Gönderen Konu: Türk El Halıcılık Kültürü Tarihi  (Okunma sayısı 4135 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Türk El Halıcılık Kültürü Tarihi
« : 02 Ocak 2009, 14:03:58 »

"Naciye Kayıpmaz - Sümer Halı Genel Müdürlüğü Geleneksel Halı ve El Sanatları Araştırma Müdürü"

Altay’lar Asya Hunları bölgesinde, beşinci Pazırık kurganında mumyalanmış at, eğer takımı, at arabası ve keçelerle bir arada bulunan bir adet halı, düğümlü dokuma örneği olarak şimdiye dek bulunabilmiş ilk ve en erken örnek olma özelliğini halen korumaktadır. Kazıyı yapan hafir Rus arkeologu Rudenko ve ona iştirak eden bazı halı araştırmacılarının, bu halının İran kavimlerince yapılarak Türk Hun Hakanlarına hediye gönderildiği yolundaki iddialarının aksine; 5. Pazırık kurganındaki hafriyatın tümü ele alındığında, ölülerin gömülme gelenekleri, ölü yanlarına bırakılmış olan at, at arabası, keçe ve koşum takımları, mezarda belirgin bir Türk Hun geleneğinin bulunduğunu kanıtlamakta ve gerek Pazırık halısının, gerekse diğer mezar buluntularının Türk Hun gelenekleri içinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Halının bordüründe yer alan süvarilerin ve atların Türk gelenekleriyle desenleştirilmiş olması bu görüşü desteklemektedir. Özellikle atların eğer örtüleri ve kuyruklarının bağlanma şekilleri, Pazırık halısı ile karşılaştırılan İran arkeolojik stellerindeki süvarilerde bulunmayan Türk Hun geleneklerindendir. Elde mevcut başka bir örnek bulunabilmiş olmadığından, şimdilik tarihi Türk el halılarını Pazırık halısından başlayarak bir kronoloji içinde değerlendirebilmek mümkün olmaktadır.

Erken dönemlerde düğümlü dokuma parçaları konusunda yapılan araştırmalarda bu dönemleri aydınlatacak oranda yeterli parça bulunabilmiş değildir. Ancak 1906 ile 1908 yıllarında Doğu Türkistan’da, Lou-Lan’da bir düğümlü dokuma parçası ile Lop-nor’daki bir Buda tapınağında ikinci bir düğümlü dokuma parçası bulunmak suretiyle konu bir ölçüde aydınlanmıştır. M.S. 3. ve 4. yüzyıllara tarihlendirilen bu halı parçaları, ilk ve en erken örnekler olarak halının Türkmenistan coğrafyasında tanındığı ve uygulandığı görüşünü desteklemiştir. 1913’de Turfan kazıları sırasında, Kuça’ya yakın Kızıl’da bir tapınakta bir parça halı daha bulunmuş, M.S. 5. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen bu parçanın tek argaca  düğümlü teknik yapısı ve desen özellikleri ile 3. ve  4. yüzyıllara tarihlendirilen Doğu Türkistan parçaları ile aynı özellikte olduğu ve bir geleneğin devamı olduğu görüşünü büyük oranda doğrulamıştır.

M.Ö. 3. yüzyıldan başlayan düğümlü dokuma örneği ile Doğu Türkistan’da bulunmuş olan ve M.S. 3. ve 6. yüzyıllara tarihlendirilen halı örnekleri; düğümlü dokumaların vatanının 35 ile 45 derece Kuzey enlemleri arasındaki Orta Asya stepleri olduğunu belgelemektedir. Başka bir Rus arkeoloğu Khlopin, düğümlü dokumaların ilk kez Güneybatı Türkistan’da M.Ö. 2000 yılından itibaren dokunmaya başlanmış olmasının mümkün olduğunu söylemektedir. Düğümlü dokuma dediğimiz halıların ilk kez kimler tarafından bulunduğu ve uygulandığı çok önemli olmamakla birlikte; bu geleneğin Türklerin yaşadığı bölgelerde ortaya çıkmış olması ve onların batıya doğru göçleriyle birlikte de batıya getirildiği görüşü birçok halı araştırmacısının üzerinde birleştiği önemli bir olgudur.                                                       

