Gönderen Konu: Ahşap yapılar  (Okunma sayısı 2681 defa)

0 Üye ve 4 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap yapılar
« : 27 Haziran 2015, 00:31:49 »
Ahşap yapılar ve avantajları

* Ahşap yapılarda yaşayanların fizyolojik ve psikolojik açıdan kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini,

* Ahşabın insanla birlikte soluk aldığını, romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde olumlu etkileri olduğunu,

* Japon deprem uzmanlarının, tüm dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının Osmanlı ahşap karkas sistemi olduğunu açıkladıklarını,

* 1894 İstanbul depreminde, kalitesiz ahşap yapıların bile yıkılmadığını, yanlarındaki güzel, yeni ve demirle bağlanmış kagir yapıların tümüyle yıkıldığını,

* ABD'deki konutların yaklaşık yüzde 90'ının ahşap olduğunu,

* Şiddetli bir deprem sonrasında hasar gören betonarme bir yapının yıkılmak zorunda olduğunu, hasar gören ahşap bir yapının ise kısa surede onarılıp, tekrar içinde yaşanılabileceğini,

* Betonarme-karkas dışında kalan tüm yapım sistemlerinde, zaman içinde hasar gören taşıyıcı elemanların, yapı tümüyle yıkılmadan onarılabildiğini, hatta değiştirilebildiğini,

* Ahşap yapıların çok hafif olduğunu, kolay kolay çökmediğini, çökse bile içinde bulunanları öldürmediğini,

* Bir depremde, başlıca ölüm nedeninin yalnızca betonun ağırlığı olduğunu,

* Betonarmenin, ahşaba göre 5 misli, çeliğin 13 misli ağır olduğunu,

* Marmara ve Bolu depremlerinde ahşap yapılarda yaşayanlardan hiç kimsenin yaşamını yitirmediğini,

* Tarihten günümüze ulaşan en güzel sarayların, tapınakların ve diğer görkemli yapıların hiçbirinde beton kullanılmadığını ve binlerce yıldır ayakta kaldıklarını,

* 1225'te Ren Nehri'ne yapılan ahşap Basel Köprüsü'nün 1903 yılına dek 774 yıl hizmet verdiğini,

* 13'üncü ve 14'üncü yüzyıllarda yapılan, ahşap kolon ve çatıları olan Kastamonu, Mahmutbey, Beyşehir, Eşrefoğlu ve Afyon Ulu camilerinin, özel bir bakım yapılmaksızın 600-700 yıldır ayakta olduğunu,

* Dünyanın en büyük tarihi üç ahşap yapısından bir tanesinin, 100 metre boyu ve sekiz katlı bir binaya eşdeğer yüksekliğiyle tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada'daki Rum Yetimhanesi olduğunu,

* 1790'da, ahşap kullanılarak ve hiçbir taşıyıcı eleman olmaksızın 108 metre
"açıklığa" ulaşıldığını, bugün bu açıklığın 250 metreye ulaştığını,

* Yangına dayanıklı olduğu için, dünyanın önde gelen mimarlarının ahşabı çeliğe yeğlediklerini,

* Bir yangın sırasında, gerekli kesitin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın iç ahşabın yanmasını geciktirdiğini,

* Bir yangın sırasında, çelik bir çatının 600 dereceden sonra çökme riskinin belirdiğini ve 15 dakika içinde çökebileceğini, buna karşılık ahşap bir çatının ortalama 1 saat ayakta kalabildiğini ve bu yüzden insanların canlarını kurtarma zamanlarının olduğunu,

* Ahşabı, yapı sektöründe kullanan ülkelerde ormanların küçülmediğini, tersine bilimsel bir yaklaşım ve koruma anlayışı ile büyümekte olduğunu,

* ABD'lilerin, yaşadığı topraklar üzerinde yalnızca 200 yıldır ev yaptıklarını, Anadolu'da ise 10 bin yıldır geleneksel yöntemlerle ev yapıldığını,

* ABD'lilerin, depreme karşı yaşam güvenceleri için, Anadolu insanının binlerce yıldır tanıdığı, uyguladığı ve 1940'lara dek de sürekli geliştirdiği ahşap-karkas yapı sistemini yaygın biçimde kullandıklarını,

* Bugün gerekli önlemler alınır, ahşaba dönülürse ve doğa da bize 20 yıl "avans" verirse, Türkiye'nin tüm deprem riskinden 20 yıl içerisinde tümüyle kurtulacağını, biliyor muydunuz?
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Ahşap yapılar
« Yanıtla #1 : 27 Haziran 2015, 00:32:47 »
BİLDİĞİMİZ AĞAÇ , YANİ AHŞAP , YANİ TAHTA !..

Diğer inşaat malzemeleri ile fiziksel ve mimari özelliklerini karşılaştırdınız mı hiç ? Doğanın bize mükemmel iç yapısı ile hazır olarak sunduğu bu harika malzemenin akıllıca kullanımı ile nelerin çözüme ulaştığı, hangi formların olanaklı hale geldiğini ,bilgisayar ortamındaki görsel sunu ile izlemiş olacaksınız.. Önce, bir dizi özet soru ile “durum tespiti !” yapalım isterseniz.. Ardından , bize bu soruları sordurtan güzel Ülkemizin insan hamuruna bir göz atalım ve son olarak yabancı bir uzmanın Ekim başlarında, İstanbul “Yapı Endüstri Merkezinde” verdiği konferansın Türkçe metnine kulak verelim isterseniz !.. Son olarak dediğime bakmayın.. Son söz yine bizim olacak. Çünkü bu Ülke bizim !..Çünkü burada, aklımızı kullanarak mutlulukla yaşayabilecek iken , birilerinin akılsızlığına
uyup kahırla ölmekte olan, bizleriz

Ahşaba Yöneltilen Temel Sorular :

1- YANMAZ MI ?
2- ÇÜRÜMEZ Mİ ?
3- ORMANLAR YOK OLMAZ MI ?
4- SAĞLAM OLUR MU ?
5- ÇOK KATLI OLUR MU ?
6- EKONOMİK OLUR MU ?

ve cevapları :
1- Amerika’daki konutların ortalama % 90 ının,Kaliforniya’da ise %99 unun ahşap olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

2- Deprem sigortası priminin beton evlerde ahşap eve göre 5 MİSLİ FAZLA olduğunu ve bütün bu sebeplerden Amerika’da betonarme evde oturmanın bir LÜKS olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

3- Köprülü yalısı 17.YÜZYIL sonlarında inşa edildiğinde Amerika’nın
henüz tarihte yer almadığını BİLİYOR MUYUZ ?

4- Şu günlerde İngiltere’de 6 KATLI ahşap sosyal konutların inşa edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

5- Paris’te de 200 M YÜKSEKLİĞİNDE ahşap DOĞAYA SAYGI KULESİnin yapılmakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

6- Bunlara karşılık , DÜNYANIN EN BÜYÜK TARİHİ AHŞAP BİNASININ 100 mt. boyu , sekiz katlı bina yüksekliği ile tam 100 yıldır ayakta olan Büyükada’ki Rum Yetimhanesi olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

7- Betonarmenin ahşaba göre 5 KAT, çeliğin 13 KAT ağır olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

8- 100 m2 lik betonarme karkas sistemin yaklaşık 75 ton, 100 m2 lik ahşap karkas sistemin ise 2.5 - 4 ton arasında geldiğini, böylece temele gelen yüklerin 20 ila 30 kere daha az olduğunu BİLİYORMUYUZ?

9- 1cm Kontra plağın veya ahşabın 16 cm betonun ısı izolasyon değerine eşit olduğunu BİLİYORMUYUZ ?

10- Ahşap kullanılarak 1790 DA 108 METRENİN Ren nehrinde “Limmat köprüsünde geçildiğini, bugün 160 m açıklığın çatılarda rahatça geçilebildiğini ve şu anda 250m nin de geçilmek üzere olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

13- Hesap sonucu çıkan ahşap kesitinin biraz daha büyüğü kullanıldığında, dıştaki kömürleşen tabakanın doğal bir izolasyon sağlayarak iç ahşabın YANMASINI GECİKTİRDİĞİNİ BİLİYOR MUYUZ ?

14- Belli bir açıklıktan sonra kendini bile taşıyamayan betonun havlu attığını, koruma tedbiri alınmazsa çelik çatının, önce aşırı genleşme yüzünden deforme olarak taşıyıcı özelliğini kaybettiğini 600 DERECEDEN İTİBAREN çökme riski taşıdığını ve bu yüzden 15 DAKİKA içinde çökebildiğini , ısıda genleşmesi sıfır olan ahşap çatının ise yanarak taşıyıcı gücünü kaybedene kadar ORTALAMA BİR SAAT ayakta kalabildiği ve bu yüzden canımızı kurtarabildiğimizi BİLİYOR MUYUZ ?

15- Amerika’nın en büyük ve ünlü yapım firmalarından Skidmore,Ovings&Merrill’in inşa ettiği 120 x 200 m
boyutlarında,17.500 kişilik Ütopya salonunun yapımında yine bu yüzden, yani YANGINA DAYANIKLI olması için ahşabın çeliğe tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

16- 1225 de Ren nehrinde inşa edilen Basel köprüsünün 1903 yılına kadar 774 yıl hizmet verdiğini, 13. ve 14.yüzyılda inşa edilen ;ahşap kolon ve çatıları olan Kastamonu: Mahmutbey , Beyşehir: Eşrefoğlu ve Afyon Ulu Camilerinin, özel bir bakıma sahip olmaksızın 600 İLA 700 YILDIR ayakta olduğunu BİLİYOR MUYUZ

17- 1500 yaşındaki AYASOFYA’da kemerlerin arasındaki gergi çubuklarının en eskilerinin AHŞAP olduğunu, yani dünyanın en ünlü ve eski yapılarından birinin, ASIRLARDIR AHŞABA GÜVENDİĞİNİ
BİLİYOR MUYUZ ?

18- 20.yüzyılın başında “ömrü sonsuzdur” diye anlatılan betonarmenin fiziki ömrünün, KARBONATLAŞMA VE KOROZYON sorunu yüzünden ortalama 60 YIL olduğunun artık bilimsel olarak kabul edildiğini BİLİYOR
MUYUZ ?

19- Ahşap yapılarda yaşayanların FİZYOLOJİK VE PSİKOLOJİK AÇIDAN kendilerini çok daha sağlıklı hissettiklerini , betonarme evlerde ikamete mecbur kaldıklarında rahatsızlandıklarını duymuşsunuzdur.
Romatizma, astım, böbrek hastalıkları ve dolaşım bozuklukları üzerinde , BİZLE BİRLİKTE NEFES ALAN AHŞABIN olumlu etkileri olduğunu , buna karşılık betonun ; sürekli RADON GAZI yayarak bedenimiz üzerinde TOKSİK ETKİ yaptığını da BİLİYOR MUYUZ ?

20- RADON ; radyoaktif bir gazdır. Bu yüzden ,akciğer kanserinden ölenlerin % 14 ünün bina içi radona maruz kalanlar olduğunu BİLİYORMUYUZ ?

21- Bu yüzden Amerika’da, bodrum katı beton olan evlerde RADON GAZI TAHLİYE ASPİRATÖRLERİNİN

24 SAAT ÇALIŞTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

22- İstanbul’da 398 ev üzerinde yapılan ölçümde 260 BEKARELe kadar değerler bulunmuştur.Bunların tümü beton evlerdir.. Zemini beton olan iki adet ahşap evde ; 10 BEKAREL ölçülmüştür. Zemini de ahşap
geleneksel Japon evlerinde yapılan ölçümlerde ise EN ÇOK 2.9 BEKAREL radon ölçülebildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

23- Tünel kalıp tekniği ile betondan imal edilen apartmanlarda duvarlarda da mevcut çift kat hasır demirin arasından mecburen geçen 220 VOLT ELEKTRİK TAŞIYAN TELLER YÜZÜNDEN MANYETİK
ALAN OLUŞTUĞUNU, zihinsel ve fiziksel sağlığımızın bu yüzden risk aldığını da BİLİYOR MUYUZ ?

24- Türkiye yüzölçümünün % 26 sının ORMAN ALANI olduğunu, Avrupa ortalamasının da % 27 olduğunu, bu oranla Türkiyenin, Avrupa ülkeleri içinde en büyük orman yüzeyine sahip olduğunu BİLİYORMUYUZ?

25- Orman alanlarımızın ÜÇTE BİRİNİN;KIZILÇAM yani, yapı kerestesi olmaya en uygun türlerden olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

26- Buna karşılık orman alanlarımızın % 60 ININ BİLİNÇSİZ BAKIM YÜZÜNDEN BOZUK OLDUĞUNU, dünya ortalaması % 5 iken, bizde orman ürünlerimizin % 60 ının yakacak olarak kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ?

27- Dünyada ahşabı inşaat sektöründe kullanan ülkelerde ORMANLARIN KÜÇÜLMEDİĞİNİ , tersine ; bilimsel bir yaklaşım ve bilinçli bir koruma anlayışı ile hızla BÜYÜMEKTE OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?

28- Amerika’da ormanların her yıl kesilen miktarının % 23 Ü KADAR BÜYÜMEKTE olduğunu ,yani kesilen her 100 AĞACA KARŞILIK 123 AĞAÇ yetiştiğini BİLİYOR MUYUZ ?

29- Son yıllara kadar TÜM UZAKDOĞU’nun ; Japonya, Kore, Tayvan , Çin gibi ülkelerin tomruk ihtiyacını karşılayan Amerika’da her sene ormanların , YÜZÖLÇÜMÜ VE AĞAÇ MİKTARININ ,ORTALAMA % 10 ARTTIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

30- Bu bilinçli yaklaşım sırasında , HAŞARATA DAYANIKLI FİZİKİ MUKAVEMETİ YÜKSEK, HIZLI BÜYÜYEN süper ağaçların geliştirildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

31- Yeni dikilen ağaçların, havanın karbondioksitini yaşlı ağaçlara göre çok daha hızlı fiitre ettiğini, böylece GENÇ ORMANLARIN, şehirlerdeki CO2 yoğunluğundan bizi çok daha çabuk kurtarabileceğini
BİLİYOR MUYUZ ?

32- Bu yüzden, BİLİNÇLİ KESİM İLE ORMAN YÜZEYİNİ YENİLEMENİN, ekolojik dengenin daha çabuk kurulmasını sağlayacağını BİLİYOR MUYUZ?

33- Bu sebeplerden “GREEN PEACE”örgütünün tüm dünyada ahşabın yapıda kullanılmasını desteklediğini BİLİYOR MUYUZ?

34- Akıllı bir ahşap sanayii ve orman politikası ile, Amerika’daki hızın yarısı olan % 5 BÜYÜME İLE, 14 YILDA orman alanımızı 2 MİSLİ büyütebileceğimizi BİLİYOR MUYUZ?

35- Depremde bizi öldürenin “SADECE BETONUN AĞIRLIĞI” olduğunu, ahşap evlerde ölüm riskinin sıfıra yakın olduğunu BİLİYOR MUYUZ ?

36- 20 yıl önce İstanbul’un kültür mirası olarak korunması projesi içinde İstanbul’a gelen Japon uzmanların , dünyada depreme karşı en dayanıklı yapının OSMANLI AHŞAP KARKAS SİSTEMİ( Bağdadi Yapı Tarzı ) olduğunu söylediklerini BİLİYOR MUYUZ ?

37- Kobe depreminden sonra, BİZİM ASIRLARDIR BİLDİĞİMİZ yöntemlerle sağlamlaştırmayı nihayet akıl ettikleri; ağır çatılı ve çöp bacaklı Japon sisteminin ve hantal kesitli Avrupa sistemlerinin değil ,
bizim ATAMIZDAN KALMA çapraz çatkılı konstrüksiyona özellikle işaret edildiğini BİLİYOR MUYUZ ?

38- Ekonomik kesitli ve akıllıca çatılmış eski ahşap yapılarımızın sağlamlığını elde edebilmek için ,o yıllarda, “bizim teknolojik bilgimize” sahip olamayan İngiltere’deki eski yapılarda 3 MİSLİ KALINLIKTA ahşap kullanıldığını BİLİYOR MUYUZ ?

39- Kesimlik ormanı olamayan İngiltere’de “ahşap” ithal edildiğinden,diğer yapı malzemelerine göre pahalıdır. Buna rağmen BÜYÜK BİR HIZLA İNŞA EDİLDİĞİNDEN, dolayısı ile çok daha KISA SÜRE KREDİ FAİZİ ÖDENMESİ GEREKTİĞİNDEN ve çok daha YÜKSEK İZOLASYON DEĞERLERİNE ULAŞILABİLDİĞİNDEN ahşap evlerin kargire yani taş ve tuğla evlere tercih edildiğini BİLİYORMUYUZ ?

40- AHŞABIN ÇELİĞE GÖRE BAKIM MASRAFLARI ÇOK DAHA AZ OLDUĞUNDAN ve KİMYASAL ETKİLENMESİ OLMADIĞINDAN İngiltere’de yüzme havuzlarında ve kimyasal malzeme ambarlarında da tercih edildiğini BİLİYOR MUYUZ?

41- Amerika’daki eski evlerin % 40 ININ MİMAR VE MÜHENDİS DENETİMİNDE YAPILMADIĞINI VE RİSK TAŞIMADIKLARI İÇİN DE DEPREM SİGORTASINA SAHİP OLMADIĞINI BİLİYOR MUYUZ ?

42- SADECE AHŞAP oldukları için , depreme karşı alınması gereken 32 tedbirin % 30 u eksik olan Kaliforniya evlerinin buna rağmen, Körfez depremine eş büyüklükteki depremde SADECE 25 İNSAN KAYBI verdiğini BİLİYOR MUYUZ ?

43- Sıkı bir denetimin ve sigorta şirketlerinin sorunuçözebileceğini sananların ,Türkiye’de yaklaşık 30 bin mimar ve bir o kadar inşaat mühendisi olduğunu, bunların tümünün sigorta şirketlerinde maaşlı memur olarak çalışmaları halinde bile , Ülkenin ihtiyacı olan YILLIK 500 BİN konut kapasitesini denetlemeye yetemeyeceğini BİLİYOR MUYUZ ?

44- Eldeki insan kaynağı ile denetleme gücüne sahip olamayacağımız itiraf edilen betonarmeyi tekrar aynı hararetle kullanmaya kalkışmanın ve “bu kez sağlam olacak” sözüne inanmanın ASIL VE EN BÜYÜK CİNAYET olacağını artık GÖREMİYOR MUYUZ ?

45- Almanya’da tüm yapıların % 23 ünün , Fransa’da % 17 sinin, Türkiye’de ise % 95 inin BETON OLDUĞUNU BİLİYOR MUYUZ ?

46- Gelişmiş ülkelerin hiç birisinde Türkiye kadar betonlaşma ile karşılaşmanın mümkün olmadığını ve onların bize göre DAHA APTAL olmadıklarını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

47- Çağın gereklerine uygun teknoloji ve mimari çözüm ile inşa edilen ahşap konutların “Türkiye’de de” BETON EVLERDEN DAHA UCUZA çıkabileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

48- En basit teknoloji ile bile inşa edilebilen ahşap konutların bize “OTO KONTROL” olanağı verdiğini, dolayısı ile GÜVENLİĞİNİN çok kolay denetlenebileceğini BİLİYOR MUYUZ ?

49- ÜLKEMİZ TOPRAKLARININ % 92 SİNİN DEPREM RİSKİ TAŞIDIĞINI ve nüfusumuzun % 98 inin yani en az 59 milyon kişinin bu tehlike ile her an yüzleşebileceğini BİLMİYOR MUYUZ ?

50- Ve bize cevapları bulduracak bölümün son sorusu: Allah’ın vergisi, doğanın hediyesi aklımızın, en azından geleceğini koruyabilmek için, gerekli kararı vermekten, YENİ VE GÜVENLİ ŞEHİRLERİ kurabilmekten aciz olmadığını DÜŞÜNMÜYOR MUYUZ ?

Ahşap mükemmel bir yapı malzemesidir. Burada ahşabı çağımız teknolojisinin üstün ürünleri beton ve çelik ile kısaca karşılaştıralım:


Ahşap yüksek bir taşıma gücüne sahiptir
1 kilogram ahşap, 1 kilogram beton ya da çelikten fazla yük taşır. Ahşap ile 250 metrelik açıklar kolonsuz geçilebilmektedir.
Bu tip konstrüksyonlarda, ağır olması nedeni ile çelik kullanılamıyor.


Ahşap doğa şartlarına ve depreme dayanıklıdır
Hava şartlarına, kimyasallara dayanıklılık bakımından en yüksek notu gene ahşap alıyor. İngiliz Standartlarına göre elektrik ve telekomünikasyon hatlarında kullanılan ahşap direklerin hizmet ömürleri 50, su soğutma kulelerinde kullanılan ahşap dolguların 30, ahşap karayolu köprülerinin ise 50 yıldır. Bu alanlarda beton ve çeliğin ömrü yukarıdaki rakamların yarısına erişebilmektedir. "Karbonatlaşma" sorunu, son yıllara kadar hizmet ömrünün sonsuz olduğuna inanılan "betonarme"ye büyük bir darbe indirmiştir.


