Gönderen Konu: Yunan mimarisi  (Okunma sayısı 18303 defa)

0 Üye ve 7 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Yunan mimarisi
« : 06 Ocak 2009, 13:41:54 »
Yunan mimarisi
Yunan mimarisi "Megaron" denilen ev tipinden gelişmiştir. Bir girişi ve cella kısmı olan dört köşeli yapının çatısı örtülüydü. Daha sonraları Tapınaklar görülmeye başlar. Megaron yapı tipinin çevresine sütunlar sıralanmıştır. Tanrı evi olan tapınakların içine girilmez. Dışardan dua edilir. Yapının dışına içinden daha fazla önem verilmiştir.



Girit adasındaki Minos,Yunanistan’daki Miken,Anadolu’daki İonların etkisiyle ortaya çıkmıştır. Batı Anadolu yerleşimleri arasında İonlar önemli bir yer tutmaktadır. Efes,Milet,Foça,Pirene,İzmir,Gümüldür’e yerleşmişler. Dorlar ise Bodrum ve Datça’yı kurmuşlardır. Yunan tarihinde bu Şehirler POLİS devletleri olarak bilinir. Bu uygarlıkların oluşturduğu kültür,Yunan sanatına öncülük etmiştir.

Yunan uygarlığının ilk şehirleri, yöneticilerin oturduğu AKROPOL denilen yüksek tepelere kurulmuştur. Şehirlerin etrafı kalın ve yüksek surlarla çevrilmiştir. Anadolu’da kurulan ilk kentler; Efes, Milet, Priene, Bergama, Didim ve Assos’tur.



Bu kentlerde bir birini paralel ve dik kesen caddelerden oluşan IZGARA PLAN denilen şehir düzeni uygulanmıştır.

YUNANAN MİMARİSİNE GENEL BAKIŞ:
Yunan Mimarisinin ilk çağı MIKEN devridir. B.C. 1800-2000. Bu devirde yapı bütününde bir mekan bölünmesi görünür. Bu çok parçalılık Mısır mimarisinin yapı düzenine benzer. KNOSSOS sarayı bu biçimdedir. Yani büyük merkezi avlu çevresinde yer alan bir sürü oda düzeni. Bu düzende karma karışık mekanlar yığını enine ve boyuna sıralanır. Ve plan bir rabirent etkisi yapar. Miken-Minos uygarlığınının merkezi Girit`te teyzinat önem kazanmış ve oda duvarları dekoratif resim sanatı ile değerlendirilmiştir. Merkezi ısıtmak kanalizasyon ilk kez girit`te ortaya çıkartılşmışır. Trinis kaleside miken kale mimarisi hakkında fikir verir. Blok taşlardan oluşturulmuş bir yapının önünde iki ayak üzerine oturtulmuş bir tek kiriş üzerine konulan üçgen rölyef miken kalesinin kapısını oluşturur. Kapı üzerindeki üçgen blokta iki simetrik aslan motifi yer alır. Miken mimarisinde kemer ve sivri kemer unsurlarını kapataşka yapıldığı görülür. B.C.14.yy. da Afreus hazine binası kubbeli bir yapı olarak dikkati çeker.Fakat bu kubbe yalancı denilen biçimdedir. İndikçe iç içe doğru kaydırılan taşların yuvarlak kesite göre sıralanmasıyla elde edilmiştir. Diğer bir yapı tipide Megaron`dur. En eski yunan ev tipi olarak bilinir. B.C.1.000 yıllarında Dorlar buraya geldiğinde Miken kültürü orrtadan kalkmıştır . Fakat Dorlar Burada yeni ve yüksek bir kültür oluşturmuşlardır.



YUNAN TAPINAK MİMARİSİ:
Yunan mimarisinin en önemli yapı tipidir. Temenos denilen kutsal alanlara yapılarlar. İlk çağda Batı Anadolu yerleşimlerinde bulunan Megaron tipli yapıların zamanla gelişen örnekleridir. Önünde dehlizi bulunan, bir dikdörtgen salondan meydana gelen plan tipidir. En eski Yunan tapınakları ahşaptan yapılırdı. M.Ö. 7.yy dan itibaren taştan yapılmaya başlandı ve bunların biçimi, planı belirli kurallara bağlandı.Bu kurallara nizam denir. Tapınakların hangi mimarlık düzeninde yapıldığı cephe düzeni ve sütun başlıklarından anlaşılır.



Yunan sanatının esas yapı biçimi, tapınaktır. Tapınak tanrının evi olarak sayılır.Tanrıya ait kutsal eşyaların ve tanrı heykelini korumak üzere yapılmıştır.Bu nedenle kilise veya camii gibi ibadet edilecek yer değildir. Tapınak,Megaron ev tipinden tgeçmiştir. Ortada bir sella ve önünjde bir sütun sisteminin üzerine gelen alınlıklı bir beğik çatıdan oluşur.