1935 -1936 yıllarında Kahire yakınlarındaki eski Kahire şehri Fustat’da yapılan kazılarda, 100’ün üzerinde küçük halı parçası bulunmuştur. Bu parçalardan iki adedi M.S. 9. yüzyıla Abbasi dönemine tarihlendirilen ve literatüre Samarra halıları olarak geçen halılardır. Abbasi döneminde Türk muhafız birlikleri için kurulmuş Samarra adlı bölgede, miladi 838-883 tarihleri arasında, İbn-i Yakut’a göre 25.000 Türk askeri, ailesiyle birlikte yaklaşık 70.000 Türkmen yaşamaktaydı. Doğu Türkistan Lou-Lan ve Kızıl halılarının teknik özelliği ve desen yapısındaki bu parçalara bu yüzden araştırmacılar Samarra halıları adını vererek Türklerin bu geleneği batıya getirmiş olduklarını belgelemiş oldular. Düğümlü dokuma yaygılar, Bağdat yakınlarındaki Samarra’ya, Batı Türkistan’dan gelerek bu bölgeye yerleşmiş bulunan Türkmen boyları tarafından getirilmiş olmalıydı.

Türk halılarının tarihi ile ilgili olarak, kesintisiz ve düzenli kronoloji; 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu devrinde, Konya Alaaddin camisi için yapılmış olan sekiz adet Selçuklu halısının bulunması ile başlamıştır diyebiliriz. 13. yüzyıla tarihlendirilen ve Anadolu’da Türkmenlerle başlamış olan bu kesintisiz tarihçe, Türkmen boy ve oymaklarının düz ve düğümlü dokumalar konusunda dünyanın en güzel örneklerini verdiklerini kanıtlamaktadır.   

Konya Alaaddin Camii’nde bulunan sekiz adet Selçuklu halısına ilave olarak 1930 yılında Beyşehir Eşrefoğlu Camisi’nde bulunan üç adet Selçuklu halısı daha eklenerek 11 adet ender bulunur Anadolu Selçuklu dönemi Türk Halıları koleksiyonu oluşmuş bulunmaktadır. Bu halılar, Türk Halı Sanatı’nda 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar uzanan uzun bir zaman diliminde, sayısız güzellikte örnekler veren Anadolu Türkmen dokuyucusunun geleneksel düğümlü dokuma kültürü zincirinin ilk ve en önemli halkasını teşkil etmeleri açısından önemlidir. Bugün dünyanın en zengin halı ve kilim koleksiyonuna sahip İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin teşhirinde yer alan, Konya Alaaddin Camii ve Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nde bulunmuş olan 13. yüzyıl Anadolu Selçuklu Dönemi halıları; gerek teknik konstrüksiyonu gerek doğal boyar maddelerle yapılan renkleri ve gerekse ilginç Türk motif yapısıyla, düğümlü dokuma kültürünün tartışmasız en güzel örnekleridir.

Son zamanlarda bu dönem halılarıyla ilgili olarak ortaya çıkmış olan dört parça halı; sürpriz nitelikleriyle halı araştırmacılığında yeni değerlendirmelerin de odağı olmuştur. Karbon 14 metoduyla yapılan kimyasal analizler bu halıların 1190-1200 yıllarında dokunduğunu belgelemektedir. Tibet’te onarım yapılmakta olan bir manastır çevresindeki kazılarda bulunan ve bugün Avrupa’da çok önemli koleksiyonerler eline geçmiş bulunan bu dört parça halının; 13. yüzyılda Anadolu’da Türkmenler tarafından dokunarak, Tibet’e gönderildiği yönünde genel bir kanaat oluşmuş bulunmaktadır. Halılarda yer alan kuvvetlice üsluplaşmış hayvan figürleri 14. Yüzyıl hayvan figürlü Anadolu Türk halılarının da ilk örnekleri olma nitelikleriyle çok önemli belgelerdir.

Halıdaki teknik dokumadan kaynaklanan zorunluluk ve Türk tasvir anlayışı nedeniyle biçimsel bir şekilde üsluplaştırılmış bitkisel motiflerin ve Türk süsleme sanatlarında en güzel örneklerini vermiş bulunan kufi yazı ve bu yazıdan geliştirilen kufi benzeri motiflerin, halı zemininde kullanılması Selçuklu devri 13. yüzyıl Türk halılarının en belirgin özelliğidir.

