Gönderen Konu: Tarihi yapılarda bozulmalara neden olan tüm etkenler  (Okunma sayısı 461 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Tarihi yapılarda bozulmalara neden olan tüm etkenler
« : 26 Haziran 2015, 15:31:05 »
YAPILARDA BOZULMALARA NEDEN OLAN ETKENLER
Yapıların   onarımına geçilmeden önce, harap duruma gelmelerine neden olan etkenler   gözlem ve teknik incelemelerle araştırılıp saptanır. Restorasyonu yapacak   mimar ve restoratör yapıyı dikkatle incelemek zorundadırlar. Onu   çeşitli zamanlarda: yazın aşırı güneş altında, yağmur yağarken, karla   örtüldüğünde izleyerek, bu koşullardan nasıl etkilendiğini, nasıl   davrandığını kaydetmeli, çatlama, çiçeklenme, yosunlanma ve benzeri   diğer bozulmalarını saptayıp bunlara neden olan etkenleri araştırarak   çalışmalarını sürdürmelidir. Mimar ancak binayı iyice tanıdıktan sonra   tanısını koyarak iyileştirme çareleri bulmaya girişebilir. Hasar   nedenlerini, bozulma sürecini kavramadan yapılacak müdahaleler yanlış   olabilir, ya da tanı doğru konulmadığı için yapılan işlem amaca hizmet   etmekten uzak kalabilir. Hasar nedeni ortadan kaldırılmadığında   bozulmalar devam eder, harcanan zaman ve emek boşa gider. Ayrıca   gecikmeden ötürü hasar büyüyebilir, başka sorunlar ortaya çıkabilir.   Tarihi yapıları restorasyon öncesinde ayrıntılı olarak incelemeye   geçmeden önce, hasara neden olan etkenleri gözden geçirmek yararlı   olacaktır.

YAPININ KONUMUNDAN KAYNAKLANAN HASARLAR
Yapının   bulunduğu yer (yamaç veya dere yatağı) onun iklime bağlı etkilerden   daha yoğun olarak zarar görmesine neden olabilir. Bir yamaç eteğinde,   çukurda yer alan bir yapı, önlem alınmadığı takdirde su baskınlarının   tehdidine açık durumdadır. Eyüp'te Haliç kıyısına yakın kesimde bulunan   türbeler yamaçtan gelen yüzey sularının iyi toplanmaması sonucu,   sağanaklar sonrasında uzun süre su içinde kalmakta, ahşap kapıları   çürümekte, döşemelerinde, duvarlarının alt kesimlerinde bozulmalar   gözlenmektedir.

ZEMİN ÖZELLİKLERİ
Yapının   üzerine oturduğu zeminin mukavemetinin düşük olması, ya da homojen   olmaması zamanla yapıda bazı hareketlerin oluşmasına, dönme, farklı   oturma gibi gözle görülebilen bozulmalara neden olabilir. Temel   altındaki zemin homojen olmadığında yapıda çatlamalar görülür.   Çatlakların yapıdaki yerlerine, doğrultularına bakılarak hasar nedeninin   zeminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hakkında kabaca fikir edinmek   mümkündür. Eğer yapı iki ucundan sağlam zemine oturuyor, arada kalan   bölgede zemin gevşekse, cephede kapı ve pencere boşluklarının   köşelerinden başlayan ve 45 derece açıyla yanlara doğru gelişen   çatlaklar gözlenir. Eğer yapının cephesinin yalnız orta kesimi altında   sağlam zemin varsa, çatlaklar kama görünümündedir; aşağıda dar, yukarı   doğru açılan bir gösterir. Zeminden kaynaklanan hasarların tanınması ve   düzeltilmesi zemin mühendislerinin uzmanlık alanına girmektedir;   ayrıntılı inceleme için onlara danışılır. Durumun özelliğine göre çözüm   seçimi söz konusudur: oldukça zor ve pahalı bir işlem olan zemin   sağlamlaştırma veya sağlam zemine inen temel yapımı gibi işlemler   gerekebilir. Bir yapının fay hattı üzerinde yer alması, ya da oluşumunda   çatlaklar bulunan bir kaya üzerinde yapılmış olması da onun bozulma,   yok olma riskini arttıran etkenlerdir.