Yunan mimarisi taşıma ve yük esasına dayanır.Yapı, katı bir blok etkisinde değildir.En eski tapnakların temelleri taştan, duvarlar tahta ve kerpiçten , çatıları ise tahtadan yapılıyordu. Bezen tahta tavanı desteklemek için salonun içine tek veya çift sıra halinde tahta direkler dikilirdi. Daha geç bir devrede tanrı evini,çevresinden ayırtetmek ve ona kutsal bir anıt görünümü verebilmek için etrafa bir sütun çemberi çevrilmiştir. B.C.7.yy`dan beri tapınaklar taştan yapılmaya başlamıştır. Aynı zamanda belli forumlar ve oranları sistemide ortaya çıkmıştır. Yapıların en çok dış görünüşlerini etkileyen bu sistemlere NİZAM adı verilir. Yunan mimarisinde 3 temel nizam vardır.

1 DOR NİZAMI
2 İYON NİZAMI
3 KORİNT NİZAMI

DOR NİZAMI:
M.Ö. 7 ila 5. yy arasında örnekleri görülen tapınaklar Yunanistan, Güney İtalya, Sicilya ve Anadolu’da yapılmıştır.



Bu nizamın başlıca özellikleri şöyledir:
a. Bir kaç basamakla çıkılan bir zemin üzerinde yer alır.
b. Sütunlarda kaide bulunmaz. Doğrudan zemine oturur.
c. Aşağıdan yukarıya incelen sütunların gövdelerinde dikey yivler yer alır.
d. Sütun başlığı, çanak şeklinde yuvarlak bir yastık ile bunun üzerinde yer alan dört köşe bir plakadan oluşur.
e. Sütunları bir birine bağlayan taş bir kiriş vardır.
f. Diş kesiminin üzerinde tapınağın kısa kenarında üçgen alınlıklar bulunur.alınlıklar heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.



Yunanistanın büyük bir kısmında, en çokta Pheleponnes`de olmuş ve yayılmıştır. Bu nizamdaki tapınak, genellikle 3 basamaklı bir kayide üzerine yükselmektedir. Sütunlar sellanın etrafını çeşitli bçimlerde çevirerek çeşitli plan şekilerini oluştururlar. En basit şekli Megaron biçimi ile,yani bir sella ve önünde yarım paye ve iki sütun biçimdedir. Bazende sellanın önünde bir sütun dzisi, bazende hem önünde hem arkadasında bir sütun dizisi yer alır. Genelikle sellanın her tarafı sütunlarla çevrelenmektedir.
Gelişmiş bi türünde ise sütun dizileri çift olur,hatta ön dehlizde de devam eder. Dor nizamında bir sütun,aşağıdan yukarıya doğru incelir. Sütun, tapınak kayıdesinin üst kısmına kayidesiz olarak oturur sütün gövdesi ya parça halinde taş bloklardan yada bütün olarak taştan oluşur. Sütun üzerinde 16-20 kadar keskin yiv bulunmaktadır. Gövde yukarı doğru hafifçe incelir. Sütun gövdesi üzerine başlık oturur. Başlık iki kısımdan oluşur. Bunlar yuvarlaışmış taş tabla ile onun üstündeki dört köşe bir taş tabladır. Başlıktan sonra çatı bloku sütunların üzerine oturur. Bu kısım üç tabakadan Oluşur. Başlıkların üzerinde yer alan ve bir sütundan diğerine uzanan taş hatıllar ARŞİTRAV adını alır. Onun üzerinde Triglif frizi ve bunların arasına geçirilmiş yahut kabartmalı levhalardan oluşan Metop bulunmaktadır. Frizin üzerinde pervaz yada damlalık bulunur. En üstte üçgen alınlık yer alır. Alınlıkların içi genelikle plastik kabartmalarla süslenmiştir. Yunan mimarlarınca tapınaklarda iç mekan birinci derecede önemli değildir. Buna karşılık sellanın etrafını çeviren ona kutsallık, anıtsallık veren sütun çemberi bir tapınağın herseyden önce dışardan görülmek üzere yapılmış olduğunu gösterir. Taşıyla taşınan arasında tam bir uygunluk elde edilmiştir. Buy uygunlukta boyada önemli bir yer tutmuştur.



Yunan tapınaklarında yatay hatlar ve simmeler Arşirrav ve damlalıklar kırmızıya,diker unsurlarsa siyah yada koyu maviye boyanırdı. Alımlık kabartmalarında da renklere yer verilirdi. Dor tapınağına en iyi örnek B.C.5.YY.`da Atina akropolün`de yapılmış olan Panthenon tapınağıdır. B.C.477`den 432`ye kadar inşaası devam etmiş olan bu büyük tapınak,mimar İktinos,un pilanlarına göre yapılmış olup kısa tarafında 8`er, uzun tarafında 17`şer sütun bununmaktadır. Sellanın içi iki salona bölünmüştür. Birinci salonda heylek tıraş Fidyas tarafından altın –fildişi olarak yapılmış kaidesiyle birlikte 12 metreyi bulan Athena herkeli duruyordu. İkinci salon ise Pathenon yani genç kızlar salonu adını taşıyor ve tapınak haznesini kapsıyordu.
Parthenon`da plastik süsler önemli bir yer alıyordu. Bu anıtın ön yüüzndeki duvarın yukarların da saçının altına doğru olan yer yere , mermerlere oyularak bazı olaylar grup halinde bile birer tablo güzelliğinde işlenmiştir. Bunlar Athena`nın doğumunu,Athena şehrinin kurucusu kim olmalıdır konusu üzerinde anlamayan tanrıça Athena`nın Poseidon savaşı törenini canlandıran simgelerdir. Bu kabartmalarda kıyafetler,insan ve hayvanların duruş ve hareketleri kusursuz bir güzellikte ve eşsiz bir harmoni ile işlenmiştir.