Halı desenlerindeki üsluplaştırılmış ve sonsuzluk prensibi ile ebedileştirilmiş desen raporlu bu karakteristik yapı, 14.-15. yüzyıllarda yerini dekoratif ve stilize edilmiş hayvan figürlerinin kullanıldığı bir yeniliğe bırakmıştır. Bu yüzden 14. ve 15. yüzyıl Anadolu halıcılığına, literatürlerde Hayvan figürlü Anadolu Türk El Halıları Dönemi ismi verilmiştir. Avrupalı ressam Sano Di Pietro’nun ‘Meryem’in Nişanlanması’ tablosunda yerde serili olarak resmedilmiş hayvan figürlü bir halı, Lippo Memmi’nin 1350’de yaptığı tablodaki hayvan figürlü halı resmi ile Carlo Crivelli’nin 1350’lerde yaptığı karnaval sahneli tabloda balkondan sarkıtılan ve yıldız madalyon içinde stilize hayvan figürlerinin yer aldığı bir halı, Anadolu hayvan figürlü halıların 14.-15. yüzyıla tarihlendirilmesinin kaynağı olmuştur.

Anadolu Türk Kültürü’nde stilize edilmiş ve dekoratif formatta biraz da biçimselleştirilmiş hayvan figürleri, diğer kültürlerdeki hayvan figürlerinden hem anlam hem de figüratif özellikleriyle farklı incelenirler. Özellikle 14. yüzyıl Anadolu Türkmen yerleşimlerinde sufi kültürün etkileri hayvan hikayelerindeki benzetmelerle insan eğitimine yönelik karşılaştırmaların yapıldığı dönemdir. Halılardaki ejder ve zürüt-ü anka kavgaları, ejder betimlemeli insan nefsinin zümrüt-ü anka gibi özgür bir cennet kuşuna varmak için verdiği iç mücadele şeklinde değerlendirilmektedir.

Bu safhada Türk kültüründe halının sadece bir yaygı olmanın ötesinde  çok daha derin mitolojik ve sembolik anlamların yüklü olduğu stilize edilmiş biçimler ve renkler dünyası olduğunu belirlemekte fayda bulunmaktadır. Doğu Türkistan’dan Anadolu’ya dek büyük bir haritada yaşama şansına sahip olmuş Türkmen boy ya da oymaklarının çok doğal yaşam biçimi, dokuma yaygılarında hayat bulmuş; bu bir anlamda kendini ifade etme biçimi, oymaklar arasındaki tatlı nüanslarla farklı motif ve renk dünyasını günümüze ulaştırmıştır. Türkmen dokuyucusu, sosyal mevkisi veya geleneğini, taşıdığı oymağın im ya da formunu, çevresinden aldığı ve güzel gördüğü her bir objeyi doğal boyalarla renklendirerek sembolize etmiş, sadeleştirmiş ve tanık olduğu olaylarla birlikte yoğurarak halısına nakşetmiştir. Türk Halı ve kilimlerinde karakterize olmuş motifler ve renkler, daha doğru tanımlaması ile yanışlar, onu dokuyan insanın ve çevresinin bir anlatım aracı, bir mektubu gibidir. Türkmen yaylaları yanışlarla konuşur, renklerle anlaşırlar.

Anadolu halılarında motifler anlamlı ve geleneksel bir üslupla sembolize edilmiştir. Anadolu kadını kendisini veya çevresini, sevincini veya acısını, anılarını veya hayallerini sembolik değerler vererek halısına aktarmıştır. Yaygılardaki yanışlar, onun tasarladığı veya aktarmayı düşündüğü olayın veya nesnenin sembolik karşılıklarıdır.

Anadolu halılarının bir önemli diğer özelliği bu hikayenin veya öykünün, halı ve kilimlerdeki stilizasyonudur. Objelere yüklenmiş sembolik anlatımlar halı ve kilimlerde bir de stilize edilerek uygulanırlar. Dokuma tekniğinden gelen kolaylıklarla da formlar gerçeğinin sadece hatırlanması istenircesine stilize edilirler. Böylece anlatılacak herşey halı ve kilimde hem vardır, hem gizlidir, hem anlayanın dilindedir.

