Gönderen Konu: Osmanlı saz üslubu resimlerinde ejder ikonografisi  (Okunma sayısı 1591 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Saz üslubu tanımlaması,16. yüzyıl Osmanlı sanatına damgasını vurmuş, çeşitli sanat kollarına uygulanmış bir bezeme üslubunu açıklayan bir terim olarak,1983 yılından beri yapılan araştırmalarla Sanat Tarihi termilojisine yerleşmiş bulunmaktadır. Bu üslubu yaratan saray nakkaşlarınn resimleri, ana motifler olarak kıvrık hançeri yaprakları, hatayi adı altında toplanan farklı stilize bitkileri ve tomurcukları işlemiştir. Adı geçen motifler arasına ise, periler, ejder, chi-lin (ejder-atı), simurg (zümrüdüanka kuşu) gibi mitolojik, efsanevi yaratıklar ile, arslan, panter, fil gibi orman hayvanları, sülün gibi orman kuşları yerleştirmiştir (Mahir 1987:123-140).

Bu motif dünyasını ele alan saz üslubu resimlerindeki ejderlerin ve bu resimlerden esinlenerek çeşitli eşya ve objelerin üzerine işlenmiş bezemelerdeki ejderlerin ikonogrofisinin de olabileceği konusuna ışık tutmak, bu makalemizin amacı olacaktır.

Bilindiği gibi, Türk sanatında ejder ikonografisi, ilk kez Dr. Emel Esin tarafından ele alınmıştır. Selçuklu sanatında ejder tasvirinin Türk ikonografisindeki köklerini belirlemeyi amaçlayan makalesiyle Dr. Emel Esin, sonraki sanat tarihçilerine önemli bilgiler aktarmıştır. (Esin 1969: 163-182) Anadolu Selçuklu sanatındaki ejder tasvirleri, Prof Dr. Gönül Öney tarafından toplanmış (Öney 1969: 171-192), İslam dünyası ve Uzak Doğu tasavvurundaki ejderler arasındaki farkı ise, bu kitaptaki makalelerin armağan edildiği değerli sanat tarihçi Prof. Dr. Güner İnal ortaya koymuştur (İnal 1971: 153-181).

Saz üslubundaki ejder resimleri ile, üslubun etkilediği bezemelerdeki ejderlerin ikonogrofisine geçmeden önce, Türk sanatına Asya kültürlerinin etkileriyle giren bu motifin, Asya kültür çevresi içerisindeki konumunu ve anlamını tekrarlamak istiyorum.

Saz kelimesinin 14. yüzyıl Türkçesinde "büke, sık ve girift, arslan yatağı orman" anlamın taşımasını (Mahir 1987: 126) destekleyici, ormanda yaşayan bir efsanevi yaratık kimliğindeki ejder, İslam sanat eserlerinde tasvir edilen doğaüstü varlıklar arasında önemli bir yer işgal eder.

Eski türkçe metinlerde "büke" ve "evren" olarak adlandırılan ejder, İç Asya'nın doğusunda yaşamış Türk kavimlerinde "Luu" veya "nek" diye tanımlanırdı. Hem su kaynaklarını, yağmur bulutlarını temsil eder, hem de astroloji ile sıkı bir bağ içerisinde yer alırdı. Dört yönün hayvan şeklinde simegeler ile gösterildiği Çin ve Uygur kosmolojisinde doğunun, baharın, mavi ve yeşile denk gelen gök renginin ve ağacın simgesi"Kök-Luu" idi. Mevsim dönemlerinde yer ve gök "luu"ları için ayinler yapılırdı. Çift ejder motifi de, kosmik bir timsal olarak, hem mezar taşlarında yer alır, hem de hüç simgesi olarak kullanılırdı. Dr. Emel Esin'in verdiği bu bilgilerden Araplarda da "evren"in eski Türklerdeki tasavvurunun südüğü ve "nihang" adıyla, Osmanlı metinlerine kadar geldiği "nihang"ın takvim işareti olarak Uygurların "Lu"suna denk düştüğü anlaşılır (Esn 1979: 48-49.; Esin 1969: 174). Bu efsanevi yaratığa, daha sonraları, Araplar "Tannin", Moğollar "Moghur", İranlılar ise "Ejdeha" veya "Ejderha" deişlerdir. (İna 1971: 154.)