Dor tapınağına örnek Atinadaki Parthenon Tapınağı, (M.Ö, 5.yy yapılmıştır). Behramkale Atena tapınağı. en iyi örneklerdir

İYON NİZAMI
M.Ö. 6- 4.yy. Daha çok Batı Anadoluda (İyonya) görülür.



Başlıca özellikleri:
a. Tapınaklar basamaklı bir zemin üzerinde yer alır.
b. Sütunlar kaideye oturur.
c. Sütun başlıkları koç boynuzuna benzeyen kıvrımlı bir biçimdedir( volüt)
d. Arşitrav dışa taşkın olarak yapılmış iki veya üç katlıdır.
e. Sütunları ince ve uzundur.



Bu Düzen dorik sutun sistemine oranla hafifi duruşu ile daha zariftir. Dorik`te bulunmayan sütun kaidesi, burada üç yuvarlak silme ile bunların aralarına gelen iki oyuk çemberden oluşmuştur. İyonik sütun gövdesi Dorike nazaran daha uzun ve incedir. Gövde aralarında ince şeritler bırakan yivlerle süslüdür. Sütun başlığı da ortadan başlayıp,yanlara doğru çıkarak içe kıvrılan helezon arasına yumurta dizisi denilen bir süs dizisinin yerleşmesiyle oluşmuştur. Başlık üzerinde de yatay olarak dışarı taşan üç ince tabaka halinde çıkıntılı simgeler yer alır. Bunun üzerinde de çatıyı dolanan bir fris bulunur. Bazen frist kabartmalı, devamlı bir şerit halimi alır. Bazen de friz hiç kullanılmakta pervaz ve alımlıklar Dor nizamı şeklini tekrarlamaktadır. Yalnız pervazın altında yan yana dizilmiş kubik dişlerden oluşan bir diş kesimi yer almaktadır. İyon tapınakların dada renkler ve belirli oran sistemleri önemli bir rol oynamaktadır. Door nizamına oranla daha büyük bir serbestliye sahiptir. örneğin aynı binada sut un kaidelerine başkabaşka şekiller verilebiliyor ağırlık ve kuvveti ifade eden dor tapınağa nazaran daha hafif ve zariftir. En ünlü iyon tapınağı B.C.6.YY.`da rastlanan Ephessos `taki ARTEMİS tapınağı yaklaşık 110 metre uzunluğunda ve 55 metre genişliğinde olan bu tapınakta sella`nın üzeri herhalde açıktır. Tapınağın batı cephesinde Lidya kralı Kreussos tarafından hediye edilen gövdelerinin alt kısımları kabartmalı sütunlar vardır. Bir başka örnek Erectheiol`dur. Akrapol`lün kuzeyinde parthenon`larla birlikte harika sayılabilecek eserler vardır. Athena,poseyidon ve bir takım kahramanlara adak edilmiş olan iki kapının bir çatı altından toplanmasında oluşmuştur. Bu nedenle normalde ayrılan bir plan göstermekte doğuda, kuzeyde, güneyde birer portik bulunmaktadır.



Efes'teki Artemis Tapınağı, Didim Apollon Tapınağı, Atina Athena Nike tapınağı en iyi örneklerdir.

KORİNT NİZAMI:
M.Ö. 5-4 .yy. İyon nizamının çok az değişmiş bir şeklidir. Tek fark sütun başlıklarında görülür. Volüt başlık yerine akantus yaprakları ile donanmış sütun başlıkları kullanılmıştır.



Bazı Yunan tapınaklarında korint ve iyon sütun başlıkları birleştirilerek karma ( Kompozit) başlıklar kullanılmıştır. Bu tapınaklarda sütunların yerine kadın heykellerinin (karyatit) kullanıldığı görülür.



Sutun kaidesi ve gövdesi aynen miyon sütun sistemdeki biçimdedir. 6yeni olan akan tuz yapraklarında biçimlendirilmiş olan başlıktır. Bu taş olmuş doğa formu daha erken devirlerde soyutlaştırılmış ve bir süs olarak kullanılmıştır. İlk zamanlar binaların içinde, sonraları dışında kullanılmaya başlayan bu nizam helenislik devirde çok sevilmiştir. Bu nizamdaki belli başlı tapınaklar arasında Silifke ve Atina yakınlarındaki Zeus tapınakları sayıla bilir. Bu nizamdaki başlık, bir cephesi olmadığından ve her türlü değişikliğe elverişi olduğundan çok kullanılmıştır.