Ahşabın yangına karşı direnci yüksektir
Genel kanının aksine ahşabın yangına direnci beton ve çelikten üstündür. Bugün ABD'nde kapalı spor salonu gibi büyük kalabalıkların bulunacağı yerlerin, yangın tehlikesine karşı ahşap karkas olarak inşasına gidilmekte, Almanya'da gene aynı nedenle çelik konstrüksyonlar ahşap kaplanmaktadır. Yangınlar üzerine yapılmış araştırmalar ve derlenmiş istatistikler taşıyıcı olarak kullanılan ahşabın en güvenli malzemelerden biri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yangının başlama nedeni hiçbir zaman ahşap değildir ve ısı geçirmeme, kömürleşme özellikleri nedeniyle ahşap-karkas yapının büyük yangınlara ne kadar dayanabileceği kesin olarak hesaplanabilmektedir. Ahşap yapılar yangına 30-90 dakika dayanabilecek şekilde tasarlanabiliyor. Ancak çıplak çelik konstrüksyon (çeliğin genleşme katsayısının yüksekliği nedeniyle) normal bir yangına ancak 10 dakika dayanabilmekte, yapı ikaz vermeden anında çökmektedir.


Ahşap kaynağı yenilenebilen tek yapı malzemesidir

Bu özelliği, üretimi ve işlenmesi için az enerji istemesi (aynı miktar alüminyumun ellide biri kadar) dönüşebilir olması ve üstün ısı yalıtım özellikleri ile birleştirilince onu çağımızın çevre ve enerji sorunlarına en iyi cevap veren malzemesi yapıyor. Bilinenin aksine ahşap kullanmak ormanların yaşamasını sağlar . Nitekim ahşabı fazla kullanan ülkelerde orman alanları devamlı çoğalıyor. Greenpeace de doğramada ahşabı öneriyor.

Kaynak: evkultur.com
Y.Mimar Çelik Erengezgin
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşabın Bilinmeyen Yönleri
« Yanıtla #2 : 27 Haziran 2015, 00:33:57 »
Ahşabın yapısı hakkında genel bilgi

Ağaç kök, gövde ve dallardan ibaret bir bitkisel varlıktır. Tek başına yetişen bir ağaçta dallar gövdenin hemen hemen tamamını sarmıştır. Sık ormanda yetişen ağaçlarda ise kökten sonra dalsız bir gövde kısmı, sonra dallı tepe kısmı ayırt edilebilir.

Herhangi bir ağaç gövdesinden bir tekerlek alınıp incelenecek olursa birbirinden farklı yapıda iki esas kısım görülür. Bunlardan dış kısım kabuk, iç kısım odun olarak adlandırılmaktadır. Kabuk ile odun arasında gözle görülmeyen ve kambiyum adı verilen üreyimli bir tabaka bulunmaktadır.

Odun kısmına yakından bakılırsa bir öz etrafında iç içe geçmiş halkalardan ibaret olduğu görülecektir. Ayrıca kabuğa yakın dış kısımların açık, öze yakın iç kısımların daha koyu renkli olduğu ve özden çevreye doğru koyu veya açık, mat veya parlak renkte çizgilerin uzandığı ayırt edilecektir. Tekerleğin açık renkli dış kısmına diri odun, koyu renkli iç kısmına öz odun, öz etrafında iç içe geçmiş halkalara yıllık büyüme halkaları, özden çevreye doğru uzanan çizgilere özışını adı verilmektedir.

1. Öz,
2. Yıllık halka,
3. İlkbahar odunu,
4. Yaz odunu,
5. Dış kabuk,
6. İç kabuk,
7. Kambiyum,
8. Öz ışını,
9. Reçine kanalı


Şekil 1. Bir ibreli ağaç gövde kesiti ve kısımları

YILLIK HALKALAR
Kışın büyümenin durduğu tüm iklim bölgelerinde yetişen ağaçlarda az veya çok belirgin halkalar oluşmaktadır. Daimi yeşil tropik bölge ağaçlarında ise sürekli büyüme söz konusu olduğu için halkalar teşekkül etmemektedir.

Yıllık halkaların genişliği mm den daha küçük olabileceği gibi birkaç cm de olabilir. Zengin yağışlar, sıcaklık, iyi toprak şartları geniş; kuraklık, soğuk, kötü toprak şartları ve böcek tasallutu dar yıllık halkaların oluşmasına sebep olur. Bu nedenle yıllık halkalardan ağacın geçmişini okumak mümkündür.

Bir yıllık halka yakından incelenecek olursa, renk ve yapı bakımından birbirlerinden farklı iki tabakadan oluştuğu hemen dikkati çekecektir. Büyüme periyodunun başlangıcında oluşan açık renkli ve gevşek yapılı iç tabakaya ilkbahar odunu, büyüme periyodunun sonunda oluşan koyu renkli ve sık yapılı dış tabakaya yaz odunu adı verilmektedir.


ÖZ IŞINLARI
Öz ışınları gövde eksenine dik olarak alınan enine kesitte özden çevreye doğru uzanan çizgiler (ışınlar) halinde görülürler. Hem ibreli, hem yapraklı ağaçlarda her zaman mevcutturlar. Enine yönde gıda alışverişini sağlar ve depo görevi yaparlar. Teknik bakımdan özışınları direnci azaltıcı, radyal yönde yarılma kabiliyetini artırıcı ve kuruma sırasında çatlamayı kolaylaştırıcı bir etkiye sahiptir. Diğer taraftan öz ışınları radyal yönde su hareketini artırıcı etki yapmaktadır. Böylece radyal yöndeki kuruma hızı teğet yöndeki kuruma hızına göre özellikle diri odunda daha fazla olmaktadır.

DİRİ ODUN VE ÖZ ODUN
Diri odun hem besi suyunu ileterek, hem de besinleri depo ederek ağacın hayatında aktif rol oynamaktadır. Buna karşın öz odun ağacın hayatında fizyolojik bir role sahip değildir, fakat onu destekleyici, kuvvetlendirici bir vazife göstermektedir.

Bazı istisnalar dışında genel olarak diri odun öz oduna nazaran daha fazla su ihtiva etmektedir. Su miktarı bakımından olan bu fark ibreli ağaçlarda yapraklı ağaçlara göre daha fazladır. Bu durum kurutma bakımından büyük farlar olan kereste aynı partide bir arada kurutulmamalıdır.
Öz odunda odun içersine öz odun maddelerinin yerleşmesi ve iletken boruların tüllerle tıkalı bulunması ağaç malzemenin su alma ve su geçirme özelliklerini engelleyici bir etki yapmaktadır. Böylece aynı şartlar altında öz odun iri oduna göre daha yavaş kurumaktadır.

LİF YAPISI
Lif yapısı denildiğinde hücrelerin boyuna yönde sıralanışı anlaşılmaktadır. Ağaç malzemede lifler boyuna eksene paralel gidiyorsa böyle malzemeye düzgün lifli denir. Liflerin gidişi eksene paralel değil de bir açı altında seyrediyorsa böyle malzemeye de spiral lifli adı verilir. Spiral Liflilik (lif kıvrıklığı) ağacın direnç özelliklerini ve elastikiyet modülünü önemli derecede azaltmaktadır. Kereste ve diğer ağaç malzemede dönüklüklere sebep olmaktadır.

BUDAKLAR
Ağaç malzemede bulunan budaklar odun dokusundan farklı bir dokuya sahiptir. Budak odunu normal odundan daha ağırdır. Budaklar odun dokusunda lif sapmalarına neden olurlar. Budaklı malzemenin kurutulmasında odun dokusu ile budak dokusunun farklı kuruması ve budakların ayrılıp düştüğü görülür. Bu nedenle budaklı malzemenin kurutulmasında koruyucu kurutma şartları uygulanmalıdır.

REÇİNE KANALLARI
Reçine kanalları, enine kesitte açık veya koyu renkli noktacıklar şeklinde görülür. İğne yapraklı ağaçlardan doğal olarak reçine kanalı bulunan çam, ladin, melez, ve Douglas köknarında lup altında görülebilirler. Sedirde traumatik reçine kanallarına sık sık rastlanmaktadır. Yapraklı ağaçlarda sakız veya reçine kanalları ılıman iklim bölgesinde yetişen ağaçlarda nadiren, tropik ağaçlardan meranti, keruing, yang, mersawa, tola ve tchitola da ise çoğunlukla bulunmaktadır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Ahşap yapılar
« Yanıtla #3 : 27 Haziran 2015, 00:39:16 »
Ağaç malzemenin yangına karşı gayet hassas oluşu ve piyasada pahalı satılışı, ahşap yapıları ve bilhassa bina yapımını çok daraltmıştır. Nitekim bugün büyük şehirlerimizde ağaç malzemeden ev inşa etmek yasaklanmıştır. Bu itibarla ahşap ev yapımı, bugün daha ziyade orman kanunundan faydalanan köy ve bazı kasabalarda görülmektedir.

Memleketimizin bilhassa ormanlık mıntıkalarında uygulanmakta olan ve tüketime etki yapan belli başlı ahşap yapı sistemleri ve kısımları aşağıda sıra ile izah edilmiştir.


I BLOK EVLER
Blok binalara, memleketimizin ormanlık mıntıkalarında çantı adı verilir. Daha ziyade Karadeniz orman mıntıkasında rastlanan bu çantı yapılar 0,30–0,35 m. Çapında kabuğu soyulmuş yuvarlak gövdeli ağaçların yatay sıralar halinde üst üste dizilmesinden meydana getirilen pek iptidaî bir yapı tarzıdır.

Her türlü teknik bilgiden yoksun olarak ve tamamıyla mahalli görgüye istinat ettirilerek inşa olunan bu tip binalarda, esaslı bir temel görülmemektedir. Zemine münferit konulan iri taşlar veya çok alçak örülen kuru taş duvarlar, binanın temel vazifesini görür ve alt tomruk sıraları bunun üzerine oturtulur. 8-10 tomruk sırası bir kat teşkil eder. İkinci ve son kat bunun üzerine çıkılır. Hava tesirlerinin binaya girmemesi için tomruk aralıkları iç taraftan bir çamur tabakasıyla örtülür.

Lüzumundan fazla ağaç malzemenin kullanılmasına sebep olduğundan ormancılık bakımından zararlı bir yapı tarzıdır. Bu itibarla, çantı tarzında inşa olunan bütün yapıları yasak etmiştir.


II. KALAS EVLER
Karadeniz mıntıkasının orta kesimlerine isabet eden orman köylerinde görülen özel bir yapı tarzıdır. Mahallî olarak Kandil yapı  veya  daraba adı verilir.

Bu tip yapılar, 5-6 cm. kalınlığında ve 0,20-0,25 m. Genişliğinde hızar ile biçilen kalasların, çantı evlerde olduğu gibi birbirleri üzerine dizilmesiyle meydana getirilir. Köşeler, boğum adı verilen geçme şeklinde kenetlerle sıkıca birbirlerine bağlanırlar. Hava tesirlerine mahfuz bulundurmak için iç kısımlar sıvanır veya kaplanır.

Tamamen gelenek ve göreneklere uyularak inşa olunan bu tarz yapılar da çantı sistemi gibi, ağaç malzemenin rasyonel olmayan şekilde kullanılmasına yardım eder. Bu nedenle Orman Kanunu gereğince hazırlanan Yapı Talimatnamesi ile bunlarda yasaklanan yapı sistemleri arasına sokulmuştur.                                                                                                     


III. AHŞAP KARKAS EVLER
Taşıyıcı elemanları iskelet şeklinde tertiplenen bir yapı sistemidir.  Binaya intikal eden yükler, dikme, taşıyıcı kiriş ve bunlar arasında boşlukların daraltılmasını sağlayan ara dikmeler tarafından karşılanır.

Ahşap karkas binalar, zemin seviyesinden en az 0,50 – 0,60 m. Kadar yükseltilen sağlam kârgir veya beton temeller üzerine oturtulur.  Bu temeller, daha önce izah olunduğu gibi ortalama, 0,50 m. Genişliğinde ve 250 dozlu çimento harçlı moloz taş duvar olarak yapılır. Bodrumlu binalarda temele, 0,10 m. Kadar fazla bir genişlik verilir. Duvarların üstü 0,10 m. Kalınlığında dökülen demirli beton hatıl ile tesviye olunur ve üzerine çürümemesi için katran ve bitümlü maddelerle sürülen 10x10 cm. ebadında taban ağaçları uzatılır.  Ve bu taban ağaçları su basmana sıkıca raptedilir. İskeleti teşkil eden ve kat yüksekliği kadar alınan 10x10 cm.lik dikmeler, 0,50 – 1,50 m. Aralıkla bu taban ağacı üzerine bastırılır.

Dikmelerin üst kısımlarına 10x10 cm. ebadında başlık kirişleri konulur. Taban ve başlık kirişleriyle esas ve ara dikmelerin meydana getirdikleri boşluklar, simetrik olarak daha küçük ebatlardaki arakiriş (boyunduruk) ve yatık dikmelerle (payanda 6/10 cm)  kullanılarak dolgu malzemesinin cinsine göre daraltılır.

Yatık dikmeler, taban ağacı ile 45 ve 60 derece teşkil edecek şekilde ve aynı zamanda pencere ve kapı boşluklarına mâni olmayacak vaziyette tertiplenir.  Ahşap karkas binalarda kat yüksekliği en çok 2,90 m. olarak alınır.

Tamamlanan ahşap bina iskeleti aralıkları, taş, tuğla ve kerpiç gibi çeşitli yapı malzemelerinden biriyle doldurulur. Bu takdirde binaya sıva yapılır veya boşluklar dış taraftan tahta ile kapatılır.


1. Taş Dolgulu Ahşap Karkas
Mıntıkada kâfi miktarda dolgu taşı mevcut olduğu takdirde ahşap iskelet araları, bu malzeme ile doldurulur ve sağlam olması içinde boşluklar mümkün olduğu kadar daraltılır. Alt sıralardan başlanmak suretiyle 10-15 cm. büyüklüğündeki yassı taşlar, kireç, çimento harcı ve hatta çamur kullanılarak ahşap aralarına üst üste sıralanır. Bu şekilde yapılan dolgu duvarlara hımış adı verilir.

Duvarı dış tesirlerden korumak ve aynı zamanda binaya güzel bir görünüş vermek maksadıyla bunlar, dıştan ve içten sıvanır. Sıvanın ahşap iskeleti iyice tutması ve sonradan çatlayıp dökülmemesi için de duvar yüzlerine sıva teli kaplanması gerekir.


2. Tuğla Dolgulu Ahşap Karkas
Tuğla, taşa nazaran daha hafif ve daha iyi oturan bir yapı malzemesi olduğundan, tercihen kullanılması uygun olur. Ahşap iskelet boşlukları, tuğla sıraların konulacağı vaziyete göre aralanır.  Dolgu tuğlaları, duvar kalınlığına uygun olarak ya yarım tuğla ya da tam tuğla şeklinde dizilir. Bu maksat için kireç, çimento veya takviyeli harç kullanılır. Sıvanın ahşap iskelete iyice yapışması ve sonradan düşmemesi için ağaç malzeme üzerine ince kafesli bir sıva teli germek faydalıdır.


3. Kerpiç Dolgulu Ahşap Karkas

Taşın bulunmadığı, tuğlanın pahalı tedarik edildiği arit ve sömiarit mıntıkalarda iskelet binaların boşlukları, normal tuğla ebadındaki dolgu kerpici ile kapatılır.


4. Bağdadi Binalar
Ahşap karkas binaların iskelet aralıkları içi boş duvar olarak iki taraftan çıtalarla örtülmek ve üzerine sıva yapılmak suretiyle meydana getirilir. Aralıklar, daha önce izah olunan taş, tuğla ve kerpiç dolgulu binalardakinin aksine, fazla daraltılmadan çıtalanır. Çıta çakılması, binanın her tarafında tamamlandıktan sonra sıva işine geçilir.

İlk önce katıklı çimento harcı ile kaba bir sıva vurulur. Bununla çıta aralıkları iyice kapatıldıktan sonra üzerine ince sıva yapılır.


5. Tahta Kaplamalı Karkas
Tahta ile kapatılacak karkas binalar daha iskelet kısmı yapılırken dikme aralıklarının mevcut tahta uzunluklarına göre ayarlanması icap eder. Bu maksat için 2 - 2,5 cm. kalınlığında ve 0,18 - 0,22 m. genişliğinde  rendelenmiş tahtalar kullanılır. Kaplama tahtaları, binanın aşağı kısmından başlanmak ve kenarları biri diğerinin üzerine bindirilmek suretiyle yatay sıralar halinde çivilenir. Bu şekilde çivilenen tahtalardan yağmur, duvara nüfuz etmeden aşağı tarafa doğru süzülerek akıp gider. Bunların en basiti rendelenmiş tahtaların birbiri üzerine bindirilerek çivilenmesinden meydana getirilen Yalı baskısı şeklinde olanıdır. Yapının durumuna, muhitin özelliğine uyularak Geçme Tahta kaplamalarda kullanılır.

                             
Karkas Binalarda Kullanılan Tahta Kaplama Şekilleri

6. Ahşap Dolgulu Karkas
Ağacın kolaylıkla temin edilebildiği ormanlık mıntıkalarda ahşap karkas olarak yapılan köy evlerinin dolgu malzemesi, geniş ölçüde ağaç malzemeden yapılmaktadır. Dizeme adı verilen bu ahşap binaların iskelet aralıkları yatay sıraların üst üste, düşey sıraların yan yana dizilmesiyle kapatılır. Bu tip yapılar yasak edilmiştir.


IV. AHŞAP DÖŞEME VE TAVANLAR
Ahşap binaların kirişlemeleri üzerine döşeme, alt tarafından tavan kaplanır. Bu itibarla binanın iki katını birbirinden ayıran yatay b ölmede, bu iki yapı kısım bir arada görülür.


1. Ahşap Döşemeler
Diğer döşeme cinslerinde olduğu gibi ahşap döşemelerde de, taşıyıcı vasıflarıyla beraber katlar arasında ses ve ısıyı tecrit bakımından önemli vazifeleri vardır.

Ahşap döşemeler, genel olarak kirişler ve bunlar üzerine dik vaziyette konan döşeme tahtalarından oluşur.

a- Döşeme Kirişleri :
Yapılarda kullanılan bütün kirişler gibi döşeme kirişleri de 5/7  oranında ve dikdörtgen kesitlidir ve daima dar ebatları üzerine oturtulur.

Kirişler, yapının daima dar açılığı istikametinde döşenir ve taşıyıcı duvar veya kiriş üzerine oturtulur. Buna Kirişleme adı verilir.  Kirişleme yapılırken kullanılan ağaç malzemenin özürsüz ve kusursuz olmasına dikkat edilir.

Kirişler, geniş açıklıklarda eklenmek icap eder. Kirişlerin duvara giren ve oturan yüzleri rutubet tesiriyle çürüyerek mukavemetinden kaybetmemesi için bu kısımların izolasyonu gerekir.

Döşeme kirişlerinin, bina dış duvarlarına tespiti çok faydalıdır. Bu itibarla 3-4 kirişten bir tanesi,  0,50 - 0,70 m. uzunluğundaki ankraj demirleri veya bağlama demirleriyle dış duvarlara raptedilir.

b- Döşeme (Tavan) Şekilleri :
Ahşap döşeme şekillerinin en basiti, bakkal tavanı adı verilen döşeme tipidir. Alt taraf yani tavan kısmı açıktır. Bu sebeple ses, ısı bakımından iyi bir tecrit vazifesi göremezler. Fakat haşere ve farelerin barınmasına müsait olmadığından bilhassa basit binalar için tavsiye olunur. Ucuz ve hafif bir döşeme şeklidir.

Bakkal tavanı şeklinde yapılan döşemeler, aşağıdan bakıldığı zaman kirişlerin görünmemesi ve aynı zamanda pek cüz’i de olsa ses ve ısı tecridi temini için alt kısımları tahta veya muhtelif cins levhalarla kaplanır.

Alt kısımları kapatılan ve daha ziyade ikametgâh olarak kullanılan binaların döşemelerinde, ses ve ısı izolasyonunu sağlamak maksadıyla kirişler arasına takriben 7 cm. kalınlığında bir kum ve cüruf tabakası serilir.

Bazı hallerde döşeme kirişleri altına bağdadi duvarlarda olduğu gibi dar aralıkla çıtalar çakılır ve üzerine vurulacak sıvanın iyi tutması için rabis teli adı verilen ince delikli bir tel gerilir. Bilahare üzerine sıva yapılır.

Bunlardan başka, ses ve ısı izolasyonunu arttırmak maksadıyla döşeme kirişlerinin yan yüzlerine 5/5 cm. ebadında kadronlar çakılarak kapak tahtalarıyla bölmeler meydana getirilir. Bu bölmelerin döşemeye ses ve ısı kazandırması maksadıyla içine tecrit maddesi yayılır. Tecrit maddesinin tahta aralıklardan aşağıya dökülmemesi için bölmedeki kapak tahtaları üzerine ruberoit serilir veya kil harcı sıvanır. Döşemenin alttan muntazam bir şekilde görünmesi için kiriş üzerleri tahta ile kaplanır.

c- Süpürgelikler :
Sıvanın, döşemeye yakın kısımları, gerek temizlik sırasında ve gerekse ayak ve sandalye çarpmalarıyla bozulur. Bunu önlemek maksadıyla sıvanın bitip, döşemenin başladığı kısma çepçevre, 0,05 – 0,10 m. genişliğinde ve 2 – 2,5 cm. kalınlığında Süpürgelik adı verilen bir tahta çakılır.


2.   Ahşap Tavanlar
İki kat arasındaki döşeme kirişlerinin üst tarafına döşeme kaplandığı, alt kısmına da tavan yapıldığını söylemiştik. Bu haliyle mevcut kirişler, üstten tesir eden yüklere göre ebatlandırılır. Halbuki üstüne döşeme yapılmasına lüzum hasıl olmayan çatı katındaki tavanlar, daha az ağırlığa maruz kalacağı düşüncesiyle daha küçük ebattaki kirişlerden oluşturulur. Bu kirişler eksenden eksene 0,50 – 0,75 m. ve hatta 1,0 m. aralıkla tertiplenir. Bununla beraber tavan kaplamasında kullanılacak tahtaların boyunu kiriş aralığının tespitinde, daima göz önünde bulundurmak gerekir.

