Gönderen Konu: Tarihi Mirası Koruma, Onarım, Uygulama ve Restorasyon Teknikleri  (Okunma sayısı 325 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Restorasyon   uygulamalarına geçmeden önce yapılan araştırmalar ve belgeleme   çalışmaları (yapının tarihi, estetik ve teknik yönden incelenmesi,   rölövesinin hazırlanması ve bozulmalarının saptanması) binanın ayrıntılı   olarak tanınmasını sağlar. Ön araştırmalar sonunda elde edilen bilgiler   hasar nedenlerini ortadan kaldıracak veya etkilerini azaltacak koruma   tekniklerinin seçilerek uygulanmasına temel oluşturur. Onarımlarda   geleneksel tekniklerin yanı sıra, çağdaş teknolojiden de   yararlanılmaktadır.

Günümüzde anıtların korunmasındaki temel   yaklaşım sürekli bakımlarının sağlanmasıdır. Birçok ülkede tarihi   yapılar yıllık ve beş yıllık programlar çerçevesinde incelenir ve   saptanan hasarlara göre gerekli bakım ve onarımları yapılır;böylece   yüksek maliyetli müdahalelere gerek kalmadan korunmaları sağlanır.   Birdenbire ortaya çıkan yangın, deprem, toprak kayması gibi felaketler   ise büyük ölçekli müdahaleler yapılmasını gerektirebilir.

Anıtların   onarımları için genel olarak 1. Sağlamlaştırma, 2. Bütünleme, 3.   Yenileme, 4. Yeniden yapma (Rekonstrüksiyon), 5. Temizleme, 6. Taşıma,   tekniklerinden yararlanılır. çoğu kez bir anıtın restorasyonu için   yukarıda sıralanan tekniklerden birkaçı bir arada uygulanır. Örneğin   yeniden kullanılması kararlaştırılan bir Osmanlı kervansarayının   gelişigüzel eklerden arındırılması, tehlikeli durumda olan   taşıyıcılarının sağlamlaştırılması, bir bölümü yıkılmış olan   tonozlarının yeniden yapılması ve içinin çağdaş kullanıma uygun olarak   donanımı gerekli olabilir. Depremde kubbesi çatlayan , son cemaat yeri   ve minaresi yıkılan bir caminin, hem strüktürel açıdan   sağlamlaştırılması, hem de yıkılan son cemaat yeri ve minare gibi   öğelerinin yeniden yapımı ile tekrar mimari bütünlüğüne kavuşturulması   söz konusu olabilir.

Bilimsel restorasyonda olabildiğince az   müdahaleyle, anıtın tarihi belge ve estetik değerinin korunması   amaçlanır. Onarım sırasında yapılan müdahalelerin derecesi,   sağlamlaştırmadan yeniden yapıma doğru artar. Koruma açısından en   uygunu, sağlamlaştırmayla yetinmektir. Ancak anıttaki hasar derecesi   arttıkça, müdahalenin kapsamı genişler; tarihi yapıya ekler getiren,   dokusunu değiştiren tekniklerin (örneğin: bütünleme, yenileme)   uygulanması zorunlu olabilir.

SAĞLAMLAŞTIRMA
Sağlamlaştırma   çalışmaları, anıtın malzemesinin, taşıyıcı sisteminin ve üzerinde   bulunduğu zeminin sağlamlaştırılması olmak üzere üç düzeyde ele   alınabilir.

a. Anıtın yapıldığı malzemelerin sağlamlaştırılması
Anadolu'nun   i.ö. 7000'e kadar giden yerleşik tarihi içinde binalar yörenin   olanaklarına ve geleneklere bağlı olarak kerpiç, tuğla, ağaç, taş gibi   doğal kökenli malzemelerle yapılmışlardır. Malzemeler doğal etkilerle,   zamanla bozulup harap olur. Açıkta kalan kerpiç yağmur karşısında eriyip   dağılır, tuğla aşınır, çatlayıp ayrışır, ağaçtan yapılan kiriş ve   dikmeler, çatılar çürür. Soylu ve dayanıklı olarak kabul edilen taşlar   da düzgün yüzeylerini yitirir, oyuk ve çatlaklarla dolu, kötü bir   görünüm sergilerler. Koruma uzmanları özel kimyasal birleşimler   kullanarak malzemelerin dokusunu sağlamlaştırır; bozulma sürecini bir   ölçüde yavaşlatıp, özgün yapıyı daha uzun süre yaşatmaya çalışırlar.

