olarak hoşa gidendir.

Hegel’e göre güzellik “mutlak ruhun” nesnelerde görünür hale gelmesidir.

Schopenhaver, “mutlak irade”nin görünüşe ulaşmasıdır; şeklinde güzelliği ifade etmiştir. Bir başka ifade ile mutlak iradenin şekil alması duyu organları tarafından kavranabilecek duruma gelmesidir.

A- GÜZELLİK VE DOĞRULUK
Güzel ve doğru kavramları birbirine yakın ve sürekli ilişki halinde olan iki kavramdır. Dolaysıyla zaman zaman birbirlerinin yerlerine de kullanılmışlardır. Bazı filozoflara göre, güzel aynı zamanda doğru olandır. Doğru olanda güzeldir. Fakat bu her zaman için geçerli olan bir görüş değildir. Çünkü nice doğrularda hiçbir güzellik bulunmayabilir. Ayrıca her güzelde aynı zamanda doğru olmayabilir. Bu nedenle, iki kavram birbirinden farklı kavramlardır.

B- GÜZELLİK VE İYİLİK
Güzellik estetik, iyilik ethik (ahlaki) bir kavramdır. Güzel ve iyi kavramları Platonda eş değer kavramlar olarak kabul edilirken, Kant bu kavramların farklı olduğunu savunmuştur. Kantta göre farklılık güzelliğin estetik, iyiliğin ahlaki değer ifade etmesinden kaynaklanmaktadır. Güzel, iyi ve bunların karşıtı olan çirkin, kötü kavramları günlük hayatta sıkça kullandığımız kavramlardır. İlk bakışta bu kavramlar arasında yakın bir benzerlik hatta bağlılık olduğunu görürüz. Halbuki bu kavramların hepsi birbirinden farklı kavramlardır. Nitekim güzel olan şey, aynı zamanda insanlarda haz ve heyecan uyandıran bir şeydir. Halbuki iyi olan bir şey her zaman böyle bir haz uyandırmayabilir. Şu halde güzel olmadığı halde iyi olan şeyler bulunduğu gibi, iyi olduğu halde güzel olmayan şeylerde bulunur.

Ahlakî yönden iyi sayılacak davranışlarda zorunluluk bulunmasına rağmen, estetik bakımından güzel sayılacak şeyler için zorunluluk bulunmaz.

C- GÜZELLİK VE YÜCELİK
Güzel ve yüce kavramları arasındaki farkı belirten ilk düşünür yine Kant olmuştur. Kantta göre güzel sınırlı ve belirli yargıları ifade ederken, yüce sınırsızlığı ifade eden yargıdır.

Güzellik hayal gücümüz ile anlama yeteneğimizin uyumu sonucu ortaya çıkarken, yücelik bu iki yetimizin uyumsuzluğu sonucu çıkar. Güzellik süjede, hoş duygular uyandırırken, yücelik saygı ve hayranlık uyandırır. Güzel şeyler bizi heyecanlandırır; yüce ise şaşırtır ve ürpertir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
ESTETİĞİN TEMEL SORUNLARINA YAKLAŞIMLAR
« Yanıtla #1 : 31 Aralık 2008, 20:20:57 »
ESTETİK YARGILARIN YAPISI
Bir iddiayı dile getiren yargılar bilimsel ve değer yargıları olarak ikiye ayrılır. Değer yargıları bir olay ya da durum karşısında bireyin olay ya da durumu değerlendirmesiyle, bilimsel yargılar ise neden sonuç bağlantısı içinde, durumun saptanmasıyla ortaya çıkar. Bu nedenle, estetik yargılar beğeniye dayalı yargılardır. Yani bir sanat eseri hakkında güzeldir veya çirkindir şeklinde beğeniye dayalı yargılardır. Bu özelliği ile estetik yargılar sübjektif özellik taşırlar. Estetik yargılar bilimsel yargılardan objektif olama özellikleriyle ayrılırlar. Örneğin “Su 100 derecede kaynar” yargısı bilimle ilgili bir yargıdır. Herkes ve her yer için geçerli olan bir yargıdır. Ama “şu tablo güzeldir” yargısı kişiye ait yargıdır. Bu nedenle evrensel nitelik taşımaz ve herkes için bağlayıcı olmaz. Halk arasında “zevkler tartışılmaz”sözü estetik yargıların beğeni yargıları olduğunu ve kişiye ait olduğunu ifade eden güzel bir sözdür. Buna rağmen filozoflar estetik yargıları sübjektiflikten arındırmaya çalışmışlardır. İnsanların estetik konusundaki eğitimleri artırıldıkça, ortak bir kültür ortamı oluşturuldukça estetik yargıların sübjektifliği azalacaktır.