STRÜKTÜR TASARIMINDAKİ HATALAR
Binaların   taşıyıcı sistemlerinde ilk tasarımdan gelen boyutlandırma hataları   varsa; örneğin duvar, ayak, payanda gibi öğeler üzerlerine gelecek yatay   ve düşey yükleri karşılayacak kesitlerde yapılmamışlarsa ciddi hasarlar   ortaya çıkabilir. Taşıyacağı yüke göre ince/yetersiz kesitli bir duvar   zamanla bel verebilir; payandaların yetersiz olması durumunda, kemer,   tonoz veya kubbede açılmalar olur, hatta sistem yıkılabilir. Taşıyıcı   sistemi hatalı tasarlanmış olan anıtların belki de en görkemlisi   İstanbul Ayasofyası'dır. İlk tasarımında şimdiki kubbesinden çok alçak   bir yelken tonozla örtülen bina, 31 m. açıklığında bir kubbeyi   destekleyecek payanda düzenine sahip olmadığı ve çok hızlı inşa edildiği   için kubbenin itkisiyle yan duvarlarda açılmalar olmuş ve kubbe   geçirdiği ilk deprem sonrasında çökmüştür.
Temellerin zayıf, yetersiz   kesitte olmaları da üst bölümlerde, duvarlarda, taşıyıcı ayaklarda   çatlamalara, düşeyden ayrılmalara neden olabilir.

HATALI MALZEME KULLANIMI
Antik   dönemden günümüze, önemli yapıtların özenle seçilen malzemelerle   yapılması mimarlık geleneğidir. Anadolu'nun birçok ören yerinde   rastlanan tapınak, tiyatro gibi anıtlar iri boyutlu, dayanıklı taşlarla   yapıldıkları için günümüze kadar gelebilmişlerdir. Geleneksel   mimarlığımız taş, kerpiç, tuğla, ağaç gibi doğal kökenli malzemelerle   oluşturulmuştur. Kullanılan malzemelerin iyi nitelikli olmaması,   yapıların bozulmasını hızlandırmaktadır. Taşların içinde kil   tabakalarının, başka yabancı maddelerin bulunması hızlı aşınmaya, taşın   yabancı maddelerin bulunduğu tabaka ya da damardan kopup ayrılmasına   neden olur. Tortul külteler doğada yatay tabakalar halinde yer alırlar.   Taşın binada doğadaki tabakalaşmasına uygun olarak yer alması da   önemlidir. işlenmeleri sırasında cepheye gelecek kısımlarına dikkat   edilmeli, tabakasına başka bir deyişle suyuna göre biçimlendirilmelidir.   Eğer blok, taşın suyuna ters olarak hazırlanır ve tabakalaşmasına   dikkat edilmeden yerine konursa, bozulma tabakaların cepheden geriye   doğru katman katman dökülmesi şeklinde olur. Taşın genel yapısının   dayanıksız olması da, kolayca ayrışıp dağılmasına neden olur.

Tuğla   yapılarda da tuğlanın iyi pişirilmiş olması yapının dayanımını arttıran   önemli bir etkendir. tuğlalardan yapılan duvarlarda hızlı alınma,   dökülme, çukur oluşumu biçiminde yüzey kayıpları, dağılma şeklinde   hasarlar özlenir. Kagir yapılarda ana malzemeyi birleştiren harcın   niteliği de binanın mukavemetini etkileyen önemli bir etkendir. Çamur   veya zayıf kireç harçları ile örülen duvarlarda, bozulan harç çözülerek   yapının dağılmasına yol açar. Ahşap strüktürlerde sert ağaç kullanılması   yapının ömrünü uzatır. Türkiye'de ise çoğu yumuşak ağaçlarla yapılan   ahşap çatılar daha kısa ömürlü olmakta, harap strüktürlerle birlikte bir   yaşam kültürünün
izleri de ortadan kalkmaktadır.

KÖTÜ İŞÇİLİK VE DETAY KULLANIMI
Yapıyı   oluşturan bileşenlerin uygun bir bağlayıcı malzeme ve teknikle   birleştirilmeleri dayanımları açısından önemlidir. Kesme taş yapılarda   blokları birleştirmek için kullanılan kenet mil gibi korozyona   uğrayabilecek demir bağlantı elemanlarının iyi izole edilmemesi   sonucunda, derzlerden içeri giren su demir öğelerin paslanmasına neden   olmaktadır. Paslanma sırasında hacmi büyüyen kenet ve miller,   yarattıkları iç gerilimle birleştirdikleri duvar bloğunu veya söve,   sütun başlığı gibi mimari bileşenleri çatlatmakta, müdahale edilmeyip   bozulma ilerlediğinde, mimari öğe parçalanmaktadır. ilk tasarım   hatalarını düzeltmek bazen çok zor olabilir, hasarlar sürekli bakım ile   giderilmeye çalışılır. Görünüş açısından bir sakınca olmadığı durumlarda   daha uygun bir malzeme kullanımına gidilebilir: örneğin demir mil ve   kenetleri paslanmaz çelik ya da titanyum ile yenilemek uygun bir   çözümdür.