Kerpiç malzemenin sağlamlaştırılması
Arkeolojik   kazılarda ortaya çıkarılan ve açıkta, doğanın insafına bırakılan kerpiç   buluntular: kent surları, konutlar, temel izleri yağışlarla yumuşayıp   erimekte, güneşte çatlamakta, rüzgarIa aşınıp toz olmaktadır. Kayıpları   önlemek için çeşitli yöntemler denenmiştir. Eski koruma uygulamalarında,   kerpiç mimari kalıntılar zift sürülerek, yada üstleri çimentolu harçla   sıvanarak korunmaya çalışılmıştır. Renk ve doku açısından kerpiç   malzemeyle uyumlu olmayan bu müdahaleler artık terk edilmiştir. Kerpiç   kalıntılar ve hala içinde yaşanmakta olan köy evleri, binlerce yıldır   Anadolu'da uygulandığı gibi, sürekli bakım yöntemiyle, çamur harcı ile   sıvanarak korunabilir. Yenilenebilir olan bu sıva, kerpiç yapıyı hava   koşullarına karşı korur, eriyerek yok olmasını engeller. Ancak kerpiç   üzerine yapılmış bir kabartma ya da boyalı bezemenin korunması daha   gelişmiş yöntemlerle çalışan uzmanların çabalarını gerektirir.   Malzemenin dağılmaması için çatlamış, ayrılmak üzere olan sıva   tabakaları miller ve/veya mikro enjeksiyon yardımıyla ana taşıyıcıya   tutturulur; hava koşullarından etkilenecek konumda bulunan kalıntılar   müzeye taşınır, ya da yerinde korunması için üzerine çatı yapılır.

Ahşap mimari öğelerin korunması
Geleneksel   Türk evini ve anıtsal mimarlığımızın yoğun bezemeli öğelerinin ana   malzemesini oluşturan ahşap nem etkisiyle zamanla çürümekte; kurt   yenikleri ile dayanımı azalmaktadır. Kapı, pencere kapağı, minber gibi   mobilya niteliğinde işlenmiş mimari öğelerin, furuş, balkon korkuluğu,   tavan bezemesi gibi ayrıntıların böceklerinin öldürülmesi ve dokularının   sağlamlaştırılması için kimyasal maddelerle işlem görmeleri söz   konusudur. Pahalı ve zahmetli olan bu tür konservasyon çalışmaları   önemli kültür varlıklarımızın ahşap minber, kapı, pencere kapağı, rahle   ve benzeri ahşap öğelerinin onarımlarında uygulanmaktadır. Çoğu kez   yörede bulunan yumuşak ağaçlarIa yapılan geleneksel konutlarımızda ise   ahşap iskeletin eskimiş olan öğeleri yenilenmekte; onarımlarda emprenye   edilmiş ahşap kullanılarak, yeni öğelerin yaşamlarının daha uzun süreli   olması güvence altına alınmaktadır.

Taş öğelerin sağlamlaştırılması
Günümüzde   taşların sağlamlaştırılması, atmosfer etkilerinden korunması için   sürekli araştırmalar yapılmakta, bu konuda bilimsel çabalar sürmektedir.   Bozulma sürecini geriye döndürmek olası değildir ancak çok önemli özel   ayrıntıların (rölyefler, yazıtlar, figürlü plastik) dayanımlarını   arttırmak, özgün ayrıntıları daha uzun süre yaşatabilmek için   sağlamlaştırma uygulamalarına gidilmektedir. Taşa püskürtülerek, fırça   ile sürülerek veya vakumla uygulanan taş sağlamlaştırıcıların uzmanlar   tarafından seçilmesi ve onların önerileri doğrultusunda, denetim altında   uygulanması gerekir. Sağlamlaştırma yöntemi taşın türüne ve bozulma   durumuna göre belirlenir. Kimya sanayiinin geliştirdiği ve ''harikalar   yaratıyor'' diyerek piyasaya sunduğu malzemelerin dayanımları, eskime   süreçleri bilinmeden kullanılmaları sakıncalıdır.

b. Taşıyıcı sistemin sağlamlaştırılması
Depremler,   zemin hareketleri, anıtların taşıyıcı sistemlerinde hasara neden   olmaktadır. Tarih boyunca mimarlar anıtların duvar ve örtülerinde oluşan   düşeyden ayrılma, çatlama gibi hasarları payandalarla desteklemiş,   gergiler yerleştirmiş, ya da aksak olan bölümleri yıkıp yeniden yaparak   binanın ayakta durmasını, işlevini sürdürmesini sağlamışlardır. Eski   restorasyonlarda uygulanan strüktürel sağlamlaştırma tekniklerine   günümüzde çağdaş teknolojinin sağladığı enjeksiyon, ön germe, ankraj,   temel genişletme ve sağlam zemine inen kazıklı temellerle destekleme   gibi teknikler eklenmiştir.