6. yüzyıldan itibaren Türk kültürü çevresinde kullanılan ejder motifinin kimliği Uzak Doğı kültürlerindeki ejder tasavvuruna çok yakındır. Uygurların "Luu" dedikleri ejdere, Çinliler "Lung" adını verirler. Çin kosmolojisinde de ejderler gökyüzünü, toprağı zenginliği ve düşünceyi ifade ederler. Gökyüzü ejderi, rüzgara ve yağmurlara hayat verirken, yeryüzü ejderi de, toprağın ve ırmaklarının yaratıcısıdır. Ayrıca yol göstericisi olan düşünce ejderi ile, yeryüzünü kuşatan dört denizi simgeleyen dört ejder vardır. (Arseven tarihsiz: 25-28). Uygur ve Çin sanatında su ve bolluk simgesi olan ejder, yılan ve timsaha yakın bir hayvanın türlü hayvanlar ile birleştirilmesinden oluşmuş olarak canlandırılırdı. İlkbahar ve yaz mevsimelerinde gökte uçar, sonbaharda ise, timsah ve su yılanı gibi, sulara ve yeraltına saklanırdı. Çok kere ağaç motifi ile birlikte ele alınır ve uçan bir efsanevi hayvan olması sebebiyle, ejderin sırtına binerek gökte uçmak tasarımı işlenirdi (Esin 1969 : res. 2, 4-6, 30, 32).

Oğuz boyundan olan Selçuklu Türkleri de, doğal olarak Türk merkezlerinin kültürel etkisine girmişlerdir. Çin'de ve Orta Asya Türk sanatında olduğu gibi, Selçuklularda da, kanatlı, boynuzlu, pullu ve ayaklı, profilden ilerleyen durumda işlenen ejder motifi Uygurlarda "Luu" denilen ejder tipinin devamıdır (Esin 1969: 176). Anadolu Selçuklu ve Beylikler dönemi sanatında taş kabartmalarda, madeni kapı tokmaklarına, ahşap kapı bezemelerinde, çini ve keramiklerde (Taş kabartmalar, çini keramikler, ahşap ve maden eserlerdeki ejderler için bkz. Önder 1966; Ögel 1966: 90 ; Önder 1976: 12-16.; Öney 1978; Erhinsoy 1978a; Erginsoy 1978b; Meinecke 1989: 54-58.) işlenmiş ejder motifinin kaynağı, Prof. Dr. Gönül Öney tarafından da teyit edildiği gibi, daha çok İç Asya ve Uzak Doğu sanatlarına dayanır (Öney 1969: 171-192).

Türklerin Ön Asya'ya yayıldıkları 10. yüzyıl ile 12. yüzyıl arasına tarihlenen zaman diliminden önce yazılmış İslam kaynaklarında ise, ejder koskocaman, dehşetli görünüşe sahip, büyük başlı ve parıldayan gözlü, çok dişli, önüne geleni yutmaya hazır açık ağızlı yılan gibi bir hayvan olarak anlatılmıştır (İnal 1971: 154-156). Prof. Dr. Güner İnal'ın Ortaçağ İslam edebiyatı ve bazı sözlüklerden derleyip verdiği bu ejder tasavvuru, Ön Asya'nın en eski kültürlerinden Sümerlerin Gılgamış destanında anlatılan öldürülmesi büyük kahramanlık sayılan, ormanın bekçisi, şahmerdan "Humbaba"yı da anımsatır gibidir (Gılgamış 1973).

Bilindiği gibi, Moğolların Ön Asya'yı akınlarıyla İslam resmi İç Asya ve Uzak Doğu'nun dorm diliyle tanışmıştır. Özellikle, 14. yüzyıl ilk yarısından itibaren resimlenmeye başlanan Firdevsi Şahnamesi minyatürlerderinde (res. 1 ) gördüğümüz ejderler, Arap kaynaklarında anlatılan korkunçluklarını korumalarına rağmen biçim olarak İç Asya ve Uzak Doğu sanatlarında izlenilen ejder tipini segilerler. Oysa, 1010'da eserni tamamlayan Firdevsi Şahnamesi'nde ejderi anlatırken, onun kanatlarından, boynuzundan söz etmez. Nizami Hamse'sinin Heft Peyker bölümünde ise, bir adım daha atılarak, Behram Gur'un mücadele ettiği ejder, kanatlı ve ayaklı olarak anlatılır. Acaibü'l Mahlukat'da veya zoolojik risale Nuzaht ü'l Kulub'da da ejderlerin kanatları ve boynuzundan hiç söz edilmez, ancak biçimlendirme kanatlı ve boynuzludur. Biçimlendirmeye yansıyan bu etki, kuşkusuz Moğol akınları dışında, 8. yüzyıldan başlayarak İslam dünyasının Uzak Doğu'yu tanıması ve özellikle 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyl başlarında İran ile Çin arasında kurulmuş sıkı ilişkiler olmalıdır (Titler 1981: 6). Moğol hakimiyetinin ilk yıllarına tarihlenen ve Vihara'daki (Sultaniye yakınında) kazılarda bir budist tapınma odasında bulunan Çin ejderleri örneklerine benzeyen ejder kabartması, bu etkileri yansıtan bir başka eserdir (Curotula 1982: 71-88; Rawson 1984 : 146).