Tavan tahtaları ya düz kenarlı olur, bu takdirde kurulduğu zaman aralıkların açılmaması için çıtalarla muntazam olarak süslü bir şekilde kapatılır veya kenarı, ortası kordunlu tahtalardan seçilir.

Bazı hallerde dürolit kontrolit ve elka gibi lif levhaları veya sunta gibi yonga levhaları ve yahut kontrplak gibi malzemeler kullanılarak ve ek yerleri çıtalarla kapatılarak tavanın hafif olması ve güzel görünmesi sağlanır.


3. Ahşap Merdivenler
Merdivenler hangi malzemeden yapılırsa yapılsın çıkış ve inişi kolaylaştırmak maksadıyla basamaklar için şu ölçü kabul edilmiştir.

2 h + L = 63 cm.

h = Basamak yüksekliği 16,5 cm. alındığı takdirde,
L = Basamak genişliği 30 cm. olur.

Bugünkü imar yönetmeliklerine göre apartman, okul, otel ve sinema gibi binaların iç ve dış merdivenleri, ağaç malzeme ile yapılamaz. Ancak bir ailenin ikametine tahsis edilen kır evi, villâ gibi meskenlerin ağır yükle ilgili bulunmayan servis merdivenleri ve girişlere güzel bir görünüş vermek için yapılan dekoratif mahiyetteki merdivenler, ahşap olarak inşa edilebilirler.

Ahşap merdivenler tek kollu, iki kollu (sahanlıklı, döner tiplerde) ve minare merdiveni olmak üzere muhtelif şekillerde yapılır.

a- Ahşap Merdiven Cinsleri :
Ahşap olarak inşa olunan merdivenler, umumiyetle iki yan tarafa uzatılan eğik kirişlerle, bunlar üzerine oturtulan basamaklardan teşekkül eder.

Merdivenler, rıhtlı ve rıhtsız olmak üzere muhtelif şekillerde yapılırlar. Basamakların yerleştirilmesine göre ahşap merdivenleri, gömme, çakma ve geçme olmak üzere üç kısma ayırmak mümkündür.


1. Gömme Basamaklı Merdivenler :
Ağaç malzemeden yapılan merdivenlerin en basit şeklini, rıhtsız olarak yapılan gömme veya sürme basamaklı merdivenler teşkil eder. Bilhassa ahır, samanlık ve çatı vs. gibi önemsiz yerlerde kullanılır.

Gömme basamaklı merdivenlerin kenarlarına konulan esas kirişler, bazen düz, bazen de döner bir şekilde kavisli olarak yapılır.
                   
         
2. Çakma Basamaklı Merdivenler :
Bu tip merdivenler içinde iki tarafa, 5-7 cm. kalınlığında ve 0,23 – 0,28 m. genişliğinde yani basamakların rahatça çakılabileceği ebatta yan kirişler uzatılır. Basamaklar, belli aralıkla bu kirişlere çakılan yastıklar üzerine oturtulur.
                           
Bu tip merdivenlerde rıhtsız yapılır, yani basamak aralıkları açık bırakılır.


3. Geçme basamaklı merdivenler :
Umumiyetle kat merdivenleri, bu tipte rıhtlı olarak yapılır. Basamak ve rıhtlar birbirlerine ve limon kirişlerine geçmeli bir şekilde tutturulur.

4 – 5 cm. kalınlığında alınan basamak tahtalarına uçtan 4 cm. kadar içeride yani rıhtın isabet ettiği yere yuva açılır. Rıht buraya geçirilir. Alttan ise basamak yanına vidalanır. Böylece üstten geçmeli, alttan vidalı olarak birbirine sıkıca bağlanan basamak ve rıhtlar yanlardan 2,5 cm. kadar limon kirişlerine sokulur. Basamaklar, kirişlere yerleştirildikten  sonra, alt ve üst kısımlarda en az 3 – 5 cm. kadar bir parça bırakılmalıdır.

Esas kirişler, kat döşeme kirişlerine geçmeli olarak dayandırıldığı gibi sahanlık girişlerindeki babalara zıvanalı geçme şeklinde de oturtulur. Merdiven altına sıva yapmak icap ettiği takdirde basamaklar, alttan kısa aralıklı olarak çıtalanır. Üzerine sıva teli gerildikten sonra sıva vurulur. Bazı hallerde sıva yerine tahta kaplama yapılır. Bu takdirde tahtalar, enine veya boyuna tertiplenerek çakılır.

b- Merdiven Korkulukları :Merdivenlerin korkulukları parmaklık ve küpeşte olarak iki kısımdır.


1. Parmaklıklar :
Ahşap merdiven parmaklıkları umumiyetle ağaç malzemeden köşeli, torna ile yuvarlaklaştırılmış ve süslü olarak muhtelif şekillerde yapılır. 0,14 m. ara ile konulan bu parmaklıklar, daha ziyade basamaklar üzerine dikilir. Budaksız, iyi cila tutan sert ağaçlardan elde edilmesi şayanı tercihtir. İnce çubuk demirden süslü bir şekilde yapılan parmaklıklar ekseriyetle yandan limon kirişlerine tutturulur.


2. Küpeşteler :

Sert ağaçlardan avuca iyice oturacak şekilde pek çeşitli profillerde yapılır. Küpeşteler, kavislerde kısa parçalı, düz kısımlarda ise uzun parçalı olarak tertiplenir. Ek yerleri, kırlangıç kuyruğu göğüslü geçme veya çivili bindirme ek şeklinde olur.  Parmaklık kısımları demirden yapılan ahşap merdivenlerin küpeşteleri ağaç malzeme olarak tertiplenir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap Yapılarda Bozulma Sebepleri
« Yanıtla #4 : 27 Haziran 2015, 00:59:43 »
Ahşap en eski inşaat malzemelerinden biridir. İşlenmesi kolaydır, hafiftir, mukavimdir, ses, ısı ve elektrik yalıtımında mükemmel özelliklere   sahiptir.

Ancak aynı zamanda biyolojik bir madde olan ahşap dış etkenlerle çeşitli bozulmalara uğrar. Ahşaba uygulanacak   çeşitli koruma işlemleri onu bu dış etkilere karşı korur. Bu bölümde   ahşabın başlıca bozulma nedenleri ve bunlara karşı nasıl   korunabileceğinden söz edeceğiz.

Ahşabın birçok biyolojik düşmanı da var. Mantarlar bakteriler, böcekler ve termitler. Bunlardan bazıları ahşabın tamamen yok olmasına bazıları ise sadece görüntü bozukluklarına neden olur. İşte bu özellik acaba kötü mü? Ormanda büyüyen ağaçların hiç yok olmadığını bir düşünün! Ahşap “doğada yok olabilen” bir malzemedir. “Çöpü“ yoktur. İstendiği zaman ona, onu sonsuza kadar yaşatacak tasarım ve teknolojiyi uygulayabilir, istediğimiz zaman da yakabilir ya da çürümeye terk edebiliriz. Burada özellikle yapıda kullanılan ahşap malzemeden bahsettiğimiz için ahşabın düşmanlarından ve onu bu düşmanlarından koruyacak önlemlerden söz edeceğiz.
 

YÜZEY BOZUKLUKLARI


Bakteriler
Özellikle   ağaçlar kesildikten sonra uzun süre su içinde bekletilirse, bazı   bakterilerin saldırısına uğrar. Bakteri tahribatı ahşabın taşıma gücünü   etkilemez. Ancak önkoruma işlemi ya da şeffaf boya, vernik   uygulamalarının sonunda yüzeyde lekelerin oluşmasına neden olur. Bakteri   tahribatı sadece yüzeyin bazı maddelere karşı geçirgenliğini arttırır,   bu da önkoruma malzemelerinin kurumasını geciktirir ve yüzeyde görüntü   bozukluğuna sebep olur. Ahşabın yapısını tahrip etmez. Mavi renk   mantarları sadece görüntüyü bozar   

Yüzey küfü ve mavi renk mantarları
Ahşapta   çürüme ve yüzey küfü, hava hareketleri yoluyla dağılan mantarlara ait   sporların yüzeyde birikmeleri nedeniyle meydana gelir. Bu sporlar   üzerindeki ahşap rutubetinin %20’nin üzerinde olduğu ortamlarda   gelişirler. Yüzey küfü ve mavi renk mantarları yüzey görüntüsünü bozar,   ancak ahşabın dayanıklılığını ve ömrünü azaltmaz. Önkoruma işlemlerinin   mavi renk mantarları ve yüzey küfü üzerinde etkisi azdır. Ancak bir çok   dış ortam kalitesindeki boyanın içerisinde bu tür bozulmaları önleyici   katkılar bulunur.

AHŞABI ÇÜRÜTEN MANTARLAR
Özellikle Türkiye’de sık rastlanan, ahşabın çürümesine neden olan mantarlardan bazıları şunlardır.

Kuru Çürüklük Mantarı (Serpula lacrymans)
Bu   mantar, nemli, sıcak ve rüzgarsız koşulları, %30-40 rutubetinde ve   bakım yapılmamış ahşabı tercih eder. Tahrip ettiği selüloz,   karbondioksite ve suya ayrışarak ahşabın mukavemetini kaybetmesine,   parmaklar arasında ezildiğinde kuru bir toz haline gelmesine sebep olur   bu sebeple de Kuru Çürüklük yapan mantar adını alır. Mantarın hüfleri,   gelişmesi için gerekli suyu yapının herhangi bir yerinde bulup   tuğlalardan nüfuz ederek tahrip edecek ahşap arar. İdeal büyüme   koşullarında, mantarın üreme organı bir yıl içinde gelişir ve buradan   milyonlarca pas kırmızısı renginde spor etrafa yayılır.
 
Kiler Mantarı (Coniophora puteana)
Kiler   mantarı, rutubeti yüksek ahşaptan beslenen, ıslak çürüklük   mantarlarından biridir. Ahşabın ağırlığının ve mukavemetinin azalmasına   ve sonuç olarak çökmesine sebep olur. Islak Çürüklük mantarları, Kuru   Çürüklük Mantarlarına nazaran daha fazla nem ihtiyacı duyarlar. Serpula   Lacrymans‘in aksine, bu mantar, etli bir sporofor gövdesi değil, ince,   zeytin yeşili, düz bir sporofor oluşturur. Ahşap yüzeyinin üzerinde   karakteristik koyu kahverengi çatlaklar meydana gelir. Genellikle   mahzenlerde veya sürekli olarak nemli olan yerlerde bulunur.

Beyaz Delikli Mantar ( Androdia Vaillanti)
Bu,   ıslak yumuşak ağaçtan beslenen diğer bir ıslak çürüklük mantarıdır,   sonuçta, ahşabın çökmesine sebep olur. Kuru Çürüklük Mantarlarına   nazaran daha aşırı sıcaklıklara (27°C-36°C) toleranslıdır. Mycelium’u   (hüf kitlesi), ahşabın yüzeyinin üzerinde, kar beyaz renkli yelpaze   şekilli oluşumlar meydana getirir. Sporoforları ve sporları da yine açık   renklidir. Kömür madenlerinde sıkça rastlanan bir mantardır ancak aynı   zamanda, nemli binalarda da bulunur.
 
Beyaz Çürüklük Mantarları
Beyaz   çürüklük yapan mantarlar, odunun esas yapısını meydana getiren tüm   bileşiklerini, yani hem lignin hem de karbonhidratları tahrip etme   kapasitesine sahiptirler. Teorik olarak odun hammaddesinin tümünü tahrip   edebilmektedirler. Böylece çeperde incelme yeknesak bir şekilde olmakta   ve hücre çeperinin tahribatı yeknesak bir şekilde ilerlemektedir. İki   esas tipe ayrılmaktadırlar. Birinci beyaz tip çürüklükte sağlam odun   içerisinde genellikle birbirinden ayrı boşluklar oluştuğundan, bu   görünüşe Delikçikli Çürüklük adı verilmiştir. İkinci tip beyaz çürüklük   mantarlarının hücre çeperinde oluşturduğu küçük delikçikler tedricen   büyüyüp, sayıları artar, sonunda delikçikler birleşerek hücre çeperi   kompleksini ortadan kaldırır. Böylece odunda çıplak gözle görülebilecek   büyüklükte boşluklar oluşur. Beyaz çürüklüğe uğramış oduna çıplak gözle   bakıldığında renk değişimi ve ağırlık kaybı dışında fazla bir değişiklik   tespit edilmez.     
 

BÖCEKLER



Mobilya Böceği (Anobium punctatum)
Bu   ahşap kemiren böcek hem yumuşak hem de sert ahşaba hasar verebilir.   Böceğin larvası, selülozu sindirerek ahşabı deler. Yaklaşık olarak 2 ila   6 yıl içinde bunlar, yetişkin böcekler haline gelirler. Yaz aylarında,   1-2 mm çapında karakteristik yuvarlak delikler oluşturarak dışarı   çıkarlar. Çiftleşme sonrasında dişiler yumurtalarını (80 kadar),   çatlaklara, dar boşluklara bırakırlar. Yumurtalar çatlar ve yeni bir   nesil, yeni bir yaşam çevrimine başlar. Yaşam çevrimi, daha önce mantar   tahribatına uğramış rutubetli ahşapta, 3 yıla kadar inebilir. Larvaları   1-2 mm çapında, 4-6 mm uzunluktadır.

Ölüm Saati Böceği (Xestobilum rufovillosum)
Bu   ahşap delici böcek, mobilya kemiren böceğin akrabasıdır, ancak çok daha   büyüktür. Larvaları 10 mm uzunlukta, uçuş deliği geniş ve yuvarlaktır,   (2-3 mm çapında). Ortaya çıkan toz kabadır ve rulo şekillidir. Bu   böceğin larvaları, genellikle bozunan meşe ahşabında bulunur ve   yumurtadan yetişkine kadar olan hayat çevrimi 3 yıldan 10 yıla kadar   olabilir. Kuru ve sağlam tahtada, larva, pupa haline gelmesi öncesinde   12 yıla kadar tünel açabilecektir. Birçok diğer delici böcekte olduğu   gibi, tüm hasarı yapan, ahşaptan beslenen larvalardır. Sonuç olarak   larva pupası böcek haline gelir ve bunlar ahşaptan dışarıya çıkarlar ve   çiftleşirler, çevrim tekrar başlar. Dişi, 200 e kadar yumurta bırakır.   Genelde, sadece sert ahşaba zarar verirken, bu ahşap delici böcek,   yumuşak ahşabın bozulması ile beslenir. Böceğin başının sebep olduğu   vurma, bahar aylarında, uçuş mevsiminde, bir çiftleşme çağrısıdır.
     
Bu böceğin kiliselerde bulunması, ona ölüm saati isminin takılmasına neden olmuştur.
   
Ev Teke Böceği (Hylotrupes bajulus)
Bu   ahşap kemirici böcek, kurutulmuş yumuşak ahşaba zarar verir ve   yumurtalarını, ahşabın çatlaklarına ve dar boşluklarına bırakır.   Yumurtalar, 3 hafta içerisinde larvalara dönüşür. Larvalar, tünel   açarak, bir gün içerisinde, kendi boylarına varan mesafede ahşabı imha   edebilirler. Olgunluk dönemine yaklaştıklarında, yaklaşık olarak 35 mm   uzunluğunda olduklarından, bu böceklerin sebep olduğu zarar inanılmaz   olabilir.

Ev teke böceği larvası    3-10, uygun olmayan   şartlarda 17 yıl, tünel açtıktan sonra, yetişkin böcek, çiftleşme   mevsiminde ahşabı terk eder, geride 10 mm ye kadar uzunlukta ve 6 mm ye   kadar genişlikte olabilen karakteristik oval bir uçuş deliği bırakır.   Çiftleştikten sonra, bir böcek 200 e kadar yumurta bırakabilir. Bu böcek   Avrupa, Rusya, Güney Afrika ve ülkemizde bulunmaktadır. Görüldüğü   bölgelerde kullanılan tüm yumuşak ağaçlar uygun önkoruma işleminden   geçirilmelidir. Ahşap rutubetinin % 28-30 olmasını ve 28°-30°’lik   sıcaklıkları sever. Rutubet % 8’in altına indirilirse ölür.
     
Odun Oyan Bitler (Pentarhum huttoni ve Euophryum confine)
Rutubetli   şartlarda kullanılan, çürümüş, yumuşak ve sert ahşapta görülür.   Havalandırma imkânı az olan yer döşemeleri, mahzenler, kilerler ve   rutubetli zemin ya da duvarla temasta olan yerlerde kullanılan ahşap   özellikle hassastır. Yukarıda sayılan şartlarda kullanılan kontrplaklara   da arız olurlar. Larvaları ağaç malzemede liflere paralel yönde çok   sayıda tüneller açarlar. Tüneller çoğunlukla odun yüzeyine açılır. Pupa   devresinden sonra malzemeyi terk ettiklerinde açtıkları uçma delikleri   küçük, yaklaşık 1 mm çapında olup, deliklerin kenarı düzgün değildir.   Ergin böceğin görünümü, mobilya böceğine benzediğinden, teşhiste dikkat   edilmelidir. Sağlam kuru ahşabı tahrip etmediklerinden rutubet kaynağı   kaldırılır ve mantarların arız olması önlenirse önkoruma işlemlerine   gerek yoktur.
 
TERMİTLER
Genenelde ancak   yanlış olarak “beyaz karıncalar” olarak tanımlanan termitler, ahşap   oyucu böceklerin en yıkıcılarıdır. İngiltere’de görülmezler ancak Tropik   Bölgelerde, ABD’de, Avustralya’da ve daha az bir oranda, Avrupa   Kıtasında görülürler. Ahşaba ek olarak, canlı ağaçlara, ekinlere ve   plastik ve kauçuk dahil diğer birçok malzemelere saldırırlar. Geniş   olarak bakılırsa, iki ana grupta incelenirler: 

Kuru Odun Termitleri (Kalotermes flavicollis)
Bunlar,   tamamıyla ahşabın içinde çalışırlar ve genellikle, çok ciddi hasar   meydana gelene kadar belirlenemezler. Tahribat, yumurtalarını, ahşap   malzemeler ve mobilyaların çatlaklarına veya birleşim yerlerine   bırakarak uçan yetişkinlerle başlar. Bu böcekler esas olarak, kıyı   bölgelerinde bulunmaktadır.

Toprakaltı Termitleri
Bunlar   yaygınlardır ve büyük tümseklerin içinde veya yaşlı ağaçların   kütüklerinde yaşarlar. Kurumadan korunmak için çamur tünelleri inşa   ederler. Bu çamur tünelleri, termit tehlikesinin büyük bir delilidir.   Yeraltı termitlerinin en sık rastlanan üç grubu, ıslak ahşap termitleri   (Termopsidae), nemli ahşap termitleri (Rhinotermitidae) ve yeraltında   yerleşen termitlerdir.


Tarihî yapıların bozulma sebepleri

Yapıların   onarımına geçilmeden önce, harap duruma gelmelerine neden olan etkenler   gözlem ve teknik incelemelerle araştırılıp saptanır. Restorasyonu   yapacak mimar ve restoratör yapıyı dikkatle incelemek zorundadırlar. Onu   çeşitli zamanlarda: yazın aşırı güneş altında, yağmur yağarken, karla   örtüldüğünde izleyerek, bu koşullardan nasıl etkilendiğini, nasıl   davrandığını gözleyip kaydetmeli, çatlama, çiçeklenme, yosunlanma ve   benzeri diğer bozulmalarını saptayıp bunlara neden olan etkenleri   araştırarak çalışmalarını sürdürmelidir. Mimar ancak binayı iyice   tanıdıktan sonra ''tanı''sını koyarak iyileştirme çareleri bulmaya   girişebilir. Hasar nedenlerini, bozulma sürecini kavramadan yapılacak   müdahaleler yanlış olabilir, ya da tanı doğru konulmadığı için yapılan   işlem amaca hizmet etmekten uzak kalabilir. Hasar nedeni ortadan   kaldırılmadığında bozulmalar devam eder, harcanan zaman ve emek boşa   gider. Ayrıca gecikmeden ötürü hasar büyüyebilir, başka sorunlar ortaya   çıkabilir.

Tarihi yapıları restorasyon öncesinde ayrıntılı olarak   incelemeye geçmeden önce, hasara neden olan etkenleri gözden geçirmek   yararlı olacaktır.

Yapının konumundan kaynaklanan hasarlar
Yapının   bulunduğu yer (yamaç veya dere yatağı) onun iklime bağlı etkilerden   daha yoğun olarak zarar görmesine neden olabilir. Bir yamaç eteğinde,   çukurda yer alan bir yapı, önlem alınmadığı takdirde su baskınlarının   tehdidine açık durumdadır. Eyüp'te Haliç kıyısına yakın kesimde bulunan   türbeler yamaçtan gelen yüzey sularının iyi toplanmaması sonucu,   sağanaklar sonrasında uzun süre su içinde kalmakta, ahşap kapıları   çürümekte, döşemelerinde, duvarlarının alt kesimlerinde bozulmalar   gözlenmektedir.