Kesit genişletme, mantolama
Düşeyden   ayrılan yapılarda taşıyıcı sistemin güvenliği kabaca ''üçte bir''   kuralına göre değerlendirilir. Eğer bir yapının ağırlık merkezinden   sarkıtılan çekül, onun zemine oturduğu alanın ortadaki üçte biri içinde   kalıyorsa, yapının güvenli olduğu kabul edilir. Ağırlık merkezinden   sarkıtılan çekül, duvarın zemindeki izinin dışına düşüyorsa, ciddi bir   yıkılma tehlikesi vardır. Kesit genişletme işlemlerinde yapının veya   duvarın tabanına ek kütle yapılarak ağırlık merkezinin güvenlik   sınırları içinde kalması sağlanır.

Günümüzde kargir ve ahşap   tarihi strüktürler üzerinde deneyim sahibi mühendisler restore edilecek   anıtı inceler, hasarları saptar ve depreme, ya da düşey yüklere karşı   yetersiz buldukları öğelerin (temel, duvar, sütun, ayak, kemer)   sağlamlaştırılması için öneriler geliştirirler. Anıtın genel görünümünü   bozan, değiştiren müdahaleler tercih edilmediğinden, bu tür sakıncalar   yaratacak sağlamlaştırma önerilerinden olabildiğince kaçınılır. Anıtın   iç bünyesinde gizlenebilen, görünmeyen sağlamlaştırma teknikleri   yeğlenir.

Destekleme - payandalama
Zemindeki   aksaklıklar, deprem, kemer, tonoz, kubbe gibi eğrisel öğelerden   duvarlara gelen itkiler onların düşeyden ayrılmasına, çatlamasına neden   olabilir. Eski mimar ve ustalar hasar görmüş kargir yapıları özellikle   köşelere, kemer mesnet hizalarına masif, ya da uçan payandalar   yerleştirerek sağlamlaştırmışlardır. Deprem kuşağı üzerinde yer alan   yurdumuzda, yer sarsıntıları da ciddi hasarlar yaratmıştır. Birçok   önemli anıtta deprem sonrası onarımlara ait izler gözlenmektedir.

Osmanlı   dönemi onarımlarında masif payandalar çoğunluktadır. Kuzey Anadolu fay   hattı üzerinde yer alan tarihi kentlerimizde bulunan tarihi yapılarda   deprem sonrası onarımlara ait izleri gözlemek mümkündür.

Payandalama   günümüzde de uygulanan bir sağlamlaştırma yöntemidir. Ancak görsel   nedenlerle, eskiden yapıldığı gibi anıtın genel görünüşünü bozan, ağır   kütleli payandalar yapmaktan kaçınılmaktadır. Çoğu kez geçici payandalar   uygulanmakta; taşıyıcı sistem sağlamlaştırıldıktan sonra payandalar   kaldırılmaktadır. İngiltere�de York Katedrali'nin onarımı sırasında doğu   ve batı cephelerine yerleştirilen çelik makas türündeki payandalar   onarım sonrasında kaldırılmışlardır. Payandaların duvar yüzeyine tek   noktadan uygulanan destekler biçiminde tasarlanması tehlikelidir; yan   itkilerle zorlandığında payanda duvarı delerek hasar verebilir. Bu   nedenle yastıklama yapılması, desteklerin geniş bir yüzey üzerine   uygulanması tercih edilir. Payandaların cephelerin özel ayrıntılarının   bulunduğu bölümlerine yerleştirilmemesine, bundan kaçınılamıyorsa, cephe   bezemelerinin zedelenmesini engelleyecek önlemlerin alınmasına özen   gösterilmelidir.

C. Çemberleme, bağlantı çubukları- gergi uygulanması
Çatlamış,   dağılma tehlikesi gösteren düşey taşıyıcıların çevrelerinin metal   çemberlerle sarılarak sıkıştırılması çok eski çağlardan bu yana   uygulanan bir sağlamlaştırma tekniğidir. Bu tekniğin uygulandığı   örnekler İstanbulda sıkça gözlenir; camilerin son cemaat yerlerinde, ya   da iç mekanlarında deprem, yangın gibi nedenlerle çatlayan sütunlar,   çemberlerle sarılarak pekiştirilmişlerdir.

Metal gergiler ya da   çubuklar kullanılarak duvarlar birbirine bağlanır, ya da düşeyden   ayrılmış bir duvar gerideki sağlam bölüme tutturularak, yerinde   korunmaya çalışılır. 19. yüzyılda İstanbulda yapılan kargir duvarlı,   ahşap veya volta döşemeli binalarda karşılıklı duvarları birbirine   bağlayan gergilerin uçları kılıçlarIa sıkıştırılmıştır. Su deposu, hazne   gibi binalar da yanal itkiler nedeniyle açılma tehlikesine karşı   duvarları sağlamlaştırmak için gelişmiş gergi sistemleri ya da kuşaklama   uygulanmıştır.