Silifke Zeus Tapınağı, Atina Zeus Olimpos Tapınağı en iyi örneklerdir.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Yunan mimarisi
« Yanıtla #1 : 06 Ocak 2009, 13:42:34 »
Yunan mimarisinin temeli fonksiyonelliğe dayanmaktadır. Kullanılan her bir elemanın yada parçanın bir amacı vardır. Yapılar da  hiçbir kolon sadece dekorasyon amaçlı kullanılmamıştır, onların görevi  binayı taşımak ve destek vermektir. Çok azı dekoratif efekt vermek amacıyla kullanılmıştır. Taşıyıcı olan (strüktürel) yüzeyler zaman zaman zenginleştirilmiştir fakat bunlar strüktürel yüzeyin işlevini ikinci plana itecek şekilde üzerine tabaka ilaveleri ile yapılmamıştır.



Yunanlılar, M.Ö. 600 yıllarına doğru, Ağaç desteklerin yerini, enine konmuş ağır taş kirişleri ayakta tutmaya yarayacak sütunlar aldı. Ana kiriş dediğimiz bunlardır.sütunlar üzerine oturan tüm bu birime ise, sarak adı verilir.



Eski ağaç yapıların kalıntıları, üst bölümde, kiriş başlarının belirginleşir gibi göründüğü yerde sezilir. Bu kirişlerin üzerinde, genellikle üç yiv vardır.bu üçüz yiv terimi, yunanca "triglyphs" sözcüğünden gelmektedir. Üçüz yivlerin aralarında, metop adı verilen kare yüzeyler bulunur.

Açık bir şekilde ağaç yapılara öykünen bu eski tapınaklarda insanı en çok etkileyen şey, yalınlık ve bütünün uyumudur.

Bunları yapanlar dört köşe paye ve yuvarlak sütun kullanmış olsalardı, bina ağır ve gülünç görünebilirdi. Oysa bu mimarlar, sütunları ortaya doğru genişletmek, ortadan yukarı doğru giderek inceltmek özenini göstermişlerdir.


James Stuart, Erekhteion, 1750-60’lar, guaş (RIBA Kitaplığı çizim koleksiyonu).

Bu tapınaklar, çoğun geniş ve görkemli oldukları halde, Mısır yapıları gibi devsel olma eğilimi göstermezler. İnsanlarca insanlar için yapılmış gibidirler.

Sanatın özgürlüğe büyük uyanışı, yaklaşık olarak M.Ö. 520-420 yılları arasındaki yüz yıllık sürede gerçekleşmiştir. M. Ö. V. yüzyılın sonuna doğru, sanatçılar güçleri ve becerilerinin tam bilincine varmışlardır. Halk da aynı bilince ulaşmıştır. Sanatçıların hâlâ zanaatçı sayılmalarına ve züppelerce hor görülmelerine karşın, sayıları gittikçe artan bir sürü insan, sanatçının işiyle, yalnızca dinsel veya siyasal anlamı için değil, içsel değeri için de ilgilenmeye başlamıştır. Çeşitli sanat "okulları" (ekolleri), yani çeşitli kentlerin ustalıklarını birbirinden ayıran teknik ve geleneklerle değişik üsluplar üzerine tartışılıyordu. Okullar arasında yapılan karşılaştırma ve yarışma, sanatçıları daha büyük girişimlere iterek, Yunan sanatında hayran kaldığımız çeşitliliğin yaratılmasına katkıda bulunmuştur kuşkusuz.

Mimaride, aynı anda değişik üsluplar uygulanmaya başlar. Parthenon Dor üslubuyla kurulmuştur, ama Akropolis'in son yapılarında İyon denilen üslubun biçimleri kullanılmıştır. Bunun en güzel örneği, Erechtheion adı verilen tapınaktır.



Bu tapınakların dayandığı ilkenin Dor üslubundaki tapınaklarınkiyle aynı olmasına karşılık, görünüşte ve nitelikte oldukça farklıdırlar. İyon tapınağının sütunları daha az güçlü kuvvetlidir. İncecik direkleri andırırlar. Başlık ise, süssüz bir yastık değildir artık. Çatıyı taşıyan kirişin dayanağı olma işlevini görmeye başlamış ve yan kıvrımlarla çok süslü bir görünüm kazanmıştır. Bu yapıların uyandırdığı bütünsel izlenim, incelikle işlenmiş ayrıntılarıyla, sonsuz ve rahat bir zerafettir.

Akropolis'in son yapılarında iyon denilen üslubun biçimleri kullanılmıştır.

