Gönderen Konu: Sentorlar (Centaur, Κένταυρος, Kendavros)  (Okunma sayısı 1092 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Sentorlar (Centaur, Κένταυρος, Kendavros)
« : 09 Mayıs 2015, 09:50:32 »


Sentorlar (Yunanca: Κένταυρος, Kendavros (tekil), Κένταυροι, Kendavri (çoğul)), Yunan mitolojisinde kısmen insan ve kısmen at görünümlü yaratıklardır.

Yunan Mitolojisi'nde Sentor
Yunan Mitolojisi'nde yarı insan ve yarı at bedenli düşsel varlıktır. Centaur Gandharvarlar gibi, Hint-Avrupa kültürlerine özgü olan, bulutlar ve dağlardan gelen sularla ilgili cinle aynı köktendir. Yunanlara göre centaurlar (sentorlar)  Lapith`ler kralı Ixion ve Nephele`nin çocuklarıdır. centaurların genç dönemlerinde kahverengi yaşlandıklarında ise beyaz renklere büründüğü söylenir.

Homeros'a göre Tesalya'da yaşayan karşı koyulmaz bir güce sahip olan vahşi bir kavimdir. Genellikle kaba ve kötü yaratıklar olarak bilinirler. Efsaneye göre; Hippodameia ile evlenirken Lapithai kralı Pirithoos, onları düğününe çağırmış, şölenin ortasında centaurlar nişanlı kızı kaçırmak ve oradaki kızların ırzına geçmek istemişlerdir.

Efsaneler
Sentor efsanesi at sırtında savaşa giden savaşçılardan gelmektedir. Sentorun sureti görenlere çok farklı ve ürkütücü gelmektedir. İnkalar'ın, Pizarro ve adamları 1533 'de at üstünde geldiklerinde yanılmış olmaları muhtemeldir. Çünkü inandıkları at ve insan birleşimi canlının gerçek olduğu fikri onları o sırada çok korkutmuştur. Sentorların varolup olmadığı ile ilgili tartışmalarda varlığı yönündeki en önemli kanıt yine Yunan kaynaklarından gelmektedir. Sentorların; Türkler olduğu konusunda bir dizi araştırmalar yapılmıştır. Mitolojik efsanelerin anlatıldığı dönemde atın evcilleştirilmesi ve hakimiyeti konusunda Orta Asya halkları oldukça üstünlerdi, Türklerin Orta Asya'dan Batı'ya gerçekleştirdikleri seferlerde bu yakıştırmalara haiz olmuşlardır. Türklerin olağanüstü at binme yeteneklerinin yanında at binerken kılıç kullanma, isabetli ok atma yetenekleri bunun sebeplerindendir. Atın hızlı hareketi sırasında at kafasını mümkün olduğunca öne eğer, uzaktan sadece atın bacakları ve üzerinde savaşan er görünürdü. Bu da mitolojide sentorların doğuşunda etken olmuştu, Yunan mitolojisinde sentorlar savaşçı, savaş yetenekleri gelişmiş, güçlü yaratıklar olarak tasvir edilmiştir.

Bilinen sentorlar
Sentorler arasında en ünlüleri Nessos, Hiron, Folos, Evritiyon'dır. Hepsi Herakles hikâyelerinde geçmektedir. İleos ve Roitos ise, Atalanta'ya saldırı girişimi sırasında Meleager tarafından yok edilmişlerdir.



Kaynak: Wikipedia
    M. Grant and J. Hazel, Who's Who in Greek Mythology, David McKay & Co Inc, 1979
    ^ Anderson, Maggie (August 26 2004). Library hails centaur’s 10th anniversary. 97. Erişim tarihi: 2006-09-21.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Sentorlar (Centaur, Κένταυρος, Kendavros)
« Yanıtla #1 : 10 Mayıs 2015, 20:34:40 »
Eski medeniyetlerin mitolojilerinde ve sanatlarında rastlanan doğaüstü yaratıklardan en ilginç olanlarından biri Kentaur'dur. Bu yarı insan yarı atın çıkışı diğer karışık yaratıklar gibi Doğu kökenli olsa da daha çok Yunan’da benimsenir. Kentaurların başları, göğüsleri, kolları ve bazen de ön bacakları insan, karınlarından arkası at biçimindedir. Yeleleri, kuyrukları vardır. Yabanıl ve azgındırlar. Dağlarda ve ormanlarda yaşarlar ve çiğ et yerler.