Osmanlı Klasik dönem yapılarında gergiler   strüktürün iç bünyesinde kalır, dış cepheye yansımazlar. Ancak   onarımlarda konulan gergi ve kılıçları cephelerde gözlemek olasıdır.   Günümüzde de strüktürlerin depreme karşı takviye edilmesinde kuşaklama   ve gergilerden yararlanılmaktadır. Bir bölümü yıkılmış olan arkeolojik   kalıntılarda, strüktürel açıdan desteksiz, tehlikeli durumda olan   parçalar metal çubuklarla geriye bağlanarak yıkılmaları önlenir.

BÜTÜNLEME (REİNTEGRASYON)
Bir   bölümü hasar görmüş, ya da yok olmuş yapı ve öğeleri ilk   tasarımlarındaki bütünlüğe kavuşturacak biçimde geleneksel, ya da çağdaş   malzeme kullanarak tamamlama işlemine ''bütünleme reintegrasyon''   denilmektedir. Bütünlemeyi yönlendiren etmenler estetik, işlevsel, ya da   strüktürel denge kaygıları olabilir. Yıkık durumda göze hoş gelmeyen   bir yapı bütünlenerek, hem estetik bütünlüğüne kavuşur, kullanılabilir   duruma getirilir, hem de tümüyle yok olmaktan kurtarılabilir. ilk   yapılışındaki işlevini yitirmiş, tekrar kullanılamayacak durumda olan   arkeolojik yapıların bütünlenmesi söz konusu değildir. Arkeolojik ve   peyzaj değeri taşıyan kalıntıların sağlamlaştırılarak korunması daha   uygun bir yaklaşımdır.

Bütünleme yapabilmek için ilk tasarıma   ilişkin sağlıklı veriler gereklidir; örneğin bir son cemaat yerinin   yarısı yıkılmışsa, tekrar eden öğelerin varlığından ve simetriden   yararlanılarak bütünleme yapılabilir. Bütünleme ancak gerçek yapısal   verilere, ya da belgelere dayandırıldığında kabul edilebilen bir   uygulamadır. Güvenilir verilere dayanmadan, yalnız varsayım ve   analojilerden hareket edilerek yapılan bütünlemelerin hatalı olması   kaçınılmazdır. Yeni bölümlerin özgün olandan ayrılabilmesi için farklı   bir yüzey dokusu uygulanması olumlu sonuç verebilir. Onarım sonrasında   anıtın uygun bir yerine restorasyonun yapıldığı tarih, yaptıran ve yapan   mimarla ilgili bir yazıt konulur.

YENİLEME (RENOVASYON, REHABİLİTASYON)
Zamanla   değişen yaşam biçimi ve ona bağıl istekler nedeniyle birçok tarihi yapı   özgün işlevini yitirmekte, ilk yapılış amacından farklı bir işleve   hizmet etmek için uyarlanmaktadır. Hamam, kervansaray, tekke, manastır   gibi tarihi yapı türleri ancak özel durumlarda özgün işlevlerini   sürdürdüklerinden, bu yapı türlerinin farklı amaçlarIa kullanılmaları   zorunlu olmaktadır. Konut, otel gibi işlevleri günümüzde de geçerli olan   binalar ise bugün yapılan benzerlerinin konfor koşullarını sunmaktan   uzak olduklarından, işlevsel olarak eskiyerek standart altı kalmakta,   güncelleştirme yapılmadığında, terk edilerek harap olmaktadır. Yeniden   işlevlendirme eski binaların yıkımdan kurtarılması için bir araçtır.

Yeniden   işlevlendirilmesi büyük zorlamalar getirecek olan tarihi binaların   müzeye dönüştürülmesi yoluna gidilmektedir. Özel mülkiyete geçmiş olan   hamam, tekke gibi vakıf yapılarının yeniden işlevlendirilmeleri, önemli   bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni kullanım zorlamasıyla   eklenen ara katlar, duvarlara açılan yeni geçitler özgün mekansal   özellikleri zedelemektedir.

Çevresel özellikleri nedeniyle   korunması istenen yapıların yeniden kullanımlarında, yeni işlevin dış   görünümü bozmadan gerçekleştirilmesi arzu edilir. Bu binaların   kurtarılması için tek ekonomik yol olan yeniden kullanım sırasında, iç   düzenlemede daha esnek uygulamalara gidilmesi söz konusudur. Yangın,   bakımsızlık nedeniyle döşeme ve tavanlarını yitirmiş ve ilk tasarıma ait   yeterli veri bulunamayan 2. grup yapılarda, yeni bir iç düzenleme   yapılmasına izin verilebilir. Çok önemli plan ve iç mekan değerlerine   sahip olan yapılarda ise yeni kullanıma elverişli, serbest iç   düzenlemeler uygulanmaktan çok tarihi mekanların anısını sürdüren   düzenlemelere gidilmesi uygun olur.

