Gönderen Konu: Pişmiş Toprak Eserlerin Restorasyon Ve Konservasyonu  (Okunma sayısı 290 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Pişmiş Toprak Eserlerin Restorasyon Ve Konservasyonu
« : 26 Haziran 2015, 15:24:14 »
İstanbul Restorasyon ve Konservasyon merkez Laboratuarı

Anadolu,   yüzyıllar boyunca çeşitli uygarlıkların yeşerdiği bir kültür   mozaiğidir. Bunun doğal sonucu olarak da özgürlüğünü yitirmeden gelecek   kuşaklara aktarılması gereken bir kültür mirası kalmıştır.Mirasın   yaşatılabilmesi için restorasyonun ve konservasyonun bilinçli bir   şekilde yapılması gerekmektedir. Bununla birlikte restorasyon ve   konservasyon çalışmalarının ,kültür zenginliğimize karşın yeni yeni önem   kazanması oldukça düşündürücüdür.

Bu makalemizde pişmiş toprak   eserlerin, kazı öncesi ve sonrası ile müzelerdeki depolama ve teşhirleri   sırasındaki restorasyon ve konservasyon çalışmalarını ele almak   istiyoruz. Ancak öncelikle ve konservasyon tanımları kriterleri ve   izlenecek yöntemleri konusuna kısaca değinmenin yararlı olacağı   inancındayız.


1. RESTORASYON VE KONSERVASYON İLE İLGİLİ

ÇALIŞMALARA GENEL BİR BAKIŞ

   1. TANIMLAMA

   1.   Restorasyon : Arkeolojik ve sanat değeri taşıyan bir eserin özgünlüğünü   koruyarak gelecek kuşaklara aktarmak için yapılan zorunlu müdahalelere   “restorasyon” denir.
   2. Konservasyon : Eseri   zaman içinde olabilecek bozulmalara (biyolojik,kimyasal,doğal) karşı   koruma amacıyla alınan önlemlere “ konservasyon” denir.

   1. KRİTERLER

        Tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi eserin yaşatılabilmesi için   restorasyon ve konservasyonun yapılması büyük önem taşımaktadır. Ancak   bu işlemler yapılırken bir restoratörün müdahale sınırı iyi   belirlenmelidir. Bu nedenle restorasyon çalışmalarında eserin   özgünlüğüne veya yaşamına zarar verecek müdahaleleri kontrol altında   tutabilmek amacıyla uluslar arası tüzükler hazırlanmış ve çeşitli   kriterler ortaya konmuştur.

      Hazırlanan tüzükler arasında en   önemlisi ve daha önce hazırlanmış olan antlaşmaların en geniş   kapsamıyla ele alındığı tüzük 1964’ te kabul edilen 16 maddeden oluşan   “Venedik Tüzüğü” dür. Bu tüzük gerek taşınır gerekse taşınmaz eserlerin   restorasyonu sırasındaki müdahale sınırlarının belirlediği gibi, daha   sonra ortaya atılan restorasyon kriterlerinin de temelini   oluşturmaktadır. Örneğin tüzüğün 3. maddesinde “anıtların korunması ve   onarılmasındaki amaç onlara hem tarihi bir belge hem de bir sanat eseri   olarak korumaktır.” Şeklinde restorasyonun amacını, 9. maddede “   faraziyenin başladığı yerde onarım durdurulmalıdır.” ifadesiyle   sınırlanır. 16. maddede “bütün koruma, onarım ve kazı işlerinde her   zaman çizim ve fotoğraflarla açıklık kazanmış çözümleyici ve eleştirici   raporlar şeklinde kesin belgeler hazırlanmalıdır.” Biçiminde izlenecek   yöntemi ve belgelemenin önemini belirleyen ilkeler bulunmaktadır.

        Venedik Tüzüğünün hazırlanması için uygun ortamın sağlandığı   İtalya, bu konudaki öncülüğünü restorasyon kriterlerinin doğmasına uygun   zemin hazırlayarak ta göstermiştir. Restorasyon kriterleri arasında en   fazla kabul görenlerden biri Cesara Brandi’nin restorasyon   kriterleridir. Brandi eseri, strüktür ve artistik özellikleri olmak   üzere iki bölüme ayırmaktadır. Öncelikle eserin ayakta kalması ve   yaşamasının yapılabileceğini savunmaktadır. Ancak daha sonra eserin   artistik kısımlarının (eser üzerindeki boyamalar vs.) önemli olduğunu   belirtmektedir. Artistik özelliklerin eserin yaşaması açısından zorunlu   olmadığını, var olanın korunmasının uygun olacağını, eksik olan   kısımların üzerine müdahalede bulunmanın figür veya motiflerin   faraziyeye uygun olarak devam ettirilmesinin yanlış olduğunu ifade   etmektedir. Lezsek de Brandi gibi restorasyon kriterlerinde temel   ilkenin eserin özgünlüğüne zarar vermeden maximum düzeyde yaşatılmasını   savunmaktadır.