Zemin özellikleri
Yapının   üzerine oturduğu zeminin mukavemetinin düşük olması, ya da homojen   olmaması zamanla yapıda bazı hareketlerin oluşmasına, dönme, farklı   oturma gibi gözle görülebilen bozulmalara neden olabilir. Temel   altındaki zemin homojen olmadığında yapıda çatlamalar görülür.   Çatlakların yapıdaki yerlerine, doğrultularına bakılarak hasar nedeninin   zeminden kaynaklanıp kaynaklanmadığı hakkında kabaca fikir edinmek   mümkündür. Eğer yapı iki ucundan sağlam zemine oturuyor, arada kalan   bölgede zemin gevşekse, cephede kapı ve pencere boşluklarının   köşelerinden başlayan ve 45 derece açıyla yanlara doğru gelişen   çatlaklar gözlenir. Eğer yapının cephesinin yalnız orta kesimi altında   sağlam zemin varsa, çatlaklar kama görünümündedir; aşağıda dar, yukarı   doğru açılan bir düzen gösterir. Zeminden kaynaklanan hasarların   tanınması ve düzeltilmesi zemin mühendislerinin uzmanlık alanına   girmektedir; ayrıntılı inceleme için onlara danışılır. Durumun   özelliğine göre bir çözüm seçimi söz konusudur: oldukça zor ve pahalı   bir işlem olan zemin sağlamlaştırma veya sağlam zemine inen temel yapımı   gibi işlemler gerekebilir.

Bir yapının fay hattı üzerinde yer   alması, ya da oluşumunda çatlaklar bulunan bir kaya üzerinde yapılmış   olması da onun bozulma, yok olma riskini arttıran etkenlerdir.

Strüktür tasarımındaki hatalar
Binaların   taşıyıcı sistemlerinde ilk tasarımdan gelen boyutlandırma hataları   varsa; örneğin duvar, ayak, payanda gibi öğeler üzerlerine gelecek yatay   ve düşey yükleri karşılayacak kesitlerde yapılmamışlarsa ciddi hasarlar   ortaya çıkabilir. Taşıyacağı yüke göre ince/yetersiz kesitli bir duvar   zamanla bel verebilir; payandaların yetersiz olması durumunda, kemer,   tonoz veya kubbede açılmalar olur, hatta sistem yıkılabilir. Taşıyıcı   sistemi hatalı tasarlanmış olan anıtların belki de en görkemlisi   İstanbul Ayasofyası'dır. ilk tasarımında şimdiki kubbesinden çok alçak   bir yelken tonozla örtülen bina, 31 m. açıklığında bir kubbeyi   destekleyecek payanda düzenine sahip olmadığı ve çok hızlı inşa edildiği   için kubbenin itkisiyle yan duvarlarda açılmalar olmuş ve kubbe   geçirdiği ilk deprem sonrasında çökmüştür (558).

Temellerin   zayıf, yetersiz kesitte olmaları da üst bölümlerde, duvarlarda, taşıyıcı   ayaklarda çatlamalara, düşeyden ayrılmalara neden olabilir.

Hatalı malzeme kullanımı
Antik   dönemden günümüze, önemli yapıtların özenle seçilen malzemelerle   yapılması mimarlık geleneğidir. Anadolu'nun birçok ören yerinde   rastlanan tapınak, tiyatro gibi anıtlar iri boyutlu, dayanıklı taşlarla   yapıldıkları için günümüze kadar gelebilmişlerdir. Mimar Sinan   İstanbul’un genel görünümünü etkileyen Şehzade, Süleymaniye, Mihrimah   Sultan külliyelerini, Osmanlı döneminde Bakırköy çevresinde çıkarılan   küfeki taşının yoğun ve homojen tabakalarından hazırlanan bloklarla inşa   etmiştir.

Geleneksel mimarlığımız taş, kerpiç, tuğla, ağaç gibi   doğal kökenli malzemelerle oluşturulmuştur. Kullanılan malzemelerin iyi   nitelikli olmaması, yapıların bozulmasını hızlandırmaktadır. Taşların   içinde kil tabakalarının, başka yabancı maddelerin bulunması hızlı   aşınmaya, taşın yabancı maddelerin bulunduğu tabaka ya da damardan kopup   ayrılmasına neden olur. Tortul külteler doğada yatay tabakalar halinde   yer alırlar. Taşın binada doğadaki tabakalaşmasına uygun olarak yer   alması da önemlidir. işlenmeleri sırasında cepheye gelecek kısımlarına   dikkat edilmeli, tabakasına başka bir deyişle suyuna göre   biçimlendirilmelidir. Eğer blok, taşın suyuna ters olarak hazırlanır ve   tabakalaşmasına dikkat edilmeden yerine konursa, bozulma tabakaların   cepheden geriye doğru katman katman dökülmesi şeklinde olur. Taşın genel   yapısının dayanıksız olması da, kolayca ayrışıp dağılmasına neden olur.

Tuğla   yapılarda da tuğlanın iyi pişirilmiş olması yapının dayanımını arttıran   önemli bir etkendir. Kötü tuğlalardan yapılan duvarlarda hızlı aşınma,   dökülme, çukur oluşumu biçiminde yüzey kayıpları, ayrışma, dağılma   şeklinde hasarlar gözlenir. Kargir yapılarda ana malzemeyi birleştiren   harcın niteliği de binanın mukavemetini etkileyen önemli bir etkendir.   Çamur veya zayıf kireç harçları ile örülen duvarlarda, bozulan harç   çözülerek yapının dağılmasına yol açar.

Ahşap strüktürlerde sert   ağaç kullanılması yapının ömrünü uzatır. Türkiye'de ise çoğu yumuşak   ağaçlarla yapılan ahşap çatkılar daha kısa ömürlü olmakta, harap   strüktürlerle birlikte bir yaşam kültürünün izleri de ortadan   kalkmaktadır.

Kötü işçilik ve detay kullanımı
Yapıyı   oluşturan bileşenlerin uygun bir bağlayıcı malzeme ve teknikle   birleştirilmeleri dayanımları açısından önemlidir. Kesme taş yapılarda   blokları birleştirmek için kullanılan kenet ve mil gibi korozyona   uğrayabilecek demir bağlantı elemanlarının iyi izole edilmemesi   sonucunda, derzlerden içeri giren su demir öğelerin paslanmasına neden   olmaktadır. Paslanma sırasında hacmi büyüyen kenet ve miller,   yarattıkları iç gerilimle birleştirdikleri duvar bloğunu veya söve,   sütun başlığı gibi mimari bileşenleri çatlatmakta, müdahale edilmeyip   bozulma ilerlediğinde, mimari öğe parçalanmaktadır.

İlk tasarım   hatalarını düzeltmek bazen çok zor olabilir, hasarlar sürekli bakım ile   giderilmeye çalışılır. Görünüş açısından bir sakınca olmadığı durumlarda   daha uygun bir malzeme kullanımına gidilebilir: örneğin demir mil ve   kenetleri paslanmaz çelik ya da titanyum ile yenilemek uygun bir   çözümdür.

Yapıyı kurtarmak için başka çözüm bulunamıyorsa, ilk   tasarım hatası uygun bir detay çözümü ile giderilmeye çalışılır. Bol   yağış alan yörelerde çatıların eğimli yapılması, iyi bir kaplama   malzemesi ile örtülmesi binaları korur. Düz çatılar sürekli bakım   gerektirir, ayrıca teras çatılarda su geçirimsizliğini sağlamak zor   olduğu gibi yoğuşma nedeniyle de bozulmalar görülecektir.

Uzun süreli doğal etkenler
Yapılar   uzun yıllar doğanın değişik etkileri altında yıpranır ve sürekli bakım   sağlanmazsa ciddi hasarlar gözlenir. Sıcak yaz günlerinde aşırı sıcak   karşısında genleşen malzemeler, soğuk kış günlerinde dona maruz kalır;   ısı farkları, donma çözünme döngüleriyle malzemeler yorulur, yıpranır.   Suyun kapilarite ile bina içindeki hareketi de yapı malzemelerinde   hasara neden olmaktadır. Zeminden yükselen nem strüktürü ıslatarak   taşıyıcı sisteme gelen yükü fazlalaştırdığı gibi, ayrıca içinde taşıdığı   tuzların duvar yüzeyinde buharlaşması sonucu çiçeklenmelere, duvarın   fiziksel ve kimyasal yapısını bozucu etkilere neden olabilmektedir.

Yağmur   sularının bozulan bir çatı kaplaması veya deresinden dolayı binadan   hızla uzaklaştırılamaması, yosun ve otların gelişmesine uygun ortamı   hazırlar. Bozuk olan ayrıntı çevresinde yosunlar yerleşir, ahşap çatı ve   döşemelerde mantarlar gelişir. Ciddi hasarların başlangıcı ola- bilecek   bu bozulmaların sürekli bakımla giderilmesi gerekir.

Yağmur   sularının yüzeyden akarken yaptıkları aşındırıcı etki de, özellikle   kolayca aşınan taşlarla yapılmış anıtlarda önemli hasarlara yol   açabilir. Suyla ilgili olan don olayı da anıtları tahrip eden önemli   etkenlerden biridir. Çatlaklara giren su donduğunda kama etkisi yaparak   çatlakların büyümesine, büyük parçaların kopmasına yol açar.

Bakımsızlık,   dikkatsizlik, kötü detaylandırma gibi etkenlerle birleşen don,   düzeltilmesi güç ve çoğu kez pahalı olan kayıplara neden olmaktadır.   Örneğin Osmanlı yapılarında pencere sövelerinin alt kısımlarındaki   parmaklık yuvaları kurşunla doldurulmadığında, bu boşluklara giren sular   kışın don etkisiyle genleşmekte, sövenin pencere demiri dışında kalan   parçasını kopartmaktadır.

Rüzgarın taşıyarak getirdiği ve   çatılara, duvar oyuklarına, boşalmış derzlere yerleştirdiği tohumların   gelişmesiyle birçok bakımsız binanın cephesinde, üstünde incir, aylandız   gibi ağaçların kök salıp geliştiği gözlenmektedir. Rüzgar, özellikle   deniz tuzu ve kumlarla birlikte etkidiğinde hızlı ve ciddi yüzey   aşınmalarına neden olabilmektedir.

Dalgalar da sürekli   etkileriyle kıyı yapılarında, rıhtım ve Limanlarda aşınma ve   yıpranmalara neden olurlar. Dalgaların neden olduğu diğer bir hasar,   rıhtım altındaki zemini oyarak bitişik yapıların temellerini   zayıflatması ve denize doğru kaymalarına neden olmasıdır. Özellikle   tanker, vapur ve benzeri deniz taşıtlarının yaptıkları yanal etki   sonrasında suların geri çekilmesi sırasında zemindeki çözülme   şiddetlenmekte ve hasar artmaktadır.

Yeraltı suları ve nehirleri   de benzer biçimde temel altındaki toprağı sürükleyerek temelleri   mesnetsiz bıraktıkları için zararlı olurlar. Binalarda ani çatlamalar,   düşeyden ayrılmalar görüldüğünde gerekli önlemler alınarak yapıların   kurtarılmasına çalışılmaktadır.

Kuşlar, böcekler, fareler gibi   hayvanlar da anıtlara zarar veren etkinliklerde bulunur. Martılar   avlarını çatılarda yemekte, bu sırada kurşun örtüyü delerek, binanın su   almasına neden olmaktadırlar. Güvercinler camilerin camlarını kırarak   içeri girmekte, minare boşluklarında yuva yaparak içeride büyük miktarda   gübre, çöp toplanmasına yol açmaktadırlar. Ahşap kurtları ise, içten   içe ahşabı kemirerek bünyesini zayıflatırlar. Liken ve mikroorganizmalar   taşların üzerine yerleşerek onların bozulmasına neden olurlar.

Doğal âfetler
Ne   zaman olacağı önceden bilinmeyen, aniden şiddetli bir felaket olarak   ortaya çıkan deprem, toprak kayması, sel, tayfun gibi olaylar tarihi   çevrelerin, anıtların hasar görmesine neden olmaktadır. Deprem kuşağı   üzerinde bulunan ülkemizde tarih boyunca anıtlar yer sarsıntılarından   hasar görmüş, yıkılmış, tekrar yapılmışlardır.

Yanardağ patlaması   da can ve mal kaybına yol açan, belli yerleşimlerdeki yaşamı tümüyle   yok eden önemli doğal afetlerden biridir.

Seller özellikle akarsu   yanındaki tarihi yerleşmelerin uğradığı bir afettir. Edirne, Amasya   gibi tarihi kentlerimizde anıtlar yüzyıllar boyunca bahar dönemlerinde   taşkınlardan etkilenmişlerdir. Hızlı, güçlü akıntılar, seller köprü   ayaklarında hasarlara neden olurlar.

İnsanların neden oldukları hasarlar
insanlar   bakımsızlık, terk, kasıtlı tahrip gibi eylemlerle tarihi yapıların yok   olmalarına yol açabilirler. Bir tarihi yerleşmenin terk edilmesi ve   orada bulunan kentsel dokunun, önemli anıtların bakımsız kalması çoğu   kez sosyal, ekonomik sorunlarla ilişkilidir. Anadolu'nun birçok yerinde   1920'Ierde Mübadele sırasında boşalmış eski Rum köylerinin de hazin   birer harabe olduğu gözlenmektedir. İstanbul’da Zeyrek ve Süleymaniye   semtlerindeki konaklar, asıl sahiplerinin kentin yeni bölgelerine   göçmeleriyle terk edilmişler, kira evi olarak slumlaşmışlardır.   Sahiplerinin Kültür Bakanlığı'nın aynen koruma kararından hoşnut   olmayarak ''yıkılsın, yerine yenisini yapalım'' isteğiyle kaderine terk   ettikleri tarihi binalar da her yıl biraz daha harap olmaktadır.

Kötü Kullanım ve Onarımlar
Kötü   kullanım, harabiyeti hızlandıran önemli bir etkendir. Asıl sahipleri   farklı yerlere göçtüğünde, eski konutlar kira evi olarak çeşitli   ailelerin kullanımına verilmekte ve yeni kullanıcıların isteklerine göre   gelişigüzel eklenen ara kat, bölme duvarları, sokak cephesine açılan   vitrin, ayrı giriş ve benzeri öğelerle hızla değişime uğramaktadır.   Safranbolu evlerinin veya İstanbul’da Zeyrek ve Süleymaniye'deki ahşap   evlerin kötü kullanımıyla ilgili sorunlar birbirine çok benzemektedir.

Tarihi yapılarda bilinçsizce yapılan değişiklikler strüktür düzeninde aşırı yükleme veya süreksizliklere neden olmaktadır.

Venedik   Tüzüğü'nün 9. maddesinde de belirtildiği gibi, onarım uzmanlık   gerektiren bir iştir. iyi yetişmiş mimar ve restoratörler tarafından,   uygun malzeme ve teknik kullanılarak gerçekleştirilmeyen onarımlar kaba   tamirden öte geçememektedir. Anıtların tarihi, estetik değerlerini,   yapılacak müdahale sınırlarını tanımlayan koruma kurullarının anıtların   koruma derecelerini belirlerken hata yapmaları da anıtların zarar   görmesine neden olmaktadır.

Bayındırlık etkinlikleri
Yeni   yollar açılması, barajlar yapılması tarihi çevreleri tehdit eden çağdaş   imar hareketleridir. 1950'Ierde İstanbul’da gerçekleştirilen yol   genişletme etkinlikleri, 1980'Ierin ikinci yarısında açılan Tarlabaşı   Bulvarı tarihi binaların yıkılıp yok olmasına neden oldu. Tarih öncesi   ve değişik tarihi dönemlere ait arkeolojik sitler, kırsal yerleşmeler   Doğu Anadolu'da yapılan Keban ve Atatürk barajlarının suları altında   kaldılar. Kentlerin plansız gelişmesi, veya yeni planlarla sağlanan imar   haklarıyla kat yüksekliklerinin aşırı artması tarihi yapıları olumsuz   etkilemekte, hatta algılanmasını olanaksız kılmaktadır. Aşırı yüksek   kütlelerle çevrilen külliyelerin siluetteki etkisi zayıflamakta,   yoğunluğun artması tarihi yerleşmelerin dar sokaklarının genişletilmesi   için baskı yaratmakta, gürültü ve istenmeyen yabancı öğelerin   girmesiyle, tarihi çevre görsel bütünlüğünü, uyumlu çevre etkisini   yitirmektedir. Önlem almadan eski binaların bitişiğinde derin kazılar   yapmak, altından yeraltı geçitleri, tüneller geçirmek, zemin altında   maden galerileri açmak vb. etkinlikler de temellerin mesnetlenme   düzenini bozarak hasara neden olmaktadır. Tarihi binaların yakınında   derin bodrumlu yeni yapılar inşa edilmesi de zemin suyu seviyesini   düşürdüğü için sakıncalıdır.

Hava Kirliliği
Atmosferi   kirleten sanayi atıkları, ısınma sistemleri, kömürle çalışan vapurlar,   motorlu taşıtlardan çıkan zararlı gazlar, yapıların üzerinde kirli bir   tabakanın oluşmasına, ayrıca taşları eriten asit yağmuruna neden   olmaktadır. Havadaki karbondioksit, kükürt dioksit ve kükürt trioksit   gazlarının yağmur suyunda erimesiyle taşları eriten asitler   oluşmaktadır. Islanan yüzeylerdeki bezemeler asitin aşındırıcı etkisiyle   ayrıntılarını yitirmektedir. Arada sırada ıslanan cephelerde ise kara,   geçirimsiz bir tabaka oluşur. Cephelerde biriken kurum mimari   ayrıntıların algılanmasını engellemekte, bu kir tabakası altında kalan   taşlar özelliklerini yitirerek erimektedirler. Zamanla kabaran, dökülen   kabuklar sülfatlaşma belirtisi gösterir. Gözenekleri kalsiyum sülfatla   dolan taşlar, bozulma derinliğine bağlı olarak, yüzeyden ıslanma alanı   sınırına kadar, tabaka halinde dökülür.

Trafik
Tarihi   kentlerin insan ve at arabası trafiğine göre düzenlenmiş olan sokak   dokusunun kamyon ve benzeri ağır taşıt trafiğine açılması, bu yollar   çevresindeki yapılarda titreşimler ve temellere yapılan baskı sonucu   ortaya çıkan hasarlara neden olmaktadır. Dar sokakların köşeleri, tarihi   kapılar da turist otobüslerinin veya kamyonların sürtünmeleri sonucu   çizilmekte, zarar görmektedir. Korunması istenen kentsel dokularda   gerekli plan kararları alınarak yayalaştırma bölgeleri oluşturmak,   trafiği denetlemek, daha uygun yerlere kaydırmak gerekmektedir.

Ender   olmakla birlikte, trafik kazaları (kara, hava ve deniz) da anıtlarda   kayıplara neden olmaktadır. İstanbul Boğazı'nda gemilerin kıyıya çıkması   ve yalıları yıkması birkaç kez tekrarlanan kazalar arasındadır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap İskeletli Türk Yapıların Depreme Dayanıklılığı
« Yanıtla #5 : 27 Haziran 2015, 10:34:03 »
Bu   çalışma, Türkiye’deki geleneksel ahşap iskeletli konutların deprem   davranışlarını değerlendirmek ve 17 Ağustos 1999 Kocaeli, 12 Kasım 1999   Düzce depremlerinin etki alanı içinde kalan ahşap iskeletli yapıların   deprem dayanımı açısından irdelenmesini amaçlamaktadır. 1999 yılında   yaşanan depremlerden en fazla etkilenen Kocaeli, Sakarya, Yalova ve   Düzce illerindeki geleneksel ahşap iskeletli konutlar çalışma   kapsamındadır. Çalışmanın sonucunda bölgedeki geleneksel ahşap iskeletli   konutların deprem dayanımlarının iyi olduğu, ancak yapıların sahip   oldukları özelliklere bağlı olarak hasar alabildikleri gözlenmiştir.

1999   yılında yaşanan depremlerde, ahşap iskeletli konutlarda meydana gelen   hasarlar, genel olarak bölgedeki yapıların 1943 ve 1967 yılında olmak   üzere iki büyük deprem yaşamış olmaları ve ahşap elemanların   niteliklerini kaybetmeleri nedeniyle meydana gelmiştir. Ahşap iskelette   payanda yerleşimine dikkat edilmesi, ahşap elemanların birbiri ile   bağlantısında çivinin yanı sıra geçme yöntemlerinin de kullanılmış   olması, bölgedeki ahşap iskeletli yapıların depreme dayanımlarını   artırmıştır.

Anahtar kelimeler: Geleneksel ahşap iskeletli Türk   konutu, deprem davranışı, depreme dayanıklı yapı, 1999 Kocaeli ve Düzce   depremleri hasarları.

Geleneksel ahşap   karkas yapım tekniği, Türkiye’nin, deprem riskinin de yoğun olduğu   Kuzey ve Batı Anadolu, Marmara Bölgesi ve Orta Anadolu’nun kuzey   kuşağında yaygın olarak uygulanmıştır. Ahşap çatkı (iskelet) ile onu   oluşturan dikme ve kirişler arasındaki boşlukların doldurulması ya da   kaplanmasıyla oluşturulan bu yapılar, hımış, bağdadi ve ahşap kaplamalı   olarak sınıflandırılırlar. Taş bir temel üzerine kurulan ahşap iskeletin   arasına kerpiç ya da tuğlalar doldurulmasıyla oluşturulan yapılar   “hımış” (Arseven, tarihsiz), ahşap iskeletin üzerine 2-3 cm genişlikte   çıta çakılarak, sıvananlar “bağdadi” (Hasol, 1979), iskeletin dıştan   tahta ile kaplanması, içten bağdadinin üzerinin sıvanmasıyla oluşturulan   ve iç, dış kaplama arası boş bırakılan yapılar da “ahşap kaplamalı”   (Arseven, tarihsiz) olarak tanımlanır. 
 