ÇAĞDAŞ EK
Venedik   Tüzüğü'nün 13. maddesinde ''Eklemelere ancak yapının ilgi çekici   bölümlerine, geleneksel konumuna, kompozisyonuna, dengesine ve   çevresiyle olan bağlantısına zarar gelmediği durumlarda izin   verilebilir'' denilmektedir. Tarihi yapıların yeniden kullanılmaları,   çağdaş yaşam içinde etkin olarak yer almaları amacıyla yapılan   projelerin başarılı olabilmesi bazı eklerle birlikte düşünülmelerini   gerektirmektedir. Örneğin müzeye dönüştürülen tarihi evlerde bekçinin   barınabileceği ve ziyaretçilere ikram, tuvalet vb. hizmetleri sunmaya   elverişli mekanlara gerek duyulmaktadır. Bu durumda mümkün olduğunca   görünümü az etkileyen, çevreye uyan çağdaş tasarımlar geliştirilir.   Ekler bu ölçütler gözetilerek tasarlandığında başarılı olmaktadır.   Yeniden kullanımları sırasında ağır programlar yüklenen tarihi   binalarda, ekler büyümekte, kütlesel uyum sağlanamamaktadır.

YENİDEN YAPIM (REKONSTRÜKSVON)
Tümüyle   yıkılmış, yok olmuş, ya da çok harap durumda olan bir anıtın veya satın   elde bulunan belgelere dayanılarak yeniden yapılması ancak özel   durumlarda kabul edilen bir uygulamadır. Yeni yapı, yerine yapıldığı   anıtın tarihi dokusuna, özgün malzeme ve işçiliğine sahip değildir. Bir   kopya, tarihi yapının kütle ve mekanlarını ancak biçimsel olarak   canlandırabilir, anıtın yerini alması olanaksızdır; kısaca tarihi değer   taşımaz.

Bazı durumlarda yeniden yapıma gitmek kaçınılmaz   olabilir. Bir kentin siluetinin önemli bir parçası, tarihi bir   kompozisyonun öğesi olan yapıların yeniden yapılması gerekebilir.   Rekonstrüksiyonun gerçekleşebilmesi için yeniden yapımı olanaklı kılacak   teknik verilerin, fotoğraf, rölöve ve benzeri grafik belgelerin var   olması gerekir. Yıkılan yapıya/ yapılara ait korunmuş parçaların, kapı,   pencere, tavan bezemesi , silmeler vb. özenle ayrılarak saklanması,   sağlanabilen tüm özgün parçaların yeni yapıda kullanılması   rekonstrüksiyonun tarihi yapıyla ilişkilerini güçlendireceğinden   yararlıdır.

Bir anıtın tıpkısını inşa etme uygulaması tarihi   açıdan bir anlam taşımasa da, bir yapım tekniğini sürdürme, geleneği   yaşatma bakımından korumaya yönelik olabilmektedir. Mevcut bir yapının   başka bir yerde tıpkısını yapmak türünden uygulamalar ise, ancak özel   durumlarda gerçekleşmektedir.

TEMİZLEME
Anıtların   ve kentsel sitlerin genel etkisini bozan, tarihi ve estetik değer   taşımayan eklerden arındırılması işlemidir. Bir binaya, uzun yaşamı   sırasında, çeşitli tarihlerde, değişen sanat akımlarının temsilcileri   tarafından yapılan ek ve bezemelerin üslup birliğine ulaşma kaygısıyla   kaldırılması ise temizleme değildir. 19. yüzyılda geçerli olan   ''stilistik rekompozisyon üslup birliğine varma'' anlayışının hortlaması   olarak yorumlanabilecek bu tutum, çağdaş koruma ilkelerine aykırıdır.   Topkapı Sarayı'nın mekanlarının bütünlüğünü veya estetik etkisini   değiştiren, gizleyen birçok ek Cumhuriyet dönemi restorasyonları   sırasında kaldırılmış; böylece gizlenen olağanüstü güzellikleri ortaya   çıkarmak mümkün olmuştur.

Kaldırılacak eklerle ilgili karar verme   yetkisi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları'na aittir.   Kaldırılması istenen yapısal ekler (duvar, döşeme, çıkma vb.) farklı bir   gösterimle (renk veya tarama) plan, kesit ve görünüş rölöve paftalarına   işlenir ve temizlik sonrası durum öneri proje olarak Kurul'a sunulur.   Yetkili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'ndan onay alındığı   takdirde, ekler kaldırılabilir. Temizleme işleminden önce ve işlem   sırasında fotoğrafik belgeleme yapılmalıdır.