Tarih öncesi çağlarda Yunanistan'da yaşayanlar evlerini, yarımadanın geniş ormanlarla kaplı tepeleri ve vadilerinden elde ettikleri ahşaplardan faydalanarak inşa etmişlerdir.Taş devri başında erken Yunan taş ustaları binalarının detaylarını modellendirmeye başlamışlardır. Erken dönem Mısırlı inşaatçıların yaptığı gibi, orjinal ahşap elementlerin detayları ve süsleri taklit edilmiştir. Yunanlıların çok ünlü olan taş mimarisi değişmeden günümüze kadar kalmıştır. Büyük tapınakların duvarları boydan boya sert mermer ile kaplıdır. Mermer süssüz, iç dekorasyonu en iyi tanımlayan, en güzel malzemedir. Binalarda özenle kesilmiş taşları birleştirmek için kireçli harç kullanılmaya gereksinim duyulmamıştır, büyük mermer bloklarını metal mengeneler bağlamaktadır. Binalardaki el işçiliği ise mükemmeldir. Dikkatli bir gözle bakıldığı zaman görülür ki binaların bütün parçaları arasındaki oranlar, taşların yerleştirilmesinde ve birbirleri ile bağlantılandırılmasında ve çatı örtüsüyle ilişkisinde de aynı şekilde kullanılmaktadır. Yunan mimarisi doğal beyaz mermeri ile anılmaktadır. Sonraki taklitleri de açık renkli taşla yapılmıştır ve Yunan binaları orijanilinde açık renkle boyalıdır. Mısırlı'lar gibi Yunanlılar'da rengi sembollerde kullanmaktadırlar. Örneğin rölyef oymaları mavi yeşil, gölgeleri ise kırmızıdır, arka fonları yine mavidir. Parthenon frizlerindeki rölyef figürleri Yunanlılar'ın çok ünlü strüktürleri ve heykelleridir, bunların arka fonları ise parlak kırmızıdır.




Yunanlılar büyük mimari hünerlerini halk yapıları üzerinde savurganca kullanmışlardır. Dini olmayan halk yapıları (gymnasium ve stadyum) gibi daha sonraları ortaya çıkmışlardır, fakat dini karakterli tapınaklar Yunan sanatının başlangıcından itibaren çok önemlidirler.


Ilissos Tapınağı yan cephe restitüsyonu (Antiquities of Athens, cilt: 1, 1762, 2. bölüm, planş IV).

TANRILARIN TAPINAKLARI
Yunan tanrıları ve tanrıçaları ve onların sayıları tam olarak belli olmayan çocuklarına, önceleri üzeri gökyüzüne açık yerden yükseltilmiş sunaklarda (altar) tapınıldı. Fakat daha sonra dikkatle ve özenilerek hazırlanılmış sığınaklar oluşturuldu. Yunan evinde olduğu gibi tapınaklar dairesel plandan dikdörtgen plana doğru geliştiler. Plan şemalarında tapınaklara kısa kenarın merkezinden girilmekteydi bu bölümde yer alan iki çift kolon çatı da sundurmayı oluşturmaktaydı. Çatılar orijinal olarak saman yada çamur ve kil ile yapıştırılmış dallarla örtülüydü.


James Stuart, Theseion, ön cephe (Antiquities of Athens, cilt: 3, 1794, 1. bölüm, planş III).

Tapınakların ölçütleri arttıkça iç mekanda daha fazla kolona gereksinim duyulmuştur. Gelişme arttıkça tapınakların içine iki sıra dizi halinde kolonlar ilave edilmiştir. Destekleyici kolonlar da mabedin sonunda yer alan hangi tanrı yada tanrıça adına yapıldıysa onun heykelinin yer aldığı merkezi bölümü oluşturur ve yanlarda da geçite olanak tanır. Geleneksel olarak heykelin doğu yönüne bakması zorunludur, ve bu da tapınaklarda doğu batı aksının daha sonraki tapınaklarda ortaya çıkmasına neden olmuştur.


Minerva Polias Tapınağı, sütun, başlık ve arşitravı (Antiquities of Athens, cilt: 2, yak. 1790, 2. bölüm, planş VIII).

Erken dönem tapınakları iki öğeden meydana gelmekteydi, mabet(cella) yada (naos) ve veranda (pronaos) bazen de 3. bir eleman olan ikinci bir iç oda (adytum) dur. Dış duvarlar çamurdan yapılmış tuğla olduğundan malzeme olarak dış hava şartlarıyla yüzyüze getirilebilecek kadar güvenilir değildir. Dış yüzey malzemeyi korumak amacıyla ön veranda yanlara ve binanın arkasına doğru genişletilmiştir. Ayrıca binayı hava şartlarından korumak için üçgen alınlıklı duvarların taşıdığı az yükseltili çatılar (pediment) yaratılmıştır. Önceleri yağmurdan korunmak için düşünülen bu elemanlar daha sonraları hisar ve kale yapımında da kullanılmıştır. Kolonlarla sarmalanmış mabet, pedimentli çatı gibi temel elemanlar Yunan tapınağının formunu oluşturur. Bu bir bina için basit bir formüldür fakat sınırsız varyasyonları oluşturulabildiğinden kurnaz bir saflığı vardır. Buna en güzel örnek olarak Atina�da Acropol�ün üzerinde çok zarif bir yapı olan Parthenon�u gösterebiliriz..
 