      Restorasyon kriterleri temelde aynı   prensipler üzerinde bulunmakla birlikte uygulandıkları bazı yöntemlerle   birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bu nedenle de

      İtalya’ daki enstitülerin verdikleri eğitim farklı kriterleri temel almaktadır.

        Restorasyon çalışmalarının ülkemizdeki durumu ve gelişimi maalesef   İtalya’ daki gibi umut verici olmamıştır.Oysa Venedik Tüzüğünün 1964   yılında benimsenmesi ile birlikte çeşitli yayınlarla restorasyonun   önemi, restorasyon ilkeleri, hazırlanan tüzükler ile antlaşmalar,   ülkemizde tanıtılmaya ve özellikle restorasyon yapan birimlere   benimsetilmeye çalışınılmıştır. Ancak bu çalışmalara üzerinden yıllar   geçmiş olmasına rağmen yetişmiş elemanın çok sınırlı sayıda olması,   üniversitelerin restorasyon bölümlerinin geçtiğimiz birkaç yıl içinde   mezun vermeye başlaması restorasyon konusunda yapılan Türkçe yayınların   kısıtlı kalması, olumlu atılan ilk adımların bazı istisnalar dışında,   başarısız örneklerle teoriden pratiğe aktarılamadığını gözler önüne   sermektedir. Tüm bu yetersizliklere karşın ülkemizde, uluslar arası   standartlara, restorasyon ve konservasyon konusunda bilimsel tekniklerle   çalışan bir merkez bulunmaktadır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler   Genel Müdürlüğü bünyesinde görev yapan İstanbul Restorasyon ve   Konservasyon Merkez Laboratuarı müze koleksiyonlarındaki eserler ve   tarihi anıtların dekoratif malzemelerinin (fresk- mozaik- çini)   korunmasına yönelik geniş kapsamlı çalışmalar yapmaktadır. Ayrıca, her   müzenin gerek teşhir ve gerekse depolama aşamasında restorasyon ve   konservasyona yönelik çeşitli sorunlarına yardımcı olabilmek amacıyla   müzecilere değişik zamanlar da kurslarda verilmektedir. Ülkemizdeki   müzelerin sayısı ve müzelerin koleksiyonlarını oluşturan binlerce eser   göz önüne alındığında, kuşkusuz bu laboratuarın yetersiz kaldığı bir   gerçektir.
 

2. YÖNTEM

Restorasyon çalışmalarında belirli bir sistemin izlenmesi gerekmektedir.Bu sistemi beş alt başlıkta ele alabiliriz :

1. Analiz :

        Restorasyon çalışması sırasında yapılacak uygulamanın belirlenmesi   için atılacak bir adımdır.Analiz iki aşamalı olarak ele   alınabilir.Birinci aşaması eserin tüm detaylarıyla (hamur-yapım   tekniği-boya vs) incelenmesidir.İkinci aşama eğer gerekliyse konusunda   uzman bir laboratuarda çeşitli analizlerin yapılmasıdır.Bu aşama ancak   bir uzman tarafında (kimyager-biyolog-jeolog vs) gerçekleştirebilir. 

2. Dokümantasyon :

        Restoratör eserin yapısını, tekniğini ve daha önce geçirdiği   restorasyonları bilmek zorundadır. Bunun içinde eser hakkında bilgi   toplamak amacıyla yayın taramasının yapılması, henüz eser üzerinde   çalışılmadan, çalışma sırasında ve çalışma sonrasında fotoğrafının   çekilmesi, ölçekli çiziminin yapılması gerekmektedir. Hazırlanan bu   belgeler restorasyon yapılacak eserin tüm sorunlarını ve yapılan   müdahaleleri kapsayacağı için eserin kimlik kartı niteliğini   taşıyacaktır. Eserle birlikte korunması gereken bu kimlik kartı, ilerde   eğer gerekirse yapılacak korumaya yönelik çalışmalara ışık tutacağı   gibi, daha önce yapılmış olan müdahalelerin gelişen teknikle yenilenmesi   gerektiğinde anahtar rolü oynayacaktır.