Bezeme temizliği
Anıtların   restorasyonu sırasında, iç veya dış mekanlarında çeşitli sıva, boya   tabakaları ile karşılaşılır. Kalem işi, fresk gibi bezemelerin   onarımları bu konularda yetişmiş uzmanlar tarafından yürütülür.

Geç   dönem sanatçılarının eseri olan bezeme programlarını yok eden, onların   yerine klasik dönem kopyalarını koyan bu müdahalelerin de terk edilmesi   gerekmektedir.

Cephe temizliği
Otomobil   egzostlarından, ev ve fabrika bacalarından çıkan kurum ve isler havayı   kirletir ve binaların cephelerinin kararmasına neden olurlar. Koyu bir   kir tabakası mimari güzellikleri gizler; cepheleri kirli yapılar,   çevrede yaşayanlara kasvet verir. Özellikle güneşe hasret kuzey   ülkelerinde kara cepheli endüstri kentleri insanları olumsuz olarak   etkilediklerinden, kent yönetimleri cephe temizliğine önem vermektedir.   Cephe temizliği Turizm açısından da önemlidir. Bakımlı, temiz cepheli   tarihi çevreler daha çekici olduklarından, Londra, Paris, Roma gibi   kentlerde anıtların cephe temizlikleri periyodik olarak ele   alınmaktadır. Tarihi binaların cephelerinin temizliği, dikkatli   yapılması gereken bir işlemdir; özensiz yapıldığında yüzeye zarar verir,   bozulmayı hızlandırır. Temizliğin hangi teknikle yapılmasının uygun   olduğuna karar verilebilmesi için önce cepheyi oluşturan malzemenin   türü, kir tabakasının niteliği, yüzey bozulmaları ve yapının bulunduğu   ortamın özellikleri incelenir. Bu araştırmalar koruma kimyacıları   tarafından yürütülür .İstanbul�da Kültür Bakanlığı'na bağlı Konservasyon   ve Restorasyon Merkez Laboratuarı uzmanları bu konuda bilimsel   araştırma ve uygulamalar yapmaktadırlar. Örneğin taş yüzeylerin   temizliği için tel fırça, zımpara kağıdı veya spiral gibi aşındırıcılar   kullanılarak yüzeyler zedelenmektedir. izin alınmadan temizlenen Molla   Çelebi Camii cephesinde taşçı ustaları tarak ve madırga ile cephenin en   üst tabakasını kazımışlardır. Temizleme işlemi sırasında yalnız kir   tabakasının kaldırılmasına, taş veya tuğla yüzeyin tahrip edilmemesine   özen gösterilmelidir. Oysa bu tür denetimsiz uygulamalarda, hem ilk   taşçı ustasının taşı işlerken yüzeyde bıraktığı özgün izler, hem de   taşın zamanla kazanmış olduğu patina yok edilmektedir. Temizlik için   mekanik, kimyasal, ya da ısı kaynaklı teknikler arasından seçim   yapılması söz konusudur. Bu amaçla önceden yüzey üzerinde değişik teknik   ve kimyasallarla temizlik denemeleri yapılır ve koruma açısından en   uygun olanı seçilir.

1. Mekanik temizlik
Aşındırıcı   kum, cam küresi ya da alüminyum tanelerinin düşük basınçla   püskürtülmesiyle yüzeydeki kirlerin uzaklaştırılması sağlanabilir.   Aşındırmanın fazla olmaması için düşük basınçla ve özenli   çalışılmalıdır. Bu teknikte çalışan kişilerin iyi yetişmiş olmasına   dikkat edilmesi gerekir. Bu teknik, bezemesiz, büyük yüzeylerin   temizliği için uygundur. Bozulmuş yüzeylere kumlama uygulanması doğru   değildir.

2. Kimyasal temizlik
Bezemeli,   sanat ve tarihi değeri yüksek, hasara uğramış yüzeylerde bu teknikle   temizleme yapılması tercih edilir. Kağıt hamuruna emdirilen kimyasal   madde cepheye uygulanır. Belli bir süre bekletildikten sonra, bol suyla   yıkanır. Eğer ilk uygulamada istenilen temizlik sağlanamıyorsa yüzeyin   korunma durumuna göre, aynı işlem birkaç kez tekrarlanabilir. Kimyasal   maddenin yüzeye zarar vermemesi için her uygulamadan sonra yıkama   işleminin tekrarlanmasına dikkat edilmelidir.