AKROPOLİS VE PARTHENON
Akropolis anlam olarak �şehrin üzerindeki en yüksek noktadır�. Atina�daki Akropolis sadece dinsel amaçlarla kullanılmıştır. M.Ö 5. yy sonlarında Pericles zamanında inşa edilmiştir. Bu dönemde  Atinalılar�ın Pers savaşlarında gösterdikleri başarıları, sağlık, güvenlik ve güven ortamı takip etmiştir.

Akropole sarmal yaya yolu ile ulaşılır. Bu yol şehir ile şehirden 80m yükseklikteki tepenin batı yönüne ulaşımı sağlarken, tepenin en üst noktasına geçit oluşturan azametli anıt Propylaea�ya da ulaşımı sağlar. Kutsal yol olarak adlandırılan bu yaya yolu  Propylaea�dan ayrılarak tanrıça Athenanın dev bronz heykeline bağlantıyı sağlar. Buradan da eski tapınağa sonra da tepenin en üst noktasındaki Parthenon tapınağına ulaşılır.



Kuzeyde Erechtheum bulunur. Erechtheum�un mimarisi Yunan mimarisinde nadiren görülen bir plan düzensizliğine sahiptir. Çok sayıda birbiriyle bağlantısı olmayan kutsal azizin kabirleri yer alır.Doğuda İyonik stilli 6 kolon yer alırken, güneydeki portikoda kolon yerine kadın figürlü heykeller kullanılmıştır. 



Parthenon�un güney batısında küçük tapınak Athena Nıke yer alırken kompozisyonu tamamlayan diğer parça, piyesler ve müzikal gösteriler için kullanılan,  tepenin yamacındaki Dionysus ve Odeum dur.En son parça da Yunan mimarisinin en iyisi Parthenon�dur. Mimarları ise Ictinus ve Callicrates dir. Phidias ise baş hetkeltraşıdır. Bina katıksız beyaz Pentelic mermerden yapılmıştır. Kabaca (31-69m) boyutlarındadır. 4�e 9 proporsiyona sahiptir. Her kısa kenarda 8 her uzun kenarda 17 olmak üzere toplam 46 kolonludur. Yapının tamamı iki odadan oluşmaktadır. Büyük oda Cella yada Nao�ya doğudaki sundurmadan Pronaos�dan girilir. Büyük oda  iki sıralı dorik kolonlarla çevrilidir,



kenarda ve arkada ki bu kolonların arasında Phidias�ın yaptığı 12 m yüksekliğinde altın ve fildişi ile karışık yapılmış gözleri kıymetli mücevherlerden yapılma tanrıça Athena�nın heykeli bulunur. Bazı araştırmacılar giriş ve heykelarasında kalan  sığ havuzun dış mekandaki ışığı tanrıçanın üzerine yansıttığını düşünürler.



Cella'nın duvarlarının üst kısmında ve düşey yüzeylerde 170m uzunluğun da friz ler yer alır. Bu frizlerde tanrıça onuruna dört yılda bir düzenlenen dini tören anlatılır. Binada etkileyici olan temel formların harmonisi ve onlara eklenmiş olan ince zarif ve mükemmel olan heykellerdir. Birtakım kurnazca düşünülmüş inceliklerde bunlara ilave edilmiştir. Fakat tarihte hiçbir bina büyük düşünceler sonucunda üretilmemiştir. Örneğin Parthenon�un tabanı tamamen düz değildir, kenarlardan merkeze doğru bir kıvrımlandırılma, hesaplanmış bir eğrilik söz konusudur. Binanın köşelerinde bulunan kolonlar çok az içe doğru eğimlidir. Köşe kolonların çaplarına ilave bir kalınlık verilmiştir ve bunlar komşu kolonlara daha yakındırlar. Bütün kolonlara dış bükey bel verilmiştir.Üst bölümlerdeki kitabelerin yazıları aşağıda olanlara göre biraz daha büyük yazılmıştır. Böylece aşağıdan bakıldığında hepsi eşit boyuttaymış gibi görünür. Bütün bu incelikler üzerinde çok çalışma yapılmış detaylardır ve onlara hayranlık duymamak mümkün değildir.
   
Bu incelikler konstrüksiyonu oluşturma aşamasında birtakım güçlükler  ortaya  çıkarmasına karşın, Yunanlılar bu incelikleri değerli bulmaktaydılar. Onlar optik ilizyonların hesabını çok iyi yaptılar, örneğin köşe kolonları kalın olmasaydı diğerlerinden ince görünebilirdi. Yada zemin merkeze doğru hafifçe yükselmeseydi çukur gibi görünebilirdi. Bütün bunlar gözle fark edilemeyen kurnazca düşünülmüş inceliklerdir. Şüphesiz ki onların tek istediği güçlü estetik etkiyi verebilmekti. Zeminin dalgalanması kolonların hafif dış bükeyliği ve bırakılan boşluk mesafelerinin çeşitliliği binaya organik bir hareketlilik kazandırıp statik bir binanın yakalayamayacağı başarıyı yakalamaktadır.