Yapıyı kurtarmak için başka çözüm bulunamıyorsa, ilk   tasarım hatası uygun bir detay çözümü ile giderilmeye çalışılır. Bol   yağış alan yörelerde çatıların eğimli yapılması, iyi bir kaplama   malzemesi ile örtülmesi binaları korur. Düz çatılar sürekli bakım   gerektirir, ayrıca teras çatılarda su geçirimsizliğini sağlamak zor   olduğu gibi yoğuşma nedeniyle de bozulmalar görülecektir.

UZUN SÜRELİ DOĞAL ETKENLER
Yapılar   uzun yıllar doğanın değişik etkileri altında yıpranır ve sürekli bakım   sağlanmazsa ciddi hasarlar gözlenir. Sıcak yaz günlerinde aşırı sıcak   karşısında genleşen malzemeler, soğuk kış günlerinde dona maruz kalır;   ısı farkları, donma çözünme döngüleriyle malzemeler yorulur, yıpranır.   Suyun kapilarite ile bina içindeki hareketi de yapı malzemelerinde   hasara neden olmaktadır.

Zeminden yükselen nem strüktürü ıslatarak   taşıyıcı sisteme gelen yükü fazlalaştırdığı gibi, ayrıca taşıdığı   tuzların duvar yüzeyinde buharlaşması sonucu çiçeklenmelere, duvarın   fiziksel ve kimyasal yapısını bozucu etkilere neden olabilmektedir.
Yağmur   sularının bozulan bir çatı kaplaması veya deresinden dolayı binadan   hızla uzaklaştırılamaması, yosun ve otların gelişmesine uygun ortamı   hazırlar. Bozuk olan ayrıntı çevresinde yosunlar yerleşir, ahşap çatı ve   döşemelerde mantarlar gelişir. Ciddi hasarların başlangıcı olabilecek   bu bozulmaların sürekli bakımla giderilmesi gerekir.

Yağmur sularının   yüzeyden akarken yaptıkları aşındırıcı etki de, özellikle kolayca   aşınan taşlarla yapılmış anıtlarda önemli hasarlara yol açabilir. Suyla   ilgili olan don olayı da anıtları tahrip eden önemli etkenlerden   biridir. Çatlaklara giren su donduğunda kama etkisi yaparak çatlakların   büyümesine, büyük parçaların kopmasına yol açar.

Bakımsızlık,   dikkatsizlik, kötü detaylandırma gibi etkenlerle birleşen don,   düzeltilmesi güç ve kez pahalı olan kayıplara neden olmaktadır. Örneğin   Osmanlı yapılarında pencere sövelerinin alt kısımlarındaki parmaklık   yuvaları kurşunla doldurulmadığında, bu boşluklara giren sular kışın don   etkisiyle genleşmekte, sövenin pencere demiri dışında kalan parçasını   kopartmaktadır. Rüzgarın taşıyarak getirdiği ve çatılara, duvar   oyuklarına, boşalmış derzlere yerleştirdiği tohumların gelişmesiyle   birçok bakımsız binanın cephesinde, üstünde incir, aylandız gibi   ağaçların kök salıp geliştiği gözlenmektedir. Rüzgar, özellikle deniz   tuzu ve kumlarla birlikte etkidiğinde hızlı ve ciddi yüzey aşınmalarına   neden olabilmektedir.

Dalgalar da sürekli etkileriyle kıyı   yapılarında, rıhtım ve Limanlarda aşınma ve yıpranmalara neden olurlar.   Dalgaların neden olduğu diğer bir hasar, rıhtım altındaki zemini oyarak   bitişik yapıların temellerini zayıflatması ve denize doğru kaymalarına   neden olmasıdır. Özellikle tanker, vapur ve benzeri deniz taşıtlarının   yaptıkları yanal etki sonrasında suların geri çekilmesi sırasında   zemindeki çözülme şiddetlenmekte ve hasar artmaktadır.