3. Suyla yıkama
Cephelerin   yıkanarak temizlenmesi, suda çözünen kirler söz konusu olduğunda   başarılı sonuç vermektedir. Ancak cepheye fazla su verilmesi   sakıncalıdır. Kılcallıkla (kapilarite) su taşın yüzeyinden içeri doğru   hareket etmekte, duvar bünyesi içindeki tuzları harekete geçirerek, iç   yüzeyde çiçeklenmelere neden olmaktadır. Bunu önlemek için suyu zerre   halinde püskürten özel uçlar kullanılır. Adeta bir bulut gibi yayılarak   kirli yüzeyi saran su zerreleri sayesinde çok az su ile geniş yüzeyleri   ıslatıp temizlemek mümkün olmaktadır.

4. Emici kil ve kağıt hamurları uygulama
Çok   kirli, çiçeklenme sorunu olan cephelerde, sepiolite ve attapulgite gibi   killerle hazırlanan hamur yüzeye sıvanır, sıvanan tabaka kuruduktan   sonra kaldırılır. Gerektiğinde bu işlem tekrar edilerek duvar, içindeki   çözünür tuzlardan, yüzeyindeki yağ, mum gibi yabancı maddelerden   arındırılabilir. Cephenin çözünebilir tuzlardan arındırılması için   deiyonize su ile hazırlanan kağıt hamurundan da yararlanılmaktadır.

5. Emici jeller uygulanması
Düşey   yüzeylere uygulanan şeffaf jeller çok zayıf bazik karışımlardır. Fırça   ile yüzeye sürülen macun kıvamındaki çözeltinin üstü plastik veya   alüminyum folyo ile örtülür; çözücünün buharlaşmasına engel olmak için   kenarları sıkıca kapatılır. Belli bir süre sonra üstü açılır, yüzey   temizlenir ve deiy6nize su ile yıkanarak bazik kimyasal maddelerin   uzaklaşması sağlanır. Yıkama güçlüğü nedeniyle bu yöntemi bol gözenekli   taşlarda uygulamak pratik değildir.

TAŞIMA
Bayındırlık   etkinlikleri (yol, baraj yapımı), jeolojik yapı, ya da Doğal Afetler   bir anıtın, ya da tarihi yerleşmenin bulunduğu yerde korunmasını   zorlaştırabilir, hatta olanaksız kılabilir. Bu durumda anıt veya   yerleşmenin önceden belirlenen uygun bir konuma taşınarak orada yaşamını   sürdürmesi gerekebilir. Taşıma işlemi, anıtın boyutlarına, malzemesine   ve yapım tekniğine göre çeşitli tekniklerle gerçekleştirilmektedir. En   kolay olanı anıtın tüm elemanlarının numaralanarak sökülmesi, başka bir   yerde kurulmasıdır. Ahşap yapılar bu uygulama için çok elverişlidir.   Yerinde korunamayacak taş anıtlar taşınmadan önce ayrıntılı rölöveleri   yapılır ve fotoğrafları çekilir. iç ve dış cepheler üzerindeki her taş   sırası ve her taş numaralandırılır; taşların birbirleriyle ilişkisini   göstermek üzere her sırayı kateden yatay ve her taşın komşularıyla   ilişkisini belirleyen düşey çizgiler çizilir; genel durum ve ayrıntı   fotoğrafları çekilir. Sonra yapı özenle, taş sökülür ve yeni konumunda   yatay sıralar karışmayacak biçimde düzenli olarak istiflenir. Söküm   sırasında dağılan, yeniden kullanılamayacak durumda olan blokların   yerine benzer malzemeden yenisi hazırlanır ve önceki numaralama düzenine   uygun olarak parçalar hazırlanan temel üzerinde birleştirilir. Bu   teknik kesme taştan yapılmış anıtların taşınmasında uygulanmaya   elverişlidir. Moloz taşla yapılmış binaları bu teknikle taşımak olası   değildir. Söküm sırasında dağılan taşları tekrar aynı ilişkiler içinde   birleştirmek çok zahmetli, hatta olanaksızdır. Bu durumda anıtın   parçalanmadan bir bütün olarak taşınması olasılığının araştırılması   uygun olur. Anıtın en az hasarla taşınmasına olanak veren bu teknik   ileri mühendislik bilgisi gerektirir. Anıtın taşınacağı uzaklık, aradaki   yol durumu, anıtın boyutları, ağırlığı, taşıma sistemini etkiler.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Tarihi Mirası Koruma, Onarım, Uygulama ve Restorasyon Teknikleri
« Yanıtla #1 : 26 Haziran 2015, 15:15:23 »
Arkeolojik restorasyon
Arkeolojik   alanların korunmasıyla ilgili ilkeler çeşitli uluslararası toplantılara   konu olmuş, kalıntıların bakım ve onarımı, buluntuların saklanması   yükümlülüğü kazıyı yapan arkeologlara verilmiştir. Bu görevler kazı   yetki belgesinde tanımlanır ve bağlayıcıdır. Ancak koruma bir ekip   çalışmasıyla gerçekleştirilebilir; strüktür ve zemin mühendisliği,   malzeme, kimya gibi bilim dallarıyla yakın ilişki kurulması gerekir.   Önemli olan kazıda çalışan arkeolog ve mimarların koruma konusunda   bilinçli olmalarıdır; gerektiğinde ivedi koruma işlemlerini yapabilecek   kadar donanımlı olmalı fakat sorunları kendi birikimleriyle   çözemediklerinde, özel koruma yöntemlerini uygulayabilecek uzmanlara   başvurarak deneyimlerinden yararlanmalıdırlar.