Türkiye’de ahşap   iskeletli yapım tekniği ile yapılan en erken tarihli konut örnekleri   Onyedinci Yüzyıla gitmektedir. Ahşap iskeletli konut yapımı yirminci   yüzyılın ilk çeyreğine kadar yaygın olarak devam etmiştir. 1940’lardan   sonra ise bu gelenek, kırsal alanlarda, kısıtlı olarak sürmüştür. 
 
Bu   çalışmanın amacı, Türkiye’de yaşanan son iki büyük deprem olan, 17   Ağustos 1999 Kocaeli ve 12 Kasım 1999 Düzce depremlerinin etki alanında   bulunan ahşap iskeletli geleneksel konutların deprem davranışlarının   saptanması ve bu yapıların deprem dayanımlarının irdelenmesidir.

1999 yılında meydana gelen depremlerin etki alanında bulunan ahşap iskeletli konutlar 
17   Ağustos 1999 ve 12 Kasım 1999 depremleri, Kocaeli, Sakarya, Yalova,   Düzce ve Bolu illerini etkilemiştir. Bu bölge tarihin ilk çağlarından   itibaren birçok kez hasar yapıcı depremlerle karşılaşmıştır (Guidoboni,   1994; Ambraseys ve Finkel, 1995; Ambraseys ve Jackson, 2000). Son olarak   Yirminci Yüzyıl içinde de Adapazarı 1943, Bolu- Çerkeş 1944, Abant 1957   ve Adapazarı 1967 olmak üzere dört yıkıcı deprem yaşamıştır. 1996   yılında yayınlanan Türkiye’nin deprem bölgeleri haritasına göre (Özmen   ve Nurlu, 1997), bölgenin büyük bir bölümü I. derece tehlikeli deprem   bölgesi içinde yer almaktadır. Depremin etki alanı içinde kalan tüm   illerde Şekil 2’de görüldüğü gibi ahşap iskeletli yapılar bulunmaktadır.

Geleneksel   ahşap iskeletli konutlarda kullanılan malzeme ve yapım teknikleri bölge   genelinde aynı olsa da, her yöre kendine özgü bir yapı geliştirmiştir.   Farklılıklara karşın, bölgedeki geleneksel ahşap iskeletli yapılar,   genel olarak 1–3 katlı ve bodrumsuzdur. Evlerde asıl yaşam katı her   zaman birinci ve varsa ikinci kattır. Zemin kat, Adapazarı ve Kocaeli   gibi kent merkezlerinde, kiler, odunluk; ilçe ve köylerde ise ahır,   samanlık olarak kullanılmıştır. Genellikle zemin katlar, diğer katlara   göre daha yüksektir. Şekil 5’te görüldüğü gibi bölgede hımış yapılar   çoğunluktadır; iskeletin üzerinin bağdadi çıtasıyla, ya da ahşap   levhalarla kaplandığı yapılar ise azdır. Hımış yapılarda dolgu malzemesi   olarak, tuğla, ahşap, dal örgü, kerpiç ve taş kullanılmıştır.

Bölgedeki   bu ahşap yapılardan, Sakarya ili Adapazarı merkez, Sapanca ve Karasu   ilçelerinde ve Düzce ili Akçakoca ilçesinde bulunan bazıları, “kültür   varlığı” olarak koruma altına alınmıştır. Bölge içinde Kocaeli ili Gebze   ilçesi Tavşancıl beldesi, Gölcük ilçesi Yukarı Değirmendere beldesi,   Saraylı Köyü ve Düzce ili Konuralp Beldesi, geleneksel dokularını kısmen   koruyan yerleşmelerdir.

Bölge içindeki ahşap iskeletli yapılar:
İnceleme   bölgesi içinde bulunan ahşap iskeletli yapılar, yapım tarihleri   açısından iki grupta toplanmaktadır. Şekil 3’te görülen ve “gelenek-sel   ahşap iskeletli konutlar” olarak tanımlanan ilk grup, yirminci yüzyılın   ilk çeyreğinde yapılanlardır. Şekil 4’te görülen ve “yakın tarihli ahşap   iskeletli yapılar” olarak tanımlanan ikinci grup ise, 1940’lı yıllarda,   ülkemizde çok sık yaşanan depremler sonrasında Bayındırlık   Bakanlığı’nın uyarıları doğrultusunda yapılmaya başlanan (Mimarlık,   1946) ve 1970’li yıllara kadar uygulanan yapılardır.

Kat   yükseklikleri eşit olan yapıların büyük bir çoğunluğunda birinci katın   orta ekseninde bir balkon ya da cumba yer almaktadır. Ahşap iskeleti   düzgün standart elemanlarla oluşturulan yapılarda, dolgu malzemesi   olarak tuğla kullanılmıştır. Yapılar çoğunlukla sıvanmamıştır.

Yapılan   incelemeler sonucunda bölgede yer alan ahşap iskeletli yapıların   çoğunun deprem önce-sinde mal sahiplerince terk edilmiş olduğu tespit   edilmiştir. Kullanılan yapılar ise geliri düşük  Kiracıların   elindedir. Bu nedenle çoğu bakımsızdır. Yapıların çoğuna sonradan helâ,   banyo gibi mekânlar eklenmiş, günümüz gereksinmelerine yanıt verecek   türden mutfaklar yapılmıştır. Gerekli görülen onarımlar, yapıda oturan   kişiler tarafından, günümüz inşaat malzemeleriyle, gelişigüzel bir   şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu yapıların çoğunda taşıyıcı sistemi   oluşturan ahşapların niteliklerini kaybettiği görülmektedir. Mal   sahiplerinin kullandıkları yapılar genellikle daha iyi durumdadır. Yakın   tarihli ahşap iskeletli yapılar ise hala kullanılmaktadır; bu nedenle   de Yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış olanlara göre daha bakımlıdırlar.

Bölgedeki ahşap iskeletli konutların strüktürel analizi
Bölgede   Şekil 6’da görüldüğü gibi zemin katı kâgir, üst katları ahşap iskeletli   ve Şekil 7’de olduğu gibi tüm katları ahşap iskeletli, olmak üzere iki   farklı türde geleneksel ahşap iskeletli yapı saptanmıştır. Ayrıca Şekil   8’de olduğu gibi hımış, bağdadi ve ahşap kaplamalı yapım tekniklerinin   aynı anda uygulandığı yapı örnekleri de bulunmaktadır.

İskeletin   kâgir bir zemin kat üzerine oturtulduğu geleneksel ahşap yapılarda,   genellikle temel subasman hizasına kadar yükseltilmiştir. Zemin katı   tümüyle taş duvar olan yapılar azdır. Bu az sayıdaki örnekte, duvarın   ahşap hatıllarla desteklendiği gözlenmiştir. Ancak bölgede hatılsız   kâgir duvar uygulaması da vardır. Duvarlar çoğunlukla moloz taşla ve   çamur harçla örülmüştür. Ahşap iskelet temele ya da kâgir bir zemin kat   üzerine yerleştirilirken genellikle taşıyıcı dikmeler bir taban   aracılığı ile temele oturtulmuştur. Alt tabanın oluşturulmasında, Şekil   9’da olduğu gibi tek ve çift tabanlı olmak üzere iki farklı uygulama   gözlenmiştir. Bölgede sadece Düzce Konuralp’de, taşıyıcı dikmelerin   doğrudan temele oturtulduğu örnekler tespit edilmiştir. 

Bölgedeki   yakın tarihli ahşap iskeletli yapılarda ise ahşap iskelet, daima bir   taban aracılığı ile temele oturtulmuştur. Yapıların birinci ve varsa   ikinci kat tabanları, alt tabanda olduğu gibi tek ya da bir yönde tek,   bir yönde çift tabanlıdır.

İskelette   dikmeler taban üzerine 3–4 m ara ile yerleştirilmişlerdir. Pencereler   köşeye ve birbirine yakın olduğu zaman, pencere boşluğu oluşturmak için   bu ana dikmeler arasına, ara dikmeler konulmuştur. İskelet sisteminde   yer alan dikmeler her zaman kare kesitlidir. Bölge-deki örneklerde zemin   ve üst katlar arasında yükseklik farkı olması nedeniyle, dikmeler aynı   yükseklikte değildir. Dikmelerde başlık kullanılması yaygındır. Köşe ve   ana dikmeler Şekil 10’da görüldüğü gibi genel olarak her iki yönden   payandalanmıştır.

Geleneksel   ahşap iskeletli konutlarda tekil (münferit) ve sürekli taş temel olmak   üzere iki tür uygulama ile karşılaşılmaktadır. Tekil temel örnekleri   daha çok ilçe ve köylerde, sürekli taş temel örnekleri genellikle   kentlerde uygulanmıştır. Bölgedeki yakın tarihli ahşap iskeletli   yapılar, çoğunlukla sürekli kâgir temellidir.

Birinci   katta çıkma olduğunda, döşeme kirişleri 45–50 cm uzatılmakta, cephede   dikmeler uzatılan döşeme kirişlerinin ucuna yerleştirilen taban üzerine   oturmaktadır. Bazen çıkmalar, ana ve ara dikmeler hizasındaki   konsollarla desteklenmiştir. Ahşap iskelet, en üst katın dikmeleri   üzerine konan üst taban ve taban üzerine yerleştirilen tavan kirişleri   ile tamamlanmak-tadır. Ahşap çerçeve, ana ve ara dikmelerden daha ince   yatay ve düşey elemanlarla bölünmüştür. Dolgu malzemesinin türü, düşey   bölme elemanlarının sıklığını belirlemektedir.

Dikmeler arasında   yer alacak pencerenin dik-melere yakınlığına bağlı olarak, payandanın   dikmenin ortasına yakın bir yere dayandırıldığı örnekler görülmektedir.   Pencerelerin yapı köşelerine yakın olduğu durumlarda payandalar farklı   şekilde yerleştirilmiş ya da hiç yerleştirilmemiştir. Çapraz payanda   örnekleri ile bölgede Şekil 11’de olduğu gibi daha çok yakın tarihli   ahşap yapılarda karşılaşılmaktadır

İnceleme alanı içinde yer alan   geleneksel ahşap yapıların taşıyıcı iskeleti, el aletleri ile kabaca   işlenmiş öğelerden oluşmaktadır. Taşıyıcılar genellikle kare ve   dikdörtgen kesitlidir. Özellikle köylerde ağacın işlenmeden, sadece   kabuğu soyularak kullanıldığı gözlenmiştir.

Yuvarlak kesitli   elemanlardan taşıyıcı iskelette ve çatılarda yararlanılmıştır. Yakın   tarihli ahşap yapılarda kullanılan elemanlar ise düzgün kesitli,   standart malzemelerdir. Bölgede bazı yapıların ahşap iskeletinde   kestane, çatılarında ise kavak ağacı kullanımı yaygındır. Çatısında   kestane ağacı kullanılan yapılar da vardır.

Dikmeler   arasında yer alacak pencerenin dikmelere yakınlığına bağlı olarak,   payandanın dikmenin ortasına yakın bir yere dayandırıldığı örnekler   görülmektedir. Pencerelerin yapı köşelerine yakın olduğu durumlarda   payandalar farklı şekilde yerleştirilmiş ya da hiç yerleştirilmemiştir.   Çapraz payanda örnekleri ile bölgede Şekil 11’de olduğu gibi daha çok   yakın tarihli ahşap yapılarda karşılaşılmaktadır.

Dikmeler   arasında yer alacak pencerenin dik-melere yakınlığına bağlı olarak,   payandanın dikmenin ortasına yakın bir yere dayandırıldığı örnekler   görülmektedir. Pencerelerin yapı köşelerine yakın olduğu durumlarda   payandalar farklı şekilde yerleştirilmiş ya da hiç yerleştirilmemiştir.   Çapraz payanda örnekleri ile bölgede Şekil 11’de olduğu gibi daha çok   yakın tarihli ahşap yapılarda karşılaşılmaktadır.

İskeletin   oluşturulmasında kullanılan ahşaplar her zaman tek parçadır. Sadece   tabanlar eklidir. Elemanlar birbirine çivi ile bağlanmıştır. Bazı   geleneksel ahşap iskeletli yapılarda gözlenen dövme çivi örnekleri 9–20   cm arasında değişen boylardadır.

Bölgedeki yapılarda çivinin yanı   sıra özellikle tabanların birbirine, köşe dikmelerin tabana,   başlıkların dikmeye, çatı elemanlarının birbirine ve çıkma desteklerinin   döşeme kirişlerine birleştirilmesinde geçme tekniği de uygulanmıştır.   Geleneksel ve yakın tarihli ahşap iskeletli yapılarda, tabanlara ek   yapmak gerektiğinde Şekil 12’de görüldüğü gibi TSE’nin “ahşap   birleştirmeleri” tanımlamasına göre pahlı boy birleştirme uygulanmıştır.   Bölgedeki bazı yapılarda Şekil 13a’da olduğu gibi alt tabanların   birleştirilmesinde kertme zıvana uygulanmıştır. Özellikle üst üste   bindirilerek oluşturulan tek tabanlı yapılarda ise Şekil 13b’deki gibi   dikmelerin tabana birleştirilmesinde çivi yanında zıvanalı birleştirme   yapılmıştır. Geleneksel yapılarda payandaların tabana ve cumba ile   balkon desteklerinin döşeme kirişlerine birleştirilmesi Şekil 14’de   olduğu gibi göğüslü zıvana olarak yapılmıştır. Payandaların tabana   birleştirilme-sinde kullanılan göğüslü zıvana, TSE’nin “ah-şap   birleştirmeleri” tanımlamasında kurtağzı düz payanda birleştirme olarak   belirtilmiştir (TS 4499, 1985). Şekil 15’te görülen çapraz payanda   kullanılan bir örnekte, payandalar birbirlerine çift taraflı kertme   istavroz geçme yöntemi ile birleştirilmiştir (TS–4499, 1985).   Akçakoca’da bulunan bir yapıda ahşap iskelet sistemi içinde yer alan   yatay ve düşey bölme elemanlarının bağlantılarında da Şekil 16’da olduğu   gibi geçme yöntemi uygulanmıştır. Şekil 17’de görülen zemin katı yerden   yükseltilmiş bir yapıda, yek-pare dikme- yatay bölme elemanı   birleşiminde de açık düz kanallı birleştirme yapılmıştır (TS–4499,   1985). Dikmenin üzerine yerleştirilen başlıkların dikme ile birleşiminde   Şekil 18’de görüldüğü gibi çivi ve geçme tekniği birlikte   kullanılmıştır. 

Bölge içinde bulunan hımış yapılarda dolgu   malzemesi yörenin olanaklarına bağlı olarak, taş, kerpiç, dal örgü,   ahşap ve tuğladır. Bölgedeki yakın tarihli yapılarda ise dolgu malzemesi   her zaman tuğladır. Bölgedeki hımış yapılar genellikle sıvalıdır. Yakın   tarihli yapılar ise sıvanmadan bırakılmıştır.

Bölgede ahşap   iskeletin kaplandığı yapılarda bu işlem iki şekilde uygulanmıştır. İlki,   iskeletin hem dış hem de iç yüzünün bağdadi çıtası ile kaplanarak   sıvanması; ikincisi, iskeletin iç yüzünün bağdadi çıtaları, dış yüzünün   ise ahşap kaplanmasıdır. Bölgedeki bağdadi ve ahşap kaplamalı yapıların   sayısı azdır.

Bölgede 1999 yılında meydana gelen depremlerin ahşap iskeletli yapılara etkisi:
Kültür Bakanlığı’nın Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları’ndan alınan bilgilere göre;
Sakarya   ili Adapazarı merkez ve Sapanca ilçesi, Kocaeli ili merkez ilçe ve   Gebze ilçesi Tavşancıl beldesi ve Gölcük ilçesine bağlı Saraylı köyü’nde   deprem hasarı olan ahşap iskeletli yapılar belirlenmiştir.
Bölgede   yapılan incelemelerde de, Sakarya ili Hendek ilçesi, Gölcük ilçe-si   Değirmendere beldesi, Yalova ili Çiftlikköy ilçesi Çukur Köy, Denizçalı   köyü ve Düzce merkez ilçesine bağlı Konuralp beldesi ile Akçakoca   ilçesi’nde hasarlı ahşap iskeletli yapılar saptanmıştır. Bölgedeki ahşap   iskeletli yapılar arasında en fazla deprem hasarının Adapazarı kent   merkezinde ve Sapanca’da meydana geldiği gözlenmiştir. Hasarlar   genellikle zemin kat ve üst katlarında farklı yapım sistemi uygulanmış   hımış yapılarda meydana gelmiştir. Yakın tarihli ahşap iskeletli   yapıların depreme dayanımlarının daha iyi olduğu saptanmıştır.


Bir ahşap iskeletli yapının depreme dayanıklı olması için,
 Temelinin zemine ve yapıya uygun olması,
 Ahşap iskeletinin temele bağlanması,
 Taşıyıcı sisteminin yanal yüklere karşı dayanıklı olması,
 Yapıya   uygulanan tüm deprem kuvvetinin elemanlara iletilebilmesi için ahşap   elemanların birbirine doğru ve iyi bir şekilde bağlanması,
 Çatısının alt yapıya iyi bağlanması, gereklidir.


1999   yılında meydana gelen depremlerin etki alanı içinde kalan ahşap   iskeletli yapıların deprem davranışlarını değerlendirebilmek için bu   yapıların özellikleri incelendiğinde,
 Ahşap iskeletin temele bağlanmaması, yapıların sağlam zemine oturtulmasına dikkat edilmemesi,
 Zemin kat ile üst katlar arasında yükseklik farkı olması,
 Bazı yapılarda katlar arasında yapım tekniği farkı olması,
 Kargir zemin katların duvarlarının niteliksiz olmasının, bu yapıların deprem dayanımlarını azalttığı gözlenmiştir.
Ancak,
 İskeleti   meydana getiren elemanların boyutlarının 1998 yılında yürürlüğe giren   “Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik” e göre,   depreme dayanıklı ahşap iskeletli yapılarda olması gereken boyutlara   uygun olması,
 Ahşap iskelette yatay deprem kuvvetini karşılayan payanda yerleşimine genel olarak dikkat edilmesi,
 Özellikle   taban, dikme-taban, payanda-taban ve payanda-dikme bağlantılarında   çivinin yanı sıra geçme tekniklerinin de kullanılması,
 Yapıların basit ve simetrik planlara sahip olmaları,

Bu   yapıların deprem dayanımlarını olumlu etkilemiştir. Nitekim bu yapılar   deprem sonrasında çoğunlukla ayakta kalarak deprem dayanımı açısından   gerekli olan koşullara sahip olduklarını göstermişlerdir.


Bu   çalışma bir yapının depreme dayanımını sadece yapıldığı malzeme ve   yapım tekniğinin belirlemediğini, en önemli gereklerden birinin   uygulamanın doğru yapılması olduğu sonucuna ulaşmıştır. 

Geçmişte   sahip olduğumuz yapı geleneğinin devamı olarak, devletin de   yönlendirmesi ile 1940’lardan itibaren yapımına başlanan yakın tarihli   geleneksel ahşap karkas yapılar, depreme dayanım konusu dikkate alınarak   yapılmış konutlardır. Bu yapıların yapımlarının sürdürülmeleri ve   desteklenmeleri, özellikle deprem riski yüksek kırsal bölgelerde,   geçmişle bağlantının sürdürülmesi, köy ve kasabalarımızın kaybettikleri   karakterlerini geri kazanmaları açısından uygun olacaktır. 

Kaynaklar:
Ambraseys,   N.N. Jackson, J.A. (2000). Seismicity of the Sea of Marmara (Turkey)   since 1500, Geophysical Journal International, 141, 3, June,   Huddersfield. UK.
Arseven, C.E. (Tarihsiz). Türk Sanatı Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul.
Ambraseys,   N.N. Finkel, C.F., (1995). The Seismicity of Turkey and Adjacent Areas,   A Historical Review, 1500–1800, Eren Yayınevi, İstanbul.
Bayülke, N. (1979). Depremler ve Depreme Dayanıklı yapılar, Deprem Araştırma Enstitüsü, Ankara. 
Bayülke, N. (1985). Depremlerde yapılara gelen kuvvetlerin özellikleri, Deprem Araştırma Bülteni, 49, Yıl 12, Nisan, 6–37.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap yapı malzemeleri
« Yanıtla #6 : 27 Haziran 2015, 13:51:45 »
Ahşap:
Ağaçların odun kısmından elde edilen lifli dokudaki   malzemelerdir. Ağaçlar genellikle iğne yapraklı ve geniş yapraklı diye   ikiye ayrılır.
Çam, ladin, sedir, köknar vb. iğne yapraklı Kayın, gürgen, kestane, ceviz vb. geniş yapraklıdır.

İğne   yapraklı ağaçlar yumuşak, kolay işlenebilir ve ucuzdurlar. Reçineli   olanlar yapıların, iklim olaylarına açık yerlerinde kullanılabilirler.
Geniş yapraklı ağaçlar daha sert ve sağlamdırlar. Genellikle döşeme veya duvar kaplaması olarak kullanılırlar.
Ahşap   ağacın gövdesinden elde edilir ve boyuna doğrultuda lifler bulunur.   Yapısında %60-%45 selüloz %20-%35 linyin %10-%25 pektin bulunur.

AHŞAPTA ARANAN ÖZELLİKLER

Sağlamlık   dayanıklılık ve iyi bir görünümdür. Bu özellikler ağacın türüne   bağlıdır. Bunun yanında ahşaptaki nem miktarı ve bazı kusurlar da bu   özellikleri etkiler.