İstanbul Vakıflar Halı Müzesi teşhirinde yer alan hayvan tasvirli halı, 15. yüzyıl hayvan figürlü Anadolu halılarının Türkiye müzelerindeki en erken ve en güzel örneklerindendir. Avrupa müzelerindeki en kıymetli Anadolu erken dönem hayvanlı halısı ise Marby Köyü Kilisesi’nde bulunarak müzede koruma altına alınan ve bu yüzden adına Marby Halısı da denilen Anadolu Türkmen dokuması hayvanlı halıdır. Ressam tablolarında görülen bu halıların örnekleri, Avrupa ve Türkiye koleksiyonlarında ortaya çıkmaya başladıkça, bu dönemde çok sayıda ve çok güzel halıların dokunmuş olduğu belgelenmiştir. Ressam tablolarında, resmini yaptıran soyluların dekorda mutlaka  bu özel tür seccadeler, “Ressam Bellini tablolarında görülen Türk halıları” tanımlaması yerine, literatüre ‘Bellini halıları’ grubu olarak geçmiş bulunmaktadır. 15. yüzyıl Anadolu geleneksel seccade halılarının bu güzel yapısı, 16. yüzyılda karşımıza çıkacak olan küçük şemseli Uşak halılarının da habercileri gibidir.

Alman ressam Hans Holbein’in 1530-1550 yılları arasında yaptığı birçok tabloda, Flaman ressam Lorenzo Lotto’nun 1500’lerin ilk çeyreğinde yaptığı birçok tabloda, Avrupa asilzadelerinin portre resimleri içine fon olarak bir Anadolu Türk halısını resmettirdiği dikkati çekmektedir. Bu yüzden, bu ressamların tablolarında görülen desen geleneklerinden ötürü, 16. yüzyıla ait Anadolu halılarının bir kısmı ‘Holbein Halıları’ diğer bir kısmı da ‘Lotto Halıları’ grubu olarak adlandırılmış bulunmaktadır.

Holbein tablolarında görülen sarmal düzendeki rozet madalyonların yer aldığı rapor desenli halılar, Batı Anadolu Türkmen halılarının çok önemli bir dönem klasiğidir. Daha çok Bergama ve çevresiyle Uşak atölyelerinde de dokunmuş örnekleri bulunan bu halılar, erken örnekleri daha çok köy el tezgahlarından çıkmış halılar olmasının yanı sıra, 16. yüzyıl ve sonralarında Uşak şehir tezgahlarında dokunmuş örnekleri de çok yaygın olarak görülen bir tarzdır. Zeminde düzenli sıralı veya diyagonal yerleştirilmiş madalyonların yanı sıra ortada büyükçe bir madalyon ve etrafında küçük madalyonların bulunduğu halılar, Bergama ve çevresi dokumalarının yaygın bilinen bir karakteristiği olmuştur. Bu yüzden halı araştırmacıları arasında dört ayrı tipte incelenen Holbein grubu Türkmen dokuması halısı bulunmaktadır.

Lotto tablolarında görülen Türk halıları ise daha çok Selçuklu rumi geçmelerin iç içe sarmal kullanıldığı ayrı bir Türkmen desenini yansıtmaktadır. Daha çok toprak grubu açık renk tonların, özellikle antik tütün sarısının kullanıldığı bu halılar, Uşak çevresi dokuma kültürü içinde değerlendirebileceğimiz halılardır. Sonraki dönemlerde bu desendeki birçok halıda Avrupalı ailelerin nişanlarının bulunması, bu desen yapısında bir çok halının Avrupa’dan sipariş verilerek Anadolu’da dokunduğunu belgelemektedir.