14. yüzyıl sonlarında, Barlas Türklerinden Timur'un İran'a ve Irak'a yayılmasından sonra da, İran ile Çin arasındaki karşılıklı ilişkilerin devam ettiği görülür. Timuriler Semerkant, Herat, Tebriz ve Şiraz'da hakimiyet kurmuşlar ve Timur'un oğlu Şahruh, yeğeni İskender Sultan ve torunu Uluğ Bey dönemlerinde Çin'e ait herşeye karşı büyük ilgi uyanmıştır (Rawson 1984 : 146-147). Ming imparatorlukları ile Timuriler arasında çeşitli elçiler gidip gelmişler ve erken 15. yüzyılda İran'da Çin üsluplarına karşı ikinci bir ilgi dönemi uyanmıştır. Timur dönemi sanatının ürünleri arasındaki ejder başlı madeni şamdanlar, ejder kulplu yeşim fincanlar, madeni maşrapalar, Topkapı Sarayı Hazine koleksiyonunda bulunan Uluğ Bey'e ait ahşap çekmece üzerindeki ejder kabartması ve ejder dekorlu 15. yüzyıl keramikleri de, Timur sanatında ejderin nasıl sevilerek kabul edilmiş ve bezeme motifi olduğunu göstermektedir (Grube 1989: 175-208; Lentz-Lowry 1989). 1410 ylında Şiraz'da hazırlanmış olan ve halen Londra British Library'de korunan İskender Sultan Antolojisi'nin sayfa kenarı süslemeleri arasındaki bir ejder resmi de (res. 2) yılankavi ve balık sırtı gibi

Alıntı:
Dr. Banu Mahir
Topkapı Sarayı Müzesi Uzmanı
Türk islam sanatları.com
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Osmanlı saz üslubu resimlerinde ejder ikonografisi
« Yanıtla #1 : 01 Ocak 2009, 11:08:59 »
15. yüzyıl ortalarından itibaren Fars bölgesi ve Batı İran önceleri Karakoyunlu daha sonra Akkoyunlu Türkmenlerinin hakimiyetine girmiştir. Bu dönemlerde hazırlandığı düşünülen çok çeşitli çizim, desen, minyatür, hat örnekleri İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesinde bulunan ve son yıllarda Akkoyunlu Sultanı Yakub Bey'in mühürlerine rastlanması sebebiyle Yakub bey Albümleri olarak anılan albümler (H. 2153 ve H. 2160 numaralı) ile, 18. yüzyıl sonlarında İstanbul'da yaşamış Prusyalı diplomat Diez'in koleksiyonuna ait olup, halen Berlin'de Preussischer Kulturbesitz Staatsbibliothek'de korunan albümlerde yer alırlar. Bu malzeme arasındaki 14.-158. yüzyıllarda yapılmış Celayiri, Timuri ve Türkmen dönemine ait fırça ve mürekkep çalışmaları arasında da yılankavi bedenli, balıksırtı gibi pullu, sakallı, favorili, tek boynuzlu ve sırt çizgisi kalın belirtilmiş ejder resimleri izlenir. (Albümlerdeki bu ejder resimleri, Herat ve Tebriz'den istanbul'a uzanan bir resim üslubunun da göstergesi olarak (Grube 1969 : 85-109) yorumlanmıştır.) Bu resimlerdeki ejderler birbirini delerek girift bir görüntü veren iri yaprak ve hatayi denilen çiçek formları arasında çeşitli efsanevi yaratıklar ve orman hayvanlarıyla birlikte betimlenmiştir (res. 3)