AHŞABIN ÖZELLİKLERİ
Ahşabın çekme ve   basınç mukavemeti liflere paralel yönde fazla, liflere dik yönde çok   azdır. Genellikle ağır ahşaplar sağlam olurlar. (yani yüksek yoğunluklu   ahşaplar)

Liflere paralel liflere dik
Çekme mukavemeti 500-1100kgf/cm² 10-30kgf/cm²
Basınç mukavemeti 300-600kgf/cm² 25–75kgf/cm²

Ahşaptaki   nem miktarı ahşabın özelliklerini önemli ölçüde etkiler. Nemli ahşap   mantar, kurt gibi zararlılara uygun bir ortam oluşturur.
Ahşap bir   işte kullanılmadan önce kurutulur. Kurutma süresi ve miktarı ahşabın ne   amaçla kullanılacağına bağlıdır. Kuru bir ahşapta nem maksimum %20dir.   Çok fazla kurumuş bir ahşapta büzülme sonucu bazı kusurlar oluşur.   Ayrıca saklandığı ortamın nemi arttıkça su emer. Ahşabın nem değişikliği   sonucu şişmesine ve büzülmesine “ahşabın çalışması” denir.
Ahşabı zararlılara karşı korumak için çeşitli kimyasal maddelere emdirilmesine “emprenye” denir.
Ahşabın mukavemetini etkileyen diğer bir etken, ahşaptaki kusurlar özellikle liflerin paralelliği ve sürekliliğidir.
Bir   ahşap malzemede çeşitli kusurlar bulunabilir örneğin budaklar,   renklenmeler, çürük, küf, böcek deliği, lif kıvrıklığı, çatlaklar ve   çarpılmalar gibi.

Budak oduna gömülü dalın kereste yüzeyinde görünen kesitidir.
Ahşabın ısıl genleşme katsayısı lifler doğrultusunda düşük, liflere dik doğrultusunda yüksektir.
Lif doğrultusunda: 2-10.10‾6 1˚C
Liflere dik doğrultuda: 30-70.10‾6 1˚C
Ahşabın ısıl iletkenlik katsayısı düşüktür.
Lif doğrultusunda: 0,2–0,4 kcal/hm˚ c
Liflere dik doğrultuda: 0,1-0,2 kcal/hm˚ c

AHŞABIN YAPIDA KULLANILDIĞI YERLER
1-Doğrama olarak
2-Kaplama malzemesi olarak
3-Taşıyıcı olarak
4-Donatı olarak
5-Yalıtım amaçlı
6-Asma tavan malzemesi olarak
7-Hafif bölme sistemleri

AHŞAP MALZEME TÜRLERİ

1-Kereste
Odunun   biçilmesi kesilmesi ya da yontulmasıyla elde edilen birbirine paralel   en az iki yüzü bulunan parçalara kereste denir. Yapı keresteleri en çok   iğne yapraklı ağaçlardan elde edilir. “n” kesit boyutlarına göre lata,   kadron, tahta, azman gibi isimler alır. Yine keresteler 1. 2. ve 3.   sınıf olmak üzere sınıflara ayrılır. 1.sınıf kerestelerin taşıyıcı   özellikleri yüksek ve görünümleri düzgündür. Özel işlerde kullanılırlar.   2. sınıf kerestelerin taşıyıcılık özellikleri normaldir. Yapıda bu tip   keresteler kullanılır. 3. sınıf kerestelerin taşıyıcılık özellikleri çok   azdır. Yapının önemsiz kısımlarında kullanılır.

2-Kaplama
Tomruktan   soyularak elde edilmiş ince levhalardır. Kalınlıkları 0,6ila 0,8mm   arasındadır. Mobilyacılıkta kullanılır. Elde edildikleri ağaca göre   isimlendirilirler.

2-Kontrplak

Tomruktan soyularak elde edilmiş   ince levhaların lif doğrultuları birbirine dik gelecek şekilde   yapıştırılmalarından oluşan malzemelerdir. Lifler iki doğrultuda   uzandığından her iki doğrultuda da sağlam malzemedir.
Yapıştırma   işlemi sentetik reçinelerle olur ve preslenir. Kalınlıkları 3mm den 30mm   ye kadar çıkabilir ve nemden etkilenmez donatıda ve doğramalarda bölücü   olarak, beton kalıbı yapımında kullanılabilir.
4-Odun Lifi Levha (MDF=middle density fiber board)
Odundan   veya selülozlu bitkilerden elde edilmiş odunlaşmış liflerin genellikle   bir katkı maddesi veya yapıştırıcı kullanarak preslenmesiyle elde   edilmiş levhalardır.
Birim ağırlıklarına göre sert, orta sert, yumuşak olarak üçe ayrılırlar.
Sert: 800kg/m³
Orta sert: 800-350kg/m³
Yumuşak: 350 kg/m³ ve altı
Doğramalarda, donatı, yapımında, bölme amaçlı, bazıları yalıtım amaçlı kullanılabilir. Islanmaya karşı dayanıklı değildirler.
5-Yonga Levha (Sunta=suni tahta)
Odun   veya başka selülozlu bitkilerin odunlaşmış yongaların sentetik reçine   tutkalıyla sıcaklık ve basınç altında yapıştırılmasıyla elde edilir.   Eğilme ve çekme mukavemeti ahşaba ve kontrplağa göre düşüktür. Lif   levhaların kullanıldığı yerde kullanılırlar.

6-Kontratabla
Çıtalardan   yapılmış bir orta tabaka ve bu tabakanın her iki yüzüne en az birer   levhanın basınç altında yapıştırılmasıyla elde edilir.
Bu malzeme   eğilmeye çalışan yerler için idealdir. Mekanik özellikleri bakımından   kontrplağa benzer ancak kontrplaktan daha kalındır. Bu nedenle kalın   kesite ihtiyaç duyulan yerlerde kullanılır.

7-Rende Talaş Levha
Rende   talaşın çimento bağlayıcı bir bağlayıcıyla preslenip elde edilmesidir.   Mukavemeti yüksek olmayan ancak yangına mantar böcek ve kurtlara   dayanıklı bir malzemedir. Isıl iletkenlik katsayısı 0,01–0,012˚ C   arasındadır. Duvar ve çatı altı kaplaması olarak kullanılır.
8-Mineral Bağlayıcılı Yonga Levha
Ahşap   yonga ve katkı malzemelerinin fiziksel karışımları olan bir yapı   malzemesidir. Bölücü duvar, asma tavan, cephe kaplaması olarak   kullanılır. (Betopan markası)
9-Ahşap Mantar Levhalar
Taneleşmiş mantar meşesinden elde edilmiş levha şeklinde ahşap esaslı malzemelerdir. Isı yalıtımında kullanılır.

10-Linolyum
Öğütülmüş   mantar talaş, odun lifi, keten tohumu yağı, bezir yağı, kireç, ve doğal   reçinelerin karışımından oluşmuş bir döşeme kaplama malzemesidir.   Trafik ve insan yoğunluğuna göre kalınlığı artar.
2mm az yoğun
2,5mm orta yoğun
3mm çok yoğun ortamlarda kullanılabilir.
Levha   ya da rulo şeklinde bulunur. Uygulanacağı yüzey çok düzgün olmalıdır.   Yapıştırılmadan önce yüzey ince macunla düzeltilir. Derzler özel   aletiyle kaynak yapılır.

11-Masif Ahşap Parkeler
Döşeme   kaplaması olarak kullanılan gürgen, meşe, ladin kayın gibi ağalardan   hazırlanmış dörtkenarı lamba zıvanalı prizmatik malzemelerdir.
Genellikle   iki tür uygulanırlar, bunlardan birincisi parkenin kör döşeme üzerine   ya da doğrudan bir kadran üzerine çivilenmesiyle diğeri ise çimento şap   üzerine bitüm ile ya da özel bir parke yapıştırıcısıyla   yapıştırılmasıdır.

LAMBA ZIVANALI KAPLAMALAR

Piyasada döşeme   tahtası olarak isimlendirilen genellikle sarıçam, ladin, göknar türü   ağaçlardan elde edilmiş yaklaşık 2,5cm kalınlıkta 4m boyda ve 6-10cm   genişlikte lamba zıvanalı olarak üretilirler altlık olarak 4X4, 5X5cm   boyutlarında kadranlara ya da doğrudan döşeme kirişlerine çivilenerek   tespit edilirler.
Kadranlar beton çivileriyle betona tespit edilir.
Yalıtım yapmak gerekirse yalıtım keçesi konabilir.

AHŞAP LAMİNE PARKELER
Ahşap   parkelerin zıt yönde üst üste preslenmesiyle elde edilirler. En üstteki   ağaç sert ve değerli bir ağaçtır. Kalınlığı 3,5-4mmdir. Alt tabakalarda   genellikle beyaz çam türü nispeten ucuz ağaçlar kullanılır. Toplam üç   tabakadan oluşurlar. Orta tabaka yaklaşık 7,5mm kalınlığındadır. Toplam   kalınlık 14mmdir.bu parkelerin yüzey işlemleri bitirilmiş yani,   verniklenmiş döşemeye hazır haldedirler. Mekanik özellikleri çok   üstündür.
Laminat: Reçine emme niteliğindeki kâğıtların termoset   özellikteki polimer maddelerle emprenye edilerek (emdirilerek) yüksek   basınç ve sıcaklık etkisi altında çeşitli tekniklerle   preslenmesidir.(Kraft kâğıdı)
Termoset: Isıtıldığı zaman sertleşen.
Laminat 4 tabakadan oluşur;
1.tabaka en üst yüzeydeki şeffaf koruyucu tabakadır.
2.renk ve desen veren dekor kâğıdı tabakası
3.gövde yapısını oluşturan kraft kâğıdı tabakasıdır (laminatın kalınlığı bu tabakayla ayarlanır.).
4.laminatın uygulandığı malzemedir (sunta, MDF,kontrplak).

LAMİNAT PARKE

Gövdesi   MDF den (middle density fiberboard) oluşan, yüzeyi laminat kaplı,   kalınlığı 8mm eni 195mm ve boyu 2-3m olabilen lamba zıvanalı   parkelerdir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap evlerin bakımı
« Yanıtla #7 : 27 Haziran 2015, 13:53:38 »
Ahşap evinizin bakımını kısıtlı bir bütçe ayırarak kendiniz de yapabilirsiniz. Bunun için öncelikle ne zaman, hangi bakımı uygulayacağınızı bilmeniz gerekir. Böylece zamanında müdahale ederek ahşap evinizin her zaman yepyeni görünmesini sağlayabilirsiniz.

Ahşap yapıyı korumada ilk adım; emprenye
Yapılardaki ahşap, yapım öncesinde koruma altına alınmalıdır. Bunun için ahşabın ön koruma denilen; emprenye sisteminden geçirilip fırınlanması gerekir. Emprenye, ahşabın yapısına uygun olarak seçilen bir koruyucu maddenin ahşabın bünyesine geçirilmesidir. Bu zehirli maddeler, ahşabın harap olmasına yol açan mantarların oluşumunu önler.

Emprenye işlemi neden gereklidir?
Emprenye olan ahşap çürümez, korozyona uğramaz, hava şartlarından, böcek ve mantarlardan etkilenmez. Zamanla eğrilip bükülmez ve üzerinde çatlamalar meydana gelmez. Bu sistem uygulandığı takdirde ahşap, minimum 50-60 yıl dayanabilir ve ölümsüzleştirilebilir. Ahşap yapıya, püskürtme yoluyla da emprenye yapılabilir.

Ahşabın üzerindeki reçinelerin yakılması
Macun ve boya işlemlerine geçilmeden önce, varsa ahşaptaki reçineler sıcak hava tabancaları (sıcak hava üfler) veya pülümüs ile (gaz ocağına hortum takılarak alev püskürtülmesi) yakılarak reçineler akıtılmalıdır. Yangın tehlikesine karşı sıcak hava üfleyen tabancaların tercih edilmesi daha uygundur.

Uygulanacak boyanın seçilmesi
Dış cephelerde, istediğiniz her boya malzemesini kullanamazsınız. Sadece, ahşabın kabul edeceği ve ahşabın özellikleri düşünülerek geliştirilen boyaları kullanmanız gerekir.
Ahşabın suyu emmesini engelleyen, nefes almasını sağlayan, esnek, çatlamayan, uzun ömürlü ve dökülmeyen boyalar tercih edilmelidir.

Boyama sırasında dikkat edilecek noktalar
Ahşaba, boyadan önce kesinlikle macun çekilmemeli, sadece ek yerlerine ve başlarına macun uygulanmalıdır.
Cepheye macun çekildiği takdirde, boya ile ahşap arasında ikinci bir tabaka oluşup zamanla dökülmelere yol açar. Bu nedenle macun sürmeyip, yüzeydeki ahşap tesirini almak daha doğru olacaktır.

Aylık bakım sırasında yapılması gerekenler
Her ay ahşap yapıların üzerindeki toz, küf ve bakteriler, hafif nemli bir temizlik ürünü ile alınmalıdır. Bu işlemin, çok sıcak saatlerde ve ıslak bezle yapılmaması gerekir. Çünkü bu, ahşapta çatlamalara ve ahşabın çalışmasına neden olabilir. Ahşabın yerle teması önlenmeli ve ahşap, arkasındaki boşluklardan mutlaka hava almalıdır. Nemli bez ile temizlenen yüzey, kuru bir bez ile de tekrar kurutulmalıdır.

Yaz aylarında görülen reçine akmaları daha fazla akıp ahşabı sarartmadan yakılmalıdır.
Çalışmayan pencereler ve şişmiş kapılar zamanında müdahale edilerek bir marangoz tarafından tamir edilmelidir.
Yer döşemelerinde açılmalar var ise; ahşabın biçimine uygun dolgu macunları ile kapatılmalı ve o noktalarda, böcek ve bakteri oluşması önlenmelidir.

Yer döşeme cilasının seçimi

Yer döşemesi ahşap ise cila olarak su bazlı olanlar kullanılmalıdır. Su bazlı cilalar insan sağlığına zarar vermez ve kalıcı bir kokuları yoktur. Sert ve dayanıklı cilalar, aşınmaya karşı dirençli oldukları için tercih edilebilir. Su bazlı cila her yıl bir defa bir kat uygulandığında, ahşabın bakımı yapılmış olacaktır.

Yıllık bakım sırasında yapılması gerekenler
Yılda bir ya da iki yılda bir dış cephede görülen çatlak ve çürük bölgelerde gerekli onarım yapıldığı takdirde, ahşap yapının ömrü de uzayacaktır.

Çatlakların macunlanması:
Ultraviyole ışınlar ve nem, ahşabın en büyük düşmanıdır ve çatlaklar oluşturur. Dış cephelerde, eğer varsa, her yıl çatlaklar, süper dolgu malzemeleri ile doldurulmalı (çatlayan malzemenin yenisiyle değiştirilmesi daha uygun olacaktır) ve boya işlemi yapılmalıdır.

Çürüyen ahşapların değiştirilmesi:
Cephelerde görülen çürümüş ahşaplar; macun veya boya ile doldurulup geçiştirilmemeli, mutlaka yenisiyle değiştirilmelidir. Aksi takdirde, çürüyen ahşap, çevresindeki ahşaplara da zarar verecektir. Her yıl olmasa bile iki yılda bir defa temizlenip kurutulmuş yüzeyler, fazla sıcak olmayan bahar aylarında bir kat örtücü boya ile boyanmalıdır. Bu boyalar asetik asit serpintisi, klorlu hava ve klorlu tuz serpintisine karşı dayanıklıdır.

Eski eser ahşap evin korunması:
Eski eser ahşap evlerde, ağacın yaşını uzatacak korumalar yapmak yerine (ağacın ölmesine neden olabilir), ilk haline uygun olarak kullanmak daha iyidir. Yapının uzun süre dayanması isteniyorsa ahşap emprenye edilebilir; ama bu sistem uygulandığında ağaç tamamen ölür. Restorasyonda ağacın kendi devrindeki gibi kullanılması esas prensiptir. Dış cephelerin bakımı zor denir, ama teknik boyalarla boyanıp bilinçli uygulamalar yapıldığında, dış cephe boyasının 8-9 yıl ömrü vardır. 7-8 yılda bir bakımdan geçirildiği takdirde, ahşabın içine hiçbir şekilde atmosferik etki girmediği için, çok uzun yıllar yaşayabilir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap mühendisliği
« Yanıtla #8 : 27 Haziran 2015, 13:56:19 »
Çoğu insan için egzotik gelen, fazla tanınmayan, ancak "modern çağın geleneksel malzemesi" olarak nitelendirdiğim ahşabın geleceği bakımından önem taşıyan bir mesleği sizlere tanıtmak istiyorum. Bunu, kişisel deneyimlerim ve öğrenim gördüğüm Yüksek Okul hakkındaki bilgileri size aktararak yapmak isti­yorum. Zira, Rosenheim, ahşap konusunda dünya­daki en gelişkin öğrenim kurumu sıfatına sahip.

Böylece, özetle, hammaddenin ambara girmesin­den tüketiciye sunulacak hale gelmesi arasındaki tüm aşamaları içeren bir meslek dalıyla sizleri tanış­tırmayı umuyorum. Bununla birlikte bazı saptama­larımı sizlerle paylaşacağım.

Rosenheim nedir? Rosenheim teknik eleman sıkın­tısı çeken Bavyera Eyaleti Ahşap Sanayicilerinin 1925 yılında imece usulüyle kurdukları bir okuldu ve daha sonra devletleştirildi. Türünün ilk örneği olan bu okul zamanla gelişip dünyaca ünlendi. Benim yazıldığım dönemde lisans derecesinde diploma veren bir yüksek okula dönüştü. İsmi de "Fachhochschule für Holztechnik" yani "Ahşap Teknolojisi Uzmanlık Yüksek Okulu" olarak değişti. Sanayinin yoğun desteği devam etmekteydi. Bu okuldan mezun olanlara " Diplom-Holzingenieur" yani "Ahşap Mühendisi" diploması verilmekteydi. Bu arada bu başarılı model başka sektörlerin de ilgi­sini çekmişti. Nitekim benim başladığım dönemde plastik sektörüne yönelik olan "Fachhochschule für Kunststofftechnik" ve İşletmecilik eğitimine yöne­lik olarak "Fachhochschule für Betriebsvvirtschaft" isimli bölümler de kampüste hizmete girdi. Bununla birlikte Ahşap bölümüne daha çok iç mimari uygu­lamalarına yönelik bir "dekorasyon" alt bölümü oluşturuldu. Bugün ise Elektronik dahil birçok dalda eğitim verilen büyük ölçekli bir üniversite. Ancak sanayi ilişkisi gene çok belirgin.

Dünyanın her yerinden öğrencinin geldiği bu öğre­nim kurumundan mezun olmak, sektörde çalış­mak isteyenler için önemli bir avantaj. Almanya ve Avrupa'daki büyük ahşap işleme tesislerinin üst düzey yöneticilerinin çoğunluğu Rosenheim mezunu. Öğrencilerin büyük bölümü ya sektörde aktif olan ailelerin çocukları ya da sektörle ilgili devlet kurumlarının veya özel şirketlerin gönderdiği bursiyerler. Benim dönem arkadaşlarımdan birisi Singapur devletinin gönderdiği bir bursiyerdi.

Eğitim, pratiğe yönelik bir teknik eğitim. Zaten benimsenen slogan da "uygulamalı bilim" yani, bir sanayi tesisinin özellikle teknik yönetiminin üstün bir şekilde yürütülmesi için gerekli her türlü eğitim sağlanıyor. Yürütülen araştırmalar, bitirme tezleri için seçilen konular tamamen ahşaba yönelik.

Yüksekokulun yanında ayrıca bir tekniker okulu var. Burada "saha elemanları" yetiştiriliyor. Benim okuduğum dönemde Kelebek Kontrplak, tekniker okuluna bir bursiyerini eğitime göndermişti.

SANAYİLEŞME İLE İNTERAKTİF İLİŞKİ
Kuruluşu ahşap sanayicilerinin inisiyatifi ile olan bir eğitim kurumunun sanayi ile ilişkisini devam ettir­mesi son derece doğal.

Sanayinin doğrudan parasal desteğinin yanında laboratuar anlamında kullanılmak üzere ahşap işleme makinaları tahsis etmesi söz konusu. Örneğin komple bir bıçkı tesisi, kurutma fırınları ve benzeri tesisler imalatçıları tarafından tahsis edili­yor.

Sanayi ile ilişki anlamındaki bir diğer gösterge ise öğretim görevlilerinin formasyonu konusundaki ter­cihler. Rosenheim, belli süre sanayi deneyimi olan öğretim görevlilerini tercih ediyor. Tipik bir öğretim görevlisi profili ise Rosenheim'den mezun olduktan sonra sanayide bir süre yönetici olarak çalışmış ve doktora derecesinde akademik kariyer yapmış kişi olarak tarif edilebilir. Elbette belli temel öğretilerde farklı formasyonlara rastlamak mümkün. Örneğin ilk yıl ağırlık taşıyan fizik, yapı fiziği, matematik ve benzeri konularda sanayi pratiği olan öğretim görevlisi şartı aranmamakta.