Erken devir Türk halılarının incelenmesinde, tarihi kronoloji dönemin ressamlarınca yapılan tablolarda yer alan halılarla bu halıların bire bir aynılarının çeşitli koleksiyonlarda ortaya çıkışıyla doğrudan ilgilidir. Ancak Avrupalı halı araştırmacıları Anadolu Türkmen kadınınca dokunarak Avrupalı kiliselere, manastırlara veya asilzadelere gönderilen bu halıları, ressam isimleriyle doğrudan ilişkilendirince Anadolu Türk halılarının etiketlendirilmesinde yanlış olmayan ancak yanlış anlaşılan bir kavram karmaşası ortaya çıkmaktadır. Ressam tablolarındaki Türk halıları, bir dönem içinde o kadar yaygındır ki, karnavallarla ilgili sahnelerin yer aldığı bazı tablolara bakıldığında, sarayların balkonlarından bu Anadolu halılarının sarkıtılarak, saray içindeki prestijin giderek abartılı bir gösteri halinde dışarıya da yansıtıldığı rahatlıkla izlenmektedir. Özellikle Crivelli tablosundaki bu sahneler gösteriyor ki 14. yüzyıldan itibaren birçok Avrupalı asilzade veya zengin kiliseler, zenginliklerini Anadolu’dan getirttirdikleri bu Türkmen halıları ile belirliyor ve resmettirdikleri tablolara bu halılarıyla birlikte pozlar vererek prestijlerini gösteri haline getiriyorlardı.

16. yüzyılda Anadolu’da, özellikle Batı Anadolu’da, yapılan Holbein veya Lotto tablolarındaki bu halılar; Anadolu’da geleneksel köy el tezgahlarının yanı sıra atölye tipi siparişlerin karşılanabildiği halıcılığın da başlangıç dönemi olmuştur denilebilir. Geleneksel ve köy el tezgahlarında, irticalen dokunan Türkmen halılarının yanı sıra; bu dönemde yapılan bu halılar ile atölye tipi sipariş dokuma halıcılığın ilk numuneleri verilmiş ve Türk geleneksel halıcılığının yapısal değişiminin ilk habercileri olmuşlardır.

16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ‘Osmanlı Klasik Devri’ diye belirlenmiş olan Türk halıları dönemine girilmiş olur. Bu devir, geleneksel Türkmen yorumu ve tasarımına yansımış halıcılığımızdan farklı olarak; artık nakkaşhanelerin geleneksel tasarıma müdahalesi ve katkısı ile çözgüye aktarılan bir anlayışın, atölye şartlarında ve daha kontrollü olarak uygulanmış örnekleri ile karşımıza çıkmış olması farkıdır. Batı Anadolu’da, özellikle Uşak çevresinde kurulmuş olan ve büyük bir kısmı saraya bağlı siparişleri karşılayan ve fermanlarla iş akış düzenleri sağlanan atölyelerde bu devir nakkaşlarının tasarımları halılarımıza uygulanmış ve Madalyonlu Uşak, Yıldızlı Uşak ve Kuşlu Uşak diye bilinen halılarımız bu devirde en güzel örnekleriyle dokunmuşlardır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Türk Halı Sanatı'nın Bin Yılı
« Yanıtla #1 : 02 Mart 2012, 21:00:06 »
Türk Halı Sanatı'nın Bin Yılı
Prof. Dr. Oktay Aslanapa

Pazırık halısı ile başlayan 'Halı Sanatı' araştırmaları, tarih boyunca Türkler'e bağlı olarak gelişmiştir. Bu eserde Fustat'ta 9.yüzyılda bulunan Türk Halıları ile 19.yüzyıl arasındaki geçen zaman zarfında, takriben 1000 senelik bir zaman dilimini kapsayan dönemde Türk Halıları'nı detayları ile ortaya koymaktadır.(161 renkli resim)
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Türk Soylu Halkların Halı Kilim Cicim ve Keçe Sanatı
« Yanıtla #2 : 02 Mart 2012, 21:01:10 »
Türk Soylu Halkların Halı Kilim Cicim ve Keçe Sanatı Uluslararası Bilgi Şöleni Bildirileri
ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ YAYINLARI
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4719
  • Teşekkür: 55
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Türk Halı Sanatının Bin Yılı
« Yanıtla #3 : 02 Mart 2012, 21:04:36 »
Türk Halı Sanatının Bin Yılı
Prof. Dr. Oktay Aslanapa

İNKILAP KİTABEVİ
midena pro tou telous makarize