Yunan mitolojisindeki kentaurlar İksion’un soyundandır. İksion Deioneus’un kızı Dia ile nişanlıyken kayınpederine armağanlar vermeye ant içer ama evlenince sözünü tutmaz. Üstelik Dia’nın babasını yanan bir kuyuya atıp öldürür.

İksion ise Zeus’un karısı Hera’ya gözünü diker. Zeus, Hera şeklinde bir bulut biçimlendirip Nephele adlı bu bulutu İksion’a gönderir. O da, bulutu Hera zannederek birleşir. Bu birleşmeden kentaur doğar. Zeus, İksion’u ateş içinde bir tekerleğe bağlar ve sonsuza dek yanmasını sağlayarak cezalandırır.

İşte İksiyon’un Hera’ya benzeyen bu buluttan heykelle çiftleşmesinden, Kentaur denen at gövdeli, dört ayaklı ve insan başlı bir canavar dünyaya geldi. Bu canavar daha sonra Peliyon tepesindeki kısraklarla çiftleşti. Ve bu kısraklardan öteki Kentaurlar geldi dünyaya... Tabii bu arada Baştanrı Zeus da İksiyon’u öteki dünyada durmadan dönen yanan bir tekerleğe zincirlerle bağlattı...

Peliyon tepesinde oturan Kentaurların hemen hepsi de o çağın insanlarından daha ilkeldiler; vurucu-kırıcıydılar... Etleri çiğ yerlerdi. Üstelik de şaraba çok düşkündüler. Şarap tanrısı Diyonisos her dünyaya gelişinde önüne çıkan bu Kentaurlara bol bol şarap dağıtırdı... Ne var ki o dev cüsselerine oranla içtikleri birkaç tas şarap onları çarpar, yapmadıkları rezillik bırakmazlardı!

Lapith kralı İksiyon’un oğlu Pirithos evlenirken çok görkemli şölenler düzenledi, (Pirithos İksionun ilk karısı Dianın oğludur. Bu durum Kentaurlar ile Peirithoos’u akraba yapar) barışçı görünmek için akrabaları olan Kentaurları da çağırmayı unutmadı. Ne var ki düğün vesilesiyle çok ağır vergiler de topladı halktan. Ayrıca krala armağan sunanların tanrılarca ödüllendirileceğini ve bu armağanları Kentuarların kabul edeceğini de duyurdu. Haliyle kimileri korkudan, kimileri kraldan özel ayrıcalıklar koparma amacıyla, sarayı ve düğün alanını altın ziynet cinsinden armağanlarla, şarap tulumlarıyla doldurup taşırdı... Kral, bu düğün vesilesiyle ikiye üçe katladı zenginliğini...

Ne var ki Kentaur korkusuyla varını yoğunu saraya sunan halkın ahı tutmuş olmalı ki, hiç beklenmedik işler açıldı kralın başına. Şaraba çok düşkün olan Kentaurlar, tasla içmek yerine tulumları başlarına dikip dikip içmeye başladılar. Zaten şaraba karşı çok zayıf olduklarından delilenmeye; sağa sola dalaşmaya başladılar. Bu arada kafayı iyice bulan ve Kentaurların en azılısı Euritiyon (Eurythion) ise gelini kucakladığı gibi son hızla saraydan uzaklaştı! Aynı şekilde öteki Kentaurlar da gözüne kestirdikleri kadınları kucaklayıp kucaklayıp dört nala saraydan kaçırmaya başladılar... Ne var ki bu olayın ardından Kentaurlarla silahlı askerler arasında amansız bir çatışma başladı. Kentaurlar ellerine geçirdikleri kayaları, rasgele kökledikleri ağaçları askerlerin üstüne fırlatıyorlardı. Askerler de ok ve mızrak kullanıyordu...

Yuananlıların ulusal kahramanı Teseus da yardımına geldi Lapitlerin... Uzun çatışmalardan sonra yenilen Kentaurlar başka bir bölgeye sığınmak zorunda kaldı... Ne var ki daha sonraları aynı Kentaurların çok daha kalabalık olarak geriye döndüler. Bu kez de onlar Lapitleri başka bir bölgeye sürdüler...