İran'da Akkoyunlu egemenliği 1501'de Safeviler tarafından yıkılarak, Şah İsmail'in yönetimine geçmiştir. Bu arada Osmanlılar da Anadolu'da güçlenerek devlet kurmuşlar, 1324'de Bursa'yı almışlar, Balkanlar'da kontrolü sağlamışlar ve 1453'de İstanbul'u fethederek büyük bir İmparatorluğun çekirdeğini oluşturmuşlardır. Osmanlı Sultanı I. Selim'in (1512-1520) Safevilere karşı kazandığı 1514'deki Çaldıran zaferinden sonra, İran ile Osmanlı dünyası arasında bir köprü kurulmuş, gerek sürgün gelen İranlı sanatçılarla, gerek ele geçirilen sanat ürünlerinin etkisiyle Osmanlı sanatına da, Uzak Doğu motiflerinin yorumları girebilmiştir. Bunlar arasındaki ejder resimleri, Osmanlı saz üslubundaki örnekleriyle yeni bir senteze kavuşmuştur.

Örneklerini Saray albümlerinde gördüğümüz İran'da 14. - 15. yüzyıllarda Celayiri, Timuri ve türkmen dönemlerinde sürmüş olan bu ejder formu, Osmanlı saz üslubu resimlerine, Tebriz'den 16. yüzyıl başlarında (Sultan I. Selim'in Tebriz seferinden sonra) Anadolu'ya (Amasya'ya) sürgün gönderilmiş, adı kayıtlarda ve Osmanlı kaynak eserlerinde "Şah Kulu" olarak geçen İranlı sanatçıya yakıştırılan yapraklar arasında hareket halinde, mücadele eden, yürüyen ejderler ile ulaşmıştır (Mahir 1986: 113-130). Hançeri yaprakların sarmal şekilde çevrelediği ve yaprakların 15. yüzyıl örneklerinde olduğu gibi, birbirini delerek girift bir görüntü yarattığı bu resimlerdeki ejderhaların kökeni, hiç kuşkusuz kaynağı İç Asya'ya ve Uzak Doğu'ya dayanan ejder tasavvurudur.

Çin sanat motifleri arasında da, ejder, güçlülük ve erdemlilik perisi olarak kabul edilir. Aynı zamanda değişimin ve yaşamın ruhudur. İlkbaharda göklere çıkar ve sonbaharda kendisi suların derinliklerine gizler. Sonbahar noktası olan 21 Eylül'de kendini çamura bular ve bir sonraki ilkbaharda, çiçekleri ve yaprakları etrafa saçarak yeniden uyanır, doğa güçlerinin geri dönüşünü haber verir. Hayat verici yağmurlar ve fırtınalarla tüm doğanın kendini yenilediği ilkbaharın ve doğal nemliliğin üretici gücünün simgesidir. Hayırlı bir varlık izlenimini veren bu özellikleriyle Çin ejderi, ortaçağ mitolojisindeki ve Arap kaynaklarındaki canavar tipli ejderlerden ayrılır. Çin'de jeolojik zamanlarda yaşamış, uçan sorizenlerin, dinazorların ananesini devam ettirdiği de söylenir. Kuzey Çin'de bulunan fosil kalıntıları ejder kemiklerine benzetilir ve fildişlerine de, Çin dilinde ejder dişi adı verilir. Çin sanat motifleri arasında, daha önce de belirtmiş oluğumuz "Lung". "Chiao" ve "Kûei" olarak üç ayrı ejder tasavvuru vardır. En otantiği olan "ug", dokuz ayrı hayvanın birleşimidir. Devenin başı, geyiğin boynuzları, tavşanın gözleri, ineğin kulakları, yılanın boynu, kurbağanın karnı, balığın pulları, atmacanın pençesi ve kaplanın avuç içinden oluşur.Ağzının iki yanında favorileri, çenesi altında sakalı vardır. "Chiao" ise, bataklıklarda ve inlerde yaşayan yer ejderine denir. Kafası ve boynu daha küçüktür, boynuzu yoktur, bedeni yılankavidir. "Kuuei" de, ejderin en ilkel tipidir. Porselenlere, çanlara, gonglara, kemanlara, mezartaşlarına, taş anıtlara, dam saçaklarına, köprü tahtalarına, Buda tahtlarına, kılıçlara ve hapishane kapılarına oyulur veya işlenir. Genel olarak koruma ve emniyet ambledir. Beş tırnaklısı İmparator gücünü simgeler (Williams 1978: 132-141).