3. TEMİZLİK

        Mekanik ve kimyasal olmak üzere iki yöntemle yapılabilmektedir.   Ancak kimyasal yola müzelerde yapılan temizlik yöntemi (asit- benzeri   maddeler kullanılarak yapılan) esere geri dönüşümü olmayan zararlar   vermektedir. Eserin bünyesinde bulunan katkı maddelerinin (mermer tozu,   kireç taşı, organik maddeler vb.) yok olması nedeniyle fiziksel   yapısının bozulmasına neden olmaktadır.

      Eser üzerinde   bulunabilecek bozulmalar (örneğin kalker ve benzeri oluşumlar gibi)   mekanik yolla alınmalıdır. Bu şekilde temizlenemiyorsa kesinlikle   kimyasal olarak temizlik yapılmamalı, kalker yüzeyde bırakılmalıdır.   Çünkü eserin yaşamasına çok zararı olmayan bu bozulmayı, eserin   bünyesine zarar verecek bir şekilde temizlemek eseri gözden çıkartmak   olacaktır. Oysa gelişen teknik, bu bozulmayı, ileride esere zarar   vermeden temizleme imkanı sağlayabilir. Zira ülkemizde henüz   kullanılmamakla birlikte lazerle yapılan temizleme çalışmaları başarılı   sonuçlar vermektedir.

4. TÜMLEME VE SAĞLAMLAŞTIRMA

Eser   kırık olarak ele geçirilmiş ise tümüyle ayağa kaldırılması, kısmen   kırık ise eksik parçalarının özgünlüğüne uygun olarak bütünlenmesidir.   Eser için en tehlikeli ve en çok zarar veren işlem, yanlış müdahaleler   ve kullanılan hatalı malzemelerdir. Doğal olaylar sonucu yüzeyde   oluşacak bozulmalar için çözüm bulmak mümkündür. Ancak geri dönüşümü   olmayan bazı malzemelerin, yapıştırıcı veya sağlamlaştırıcı olarak   kullanılması (Japon yapıştırıcısı-Araldıte 2020-Araldıte AY – Araldite   HW 2103 vs) eserde onarılması mümkün olmayan hasarlara yol açtıkları   gibi, fiziksel yapıda oluşturdukları değişimlerle eserin tamamen yok   olması sonucunu hazırlamaktadır. Ayrıca hatalı uygulamaların   yayınlanması, bu tür uygulamaların doğru yöntemler şeklinde   yaygınlaştırılması tehlikenin boyutlarını genişletmektedir.

Taş   eserlerin korunması ile ilgili Maria Tabasso, koruma amacıyla   kullanılacak sağlamlaştırıcı maddelerin seçilmesinde titizlik   gösterilmesinin çok önemli olduğunu belirterek, “sağlamlaştırmanın   başlıca amaçları, taşın orijinal yapısı içindeki bağları güçlendirerek   mekanik direncini arttırmak ile genellikle dış yüzeye yakın bozunmuş   bölümlerin daha iyi durumdaki iç bölümlere olan bağlarını   kuvvetlendirmektir. Korumanın amacı ise bozulmanın hızını düşürmektir.   Sağlamlaştırma çalışmaları kısmen bunu sağlıyor olsalar dahi koruma   uygulamaları doğrudan doğruya bu amaca yöneliktir.”

Maria Tabasso   “ taş koruma ile ilgili kişilerin çoğunluğu, koruma amacı ile   kullanılacak kimyasal maddelerin su geçirimsiz fakat su buharı geçirimli   olması gerektiğine karar vermiştir. Bu özellikteki maddeler herhangi   bir şekilde yüzey altına girebilen suyun basınca yol açmadan   buharlaşarak geri çıkmasına engel olmaz.” İfadesiyle taş eserlerde   koruma amacıyla kullanılacak maddelerin özelliklerini anlatmaktadır.

5-DEPOLAMA VE TEŞHİR :

Eserin   depolama ve konservasyonu yapıldıktan sonra, yaşaması için çok önemli,   en uzun ve en son aşamadır.Eserin bünyesine en uygun ortamda   (nem-ısı-ışık açısından) bozulmasına imkan vermeden saklanması en iyi   koruma yöntemidir. Teşhir ve depolama sırasında her türlü eserin   bünyesine uygun şekilce ortamın dengelenmesi, günümüz koşulları ve   müzelerimizin imkanları ile güç olmakla birlikte eserin yaşaması için   zorunluluktur. İkinci bölümde ideal ortamın nasıl dengeleneceği konusu   (sadece pişmiş toprak eserler için) detaylı olarak ele alınmıştır.
midena pro tou telous makarize