Aynı mitin bir başka versiyonu ise şu şekildedir;
Diyotor Lapithlerle Kentaurlar arasında iki kez savaş olduğundan bahseder ve ilk savaşı bu yakın akrabalığa bağlar. İksion’un havada veya sonraki inanışa göre yeraltında durmadan yanarak dönen bir tekerleğe bağlı olarak sonsuza dek cezalandırılmasından sonra Peirithos krallığı ele geçirir. Üvey kardeşleri kentaurlar krallıktan pay almak isteyip Peirithoos bu isteği reddedince Lapith ve Kentauros savaşlarının ilki patlar. Aralarındaanlaşma sağlandıktan sonra Peirithoos, Hippodameia ile evlenirken kentaurosları da düğüne davet eder. Şarap içip sarhoş olan Eurytion gelini kaçırmaya çalışır ama Theseus bunu önler. Taşlarla ve ağaç dallarıyla silahlanan at adamların birçoğu öldürülür, diğerleri ise Epirus’un sınırlarına kadar sürülür ve Pindus dağının yamaçlarına sığınırlar. Vergilius’a göre savaşı tanrı Ares başlatır. Lapithler ya Ares’e düğün için kurban kesmeyi unutmuşlar ya da tüm tanrıları düğüne davet ettikleri halde onu çağırmamışlardır.
Bunun üzerine Ares, misafir kentaurların sarhoş olarak düğünü bozmalarını sağlar.

...

Kral İksiyon’un soyundan gelen bu Kentaurlara benzemeyen bir başka Kentaur daha vardı. Baştanrı Zeus birgün tanrıça Afrodit’i kendi ülkesi olan Kıbrıs’ın üzüm bağlarında gezinirken görmüştü. Hemen kılık değiştirip doğruca Afrodit’in yanında almıştı soluğu... Evren güzeli Afrodit, Zeus’un bu keyfi ziyaretinin nedenini hemen sezmiş; ondan fırtına gibi kaçmaya başlamıştı... Zeus da onun ardısıra koşarken tökezleyip düşmüş ve düştüğü yerdeki toprağı döllemişti... İşte bu bu döllenmenin ardından bir başka tür Kentaur gelmişti dünyaya... Ve ona “Kıbrıs Kentaurı” adını vermişti o çağın insanları...

Antikçağın bu at adamlarından birkaçı bazı yönleriyle çok ünlüydü... Örneğin Bir Silenos’la bir nümfenin birlikteliğinden doğan at adam Folos (Pholos), bu ünlülerden biriydi. Gerçi o da bir mağarada tek başına yaşıyordu. Ne var ki öteki soydaşları gibi öyle vurucu-kırıcı vahşilerden değildi. Nesi var nesi yoksa onu başkalarıyla paylaşmaktan çok hoşlanıyordu... Bir gün gücüyle ünlü Herakles’i bütün sevecenliğiyle mağarasına buyur etti. Çeşit çeşit yiyeceklerin yanında ona şarap da sunmak istedi. Ne var ki bu şarabın çok özel bir anlamı vardı. Çünkü uzun yıllar önce tanrı Diyonisos, arkasında şen şakrak kadın ve erkek alayıyla Folos’un yanına uğramış, ayrılırken de bir fıçı şarap bırakmıştı. “Bir gün Herakles buralara uğrayacak; ona bu şaraptan sunarsın” demişti... İşte yüzyıllardır toprağın altında sakladığı bu fıçıdan Herakles’e birkaç tas şarap sundu... Ama bu yüzyıllanmış şarabın kokusunu duyan Kentaurlar apartopar üşüştü mağaraya... Şarabı çok seven Kentaurlarla Herakles arasında şarap kavgası başladı... Bu kavga öylesine ilerledi ki Kentaurlar kökledikleri çam ağaçlarını ve de ellerine geçen kaya parçalarını Herakles’in üstüne fırlatmaya başladılar... Herakles de onların bir kısmını o ünlü zehirli oklarıyla öldürdü... Kentaurlar bir sonuca ulaşamıyacaklarını anlayınca kaçıştılar... Ama yerlerde at ayaklı insan başlı kentaurlar seriliydi; kanrevan içindeydi heryer... Bir süre sonra at adam Folos geldi Herakles ‘in yanına. Herakles çok sevinçliydi.