Ejderin Çin sanat motifi olarak bu şekilde tasviri, Osmanlı saz üslubundaki ejder resimlerinin kompozisyon tipleriyle ifade edebilecekleri anlamlara oldukça uymaktadır. New York Metropolitan Musenmıştır. Ayrıca ckz. Binney 1979: no: 10,. 18-19; Denny 1983: 112 res. 16) görülen (res. 4) hançeri yapraklara yılan gibi dolanmış ejderler için de, Çin tasavvurundaki yer ejderi tasarımı geçerlidir.

Orman konusunu çağrıştıran mücadele halindeki ejder kompozisyonlarında Washington Freer Gallery of Art'da korunan arslan ile chi-lin mücadelesiyle, bir kuşu yutmaya çalışan hareket halindeki ejderi tasvir eden resimde de (Washington D.C freer Gallery of Art, Acc. No:48, 17, yayın için bkz. Mahir 1986:121, dipnot:27, res.9.) yine aynı formda sırt çizgisi kalın çekilmiş, kanatlı, pençeleriyle hatayi yaprak demetini kavrayan, tek boynuzlu, favorili ve sakallı bir ejder görülür (res. 5) Daha geç bir tarihe ait olması muhtemel olan Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesindeki, H. 2147 numaralı albümdeki bulunan, başka bir hatayi ve yaprak arasındaki ejder ile arslan mücadelesi resmi ise, sık ve girift orman konusunun yansıtıldığı ve ejderin biçimlendirilişinde Uzak Doğu tasavvurunun yaşatıldığı açıkça görülen başka bir çalışmadır. (Grube 1962a: Lev, CXLVI res. 38; Grube1962b: 225 res. 18. Atıl 1987: no.45d; Rogers-Ward 1988: no.50d; Shâtze 1988: no: 52; The Splendour 1988-89: No:16)

Saz üslubundaki resimlerden clevand Museum of Art'da korunan ve fırçasının yetkinliğiyle ressam Şah Kulu'ya ait olabileceğini düşündüğümüz hançerî yapraklar ve hatayi demetleri arasına ustaca yerleştirilmiş ejder ile zümrüdüanka kuşu resmi ise (Martin 1912: Lev.271(B); Kühnel 1923:40 lev. 98;Sakisian 1945 LXXXVI: 231-232 Lev. IIE; Grube 1962a: lev. CXXVII res. 6a; Grube 1962b: 221 res. 14; Grube 1982: 198 res. 191; denny 1983: 103 res. 1; Graf von Bothmer 1985: 54 no. 1/14) ise, orman konusu içinde bize, İç asya mitolojisinden bir Türk masalının konusunu sunar. Günümüzde Anadolu masallarında da paraleline rastlanan ejder ile anka kuşu mücadelesi konusunu bir Orta Asya masalına bağlamak mümkündür. Ejderha ve zümrüdüanka kuşu savaşını, Türk mitolojisinde varolan Er-Töştük Destanı içerisindeki bir masalda işlenmiştir. Bu masalda adı geçen kara kuş, zümrüdüanka kuşudur. Zümrüdüanka kuşunun Ön Asya mitolojisinde de önemli bir yeri vardır. (Ön Asya mitolojisinde de köklerine yılan sarılmış ve tepesine ik anzu kuşu tünemiş mukaddes ağaç, Güney sibirya ve Orta Asya mitolojisindeki, kökleri yılan ve ejderle bütünleşmiş ve tepesine çift başlı kartal (yahut bit çift kartal) tünemiş hayat ağacıyla karıştırılır. Bkz. Erdem 1990: 78 ve dipnot 53.) Araplar bu kuşa "Naka" derler. Türkler kuşun Farsça ve Arapça adını birleştirerek "Zümrüdüanka" olarak adlandırmışlardır. Aynı kuşa İran mitolojisi "Simurg" veya "sireng", hint mitolojisi ise, "Garauda" adını verirdi. Bu kuşun Kaf veya Elburz dağlarında oturduğu efsanelerde anlatılır, tüyünü ele geçirenlerin büyük sırra ve ölümsüzlüğe erişecekleri ileri sürülürdü (Ögel 1971: 108).
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Osmanlı saz üslubu resimlerinde ejder ikonografisi
« Yanıtla #2 : 01 Ocak 2009, 11:09:21 »
Er-Töştük masalında da, kara kuşun tünediği ağaç, hayat ağacıdır. Ağacın altında bekçi olarak bir yılan bulunur. Masalda bu yılana "Acırğa", yani "Ejderha" denilir. Destanda yer altında başından geçen olayların anlatıldığı Er-Töştük, destanının bir yerinde hayat ağacındaki yuvasında yavrulamış olan kara kuşun yavrularını her yıl yiyen ejderhayı öldürür. Anne kuş geri dönüp, Er-Töştük'ü ağacın yanında görünce, hemen yutar. Ancak, yavrularından gerçeği öğrenince, yuttuğu adamı tükürür ve hayat ağacından aldığı hayat verici gücüyle, yeniden genç bir insan yapar. Er-Töştük kuştan kendisini yeryüzüne götürmesini rica eder ve kuşun sırtına biner. Yola koyulurlar, ancak yarı yolda kuşun yiyeceği biter. Er-Töştük de, kendi etlerini ve gözünü kuşa yedirir. Yeryüzüne vardıklarında, kuş onu yeniden yutup, tükürerek, taze bir insan haline getirir. Böylece Er-Töştük de, memleketine ve karısına kavuşur (Boratav 1965; Ögel 1971 : 541, 546). Bu masalda işlendiği gibi, yılan yani ejderha ve kara kuş, yani zümrüdüanka kuşu, yavruların yenmesi olayından ötürü karşılıklı savaşım halinde tasavvur edilmişlerdir.