Sanat eserinin üretilmesi alanında, sanatçının yeri bir başka sanatçı tarafından doldurulamaz. Bir mühendisin bir bilim adamının yeri şu ya da bu şekilde doldurulabilir. Fakat sanatçının yeri doldurulamaz. Mesela her hangi bir nedenle Newton fizikçi olmasaydı “Yer çekim yasası” başka bilim adamlarınca bulunmuş olacaktı. Ayrıca bu bilgi kim tarafından nerede ve ne zaman yapılmış olursa olsun kendi özü gereği başka türlüde olamazdı. Çünkü bilimsel gerçekler bilim adamının kişiliğine bağlı değildir.

Sanatta ise durum başkadır. Eğer “Kafka Şato”yu , “Balzak 30 Yaşında Kadın” ı, “Necip Fazil Kısakürek Kaldırımlar” şiirini, yazmasaydı bu eserler başkalarınca yazılmış olmayacaktı. Aynı konu, pek çok sanatçı tarafından şekillendirilebilir, fakat her seferinden ortaya çıkan sonuç (eser) başka olur.

ORTAK ESTETİK YARGILARIN OLUP OLMADIĞI

Estetik yargıların sübjektif yargılar olduğunu dolayısıyla kişiden kişiye değiştiğini ifade etmiş olmamıza rağmen felsefe tarihi içinde ortak estetik yargıların olup olmadığı konusu tartışıla gelmiştir. Bir kısım filozoflar ortak estetik yargıların varlığını reddederken, bir kısmı da olabileceğini kabul etmiştir.

ORTAK ESTETİK YARGILARIN VARLIĞINI REDDEDENLER

Estetik yargılar beğeniye dayanan yargılar olduğu için belirli bir ölçütü yoktur. Örneğin; metre, kilogram veya diğer ölçüm ve gözlem araçlarıyla ölçüme tabii tutamayız. Ayrıca estetik değerler belli bir kültür ortamında gelişmektedir. Kültür ortamlarının farklı olması estetik değerlendirmelerinde farklı olmasına sebep olmaktadır. Örneğin, İspanyol matadoru boğayı kanlar içinde bırakması İspanyol seyirciler tarafından zafer naraları ile algılanırken bu kültür ortamında yetişmemiş bir başka insan için olay hayvanın çektiği acı olarak algılanır.

Estetik yargılarda beğeni ve kültür bakımından farklı algılamalar olabileceği gibi, insanların psikolojik yönden farklı olmalarından dolayı da farklı algılamalar olacaktır.

Bu yaklaşımın en önemli temsilcisi B. Croce’dır. (Kroce, 1866-1952) Croce’ye göre sanat eseri ruhsal edinimdir. Yani sanat eseri bir öznel yaşantının bir ürünüdür. Sanat eserine bakan kişide aynı şekilde öznel bir yaşantı sonucu bu esere bakacaktır.

ORTAK ESTETİK YARGILARIN VARLIĞINI KABUL EDENLER
Bu görüşü savunanlar içerisinde en önemlisi Kant’ın görüşleridir. Kant bilimsel yargılar gib estetik yargılarında ortak değerleri ifade edebileceğini savunmaktadır. Ona göre, “Şu tablo güzeldir” yargısı ile “Su 100 derecede kaynar” yargısı arasında fark yoktur. Her ikisi de zorunlu ve genel geçer yargılardır.

Kant, bu durumu şu şekilde açıklar: “Şu tablo güzeldir” yargısı ifade edilirken bu yargıya ortak duyguya dayandırılarak ulaşılmıştır. Çünkü güzelin beğenisi çıkarsız ve özgün bir hazdır. Yani hiçbir karşılık gözetmeyen bakış, nesnedeki güzelliği görecektir. Herkes güzele böyle baktığı zaman ortak estetik yargılara ulaşmak mümkündür.
midena pro tou telous makarize