Arkeolojik   sitlerde koruma daha çok doğanın ve insanların zararlı etkilerine karşı   yapılmaktadır. Kazı sonrasında ortaya çıkan duvar, döşeme, tonoz ve   diğer mimari öğelerin sağlamlaştırılarak korunmaları söz konusudur.   Açıkta kalması sakıncalı olan malzeme ve ayrıntılar (kerpiç, mozaik   döşeme, çini kaplı duvar, fresk vb.) bir çatı altına alınarak   korunabilir, Bu durumda çatının sit alanı içinde yaratacağı olumsuz   etkiyi düşünmek ve önlem almak gerekir. Koruyucu çatıların tasarımında,   kendi başına anıtsal bir nitelik taşıyan, iddialı mimari çözümlerden   kaçınılması uygun görülmektedir. Yurdumuzda birçok arkeolojik sitte   değişik boyutlarda koruma çatıları bulunmaktadır.

Arkeolojik   sitlerin olabildiğince kendilerini açıklayan, anlatımı güçlü bir sunuşa   kavuşturulması istenir. Böylece arkeolog ve diğer uzmanların kazı   raporları ve yayınlarına ek olarak, kalıntının ve kazı yerinin halkın da   kolayca anlayabileceği biçimde iyi bir sunuşa kavuşturulması   hedeflenir. Bunlar bütünlemede kullanılan eklerin az ve ayırt edilebilir   olması biçiminde özetlenebilir.

Taşıyıcı düzenle ilgili sorunlar

Arkeolojik   alanlarda kazı sırasında ortaya çıkarılan mimari parçalar ender olarak   sağlam ve bütündür. Restorasyon sırasında hasarlı, kırık parçaların   birleştirilmesi, bütünlenmesi gerekir. Antik yatay ve düşey taşıyıcılara   (sütun, arşitrav) yük bindirmek malzemeyi zorlayıcı olabileceğinden,   yeni bir taşıyıcı sistem oluşturulması yeğlenmektedir

Malzeme sorunu
 Onarımda   kullanılamayacak kadar harap durumda olan mimari parçaların yerine   kopyalarının hazırlanması gerekebilir. Öncelikle bütünleme ve   yenilemelerin hangi malzeme ile yapılacağının belirlenmesi gerekir. Eğer   özgün malzeme hala sağlanabiliyorsa, en iyisi özgün malzeme   kullanılmasıdır. Ancak eski taş ocaklarının yerinin bilinmemesi,   ocakların artık işletilmemesi, özgün malzemenin çok pahalı olması   uygulamacıyı başka çözüm yollarına yöneltebilir. Bu durumda yapay taş   kullanımına gidilebilir. Özgün taşın rengine ve yapısına uyum   sağlayabilmek için malzeme araştırması yapılır; taş tozu ve kırığı ile   gerekli bağlayıcı katkılar eklenerek uygun fiziksel ve kimyasal   özellikler elde edilebilir.

Dökme tekniğiyle hazırlanan yeni   parçaların gerçeğe yakın biçim alabilmeleri için silikon kauçuk, Iateks   gibi kalıp malzemelerinden yararlanılmaktadır. Özgün parçalardan alınan   ayrıntılar aynen veya soyutlama yapılarak kullanılmaktadır.

Bütünlenecek   parçalarda yapay taşın fiziksel ve kimyasal özelliklerinin doğal taşa   uyumuna dikkat edilmelidir. Özellikle boşluklu taşlardan yapılmış   sütunların gövdelerinin oyulması ve çekirdeğin betonla doldurulması   sakıncalı olabilmekte, yapay taş farklı genleşerek doğal taşı çatlatacak   gerilimler yaratabilmektedir. Bu tür hasarlar Yunanistan'da yapılan   bazı onarımlarda gözlenmiştir. iklim koşullarının zorladığı durumlarda,   yüzeysel yamalar da uzun ömürlü olmamaktadır.

Özgün parçaların   kırıklarını birleştirmek için titanyum, paslanmaz çelik gibi   malzemelerden yararlanılır. Korozyona karşı güvenlik sağlamak için metal   bağlantı elemanlarının kurşun ya da epoksi reçine gibi koruyucularla   iyice örtülmesi gerekir.
midena pro tou telous makarize