Bu muhteşem strüktürlü yapı kolay bir yaşam süreci geçirmemiştir. 6.yy da hıristiyan kilisesi haline getirilmiş ve doğu köşesine bir altar ilavesi yapılmıştır. Daha sonra cami olarak hizmet vermiş ve bir minare ilavesi yapılmıştır. 17.yy da Türkler tarafından barut deposu olarak kullanılırken bir patlama sonucu bir kısmı tahrip olmuştur.19. yy başlarında ise kutsal değerler hiçe sayılarak değerli rölyefler yerlerinden sökülmüş, İngiliz diplomat kont Elgin tarafından İngiltereye taşınmıştır. Rölyefleri şu anda Londra�da British Museum da görmek mümkündür.



Büyük İskenderin bir İmparatorluk kurması, Yunan sanatı bakımından önemli bir olay oldu. Yunan sanatı, böylece küçük kentlerin ilgi merkezi olmaktan çıkarak , dünyanın neredeyse yarısının figür dili oldu.bu değişiklik sanatın öz niteliğini ister istemez etkileyecekti.

Bundan sonraki dönemin sanatından, genellikle Yunan sanatı değil de, Helenistik sanat diye söz edilir.

Mimaride, dor üslubunun güçlü ve yalın biçimleriyle iyon üslubunun rahat zarafeti yetmez olmuştu artık.adını zengin bir ticaret kenti olan Korinthos'tan alan ve IV.yy ilk yıllarında yaratılan yeni bir sütun biçimi yeğ tutulur oldu.



Roma'ya bağlı Pompei kentinin Helenistik sanattan nice yansımalar taşıdığını gördük. Romalılar dünyayı fethedip, Helen hükümdarlıklarının kalıntıları üzerinde yeni imparatorluklar kurarlarken, sanatta öyle büyük gelişimler olmamıştı. Roma'da çalışan sanatçıların çoğunluğu Yunanlıydı. Romalı derleyiciler (koleksiyoncular) ise daha çok Yunan ustalarının yapıtlarını veya kopyalarını satın alıyorlardı.

Roma dünyaya egemen olunca, sanatta yine de bir değişiklik meydana geldi. Sanatçılara yeni görevler yüklendi. Bunun sonucu olarak teknikler değişti. Romalılar en iyi sonucu, belki de sivil mühendislik alanında elde ettiler. Onların yaptığı yolları, su kemerlerini, hamamları hepimiz tanıyoruz. Bu yapıların yıkıntıları bile bugün koca bir görünüm taşır. Roma'da, o koskocaman sütunlar arasında yürürken kendimizi sanki bir karınca gibi duyumsarız: "Roma�nın büyüklüğü"nün anısını yüzyıllar boyuncâ canlı tutan işte bu yıkıntılar olmuştur.

En ünlü yapı Colosseum diye bilinen geniş arenadır belki de ...



Sonraki yüzyıllarda çok hayranlık uyandıran örneksel bir Roma yapısıdır bu. Tüm olarak ele alındığında, işlevsel bir yapıttır: Geniş basamaklı tiyatronun (anfitiyatronun) içindeki sekilerin ağırlığını taşıyan birbiri üstüne konmuş üç kemer düzeninden oluşmaktadır. Ama Romalı mimar, bu kemerleri, Yunan tapınaklarının üç üslubunu da kullanarak klasik biçimlerle örtmüştür.

Birinci düzen Dor üslubunun bir çeşitlemesidir. Kare yüzeyler (metoplar) ve üçüz yivler bile yer almaktadır.

İkinci düzen İyon biçimindedir.

Üç ve dördüncüleri, yarım Korint sütunlarından oluşmaktadır.

Roma biçimleriyle Yunan biçimlerinin ya da başka deyişle "düzenlerinin" bir araya getirilmesi, gelecek kuşak mimarlarını çok etkilemiştir.

Yunan mimarisi, genellikle, özdeş biçimlerden oluşur ve aynı şey, Colosseum için de geçerlidir. Fakat zafer kemerlerinde, gerek ortadaki geniş kapıyı çevrelemek ve belirginleştirmek, gerekse bu kapının iki yanına daha dar açıklıklar koymak amacıyla, Yunan düzenleri kullanılmıştır. Bu düzenleme, mimarî kompozisyonda, müzikte akor kadar kullanılacaktır.

Roma mimarisinin yine de en önemli özelliği, kemerlerin kullanımıdır. Bilinmesine karşın, Yunan mimarisinde çok az, hatta hiç yeri olmayan bu buluşu, Romalılar bol bol kullandılar. Köşeli taşlarla bir kemer yapmak mühendislik açısından çok çetin bir iştir, ama yapıcı, bir kez bu tekniğe egemen olduktan sonra, onu daha atılgan tasarımlarda kullanabilir. Örneğin bir köprü veya su kemeri yapmak için payeler atabilir. Hatta bir kubbede bile bu tekniği uygulayabilir. Romalılar, değişik yöntemlerden yararlanarak, kubbe yapımında çok uzmanlaştılar. Bu yapıların en güzeli Pantheon'dur, yani tüm tanrıların tapınağı. Bugün hâlâ dinsel bir amaçla kullanılan ve klasik dünyadan kalan tek tapınaktır. Nitekim Hıristiyanlığın ilk yıllarında kilise haline getirilmiş böylece de yok olmaktan kurtarılmıştır.

midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Yunan mimarisi (Resimler)
« Yanıtla #2 : 06 Ocak 2009, 13:43:24 »






midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Yunan mimarisi
« Yanıtla #3 : 06 Ocak 2009, 13:43:40 »

Parhenon (Yunanistan / Atina)


Parhenon (Yunanistan / Atina)


Jüpiter tapınağı (Olimpia)
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Ynt: Yunan mimarisi (kolon yapısı)
« Yanıtla #4 : 06 Ocak 2009, 13:44:32 »

Temel kolon şeması


Dorik kolon


İyonik kolon


Korint kolon


Korint usülü kolon şeması



midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Yunan Mimarlığı (kitap)
« Yanıtla #5 : 29 Aralık 2011, 22:03:54 »
Yunan Mimarlığı
R.A. Tomlinson

Yunan Mimarlığı konusunda en yetkin isimlerden biri olan Prof. Dr. Tomlinson, Yunan Mimarlığına giriş niteliğinde hazırladığı eserinde, okuyucuların konu hakkında önceden bilgi sahibi olmadıklarını varsaymakta ve antik dünyaya ilgi duyan herkesin anlayabileceği bir üslupta konuları ele almaktadır.

Antik Yunan yapılarının tasarımları, inşaatlarında kullanılan yöntemler, kentlerin mimari düzenlemeleri, kentlerdeki kamu yapıtları ve işlevleri, sıradan insanların yaşadığı konutlar ve o dönem Yunan toplumunun ihtiyaçlarına ve şekilde cevap verildiği kitabın temel yapısını oluşturmaktadır.

Kitap, Anadolu'daki antik Yunan şehirlerini gezerken, yaşam alanlarını gözünüzde canlandırmanıza da yardımcı olacaktır.SİT
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Lykia- Karia'da Roma Dönemi Tapınak Mimarlığı
« Yanıtla #6 : 29 Aralık 2011, 22:08:45 »
Lykia- Karia'da Roma Dönemi Tapınak Mimarlığı
Ümit Serdaroğlu

Yazar, kitapta Lykia ve Karia bölgelerindeki irili ufaklı on beş adet, bölge dışından da beşadet tapınağı ele almakta, yapıların çevreleriyle olan ilişkileri, altyapı ve planları yönünden sınıflandırıp incelemektedir.

Yazar bu incelemeleri sonucunda Anadolu'da M.S. 1. yüzyıldan itibaren tapınak mimarisinde, içeriden dışarı doğru bir planlama yöntemi geliştirildiğini ve yaygın olarak kullanıldığını saptamakta, bu özgün planı geliştiren Anadolulu bir mimar veya mimarlık okulunun var olması gerektiğini ortaya koymaktadır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Roma Mimarlığı
« Yanıtla #7 : 29 Aralık 2011, 22:12:12 »
Roma Mimarlığı
Martin Thorpe

Bu kitap, Roma dünyasındaki mimarlık ve kent planlamasının oldukça iyi resimnlendirilmiş ve gerekli bilgilerle donatılmış bir anlatısıdır. Başlıkların ana konuları, ait oldukları toplumsal bağlam ve estetik değerlerle bir arada ele alınmıştır. Yazar, Pantheon'la konuya girerek, mimarlığın doğasını ve yaşamımızı etkileme biçimlerini incelemektedir. Kent planlaması, kamusal mimarlık, özel konutlar ve Roma mimarlığının mirası ile sonraki mimarlar üzerindeki etkilerini gösteren çizimlerle konular zenginleştirilmiştir. Romalı mimarların kullandığı başlıca malzeme ve yapı sistemleri ayrı bir bölümde ele alınmıştır. Roma Mimarlığına giriş amacıyla hazırlanmış olan eser, okuyucuların konu hakkında önceden bilgi sahibi olmadıklarını varsaymakta ve antik dünyaya ilgi duyan herkesin anlayabileceği bir üslupta konuları ele almaktadır.
midena pro tou telous makarize

Çevrimdışı Wolfeye

  • Yönetici
  • *
  • İleti: 4647
  • Teşekkür: 52
  • Cinsiyet: Bay
    • Sanat tarihi
Roma Sanatı ve Mimarlığı
« Yanıtla #8 : 29 Aralık 2011, 22:15:11 »
Roma Sanatı ve Mimarlığı
Mortimer Wheeler

"Sir Mortimer Wheeler, Roma Sanatı'nı incelediği bu kapsamlı eserinde; dönemin mimarlığını, şehir planlamasını, heykel, resim, gümüş işleme, cam, çanak-çömlek ve diğer sanatsal başarılarını tasvir etmektedir. Mümkün olduğunca geniş bir perspektiften bakan bir inceleme... Roma'nın bir dizi olağanüstü sanatsal başarılarını, isabetle seçilmiş resimlerle canlandırabilmemizi sağlamakta... okumayı haketmekte ve kuşkusuz geniş halk kitleleri tarafından okunmaya ve takdir edilmeye devam edilecek.
midena pro tou telous makarize