Saray albümlerindeki, özellikle Yakub Bey albümlerindeki 14. - 15. yüzyıl Timuri ve Türkmen dönemi fırça resimlerinde de aynı konunun sıkça ele alındığını ve bu konu yansıtılırken ormanın öğelerinin daha gerçekçi bir resim üslubuyla işlendiğine tanık olmaktayız (res. 6). Bu albüm resimlerindeki ejderleri gruplandırarak çalışmış olan İtalyan sanat tarihçi Giovanni Curatola'nın da, konunun Er-Töştük masalıyla ilgisine işaret etmiş olması, bu savımızı desteklemektedir (Curatola 1989: 90-91).

Clevalan'daki saz üslubundaki ejder ve anka kuşu savaşımı resminde de, yine, Çin tasavvurundaki balık sırtı gibi pullu deriye sahip, tek boynuzlu, kanatlı, beş tırnaklı pençeleri olan bir ejder ile karşılaşmaktayız (res. 7). Bu konu Uzak Doğu sanatında da büyük bir öneme sahiptir. Çin Edebiyatında da, ejder ile zümrüdüanka bir çok karşılaştırmaların kaynağıdır. Çin sanatında bu kuş tüylü kuşların imparatoru olarak tasavvur edilir. Güvercinin boğazı, yılanın boynu ve balığın kuyruğundan meydana geldiğine inanılır. Oniki kanatlı olarak düşünülür, artık yıllarda onüç kanatlı olur, her zaman arkasında küçük kuşlar görülür. Hayırlı bir efsanevi kuştur (Williams 1978: 323). Biçim olarak İslam sanatında tasviri, Çin inancındaki betimlenişine uymaktadır.

Topkapı Sarayı kütüphanesindeki H. 2165 numaralı Osmanlı albümünde, bir sayfa kenarında (y.59b) altının tonlarıyla Er-Töştük masalının uzantısı olan ejder ile anka kuşunun yavrularının yenmesi sahnesini bir altın fırça süslemesi (halkar) olarak izliyoruz. 16. yüzyılın Osmanlı-Safevi kökenli sanatçılarına maledilebilecek olan bu çalışma da (res. 8 ), bize bu motiflerin sevilen bir bezeme konusu olduğunu düşündürmektedir.