Ne var ki Folos çok üzgün görünüyordu. Herakles nedenini sordu ona. Dört ayaklı Folos ilkin konuşmak istemedi. Ama Herakles ısrar edince;

    “Tanrı Diyonisos’un armağanı o bir fıçı şarabı hep birlikte bölüşmemiz gerekirdi... Çünkü onlar da mağarama konuk gelmişlerdi... Bak şarap da yerlere dökülmüş zaten...”

dedi ağır ağır...

Bu kez Herakles’in yüzü gölgelendi; uzun süre sustu...


Aynı mit bir başka şekilde de anlatılır;
Erymanthos domuzu avına çıkan Herakles Pholos’a konuk olur. Pholos onu ağırlar ve kendisi çiğ et yerken Herakles’e pişmiş et ikram eder. Bir ara Herakles şarap ister, Pholos Dionysos’un kentaurlara armağan ettiği bir testi şarabı olduğunu ama hepsinin malı olduğu için bunu açmaya cesaret edemediğini söyler. Herakles’in ısrarı üzerine şarabı açar ve içmeye başlar.

Şarap kokusunu alan at adamlar kocaman taşlar, kayalar, köknar ağaçları ve meşalelerle dağlardan gelip Herakles’e saldırırlar. Herakles ilk saldıran at adamları öldürür. Bu kavgada Pholos da arkadaşı olan bir kentaurun gövdesinden çıkardığı zehirli bir oku ayağına düşürüp ölür. Herakles diğer kentaurları kovarken Kherion’u da bir okuyla yaralar ve onu iyileştirmeye çalışır. Ölümsüz olan Kherion çektiği acıdan dolayı ölmek ister. Prometheus onun ölümsüzlüğünü almayı kabul edince de hayatını kaybeder. Kentaurların annesi olan bulut tanrıça Nephele bir yağmur fırtınasıyla yardıma gelir ama dövüşte Herakles Daplnis’i, Argeis’u, Oreius’u, Aphphion’u, Hipotiun’u, İspoples’i, Meletahaktersi, Thereus, Doupon’u, Phriksus’u ve Homadus’u da öldürür.

Bir başka Herakles ile ilgili efsanede at adam essos önemli bir rol oynar. Herakles Pholos ile birlikte kentaurların saldırısına uğrayınca Nessos’a karşı da savaşır. At adam Euenos ırmağı kıyısına sığınır ve orada yolculara ırmağı geçirtir. Herakles karısı Deianeira ile bu ırmağı geçerken Nessos sırtına aldığı Deianeira’na sahip olmak ister. Herakles’in attığı bir okla can verirken Deianeira’ya uzattığı iksirle kocasının sevgisini her zaman koruyabileceğini söyler. Trakhis’e varınca Herakles Deianeira ile Hyllos’u orada bırakıp başka işlere koşar. Bir ara Oikhalia kralı Eurythos’u yenip kızı İole’yi tutsak alır ve Deaineira’nın yanına gönderir. Zaferini kutlamak için de karısından yeni bir gömlek ister. Kocasının tutsağı olan güzel İole’ye aşık olduğunu ve kendisini onunla aldattığını haber alan Deaineira korkunç bir öfkeye kapılır ve o sırada Nessos’un büyülü kanını hatırlar. Yeni gömleği bu iksire batırarak Herakles’e gönderir. Herakles sırtına giyer giymez gömlek derisine yapışır ve yakmaya başlar ve yeryüzündeki hayatı bu şekilde son bulur bir ölümsüz olarak olimposta yerini alır.

 Kronos’la Philyra’nın oğlu Kherion at adamların en iyisi, en ünlüsü ve en bilginidir. Kronos deniz perisi Philyra ile birleşmek için at biçimine girer. Adı elden gelir, eli her şeye yatkın anlamında “Kheir” dır. Bir doğa adamı olan Kheiron doğadan öğrendikleriyle en büyük yiğitleri yetiştirir. Asklepios, İason ve Tanrı Apollon bile ondan ders alırlar. En ünlü öğrencisi olan Akhilleus üstün yeteneklerini mağarada hocası Kheiron’la geçirdiği eğitim yıllarına borçludur. Bu bilge at adam, Akhilleus’a avlanmayı, savaşmayı öğretir, müzik, ahlak ve tıp dersleri verir. Kentaurlardan farklı olan diğer at adam Pholos’tur. Silenos’la bir orman perisinin birlikteliğinden dünyaya gelir. İnsansever, konuksever, bilgili ve yararlıdır. Her ikisi de diğer at adamlardan faklı olarak hoşgörülüdürler ve vahşi değillerdir...


midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Sentorlar (Centaur, Κένταυρος, Kendavros) tasfirleri
« Yanıtla #2 : 10 Mayıs 2015, 21:01:14 »
Kentaurlar ilk olarak Mezopotamya’da Babil sınır taşlarında görülürler. Kassiti’de ve Orta Asur döneminde mühür üzerinde de oldukları bilinir. Bazen kuyruğu aslan gibidir. İnsan kısmı genellikle bir sopa veya benzeri bir şeyle silahlandırılmış olarak diğer hayvanları avlarken gösterilirler. Orta Asur döneminden bir silindir mühürdeki sakallı ve kanatlı kentaur bir antilopu yakalar. Başında konik bir şapka ve elinde bir silah vardır. Asur sanatında üst kısmı erkek, belden aşağısı aslan olan aslan-kentaur’a da rastlanır. Genellikle boynuzlu tanrılık kasketi giyen bu yaratığın ismi Urmahlulluy’dur. Demon Mukilresule-muttiyle çarpıştığı sahneleri de bulunan ve kötü güçleri korkutan aslan-kentaur Ninive’den Asurbanipal’in sarayının bir odasındaki anıtsal kabartmada da yer alır.

Girit ve Miken sanat eserlerinde de bu figürler vardır. Girit’ten Arqiue Heraum’da bulunan bir mücevher taşında iki kentaur karşılıklı dururlar. Kentaur’un primitif örneklerinden sayılabilecek bu tasvirlerle Girit’ten bir mühründe de karşılaşılır. Burada mitolojik bir sahne içinde değildir. Girit ve Miken mücevherlerinde diğer karışık yaratıkların bir çeşididir ve dekoratif özellik taşır.

Anadolu’da Urartu krallığından kalan -M.Ö. 7. yüzyılda- Asur modelleri bronz ve fildişi eserlerde kentaur figürü uygulanır. Van yakınlarındaki Toprakkale’den bir mobilya parçasında kentaurun yüzü fildişi ve taşa oyuludur. Boynuzları kakmadır. Tüyleri, saçı, elbisesi ve süslemeler son derece düzgün ve ustalıkla yapılmıştır. Anadolu’da M. Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında Pazarlı’dan Frigya döneminden pişmiş toprak levhada karşılıklı duran ve ellerinde dal tutarak koşan kentaurlar vardır. İyonyalı ustaların sevdiği bir tarz olan arka ayaklarından sadece sağdakinin göründüğü, soldakinin saklı kaldığı tasvir Larrisa’daki eserlerde de yer bulur. Pazarlı’dakiler Larissa’dan örnek alınmıştır.

Kentaurlar Yunan sanatında en çok vazolarda ve tapınak frizlerinde savaşları ile ilgili durumlarda görülürler. Nadir de olsa ön ayaklarının insan ayağı olarak gösterildiği örnekleri vardır ama çoğunlukla dört bacağıda at bacağı olarak tasvir edilirler. Önden tamamıyla insan gibi olan örneklerinden en erken tasviri 11 cm yüksekliğinde bronz bir heykeldir ve MÖ 8. yüzyıl ortasına tarihlenir.

Kentaurlar Arkaik dönemde amforalarda, elbise in yapılmış altın plakalarda, yüzük taşlarında, küçük bronz heykellerde ve Klazomenai lahitlerinde yer alırlar. Amforalardaki resimlerde uzun saçlı, yeleli ve uzun gövdelidirler. Bir ellerinde ağaç dalı diğer ellerinde yakaladıkları bir hayvan bulunur. Bacakları dört nala koşar vaziyettedir. İnsan ön bacaklarının sonunda toynağı olan kentaurlar, New York Metropolitan müzesindeki bir Klazomenai lahitinde ve Larisa Tapınağı frizindeki bir kentauromakhi sahnesindedir.

Ayrıca Larisa Tapınağındaki örnekte ve Berlin müzesi’ndeki Klazomenai Lahitinde at kulaklıdırlar. Genellikle uzun saçlı gösterilirler ama Zeus Tapınağı’nda, Parthenon Tapınağı’nda, Hephaiston Tapınağı’nda ve Likya Lahitinde kısa saçlıdırlar.