MÜFREDAT VE STAJ
Öğrenim toplam 4 yıl veya 8 sömestre. İlk iki sömestrde daha çok genel teorik öğrenim ağır­lıklı bir müfredat var. Spesifik dersler arasında mal­zeme bilgisi de yer alıyor. 6. sömestrdeki staj, sanayi işletmelerinde ve imalat ortamında yapılı­yor. 5. sömestreyse kadar toplam 12 haftalık bir ön stajın Metal işleme ve Makine Tekniği konusunda yapılmış olması şart koşuluyor. Bu "ön staj"'ın tatil dönmeleri ve ders dışı sürelerde tamamlanması öngörülmüş. 7 ve 8. sömestrde ise imalat, yönetim ve tesis ile otomatizasyon konularına yönelik dersler yer alıyor. Bunlardan birisi de "Fabrika Planlaması". Benim dönemimde bunlardan bir diğeri ise "doğ­rama imalat tekniği" idi. Bu derste doğramanın endüstriyel yapımı ile ilgili tüm bilgiler, bunun yanında doğrama ve profil seçimi konusundaki "püf noktalar" işleniyordu. Doğrama gibi ahşabın çok tatbik edildiği, bir anlamda malzemenin "vit­rini" niteliği taşıyan uygulamalara çok büyük önem veriliyor ve yanlış tatbikatlarla malzemenin adının kirlenmesinin önüne geçiliyordu. Rosenheim'in, standartların belirlenmesinde birincil rol oynayan "Doğrama Enstitüsü- Fensterinstitut" gibi önemli bir kurumun doğum yeri olması ve bu enstitünün Rosenheim'deki bir öğretim görevlisi tarafından kurulmuş olması elbette bir rastlantı değil! Yapı biyolojisi, yani sağlıklı yapılar konusundaki temel adımların Rosenheim'da atılmış olması, rastlantı olmayan diğer ilginç bir olay. Çevre koruma konu­sunun da zorunlu dersler arasında yer alması dikkat çekici.

Bitirme tezleri ise pratiğe yönelik. S.sömestrde ise diploma tezi önemli bir yer tutuyor. Bu aşamaya gelinceye kadar epey bir vize maratonu geçiyor elbette.

Son dönemde alternatif olarak 7 sömestrlik bir "Bachelor" öğrenimi, ayrıca 2002 yılında başla­ması öngörülen bir "Master" seçeneği ilave edilmiş durumda.

Bachelor öğrenimi 7 sömestrlik ve müfredatı 5. sömestreye kadar "diploma" öğrenimiyle aynı. Bitirme tezi öğrenimin bir parçası. Yönetim ağırlıklı dersler ise bu dalda bulunmuyor.

"Master" dalının hedefi ise öğrenimin "uluslararası" bir statüye kavuşturulması olarak tanımlanıyor. Bundan kastedilenin, akademik derecede uyum sağlamanın yanında, belli konularda uzmanlaşmayı teşvik olduğu anlaşılıyor. 2 sömestrlik ve % 70 oranında ders, % 30 oranında tez çalışmasından oluşan bu öğrenimin yapısının kişiselleştirilmesi hedeflenmiş.

KİŞİSEL KAZANIMLARIM
Mezuniyetimin arkasından bir süre bir arkadaşımın kereste fabrikasında taslak üretimini inceledim. Daha sonra ise, neredeyse benim için bir tutku halini alan lamine ahşap yapı elemanları konu­sunda inceleme yaptım. Bu konudaki bir üretim projesini neredeyse gerçekleşme aşamasına getir­mek üzereyken, piyasa kabulü yönünden sıkıntı çekileceğinin anlaşılması üzerine , yabancı ser­maye katılımlı bu projeyi iptal etmek zorunda kaldık.

Daha sonra bir yonga levha fabrikasının kurulu­şunda çalıştım. Rosenheim ortamında kazandığım donatıların sorunsuz bir tesisin kurulması sürecinde işime çok yaradığı gözlemini yaptım.

Aynı donatılar daha sonra organize etmek duru­munda kaldığım bir okul sırası üretiminde çok işime yaradı. Genel piyasa pratiğinin tamamen zıttı ve bilimsel bir şekilde yürütülen bu çalışma, en erken ve en reklamasyonsuz teslimat, yani kısacası en karlı imalatı yapan grup niteliğini bize kazandırdı. Kısacası, bu başarıda Rosenheim öğrenimi ve deneyimi etkin bir rol oynadı.

Yukarıda özetle anlatmaya çalıştığım gibi, ahşap sektöründe etkin şekilde görev yapmak için gerekli her türlü donatıya sahip yönetici adayları yetiştiri­liyor. Bunlara, imalat spektrumunun her kısmı için gerekli temel bilgiler veriliyor, işin teori kısmı da "günlük hayatta gerekli olan" doz ile sınırlı. Bir fab­rikanın "olağan gündeminde" yer alan, ısıtma dahil, tüm konuların yeterli şekilde öğretilmesi dikkat çekici.

Dikkat edildiyse sürekli vurguladığım nokta "sanayi, yani pratik ile interaktif ilişki" oldu. Sanırım, öğre­nimin dayandığı bu konsept, elde edilen başarının ana temelini oluşturuyor.

Malzeme hakkındaki temel bilgilerin yanında bu malzemenin doğru ve rasyonel şekilde işlenmesi konusunda gerekli bilgilere sahip teknik elemanla­rın, sektörün verimini arttırmakta kilit rol oynadığı yadsınamaz bir gerçek.

1925 yılında sektörlerini daha ileri bir düzeye çıkartmak ve bunu sağlamak için gerekli teknik eleman­ları yetiştirmek yönünde ilk ve doğru bir adımı atan bir grup yerel sanayicinin, temelini attıkları bu okulun günün birinde dünyanın her yanından gelen öğrencilerin bir arada öğrenim gördükleri bir kuruma dönüşeceğini hayal bile ettiklerini sanmı­yorum.

SON SAPTAMALAR-ÜLKEMİZDE YANSIMALAR MEZUNLARIN DURUMU
Ülkemizde, bilindiği kadarıyla, hepsi 1980 önce­sinde Rosenheim'dan mezun olan üç kişi var. Şu anda bunların hiç birinin üretimle doğrudan ilişkisi yok, iki tanesinin sektörle sadece dolaylı bağlantısı var.

Bu kişilerin sektörde aktif oldukları dönemde yap­tıkları önemli katkılar var, ancak sanırım sorunun ve bu sorunun sonucu olan "ayrılma"nın nedeni, sek­tördeki o dönemin girişimci profili ile bu kişilerin profilinin ve beklentilerinin örtüşmemesi.

İçine kapalı, geri kalmış ve "gerçeküstü" veya yabancı deyimiyle "sürrealist" şartlarda çalışmayı huy edinmiş bir ahşap sektörü ile Rosenheim for­masyonunun bağdaşmasını beklemenin çok ger­çekçi olmayacağı aşikar. Ancak geçmişte kaldığını umduğum bu bilinçsiz ve sürrealist yaklaşımın sek­törü ne hale getirdiği de sır değil.

Ciddi boyutta döviz cinsi harcamaları yapılarak ortaya çıkarılan onca yatırım, insan faktörüne aynı derecede eğilinmediği için ya kapandı ya da hiçbir zaman verimli çalışamadı. Oysa eğer insan fak­törüne önem verilseydi ya yatırım sırasında sıkça rastlanılan yanlışlar yapılmayacak ya da bu yatı­rımlar gerek sahiplerine gerekse ekonomimize çok daha fazla katkıda bulunuyor olacaklardı. Bu sap­tamalarım, güncelliğini bugün de korumakta.

ÜLKEMİZDEKİ BENZERİ ÖÐRENİM KURUMLARI
Bu konuda 70'li yılların sonunda tanık olduğum iki ilginç gelişme var. Bunların ilki, Karadeniz Teknik Üniversitesinde Rosenheim benzeri bir ortamın özel bir kürsü çerçevesinde sağlanma girişimi. Bu amaçla KTÜ'den iki yetkili Rosenheim'e gelip emekliliği yaklaşan bir öğretim görevlisini "transfer" olmaya ikna ettiler, ancak bu öğretim görevlisinin emekliliğinden kısa bir süre sonra vefatı sonucunda bu girişim gerçekleştirilemedi. Sonuçta KTÜ bün­yesinde bir "Ahşap Teknolojisi" kürsüsü kuruldu, lakin bu kürsü Rosenheim işlevine sahip olamadı. Bu kürsü daha çok Hamburg Üniversitesinde kurul­muş olan benzeri bir enstitü gibi ağırlıklı olarak teoriye yönelik akademik bir kimliğe sahip oldu.

Diğer ilginç uygulama ise Rosenheim örneğine daha yakın oldu.

Hacettepe Vakfının ahşap sektörüne yaptığı büyük yatırımların Vakıf Başkanı Prof. İhsan Doğramacı'n m ileriyi görüşü ile birleşmesi sonucunda Hacettepe Üniversitesinde "Ahşap Endüstri Mühendisliği" kür­süsü kuruldu. İşin ilginç yönü, bu kürsünün kurul­masının ana nedeninin 1925 yılında Bavyera'lı sanayicilerle aynı olması.

İlk mezunlarının Tepe Grubunun işletmelerinde çalıştığı bu kurum, sektörün diğer aktörleri tara­fından gerekli ilgi ve desteği, sandığım kadarıyla, görmedi. Ancak, bu örneğin KTÜ uygulamasına kıyasla sanayi gerçeğine daha yakın olduğunu düşünüyorum.

Öte yandan daha sonra başlayıp bugüne kadar devam eden bir süreçte İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi bünyesinde, ayrıca İzzet Baysal ve Süleyman Demirel Üniversitelerinde "Orman Endüstri Mühendisliği" Bölümleri kuruldu. Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde bir "Ormancılık Araştırma Enstitüsü"nün kurulduğu ve bu ensti­tünün sanayiye yönelik bazı çalışmalar yönünde gayret gösterdiği de biliniyor.

Bu aşamada, anılan bu kurumları Rosenheim örneği ile kıyaslama olanağına sahip değilim. Lakin kurul­dukları yerler göz önüne alındığında, sanayi ile ilişki yönünde bir arayış olduğu izlenimine sahip oluyo­rum.

Ancak, sektörün genel manzarası bu ilişkinin gerekli düzeye henüz gelmediği izlenimini ver­mekte.

BİR TEMENNİ
Ahşap sektörünün "silkinme" aşamasında olduğu bu günlerde, Rosenheim örneği doğrultusunda "Ahşap Mühendisi" yetiştiren bir veya daha fazla kurumun oluşması için gerekli girişimlerin tüm sektör aktörlerince müştereken yapılacağını umarım.

Bu hedefe varmak konusunda Ulusal Ahşap Birliğinin de önemli işlevleri olabileceği kanaatine sahibim. Ben kişisel olarak, Birliğin bu yöndeki çabalarına elimden gelen katkıyı yapmak yönünde kararlıyım.

Lakin eğitimi meslek eğitimi ve ara teknik eleman eğitimini de kapsayan bir bütün olarak ele almanın, bununla birlikte özellikle endüstri meslek liselerinin, deyim yerindeyse, "üzerine titremenin" gereğini bu vesile ile tekrar ve önemle hatırlatmak istiyorum.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ahşap yapıların depreme dayanıklılığı
« Yanıtla #9 : 27 Haziran 2015, 13:59:05 »
17 Ağustos 1999 Depreminde çok sayıda betonarme yapının yıkılması sonrasındaki  ilk tepkilerinden biri “betonarme kötü, ahşap yapı yapalım” oldu. Sanki 17 Ağustos’da hiç ahşap yapı hasarı olmamıştı.

Ahşap yapı da deprem davranışı da unutulmuştu ve yaklaşık 30-40 yıldır çok az sayıda yapılıyordu. Şimdi yeniden “ahşap yapı” yapma kampanyasına başlamadan önce ahşap yapı ve deprem davranışını biraz hatırlamak gerek. 17 Ağustos 1999 Depremine çok dar bir açıdan bakılarak çıkarılan sonuçların yanında, ahşap yapıların, başka depremlerdeki davranışlarını da dikkate alarak, deprem dayanımı ve diğer özellikleri bakımından gerçek durumunu daha iyi anlamak gerekir. Ahşap, betonarme ve diğer başka malzemeden yapılmış yapıların deprem davranışlarına ön yargısız ve bilimsel bir yaklaşım gerekir.

Yönetmelik ve standartlara uyulmadan Türkiye’de yapılmış betonarme yapıların depremlerde büyük hasar görüp yıkılacak yapılar olacağı kesindir. Ancak yönetmelik ve standartlara uyularak yapılmış çok sayıda betonarme yapının depremlerden çok az etkilendiği de geçmiş 30 yılda olan pek çok depremde görülmüştür.  Depreme dayanıklı betonarme yapı yapılamaz diye bir görüşle yola çıkılırsa depreme dayanmış pek çok betonarme yapı nereye konulacaktır?

Ahşap yapıların tasarım, yapım ve deprem davranışları gibi konular son  20 – 30 yıl içinde inşaat mühendisliği eğitiminde çok az ya da hiç bir yer almamıştır. Sanki ahşap yapı yapmak ve depremde hasar gören ahşap yapılar da unutulmuştur. Ahşap yapı yapan usta ve kalfa da kalmamıştır. Bir ahşap yapı yapma kampanyasına başlamadan önce ahşap yapıların özellikleri, tasarımı ve inşaatı konularına kısaca bakmak gerekir.

SON DEPREMLERDE AHŞAP YAPILAR
17 Ağustos 1999 Depreminde çok sayıda betonarme yapı yıkıldı. Deprem bölgesinde çok az sayıda ahşap yapı vardı ve bu nedenle ahşap yapıların hasarı betonarme yapılara bakılınca belirgin biçimde daha az oldu. Çünkü en az 40 yıldanberi ahşap yapı yapılmıyor. Bu gözlemle bir sonuca varılıyor: “Betonarme yapılar depreme dayanıklı değil ahşap karkas yapılar daha çok dayanıklı bundan sonra hep ahşap karkas ve  geleneksel türde yapılar yapalım”. Aynı tür gözleme dayanan bu yöntemi başka depremlere de uygulayalım: 1967 Mudurnu vadisi depreminde yıkılan bütün kırsal konutlar geleneksel biçimde yapılmış ahşap karkas yapılardır, 1970 Gediz Depreminde de çok sayıda ahşap karkas yapı yıkılmıştır.

Bu iki depremdeki yapı hasarına  bakılarak çıkarılacak sonuç: “ahşap karkas yapılar çok kötü bir yapı sistemi”dir. 1967 Mudurnu Vadisi depreminde  can kaybı az olmuş: ”Yıkılsa da can kaybı az oluyor”.  Ancak ahşap karkas yapılara karşı  “kötü” bir niyet varsa 1995 Kobe depremi de hemen hatırlanabilir:  Kobe depreminde olan 5500 can kaybının  yaklaşık 4500’ü ahşap karkas  yapıların yıkılması ve yanması ile olmuştur. Ahşap yapı ve deprem sonucu çıkan yangına en iyi örnek 1 Eylül 1923 Kanto, Japonya depremi: Bu depremde Tokyo’da ölen 120 000 kişinin 110 000 ‘i deprem sonrası çıkan yangında yanan ahşap yapılar nedeni ile olmuştur. Bu gözlemlerle yine aynı sonuca varılabilir: “Ahşap yapılar deprem açısından son derece güvensizdir ve yapılmamalıdır”.

Bu yaklaşım birer yapı malzemesi olan ahşap ve betonarmeden yapılmış yapıların deprem davranış özelliklerinin bilinmeden yargılanmasıdır. Bu tür yaklaşımlar, malzemesi ne olursa olsun  depreme dayanıklı yapı tasarımının temel ilkelerini bilmemekten de kaynaklanmaktadır. Asıl yapılması gereken Kobe’de ya da Mudurnu ve Gediz Depremlerinde yıkılan ahşap yapılar ile 17 Ağustos 1999’da yıkılan  betonarme yapıların özellikleri neydi ve  nasıl yapılmışlardı da yıkıldılar ya da çok hasar gördüler sorusunu sormak ve yanıtını araştırmaktır. Bunun sonucunda da her iki tür malzeme ile yapılmış yapılar için deprem dayanımı için gerekenleri belirlemek ya da bir daha belirlemektir.

TEK BAŞINA  YAPI MALZEMESİ DEPREM DAYANIMINI BELİRLEMEZ
Bu tür yıkılma nedenlerinin araştırma çalışmalarının sonucunda, malzemesi ne olursa olsun, yıkılan yapıların, yalnızca düşey yük taşıyabilecek yapılar olduğu, deprem yükleri ve etkileri dikkate alınmadan yapılmış ve yalnızca düşey yükleri taşımak için yapılmış  bu nedenle de depremlerde yıkılmış ya da ağır hasar görmüş oldukları ve herhangibir yapı malzemesinin kendiliğinden depreme dayanıklı ya da dayanıksız olmadığı anlaşılacaktır. Çünkü aynı malzeme ile yapılmış olmasına karşın yıkılan ve yıkılmayan yapılar bütün depremlerde vardır.

DEPREME DAYANIKLI YAPILAR İÇİN TEMEL İLKELER

Önce malzemesi ne olursa olsun depreme dayanıklı yapılar için geçerli temel ilkeler vardır:

1-Depremde yapılara kendi ağırlıkları ve kullanım yüklerinden başka  yanal yükler gelmektedir. O zaman yapı sisteminde depremde gelen yanal yükleri  taşıyabilecek ve bu yanal yüklerin yaratacağı kesme ve eğilme etkilerini fazla ötelenmeden, bükülmeden ve kırılıp kopmadan taşıyabilecek elemanlar olmalıdır. Bir diğer deyişle yapı ve yapı elemanları deprem yüklerine karşı tasarlanmış olmalıdır.  Betonarme yapılarda perde duvarlar, ahşap karkas yapılarda diyagonal elemanlar gibi.

2-Yapıdaki düşey ve yatay yük taşıyan elemanlar birbirine iyi bağlanmalıdır. Bir başka deyişle yapı elemanları arasında yeterli ve güvenli bir biçimde kuvvet aktarımını sağlayacak birleşim yeri ayrıntıları olmalıdır. Bir diğer deyişle betonarme yapıda kolon kiriş birleşim yerlerinde etriye sıklaştırması ve boyuna donatıların yeterli boyda ankrajı, ahşap karkas yapılarda kiriş ve dikmeleri  bağlayan metal elemanlar kullanılması  ve ahşap elemanların yapının temeline yeterli bir biçimde bağlanmış olması gibi.

3-Yatay ve düşey elemanlar kendilerine depremde gelen ek zorlamaları taşıyabilecek boyutlarda olmalıdır.Yalnızca düşey yük taşıyan yapılarda elemanlar daha küçük en kesitli  ve kiriş açıklıkları  daha uzundur, düşey taşıyıcıların, kolonların, sayısı azdır.

4-Üst yapıda depremde olan atalet kuvvetleri temellere ve yapının zeminine (toprağa) güvenli bir biçimde aktarılmalıdır. Deprem sırasında zeminde olacak mekanik değişmeler ve depremde yapıda oluşan ek kuvvetlerin temele ve zemine getireceği ek etkiler dikkate alınmalıdır.

Bu temel ilkelere  uyulduğu zaman malzemesi ahşap, çelik  ya da betonarme olan her yapı depreme dayanıklı  olarak yapılabilir. Kısaca malzemesi ne olursa olsun iki türlü yapı vardır: deprem etkileri de dikkate alınarak tasarlanmış yapılar ve yalnızca düşey  yüklere göre tasarlanmış yapılar.

GELENEKSEL VE DİĞER TÜR AHŞAP YAPILAR
Türkiye’de tek tip ahşap karkas yapı yoktur. Ahşap yapılar ya da ahşap karkas yapılar vardır. Bu yapılar betonarme karkas yapılarda olduğu gibi  diğer bir deyişle düşey ve yatay taşıyıcıları (kolon ve kirişleri) olan yapılardır. Ahşap karkas yapılar çeşitli biçimlerde yapılmaktadır ya da bir zamanlar yapılmıştır.

1-Ahşap kolon ya da dikmeleri ve kirişleri olan yapılar. Kiriş ve kolon gibi yapı elemanları çok büyük kesitli, azman, denilen büyük boyutta ve az sayıda elemanlardan oluşmaktadır. Kiriş ve kolonların birleşim yerlerinde özellikle depremde gelen yatay kuvvet aktarımı sağlayacak biçimde bağlantı yapmak zordur. Kat döşemeleri de ahşaptır. Dikmelerin arası taş, kerpiç ve tuğla yerleştirilerek bir duvar oluşturulmaktadır. Bu yapılar aslında ahşap takviyeli yığma yapı olarak nitelenmelidir. Bu yapılar genellikle ahşabın temin edilmesinin güç olduğu bölge ve dönemlerin yapısıdır. Bu günlerde ahşap dikme ve yatay elemanların yerini betonarme düşey ve yatay hatıllar, ahşap kat döşemelerinin yerine de betonarme plak döşemeler yapılmaktadır.

Nerdeyse düşey yükleri bile taşıyamayacak bir ahşap çerçeveden oluşan bu yapıların deprem dayanımları çok sınırlıdır. Düşey yüklerin önemli bir bölümünü dolgu duvarlar taşımaktadır..

2-Bu yapılarda daha ince kesitli düşey ahşap elemanlar, 5 x 10 cm gibi en kesitli daha sık aralıklarla kullanılmaktadır.  Zayıf bir ahşap “çerçeve”den oluşan bu yapıların yetersizliği 1940’lı yıllarda Kuzey Anadolu Fayı üzerinde ve başka ülkelerde olan pek çok depremde gözlenmiş ve ahşap dikmelerin çift yönde X-biçiminde diyagonal yada  çapraz elemanlarla güçlendirilmesi gereği ortaya çıkmıştır. Bu durum Bolu ve çevresine 1944 depreminden sonra yapılan ahşap karkas yapılarda daha çok X- biçiminde çaprazların kullanılmağa başlanması ile gözlenmiştir. Bu yapılarda da duvar dolgu maddesi olarak taş, kerpiç ve tuğla kullanılmıştır.