Bu konu öylesine çok sevilmiştir ki, Osmanlı saz üslubunun çeşitli sanat kollarına uygulanışına bile yansımıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) yatağanı (TSM 2/3776) konunun kuyumculuk sanatında işlediği en güzel örneklerden biridir. (Sarre ve Martin 1912: no. 248; Kanuni 1958: nr.69; Mayer 1962: 19 ; Pope 1964-65: lev. 1424 D; yücel 1964-5; Köseoğlu 1980: IV/6; Çağman 1983: E. 85; Atıl 1987: no. 86; Köseoğlu 1987: 1 ev.82; Rogers-Ward 1988; no. 83; Schâtze 1988: no. 84; The Splendour 1988: no. 121; Soliman 1990: no. 80; Aynı bezemeye sahip, kuşkusuz aynı ustanın eseri olan bir başka yatağan Rayad'da Şeyh El-Ard koleksiyonunda bulunmaktadır. Bkz. The Age of Sultan Süleyman 1990: no. 50.) Sırtında Saray Kuyumcusu Ahmed Tekelü'nün imzasını taşır ve 933 (1526-27) tarihini veren Sultan I. Süleyman'ın yüceltici sözleri içeren bir kitabesi vardır. Kabzası fildişi ve kademeli olarak mastika ince kıvrımdal ve hatayi motifleriyle süslenerek üzerine altın kıvrımdal, hatayi ve çin bulutları yerleştirilmiştir. Tek ağızlı ve kalın sırtlıdır. Aynı tarzda kademeli, oyma bezemeli altın balçığı vardır. Yabanın üst kısmı ise, her iki yüzünde de yüksek kabartma mücadele halinde ejder ve zümrüdüanka kuşu figürleriyle süslüdür. (res.9). Güçlülük, erdemllik simgesi ejder ile ölümsüzlük simgesi zümrüdüankanın krali bir eser olan bu yatağanda karşılıklı ele alınması, Uzak Doğu ve İç Asya kökenli bu ikonografinin nasıl Osmanlı dünyasına kadar uzandığını göstermesi ve asya mitolojilerinin nasıl Anadolu'ya ulaşmýs olduğunu göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

Topkapı Saray Arz Odasında bulunan Sultan II. Mehmed (1596-1603) için hazırlanmış olan tahtın (Çığ 1972: 20-22; Çığ 1976: 47-48) saz üslubundaki lake tavan süslemeleri arasında da, bir madalyon içerisinde ejder ile anka kuşunun karşılıklı tasvir edilmiş olması da, yine aynı ikonografinin bir hükümdar tahtına uygulanışının başka bir örneğidir. Osmanlı saz üslubunun en değerli kalemişi çalışması olan bu süslemeler Kemal Çığ'ın müdürlüğü esnasında yapılan restarosyan çalışmalarında rokoko üslubundaki nakışlar altından ortaya çıkarılmıştır. Beşik tonoz şeklindeki tavana sahip tahtın bu orijinal süslemleri, tavanın alt kısım bordüründe paftalar halinde yazılmış yirmialtı mısralık şiirden öğrenildiği gibi, 1597-98 tarihlerine aittir. Hatayiler, hançeri yapraklar, rozet tipinde çiçekler ve rumilerin dallarının spiralimsi kıvrımlar çizerek oluşturdukları kompozisyon arasında, tahtın kuzey ve güney tavanlarının ortasına, bir madalyon içerisinde ejderha ve zümrüdüanka kuşunun savaşımı sahnesi işlenmiştir (res. 10 a-b). Bu madolyonun etrafı da, yine hançeri yapraklarla bezelidir.

Gerek yatağan ve gerek tahtın beşik toz örtüsü üzerinde bu efsanevi yaratıklara yer verilişi, bize İç Asya mitolojisiin çağlar boyu kültürlerdeki sürekliliğini gösterdiği gibi, bu yaratıkların taşıdıkları hükümdarlara layık güç ve erdemlilik vasıflarının da dikkate alındığını düşündürmektedir (Topkapı Sarayı Müzesindeki 2/3775 bumaralı kılıcın kını v balçağı da ejder bezemelidir. Saz üslubunun erken örneklerinde görülen ejder motifinin kullanıldığı eserler arasında, başı ejder biçimi kulplu maşrapaları da anmak gerekir. Kuşkusuz, bunun en karakteristik örneği TSM Hazinesinde bulunan gövdesi necefli altın maştapadır (2/8. yayın için bkz. Köseoğlu-Rogers 1987: no.52) Timuri maşrapa formunun Osmanlı Sarayında 16. yüzyıl ikinci yarısında da sürdürüldüğünü gösteren bir eser olarak önem atşır. Kulbu, ağız kısmına birleştiği yerde ejder formu alır. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.) . Sonuç olarak, Osmanlı saz üslubundaki ejder resimlerinde ve bezeme üslubu olarak saz üslubunda rastladığımız ejder tasvirlerinde İran üzerinden Anadolu'ya ulaşmış bulunan İç Asya ve Uzak Doğu ikonografisi hakimdir, diyebiliriz.
midena pro tou telous makarize