Akik taşından yapılmış 15 mm uzunluğundaki yüzüklerden birinde kentaur Nessos, Herakles ve eşi Deinaneira vardır. En öndeki figür Nessos’tur. Uzun saçlı başı geriye çevrilidir ve diz çökmüştür. Ortadaki Deinaneira Herakles’e doğru yürür. Bir eliyle eteğini tutarken diğer elini Nessos’a uzatmıştır ve ona bakar. En soldaki üzerinde aslan postu olan Herakles diz çökmüş ve yayını germiş Nessos’a zehirli
oklarından birini atmak üzeredir. Bu minik yüzük taşı son derece güzel bir iştir. Aynı dönemden başka bir yüzük taşında kentaur aslan başlıdır ve kanatlıdır. Ön kısmı insan arka kısmı at gövdesidir. Sakallı, kısa ve ucu kalkık burunlu ve uzun hayvan kulaklıdır. Kaburga kemikleri vücut üzerinde belirgindir. İki eliyle bir domuzun bacaklarından baş aşağı tutar. Kuyruğu arka bacağa paralel olarak yere iner. Kanatları sırtından çıkıp yukarıya doğru yükselir.

MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenen Assos Tapınağı frizinde, art arda sıralanmış kentaurlar, elindeki yayla onlara ok atan Herakles’ten kaçarlar. Figürlerin göğüsleri cepheden, baş, bacak ve at gövdeleri profildendir. Doludizgin kaçan badem gözlü at adamların ince ve uzun gövdeleriyle insan bacakları arasında bir oransızlık göze çarpar.

Kuyrukları eğik bir şekilde aşağıya sarkar. Ön bacakları kendilerinden bir öncekilerin arka bacakları üzerine yerleşir. Bu üst üste bindirme etkiyi artırır ve tekrarlama motifi meydana getirir. Kollar havaya yatay olarak açıktır bu da kaçışlarını daha da vurgular.

Olimpia’da MÖ 456 tarihli Zeus Tapınağı alınlığında Apollon’un sağında ve solunda savaşan Kentaurlar ve Lapithlerden oluşan bir topluluk göze çarpar. Kentaurların Lapith kadınlarını kaçırışının gösterildiği heykellerin birbiriyle ilişkileri hareketlerin ustalıkla birleştirilmesiyle verilir. Atina Parthenon Tapınağı’nın 32 metopundan 24’ünde Kentauromakhi sahneleri bulunur. Bu kabartmalardaki derinlik üç boyutlu heykel izlenimi verir. MÖ 448-442 yıllara tarihlenen bu kabartmalar Yunan Klasik Dönemi heykeli konusunda da fikir edinmeyi sağlar. At adamların ve karşılarında avaştıkları çıplak bedenli figürlerin kasları, yz ifadeleri, vücut oranları ustaca biçimlendirilmiştir. Hareketler gerçekçi ve etkileyicidir.

Likya bölgesindeki Trisa şehrinde inşa edilen M.Ö. 420-410 tarihli Gölbaşı Mezar Anıtı’nın doğu duvarında, kuzey iç duvarında ve güney dış duvarın solundaki alt frizde Kentauromakhi sahneleri yer alır. Kabartmalı bloklardaki sahneler birbirini takip eder. Hareketlerde ve mücadelelerde şiddet dikkati çeker. Doğu etkisi olan kabartmalarda hareketsiz figürlerde bile elbise dalgalanmaları ve kıvrımları işlenmiştir.
Likya Lahtinin dar yüzlerinden birinde bir geyik için dövüşen iki kentaur diğer yüzünde arka ayakları üzerinde doğrulmuş at adamların lapith Keineus’a saldırması tasvir edilmiştir.

kntaurların hiddetli bakışları, çatık kaşları, gözleri altındaki ve alınlarındaki kırışıklıklar kızgınlıklarını gösterir. Kısa saçlı ve sakallı yaratıkların korkutucu ifadeleri güçlüdür. Gövdeleri ve toynakları gerçeğe uygundur.

Bu mitolojik yaratıklar tüm tasvirlerinde hareket halindedirler. Genellikle profilden görülürler. Gergin vücutları, kaba hatları ve öfkeli ifadeleri onların hayvan içgüdülerini, azgın ve yabani özelliklerini belirginleştirir.

Şaraba ve kadına düşkündürler. Alkolün etkisiyle şiddete eğilim gösterirler. Taşlar ve ağaç dallarıyla dövüşürler.
midena pro tou telous makarize