Yeraltı suları   ve nehirleri de benzer biçimde temel altındaki toprağı sürükleyerek   temelleri mesnetsiz bıraktıkları için zararlı olurlar. Binalarda ani   çatlamalar, düşeyden ayrılmalar görüldüğünde gerekli önlemler alınarak   yapıların kurtarılmasına çalışılmaktadır. Kuşlar, böcekler, fareler gibi   hayvanlar da anıtlara zarar veren etkinliklerde bulunur. Martılar   avlarını çatılarda yemekte, bu sırada kurşun örtüyü delerek, binanın su   almasına neden olmaktadırlar. Güvercinler camilerin camlarını kırarak   içeri girmekte, minare boşluklarında yuva yaparak içeride büyük miktarda   gübre, çöp toplanmasına yol açmaktadırlar. Ahşap kurtları ise, içten   içe ahşabı kemirerek bünyesini zayıflatırlar. Liken ve mikroorganizmalar   taşların üzerine yerleşerek onların bozulmasına neden olurlar.

DOĞAL AFETLER
Ne   zaman olacağı önceden bilinmeyen, aniden şiddetli bir felaket olarak   ortaya çıkan deprem, toprak kayması, sel, tayfun gibi olaylar tarihi   çevrelerin, anıtların hasar görmesine neden olmaktadır. Deprem kuşağı   üzerinde bulunan ülkemizde tarih boyunca anıtlar yer sarsıntılarından   hasar görmüş, yıkılmış, tekrar yapılmışlardır. Yanardağ patlaması da can   ve mal kaybına yol açan, belli yerleşimlerdeki yaşamı tümüyle yok eden   önemli doğal afetlerden biridir. Seller özellikle akarsu yanındaki   tarihi yerleşmelerin uğradığı bir afettir. Edirne, Amasya gibi tarihi   kentlerimizde anıtlar yüzyıllar boyunca bahar dönemlerinde taşkınlardan   etkilenmişlerdir. Hızlı, güçlü akıntılar, seller köprü ayaklarında   hasarlara neden olurlar.

iNSANLARIN NEDEN OLDUKLARI HASARLAR
insanlar   bakımsızlık, terk, kasıtlı tahrip gibi eylemlerle tarihi yapıların yok   olmalarına yol açabilirler. Bir tarihi yerleşmenin terk edilmesi ve   orada bulunan kentsel dokunun, önemli anıtların bakımsız kalması çoğu   kez sosyal, ekonomik sorunlarla ilişkilidir. Anadolu'nun birçok yerinde   1920'Ierde Mübadele sırasında boşalmış eski Rum köylerinin de hazin   birer harabe olduğu gözlenmektedir. İstanbul’da Zeyrek ve   Süleymaniye semtlerindeki konaklar, asıl sahiplerinin kentin yeni   bölgelerine göçmeleriyle terk edilmişler, kira evi olarak   slumlaşmışlardır. Sahiplerinin Kültür Bakanlığı'nın aynen koruma   kararından hoşnut olmayarak ''yıkılsın, yerine yenisini yapalım''   isteğiyle kaderine terk ettikleri tarihi binalar da her yıl biraz daha   harap olmaktadır.

Kötü kullanım ve onarımlar
Kötü kullanım,   harabiyeti hızlandıran önemli bir etkendir. Asıl sahipleri farklı   yerlere göçtüğünde, eski konutlar kira evi olarak çeşitli ailelerin   kullanımına verilmekte ve yeni kullanıcıların isteklerine göre   gelişigüzel eklenen ara kat, bölme duvarları, sokak cephesine açılan   vitrin, ayrı giriş ve benzeri öğelerle hızla değişime uğramaktadır.   Safranbolu evlerinin veya İstanbul ’da Zeyrek ve   süleymaniye'deki ahşap evlerin kötü kullanımıyla ilgili sorunlar   birbirine çok benzemektedir. Tarihi yapılarda bilinçsizce yapılan değişiklikler strüktür düzeninde aşırı yükleme veya süreksizliklere neden olmaktadır.