Burada anlatılan ahşap dikmeli ve diyagonalli ya da diyagonalsiz yapılar “hımış” yapılar olarak adlandırılmaktadır. Bazı ahşap karkas yapılarda dikmeler arasındaki aralıklar 1.00 metre kadar olurken bazılarında 2-3 metre ya da dikmeler yalnız yapı köşelerinde olmaktadır. Bu farklılıklar yapıların deprem dayanımlarınında da etkilidir.

Ahşap dikmelerin arasına dolgu maddesi olarak kaba kesilmiş küçük tomruklarda konulmaktadır. Bu yapılar “Dizeme” olarak adlandırılmaktadır.

Ancak yatay yükleri alacak diyagonalleri (çaprazları) olan “dizeme”  tür bir başka yapı depremden etkilenmemiştir. Bu yapıda hasarı önleyen şey “ahşap” malzemeden yapılmış olması değildir. Yatay deprem yüklerini taşıyabilecek  “çapraz“ elemanların yeterli sayıda ve zemin katta da konulmuş olmasıdır. Tıpkı deprem yükleri nedeni ile betonarme perde duvarlı-kolonlu yapıların yıkılmayıp yanlızca düşey yükler için kolonları olan perde duvarsız betonarme yapıların yıkılması gibi.

3-İklim koşullarının yumuşak olduğu ve ahşabın bol bulunduğu yerlerde geliştirilmiş bir başka ahşap karkas yapı yöntemi “bağdadi” denilen ahşap karkas yapıdır. Bu yapım yöntemine göre ahşap karkasın iç ve dış yüzüne 2-3 cm aralarla 3-4 cm genişliğinde ve 1-2 cm kalınlığında ahşap çıtalar çakılmaktadır. Bu durum daki yapılarda duvar yatay yükler altında davranış açısından bir “perde duvara” a benzer konumda olacağı sanılmaktadır. Çıtalarla sınırlanmış duvar boşluğu ısı yalıtımı için ağaç kabuğu, çakıl taşları ile doldurulmakta  ya da tümü ile boş da bırakılmaktadır.  Duvar daha sonra kireçli bir harçla sıvanmaktadır. Sıvanın ahşaba yapışması için çıtaların üstüne rabiç teli çakılmaktadır.

1970 Gediz depreminde “bağdadi” ahşap karkas yapıların “hımış” ahşap karkas yapılara göre belirgin bir biçimde daha iyi davrandıkları ve hasar düzeylerinin daha az olduğu gözlenmiştir.

4-Bunun dışında ahşabın bol ve ucuz olduğu bölge ve dönemlerde yapılmış dış yüzü tümü ile enli tahtalar kaplanmış ahşap karkas yapılar da vardır.

Buraya kadar sayılan ahşap karkas yapılar Türkiye’nin geleneksel ahşap karkas yapılarıdır.

5-Ormanların çok büyük ve geniş alanları kapsadığı ABD ve Kanada’da depreme karşı çok üsütün olduğu söylenen ahşap karkas yapılar ise bizim geleneksel ahşap karkas yapılardan çok farklıdır. Bu ülkelerdeki depremlerden edinilen gözlemlerin  dikmeleri ve diyagonalleri olan ahşap karkas yapıların deprem karşısında yeterli olamadığını kanıtlaması üzerine daha değişik bir ahşap karkas yapı sistemi geliştirilmiştir.

Bu yapılar da duvarlar ve döşemeler ahşap karkas panellerden oluşmaktadır. Yaklaşık 5 cm x 5 cm kesitli tahtalardan oluşturulan ve  yapının kat yüksekliği kadar yüksekliği ve en çok 3-4 metre kadar uzunluğu olan duvar panellerinin iç ve dış yüzüne 1 cm kadar kalınlıkta kontraplak kaplanmakta ve bu kontraplaklar bütün dikme ve yatay çerçeve elemanlarına 2-3 cm aralıklarla çivilenmektedir. Daha sonra bu duvar panelleri birbirlerine yada bir ara dikmeye sık konulmuş çelik bulonlarla bağlanmaktadır. Döşemelerde aynı biçimde yapılmakta ancak döşemeyi oluşturan yatay panel elemanlar çok daha derin olmaktadır. Döşeme panelinin iç elemanları, bir anlamda kirişleri, 5 cm x 15-25 cm gibi daha derin elemanlardan yapılmakta ve alt ve üst yüzeyleri yine kontraplakla kaplanmaktadır. Bu paneller duvar panellerinin üzerine çakılmakta ya da yine bulonlarla bağlanmaktdır.

Bu tür ahşap karkas yapılar aslında tümü ile ahşap perde duvarlı yapı olarak nitelenmelidir. Depremde gelen yatay yükleri taşıma mekanizmaları açısıdan da “tünel kalıpla” yapılmış yerinde dökme betonarme perde duvarlı yapılara benzemektedir. 17 Ağustos 1999 depreminde İzmit’te hiç hasarı olmayan ve zemini çok zayıf olan Yahya Kaptan Mahallesindeki  yapılar tünel kalıp yöntemi ile yapılmış betonarme perde duvarlı yapılardır.

Bu tür “ahşap perde duvarlı” yapılar Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da ençok 3 katlı yapılmaktadır. Zemin katı betonarme olarak yapılmış ve bunun üstüne 3 kat ahşap perde duvarlı olarak yapılmış olan karma yapılar da vardır.

Zemin katların betonarme yapılmasının nedeni zemin katın dükkan ya da  garaj gibi geniş açıklı olarak yapılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Zemin katın ahşap olarak yapılması ise zemin katın çok esnek olmasına neden olduğu için daha rijit olan betonarme seçilmektedir.

Amerikan tipi ahşap konut yapıların depremde karşılaştıkları en büyük sorun yapının temel bağlantılarıdır. Bu tür yapılarda deprem hasarı ençok ahşap duvar panellerinin temele yeterli bir biçimde bağlanmamış olmasından kaynaklanmaktadır. Bu bağlantı yetersizliği nedeni ile yapı depremde temelden devrilmektedir. Çözüm ise duvar panellerinin, yeterli derinlikte betonarme bir duvar altı sömeline ankraj edilmiş ucuna bulon takılan vidalar kullanılarak bağlanmasıdır: Depreme dayanıklı ahşap karkas yapıların en önemli bölümü olan temellerinin betonarme olması gerekmektedir.

1944 Bolu ve 1967 Mudurnu Vadisi ve 1970 Gediz depremlerinde yıkılan ahşap karkas yapılarda ahşap karkas dikmeleri iri taşlarda yapılmış temele oturmaktadır. Duvarları oluşturan ahşap dikmeler ve alt başlıklarla bu taş temeller arasında bir bulonlu bir bağlantı olmadığı ve ahşap temel taşlarına sürtünme kuvveti ile oturduğu için pek çok ahşap karkas yapı temelden devrilerek yada kayarak yıkılmıştır.

Betonarme yapılarla bir benzetme yapılırsa çaprazları olmayan ahşap dikmeli ve dolgu duvarlı yapılar yalnızca düşey yükler taşımak için yapılmış betonarme karkas yapılara benzetilebilir. Deprem dayanımını yükseltmek için konulmuş çapraz ya da diyagonal elemanları olan ahşap karkas yapılar da kolonları kirişlerden daha yüksek dayanımlı ve az miktarda perde duvarları da olan betonarme karkas yapılara benzetilebilir.

Duvarları ABD ve Kanada’da yapılan kontraplak kaplı panellerden oluşan ahşap yapıların yatay yükler altındaki davranışları  ise  tümü ile perde duvarlı yada tünel kalıpla yapılmış perde duvarlı betonarme yapıların deprem davranışları gibidir.

1995 Kobe Depreminde yıkılmış ahşap karkas yapılar geleneksel Japon ahşap karkas yapılarından farklı niteliktedir. Bu yapılarda çerçeveler diyagonal elemanlarla güçlendirilmemiştir. Bu yapıların çoğu II’nci Dünya savaşının hemen sonrasında ekonomik koşulların kötü olduğu bir ortamda savaşta hava bombardımanları ile yıkılmış kentin konut gereksinimini hızla gidermek için kıt malzeme ile hızlı bir biçimde ve geleneksel yapım kurallarına uyulmadan yapılmış ahşap yapılardır.

Japonyanın yüksek düzeyde nemli iklimi ahşabın hızla niteliğini yitirmesine yol açmaktadır. Ahşap yapılar başlangıçtaki üstün mekanik niteliklerini çürüme ve çeşitli böceklerin ve küflerin saldırısı ile hızla yitirebilmektedir. Bu yapıların yüksek nitelikli ahşapdan yapılmamış olmaları da bir zaafiyetleri olmuştur. Ayrıca bu yapıların çatılarında ağır seramik kiremit kaplamalar ve çatı altlarında ağır bir toprak örtüsü olduğu söylenmektedir. Bu nitelikleri ile Kobe’nin ahşap yapıları ahşabın “hafif” bir malzeme olduğu şeklindeki üstünlüklerini de yitirmiş bir durumda çok şiddetli bir depremle zorlanmış oldukları için umulanın üzerinde hasar görmüşler ve büyük can kaybına neden olmuşlardır.

DEPREM, YANGIN VE AHŞAP YAPILAR
Depremin yol açtığı yangın sonucu ahşap yapıların yanması olayı ile sık sık karşılaşılmaktdır. Ahşap yapıların yangın karşısındaki güçsüzlüğünü hatırlatan en önemli deprem Japonya’daki 1 Eylül 1923 Kanto Depremidir. Bu deprem de olan 120 000 civarındaki can kaybının yaklaşık 110 000’i depremden sonra çıkan yangının sonucunda olmuştur. Çok rüzgarlı bir günde yapıların yıkılması ile başlayan yangın büyük can kaybına yol açmıştır. Yine Japonya’da olan 1995 Kobe depreminde ise 5500 civarındaki can kaybının yaklaşık 1750’si ahşap yapılardaki yangın nedeni ile olmuştur.  Japonya’da genel olarak nüfusun büyük ve yerleşim alanlarının sınırlı olması nedeni ile yerleşimler çok yoğundur ve depremden sonra çıkan yangınlar hızla yayılabilmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da ise yerleşmeler çok yoğun olmadığı için ahşap karkas bir yapıda depremden sonra çıkan bir yangın hızlı bir biçimde başka yapılara yayılmamakta ve yangın riski Japonya kadar yüksek olmamaktadır.

Ülkemizde de depremden kaynaklanan ahşap yapı yangını olayı vardır. 1970 Gediz depreminde Gediz’in bir mahallesi depremden sonra çıkan yangında tümü ile yanmış ve bu arada hasarlı yapılardan kurtarılamayarak ölenler olmuştur. Yine bu depremde  yangın çıkan Akçaalan kasabasındaki tümü ahşap olan evler yanmış, ancak bu yangın nedeni ile  kasabada can kaybı olmamıştır.

YAPI MALZEMESİ OLARAK AHŞAP VE DEPREM
AHŞABIN MUTLAK BASINÇ VE ÇEKME DAYANIMI DÜŞÜKTÜR

Ahşap hafiftir. Ancak dayanımı düşüktür. Dayanım / Ağırlık oranı yüksek olmakla birlikte önemli bir nokta çekme ya da basınç dayanımının mutlak değeridir. Betonarmenin çekme ve basınç dayanımları ahşapdan büyüktür. İki farklı malzemeden oluşan betonarmede çekme etkilerini taşıyan demirin dayanımı 2.4 ton/cm2, basınç etkilerini taşıyan betonun dayanımı 0.200 - 0.400 ton/cm2’dir. Buna karşılık ahşabın çekme ve basınç dayanımları ya da emniyet gerilmeleri liflere paralel doğrultuda emniyet gerilmesi en yüksek nitelikli kereste için 0.110 –0.120 ton/cm2’dir (DIN 1052) . Betonarme ise daha ağır olmasına karşın dayanımı daha yüksek olduğu için aynı genişlikteki açıklıklar ahşaba göre daha küçük kiriş en kesitleri  ile aşılabilir.

Ahşabın yük taşıma gücünün sınırlı olması çok katlı ve geniş açıklıklı yapıların yapılmasına engel olmaktadır.

Ahşabın hafif olması ve daha ince kesitlerde kullanılması “burkulma” sorununa neden olur.


AHŞABIN ELASTİSİTE MODÜLÜ DÜŞÜKTÜR
Eksenine dik yönde yük taşıyan, kiriş gibi, bir yapı elemanının önemli bir diğer özelliğide yapacağı sehimdir. Sehim ise yapı malzemesinin elastisite modülü [E] ile ilgilidir. Ahşabın elastisite modülü liflere dik yönde 6000 kg/cm2, paralel yönde 125 000 kg/cm2 kadardır. Betonarmenin elastisite modülü [E] ise beton dayanımına göre 270 000 ile 390 000 kg/cm2 arasında değişmektedir. Ahşabın düşük elastisite modülü her zaman ahşap yapıda daha büyük sehimlere neden olmaktadır.

AHŞABIN ZAMANA BAÐLI BÜZÜLMESİ YÜKSEKTİR.
Ahşabın bir başka önemli özelliği zamanla büzülmesidir. Düşey yükler taşıyan elemanlarda bu büzülme daha da yoğun olmaktadır. Bu durum yatay ve düşey ahşap yapı elemanların birleşimlerinin açılmasına ve bağlantıların zayıflamasına neden olmaktadır . Ahşabı bağlayan çivi ve bulon gibi metal elemanların çevresinde boşluk oluşmaktadır. Bu durumda yapının rijitliği zamanla azalmakta ve yatay deprem yükleri altında giderek geri dönüşü olmayan yatay ötelenmeler yapan  yapı hızla yıkıma gitmektedir.

Ahşabın zamana karşı dayanımı azdır. Pek çok tarihi yapının taş ya da tuğla yığma bölümleri asırlara dayanmış ancak bu yapıların ahşap bölümlerinden hiçbir şey kalmamıştır.

Ahşabın zamanla mekanik özelliklerini yitirmesi nedeni ile sehimleri artmaktadır. Bunun önlenmesi için çok iyi kurutulmuş ve yoğunluğu yüksek ve üstün nitelikli kereste kullanılması gerekmektedir. Bu durum beton dayanımı proje dayanımından çok düşük olan betonarme yapıların kirişlerinde gözlenen zamana bağlı rötre, eğilme ve kesme çatlaklarının ve gözle farkedilen büyüklükte sehim olmasına benzetilebilir.

AHŞABIN SÜNEKLİK ORANI DÜŞÜKTÜR

Ahşabın bir diğer özelliği ise akma gerilmesi ile kopma noktası arasındaki birim şekil değiştirmenin çok az olmasıdır. Ahşap malzeme olarak çelik kadar sünek değildir. Çelik akma noktasından sonra kopma noktasına ulaşana kadar % 20’ye varabilen birim uzama yapabilmektedir. Bu özelliği nedeni ile çelik yapılar çok daha fazla deprem enerjisi tüketebilmektedir. Betonarme yapılarda da inşaat demirinin bu özelliğini kullanabilecek önlemler alınırsa, etriye sıklaştırması ve kolon ve kiriş boyuna demirlerinin yeterli filiz boyunda betona gömülmüş olması gibi, deprem enerjisi tüketme gücü büyük ölçüde kullanılabilmektedir.

Ahşap yapı elemanlarının bu sünek biçimde enerji tüketme yeteneği yoktur. Çivili yada vidalı birleşim yerlerinin zamanla gevşemesi ahşabın çok büyük yatay ötelenmeler yapmasına ve yeniden şaküle gelemeyerek yıkılmasına neden olabilmektedir.

Kısaca ahşap yapıların malzemesinin özelliğinden kaynaklanan sorunları vardır ve ahşap yapı tasarımında dikkate alınmaları gerekir.

TÜRKİYE’DE AHŞAP YAPI  NEDEN ARTIK  YAYGIN DEĞİL ?
Yanıtlanması gereken bir soru da bugünlerde Türkiye’de neden yaygın bir biçimde ahşap yapı yapılmamaktadır? Yaklaşık 40-50 yıldır ahşap yapı yapılmamasının nedenleri aşağıda sıralanmaktadır:

1-Birinci neden ormanların azalması ile temin edilmesi güçleşen bir yapı malzemesi olarak ahşabın pahalılaşması ya da ahşabın yerine geçebilen daha ucuz yapı malzemelerinin bulunmasıdır. Bu durum yalnızca ahşabın yapıların taşıyıcı elemanlarında artık kullanılmaması ile sınırlı değildir. Ahşap artık yapıların kapı ve pencerelerinde de kullanılmamakta, metal ve plastik kullanılmaktadır. Bir zamanlar tahtadan yapılan gazoz, kola ya da bira kasaları da bugün artık plastikten yapılıyorsa bunun nedeni aynı işi gören daha ucuz ve eşdeğer dayanımlı bir malzemenin olmasıdır. Kahve, pastane ve gazino gibi yerlerde tahta iskemle ve masanın yerini plastikten yapılmış masa ve sandalye almaktadır.

2-Ahşabın daha kolay sağlanabileceği umulan orman çevrelerindeki köylerde de bile 30 – 40 yıldır bir iki katlı yapılarda ahşap dikme ve başlık yerine betonarme yatay ve düşey hatıllar kullanılmaktadır. Daha doğrusu yatay ve düşey betonarme hatılla takviyeli yığma yapılar ahşap karkas yapıların yerini almaktadır. Çünkü nitelikli ağaç kalmamıştır.

3-Büyük ya da küçük bütün kentlerde arsaların rant değerinin artması ile imar durumları da değişmiş ve 3-5 kat derken 10-15  katlı yapılara izin verilmiştir. Doğal olarak bu kadar çok katlı yapının ahşap olarak yapılma olanağı yoktur. Burada ahşap yapı yapımından uzaklaşılmasında kent arsaların rantından yararlanmanın teşvik edilmesinin de katkısının olduğu doğrudur. Ancak arsa rantı sorunun olmadığı ve ormanlık alanlara yakın ve dolayısı ile ahşabın ucuz olabileceği, küçük yerleşimlerdeki 1-2 katlı yapıların da betonarme ya da yatay ve düşey hatıllı  tuğla yığma olarak yapılması arsa rantı yaklaşımı ile ahşaptan uzaklaşılması tezini her yerde  desteklememektedir.

4-Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada gibi ülkelerde ormanlık alanların bolluğu ve bu ormanlarda çok üstün nitelikli kereste veren ağaçların hala var olması gibi ahşap  bina yapımını destekleyen bir üstünlük  ülkemizde artık yoktur. Ülkemizde yaygın ve zengin bir orman varlığı olsaydı yine de ahşap karkas yapıların yapımına geçmeden önce teknolojik ve endüstriyel bir alt yapının oluşması gerekmektedir:

Kaliteli kereste için çok önemli bir nokta ahşabın kurutulmasıdır. Bunun için önemli boyutta yatırım gerekmektedir.

Yine ahşabı işleyecek usta ve işçi şu anda  yoktur, yetiştirilmesi ve eğitimi gereklidir.

Ahşap malzemelerin birleşiminde  kullanılan özel metal parçalar ve bulonlar ve çiviler ve üstün nitelikli ahşap yapıştırıcıları ve yangın, böcek ve diğer etmenlerden  koruyucu boya ve kaplama malzemeleri çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu malzemeleri üreten metal ve kimya sanayinin de yurt içinde kurulması gerekir.


5- Betonarme “plastik” bir malzemedir. Burada plastik kolayca şekil verilebilen bir  malzeme anlamında kullanılmaktadır. Kalıp yaparak çok değişik biçimlerde yapı elemanları çok kolayca yapılabilmektedir.  Kolon – kiriş birleşim yerleri kolayca ve rijitliklerini zamanla yitirmeyecek biçimde tek parça olarak yapılabilmektedir. Yeterli kalınlıkta  en kesiti olan betonarme elemanlar yapılabilmesi nedeni ile betonarme yapılar daha rijit olmakta ve yatay ve düşey yükler altında eleman sehimi ve titreşimi daha az ya da hissedilmez olmaktadır. Bu durum yapı kullanıcıları için psikolojik bir üstünlük olmaktadır. Ahşabın ise kolon - kiriş ya da çapraz birleşim yerlerinde bağlantı sürtünme kuvvetleri ile sağlanabilmektedir. Ahşap malzemeden deprem de gelen yatay yüklerin oluşturduğu momentleri  taşıyabilen birleşim yerleri oluşturulamaz.

YORUM:
Ahşap yapıların hafiflikleri deprem açısından bir üstünlüktür. Ancak çelik, betonarme ve tuğla gibi diğer yapı malzemelerinde de olduğu gibi depreme dayanıklı ahşap yapı yaparken ahşabın da kendine özel sorunları vardır.

Malzemesi betonarme, ahşap ya da ne olursa olsun iki türlü yapı olduğu unutulmasın:  Yalnızca, kendi ağırlığı ve kullanım yüklerinden oluşan, düşey yükleri taşıyacak biçimde tasarlanıp yapılmış yapılar olduğu gibi düşey yüklerle birlikte deprem yükleri ve etkilerini de taşıyacak biçimde tasarlanıp  yapılmış yapılar da vardır. Yine malzemesi ne olursa olsun yapıların depreme dayanıklı olması için gerekli temel ilkelerin olduğu da unutulmamalıdır.

Bu genel ilkeler ve malzemenin nitelikleri dikkate alınarak depreme dayanıklı ahşap yapı da  betonarme yapı da yapılabilir.
midena pro tou telous makarize