Venedik   Tüzüğü'nün 9. maddesinde de belirtildiği gibi, onarım uzmanlık   gerektiren bir iştir. İyi yetişmiş mimar ve restoratörler tarafından,   uygun malzeme ve teknik kullanılarak gerçekleştirilmeyen onarımlar kaba   tamirden öte geçememektedir. Anıtların tarihi, estetik değerlerini,   yapılacak müdahale sınırlarını tanımlayan koruma kurullarının anıtların   koruma derecelerini belirlerken hata yapmaları da anıtların zarar görmesine neden olmaktadır. Bayındırlık etkinlikleri Yeni yollar açılması, barajlar yapılması tarihi çevreleri tehdit eden çağdaş imar hareketleridir.

1950'Ierde İstanbul’da gerçekleştirilen yol genişletme etkinlikleri, 1980'Ierin ikinci yarısında   açılan Tarlabaşı Bulvarı tarihi binaların yıkılıp yok olmasına neden   oldu. Tarih öncesi değişik tarihi dönemlere ait arkeolojik sitler,   kırsal yerleşmeler Doğu Anadolu'da yapılan Keban ve Atatürk barajlarının   suları altında kaldılar. Kentlerin plansız gelişmesi, veya yeni   planlarla sağlanan imar haklarıyla kat yüksekliklerinin aşırı artması   tarihi yapıları olumsuz etkilemekte, hatta algılanmasını olanaksız   kılmaktadır. Aşırı yüksek kütlelerle çevrilen külliyelerin siluetteki   etkisi zayıflamakta, yoğunluğun artması tarihi yerleşmelerin dar   sokaklarının genişletilmesi için baskı yaratmakta, gürültü ve istenmeyen   yabancı öğelerin girmesiyle, tarihi çevre görsel bütünlüğünü, uyumlu   çevre etkisini yitirmektedir. Önlem almadan eski binaların bitişiğinde   derin kazılar yapmak, altından yeraltı geçitleri, tüneller geçirmek,   zemin altında maden galerileri açmak vb. etkinlikler de temellerin   mesnetlenme düzenini bozarak hasara neden olmaktadır. Tarihi binaların   yakınında derin bodrumlu yeni yapılar inşa edilmesi de zemin suyu   seviyesini düşürdüğü için sakıncalıdır. Hava kirliliği Atmosferi   kirleten sanayi atıkları, ısınma sistemleri, kömürle çalışan vapurlar,   motorlu taşıtlardan çıkan zararlı gazlar, yapıların üzerinde kirli bir   tabakanın oluşmasına, ayrıca taşları eriten asit yağmuruna neden   olmaktadır. Havadaki karbondioksit, kükürt dioksit ve kükürt trioksit   gazlarının yağmur suyunda erimesiyle taşları eriten asitler   oluşmaktadır. Islanan yüzeylerdeki bezemeler asitin aşındırıcı etkisiyle   ayrıntılarını yitirmektedir. Arada sırada ıslanan cephelerde ise kara,   geçirimsiz bir tabaka oluşur. Cephelerde biriken kurum mimari   ayrıntıların algılanmasını engellemekte, bu kir tabakası altında kalan   taşlar özelliklerini yitirerek erimektedirler. Zamanla kabaran, dökülen   kabuklar sülfatlaşma belirtisi gösterir. Gözenekleri kalsiyum sülfatla   dolan taşlar, bozulma derinliğine bağlı olarak, yüzeyden ıslanma alanı   sınırına kadar, tabaka halinde dökülür.

Trafik
Tarihi   kentlerin insan ve at arabası trafiğine göre düzenlenmiş olan sokak   dokusunun kamyon ve benzeri ağır taşıt trafiğine açılması, bu yollar   çevresindeki yapılarda titreşimler ve temellere yapılan baskı sonucu   ortaya çıkan hasarlara neden olmaktadır. Dar sokakların köşeleri, tarihi   kapılar da turist otobüslerinin veya kamyonların sürtünmeleri sonucu   çizilmekte, zarar görmektedir. Korunması istenen kentsel dokularda   gerekli plan kararları alınarak yayalaştırma bölgeleri oluşturmak,   trafiği denetlemek, daha uygun yerlere kaydırmak gerekmektedir. Ender   olmakla birlikte, trafik kazaları (kara, hava ve deniz) da anıtlarda   kayıplara neden olmaktadır. İstanbul Boğazı'nda gemilerin kıyıya çıkması   ve yalıları yıkması birkaç kez tekrarlanan kazalar arasındadır.
midena pro tou telous makarize